Etiket arşivi: zihin kontrolü

MK ULTRA PROJESİ /// DOÇ. DR. SİNAN CANAN : Zihin Kontrolü – Yeni paranoyamız


Bilgi (information), insan davranışlarını yönlendiren en önemli etkenlerden bir tanesidir. İnsanoğlunun yaşam süreci içinde karşılaştığı olaylara cevap olarak üreteceği davranışlar için bir hammadde sağlayan bilgi, çoğu kez bu davranışları bizzat şekillendirir. Dolayısıyla, bilginin kaynakları ve sunuluş biçimleri, doğrudan davranış kalıplarının etkiler ve insan davranışlarına yön verir. Günümüzde teknolojideki başdöndürücü ilerleme ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, bilginin, belki de gelmiş geçmiş en büyük silah olarak kullanılması konusunu kaçınılmaz bir şekilde önümüze getiriyor. Bilgi yoluyla zihin ve davranış kontrolü, her birimizi bireysel olarak ilgilendirdiği için, sanıldığından çok daha büyük öneme sahip.
Zira, bireyin bilinçlenmesi, toplumsal zihin kontrolünü güçleştiren en önemli faktörlerden birisidir ve zihin kontrol mekanizmaları en çok da bu alanda işletilmekte.

Zihin Kontrol Yöntemleri

Komplo teorileri ve bilim-kurgu meraklıları için zihin kontrolü, vazgeçilmez ve çekici konularda bir tanesidir. Örneğin ünlü ‘Mançuryalı Aday’ filminde, savaş gazisi askerlerin beyinlerine yapılan bir operasyonun, onları belli komutlara duyarlı robotlar haline dönüştürmesi ve bu askerlerin bir suikast silahı olarak kullanılması anlatılır. Gerçekte bu tip zihin kontrol yöntemleri teorik olarak mümkün olmakla birlikte, pratik uygulanabilirliği oldukça sınırlıdır ve kitlesel kontrol için uygun yöntemler değildirler. Yine son zamanlarda, özellikle elektormanyetik silahlar ve elektormanyetik (EM) dalgalarla zihin kontrolü konusunda yapılan spekülasyonlarda, bilimsel verilerle safsatalar biribirine karıştığı için ortalıkta göz gözü görmüyor! Kaynakları okuyan sıradan bir okuyucu, adeta CIA’nın merkez ofisindeki bir operatörün İstanbul’daki bir kişinin zihnini uzaktan, adeta bir oyun çubuğuyla kontrol edebileceğini, insanların aslında kolaylıkla robotlaştırılabilecek yaratıklar oldukları sanrısına kapılabiliyor.

EM dalgaların biyolojik dokuları, özellikle de beyni etkilediği bilinen bir gerçektir. Fakat insan davranışları çok karmaşık bir yapı sergilediğinden, beynin özel bölgelerine operasyonlarla bir takım minik elektrotlar yerleştirmeden, dışarıdan insan davranışlarını kontrol etmek oldukça zordur. EM dalgalarının bir çoğu, canlı bedene gönderildiğinde onu sadece biraz ‘ısıtır’; diğer başka tip EM dalgalar ise dokuda kalıcı hasarlara neden olabilir. Teorik olarak, beynin bazı zihinsel durumlarda yaydığı özel dalgaları algılayarak, buna uygun elektromanyetik sinyalleri tekrar beyine gönderip, çalışmasını etkilemek mükün olmakla birlikte, pratikte bunun yapılabilirlik ihtimali oldukça düşüktür (teknik zorluklara bağlı olarak). Bir başka güncel teori ise, özellikle görsel basında, hızla akan görüntüler arasına serpitirilen bilinç-altı (subliminal) mesajlarla yönlendiriliyor olduğumuz meselesidir. Bir düzeyde gerçekliği olmakla birlikte, bu tip yöntemlerin de istenen kitlesel etkiyi yaratmaktan uzak olduklarını biliyoruz.

Fakat zihin kontrolü için tek yol bunlar değil. Aksine, bu yöntemlerin yazılı ve görsel basında sıkça yer alması, aslında günlük yaşamda adeta bir bombardıman halinde üzerimizde denenen bir çok ‘günlük’ zihin kontrolü yönteminin gözden kaçmasını sağlıyor ve insanların, özellikle bu tip konuları ‘merak etme eğilimi gösterenler’in zihinler, bilim-kurgu yöntemlerle meşgul ediliyor. Özetle, ‘zihin kontrolü paranoyası’ ile zihin kontrolü!

Günlük (!) Zihin Kontrol Yöntemleri

Aşağıda, alınan bu bilgiler ve sosyal etkileşimler sırasında karşılaşabileceğimiz binlerce zihin kontrol yönteminden bir kaç tanesini sıralamaya çalışacağım. Bakalım her birimiz günlük yaşamımızda bunlardan kaç tanesine maruz kalıyoruz?

1. Grup baskısı: Ait olunan grubun değerleri dışında değerlerin kabul edilmemesi için yapılan telkinler, sınırlamalar bütünü.

2. Eski değerlere saldırı: Yeni bir takım fikirlerin kabulünü kolaylaştırmak için eski değerlere saldırarak onları gözden düşürmeye çalışmak (Bunun örneklerini sıkça yaşıyoruz).

3. Meta-iletişim: Konuşma veya yazma sırasında sürekli belli bir kelimeler dizgesini yahut belli bir jargonu kullanarak ana içeriğin üstünde mesajlar verme (örneğin, konuşmalarda sürekli olarak ‘ultra-yeni Türkçe(!)’ kelimeler ve anlaşılması zor ifadeler kullanarak verilen ‘ben sizden değilim/seçkinim’ mesajları).

4. Soru yasaklama: Otorite kullanarak, grup/cemaat/rejim içindeki hakim düşünceyi tehlikeye sokabilecek soruların önünün kapatılması, soru sormanın ayıplanması, cezalandırılması.

5. Lisan suistimali:
Lisanın kasıltı ve yaygın bir biçimde kötüye kullanılması ile insanların lisan yeteneklerini, dolayısıyla düşünme ve algı melekelerini sakatlamak (Televizyonlarımızdaki yaygın argolaşma ve lisan bozukluğu, bir örnek olarak verilebilir).

6. Celbedilmiş Söz-yitimi (afazi):
Tıbbi bir terim olan ve konuşma/anlama melekelerinin yitirilmesi anlamına gelen ‘afazi’nin toplumbilimsel türevi (isimlendirme, Sayın Alev Alatlı’ya aittir). Kelimelerin anlamlarında karmaşa yaratarak ve aslı/tanımı olmayan yeni kavramlar ortaya koyarak, insanların iletişim yeteneklerini baltalamak ve kişileri, aynı dili konuşmalarına rağmen, birbirlerinin dilinden anlamaz hale getirmek (Ülkemizin temel sorunlarından bir tanesidir; örnek: Televizyonlardaki bütün tartışma programları).

7. Giyim kodları: Giysilerde belli biçim ve işaretler kullanılarak mesajlar verilmesi; giysilere, aslında olmayan mesajlar yüklenmesi ve bu sayede insalar arasındaki farklılıkları pekiştirme/vurgulama çabası (örneklerini her gün görebiliriz).

8. Slogan atma/Slogan Düşünce:
Topluluğa ait düşünsel kalıpların bireyler arasında bilinçsizce ve sorgusuz olarak kabul edilmesine yönelik, yüksek sesle tekrarlanan sloganların atılması, sloganvari ifadelerin her fırsatta tekrarlanması (ki, bu yöntem, orijinal düşünce karşısındaki en önemli engellerden bir tanesidir).

9. Parasal bağımlılık:
Mali kaynaklar üzerinen bağımlı hale getirme. Bu şekilde bağımlı hale geitirlen birey veya topluluğun yönlendirilmesi büyük ölçüde kolaylaşır.

10. Sosyal yalıtım: Tehlikeli veya riskli dşünce/eylem sahibi birey veya grupların genel topluluktan ayrılması, iletişimlerinin kısıtlanması.

11. Kontrollü korku/paranoya: Toplumu veya bireyi sürekli gergin, korkulu bir halde tutmak üzere senaryolar üretme (A.B.D. yönetiminin kendi halkına karşı uyguladığı en yaygın kontrol yöntemlerinden bir tanesidir).

12. Zihin dumuru/Limbik ateşleme: Beyinde, cinsellik, iştah, zevk gibi duyularla ilişkili bölgelerin (örneğin Limbik sistemin) aşırı olarak uyarılmasını sağlayarak, üst beynin yüksek zihinsel işlevlerini dumura uğratmak, bireyleri zevkperest robotlara dönüştürerek, potansiyel düşünce suçlarını ve fikri tehlikeleri bertaraf etmek (Haber bültenlerinde, müzik kanallarında ve bazı özel kanalların genel yayın politikasında gözleyebileceğimiz cinsel, hatta sapkın içerikli haberler, diziler, filmler ve görüntüler, örnek verilebilir).

Yukarıda sayılanlar, aşikar bir çok yönlendirme mekanizmasının yanı sıra işleyen, biraz daha örtülü yöntemlerden sadece bir kaç tanesidir. Haber bültenlerinde haberlerin veriliş tarzının kanallara göre nasıl farklılıklar gösterdiğini, Amerikan filmlerindeki kahramanlık temalarını, gözümüze sokulan ve ‘izlenme rekorları’ kırdırılan dizilerde bize öğütlenen yaşam tarzlarını şöyle bir düşünmek yeter aslında. Bunlara benzer daha binlerce yöntemin var olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu yöntemlerin hiçbirisi tek başına bireyi veya toplumu yönlendirmede çok fazla etkili değildir. Fakat bunların birleşik halde, topyekün kullanılması, tahminlerin çok ötesinde kontrol başarısı sağlayabilir. Özellikle ülkemizdeki bir çok anormal toplumsal davranışın altında bu tip nedenlerin de rol oynadığına kuşku yok.

Bireylerin, kitlesel yönlendirme ve zihin kontrolü konularında bilinçlenmesi, bu mekanizmaları işlevsiz kılabilecek en önemli unsurlardan bir tanesidir. Fakat çok daha önemli olan husus, değerlerine bağlı, müsbete yönlendirilebilme potansiyeli taşıyan insanlar yetiştirmektir. Zira, belli değerleri olan insanlar, menfi yönlendirilmelerden en az etkilenen kişilerdir.

Eğer bir toplum, büyük oranda hayvani ihtiyaçlarını karşılamayı birinci öncelik edinmiş fertlerden oluşuyorsa, zihin kontrolörlerinin işi hiç de zor değil:

Havucu burnuna tut, at koşmaya başlayacaktır…

MK ULTRA PROJESİ : Zihin Kontrolü Bilimsel Bir Gerçek


Birçok insan tarafından komplo teorisi olarak bakılan “Zihin Kontrol” meselesi hakkında araştırmacı-yazar Ömer Özkaya ile ilginç bir röportaj gerçekleştirdik. Bu meselenin konuşulmasına olanak olmayan dönemlerde çıkarmış olduğu “Zihin Kontrol” isimli kitap halen bazı polis okullarında, “insan davranışlarını” gözlemlemede yardımcı kaynak eser olarak tavsiye edilmektedir. Ayrıca, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın kitap hakkında, “askeri birliklerde okunması ve satışına müsade edilmesi” hakkında tavsiye yazısı da bulunuyor.

“Zihin Kontrol” ile ilgili ilk olarak nelerden bahsetmek istersiniz?

3 yol uygulanır bununla ilgili. Kimyasal, elektronik ve metafizik yöntemler. Biraz daha bu işin başına gitmek gerekirse şunu unutmamamız lazım. Gerçeğin üç aşaması vardır. Önce alay edilir, sonra tartışılır, sonra da kabul edilir. Filozoflarla, peygamberlerle hep böyle olmuştur. Zihin kontrol meselesi de Türkiye’de alay edilme aşamasını geçti ve şuan tartışılıyor.

10 yıl önce konuşmaya korkuluyordu

Yani buna komplo teorisi diyenler meseleye böyle mi bakmalı?

Evet, hatta daha ötesi var. Yaklaşık 10 yıl önce bu meseleyi bilenler alaya alınırım endişesiyle bu konuda konuşmak istemiyorlardı. Prof. Dr. Selim Şeker hoca bunların dışında. Selim hoca 10 yıl önce çıktı ve böyle bir meselenin var olduğunu ve nasıl olduğunu anlattı. Türkiye bu meseleyi 10 yıldır konuştu. Artık tartışıyoruz. Bu aşamadayız. Ama bu çok geç oldu.

Dünya’da ne zaman başladı bu meselenin konuşulması?

ABD ve Avrupa’da konuşulmaya ve tartışılmaya başlanması 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonu. Yani biz bu konuda Batı’dan yaklaşık 60 yıl geriden geliyoruz.

O zaman Türkiye’de Devlet bu çalışmaları henüz başlatmadı. Yoksa haberdar mı değiliz?

Ne yazık ki Türkiye sorunlarını biriktiren bir ülke. New York Times’ın Türkiye eski temsilcisi Stephen Kinzer’in ifadesiyle, Türkiye soğuk savaş yıllarında Nato’nun hazırladığı raporlara göre hareket etti. Soğuk savaş bittikten sonra Türkiye kucağında binlerce mesele buldu. Fakat Soğuk savaş yıllarında bütün işlerini Nato’ya havale etmiş olmanın rahatlığıyla, Soğuk savaş sonrası karşılaştığı meseleleri çözecek uzmanları yoktu. Zihin kontrol meselesi de bunlardan birisi. Benim bildiğim kadarıyla bu devlet seviyesinde ele alınmadı henüz.

3. Dünya ülkesi vatandaşları denek olarak kullanıldı

Kimler üzerinde deneniyor bu zihin kontrol çalışmaları?

Bundan 5-6 yıl öncesine kadar, Batıdaki hapishanelere yada hastanelere düşmüş 3. dünya ülkeleri vatandaşları -buna Türkiyemizin insanlarıda dahil- hastanelerde yada hapishanelerde kobay olarak kullanıldılar. Tabi onlar bu tür deneylere maruz kaldıklarından haberdar değillerdi. Yani başı ağrıyana al sana baş ağrısı ilacı deniyordu ama o aslında baş ağrısı ilacı değildi. Yeni geliştirilen ve etkileri gözlenmek istenen bir maddeydi.

Buna bir örnek verebilir misiniz?

Zihin kontrol kitabının hikayesi de böyle başlıyor. İsveç’te bir restorant açıp oraya yerleşen bir Türk’ün hapishanelerde ve hastanelerde başına gelen bir hadiseyle başlıyor. Ne yazık ki 3. dünya ülkesi vatandaşları kendi ülkeleri tarafından ilgisiz bırakılıyor. Bu ilgisizliğin sonucu olarakta vatandaşları, Batı laboratuvarlarında, Batılı gizli servislerin fonladığı sağlık kuruluşlarında bir kobay olarak kullanılmasının önünü açıyor.

Toparlamak gerekirse Batı’da benzer duruma maruz kalmış olan vatandaşlarımız var. Bu insanlarımızın maruz kaldığı bu hadiseleri araştırmak, soruşturmak üzere bir birimin oluşturulması lazım. Sağlık açısından, hukuki açıdan, o insanların topluma yeniden kazandırılmaları açısından yapılması gereken bir çalışma. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, BM’ye veya gidebileceği her yere kadar hukuken götürülmeli.

Gezi olayları sırasında Başbakan’a “Zihin Kontrol” uygulanmış olabilir

Şahısların buna maruz kaldığını söylediniz. Peki toplumlara yada Devlet başkanlarına karşı bunların uygulandığını düşünüyor musunuz?

Doğrusu Taksim Gezi hadiseleri sırasında Başbakanımızın açıklamalarına baktığım zaman ben acaba Sayın Başbakan’ın dışarıdan psikolojisini bozmak üzere bir müdahale mi var diye düşündüm.

Bu mümkün mü?

Zihin kontrol kitabında kaynağıyla mevcut. 2006 yılında Rusya’dan KGB Generali Ratnikov, Rus Devletinin resmi ajansı üzerinden bir açıklama yaptı. Resmi ajans ifadesini ısrarla vurguluyorum. General Ratnikov yaptığı açıklamada, özetle diyor ki, “Benim başında bulunduğumun birimin görevi Rus Devleti’nin tepe yöneticilerinin bilinçaltlarını dış etkilere karşı korumak.” Bilinaltı dış etkilere karşı nasıl korunur? Duvar mı örecek? Dolayısıyla bir Devlet’in tepe yöneticilerinin bilinçaltlarına dışarıdan bir müdahale mümkün. Umarım böyle değildir ama benim gördüğüm kadarıyla Türk Devleti’nin tepe yöneticilerinin bilinçaltları dış etkilere karşı açık ve biz bu yöneticileri sadece fiziki korumaya alıyoruz. Dolayısıyla bizim yöneticilerimizin bilinçaltlarını dış etkilere karşı korumaya almamız lazım.

Hafızanın kimyasal yada elektronik nakli bilimsel anlamda gündemde. Buna yönelik ne düşünüyorsunuz?

Hz. Süleyman kıssasının anlatıldığı surede, Allah diyor ki, “Biz Süleyman’a rüzgarla konuşmayı öğrettik.” Bakın bu anlık bir mesele. Biz hikmeti verdik o da konuştu. Yani haşa şöyle değil, biz Hz. Süleyman’ı 8 ay kursa gönderdik sonra kuşlarla konuşmaya başladı demiyor. Dolayısıyla orda anlık bir hikmet var. Selim Şeker hoca’dan dinlediğim kadarıyla şöyle aktarabilirim: Kullanılan çiplerin elektronik devreleri ile beyin sinirleri arasında bir irtibata çalışılıyor. Selim hoca, bu çalışmalarda bir mesafe katedildi ama istenilen düzeyde değil diyor. Bu irtibat sağlıklı bir şekilde kullanıldığı an, sinema şekliyle anlatmak gerekirse örneğin size tarih çipini takacaklar ve bir anda tarih alimi olacaksınız. Eğer doğru anlamışsak Hz Süleyman kıssasındaki hikmetin verilmesiyle bu mesele birbirine benziyor.

Abdestli olmak ve düzenli yaşam “zihin kontrol”den korur

Son olarak, “zihin kontrol” operasyonlarından insanlar bilimsel veya dini olarak nasıl korunabilirler?

Kuran-ı Kerim En’am Suresi 121, “Şeytanlar dostlarına fısıldar, telkinde bulunurlar.” diyor. Burada sihirli kelime “telkin”. TDK sözlüğüne göre telkin, yeni bir bilgi yüklemesiyle kişideki eski bilginin değiştirilip yeni bilginin kişiye kabul ettirilmesidir. İşte bu zihin kontroldür. En’am Suresinin bu ayetinde de belirtildiği üzere insan zihni telkine açıktır. Ama sizin sorunuza gelecek olursak. Bu yada bundan sonrası inançla alakalı bir durum. Haluk Nurbaki Bey’e göre, -bilimsel olarak mümkün olduğunu ilk açıklayan ve altınada imza atan ilk hoca- abdestli dolaşmak, zihin kontrole yakalanma ihtimalinizi azaltır. Hayatınızın belli bir disiplin içinde olması bu ihtimali azaltır.

Röportaj, Fotoğraf: Ömer Can Talu, Melike Söalp

http://anahtar.tv/2013/11/23/zihin-kontrol-bilimsel-bir-gercek/

SURVEILLANCE : EVDE RF DALGA TARAMASI NASIL YAPILIR ? /// RF SCANNING IN HOME


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=ERtBLvrtdxU&feature=youtu.be

SURVEILLANCE : EMF SALDIRILARINDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ (İNGİLİZCE)


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=l6x9uj0HTdc&feature=youtu.be

KAMPANYA : MK ULTRA KONUSUNDA TBMM’YE VERİLEN DİLEKÇEYE SİZDE İMZA VERİN


NASIL KATILACAKSINIZ ?

Bu Linke tıkladığınızda sağ alt köşede KURUMSAL BAĞLANTILAR çıkacak.

Burada E-Dilekçe yazan yere tıklayın.

Dilekçe Komisyonu butonu çıkacak.

Burada İmzalayabileceğim Dilekçeler bölümü’ne tıklayacaksınız.

Konu Ara bölümüne : Psikotronik yazılacak.

Ve gelen sayfada RESMİ KURUMLARIN T.C. VATANDAŞLARINA KARŞI KULLANDIĞI PSİKOTRONİK SİLAH TEKNOLOJİSİ’ne gireceksiniz ve İMZALA yazan yere tıklayacaksınız. Hepsi bu kadar.

DİLEKÇEYİ İMZALAMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

***

Bu kampanya, -Batıda- hakkında belli bir şuur ve tepki oluşmuş TELEGRAM (Zihin Kontrolü) konusunda, -kendi çapında- vatandaşları kaba hatlarıyla da olsa bilgilendirmek ve potansiyel mağdurların oluşmasını engellemek için hazırlanmıştır.

Amacımız, insanlığı tehdid eden ve birçok bakımdan ele alınması gereken, bu yazımızda bizim işaretlemeye çalışacağımız üzere ve literatüre girdiği şekliyle “bir vasfı da” ASKERÎ SİLAH olan bu vahşice uygulamanın tehlikelerine işaret etmektir. Yanısıra, meselenin -maalesef- psikolojik problemler yaşayan insanların uydurmaları veya esrarlı romanlarda geçen hayal ve kurgulardan ibaret olmadığını göstermektir. Yine bu çalışma, bir yandan birçok ülkede bu alanda yapılan çalışmalara temas ederken, diğer yandan meselenin özüne vâkıf kişi ve kuruluşlar tarafından TELEGRAM’a gösterilen tepkileri paylaşma arzusuyla kaleme alınmıştır.

“TELEGRAM, askerî bir silahtır” dedik. Fakat bu silah türü, "konvansiyonel" dediğimiz, kabul edilmiş, genel mânâda bilinen silahlardan kimi farklılıklar arzeder:

Bunlardan birincisi, başka hiçbir silahta olmayan bir özelliktir ki, “silahı kullanan” ve “hedef kişi” dışında bir üçüncü kişi, bu silahın etkisini göremiyor, duyamıyor ve hissedemiyor. Sadece “hedef kişi”nin tepkileri müşâhede edilebiliyor.

Bir diğer farklılık da, “askerî silah” olmasına karşılık, kendine has özelliklerinden dolayı, ortada fiilî bir savaş hâli olsun veya olmasın kullanılabiliyor. Birçok ülkede, o ülkenin iç ve dış savunmasından sorumlu askerî, inzibatî ve istihbarî kurumların görevlileri tarafından, ülke içi veya dışında, hem siyasî ve ideolojik olarak kendilerine “yakın” sayılabilecek insanlara, hem de kendi siyasî ve ideolojik görüşlerine “aykırı” görülen şahıslara tatbik edilebiliyor. Bir diğer deyişle, yabancı veya vatandaş ayırımı yapma gereği duyulmaksızın, “kurban” kişi bazen “kobay” bazen de “hedef” addedilerek uygulanabiliyor. Deneme, geliştirme ve uygulamaların “gizliliği” buna imkân sağlıyor.

“Zihin kontrolü” teknolojisinin, sadece kelime anlamına bakılarak “nezih ve temiz bir iş"(!) olduğu zannedilmemelidir. İnsan fıtratına tamamen ters nitelikte olan bu silahın en önemli hedeflerinden biri de, “kurban”a beyin kontrolü ile paralel olarak -yine askerî literatüre yerleştiği şekilde- MAXIMUM PAIN (en üst seviyede acı) verebilmek çünkü.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde TELEGRAM mağdurları var. Mağdurların kurduğu dernekler; hâdise etrafında yayınlanan birçok ciddi kitab, dergi veya gazete makalesi; yine, internette sayısız makale, araştırma ve döküman mevcut. Batıdaki bazı organizasyonların bu mesele merkezinde düzenli olarak seminer ve konferanslar tertib ettiklerini de biliyoruz; insanları şuurlandırmak için ciddi bir mücadele veriliyor.

Bu gelişmeler ülkemiz dışında tüm hızıyla sürer ve insanlar arasında günden güne yayılan genel bir şuurlanma süreci yaşanırken; üstelik ABD ve Rusya başta olmak üzere kimi ülkelerde protesto gösterileri bile yapılırken; TELEGRAM’a karşı dünyadaki en etkili mücadeleyi veren insanlardan Mind Justice Organizasyonu başkanı Cheryl Welsh’in ifadesiyle, “ATOM BOMBASINDAN DA TEHLİKELİ” bu silaha karşı maalesef ülkemizde yeterli bir kamuoyu tepkisi gelişmemiştir.

Fakat herşeyin üstünde, bu silahın hedefi olan fikir adamı Salih Mirzabeyoğlu’nun yaşadıklarından ve aktardıklarından ilhamla şunu söylemeye mecburuz: BU İNSANLIK DIŞI SİLAHIN UYGULAMA SAHASI BU ÜLKEDİR VE EN BÜYÜK MESULİYET DE BU ÜLKENİN İDARÎ MEKANİZMASINDA YER ALANLARIN PAYINA DÜŞMEKTEDİR.

Askerî terminoloji içerisinde “ÖLDÜRÜCÜ OLMAYAN(!) ELEKTROMANYETİK SİLAHLAR” kategorisinde yapılan bu çalışmalar, ülke halkından tamamen gizli, siyasî yöneticilerinse bir bölümün "kısmî bilgisi" dâhilinde yapılıyor. Bu husus, hem TELEGRAM teknolojisinin patentini ellerinde bulunduran bellibaşlı ülkeler, hem de Türkiye gibi bu silahların sadece "uygulama alanı" (DELTA) olan ülkeler için geçerli. Böylesi anormallikler, aslında bir bakıma “normal”. Çünkü yapılan çalışmaların herkesin önünde ve bilgisi dahilinde olması, -bu işkence ülkelerarası “insan hakları” kriterlerini ihlal etmeden devam ettirilemeyeceği için- mümkün değil.

Bu derece vahim ve çok gizli bir askerî silah sözkonusu iken; dünyada “elektromanyetik silah” yarışı tüm hızıyla devam ederken; Türkiye, Irak, Filistin, Afganistan, Lübnan, Kosova, Çeçenistan gibi ülkeler bu silahların deneme, kullanım ve geliştirme sahaları olmuşken; hattâ Bhutan gibi ismi bile pek bilinmeyen ülkelere kadar kendine tatbikat alanı bulabilmişken; Türkiye’deki bilgisizlik ve aldırmazlık, belki de silahın kendisi kadar ürkütücü. Yaptığımız çalışma, ülkemizde yaşanan bu gidişata işaret etme kaygısını da taşıyor.

Bazı Türk bilim adamlarının çıkışlarını övgüye değer bulsak da, maalesef yetmiyor. Ülkemizdeki bu atmosferi dağıtmaya ve insanımızı şuurlandırmaya yönelik her türlü ciddi açıklamayı, veri paylaşımını ve bu gaye çerçevesindeki her çeşit müsbet faaliyeti yahud böylesi faaliyetleri tetikleyecek “gayret”i çok kıymetli buluyoruz.

Böylelikle, yazımızın genel çerçevesi de de ortaya çıktı sanıyoruz.

TELEGRAM VE ETKİLERİ

Uluslararası ASKERÎ SİLAH literatüründe “ÖLDÜRÜCÜ OLMAYAN” (Non-lethal) kategorisindeki “ELEKTROMANYETİK SİLAHLAR” (Electromagnetic Weapons) arasında çok özel bir yeri olan "ZİHİN KONTROLÜ" (Mind Control) yâni TELEGRAM, hem o silahı, hem de o silahın etki alanını ifade eder. TELEGRAM, herşeyden önce bir “cihaz” veya “cihazlar bütünü”ne dayanır. Mesele, “şunu şöyle söylediler, duygu ve düşüncelerimizi manipüle ettiler” meselesi değildir burada.

TELEGRAM’da, çok kaba bir ifadeyle, göz ve kulak gibi aslî duyular “by-pass” edilerek, yâni DOĞRUDAN BEYNE normal yahud anormal görüntü ve sesler nakledilerek, vücudun istenilen kısımlarına acı verme gibi metodlarla da desteklenerek, “hedef kişi”nin iradesi kırılmaya ve zihnen “kontrol” altına alınmaya çalışılır. Bu süreçte, “hedef kişi”den gelen beyin dalgaları çözümlenerek, o kişinin duygu ve düşünceleri de “okunur”.

TELEGRAM saldırısı neticesinde “hedef kişi”de meydana gelen etkilerin bazılarını –literatüre geçtiği hâliyle- şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Bir sebebi olmadığı hâlde, kulaklarda sürekli çınlama.

2. Fizikî ve ruhî bir sebeb yok iken, elektrik çarpmasına benzer bir duyguyla âniden uykudan uyanma.

3. Uyarıcı bir madde kullanılmadığı hâlde, gece yatarken uzun süre güçlü bir uyanıklık hâli hissetme.

4. Vücutta, özellikle kol ve bacaklarda iğne batmasına benzer acı ve yanmalar.

5. Vücutta, özellikle kol, bacak ve parmaklarda âni kramplar ve sık sık kas atmasına benzer titremelerin olması.

6. Vücutta, özellikle yüz ve kasıklarda şiddetli kaşıntılar.

7. Dinlenme hâlinde olunduğu hâlde, âni kalb çarpıntısı ve stres duygusu.

8. Bilinir bir sebeb yokken vücut sıcaklığında âni yükselme ve âni terleme hâli.

9. Yorgun olunmadığı hâlde, vücuda âni bir yorgunluk ve hâlsizliğin çökmesi.

10. Baş ve vücudun çeşitli bölgelerinde âniden başlayan ve âniden biten ağrılar.

11. Kafada tansiyon yüksekliğine benzeyen bir şişkinlik ve saç derisinde yanma hissi.

12. Aşırı unutkanlık; düşünülen bir şeyin zihinden âniden silindiği veya düşüncelerin aktığı hissi.

13. Cinsî organda titremeler ve sebebsiz ereksiyon veya orgazm.

14. Sebebsiz olarak, aşırı heyecanlanma, sinirlenme, üzüntü, ümitsizlik gibi duygular, sıradan olaylara aşırı tepkiler verme.

15. Gözler kapatıldığında, hattâ açıkken, gözün önünde üç buudlu resimler canlanması.

16. Şuursuz olarak sürekli zihinde birşeyleri tekrarlama.

17. Kafa içinde nereden geldiği belli olmayan ses veya gürültüler duyma.

18. Görülen ve duyulan herşeyin sanki birileri tarafından izlendiği ve zihnin okunduğu duygusuna kapılma.

19. Bulunulan herhangi bir yerde, sık sık, cisimlerin ısı değişimlerinde çıkardığı seslere benzeyen çıtlama sesleri duyma.

20. Kol saati ve benzeri şahsî cihazlarda bulunan pillerin, normal ömürlerinden daha kısa bir sürede bitmesi.

21. Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları.

22. Duyulan sesin yönü, şiddeti ve muhtevâsının değişmesi.

23. Göz kapaklarının denetlenerek, konuşmanın bozulması.

24. Zahmetli işler sırasında omuzlar ve kollar zorlanarak kazalara sebeb olma. Bir şey yaparken dirseklerin dürtüklenmesi ve işe engel olma. Bacaklarda ağrı ve gereksiz hareketlenme, sağ ve sola sallanma ve aşırı sertleşme.

25. Ayağın zor ulaşılan yerlerinde kaşınma ve kızarmalar.

26. Sırttaki büyük kaslarda kasılmalar.

27. El hareketlerinin kontrol edilmesi.

28. Düşüncelerin okunması yahud dışarıdan düşünce nakledilmesi.

29. Rüyaların kontrol ve manipüle edilmesi.

30. Hareket eden hayalî görüntüler görülmesi.

31. Göz kapaklarının sürekli açık tutturulması.

32. Sürekli kulak çınlaması.

33. Çene ve dişlerin sebeb yokken titremesi.

34. Sindirim sistemi ile alâkalı olarak, bağırsak hareketlerinin kontrol altına alınması.

Bu silahı diğer konvansiyonel silahlardan ayıran, -yukarıda saydığımız özelliklerinin dışındaki bir diğer- hususiyeti de; "KİŞİYE ÖZEL" ve "AYARLANABİLİR" olması, yâni hedef kişinin fizik, ruh ve beyin yapısına göre saldırı imkânı sağlaması. Şöyle ki, hedef kişi dışında kimsenin duyamayacağı seslerle beraber kimsenin göremeyeceği görüntüleri nakledebilmenin sözkonusu olduğu ve bunun da “mevcut sahne”de görev alan “emir eri” veya “gönüllü” piyonların bulunduğu bir ortamda yapıldığı düşünülürse, hedef kişinin her yönden kuşatılmaya çalışıldığı, tamamen çökertilip kontrol altına alınmak istendiği anlaşılır. Hâdisenin sadece ses ve görüntü “alışveriş”inden ibaret kalmadığı ve yine bu elektromanyetik silahla MAXIMUM PAIN (En Üst Seviyede Acı) vermenin operasyona dâhil edildiği gözönüne alınırsa, TELEGRAM’ın korkunçluğu daha da aydınlanır.

MK ULTRA PROJESİ : CIA VE TAVISTOCK İNSAN İLİŞKİLERİ ENSTİTÜSÜ


CIA VE TAVISTOCK NSAN LKLER ENSTTS.pdf

ÖNEMLİ /// MK-ULTRA & MIND CONTROL & ZİHİN KONTROLÜ HAKKINDA DÖKÜMANTER /// MKULTRA OFFICIALS


MK-ULTRA (PDF DÖKÜMANLARI)

BURADAN İNDİRİN …

https://www.box.com/s/7ad31628292f70a8b87f

TAVISTOCK INSTITUTE MK-ULTRA FAALİYETLERİ

BURADAN İNDİRİN …

https://www.box.com/s/f117ccab9062e2580fd9

ZİHİN KONTROLÜ İLE İLGİLİ BELGELER

BURADAN İNDİRİN …

https://www.box.com/s/499e091d87f1bace7351

MK-ULTRA İLE İLGİLİ BELGELER

https://www.box.com/s/e223aac5a29964efcf49

%d blogcu bunu beğendi: