Etiket arşivi: zihin kontrolü

TAYYİP ERDOĞAN, ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR /// MERAK EDENLER İÇİN


MK ULTRA PROJESİ /// ZİHİN KONTROLÜ : ELEKTROMANYETİK MİKRODALGANIN ASKERİ KULLANIMI


Dr. Armen Victorian

Lobster Magazine`den.

`Bu zavalli iblisler istirap vermeyi ancak ruhunuzu kaybettiginizde durdururlar.`

Psikotronik Çag

Eski Sovyetler Birligi, Bati dünyasinda psikotronik olarak bilinen, enerji biliminde ve psikoenerji teknolojisinde uzun bir programlar tarihine sahipti. Son zamanlara kadar, bu teknolojiyi temellendiren baslangiç çalismalarinin büyük çogunlugu Bati`da yapildi ve Sovyetler Birligi`ne kaçirildi. Yillarca Bati`nin bilimsel toplumu, Moray, Abrams, Hieronymous, Tesla, Dela Warr, Down ve Reich gibi kisilerin çalismalarini önemsemeyerek, Sovyetler`e psikotronik silahlardaki durumlarini pekistirmek için en azindan 30 yillik bir öncelik verdi. Brejnew, 1978 SALT görüsmelerinde, ` insan aklinin kavrayabileceginden daha korkunç ` silahlarin yasaklanmasini önerdiginde Baskan Carter`in önerilen sey hakkinda bir fikri bile yoktu.

Pandora Projesi

Moskova`daki Amerikan Elçiligi 1960 dan 1965 e kadar orada çalisan Amerikali personel arasinda, Amerikan Elçisi`nin daha sonra ölmesini de içeren, çok çesitli fiziksel ve zihinsel hastaliga neden olan elektromanyetik ve migrodalganin bir karisimi ile kusatildiginda, Amerikan yönetimi psikotronik gerçegine uyandi. Bir zamanlar Savunma Bakanligi`nin Bilim Danismani, simdi emekli olan, Dr. Stephen Possony bana dedi ki:

` Moskova `daki elçinin ve diger çalisanlardan bir çiftin, lösemi nedeniyle orada ölmesinden sonra orada ne olduguna çok dikkatle arasrirmamiz için ani bir emir geldi. Dev bir proje yürürlüge girdi. Bu tümüyle PANDORA Projesi olarak bilinen hale geldi ve bu CIA` yi, Ileri Arastirma Proje Ajansi ( ARPA ) yi, Devlet Departmani`ni, Donanma`yi ve Ordu`yu da içeren TUMS, MUTS, ve BAZAR Projeleri gibi çok sayida paralel projeyi ihtiva etti. Bunlar yayilan Sovyet mikrodalgalarinin hayvanlar ve insanlar üzerindeki etkilerini incelemek için görevlendirildi. Sonradan ` Moskova Sinyaleri ` olarak adlandirilan elektomanyetik sinyaller, Moskova`daki Amerikan Elçiligi`ni her gün hedefledi. Kisa ` S ` ve uzun ` L ` spektromda bu sinyaller bazilari rastgele olan gelisme örnekleri ile karmasik modülasyona sahipti. ARPA`nin 20 Aralik 1966 tarihli Çok Gizli notu bu projenin önemini gösteriyor. Tehtidin ne oldugunu belirlemek için Beyaz Saray, Birlesik Devletler Haberalma Heyeti ( USIB ) vasitasiyla, Devlet Departmani, CIA ve Savunma Bakanligi için de bir arastirma çalismasinin yürütülmesi için direktif verdi. Ulusal Programin koordinasyonu " TUMS " kod adiyla Devlet Departmani tarafindan yapildi. ARPA insan üzerinde düsük seviyeli elektromanyetik radyasyon etkileri bulunan potansiyel tehditlerden birisiyle ilgilenen tüm programin seçilmis bir kisminda temsil edilmekte ve bunun üzerinde arastirma yürütmektedir. Bu not PANDORA diye adlandirilan bu programdan elde edilen ilk sonuçlari özetlemektedir.

1976 yilinda Devlet Sekreteri Henry Kissinger Amerika`nin Moskova`daki Elçiligi`ne Moskova Sinyali ile ilgili çalismalarin sonuçlarini özetleyen asagidaki telgrafi gönderdi.
Konu: Radrasyon ve Ultra Yüksek Frekans ( UHF ) ve Elektromanyetik Tehlikeler 16 Nisanda AFSA baskani John Hemenway AFSA`nin yönetim kuruluna asagidaki raporu sunmustur. 1960 dan baslayarak Sovyetler Birligi Amerika` nin Moskova Elçilgi`ne akli kaybettirmeyecegi hesaplanan fakat personel üzerinde psikolojik etkilere neden olan yüksek frekansli radrasyon huzmesi gönderdi. Sovyetlerin çalisan personelde ( en azindan 1960 a kadar ) basarmayi hesapladigi etkiler, (A) Kiriklik – keyifsizlik, (B) Sinirlilik – alinganlik, (C) Asiri yorgunluk – bitkinlik hallerini içermektedir. Bu zamanlarda Sovyetler neden olunan etkilerin geçici olduguna inandilar. Daha sonra bu etkilerin geçici olmadigi dogrulanmistir. Böyle radrasyona ve Ultra Yüksek Frekansli / Çok yüksek Frekansli ( UHF/VHF ) elektromanyetik dalgalara kesinlikle baglanan seyler: (A) Katarakt, (B) Kalp atisini etkileyen kan degismeleri, (C) Habis urlar (D) Dolasim problemleri, ve (E) Sinir sisteminin sürekli gerginlgi. Birçok durumlarda, sonraki etkiler isin verildikten on yil veya daha uzun süre sonra asikar hale gelir.

1974 yilinda V. P. Kaznacheyev ispat etmistir ki, ölüm uzak bir mesafeden ultraviyole isinlar kullanilarak nakledilir. Ayni yilda, bir Çek mühendis, Robert Pavlita böcekleri uzak bir mesafeden psikotronik cihazlkar kullanarak öldürebildigini gösterdi. Amerikan Haberalma Servisinin raporuna göre Pavlita – güçlü ve kontrol edilemez heyecanlara, hastalik nöbetlerine, felce ve ölüme neden olacak kapasiteye sahip olan biri 320 km. digeri daha uzun mesafeden etkili olan iki psikotronik silah gelistirdi. O zaman Pavlita`nin psikotronik üreteçlerin yapimi konusunda 30 yilik bir tecrübesi oldugu rapor edildi. Benzer islerin delilleri Bati`da ortaya çikmaya devam etti.

1979 yilinda degisim programiyla Prag Üniversitesi`nde çalisan bir Amerikali biyofizikçi fazla bir süre önce dedi ki, " Benim varmamdan hemen önce bir Dogu Alman yüksek lisans ögrencisi süper iletken dalga klavuzu ( büyük bir hassaslikla radyodalgalarini hedefleyen ve onlari siraya sokan ve sogutucu bir mahlutla sogutulan bir cihaz) kullanan bir projede çalisirken öldürüldü. Asil sasirtici olan bundan sonra olandir. Sovyetler fizik laboratuarinin tüm duvarlarini yiktilar, sogutma cihazlarini, dalgaklavuzlarini ve diger donanim Çek- SSCB siniri yakinindaki bir kaleye nakledildi " . Biyofizikçi dedi ki, " Projeye yardim eden diger proföserlerden ögrendigime göre birkaç ay sonra Sovyet bilim adamlari bir kilometre ötedeki bir mesafeden keçileri öldürebilmisler ve keçilerin kafasinin görünüs açisina bagli olarak iki kilometreden fazla bir mesafeden keçilerde yanlis yönlenme ve kapasite düsüklükleri etkilerine neden olmuslardir ".

Sovyet ` Agaçkakan ` sinyali. ` Moskova Sinyali`nden sonra Amerika`da alarma neden olan ve ` Agaçkakan ` sinyali olarak adlandirilan ikinci Sovyet aktivitesi ilk olarak 1975 in sonlarinda kesfedildi. Ülkedeki 21 MHz. de yayin yapan radyolarda toplanabilen bu yüksek frekansli sinyaller bir agaçkakanin çikardigi sesler gibi ` tak, tak, tak ` seslerine haizdi. Bunlarin kaynaklarinin en sonunda Riga, Latvia`daki üç istasyonda izi bulundu. Yayilan sinyaller 7-7,5 Hz olan yerkürenin dogal zemin elektromanyetik alanindan 25-30 defa daha kuvvetli olabilmekteydi. Dünyadaki memelilerin beyni tabii olarak 7-7,5 Hz. lik frekansla yüklüdür. Fakat memelilerin %25 nin beyinleri Agaçkakan sinyallerinin 10 Hz. lik modülasyonlariyla etkilenebilir. Sira ile bu modülasyonlar dogrudan insan beynine yollanacak bir mesaj tipini tasimak için adapte edilebilirler. Yayin frekansinda oldugu gibi yayinlanan pulsun karakteristiginde sik sik vuku bulan degismeler birilerine bunun uzaktan kontrol veya telemetri için kullanilabildigi fikrini verdi. Bununla birlikte Savunma Haberalma Servisi tarafindan toplanilan istihbarat gösterdi ki; ` Agaçkakan ` Sovyetlerin – ufuk – radari ( OTHR ) üzerindeki gelistirmelerinin ilk tesebbüsleriydi. Ilk radar sitesi 1975 yilinda insa edildi. Atölye testleri basladi ve birkaç yil sürdü. Elektromanyetik sinyallerin Kutup Iyonosferi`nden geçerken zayifladigi ortaya çikti. Atilan 10 füzeden, radar yanlizca birkaçinin kesfini ( bulunmasini ) garanti eder. ` Agaçkakan `, daha sonra Bilimsel Arastirma Enstitüsü ( N I I )`nin direktörü olan, bas tasarimci F. Kuzminsky`nin beyninin ürünüdür. Kuzminsky ile bir teknik bilim danismani olan Vladimir Ivanovich Markov arasindaki güç mücadelesi projeyi bir durma noktasina getirdi. Sistemin problemlerini açikca çözmesine ragmen, Kuzminsky Sovyet rejiminin destegini almayi basaramadi ve onun sistemi asla tamalanmadi.

` Agaçkakan ` sistemi üzerine DIA` nin raporu bir ` silahlar sistemi ` olarak Kuzminsky`nin çalismasina defalarca atifta bulunmasina ragmen, simdi ` agaçkakan `nin insan beynini bozmak için düsünülerek tasarlanmadigi açiktir. Bunun henüz kesfi üzerine, bunun ` dünyanin iklimini kontrol etme veya SSCB disindaki insanlarin üzerinde fiziksel ve psikolojik etkiler yaratmak için ` bir araç olacagi farzedildi.

Benzer mesnetler simdi Amerika`da Alaska`da insa halinde olan Amerikan Savunma Bakanligi`nin HAARP programina atfedilmektedir.

Savunma Bakanliginin Programlari

Arkadan yetismeye çalisan Amerikan Ordusu ve Donanmasi elektromanyetik, mikrodalgalar, radyo frekanslari v.s. üzerine yogun arastirma programlari baslatti. Bu programlarin çogu çok gizliydi ve hala öyle olmaya devam ediyor. Baslangicta gizli olmayan bazi bölümler 1970 lerin sonunda gizli hale getirildi. Bu programlarla ilgili alanlar nerede ve ne zaman varsa CIA oraya ayagini basti ve bunlari fonlayarak arastirmanin boyutlarini genisletti ve sonuçlarini paylasti. Kamu tarafindan yapilacak sorusturmalari önleyecek kanunlar getirildi. Bu programlarla mesgul olan akademik elemanlarin üniversite yetkilileri tarafindan sorgulanmasi önlendi. Egitim degerleri ve ahlak yersiz hale geldi. Benzer bir durum bazi Ingiliz Üniversiteleri`nin kampüslerinde de görüldü. Bazi deneysel programlarin sonuçlari sok ediciydi. Çesitli askeri ve haberalma kuruluslarinin iyonlastirmayan radyasyonun ve mikrodalgalarin insan üzerindeki mümkün zarali etkileri konusunda süpheleri vardi. Savunma Haberalma Servisi, CIA ve Ordu, eski Sovyetler Birligi tarafindan yapilan ilerlemeleri ve onlarin uydularini yillarca gözlüyordu. Elektromanyetik Frekanslar (EMF)`nin ve mikrodalgalarin zarali etkileri üzerine istihbarat raporlarina ragmen, onlar gerçekleri kendileri tesbit etmeye çalismaya karar verdiler. PANDORA Programi neticede bir atlama tasiydi.Genisletilmis deneyler anlasma yapilan müteahhit kuruluslar vasitasiyla veya kendi laboratuarlarinda Ordu`da, Donanma`da, Hava Kuvvetleri`nde ve CIA` da gerçeklestirildi.

Müteahhitler onlara gönülsüz insan deney standini tedarik ettiler. Bazi askeri anlasmalar oldukça tehlikeli çevrelerdeki çalismalari ihtiva etti. Bazilari hala böyle devam etmektedir. Bazi zamanlar, onlarin çalisanlari bunun farkina vardilar ve hala bunun devam etmesine izin veriyorlar. Iki ana sebep vardi: (a) karli anlasmanin maddelerine razi olmak; (b) radyasyonun insan üzerindeki etkileri hakkinda veri toplamak. Seneler sonra habersiz kurbanlar tarafindan getirilen davalarin bollugu bir kez daha ciddi soruyu seslendirdi: son, araçlarin suçsuzlugunu ispatlayacak mi? Hepsinden sonra, çesitli durumlarda sorumlu olanlar gerçekten elektromanyetik alanin zararli etkilerinin farkina vardi ve hala gerçekleri kurbanlarindan ve çalisanlarindan kasden gizlediler. Birçok hayat kaybedildi, henüz kuruluslar ve onlarin müteahhitleri tarafindan hiçbir sorumluluk kabul edilmedi.

Amerikan Ordusu`nun elektromanyetige olan ilgisi iyi tayin edilmistir. Üç-Servisli Elektromanyetik Danisma Paneli (TERP) Amerika`daki üç askeri servisin hepsinin ilgilerini temsil etmektedir.

TERP`in 1990 durumlari ile ilgili anlayisini gösteren notu: AMAÇ:

Bu Üç – Servisli Panel, Iyonlastirici olmayan Elektromanyetik Radyasyon ( EMF )` nin insan üzerindeki biyolojik etkileri üzerine yürütülen arastirma ve gelistirme çalismalarini yapan ve herbirinin genel ve kendisine özel gereksinmeleri olan askeri bölümlerin çalismalari arasinda görünür ve etkili bir koordinasyon saglamak için yeniden yapilandi ve imtiyaz verildi.

AMACA AIT:

a. Üç askeri bölüm için ortak olan iyonlastirmayan elektromanyetik radyasyonun biyolojik etkilerini ilgilendiren tibbi arastirma ve gelistirme çalismalarini ve her ayri bölümün göreve özel ihtiyaçlarini, teshis etmek ve periyodik olarak gözden geçirmek.

b. Askeri operasyon kuvvetlerinin, sistem gelistiricilerinin ve askeri bilimsel ve teknik toplulugun ihtiyaçlariyla ilgili tibbi arastirma ve gelistirmeleri teshis etmek.

c. Imkanlarin, malzemenin, personelin ve ihtiyaç duyulan arastirma ve gelistirmenin zamaninda ve etkili bir sekilde tamamlanmasi için ayrilan fonlarin koordinasyonu.

d. Iyonlastirmayan elektromanyetik radyasyonun insan üzerindeki etkileri üzerine devam eden arastirma ve gelistirmelerin bütün yönleri üzerine servislerarasi bilgi degisimini sürdürmek için islemleri gelistirme.

e. Üç askeri bölüm ile diger servisler tarafindan bu alanda yapilan arastirma ve gelistirmelerin koordinasyonu için islemler gelistirmek. TERP, Ordu, Donanma, Hava Kuvvetleri ve Deniz Sirketleri tarafindan seçilen asker ve sivilllerden olusan üç full-time gruptan mütesekkildir. Panel daha ileri tavsiye ve gelismeler için bilimsel toplumun temayüz etmis üyelerini düzenli olarak davet eder. TERP Savunma Sekreterligi Dairesi ( OASD )` nin içindeki diger dairelere istisare heyeti olarak hizmet verir. TERP arastirmalarini orduyla sinirlandirmaz, ulusal arastirmalara karsi da aktif bilgisi vardir. TERP`in arastirmasi 1990` da genis bir alani kapladi. Örnegin, Ordu`nun nükleer olmayan elektro-manyetik pulslarin bioetkilerine ilgisi su gibi alanlarda çalisma ve arastirmayi baslatmistir:

Insan dozimetrisi ve maksimum yüksek pulslu elektromanyetik alanlarin biyoetkileri, ve çevresel nükleer-olmayan elektromanyetik hasar veri tabaninin gelismesi.

Bunlari basarmak için böyle alanlarin insanlar üzerinde sahip oldugu etkileri ögrenmek hayati önemdedir. Simdiden hem Avrupa`da hem de Amerika`da çok sayida sivil bu alanda yapilan gizli deneylerin hedefleri oldular, fakat onlar kendilerine yapilan bu yanlis muamelenin kaynagini teshis etmekte basarisiz kaldilar. Bunlarin kendi politikacilarindan ve Uluslararasi Af Örgütü ve Iskence Kurbanlarinin Himayesi için Tibbi Kurum gibi degisik uluslararasi kurbanlari destekleme kuruluslarindan destek almak için sarfettikleri çabalar bir sonuç vermedi.

Amerikan Hava Kuvvetleri * Milimetre dalga sistemi ile olusturulan gözle görülebilir hasarlar * Alçak mikrodalga bölgesinde ( S bandinda ) ki Yüksek Güçlü Mikrodalganin Biyoetkileri, üzerine arastirma yürütmekteydi. 27/28 Subat 1987 de, Teksas, Brooks Hava Üssü`ndeki Hava Kuvvetleri, Hava ve Uzay Tibbi Okulu`nda devam eden Üç – servisli Elektromanyetik Radyasyonu Istisare Paneli ( TERP )`in tutanaklari davranis kontrolüne verilen önemi gösterdi. Sayfa 2 de sunlari buluruz: ` Walter Reed Army Arastirma Enstitüsü ( WRAIR ) deki Radyo Frekansi Radyasyonu ( RFR ) davranis programi yüksek öncelikle müteala edilir.`

Her askeri servis tarafindan Los Alamos, Lawrence Livermore`da Sandia Laboratuari`nda gelitirilen, Yüksek Güçlü Mikrodalga (HMP) nin kullanilmasi herkesin bildigi bir seydir. 10-13 Subat 1986 da yapilan TERP toplantisiyla ilgili 18 Mart 1986 tarihli bir mektup isaret etmektedir ki, ` Ordu, Sandia Laboratuarinda gelistirilen 2,5 GHz.lik bir sistemin 3 Mart 1986 da teslimini isteyecektir.` Yine ayni mektup isaret etmektedir ki, `Biyoilojik çalismalar göz, kalp ve davranis üzerinde israrla duracaktir.` Savunma bölümü bu alandaki tibbi arastirmalarin pesini birakmamaktadir. TERP`in 1 Mayis 1989 tarihli toplanti tutanaklari, yararlanabilirlik, hayatta kalabilirlik ve Elektro-manyetik Isinlarin Etkileri Üzerine ` herhangi bir tibbi kriterin ` arastirmanin neticesinde nihai rolü rolü oynamasini tavsiye etmektedir. Amerikan Donanmasi servislerin en ilgilisi gibi görünmektedir. Donanma Arastirma Bakanligi Dairesi ( OCNR ) tarafindan verilen elektromanyetik dalgalarin biyolojik etkileri üzerine programlarin listesi muazzamdir. Nisan 1989 da yalnizca fihrist bes ciltten olusuyordu.

Bu programlar, – Çok Düsük Frekans ( VLF ) li ve Çok Yüksek Frekans ( VHF ) li yayinlarin absorbiyon oranlarini tayin etmek için vücut akiminin kullanilmasi, manyetik alanlarin biyolojik etkileri, etkili elektromanyetik alan gözetiminin gelistirilmesi ve elektromanyetigin genler ve DNA üzerindeki etkilerinden, Elektro tasima – elektroportation – ( teleportation kelimesiyle anlamdas bir kelime ) gibi bilim kurguya benzer mevzulara kadar degismektedir. Bilimsel bir degeri bulunmayan bu çalismalarin maksatlari ve sonuçlari saldiri amaciyla kullanilmak üzere modifiye ( tadil ) edilirse bunun korkutucu neticeleri olabilecektir. Elektromanyetik Alan ( EMF ) teknolojisinin avantajini kullanarak, degisik haberalma servisleri müthis yetenekler gelistirdiler. NSA, EEG den celbedilen potansiyeli uzaktan izlemek için gelistirilen teknolojilere büyük ilgi gösterdi.Böyle bir teknoloji gelistirilmeli mi, hedeflenen bir bireyin EEG si kodlanmali mi? Bu gizli servise yalnizca hadeflenen bireyin düsünce islemlerinin çalismasi imkanini vermekle kalmayip ayni zamanda bu hedeflerin karar verme islemlerinin düsünce örneklerini de etkileyebilir. Halihazirda ön ilerleme yapildi. Konusma güçlerini kaybetmis olan, zihnine tesir edilmis kurbanlara yardim etmek gayesiyle, Missuri Üniversite`sinden bir noropsikolog olan Dr. Donald York ve bir konusma patolojisti olan Dr. Thomas Jensen özgün beyin dalga örneklerindeki 27 kelime ve heceyi teshis etmeyi ve kodlamayi basardilar. Onlar, 40 kurbanda, bu EEG örnekleriyle hem konusulan kelimeler hem de sessiz düsünce kelimeleri arasindaki karsilikli iliskiyi kurabildiler. Onlar beyin dalga lugatiyla bir bilgisayar programi yaptilar.

Uzaktan Görüntüleme programlarinin tepesinde bulunan, CIA, Ordu ve DIA gibi birkaç haberalma teskilati uzaktan izleyen kisilerin EEG leri üzerine yogun çalisma baslattilar. Fikir, gözleyen kisiler tarafindan bilginin nasil elde edilecegini ve islemin tersine çevrilmesiyle, gözleyene verilen bilgilerin hedefi etkilemek için ona (hedefe ) geçirilip geçirilemeyecegini tahkik etmeye çalismakti. Los Alamos Ulusal Laboratuari ( LANL ) bu alanda genis arastirma programlari yürüttü.

Modern elektromanyetik saçilma teorisi, insan beyni vasitasiyla saçilan çok kisa pulsun, merkezi sinir sisteminin canlanma ( uyanma ) derecesinin güvenilir bir hesabini yapmak için kullanilabilecek yansitilan sinyallerle sonuçlanabilecegi, ümidini uyandirmaktadir. Bunun gerisindeki kavram; " Uzaktaki EEG " hareket potansiyellerini veya daha büyük sinir sistemi bölgesindeki hareket potansiyelleri toplulugunu saçmalidir. Maharetlerimizin nasil tesir biraktiklarini ve nasil hatirlandiklarini anlayacagimizi varsayarak bu kavrami bir adim daha ilerletmek ve diger bir bireyde bulunan bir deneyimi kopyalamak mümkün olabilir. Bir " oradaydi – bunu yapti " bilgi tabani saglama ümidi, uzmanlik egitimi için bizim yaklasimimizda devrimci bir degisim temin edebilir. Basarinin pekismesi zihni ürkütecektir. Son yillarda, öldürücü olmayan silahlar kavramiyla birlesen çok sayida zihin kontrol programlari gelistirildi. Böyle bir rol için adaylar arasinda bulantiya, kusmaya ve karninda spazma neden olan Çok Düsük Frekans ( VLF ) ile ve Radyo Frekansi ( RF ) ile birlesen infrases silahlari vardir. 1969 a kadar Fort Believer, Virginia`daki Amerikan Ordusu Hareketlilik Donanim Arastirma ve Gelistirme merkezi infrasonik sistemlerin insan üzerinde sahip olabilecekleri etkilerini detaylandirdi: Bu etkiler sinir sisteminin bozulmasindan ölüme kadar uzanmaktadir.

Kayitlar göstermektedir ki Los Alamos Ulusal Laboratuari 1994 te Amerikan ordusu Arastirma, Gelistirme ve Mühendistlik Merkezi ( ARDEC ) in destegiyle Migrodalga silahlarin tasarimi ve yapilmasi üstüne bir arastirma ve gelistirme programi yürüttü.

Bu silahlardan bazilari evvelce Amerikan servisleri ve bölümleri tarafindan Amerika`da ve Ingiltere`de gizli olarak kullanilmis olabilir.

Bundan baska, akustik ( ses ) jeneratörleri ( personele karsi ve malzemeye karsi), yüksek güçlü mikrodalga jeneratörler, sinir gerici ve telsiz sersemletici teknolojiler için Bilginin Hareket Özgürlügü dilekçelerimden, 1994 yilindan beri cevaplandirilmayan, bir tanesine Amerikan Savunma Departmani`ndan son zamanlarda gelen bir cevapta arastirdigim bilginin simdi, daha önceden bilnmeyen, Öldürücü Olmayan Silahlar Müdürlügü`nün sahasinda oldugu konusunda aydinlatildim.

16-17 Kasim 1993 te Amerikan Savunma Hazirlik Dernegi`nin destegiyle, Los Alamos Ulusal Laboratuari tarafindan organize edilen gizli bir konferansta, asagidaki konusmacilar yeni – öldürücü olmayan silahlar kavraminin bir bölümü olarak zihin kontrolünün degisik konulari üzerinde makaleler sundular:

Dr. George Baker (Savunma Nükleer Ajansi – – simdi Savunma Özel Silahlar Ajansi, DSWA): Radyo Frekans Silahlari – – çok çekici bir öldürücü olmayan tercih…

Dr. John Derring (Bilimsel Uygulamalar Arastima Birligi – – SARA): ` Akustik Teknolojisi `.

Dr. Clay Easterly ( Oak Ridge Ulusal Laboratuari: ` Asiri Düsük Frekans ( ELF ) Alanlarinin öldürücü olmayan silahlara uygulanmasi `

Ms. Astrid Lewis (Birlesik Devletler Ordusu Kimyasal Arastirma ve Gelistirme Amiri)` Kimyasal / Biyolojik Anti-Terorizm`.

Birlesik Krallik`ta savunma meseleleriyle ilgili mikrodalga çalismalarinda rol oynadi. Kraliçe Elizabeth Koleji`nden Profösör E. H. Grant ve Dr. R. J. Sheppard bu alanda çalisiyordu. Grant Amerikan Hava Kuvvetleri, Sheppard ise Donanma tarafindan tayin edilen çok sayida is yapti. Grant, NATO Ileri Arastirma Grubu`nda sef bilim adami olarak çesitli konferanslar verdi. 1983-4 süresinde Sheppard, Amerikan Hava Kuvvetleri, Toory Arastirma Istasyonu ve GEC. Ltd. Sti. ile çalisiyordu. Savunma meselelerinde pulslanmis mikrodalgalarin kullanisi ile ilgili mevcut programlar hakkinda Genel Haberlesme Karargahi ( GCHQ ) na sordugum sorular, uzun bir aradan sonra, böyle programlarin çesitli üniversitelere teslim edildigi ve GCHQ` nun bu konularda bagimsiz hiçbir arastirma yürütmedigi konusunda beni aydinlatan Vthe Yabanci ve Memleket Halki Dairesi ( Vthe Foreign and Commonwealth Office ) tarafindan cevaplandirildi. Birlesik Krallik`taki Amerikan Üslerindeki Cruise mevzilerinin tepesinde Greenham Commen`da baris mücadelelerini silme, kadin baris mücadelecileri Amerikan Üslerinin disinda bir dizi bariscil protesto eylemi gerçeklestirdiler. 1985 in sonunda Greenham Common` daki baris kampinda yasayan kadinlarda – degisik bas agrilari, menapozdan sonra zamansiz adet kanamalarindan – geçici felç nöbetleri ve hatali konusma koordinasyonuna kadar gelisen alisilmamis hastalik örnekleri görülmeye basladi. Iki tane de erken bebek düsürme olayi – besinci ayda – görüldü, elektromanyetik biyolojik silahlarin kullanildigi süphesiyle, yardim aradilar. Elektronics Todey dergisi birçok ölçüm yapti ve raporu Aralik 1985 de yayinladi. Raporun sonucu söyledir: Genis alanli bir sinyal güç ölçeri ile yapilan ölçümler, hastalik etkilerine maruz kaldiklarini iddia ettikleri bir zamanda, kadin kamplarinin birisinin yakininda zemin sinyal seviyesinde önemli bir artis oldugunu göstermistir.` Kadinlar gürültü yaptiklari ve karisiklik çikardiklarinda, sinyallerin aniden yükseldigine isaret edilmistir.

10 Mart 1986 tarihli Guardian` da ` Baris Kadinlari Üs `de elektronik silmeden korkuyorlar, Gareth Parry demektedirki, Amerikan Ordusu`nun ( Greenham Common`da ), çitin çevresinin yakininda hareket eden bir insanin vücudundan radar dalgalarini sektirmek için oldukça yüksek bir frekansta çalisan, Üs Tesisi Emniyet Sistemi ( BISS ) oarak adlandirilan rahatsiz edici bir dedektör sistemi vardir. Amerikan Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu`nun 1985 yili için Askeri Insaat Altkomisyonundan önceki bir oturumda, General Schnidel Greenham Common`da mikrodalga teknolojisinin kullanilmasi ihtimalini ima etti.

` Bizim operasyon mefhumumuz üsde bulunan en yüksek degerli kaynaklari korumaktir… Biz, garnizonda ve savas zamaninda tesisat mevzilendirildigi ve operasyonel hale getirildigi zaman bunun emniyetini saglayacak bir takim anlayisina sahibiz… Sistemin gereksinilen algilayicilar, çitler ve isikla tamamen techiz edilmedigi durumlarda insanlar bunun yetersizligini telafi etmek için görevlendirilecektir.` ( eklenen siddet )

Mikrodalga emniyet sisteminin yerlestirilmesinden sonra, tesisi korumakla görevli Amerikan personeli sayisinda önemli bir azalma oldu. Bu emniyet yayilmasinin ölçüsü daha sonra Hava Kuvvetleri Karargahi Departmaninin 501. Güvenlik Polis Grubunun yil sonu raporu vasitasiyla dolayli olarak teyit edilmistir: ` Geerham Common nizamnamesi tatbik edildi, süper çitler insa edildi… ( eklenen siddet )

Greenham kadinlarinin bir mikrodalga silahiyla mi hedeflendikleri yoksa mikrodalga emniyet çitine uzun süre yakin durmalari nedeniyle mi radyasyona maruz kaldiklari açik degildir. Fakat Greenham`daki Amerikan yetkilileri böyle bir çitin tehlikelerine karsi protestoculari uyarmadiklari için ayni sey çok sik görülmeltedir. Iyonlastirmayan radyasyonun insan üzerindeki etkileri Amerikali yetkililer tarafindan iyi bilinmektedir.

Uzun yillar baris mücadelesi yapan ve Greenham Common`u sik sik ziyaret eden Kim Besly 30 Ekim 1986 tarihinde yazilan elektromanyetik radyasyon üzerine raporun sonucunda sordu, ` Biz " çirkin bir kanit " için üç nesil beklemek zorunda miyiz? `

Peace ve Emergengy` den Liz Westmoreland son zamanlarda bana Greenham Common`dan birkaç kadin baris mücadelecisinin degisik kanser tiplerinden istirap çektiklerini söyledi. Amerika`nin soguk savastaki bir muhalifinden ögrendigi dersi en yakin müttefiklerinden birisinin vatandaslari üzerine geçirmis olmasi mümkün mü?

Sessiz ses- Birçok kisinin isitmesi için beyinde sesler yani elektronik teknolojisinin yardimiyla insan zihnini degistirme ve/veya etkileme teknolojisi, batidaki özellikle Amerika`daki askeri ve haberalma teskilatlari tarafindan yürütülen çesitli projelerin ve programlarin konusu olmustur. Iste bazi örnekler:

Psiko – Akustik Projektör

Yaygin olarak bu açiklama mücadele durumlari sirasinda, düsmanda isitsel psikolojik karisikliklar ve kismi sagirlik üretmek için bir sisteme yöneltilir. Esasen yüksek bir yönlendirilmis huzme farkli güç çeviricilerin birlikteliginden yayilir ve bir gürültü, sifre veya konusma vuru sinyaliyle tadil edilir. Bulus degisik biçimleri faydali kilabilir, bir araca monte edilen hareketli yayicilari ve tesbit edilmis bir frekansa göre akustik huzmesini tadil etmek için kullanilan vasitalari içerebilir.

Şuur Degistirme Için Metodlar ve Sistem

Savunma Departmani degisik projeler ve programlar vasitasiyla evvelce bu teknolojiyi kazanmisti. Böyle bir programdan hülasa: ` insan suurunun durumlarini degistirmek için bir sistem; katli dürtülerin, tercihan degisik frekanslara ve dalga sekillerine haiz seslerin eszamanli uygulanmasini içerir ` demektedir. Bir digerinden: `Arastirmacilar, hususi beyin dalga ritimleri göstermek ve bu vasitayla bireyin suur durumunu degistirmek için beyni tahrik etmek için bir sistemler çesidini kurdular`.

Sessiz Suuralti Mesajlari

Dr. Oliver M. Lowry, Amerikan Yönetimi için askeri ve haberalma dünyasinda Sessiz Ses Yayilma Spektrumu ( SSSS ), bazen de SQUAD olarak adlandirilan degisik gizli projeler yapti. Sistem Irak` a karsi mevzilendirildi. `Esir alinan ve firar eden Irakli askerlerin söylediklerine göre, en fazla harap eden ve en fazla moral bozan programlama, ultra – yüksek – frekansli, " Sessiz Sesler " veya " Sessiz Suuraltilar " olarak bahsedilen suuralti mesajlarin yeni ileri teknoloji tipinin bilinen ilk askeri kullanimiydi. Insan kulagina göre tamamen sessiz olmasina ragmen, Psikolojik Operasyon ( Psy Ops ) psikologlari tarafindan isitsel programlamanin yaninda bulunan bantlara yerlestirilen olumsuz ses mesajlari, Irakli askerlerin suuralti zihinleri tarafindan açik olarak algilandi ve sessiz mesajlar onlarin moralini tamamen bozdu. Onlarin zihinlerine sürekli bir korku ve ümitsizlik duygusunu tamamen yerlestirdi.

Oliver Lowry bu sistemin daha teknik tanimini kendi patetinden veriyor:

` Içinde isitsel tasiyicilar olmayan, çok düsük veya çok yüksek ses frekansi sahasinda veya komsu ( bitisik ) ultrasonik frekans spektrumunda, bir sessiz iletisim sistemi arzulanan bilgi ile yükseltilir veya frekans modülasyonuna ( tadilatina ) ugratilir ve beyinde tahrik için akustik olarak veya titresimle yayilir. Tadil edilen (modulasyona ugrayan ) tasiticilar gerçek zamanda dogrudan nakledilirler veya dinleyici için tehir edilmis veya tekrarlanan yayinlar için, mekanik, manyetik veya optik ortamlarda uygun sartlarda kaydedilir veya saklanir.`

Özel bir dalga sekliyle modulasyona ugrayan ( tadil edilen ) 100 ile 10.000 Mhz. Araligindaki mikradalgalarla kafayi isinlayarak, bir insanin kafasinda ses hasil edilebilir. Dalga sekli frekans modulasyonlu patlamalardan ibarettir. Her patlama, birbiriyle çok siki gruplanmis on ya da oniki taneden olusan muntazam sirali pulslardan tertip edilmistir. Patlama genisligi 500 nanosaniye ile 100 mikrosaniye arasindadir. Puls genisligi 10 nanosaniye ile 1 mikrosaniye sinirlari içindedir. Patlamalar, kafasi isinlanan kiside isitme meraki uyandirmak için ses girdisiyle sik sik module edilirler.

EEG Klonlama

Korku ve zihin kontrolu teknolojisindeki en son gelisme, hedeflenen herhangi bir kurbanin veya gruplarin zihninin kontrolu amaciyla insan EEG sin i klonlamadir. Güçlü bilgisayarlarin kullanilmasiyla öfke, aci, endise, küçümseme, ümitsizlik, dehset, sikinti, kiskançlik, korku, hayal kirikligi, keder, günahkarlik, kin, ilgisizlik, kizginlik, merhamet, hiddet, pismanlik, gücenme, üzüntü, utanç, garez ve terörü içeren insani duygularin kisimlari teshis edilmis ve ` duygu imza kümeleri ` olarak EEG den ayrilmistir. Bunlarin ilgili frekanslari ve genlikleri ölçülmüstür ve sonra muayyen frekans / genlik kümesi sentezlenip ve diger bir bilgisayarda biriktirilmektedir. Bu olumsuz duygularin her biri uygun bir sekilde ve ayri ayri etiketlenmektedir. ` Bunlar daha sonra Sessiz Ses Tasiyici frekanslara yerlestirilir ve diger bir insanda bazi temel duygularin ortaya çikmasi için tetiklenecektir.`

Kafasinda sesler duydugunu iddia eden, birçok zihin kontrol kurbaninin psikiyatrik yardima ihtiyaç duymasina yol açilmistir. Fakat eldeki kanit ` kafada sesler ` üretmek için gerekli teknolojinin mevcut oldugu fikrini vermektedir. Benim burada tanimladigim sey muhakkak ki ordunun gelistirmis oldugu veya halen gelistirmekte oldugu seylerin bir kismidir.

Her akili insanin uyandirilmasi ve gerçeklerin teslim edilmesi bizim için önemlidir. Gerçek ` Mançuryali Aday ` çagi simdiden buradadir. Verdigi destekler ve deneme yazisinda yer alan bazi bilgiler için, Resonance`den Judy Wall`a tesekkür ederim. Zihinleri degistirmek için ön lop lobotimisini tatbik eden ilk kisi Dr. Walter Freeman`dir. Freeman 3.500 den fazla lobotomi yürütmüstür. Lobotomi, bugün hala genis ölçüde Iskoçya`da ve Isveç`te kullaniliyor. Bilhassa V. P. Kaznachayev ve arkadaslari, ` Iki Hücre Grubu Arasinda Görülür Bilgi Aktarimi `, Psiko-enerjik Sistem, Cilt 1, Aralik 1994 ve ` Iki Doku Kültüründen Olusan Bir Sistemde Farkli Hücrelerarasi Etkilesimler ` , Psiko-enerjik Sistem, Cilt 1, Sayi 3, Mart 1996. Ölümcül Olmayan Silahlar kavraminin kurucusu olan John Alexander`in da bu konuya ilgisi kuvvetlidir. Uzak mesafeden hastaliga neden olan imkanlari inceleyen, degisik Amerikali arastirmacilarla yaptigi kaydedilmis konusmalarindan bazilari, benim Savunma Haberalma Servisi Raporum, DST-1805-387-75, ` Sovyet ve Çekoslavak Parapsikoloji Arastirmalari `,1988 de verilmistir.

4 The Atlantic, Cilt 259, Mart 1987, sayfa…

Ticari radyo sistemlerinin yayinlarini bozan günes lekelerinin faaliyete geçtigi onbir yillik günes döneminin baslangicinda çalistirilmaya baslanan ` Agaçkakan ` sinyalleri kendi zirve noktasindadir. Bunun, ` Agaçkakan`i günesin bu faaliyeti ile gizlemek için Sovyetler tarafindan yapilan bir tesebbüs mü yoksa Agaçkakanin etkilerini arttirmada günes faaliyetinin katalizör rolü mü oynadigi bilinmemektedir.

5 Savunma Haberalma Servisi Raporu, Sovyetler Birligi; Askeri Isler, 3 Mayis 1991, F. C. Judd, ` Rus Agaçkakani: Bu soyu tükenmis bir tür mü oldu?` Short Wave Magazine Mart 1991.

Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarlari ( LLNL )`in bu programinin bazilari insan zihnini etkileyen öldürücü-olmayan silahlarin gelistirilmesi için sarfedilen gayretlerle daha uyumlu oldugu görünse bile, acayip bir sekilde, LLNL`nin de ` Agaçkakan ` ismi verilmis bir programi vardir. ( Lawrence Livermore ile muhtelif muhabereler Ingiliz Ordusu`nun üniversitelerdeki faaliyetleri üzerine daha fazla bilgi için Kampüs Baglantisi- – Kampüste Askeri Arastirma, Rob Evans, Nicola Butler ve Eddie Gonsalves, Ögrenci Kanada, Londra 1991 – -`na bakin.

Pensacola, Florida`daki Donanma Uzay ve Hava Tibbi Arastirma Laboratuari, Clam Lake`te SANGUINE Projesi`nde gerçeklestirdikleri deneyler sonucunda, SANGUINE anteninin, 45-75 Hz. araligindaki asiri düsük frekansli alanin manyetik bilesenine maruz kalmanin asiri alkol tüketiminde karsilasilana benzer bir strese yol açtigini tespit etti. SANGUINE Projesinde yapilan ölçümler Amerikan Donanmasi tarafindan bu makalenin yazarina verildi. Robert Becker, Cross Currents, Jeremy P. Tarcher Inc., Los Angeles, USA, 1990, sayfa 202 ye de bakin. Benim Open Eye sayi 3, 1995 te yayinlanan ` Robert Strom`un Öldürülmesi ` isimli yazima bakin. Strom`un hikayesi, 5 Mart 1989 da David Aummel tarafindan yapilan CBS haberlerinin ` Altmis Dakika`sinda, `Strom Boeng`e karsi` da verildi. TERP kuruldugu zaman 21 Temmuz 1980 tarihli ilgili muhtira, askeri temsilciler tarafindan imzalandi.

Uluslararasi Af Örgütü`nün Merkezi ve Iskence Kurbanlarinin Himayesi için Tip Kurumu (the Medical Foundation For the Care of Victims of Torture) ile olumlu sonuçlar vermeyen mektuplasmalarimiz oldu. Arsivimde, elektromanyetik araçlarla günlük iskencelere maruz kalan ve bazi durumlarda hala bu iskencelere maruz kalmaya devam eden, üstün zekali bazi kisilerin dosyalari vardir. Bugüne kadar hiçbir organizasyon bunun sorumlulugunu kabul etmemistir. Bunlarin kötü hali hiçbir kurbanlara destek organizasyonu tarafindan dinlenmemistir.

TERP`in toplanti Raporu, 1 Mayis 1989

Iyonlastirmayan Elektromanyetik Radyasyonun Biyolojik Etkileri, cilt XII, sayilar 1 den 5e , Aralik 1988; Donanma Arastirma Baskanligi Dairesi, Arlington,Virginia, Nisan 1989 da yayinlandi.

Bir bilim-kurgu tipi proje örnegi, 441k708-04 Proje kodludur.

Elektronakil ( Elektroportation ): Temel Mekanizmanin Teorisi – Ilerleme: nicel teori, iki tabakali zarin büyük elektrik pulsuna bagli olarak tersinir elektriksel çöküntüsünü ve küçük pulsa bagli olarak yüklerin alikonmasi ile pasif yüklenmesini basariyla tanimlar.

Bir nükleer arastirma merkezi olan Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarlarindaki bilim adamlari, böyle seylerden nükleer silahin enerjisini tutabilen ve bunu elektromanyetik spektrumun daha düsük ucunun seçilme kismina odaklayabilen ve bu enerjiyi düsmanin beynini etkilemek içn kullanabilen beyin bombalari olarak söz etmektedir. Düsünce düsman askerlerine kendi izlerini ziyaret ettirecektir. ` The Atlantic, cilt 259, Mart `

` Bir Infrases Sistemi ` , B. D. Ordu Hareketlilik Donanim Arastirma ve Gelistirme Merkezi, Fort Believer, Va, 1969. ` Etkiler Insan ` bölümüne bakin.

Yakinda çikacak olan kitabi, Gelecek Savas`ta – öldürücü olmayan silahlar kavraminin destekçilerinden, önde gelenlerinden ve kurucu babalarindan birisi olan – John Alexander bu yikici silahlarin iktisabini ve mevzilendirilmelerini mesrulastirmak için çalismaktadir. LA-CP-94-0061, Mikrodalga Silah Tasarim ve Icra Zarfi; B. D. Ordu Arastirma Gelistirme ve Mühendislik Merkezi ( ARDEC ), Picatinny Arsenal, New Jersy – tarafindan desteklenen is.

Yüksek Güç Mikrodalga Teknolojisi Konferansi ( Harry Diamond Laboratuari, Aldephi, Maryland, 1-3 Mart 1983)`na sunulan LA-UR-83-150, ` Los Alamos Ulusal Laboratuari`nda Mikrodalga Ile Ilgili Çabalar `

Deniz Kuvvetleri Sistemler Komutanligi vekili William A. Longwell`den yazara gelen ve 1994 te dosyalanan bir istekle ile ilgili 2 Ekim 1997 tarihli mektup. Inside the Air Force`daki ` öldürücü – olmayan Teknolojilerdeki önceligi tayin etmek için Pentagon: Hava Kuvvetleri programlari, tedarik ve politika olusturma üzerine gizli haftalik rapor-Cilt 5, sayi 15, Nisan 1994e bakin. Grant, saglik için tehlike yaratabilecek yerlerde mikrodalga kulesinin yerlestirilmesine müsaade etmek için Manchester Sehir Konseyi tarafindan verilen red cevabina karsi 1971 Sehir ve Kir Planlama Hareketi altindaki basarili temyizinde Mercury Haberlesme Ltd. Sirketi`nin baslica bilimsel sahidiydi. FCO`dan yazara mektup, 1993

Donanma Satih Silahlar Merkezi, USN`de çalisan bir bilimadami olan Eldon Byrd, mikrodalganin etkileri üzerine 1986 da verdigi bir konferansta sunlari söyledi: ` Biz dokularin, hücrelerin, organlarin ve bütün organizmanin davranisini degistirebiliriz… Laboratuar hayvanlarinda alti kat daha fazla cenin ölümlerine ve dogum kusurlarina neden olabilirsiniz ve bu manyetik alanlar öyle zayiftir ki bunlari güçlükle sezebilirsiniz… Genetik mühendisligi yapmak için sik sik uygulanan mikro-cerrahi teknikleri olmaksizin, ELF ( asiri düsük frekans ) li zayif manyetik alanlarla genetik mühendisligi yapabilirsiniz. Insan hücrelerinde ölümcül hastaliklarin nasil hasil edildigi ve bunlarin nasil iyilestirildigi bilinmektedir. Insanin beyin dalgalarini bir odanin içinde çok düsük bir manyetik alanla dolastirabilirsiniz.` Yazar`in mülkünde teybe kaydedilen konferanslar

Ön Rapor-Arka plan malumati

Mikrodalga / Elektromanyetik Kirlilik: az bilinen bir tehlike

Ekim 1986, güncellestirilmis Haziran 1988

Besly 1996 da kanserden öldü.

30 Psiko- Akustik Projektör, Patent 3, 566,347, B. D. Patent Dairesi, 23 Subat 1971

31 32 33 Suuru degistirmek için Metod ve Sistem, Patent 5, 123, 899, 23 Haziran 1992 tarihli

34 ` Yüksek Teknolojik Psikolojik Savas Orta Dogu`ya ulasti `, Bülten, 23 Mart 1991, ITV ( Londra ) News Bureau Ltd.“en. Newsweek 30 Temmuz 1990, sayfa 61

35 Sessiz suuralti Takdimi, Patent 5, 159, 703, B. D. Patent Dairesi, 27 Ekim 1992

36 Bu paragraf, ` Sentezlenmis Sessiz Beyindalga Demetleri TM `, – Silent Sound Inc., 5188 Falconwood Court, Narcross, GA 30071, USA`dan alinan iktibaslarin bir tefsiridir.

1990 YILI ABD HAVA HARP AKADEMİSİNDE VERİLEN ZİHİN KONTROLÜ DERS NOTLARI /// 1990 USAF ACADEMY C HEMTRAILS TRAINING NOTES


DOKÜMAN İNGİLİZCEDİR.

BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=2WizZNw6kTQ

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=pf_OyVCB_wY

MK ULTRA PROJESİ : Uçaklara zihin kontrolü


Almanya’da uçaklar, zihinden verilmekte olan komutla başarılı bir şekilde indirildi.

Münih Teknik Üniversitesi’nin geliştirdiği cihazı kullanan 7 katılımcı, sadece zihinlerinden lazım gelen komutları geçirmek yoluyla uçakları başarılı bir şekilde indirmeyi başardı

Zihinden geçirilen komutlarla idare edilen uçaklar sayesinde artık daha çok kişi uçak kullanma imkanına kavuşabilecek.

Bu mevzuda mühim bir başarıya imza atan Alman bilim adamlarının geliştirdiği cihazı kullanan çeşitli seviyelerde pilotaj bilgisi sahibi katılımcılar, sadece zihinlerinden komutlar geçirmek yoluyla uçakları başarılı bir şekilde indirmeyi başardı.

Bilgisayar simülasyonu yardımıyla Almanya’daki Münih Teknik Üniversitesi’ne (TUM) bağlı Uçuş Sistemi Dinamikleri Enstitüsü’nde gercekleşen denemede, çeşitli seviyelerde uçuş bilgisi olan 7 katılımcı, elleri ve ayaklarını kullanmadan sadece lazım gelen komutları zihinlerinden geçirmek yoluyla uçakları şaşırtıcı bir mükemmellikle indirdi.

Katılımcılar arasındaki bir kişinin ise hiçbir uçuş kabini deneyimi olmamasına rağmen verilmekte olan görevi başarıyla tamamladığına tüm dikkatleri üzerinde toplayan araştırmacılar, denemede elde edilen sonuçların "uçuş ehliyeti şartlarının bir bölümünü karşılayacak ölçüde mükemmel" olduğunun altını çizdi.

Denemede kullanılan cihaz, Profesör Florian Holzapfel başkanlığındaki bilim ekibinin geliştirdiği elektroenselografi (EEG) elektrotları bağlı bir başlıktan oluşmakta . AB fonlarıyla yürütülen Brainflight (Beyin uçuşu) projesi kapsamında geliştirilen cihaz, beyindeki elektriksel gerilimleri çözümleyerek yararlı komutlara çeviren özel bir algoritma kullanıyor. Berlin Teknoloji Enstitüsü, Biyolojik Psikoloji ve Nöroergonomi Bölümü bilim adamlarının geliştirdiği bu özel algoritma sayesinde cihaz, beyindeki elektriksel gerilimleri uçak kullanmak için lazım gelen komutlara çevirebiliyor.

Cihazın beyin kontrollü arayüzünde sadece son derece belli şekilde tanımlanmış elektriksel titreşimlere gereksinim duyduğunu ifade eden araştırmacılar, bu cihaz yardımıyla zihin okumanın ise mümkün bulunmadığı vurguladı.

TUM’daki projeyi yürüten ekibin başındaki uzay mühendisi Tim Fricke, denemeye ait yapmış olduğu açıklamada, "Projenin uzun dönemli hayali, daha çok kişiye uçak kullanma fırsatı arz etmek . Beyin kontrolü sayesinde uçak kullanmak çok fazla daha basit olabilir. Bu, pilotların faaliyet yükünü azaltacak böylece güvenliği artıracak. Ayrıca pilotlar uçuş kabininde elle yapılacak olan diğer faaliyetler için daha çok hareket serbestliğine kavuşacak" diye belirtti .

TUM’un internet sitesinde bulunan haberde, araştırmacıların şimdi olağan kontrol sistemi ve uçuş dinamikleri şartlarının, yeni kontrol metoduna makul hale getirilmesi için lazım gelen değişiklikleri belirleme konusuna odaklandıkları söylendi .

(MERHUM) ARAŞTIRMACI DOÇ. DR. AYTUNÇ ALTINDAL : Elektromanyetik Zihin Kontrolü ve Küresel Gü çler İlişkisi


Siz bir kitabınızda MK-Ultra’dan bahsetmeniz hasebiyle Amerika’da 20 sene boyunca çalışma yapamamıştınız? Bu konuyu biraz açabilir miyiz?

Şöyle başlayalım, 1962 yılında, Sovyetler Birliği’nde Müslümanlara yönelik yayınlar yapılması ve Müslümanlara yönelik Komünist örgütlenmeyi temin edebilmek için "Müs-Büro" diye bir büro kurdular. Yani Müslüman’ın Müs’ü ve büro… "Müs Büro" kurulur kurulmaz bir sene geçmeden, dokuz ay sonra Amerikalılar da "Minared" diye minare diye bir örgüt kurdu "Müs Büro"ya karşılık… Bu "Minared" Türkiye’ye konuşlandırıldı. İşte bundan sonra Türkiye’de değişik işler olmaya başladı. Sovyetler neden "Müs Büro"yu kurdu; 27 Mayıs İhtilâli’nden, darbeden sonra Türkiye’ye barış gönüllüleri gönderildi. Türkiye’de 55 ağa vardı. Bu 55 ağa alındı batı tarafına getirildi. Meselâ Kürt olmadığı hâlde Karakeçili aşiretini aldılar, Bursa civarına getirdiler. Karakeçili Siverek’te olan bir aşiret, Siverek’in denge aşireti.

Bunu cebren mi yaptılar, yoksa teklif ile mi?

27 Mayıs’ta darbe esnasında asker yaptı. Yâni 25 Mayıs’ta 55 Ağa olayı olarak bilinir bu hâdise. Şimdi bunların arasında o zamanlar, Barzanî’yle, Mustafa Barzanî, Türkiye’deki temsilcisi olan Avukat Faik Bucak vardı. Bucak aşiretinin bir kolunun reisiydi… Bucak Aşiretinin bu tarafı Barzanî’nin temsilciliğini yaparlardı. Şimdi Faik Bucak’ı sonrasında oğlu Serhat Bucak’la birlikte öldürmeye kalktılar. Faik Bucak öldü, Serhat Bucak arabasının içinde makineliyle tarandı, şoförünün ihanetiyle… Vuranlar Bucak Aşireti’nin bugünkü temsilcileri… Bundan sonra Barış Gönüllüleri faaliyetlerini gerçekleştirdiler, kimleri satın aldıkları bilinmiyor… Bunları ben açıkladım, 1015 Barış Gönüllüsü Elâzığ’dan Mardin’e kadar misyonerlik ve satın alma çalışmaları yaptı.

Doğan Avcıoğlu’nun "Yön Dergisi"nde bu olaya dikkat çekilmeye başlandı. Bunlar Barış Gönüllüsü değil, misyonerler, Türkiye’yi bölmek için geldiler diye açıklamalar yapıldı Ben Diyarbakır’da yaşadım, fiilen biliyorum, o zaman Diyarbakır’da Panamalıdan tutun Venezüellalıya kadar bir sürü adam vardı… Amerikalılar orada üsler yapıyorlardı, bütün Diyarbakır casus kaynıyordu. İlk hâdiseler böyle başladı. Bunun üzerine "Müs Büro" kuruldu. Bunlar bu üslerden başlayarak Azerbaycan’a, Kafkaslara gidecekler, “bizim için de bölge mühim,” dediler ve bunu önlemek için "Müs Büro"yu kurdular. Ona karşılık, Amerikalılar’ da "Minaret"i kurdu.

MK-Ultra ilk proje. Bu projede beyin yıkama diye bir şey var, "brain washing" dedikleri, bunu Vietnam’da uyguladılar, Kore’de uyguladılar… Bu proje o kadar gelişti ki artık beyin yıkama önemsiz kaldı, uzaktan kontrol, "remote kontrol" denilen sisteme geçildi. Bu sistemin ortaya çıkışında da Tavistock var. Tavistock 1914’ten bu yana var. 1916 resmî kuruluşu… 1. Dünya Savaşında edindikleri tecrübeler sayesinde çok yaygın tıbbî müdahale olayları başlatıldı, bu şekilde bir çok insanı manipüle ediyorlardı. Yine burada ilk kez LSD kullanılmaya başlandı. Bu kullanılmaya başlandığında şahıs ne hâle geliyor. Kokusu yok, tadı yok, çayına üç damla koysalar, dağılıyorsun. Halüsinasyonlar, kendinden çıkıp yükselmeler, acayib acayib hâller… Derken LSD’nin hapları çıktı.

İstanbul’da bir Amerikalı ajan yakalandı, bunun ismi Camgöz Garry… 120.000 adet hap getirmiş, bedava dağıtıyor, çoluk çocuğa… Polis bu adamı çatışmada öldürüyor. Şimdi bu hadiseden sonra mesele daha bir açıklığa kavuştu. Belli bir çevrede mesele dile getirilmeye, konuşulmaya başlandı. Şimdi, burada, adam polise silâhlı mukavemetten öldürüldü. Problem nerdeydi? Problem şuydu: “Uluslararası uyuşturucu nedir?” Tanımı yok! Şimdi, tüketilen yiyecek bitkilerden de uyuşturucu elde edilebiliyor, evde beslenen çiçeklerden de…Peki ama uyuşturucu madde ne? Ben bunun kitabını yazdım 1972 senesinde, "Uyuşturucu Maddeler Sorunu" diye. İşte yazdığım o kitabda MK-Ultra’dan bahsettim ve Amerika’ya giremedim.

Dünyada mı ilk kez yoksa Türkiye’de mi ilk kez bu projeden bahsetmiş oldunuz?

Tam emin değilim ama dünyada ilk olabilir… Şimdi biz bu kitabı çıkartmaya karar verdik, bir akademik çalışma oldu. Bu kitabda, benim bölümümde MK-Ultra’dan bahsettim. LSD haplarını araç olarak kullandıklarından bahsettim. Kitabı Türkiye’de İşçi Partisi yayımlamak istedi, ama bu değil, Behice Boran’ın İşçi Partisi. Behice Boran’ın bu kitabı yayımlayacağı duyulunca Amerikalılar gelip, benim yazımın kitabdan çıkarılmasını istediler. Partililer iyice uyuz oldu ve benim yazıyı bu sefer kitabın ilk yazısı yaparak yayınladılar. Ben daha sonra "Haşhaş ve Emperyalizm" diye bu konuyu yeniden genişleterek kaleme aldım. MK-Ultra ilk projeydi, işin başı buydu, bizzat CIA’in yönettiği, ilmî alt yapısını Tavistock’un sağladığı projeydi.

O tarihte LSD hapları vesaire kullanılıyor, bugün bu teknik ne vaziyette?

Şimdi bugüne bakacak olursak subliminal mesajlar falan…

Subliminal mesajlar umumî mânâda, peki daha net soralım, ferdî bakımdan nerede?

Bakın şöyle bir şey söyleyeyim, Türkiye’ye öyle grublar geldi ki inanamazsınız. 1969 senesiydi sanırım, Adana’da, dünyada çok az bilinen, adı sanı duyulmamış bir rahibe örgütünün elemanlarına rastladım, dört tane. Adana’ya nerden geldiniz, Adana nerden aklınıza geldi, Amerika neresi, Adana neresi, 1960’lı yıllar… Adana’nın köylerinde dolaşan dört kadın rahibe, böyle beyaz harmanîler içinde. Şimdi bunlar rahibe mi, başka mesleği mi var, fahişe mi, git oraya kal seni affedeceğiz mi dediler bilmiyorum. Bu dört kadın dolaşırlar, tanrı, jesus falan diye…

Kısaca soracak olursak; elektromanyetik dalgalar vasıtasıyla insanların beynine müdahale edilir mi?

Edilir…

Elektromanyetik dalgalarla karşılıklı diyalog kurulabilir mi?

Kurulabilir…

Kalb ritmi, solunumu, kasları ve hormonal dengesi denetlenebilir ve manipüle edilebilir değil mi?

Meselâ bakınız, "Devlet Denetleme Kurumu" Turgut Özal meselesi için beni davet etti. Şimdi o zehirlendi konuşuluyor. Yahu mutlaka zehirlenmesi gerekmiyor. Yani bunun yirmi tane yolu var. Ben şimdi iki defa by-pass olmuşum, kalbim arazlı, oradan bana frekansı bir verseler ben gittim… Önemli bir hata yapılıyor, kalb krizinden öldü diye, dikkat ediniz, kalb krizinden ölmek başka bir şey, anî kalb durmasından ölmek başka bir şey… Turgut Özal’ınki anî kalb durması.

Tabiî bir kriz değil yani?

Kriz değil, aniden bir müdahaleyle, meselâ kuvvetli birisi, benden iri yarı birisi gelse kalbimin üzerine şöyle bir yumruk atsa, anî kalb durmasından ölebilirim ben…

Salih Mirzabeyoğlu’da "Ölüm Odası B-Yedi" adlı eserinde, Turgut Özal’ın bu yöntemle öldürülmüş olabileceğinden söz etmişlerdi. Hatta bizzat ben bu olayın soruşturmasını yapan savcıya da teferruatlı bir dosya ilettim…

Turgut Özal olayında ortam hazırlandı, bu adam çok yemek yiyor, çok şişman, ölecek, bu adam gidici, her dakika Hürriyet Gazetesi bu şekilde yayın yaptı. Özal suikastının arkasında Almanya var. Sovyetler’i olağan şüpheli hâline getirdiler, Turgut Özal’ın Gorbaçov ile arası iyiydi… Anlayacağınız, Turgut Özal’ın ölümünün kalb krizi değil de anî kalb durması sebebiyle gerçekleşmiş olması son derece dikkat çekici…

İstihbarat örgütlerinin metafizik çalışmalarına dönelim isterseniz. Telepati, telekinezi, duru-görüş gibi teknikleri kullanıyorlar. Ülkemizde böyle bir çalışma var mı?

Bir defa genelde karıştırılan bir hususu açıklığa kavuşturarak başlayalım. İstihbaratçı, ajan, casus ve muhbir, bunlar birbirlerinden farklı şeyler. İstihbaratçı masa başında çalışan, fiilen sahada olan adam değildir. O sahada olansa ajan ve casus. Ajan teknik adam değil, casusta teknik bilgi de var. Ne arıyor, ne alınacak, ne anlama geliyor, casus bunları biliyor. Yalnız gelen verilerin yorumunu yapacak olan istihbaratçıdır. Buna aksiyomatik deniyor… Ben bir istihbaratçıyım diyelim, ben burada oturuyorum, benim kullandığım adamlar var, bir kısmı ajan bir kısmı casus. Ajan dediğim adamlar James Bond filminde gördüğünüz karaktere benziyor. Filmin gerçekçi tarafları var ama tabiî o kadar da değil. İşini bilek gücüyle götürebilen adam… Sıralamanın en altında da muhbir var. Muhbir bir haber yolluyor, falan teknoloji filan binadaymış diye bilgiyi istihbaratçıya yolluyor. İstihbaratçı bunun hangi yoldan elde edilebileceğini değerlendiriyor ve karar veriyor, buna casus mu yoksa ajan mı göndereceğine… İstihbaratçının hazırlayacağı operasyonun neye dayalı olduğu önemli.

İstihdam prosedüründen de bahsedecek olursak evvelâ başvuran personelin kan grubuna bakılıyor. Kan grubu zekâ hakkında ipuçları muhteva eder… Bundan sonra değerlendiremeye değecek olanlara daha uzunca bir prosedür uygulanıyor.

Kanda önce altın ararlar, kandaki altın oranı yüksekse IQ son derece yüksek demektir. Dolayısıyla bu şahsı da dikkate alırlar. İkinci basamakta bedenin orantılarına bakılır. Gözlerin kulaklara, ağzın burna orantılarına bakarlar. Bu orantılar zekayı ele verir. Beden kimyasına bakarlar, kriterlere uyuyorsa "tehlikeli adam" sınıfına girer.

Şimdi devam edecek olursak, müşahhas bir örnekten yola çıkalım, meselâ Çekoslovakya’da istihbarat adına yapılan metafizik çalışmalara değinelim. Siz bu konuda da epey çalışma yaptınız…

Çekoslavakya’da Sovyetlerin merkezi vardı. 1965 yılında Komünist Partisi’ninin toplantısı olan Komintern’de herkes neyin konuşulduğunu merak ederken, işte bu konular konuşulurdu. Uzaktan kontrol, MK-Ultra burada konuşuluyordu. Ben Sovyetlerde bulunduğum dönemde o kadar çok olaya denk geldim ki bunlarla alâkalı olarak. Birisinden bahsedeyim. Djuna diye bir kadın doktor vardı, tıb doktoruydu ve KGB’nin koruması altındaydı. Bu kadın Masturi, Hristiyanların büyü, sihir vesaire ile uğraşma yetkisi olan tek tarikatına bağlıydı. Bunun hâlâ Rusya’dan çıkması yasak. Öyle gelişmiş bir teknik kullanıyor ki, ailesinden de gelen bir durum var… Benim de bulunduğum, 17 Batılı doktor önünde gerçekleşen bir deneyden bahsedeyim. Hattâ Rus gazetelerinde de çıktı. Tavşanı getirip kesiyorlar, kalbini falan bağlıyorlar, kan düşüyor tavşan ölüyor. Kadın geliyor tavşana hiç dokunmadan bir şeyler yapıyor, bakıyorsunuz kan yükselmeye başlıyor, inanılır gibi değil. Yani bütün bunları ben gördüm yaşadım… Yine meselâ avucunun içini gösteriyor, bak diyor, bakıyorsun kendi çocukluğun, bahçede koşuyorsun, gösteriyor sana… Çekoslovakya’da merkezi de Prag’daydı..

"Bilinmeyen Hitler" adlı eserinizde bahsettiğiniz Rudolf von Sebottendorf ve onun esrarengiz Thule örgütünden bahsediyorsunuz. Türkiye Cumhuriyetini kuran elitle ve bunların kurucu felsefesiyle Sebottendorf’un zihniyetinin nasıl bir alâkası vardır vardır?

Şimdi bakın kitabın birinci baskısında Sebottendorf’un gizli çekilmiş bir fotoğrafı var. Baron Rudolf von Sebottendorf… Baron falan değil, elektrikçi çırağı esasında. Türkiye’ye 1911 yılında vatandaşlığa kabul edilmiş, 1914’de de Türkiye de yaşayan gerçek Baron olan Von Sebottendorf der Rosen diye bir şövalye ailesi var İstanbul’da yaşayan. Bu adam da bilâ-veled bir adam, bunu evlâtlık olarak alıyor. Türkiye’de bu adaptasyon yapılıyor ama Almanya bunu kabul etmiyor. Almanya’ya gidip dava açıyor ve Baron ünvanını alarak mirasa sahib oluyor. Bunları geçelim, benim kitabın birinci baskısında bir fotoğraf var, Baron von Sebottendorf ve iki Türk yan yana. Kitabda bunların birinin kim olduğu belli de diğerinin kim olduğu biliniyor diye not ettim mahsustan. Çünkü o Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşaydı. 20. Baskıdan sonra bunu yazdık. Elitle olan bağlantısı tabiî ki vardı, özellikle Osmanlı paşası olan Haydar Paşa ile… Almanya’da Hitlere muhalif olduğu için 1933 senesinde bunu yakalıyorlar. Diyor ki ben Alman değilim ki, Türküm, Haydar Paşa’nın da damadıyım diyerek sıyrılıyor. Aslında böyle bir durum da söz konusu değil…

Şimdi, Thule burada kuruluyor, hemen şurada Teşvikiye’de. 1933 senesinde bunu Hitler ölüme mahkûm edince Türkiye’ye kaçıyor, 1933’ten 1945’e kadar da Türkiye’de yaşadığı söyleniyor. Benim bulduğum MİT kayıtlarında, daha doğrusu MAH kayıtlarında bunun Eskişehir’de yaşadığını, korunduğunu tesbit ettim yayınladım. Bu adam antisemitist, anti komünist bir adam, fanatik derecede. Bir çok dil biliyor, iyi yetişmiş, kadın düşkünü bir adam. Kafkasya’da Rusya’ya karşı cebhe açılması için mücadele veriyor. Aynı zaman da üç taraflı ajan, Almanlar, Türkiye ve İngiltere hesabına çalışıyor. Sebottendorf’la alâkalı başka bir söylenmesi gereken şey var, millet bu kitabı aldı bir sürü acayibler de peydah oldu. Dediler ki Şefik Üstün aslında Sebottendorf. Yahu olur mu böyle bir şey, bu tamamen dezenformasyondu.

Sebottendorf’un Türk siyasetine etkisi nedir?

Türk siyasetine etkisi zihniyet olarak, antikomünizm bir, bir de çok karıştığı olaylar var, kitabda anlattık onları. Kadın Alman ajanı kadını ikna ediyor Enigma şifrelerini İngilizlere teslim ediyor ve savaş bu şekilde kazanıyor meselâ. Daha birçok şey…

"Gül ve Haç Kardeşliği" eserinizde Gnostik-Masonik Avrupa Birliğini tarif ediyorsunuz. Bugün bahsediyoruz, Tavistock’lar, Rockefeller’lar, Rotchilds’ler vesaire, bunların hepsinin "American Monarch" başlığı altında çalışan kişi ve kurumlar olduğunu söyleyebilir miyiz? Bahsettiğimiz kişi ve kurumlar ortadaki adamlar, bunların arkasında başka bir yapı var mı?

Onların arkası bunların önü diye bir şey kalmadı aslında. İletişimin bu denli hızlı gerçekleştiği bir devirde hiçbir şeyin önü arkası kalmadı. Bakınız Komünizm neden çöktü tek mermi atmadan? Ama Çavuşesku’yu kurşuna dizdiler. Moskova’da komünist partisi yasaklandı. Çünkü gündelik teknolojide Sovyetler o kadar gerideydi ki inanamazsınız. Dükkana girerdiniz, hesablar abaküsle yapılırdı. Demek istediğim herif getirdi senin cebine telefon koydu, o iş orada bitti. Teknolojiyle bitti yani. Dolayısıyla Rockefeller olsun, şu olsun, bu olsun; eskiden parayı bastırarak yaptıkları işleri bugün enformasyonu manipülasyon vasıtası olarak kullanarak yapıyorlar.

Peki, bir büyük oyundan bahsedecek olursak, bu oyunu kim kuruyor?

Büyük oyun değil, üst tasarım diyelim. Türkiye’deki üst tasarımdan örnek verelim meselâ. Adam ayrıntıyla uğraşmıyor, ayrıntıyla adamı uğraşıyor. Üst tasarım yapıyorlar, diyorlar ki biz şöyle bir şey istiyoruz beş yıl içinde. Bu kadar… Tasarımı yapan dünyada 300 aile var. Bu işin pratiğindeyse Tavistock gibi kurumlar var. Adamların kendilerine göre bir idealleri var. Yeni bir insan tipi meydana getirmek istiyorlar.

Bu yeni insan tipinin dini ne olacak?

Din falan yok, bir dakika burada bir hususu aydınlatmak lâzım. İnançlı olmak başka şey, imanlı olmak başka şey. İman sonradan olur. İnanç ise önce kuşkuyla başlar, öyle mi böyle mi, şöyle mi böyle mi dediğin andan itibaren inançlısındır. İman sonradan gelir. Bu adamlar inançlı ancak imansız insanlar istiyorlar.

İnandığıyla amel etmesinde neye inanırsa inansın yani..

Şimdi bu adamların iki tane kavramı var; teizm karşısında deizm. Bizim ki biliyorsun monoteizm, bu adamlarsa monolatrist. Bu yeni kitabımda bunları teferruatlı olarak ele aldım. Şimdi 300 aile dedik, bunlara aile derken böyle karı-kocadan bahsetmiyoruz tabiî.. Bunların familya kavramı ekol anlamında kullanılıyor. Yani burada 300 akım var ve bunların en üstlerinin kendilerine verdikleri isim Cabiri, kebir büyük yani…

Şunu merak ediyoruz, bugün masonluk bahsini gündemden düşürmek adına sulandırdılar ve ortalıkta herkesin dahil olabileceği şekildeki posasını bıraktılar. Bunları bugün nasıl tarif etmek lâzım?

Dünyada masonluk hâlâ çok güçlü, Türkiye’de masonluk bu şekilde değil. Türklere Masonların 17. Sıradan sonrası yasak. Bizdekiler bir zamanlar etkililerdi, şimdi esameleri okunmuyor. Bugün Türkiye’de onların çıkarına hizmet edenlerin büyük çoğunluğu gönüllü yapıyor bu işi…

Okült ilimlerle gerçekleştirilen zihin kontrol çalışmalarına dönecek olursak…

Şimdi meselâ "mind sending" diye bir şey var, rüya göndermek… Bir de şahsın kendisini yukarıdan kuşbakışı görerek kendisine yansıyanları aktarması durumu var.

Bu şamanların durumları gibi mi?

Şamanlarda da var, şamanların şöyle bir olayı var; dünyanın etrafında radyo dalgaları var, o radyo dalgalarıyla en yakın teması kurabilenler şamanlar. Üzerlerinde dünyevî bir şey yok, ellerinde bir deri var, kan grubu vesairesi müsait, o deriye vuruyor ve öyle bir ritim yakalıyor ki o radyo dalgalarıyla bağlantıyı kurunca pek çok şeye vakıf oluyor. Bunu en iyi Kafkaslar yapıyorlar, yapamayanlarsa Afrikalılar. Afrika yorgun bir ırk, artık elemine olmak üzere bir ırk. En cevval olansa Kafkaslar.

Son olarak ebced ve cifr ilimleri bugün bizim ülkemizdeki alimlerce(!) reddedilse de, "Bir Türk Casusun Mektubları" adlı eserinde sizin de belirttiğiniz gibi Isaac Newton’dan başlayarak numeroloji ve onlardaki karşılığı kabbala ile meşgul olarak bir çok hususa vakıf olmuşlardır.

Şimdi ben bakın 1970’li yıllarda özel olarak bir yayın evi kurdum, Havass… Havas ne demek, havasın 24 tane anlamı var, ama halifeler En-Hasül Havastan olmak zorunda. Ebced olsun, cifr vesaire bunların hepsi İdris Peygamberle Mısır’da başlamıştır. Bunlar gizli havas ilimleri… Bir de gizli ilimler var, Avrupa’daki karşılığı da okült, nerede, yer altında. Gizliliğin muhafazasını kilise, okült ilimlere vakıf olanı yakmakla tehdit ederek muhafaza ediyor. Adam gizlediğinden değil, yakılacağı için gizli. Bizde öyle değil, sırlar ilmi… Bir taraf sırlarla meşgul, diğeri gizlemekle meşgul. Meselâ Gül Ve Haç’ın kurucusu var, Paraselsus… 1500’lü yıllar, sekiz sene Türkiye’de kalıyor bu adam ve Türkiye’deki çok enteresan resimlerini gördüm ben. Notlarını da buldum, diyor ki; "bu Türklerin elinde çok acayib bilgiler var, nereden öğrenmişlerse cam tüb içinde parmak çocuk yetiştiriyorlar" diyor. Tüb bebek dediğimiz hadise, 16. Yüzyılın başı. Bu ebcedin, okültizmin vesaire hepsinin öncesinde Gematria ve Temura var…

Zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Aytunç Bey…

Asıl ben teşekkür ederim…

Aytunç Altındal Kimdir?

1945 yılında İstanbul’da doğdu. Bugüne kadar 16’i telif 11’içeviri 27 kitabı, 400’den fazla da makalesi yurtiçi ve yurtdışında yayınlandı.

1969-71 seneleri arası Gurnsey Writer’s School’da, 1977 senesinden itibaren ise Fransa Sorbon Üniversitesi Fransızca Eğitim bölümünde tahsil gördü.

1977’de Havass Yayınlarını, 1980 yılında ise Süreç Yayınlarını kurdu ve Süreç dergisini çıkardı.1983’de İsviçre’de MODUS VİVENDİ Kültür Merkezi’ni kurarak 10 yıl yönetti.

1989 yılında Rusya’da Kültür Danışmanlığı görevini yaptı.

1992’de İngiltere Edinburg’taki INTERNATIONAL ACADEMY FOR EUROPEAN AND CHRISTIAN STUDIES akademisinde PROJECT ACADEMIC BOARD (Akademik Proje İdari Heyeti) üyeliğine seçildi. Aynı yıl İngitere’de yayınlanan THREE FACES OF JESUS (Üç İsa) adlı kitabı dünyada yankılar uyandırdı. Daha sonra (1993) Rusça’ya çevrildi.

1993’te INTERNATIONAL SOCIETY FOR THE STUDY OF EUROPEAN IDEAS (Uluslararası Avrupa Düşünce Çalışmaları Topluluğu) Bilimsel Kuruluna üye oldu. Aynı yıl Avusturya’nın GRAZ şehrindeki KARL – FRANZ Üniversitesi tarafından düzenlenen EUROPEAN SECULAR LEGACY (Avrupa’nın Laik Vasiyeti)adlı uluslararası konferansta Oturum ve Bölüm Başkanlığına seçildi.

1995’te merkezi New York’ta bulunan CARNAGIE COUNCIL ON ETHICS AND INTERNATIONAL AFFAIRS örgütüne davet edilen, ilk ve tek Türk Konuşmacı oldu.

Aynı sene, New York’ta Birleşmiş Milletler bağlantılı GLOBAL FORUM OF SPIRITUAL AND PARLIAMENTARY LEADERS ON HUMAN SURVIAL (İnsan

Yaşamından Sorumlu Ruhani ve Siyasi Liderler Global Forumu’nda) INTERNATIONAL ADVISOR COMMITTEE yani Uluslararası Danışman üyesi oldu.

Ünlü Fizikçi Isaac NEWTON’un bugüne kadar hiç bilinmeyen bir kitabını da yayınlayan Altındal, Uğur Mumcu’nun “Sakıncasız” adlı eserinin de yapımcılığını üstlendi.

KAYNAK: Haftalık Baran Dergisi
Söyleşi: Ömer Emre Akcebe – Fatih Turplu

MK ULTRA PROJESİ : TEMEL ANLAMDA ZİHİN KONTROLÜ NEDİR ?


ZİHİN KONTROLÜ

İnsanları kontrol etmenin verdiği haris tamahın iç gıcıklayıcı baskısı, eh bir de konunun esrarengiz yapısı zihin kontrolünü müthiş çekici yapmakta.

Tek kelimeyle tetik çekenler, hayvanları silaha dönüştürenler ezoterik bilgiler, gizli servisler ve daha neler neler! Günümüzdeki alt kolları birer ahtapot gibi yerküreyi saran psikolojik operasyonlar için, çok ama çok eski tarihi vakalar var. Hasan Sabbah’ın haşhaşi Tarikatında, müritlerin, haşhaş etkisiyle intihar ve suikastları kolayca yapmaları gibi. Size ne ifade eder bilemeyiz, ama cennete inandırılan Haşhaşinler, mutlulukla ölüme/öldürmeye koşuyorlardı. Bu tarihsel olayın etkileri öyle derin oldu ki, günümüzde suikast anlamına gelen İngilizce ”assassination” kelimesi bile haşhaşin’den türetildi.

Zihin Kontrolü Araştırmaları

Soğuk savaşın Demir perde arkasında kalan laboratuarlarında, pis savaşların akla ziyan zihin savaşlarına giden yolu açan etikette yazılı dört harf var.SSCB… Yani,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Günümüzde bazı çok basit sorular sorulabilir. İnsan zihni nasıl kontrol edilebilir?

Peki ama ne için? gibi. Bilinen o ki, masum bilimsel meraklar, kısa sürede tehlikeli fantezilere yol açabiliyor. Askeri, politik ve istihbarat alanlarında zihin kontrolü yapılması örneklenebilir. Niyet masumdu başlangıçta. Zihin kontrolü ile hastalıklar tedavi edilebilirdi.

Ancak soğuk savaş ve devamındaki yıllarda masumiyet yitirildi. Sonuç dramatik konu zihin olunca, psikoloji ve psikiyatri ivme vermiş. Hemen ardından parapsikoloji, dinsel motifli uygulamalar, medyumluk, duru görü, 6. his, 7. his, 8. his (17’ye kadar gidiyor), uyuşturucular, vücuda elektronik implantlar takılması, enerjinin tahrip amacıyla hedeflere yöneltilmesi, radyasyon, duyu azaltılması, hipnoz, propaganda teknikleri, beyin yıkama vb. kavramlar virüs gibi yayılmış gizli merkezlerde. Alt başlıklar böyle olunca, derinliği ve çapı bilinmeyen bir alana milyonlarca dolar, yüzlerce proje ayrılmasının sonuçları pek iyi olmamış. Bugün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık? derseniz eğer…

İlk bilgilerin izi 20. yüzyılın ilk çeyreğine, SSCB’de, Prof. Vassiliyev’in l930´larda yaptığı araştırmalara kadar sürülebiliyor. Onun ulaştığı bilgiler, Zihin Telkini Tecrübeleri adı altında l962 yılında yayınlandı. Vassiliyev, çalışmalarını, telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakline yöneltmişti. Vassiliyev, ruhen hasta olan iki denek üzerinde çalışmaya başlar. Deneklere beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonlarını ölçecek aletler bağlayıp, telkinle hipnoza sokar.

Önceleri ayrı ayrı odalarda, sonra da uzak mesafelerde transa giren deneklerin düşünce yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajlar kaydedilir. İki kadının kurşun levhalardan bile geçen telepatik zihin dalgalarını izleyen Vassilyev, ruhi olayları mekanik görüşe bağlayamayınca endişelenir. Çünkü tanrıyı reddeden rejim açısından geçerli bir açıklama yapma olanağı yoktur. Önceleri deneklerin trans halini şartlı refleks olarak değerlendiren Vassiliyev, değişik insanlarla deneyi tekrarlar. Sonuç aynıdır. Tüm deneklerde önce şuur kaybı olur, sonra transa girerler. Denekler arasındaki uzaklığı 1.500 kilometreye kadar çıkaran Vassiliyev, neticenin değişmediğini görür. Telepatik iletişim sürmektedir.

ZİHİN KONTROLÜ NASIL YAPILIR ?

İnsan toplulukları ölçeğinde zihin kontrolü teknolojisi şu anda kesinlikle mevcuttur. Akıl okuma makineleri, uydular ve süper bilgisayarlar, biri nsanın beynine herhangi bir zihinsel, duygusal ve fiziksel durumunu telkin etmek için mikrodalga ve sayısal dalgalar gönderebilir.

Paranoid şizofreni hastaları güçlü sanrıların(halüsinasyon) ne demek olduğunu çok iyi bilirler ve bu insanların çoğu gizli polis servislerinden şüphelenirler. Telepati, psikotronikler ve şizofreni arasındaki farkı anlatmak oldukça güçtür. Beyin, tüm vücuda hükmeder. Meditasyon ustaları kendi kalp atışlarını durdurabilir; nefes alışverişlerini kontrol edebilirler.

Elektronik zihin kontrolü ile bir kişiyi mutlu, üzgün, yorgun, uyanık, intihara meyilli, yürüyen bir ölü, ölümcül hasta, etkisiz, nefret dolu yapabilirsiniz. Bu listeye her türlü zihinsel ve duygusal durumu ekleyerek uzatabilirsiniz. Belirli bir hareketin frekans dalgasını yönlendirerek bir kişiyi dışarıdan yönetebilirsiniz. Bu şekilde düşünce, fikir, hipnotik tetiklemeler ve beyin programlamalarını insan aklına sokmanız mümkündür.

Timothy McVeigh’in (Oklahama saldırısını yapan kişi) uzaktan idare edildiği ve suikasta programlandığı iddia edilir. Buttons ve Svoboda isimli pilotların kullandığı uçağın 1997de bir dağa çakılması ya da Kaptan Hessin birden oturup kendini 26 defa bıçaklaması da diğer gizemli vakalar arasındadır örnekleri çoğaltabiliriz.

Frekans silahları 6.6 hz ile depresyona yol açabilir. 7.83 Hz (Schumann Rezonansı, yeryüzünün doğal titreşimi) kendini iyi hissettirir. 10.80 Hz panik hali oluşturur. 16-25 Hzlik ölümcül ELF ise hayata kasteder. (ELF: Fazladan Düşük Frekans, ULF: Aşırı Düşük Frekans).

Titreşimi hafifletilmiş mikrodalgalar doğal beyin frekanslarını taklit eder mesela frekans dalga boylarına maruz bırakarak uyuşturucu kullanmayan bir kişiye ketamin kullanmış etkisi verilebilir.

İbadet eden kişilerin beyinlerinin ilahi bölümünün salgıladığı kendini iyi hissetme kimyasalları salgılatılarak bir keyif hali yaşadıkları kanıtlanmıştır. Bir insanı bu frekans dalga boyuna maruz bırakırsanız o kişide yapay bir dindarlık ve derin bir mutluluk hissi uyandırabilirsiniz.

Ayrıca hükmedilen rüyalar, görüntüler ve kısa süreli hafıza silmeyle bir kişiye UFO deneyimi yaşamış biri gibi yapabilirsiniz. İçten geçen düşüncelerin oluşumları gözlemlenebilir ve çözümlenebilir. Düşünceler ve fikirler aklınıza sokulabilir. Artık ne düşünüp hissedeceğimize kendimiz karar veremeyebiliriz.

ELEKTRONİK ZİHİN KONTROLÜ & TİTREŞİMLER, FREKANSLAR VE DALGALAR

Kainat, titreşim ve dalgaların ahenginden müteşekkildir. Her şey, kendi frekans ve titreşiminden oluşan birer enerjiden ibarettir. Titreşimler vasıtasıyla en hayret verici şeyleri bile başarmamız mümkündür. Titreşimler, günlük hayatımızın bir parçasıdır.

Hepimiz neşeli ve tasasız, karamsarlık ve uyuşukluk arasındaki farkı biliriz Medyumlar kendi titreşimlerini o kadar arttırırlar ki çıplak ellerini insanların mideleri sokabilirler. Yüksek titreşim, daha düşük yoğunluk ve geçirgenlik demektir. Medyumlar (ruhsal cerrahlar)enerjiyi kullanarak çalışırlar; hastalıkların teşhisi ve tedavisinde enerjiyi ve titreşimleri kullanırlar. DNA, titreşim ve enerjidir. DNA, ışığı emer ve yayar.

Aura, elektrostatik bir alandır. Auralarımız ve yeryüzünün manyetik alanı birbiriyle iç içedir. havadan ve yıldızlardan etkilendiğimiz kadar zihinsel ve duygusal durumumuzda gezegenimizi etkiler. Bu çift yönlü bir alışveriştir.

BEYİN

Beyin, çok yönlü bir kontrol merkezidir: Tüm vücut işlevlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Bütün zihinsel durumlar, düşünceler, duygular, fiziksek duyular ve hareketler ayrı frekanslara sahiptir. Bunlar EEG testleri ve MRI taramaları ile görüntülenebilen elektromanyetik işaretlerdir.

(EEG: Electro Encephal Graphy Elektro Beyin Grafisi, MRI: Magnetic Resonance Imaging Manyetik Rezonans (yankılanma) Görüntüleme)

Beş duyu organımızla algıladığımız her şey, belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Tüm hastalıklar kendi dalga şekillerine sahiptir. Her kelime ve düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını meydana getirir. Tüm hareketler, düşünceler, duygular ve algılamalar kendi frekans işaretlerine sahiptir. Birinin beyin faaliyetleri, bilgisayar ekranına çıkarılabileceği gibi, bunlar tam aksi yönde de göndere bilinir. Bir bilgisayar herhangi bir beyin faaliyetini çözümleyebilir ve bunu aynı yoldan geri iletile bilinir.

Geçmişte, bu verilere ulaşmak için insanların kafalarına elektrotlar yerleştirilirdi ama günümüzde her şeyi kablosuz olarak yapmak mümkündür. Beyinlerimizin uzaktan idare edilebilmesi, uçsuz bucaksız bir çalışma alanıdır. Her beyin kendine özgüdür. Beyin taraması, beyin tanımlaması, uydudan takip, gözetleme ve süper bilgisayarlar bir araya getirilerek insan davranışları, tüm yönleriyle, uzaktan idare edilebilir. Beyne ait parmak izlerimiz, bilindik nesnelerin tanınmasıyla alakalı beyin bölümünde bulunur.

MK ULTRA PROJESİ /// DOÇ. DR. ÜMİT SAYIN : Zihin Kontrolü ve Mançurya Kobayı


Doç. Dr. Ümit Sayın"ın bir röportajı

Ümit Sayın uyduruk Ergenekon Davası kapsamında tutuklanmıştır

Zihin Kontrolü ve Mançurya Kobayı Nedir, Nasıl Yapılıyor?

Zihin kontrolü, insanın algı sistemlerine ya da bilincine yönelik olarak yapılan birtakım operasyonlar zinciri. Bunların bir tanesi LSD gibi çok çeşitli halüsinojenlerin kullanılması ve insanda farklı bilinç halleri oluşturmak. Bunu özellikle yabancı istihbarat örgütleri kullanmış.

Kore Savaşı"nda Çinlilerin kullanmış olduğu yöntemleride unutmamak gerek tabi. İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarını bloke etmek ve onların direncini kırmak, kullanılan yöntemler arasında.

Zaten " Mançurya Kobayı" ismi de Kore Savaşı"ndan geliyor.

Kore Savaşı"nda insanların dirençlerini kırıp çeşitli işkence yöntemleri uyguladıktan sonra çözülmeyi çok daha kolay bir şekilde sağlıyorlar. ABD"liler 1950"li yıllarda uyanıyor ve 1953"de MK-ULTRA projesi başlatılıyor.

O dönemlerde Solomon Asch adlı bir Yahudi bilimadamı var. Bunun 300 bin kişi üzerinde yaptığı bir çalışma mevcut.

Çalışmada iki grup var. Bunlardan birinde öğretmenler, diğerinde denekler var. Denekler oturdukları yerde bir kelime okuyacak ve hata yaptıkları zaman öğretmenler bunlara elektrik şoku verecek. Elektrik şokları 75 volttan başlayıp üst noktalara kadar geliyor.

Aslında burada deney yapılanlar şok verilenler değil, öğretmenler. İnsanların nereye kadar şok vermeyi sürdürecekleri ölçülüyor. Görülüyor ki 300 bin kişinin yüzde 65"i bir beyaz gömlekliye " Şok ver!" demeyi sürdürdüğü için şok vermeyi sürdürüyor ve 450 voltluk değerlere kadar çıkılıyor. Bu arada, öğrenenlere elektrik falan verilmiyor.

Aslında deneklerin (öğrenenlerin) çoğu tiyatrocu ve rol yapıyor. İnsanlar, deneklerin canının acıdığını görmelerine rağmen elektrik vermeye devam edebiliyor. Dolayısıyla insanlarda otoriteye karşı korkunç bir boyun eğme var. 300 bin kişiyle yapılmış olması, bunun büyük olasılıkla ABD derin devletinin bir projesi olduğunu gösteriyor.

Şuna bakıyorlar: " Otoriteye bizim halkımız ne kadar bağlı?" Bu deneyi Türkiye"de yapsanız oran daha az çıkar; Yüzde 65 çıkmaz. Ama Amerika"da sosyal koşullama ile otoriteye inanç çok yüksek düzeylerde.

Teknoloji bu konuda ne yoğunlukta kullanılıyor?

Teknoloji çok iyi kullanılıyor. ABD"de şunu gördüm. İnsanlarda ciddi bir televizyon bağımlılığı var. Gidiyor evine, günde beş saat televizyon seyrediyor. Seyrettikleri şeyler abuk subuk.

ABD"deki kanallar Türkiye"dekinden kötü; hepsi birbirine benziyor. Haber programları zaten tamamıyla beyin yıkama. Dolayısıyla, insanlar nasıl günde beş saat televizyon seyretmeye yönlendirilir, alıştırılır, bu nasıl bağımlılık haline getirilir, o çok enterasan.

Televiyonlarla aslında indoktrine edilmiş, pasifleştirilmiş bir toplum kurdu ABD.

MK-ULTRA projesini başlatan Allen Dulles"in çok vurucu bir sözü var;

"Birinci aşamada propaganda, depolitizasyon ve kitlesel sindirmeyi sağlayacağız. İkinci aşamayı da bireyin beyninde kazanacağız" diyor.

Zihin kontrolü yoluyla sıradan bir insandan bir cani yaratmak mümkün mü?

Bunun başarılabileceği söyleniyor şu anda. Bunların en vurucusu John Lennon"un katili Mark David Chapman. John Lennon, ABD dengeleri için çok büyük tehlike oluşturmaya başlamıştı. Vietnam Savaşı"na karşı çok ciddi bir etki oluşturuyordu. John F. Kennedy ve kardeşi Robert Kennedy"nin katillerinin de böyle programlara tabi tutulduğu söylendi. Detaylı bilgi için 2006 Temmuz"unda yayınlanan, "Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler" (Neden Kitap) isimli kitabıma da bakabilirsiniz.

Zihin kontrolü ağırlıklı olarak istihbarat örgütleri tarafından mı kullanılıyor?

Bu yöntem, istihbarat örgütleri ve askeri istihbarat tarafından kullanılıyor. ABD"de 29 tane istihbarat örgütü var. Bunlardan en önemlileri Savunma Bakanlığı"na bağlı Askeri İstihbarat Teşkilatı, CIA, NSA, FBI ve DIA. En gizlilerinden biri NSA"dir. Bu teşkilatlardan hepsi zihin kontrolü konusunda çalışmalar yapıyor.

Toplumsal olarak zihin kontrolündeki araçlar nedir?

Televizyon ve moda en önemli araçlar. Hollywood bu işte başı çekiyor. Çünkü Hollywood"la insanların davranış şekillerini kalıplamak mümkün. Mesela bunun en önemli örnekleri Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Matrix isimli filmler. Matrix"te bazı kalıplara insanlar şartlanıyor.

Yahudi geleneklerini insanlara, çocukların bilinç dışına aşılıyor. Belki bizler genel toplumdan biraz kopuk ve daha farklı insanlar olduğumuz için, "Hadi canım sende, bu olmaz!" diyoruz ama bu öyle değil. İnsanların yüzde 50-65"ini etki altına alsa yetiyor zaten. Normal insanlar bu telkinleri ve şartlandırmaları çok kolay alıyor.

Dolayısıyla beyin yıkama araçlarından en önemli ikisi; televizyon programları ve filmler. Filmler çok önemli. Bu mecrada her şey milim milim işleniyor.

Ortaya çıkan şu:

ABD"de toplumun yüzde 65"i tamamen itaatkâr, ABD"yi yöneten 25 bin elite kafa kaldırmayacak insanlardan oluşuyor.

Nitekim Bush gibi birisini başlarına getirmelerinden belli olmuyor mu? Yahudi sistemini, Evangelist beyin yıkamayı sorgulamaması ve ABD"deki sistemi sorgulamaması üzerine eğitilmeye çalışılan insanlar bunların büyük çoğunluğu.

Bugün ABD"de demokrasi yok ki!

Demokratlarda, Cumhuriyetçiler de CFR (Dış İlişkiler Konseyi) üyesi. Aynı yerden adam seçiyorsun. Bir çelişki yok yani. ABD"de kimin nereye geleceğine başından karar veriliyor. Bir zihin kontrolü projesi olan " Monarch Projesi" bunlardan bir tanesi. Onunla ilgili "Baykuş İmparatorluğu" (Trance Formation of America) isimli bir kitap var.

Bu, CIA"in yazdırdığı bir psikolojik savaş kitabı. Buradaki hiçbir şey gerçek değil. Deli saçması bunların büyük çoğunluğu. Büyük bir kısmı ise pornografik. Hedef komplo teorisiyle uğraşanları hasta ve mantık dışı göstermek.

Derin devletlerin kendilerini, olduklarından daha güçlü göstermek ve insanlara "Ensenizdeyiz" izlenimi vermek gibi bir görevleri de var.

Zihin kontrolünün bu çerçevede yeri nedir?

Belki adam uğraşıyor zihin kontrolünü yapmaya ama yaptığı zihin kontrolünü çok daha farklı gösteriyor bize. Çok daha büyük, ulaşılmaz. "Uzaydan, uydulardan kontrol ediyoruz, rüyalarınıza giriyoruz" şeklinde lanse ediyorlar. Bir yandan yapılıyor, bir yandan da yapıldığından daha fazla abartılıyor…

Bu da zihin kontrolünün bir parçası. Bugün bir sürü hatalı düşünen insan var .Mesela, Türkçe"de çıkmış bir sürü kitap var. Saçma sapan bir sürü bilgi içeriyorlar, gerçeklerle ilgileri yok.

Zihin kontrolü Türkiye"de uygulandı mı?

Türkiye"de uygulandığını düşünüyoruz. Kitabımda Aytunç Altındal"la yapılmış bir mülakat var. Orada detaylı örnekleri yer alıyor. 1968-70"lerde "Phoenix Operasyonu" adı altında bir operasyon var.

Yakalanan iki ABD"linin üzerlerinde LSD ve diğer haplar vardı. Yabancı istihbarat birimleri tarafından kontrol edilen, Türkiye"nin düşmanı haline getirilmiş bazı tarikat ve cemaatlerde bu tip maddeler ve çok değişik tekniklerin kullanılmış olma olasılığı çok yüksek.

Danıştay saldırısının da bu etkiyle yapılmış olabileceğine dair bir iddia var kitabınızda?

O konuda çeşitli iddialar var. Bulgaristan"da bir hafta kaldığı söyleniyor, ne yaptığı belli değil.

Danıştay saldırısının büyük olasılıkla Gladyo tarafından planlandığı, temelinde de Danıştay üyelerinin, Tüpraş"ın özelleştirmesine, Galataport"a onay vermemelerinin yattığı sanılıyor. Oferler"in projeleri bunlar ve arkada Yahudi lobisi ve İsrail hükümeti var. Danıştay üyelerinin hayatları tehlikede. Danıştay üyeleri koruma istedikleri halde alamıyorlarmış, yani bugün Devlet kendi Danıştay üyelerini koruyamıyor. Bugün Türkiye"de Türkçülüğü, Ulusalcılığı savunan bir yapı, derin devlet yok. Olsa zaten şu andaki yönetimi ve sistemi alaşağı ederdi.

Nasıl bir derin devlet var peki Türkiye"de?

Türkiye"de yabancı derin devletlerin ve yabancı istihbarat örgütlerinin uzantısı olan bir sözde derin devlet ya da çete-derin devlet var. Bunun hedefi, Türkiye"yi Sevr koşullarına göre parçalamak. Ben 2002"den beri televizyonlarda söylüyorum bunu. O zamanlar bana "Sevr paranoyağı!" diyorlardı, şimdi gazetelerde "Parçalanmış Türkiye haritaları" yayınlanınca millet uyandı. Hatta Mustafa Balbay"ın yaptığı Cumhuriyet gazetesindeki o panele katılan bir iki kişinin bulunduğu ortamlarda ben bunları anlatmıştım da, "Çok abartıyorsun" demişlerdi.

Pek çok kişi, 11 Eylül"ün ABD derin devletinin işi olduğuna da inanmamıştı. Tabii komplolarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Her tarafta komplolar ve entrikalar çevriliyor. Emperyalist ülkeler zaten komplocuların en başında geliyor.

Bu koşullarda, komploları araştırmak son derece normal bir şey. Ama insanların çoğu, "komplocu" ya da "paranoyak" damgası yememek için uzak duruyor. Tabii burada ciddi paranoyaklar, komplo teorisyeni olup da cidden hasta olan insanlar da var. Uzaydan gönderilen sinyallerle deprem yapılabileceğini söyleyen insanlar var ki bunlar gazeteci.

Cinlerle istihbarat toplanacağını, cinlerle beyin kontrolü yapılacağını söyleyen insanlar da var. Bugün Türkiye"deki kitaplarda bu bilimdışı iddialar var.

Zihin kontrolü ile cinselliğin ilişkisi nedir?

İnsan beyni bir programdır. Yani insan, kendi kendini programlayan birbilgisayar gibidir. İnsan beyninde pek çok şey haz alma, mükafatlandırma prensibine dayanır. Pavlov"un bir zamanlar kanıtladığı gibi şartlanmaya dayanır.

Şartlanmaya dayalı bu sistemde haz en önemli belirleyicilerden biri haline gelmiş durumda. Dolayısıyla insan kendi kendini programlarken, kendi kendisine yeni bir sürü şey öğretiyor.

Cinsellik de bu öğrettiğişeylerden bir tanesi.

Tabii bu, uyuşturucuyla, flaşlarla, değişik ortamlarla, ilaçlarla bu şartlanma etkileri arttırılabiliyor, azaltılabiliyor. İnsanlarda cinsel haz nesnesi yaratmak, libidoyu değiştirmek mümkün.

Dolayısıyla bu haz nesnesine bağlı olarak "Pavlovyen" bir şartlanma yaratmak mümkün. Bu şartlanmada insanları belli koşullara, stimulanlara, belli fikirlere göre yönetmenin ve programlamanın mümkün olduğu söyleniyor.

Cinsellik bunun için sıklıkla kullanılan bir araç.

Ve cinsellik başka motiflerle birlikte kullanıldığı zaman yeni bir takım şeyler getiriyor. Bunlardan bir tanesi "Kauçuk ve Deri Fetişizmi". Bu parafilik fetişizmler, son zamanlarda özellikle toplumlara pompalanıyor. Halbuki her ikisi de birer sapış.

Cinselliğin daha fazla kullanılmasıyla ne elde ediliyor?

Daha fazla haz, planlanan şeylerden birisi. Belli tarikatlarda, belli kültlerde insanların cinselliğe şartlanmaları, cinselliği daha uçlarda yaşamaları, libidoları arttırmaları teşvik edilen bir yöntem.

Özellikle ABD"de bu tip kültler çok yaygın ve bunlarda cinsellik beyin yıkama işlevine yönelik olarak kullanılıyor. Bunlar için şimdi "De-Programming" denilen, programdan arındırma klinikleri bile açılmış.

Orada insanları alıp uzun süre tutuyorlar, davranış tedavisi uyguluyorlar ve gördükleri şu: Cinselliği kullanan bu tarikatlar insanlarda çok ciddi başka şartlandırmalar da oluşturuyor. Satanizm onlardan bir tanesi mesela.

Colin Ross"un bu konuda yazılmış bir kitabı bile mevcut, "Satanik Ritüellerdeki Tacizin Tedavisi" isminde…

"Sadomazohizm, lezbiyenlik, fetişizm gibi parafilialar derin devletlerin gizli projeleri olarak yayılmıştır" diyorsunuz. Emperyalist Derin devlete fetişist mi lazım?

Kısmen, evet! Çünkü yeni tüketim malzemesi ve uyarıcılık lazım; kapitalizm ve moda sapıtmış durumda. Bir de, insanlarda saldırganlığı cinsellik yoluyla da arttırmaya yöneliyorlar, böylece haz ve saldırganlık bütünleştirilerek, saldırganlık legalize ediliyor ve normalleştiriliyor.

Bugün porno içerikli iki buçuk milyon web sitesinin tahminen yüzde 50-60 kadarı sadomazohizm ya da değişik cinsel haz nesneleri üzerine kurulmuş durumda. Aynı şeylerden bıkıp, insanlara yeni metalar ve yeni uyarı nesneleri sundukları zaman çok daha etkili olabildiklerini görüyorlar.

İnsanlarda etki-tepki de geliştiriliyor. Haz arttıkça, şartlanma bir şekilde insanların beynine yerleştiriliyor. Bu noktada parafilialar (sapışlar) bir noktada teşvik ediliyor.

Üniversiteden atılmak istendiğinizi yazmışsınız kitabınızda. Niye atmak istiyorlar sizi üniversiteden?

Geçen yaz bu zamanlarda, internette dolaşmakta olan bir elektronik posta bahane edilip, İstanbul Üniversitesi Rektörü ve üniversite yönetimi tarafından savcılığa şikayet edilerek, evime polis baskını yaptırıldı.

Mahkeme kararı çıkartmışlar ama mahkeme kararı legal değil, bir kere dilekçede benim bağlanma saatlerim ve IP adresim hedef gösterir gibi verilmiş, mesajı benim gönderdiğime ait kanıt yok. Ayrıca mahkeme kararı Ağustos ayının dokuzunda verilmiş, " İki gün içinde arama yapılacak" diye.

Benim evime, tam 20 gün sonra, 29 Ağustos"ta geldiler; arama illegal. Polis bilgisayarlarıma el koydu ve bu bilgisayarlar birkaç gün poliste kaldı. Rektörün dilekçesinde IP numaram ve bağlanma saatim gösterilmiş.

Yani Türk Telekom"dan öğrenilmiş.

Dolayısıyla olayın içindeki pek çok şey baştan sona illegal, çünkü hangi saatlerde hangi değişken IP numarası ile bağlandığımı sadece Türk Telekomdan mahkeme öğrenebilir.

Legal olmayan yöntemlerle elde edilmiş bir takım bilgilerle yazılmış dilekçelere dayanarak evime polis baskını yapıyorlar. Bir yıldırma politikası. Bilgisayarımda suç teşkil edecek şeyler olup olmadığına bakıyorlar. Sonra da bilgisayarımda bulunan başka bilgilere dayanarak üniversiteden atma soruşturması açıyorlar, ama YÖK bu soruşturma sonucunu delil yetersizliği nedeniyle reddetti.

Tüm makalelerimde, kitaplarımda ve televizyon programlarımda Türkiye"nin bütünlüğünü, Atatürk Milliyetçiliğini savunan bana, ülke bütünlüğünü yok edici ve bölücü suçu atfedilmiş, olaya bakan tüm hukukçular güldüler!

Eski Yargıtay başsavcısı Vural Savaş bir dergide şöyle yazdı:

"Daha pek çok önemli araştırmada imzası bulunan sözkonusu kitabın yazarı Doç. Dr. Ümit Sayın"ın İ.Ü Rektörü Mesut Parlak"a bir internet sitesi aracılığı ile hakaret ettiği gerekçesiyle üniversiteden atılmaya çalışıldığını öğrendim. Değerli bir bilim adamının üniversiteden atılmasının gerekçesi bu olamaz. Gerçek neden elbetteki yaptığı araştırmaların içeriği!"

%d blogcu bunu beğendi: