Etiket arşivi: YANDAŞ MEDYA

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : “Dinlemeler CIA ve Mossad’a servis edildi”


ALİ DEĞERMENCİ

AK Parti milletvekili Şamil Tayyar, paralel yapının Emniyet’teki telekulak ekibin vasıtasıyla elde ettiği dinleme bilgilerini Mossad ve CIA ile paylaştığını öne sürdü. Tayyar, Aydın Doğan’ın, kendisinin ve yakınlarının yasadışı bir şekilde dinlenmesinden şikayetçi olmaması hakkında da şok bir iddiada bulundu.

Tıpkı Ergenekon süreci gibi. Paralel yapı da operasyondan hemen sonra algı operasyonu yapıp soruşturmayı karalamaya çalıştı. Fakat Ergenekon sürecindeki hatalar Paralel dava sürecinde yaşanmadı. Çok daha başarılı ve dikkatli şekilde hukuk kuralları işletildi. Fakat Türkiye çok ciddi bir darbe sürecinden geçti. Hatta bu darbe klasik askeri darbelerden daha beter ve tehlikeli olacaktı eğer başarı olsalardı. Sivi görünümlü kişilerin vesayeti altında tam bir polis devletine dönüştürülecekti ülke. Zaten milyonlarca insan dinlendi, kayıtlar tutuldu, fişlemeler yapıldı. Darbe gerçekleşmiş olsaydı Gestapo polisi edasıyla ülke yönetilecekti.

Paralel çeteye en sert eleştirileri yapan AK Parti Gaziantep milletvekili, Gazeteci-Yazar Şamil Tayyar ile konuştuk. Tayyar elde edilen bütün gizli bilgilerin CIA ve Mossad ile paylaşıldığını söylüyor.

30 Mart seçimleri öncesinde çok tartışıldı ilk olarak 22 Temmuz’da paralel yapıya operasyon yapıldı. Bunun sonucunda tutuklamalar oldu. Toplumdan nasıl tepki aldınız?

Türkiye tarihinde Ergenekon ve Balyoz süreçlerini yaşadı. Sabahın erken saatlerinde, gece yarısı elleri kelepçeli çok sayıda soruşturma süreçleri yaşandı ve o süreçte en çok öne çıkan isimlerde yine bugün yargı önüne çıkarılan ve cemaat mensubu olduğu iddia edilen emniyet görevlileriydi. Geçmişle mukayese ettiğimizde daha özenli bir soruşturmanın yürütüldüğünü düşünüyorum. Bundan dolayı da 17 Aralık’tan bugüne kadar da işin gecikmesinin bir sebebi de budur diye düşünüyorum.

Operasyonların daha önce yapılmayışı tartışılmıştı

Evet hatta zaman zaman eleştirilerde oldu. ”Niye gizliyorsunuz, madem bu kadar iddianız var gereğini yapın” gibi ve bunun bir intikam davası değil bir hukuk davası olacağı ve hukuken delil oluşturacak tüm bilgi ve belgelerin toplanmaya çalışıldığı ifade ediliyordu. Zannediyorum ki soruşturmayı yürüten savcılarda şartlar olgunlaştıktan sonra böyle bir operasyon için talimat verdiler.

ZANLILAR PROFÖSYENELCE ALGI OPERASYONU YAPTILAR

Tartışma nereden çıktı?

Buradaki problem şu: Operasyonu yapanlarla şüpheliler arasında çok önemli bir farklılık var. Şüphelilerin düne kadar devletin en önemli kademelerinde görev yapan ve son teknolojik gelişmeleri yakından takip eden dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini bilen bir kadroydu ve oldukça profesyonelleşmişlerdi. Yeni gelen kadro ise eski olmakla beraber önemli kısmı yıllarca sistemin dışında kaldığı için kendilerini çok fazla geliştirme fırsatı bulamadılar. Onun için bu şüpheliler önceki tecrübelerinden yararlanarak operasyonu yapan ekibe göre daha profesyonel oldukları için ilk andan itibaren algı operasyonu yapmaya başladılar.

ZANLI ELLERİNİN ARKADAN KELEPÇELENMESİNİ KENDİSİ İSTEDİ

Örneğin sahur vakti alındı, namaz kıldırmadılar, polisler iftardan önce karşımızda yemek yiyordu gibi algı operasyonu yaptılar. Bu iddiaların hiçbirisi doğru değildi. Arkadan elleri kelepçelenen emniyet görevlisi problem çıkardığı için ve bunun sonucunda kelepçelenmek istendiğinde o zaman arkadan kelepçeleyin diyen emniyet görevlisiydi. Nitekim bunların emniyette görüntü kayıtları var.

”UMREYE Mİ GİTTİKLERİNİ ZANNEDİYORLAR”

İftardan önce bazı polislerin zanlılar önünde yemek yediği iddia edildi

İftardan önce herhangi bir polisin bunların karşısında yemek yemesi asla söz konusu değildi. Tümden yalandı. Yine sahur vakti alındı denildi ama operasyona sahurdan önce 01.00 sularında başlandı. O saat olmasının sebebi ise bir gün önce cemaat yayın organlarının gizli operasyonu deşifre etmesidir. Onun dışında yine karton kutuların üzerinde namaz kılındı gibi iddialar gündeme getirildi herhalde bu arkadaşlar umreye falan gittiklerini düşünüyorlar. Çünkü sonuçta bunlar çok ağır suçlamalara muhatap ve sorgulaması yapılan şahıslar nezarethanedeler.

“PARALEL ÇETE DEVLETİN İÇİNDE HALA GÜÇLÜ”

Göz altına alınanların hepsinin cep telefonu vardı. Nezarethanede herkesle iletişim kurabildiler, birbirinin videosunu çektiler bu nasıl bir durum?

Evet sonra kendilerini çekip, kendileri yayınladılar. Orada beraber ziyafetler çekiyorlar, konuşuyorlar falan. Demek ki hala devlet içerisinde etkili ve güçlüler. Çünkü operasyon talimatını kim veriyor? Savcı veriyor. Savcının talimatını uygulayacak olan kim? Oradaki emniyet görevlileri. Demek ki bunları hala koruyan ve kollayan bir irade var. O görüntüler üzerine çok ileri bir şekilde soruşturma açılması gerekir. Buna müsemma gösterilmemesi gerekirdi. Garip bir durum. Nitekim operasyonun bir gün önceden sızdırılmasının da hala bu yapının etkisini ve gücünü gösteriyor.

HALK BUNLARIN NE KADAR ALEVERACI-DALEVERACI OLDUĞUNU BİLİYOR

Halk ne düşünüyor?

Ama şunu söyleyeyim bütün bu yaygaraya rağmen millet bunların ne kadar alevereci dalevereci olduklarını bildikleri için bu numaraları yemiyor. Sadece kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ama toplumun ekseriyeti buna asla prim vermiyor. Onun için de şunu söyleyebilirim şuana kadar paralel yapıya yönelik olarak indirilmiş en ağır darbedir. En can alıcı darbedir. Çünkü bu çetenin merkezinde odağında emniyet mensupları ve yargı mensupları yer alıyordu. Başka ayakları da var tabii (..) dı medyaydı vs. ama odağında iki tane unsur vardı biri emniyet diğeri yargı bu operasyonun emniyet mensuplarıyla da sınırlı kalmaması gerekiyor.

Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?

Şikayetler ve ihbarlar üzerine bildiğim kadarıyla bütün illerden bu usulsüz dinlemeler, teknik takipler ve elde edilen veriler casusluk amacıyla ya da şantaj tehdit amacıyla kullanıldığına dair çok önemli iddialar var ve bu iddialar üzerine başlatılmış idari soruşturmalar var. Ülke müfettişleri, polis müfettişleri çalışıyor bunların yakın zamanda biteceğini tahmin ediyorum. Bittikçe bunlar yargıya intikal edilecek ve İstanbul’daki gibi lokal soruşturmalar açılır.

İLLERDE OPERASYONLAR KAÇINILMAZ OLARAK YAPILACAKTIR

Lokal davalar ”Ergenekon Davası” gibi birleştirilir mi?

Bu soruşturmalar sonucunda bu dosyaların tamamı ana davada birleştirilir mi onu bilemiyorum. Ergenekon dosyası biliyorsunuz 21 ayrı iddianamenin birleştirilmesiyle oluştu. Böyle bir süreç izlenir mi onu bilemiyorum ama yani çok sayıda ilden benzer operasyonların olması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Adana, Mersin, Gaziantep, Ankara gibi bir çok ilde benzer soruşturmalar olursa hiç kimseye sürpriz olmasın çünkü burlara çok önemli soruşturmalar var ve devam ediyor.

CEMAATİN TABANI ÇETEYE KARŞI TAVIR ALARAK ÖZGÜRLEŞEBİLİR

Cemaatin bildiğimiz sıradan bir tabanı vardı. Bir de bu operasyonları yapan casusluk suçlamasıyla karşı karşıya kalan bir kesim var, paralel yapı denen bir örgüt var. Cemaatle bunların arasında mesafe olmaya başladı mı sizce?

Tam olarak olduğunu düşünmüyorum. Bu çete uluslararası istihbarat örgütleriyle bağlantılı. CIA, Mossad ve küresel sermayeyle bağlantılı. Bunlar cemaatin içerisine odaklanarak zaman içinde bütün bünyeyi etki altına almaya başladılar. Cemaat ise bu tehlikeyi fark ederek, görerek çeteyi dışlayabilecek, onlardan uzaklaşabilecek güçlü bir iradeyi ortaya koyamadı. Bu ayrışmanın yavaş yavaş başladığını ama arzu edilen bir noktaya gelmediğini görüyoruz.

CEMAAT TABANI % 50 ORANINDA AYRIŞTI

Eğer bu ayrışma başlarsa cemaat de kendini özgürleştirir. Ancak bugün cemaat adına söz söyleyen ne kadar önemli isim var ise, ya da onlar sözcülüğünü yapan ne kadar yayın organı var ise, bu çeteye sonuna kadar destek veriyor. Demek ki arzu edilen noktada değil. Ancak zamanını ve parasını emeğini bu hizmete adadığını düşünenler yavaş yavaş kendilerini çekmeye başladılar. Bunların bir kısmı bize 30 Mart’ta bize oy vermişti. İnşallah bu kesimin 10 Ağustos’ta da ciddi bir şekilde oy vereceklerini düşünüyorum.%50 civarında tabanında bir ayrışma olduğunu kaba taslak söyleyebiliriz.

DİNLEMELERLE ELDE EDİLEN BİLGİLER CİA VE MOSSAD’A SERVİS EDİLDİ

Burada bir casusluk davası var bir paralel örgüt var. Bu sebeple casusluk davasından dolayı da tutuklamalar oldu. Peki usulsüz milyona yakın insan dinlendi. Elde edilen veriler hangi ülkelere ya da hangi istihbarat örgütlerine verildi?

Bununla ilgili çok farklı iddia var ama ağırlıklı olarak CIA ve Mossad’ın adı geçiyor. Ancak bu istihbarat ilişkileri kirli ilişkilerdi. Zaman zaman kendi aralarında paslaşırlardı. Yani İngilizlerle de Almanlarla da İranla da Ruslarla da çünkü bu bölgede etkili güçlü istihbarat birimleri var. Bunlarla zaman zaman görev esnasında çakışabilirler, çatışabilirler. Kavgayı derinleştirmemek için paslaşabilirler. Çok sayıda yabancı ülkenin istihbarat örgütünden söz etmek mümkün ama öne çıkan CIA ve Mossad gibi görünüyor.

22 TEMMUZ OPERASYONU ÇETENİN İNİNE GİRDİ

Peki, bundan sonra paralel devlet yapılanmasıyla ilgili mücadele başladığına göre, en önemli darbeyi aldı dediniz şuanda köşeye sıkışmış olan örgüt çok sert bir cevap verebilir mi ya da buna yönelik bir çalışması olduğunu düşünüyor musunuz, bilginiz var mı?

Sayın Başbakanımızın "inlerine gireceğiz" ifadesinin aslında tam vücut bulduğu bir operasyon. Gerçekten bu operasyonla inlerine girildi. Bu beyin takımına çok ciddi bir müdahale yapılmış oldu. Bunların eylem kabiliyetleri eskisi gibi değil çok ciddi yara aldılar. Ancak bunun kalıcı olabilmesi için bu operasyonun sonuca ulaşması lazım. Onun içinde yargı ayağı önemli ancak yargıda çok ciddi bir destek görüyorlar. O engelde Ekim’de yapılacak HSYK seçimlerinden sonra aşılabilirse, ben artık bu mücadelede emin adımlarla ve hızlı bir yolculuğun başlayacağını söyleyebilirim. Aksi halde yargıdaki çete yandaşlarıyla bu süreç akamete uğratılmak istenebilir. O yüzden burada siyasi iktidarın, bizlerin çok kararlı bir duruş sergilemesi gerekir.

Yargıda paralel örgüt üyeleri varsa bunlara yönelik bir operasyon yapılabilir mi?

Eğer soruşturmayı yürüten savcıların elinde bu manada güçlü bilgiler varsa kaçınılmaz diye düşünüyorum. Fakat şöyle bir kaygım var. Biz bunu Ergenekon sürecinde de yaşadık. Maalesef bir mesleki taassup oluyor. Birbirlerini sevmeseler, birbirlerine düşman olsalar bile koruyabiliyorlar çünkü sonuçta o da bir yargı mensubu diğeri de yargı mensubu. Yine hatırlayın Ergenekon’da Genel Kurmay Başkanını ceza evine aldılar ama içeriye alınan hakim, savcı olmadı. Peki Ergenekon gibi büyük bir örgütün yargı içinde mensubu olmadığını düşünebilir misiniz? Yani yargıdan bağımsız bir çetenin Türkiye’de var olduğunu söyleyebilir misiniz? Asla mümkün değil. Ama yargı önüne çıkarılmadı. Burada da soruşturmayı yürüten savcılar ve kararı verecek olan hakimler diğer yargı mensubu bir mesleki taassupla Ergenekon sürecinde olduğu gibi hareket ederlerse operasyonun yönü yargıya kaymayabilir. Böyle bir kaygımı da buradan paylaşmak isterim. Ama olması gerekir mi? Evet olnası gerekir. Çünkü bu çetenin odağında Emniyet mensuplarıyla yargı mensupları var.

YASA DIŞI DİNLEMELERİ TEDİT VE ŞANTAJ OLARAK KULLANDILAR

İlginç bir iddia ortaya çıktı. Ünlü işadamları yasadışı işlemlerle dinlenmişler. Bunlardan bir tanesi Aydın Doğan, Leyla Alaton.. Peki bunların şuana kadar çıkıp mahkemeye gitmesi, suç duyurusunda bulunmamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karışık işlere bulaşırsanız eğer mahkeme sonrası haklı çıksanız bile o karışık işlerinizin deşifre olmasını istemeyebilirsiniz. Zannediyorum ki bunların kamuoyunda tartışılmasını çok doğru bulmuyorlar. Zaten cemaati güçlü ve etkili kılan neydi? Onları dinleyerek elde ettikleri özel bilgileri tehdit ve şantaj aracı olarak kullanabilmeleriydi. Zannediyorum ki o eski tehdit ve şantaj unsuru olan dosyaların açılmasını istemiyorlar.

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : Paralel medyayı panikleten olay


Ramazan Akyürek’in görevden ayrılmadan 6 gün önce verdiği emirle ‘Log’ kayıtlarını sildirmesinin ortaya çıkması üzerine Paralel Yapı’nın medyası, paralel polislerin önemli bilgi ve belgeleri yok etmesine ilişkin perdeleme operasyonu gerçekleştiriyor.

Bu kapsamda paralel medya, Emniyet içindeki paralel yapılanmaya yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, ‘Casusluk’ ve ‘Yasa Dışı Dinleme’ iddialarına ilişkin soruşturmada ortaya çıkan verileri çarpıtılarak sunuyor. Emniyet İstihbarat Dairesi Karar Takip Sistemi 20 MAYIS 2013 tarihinde devreye girmesine karşın; Zaman Gazetesi dünkü “Emniyet’teki kayıtların imha emri yeni atanan başkandan” haberinin iki yerinde tarihi 10 Mayıs 2014 olarak verdi. Halbuki habere dayanak gösterdiği belgelerde iddia ettikleri 10 Mayıs 2014 tarihi bulunmuyordu.

Aklama çabası

Emniyet Genel Müdürlüğü müfettişlerince hazırlanan soruşturma dosyasına giren raporlarda eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in “elektronik sistemde kullanıcının parmak izi olarak tanımlanan, kimin hangi işlemi ne zaman yaptığına ve tüm iletişim verileri barındıran ‘log’ kayıtlarını 2009 yılında görevden alınmadan 6 gün önce silmesini görmezden gelen Zaman Gazetesi, tüm suçu İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’e atarak, Akyürek’i korumaya çalışan habere de yer verildi.

Akyürek itiraf ediyor

Zaman’ın “zaman” skandalının yanında Akyürek’i kurtarmak için hazırladığı haberin ikinci skandalı ise, Akyürek’i aklamak isterken ‘log’ kayıtlarını sildiğini itiraf ettiği bölümleri yayınlamaları oldu. Haberde Akyürek, “log kayıtlarının silinmesine yönelik yasal bir engel olmadığını; kayıtların bir yıl sonra yönetmelik gereği imha edildiğini” söyleyerek ve belgelerin aslı ve hafızasının Ankara’daki arşivde olduğunu ifade edip, “Devlet yedeklerin yerini bilmiyorsa, biz gösterelim” cümlesini kurarak kendi dönemindeki karanlık cinayetler ve daha pek çok olayın en önemli bilgilerini yok ettiğini itiraf etmiş oldu. İçişleri Bakanlığı’nca görevli müfettişlerce hazırlanan raporun sonuç kısmında ise, bu imha işlemleriyle ilgili yasal mevzuat uyarınca, 6 emniyetçi için soruşturma izni verilmesi gerektiği de bildirildi.

Neden silindi neden yedeklenmedi

İçişleri Bakanlığının Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğüne gönderdiği ve 2013 yılından önce yapılan dinlemeler için Karar Takip Sisteminde “Teknik Takip Ön Onay” larının bulunup bulunmadığını sorduğu yazıya İstihbarat Şubesi Başkan Yardımcısı Emniyet Müdürü Kadir Gökçe’nin gönderdiği cevapta, 17 Aralık Darbe soruşturmasından 180 gün önce tüm dinlemelere ait log (kayıt) verilerinin silindiği belirtiliyor.

Emniyet müfettişleri, bu log kayıtlarının 2013’te neden sildiğindi ve neden yedeklemediğine ilişkin soruların yanıtlarını da arıyor. Yapılacak inceleme sonrasında, log kayıtlarına ilişkin bilinmezlerin de ortaya çıkması bekleniyor. Kanunen Teknik Takip Ön Onay”ı için hakim kararı alınmadan önce mutlaka “uygun Görüş” raporunun olması gerektiği ancak 2008 -ile 2013 yılları arasında yapılan dinlemelerin tamamı için verilen Uygun Görüşlerin incelemeden işleme konulduğu da ortaya çıktı. İstihbarat Şubesi Başkan Yardımcısı Emniyet Müdürü Kadir Gökçe’nin hazırladığı Teknik Takip Ön Onayı ile ilgili 2 sayfalık raporda şok ayrıntılar yer alıyor.

Gökçe’nin hazırladığı, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ile İstanbul Cumhuriyet Savcısı Okan Özsoy’a gönderilen teknik raporda dinlemelerin sadece incelenmeden verilen “uygun görüş” notuyla başlatıldığı belirtiliyor. Dinlemeler için Uygun Görüş kavramın ilk kez 29.01.2008 yılında 2008/23152 sayılı tamimle ortaya çıktığı belirtilen raporda,

“Bu tamimde ‘Telekomünikasyon yoluyla iletişimin takibine yönelik hakim kararı almak isteyen birimler, takibini yapmak istedikleri iletişim araçlarını (GSM, IMEI, PSTN) merkezi denetim ve kontrol sistemine (Karar Takip Sistemine) işleyecek, Teknik Takip Operasyon Şubesi ve ilgili haber alma Şubesinin uygun görüşü alındıktan sonra hakim kararı alacaktır. Uygun Görüş alınmadan kesinlikle hakim kararı alınmayacaktır’ denilmiştir” ifadeleri yer alıyor.

FİLİSTİN DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : Gazze’nin Savunma Hakkı Yok mu ?


İsrail’in 7 Temmuz 2014 tarihinde başlattığı hava saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı her geçen gün artarken, Gazze’de zaten kötü olan insani durum dayanılamaz boyutlara doğru gidiyor. Havadan, denizden ve karadan gelen saldırılarda hayatını kaybedenlerin yüzde 80’lik bölümünü siviller oluşturuyor. İsrail vurulan ya da zarar gören evlerin roket fırlatılan yerler olduğunu ileri sürse de, enkazdan çıkan kadın ve çocuk cesetleri bu bölgelerin büyük bölümünün roketlerle ilgisi olmayan evler olduğunu gösteriyor.

Aşırı güç kullanımı, sivil bölgelerin ayrım gözetmeden bombalanması, çocuk ve kadınların öldürülmesi ve daha bir sürü “uluslararası hukuk” alanına giren tabirler havada uçuşuyor ama İsrail ve onun âli menfaatleri söz konusu olduğunda hiçbir anlam ifade etmiyor.

Büyük İllüzyon

Kimilerine göre bölgedeki sorun Gazze’den atılan roketler. Bu roketler olmasa her şey güzel olacak ve barış gelecek. Son 7 yıldır atılan bu roketlerin 70 yıllık bir işgal sorununun sebebi değil sonucu olduğu görülmez ise, yukarıdaki hüsnü kuruntuya inanacak çok kişi bulunabilir. Hatta Filistinliler mevcut işgal durumunu kabul etseler hiç kimse belki de ölmeyecek! Dolayısıyla bütün sorun Filistinliler!

Bu roketlerin İsrailliler üzerinde yol açtığı psikolojik rahatsızlık, siren sesleri içinde sığınaklara koşma görüntüleriyle bize sunulurken, Gazze’de korkunç gürültüyle patlayan bombalar ve ölen yakınları sebebiyle şu an travma geçiren 25 binden fazla çocuğun durumu çok da önemli görülmeyebilir!

Ya da son 10 yıldır bu roketlerle hayatını kaybeden İsrailli sayısı sadece 64 iken, aynı sürede İsrail saldırıları sebebiyle ölen Filistinli sayısının 4700’ü (en az 1500’ü çocuk) aşmış olması da büyük bir sorun değil. Sayısına bakmadan her insanın hayatı değerli kuşkusuz ancak rakamlar bu değerin ne kadar aşağılandığını göstermesi bakımından çok anlamlı.

Son katliamların sebebi olarak gösterilen 3 Yahudi yerleşimci gencin öldüğü hadise BM İnsan Hakları Komisyonu’na kadar gitti. Ama bu olaydan iki gün sonra Batı Şeria’da başlayan operasyonlarda sorgusuz sualsiz öldürülen 10 kişi haber bile olmadı. Bunlardan sadece işkence edilip benzin içirildikten sonra yakılarak vahşi biçimde öldürülen 16 yaşındaki Muhammet’i duyabildik.

Peki Sebep Ne?

İsrail ölüm dolu trajedileri algı operasyonları ile siyasi kazanca dönüştürme ve aynı anda katliamlar yapmakta oldukça başarılı. Propagandaların ötesinde, yaşananların sanki hiç düşünülmeden rastlantısal olarak sadece 3 kişinin ölümü ardından başladığına inanmak nasıl fazla naiflik ise Gazze’ye yönelik saldırıların bir misilleme olduğunu kabul etmek de düşünce sakarlığından başka bir şey değildir.

İsrail’in de içinde bulunduğu merkezi Arap coğrafyası, Arap Baharı sonrası büyük bir kaos ve iç savaş sürecine girmiş ve tamamen içine kapanmış durumda. Çevre ülkeler de bu kapalı alanda hesaplaşmakla meşgul. Bu olumsuz havayı biraz dağıtan haber, Filistin’de yıllardır özlenen ulusal hükümetin kurulmuş olması ile geçen Nisan ayında gelmişti. BM platformlarında devletleşme süreci hızla ilerleyen Filistin tarafı, İsraillilerce kesilen barış pazarlıklarına daha güçlü oturmaya ve tam bağımsızlıkta son dönemece hazırlanıyordu.

Ama öbür yanda, stratejik derinlikten yoksun İsrail, hemen yanı başında yeni bir Arap devletinin doğuşuna başkaları kadar sempatik bakmıyordu. Özellikle de devrik Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde HAMAS’ın askeri alt yapısını güçlendirdiğine inanan İsrail, başka önceliklere sahipti. Konjonktür birkaç ilgisiz olayın belirli bir senaryo ile birleştirilmesi ardından istenilen fırsata dönüştürülebilirdi. Batıda ve bölgede IŞİD olgusunun yarattığı nefret duyguları, İsrail’e HAMAS konusunda, “İslami terör” psikolojik zemini üzerinden yeni bir operasyon fırsatı sunuyordu.

Son Filistin barış görüşmelerinin tıkandığı noktanın “İsrail’in yasa dışı yerleşim birimlerini inşasını sürdürme ısrarı” ve “Filistinli tutsakları serbest bırakmaması” olduğu düşünülürse, Tel Aviv’in ciddi bir baskı altında olduğu görülüyordu. İsrail, ABD’nin bile sabrını taşıran bu inadını, gündemi değiştirip kendisi için bir “terör” operasyonuna ve desteğe dönüştürmeyi başardı.

Yeni Strateji Ne?

Yaptıkları eylemleri üstlenme konusunda hiç de çekingen olmayan Filistinli grupların ısrarla reddettiği 3 yerleşimci olayı, sonunda döndü dolaştı, bu hadiseyle ilgisi olmayan Gazze’ye haddini bildirme seansına dönüştü. Filistinli kaynaklar İsrail’in yeni politikasının sadece direnişçileri hedef almak olmadığını asıl hedefin direnişçilerin ailelerini ve sevdiklerini yok ederek intikam almak olduğunu söylüyorlar. Şu ana kadar hedef alınan evlerin büyük bölümü, İsrail’in öldürmek istediği direnişçilerin aile ya da akrabalarına ait evler. İsrailli fanatik milletvekili Ayelet Şaked’in “Filistinli anneler de oğulları gibi ölmeliler” sözleriyle açığa vurduğu bu strateji yalanlama görmediği gibi, Batılı ülkelerden de her hangi bir tepki almadı. Batı Şeria’da şu ana kadar gözaltına alınanların sayısı bine yaklaştı. Bunların sadece birkaç tanesi yerleşimci olayıyla ilgili olarak sorgulandı. Diğerleri ise, Batı Şeria’da olası gelişmelere karşı koz olarak elde tutuluyor.

Peki Vurulan Hedefler ve Hasar?

Gazze’de şu ana kadar sivillere ait 1000’e yakın ev yerle bir edildi. En az 100 bin kişi yaşadıkları mahalle ve evleri terk ederek daha güvenli gördükleri yerlere sığındı. Şehrin elektrik santralleri ve su tesisleri vurulduğu için en az 350 bin kişi su sıkıntısı ile karşı karşıya. Saldırılarda 8 tane sağlık tesisi ile 4 ambulans vuruldu. Hava saldırılarında bir doktor hayatını kaybederken, 19 sağlık çalışanı ağır yaralı. Vurulan yerlere yakın civarda bulunan 66 okul hasar gördü. Okulların tatilde olması can kaybını önlese de tamiratları, zaten fakir olan Gazze ekonomisine büyük bir külfet. Yine insanların geçimini temin ettiği birçok dükkan yerle bir olurken, balıkçılık için kullanılan 32 tekne de imha edildi.

Utandıran Tablo

Gazze 7 yıldır var olan bir ablukanın mağduru. 1 milyon 800 bin nüfusun üçte ikisi mültecilerden oluştuğundan sürekli insani yardımla yaşamlarını sürdürmek zorunda. İşsizlik en az yüzde 60’lar düzeyinde. Bölgeye silah girmesin diye tüm giriş kapıları kapatıldığı için gıda ve ilaç girişi de yüzde 95’e yakın oranda azaldı. Fakirlik oranı yüzde 80’lere ulaştı. 5 yaş altı çocuk ölüm oranları iki kat arttı. Beslenme sıkıntısı çeken çocukların oranı yüzde 65’i buluyor. Uluslar arası hukukta sivil halkı kitlesel olarak cezalandırmak yasak olduğu halde tüm bölge İsrail ablukası altında acılar çekiyor.

Tüm bunları sadece İsrail’in kendini savunma hakkı ile izah etmek bu çocukların ölümünü onaylamak demektir. Dünya, İsrail’in kendini savunma hakkı konusunda geliştirmiş olduğu ilkel, yasadışı ve keyfi uygulamaları anlamak ve kabul etmek zorunda değil.

Diğer taraftan bir halkın kendini savunma hakkından bahsedecek isek, Filistinlilerin kendilerini ve işgal altındaki yurtlarını savunma hakkı ne olacak?

The post Gazze’nin Savunma Hakkı Yok mu? appeared first on ORDAF.

YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASININ SORUMLULUĞUNU BU SEFER DE MOSSAD’A HAVALE ETTİ :) BUYRUN HABERE :)


Kara oyun

K. Furkan Sökmen kfsokmen

Soma acısı sürerken bir müsvette kaleminden kan damlattı. Biri MÜSTEHAK, diğeri HELAK yazdı. Yazarken acımadı, vicdanı titremedi. Yazdı çünkü mezarına tükürülmesini istedi. Yazdı çünkü ALİM sandığı KÖR CAHİL’in itibarını kurtarma derdine düştü. Bugün SOMA şehitlerine MÜSTEHAK, HELAK oldular diyenler, dün İskilipli Atıf Hoca’ya SAVAŞ SUÇLUSU, RAHMETLİ MENDERES’e vatan haini diyenlerin nasipsiz torunlarıdır.

Soma acısı sürerken bir müsvette kaleminden kan damlattı.

Biri MÜSTEHAK, diğeri HELAK yazdı.

Yazarken acımadı, vicdanı titremedi.

Yazdı çünkü mezarına tükürülmesini istedi.

Yazdı çünkü ALİM sandığı KÖR CAHİL’in itibarını kurtarma derdine düştü.

Bugün SOMA şehitlerine MÜSTEHAK, HELAK oldular diyenler, dün İskilipli Atıf Hoca’ya SAVAŞ SUÇLUSU, RAHMETLİ MENDERES’e vatan haini diyenlerin nasipsiz torunlarıdır.

Onlar için; ŞAPKA’dan binlerce kişiyi asanlar KAHRAMAN.

KÖPEK davası ile seçilmiş BAŞBAKANI asanlar DEVRİMCİ.

ÖZAL ölecek diye masa yumruklayan İŞ ADAMI.

MERHUM YAZICIOĞLU için “Bir Perşembe akşamı vefat edersiniz, bir Cuma günü cenazenize ulaşırlar…”diyen ALİM.

KOZİNOĞLU’nu susturan da SAVCI’dır.

Onlar için KATİL; millet kaybetmesin diye MUSUL için canını ortaya koyan ABDULHAMİD HAN.

Millet için çalışan, ezanı özüne döndüren MENDERES.

Devletin hazinesine hortum bağlayan MEDYA’ya dur diyen, DOĞU’da akan kan dursun diyen ÖZAL.

Kürdü-Türkü kardeş yapan BAŞBAKAN’dır.

Velhasıl çatal dillerindeki zehir bilindik bir zehirdir.

Şimdi gelelim SOMA’ya…

Şehitlerin kanı kurumadı. Lakin susmanın vakti de geçti. 2-3 gündür SABOTAJ ihtimali yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bunu NET söylemeyebilmek için elbette delil gerekli, fakat kuşkuları bir kenara atmakta uygun değil. Özellikle İsrail bağlantılı birilerinin SOMA’ya daha önce gittiği yönündeki bilgiler HUKUK temelli insanlar tarafından dile getirilmeye başlandı.

Peki SABOTAJ mümkün mü?

Elbette mümkün. Bakın hafızaları tazeleyelim.

2001 yılında gazete küpürlerinden bir haber: MOSSAD SABOTAJCI ARIYOR.

Haberin detayında İsrail’in ISS (Israel-Internatiol Security Scholl) Türkiye,Macaristan ve İsviçre’de eğitimler vereceği ve devşireceği kişiler aradığı yazıyor. Özellikle şüphenin aza inmesi için ülke insanını devşirmek istiyor.

Hatta bunun için ISS Türkiye’de bir güvenlik şirketi satın alıyor. Bu şirket içinde verilecek eğitimlerin içeriği ise "Sorgulama Teknikleri", "Tasvir ve Tanımlama", "Senaryo Yazma", "Farklı Kimliklere Bürünme ve Büründüğü Kimliğin Rolünü Oynayabilme", "Ateşli Silahları Söküp Takma, Her Tür Ateşli Silahı Kullanma", "Kılık Değiştirme ve Makyaj", "Haber Almanın Bütün İncelikleri", "Dinleme Cihazlarının Kurulması, Kullanılması, Tespit Edilmesi", "Bomba Yapma Teknikleri, Bomba Türleri, Bunların Tanınması", "Sabotaj Planlarının Hazırlanması, Planlanması ve Uygulanması".

Staj yeride İsrail olarak belirlenmiş.

Bu haberin üzerinden yıllar geçiyor. Yıl 2011 olduğunda, Fransa’nın Le Canard dergisi bir habere imza atıyor. Haberde, Fransız istihbaratına göre, CIA ve MI6 yardımı alan Mossad, 2010 yılında İran’da sabotaj eylemleri düzenledi diyor. 2010 Ekim ayında İran’ın Şibab füzelerini ürettiği Zagros dağlarındaki bir tesiste yaşanan patlamaların da Mossad’ın elinden gerçekleştirildiği iddia ediliyor.

Tarihte Mossad’ın bilinen SERİ SABOTAJ operasyonu “OPERASYON SUSANNAH”’dır. Bu operayon şimdiki MOSSAD başkanı PARDO’nunda bir zamanlar görev yaptığı SAYERET MATKAL tarafından MISIR’da yapılmıştır. SUSANNAH OPERASYONU sinema, tiyatro ve kalabalık yerlerde yapılan SABOTAJLAR serisidir. Direk Mısır’daki ABD uyruklu insanlara karşı yapılmıştır. Maksadı ABD’de Mısır nefreti oluşturmaktır. Operasyonu Alman YAHUDİSİ Avraham Seidenwerg komuta etmiştir.

Şimdi zincirleri bağlayalım. SOMA’da ihmal var hemde olmaması gerektiği seviyede, SOMA’da ismi, cismi bilinmeyen ve bizden iyi Türkçe konuşanlar var. SOMA’da PARA teklif edilen gazeteciler var. SOMA’da bir SAYERET MATKAL kokusu var. SOMA’da sicili SABOTAJDAN kabarık bir istihbaratın şüphesi var.

Ayrıca şüpheleri desteklercesine, PARALEL ÖRGÜTÜN kalemlerinin sosyal medyada EGE BÖLGESİNİ işaret ederek, deprem ve facialar beklemesi var. Milleti dinleyip evliyalık taslayanın talebesi SAYERET MATKAL ile ortak çalışmış olamaz mı? Holding sahibinin bağlantıları çok mu temiz?

Bana düşen soruları sormak, bakalım cevapları kim verecek?

Hürmetler…

LİNK : http://www.haberx.com/kara_oyun%2819,w,16327,173%29.aspx

ISRATURK YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASINI DA FETULLAH HOCA’YA KİTLEDİ /// BUNLARIN BA ŞKA İŞİ YOK MU ??? 1 Attachment


Atilla

Sizin gibi iyi insanlarin yanlisi su: Islamiyetin
insanlari ne hale getirdigini goruyorsunuz, ama
hala bu yayilmaci Arap dinini birakamiyorsunuz.

O yuzden, sikayet etmeyin.

Not: Artik olenlerle asla acimiyorum. Bunlarin eline
iki tane mevlut sekeri tutustururlar, uc tane arapca
dua patlatirlar, konu kapatilir gider …

Saygilar
Levent

On Thursday, May 15, 2014 10:52 AM, “Atilla Ayhan atilla_karluklu@yahoo.com.tr [ISRATURK]” <ISRATURK@yahoogroups.com> wrote:

Orumcek kafali pisligin dusuncelerine bak…….

Utanmiyorsun,yuzun kizarmiyor….Bari olen iscilerin
ruhlari icin saygili ol….

Atilla

On Wednesday, 14 May 2014, 22:07, “DIGI SECURITY (İŞNET) Digi.Security@isnet.net.tr [ISRATURK]” <ISRATURK@yahoogroups.com> wrote:

ISRATURK YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASINI DA FETULLAH HOCA’YA KİTLEDİ /// BUNLARIN BA ŞKA İŞİ YOK MU ???


Orumcek kafali pisligin dusuncelerine bak…….

Utanmiyorsun,yuzun kizarmiyor….Bari olen iscilerin
ruhlari icin saygili ol….

Atilla

On Wednesday, 14 May 2014, 22:07, “DIGI SECURITY (İŞNET) Digi.Security@isnet.net.tr [ISRATURK]” <ISRATURK@yahoogroups.com> wrote:

__._,_.___

Reply to sender <a href="mailto:ISRATURK Start a New Topic Messages in this topic (1)

YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASINI DA FETULLAH HOCA’YA KİTLEDİ /// BUNLARIN BAŞKA İŞİ YOK MU ???


YANDAŞ MEDYA’DA (YENİ ŞAFAK) TIR OPERASYONU /// Paralelin resmidir; İşte TIR ihanetinin anatomisi


Yeni Şafak, Türkiye’yi ‘teröre yardım eden ülke’ gibi göstermeye çalışan paralel yapının TIR komplosunu tüm ayrıntılarıyla açıklıyor.- TIR’daki MİT görevlisini eşinin telefonundan dinlediler- Organize jurnal için kameranın olmadığı Etlik semti seçildi- İhbara ‘El-Kaide’ ifadesinin eklenmesini savcı istedi- Bilgiler tıpkı 17 Aralık’taki gibi ‘devlet’ten saklandı- Telefonu açan görevlinin duyduğu ilk cümle: ‘Not alıyor musun?’- Tam 200 jandarma, anahtarları almak için uğraş verdi- Kışla yolunda 150 polis TIR’ın etrafını sardı – Paralel çete mahkemelerin korumasında !!

Türkiye birbiri ardına patlak veren darbe girişimlerini savuşturmuş ve 2014’e paralel yapı iddiaları ve bu yapıyla mücadelede izlenecek yol tartışmalarıyla girmişti. Yeni yılın ilk günü Hatay’da MİT’e ait olan ve Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine yardım götüren bir TIR, jandarma tarafından içinde silah ve mühimmat olduğu iddiasıyla durduruldu. İlk TIR baskını nedeniyle oluşan devlet krizi büyümeden atlatıldı. Ancak çok kısa bir süre sonra, 19 Ocak’ta yine MİT’e ait 3 TIR, Adana Jandarma kuvvetleri tarafından durduruldu, MİT mensupları darp edildi. Bu olay, devlet içinde hakimiyet kuran paralel yapı iddialarının güçlenmesine neden oldu. Yeni Şafak, siyasi tarihe damga vuracak TIR krizinin tüm ayrıntılarını açıklıyor.

TAKTİK AYNI: SUÇLU GÖSTER MAHKEMEYE ONAYLAT, DİNLE

Aralık 2013… Bu ayın 17 ve 25’inde hükümete karşı ‘hukuki’ kılıflı darbe girişimleri gerçekleştirildi. Aynı günlerde, yıllardır yıkıcı bir iç savaşa yüzbinlerce insanını kurban vermiş, milyonlarcasını göçlere yollamış Suriye’deki Türkmenlere yardımlar organize eden Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) bağlı görevlilerin isim, telefon ve adresleri, meçhûl bir şahıstan Ankara İl Jandarma İstihbarat Şubesi’ndeki bazı görevlilere ulaştırıldı.

7 MİT mensubunun telefonu, özel yetkili mahkemeden alınan izinle dinlenmeye başlandı. Dinleme talebinde MİT görevlileri uyuşturucu kaçakçısı ve organize suç şüphelisi olarak gösterildi. ‘Uluslararası komplo’ olarak nitelendirilen TIR baskınını hazırlayan isimler o kadar organize olmuştu ki, bu faaliyete katılan bir MİT görevlisinin eşi adına kayıtlı olan telefonunun dahi o görevli tarafından kullanıldığı biliniyordu. O telefon da dinlemeye alınmıştı.

‘BÜYÜKELÇİLER TOPLANTISI’ OPERASYON BAŞLIYOR

MİT’e ait 3 TIR ve bir eskort araç 19 Ocak’ta Uluslararası Büyükelçiler Toplantısı’nın yapıldığı Adana’dan geçerek Suriye’ye girecekti. Bu nedenle düğmeye 18 Ocak günü Ankara’da basıldı. TIR’lar o gece saat 22:00’da Esenboğa’dan yola çıktı. Ankara Jandarma İstihbarat Şubesi’ne bağlı bir ekip, yardım konvoyunu Gölbaşı’na kadar fiziki takip altında tuttu. Konvoyun Gölbaşı’nda bir dinlenme tesisinde mola vermesinin ardından fiziki takip, teknik takibe dönüştü. Artık takip işi Ankara İl Jandarma Komutanlığı Baz İstasyonu Takip Sistemi’ndeydi.

YÜZBAŞI BEREYİ TAKTI KAMERAYA GÖRÜNMEDEN

Biri yüzbaşı diğeri uzman çavuş olan 2 Jandarma İstihbaratçı, fiziki takibi bitirdikten sonra Demetevler’de bir kuruyemişçi dükkanının önüne geldi. Uzman çavuş araçta beklerken, istihbarat subayı yüzbaşı bir telefon kartı satın aldı. Kartları alan subay, şapkalı parka giyinmiş, yüzü belli olmayacak şekilde koyu renk bir bere takmıştı. Kartın satın alındığı dükkanın tam karşısında iki tane ankesörlü telefon bulunuyordu, ancak 2 asker bu telefonları tercih etmeyip doğrudan Etlik’e gitti ve oradan telefon açtı. Çünkü Demetevler’de bulunan sözkonusu mahalde birçok kamera bulunuyordu.

Caddelerinde pek de MOBESE kamerasının bulunmadığı Etlik’te bir ara-sokakta aracı park eden askerler, ankesörlü telefondan 0322 156 00 00 numarasını çevirdi. Sadece jandarma personelinin bildiği bu sistemle Adana’ya direkt ulaşan ihbarcılar, olayın gidişatından Adana’daki jandarma istihbarat personelini haberdar etti. Tüm bunlar yaşanırken Ankara Jandarma’sı ile Adana Jandarma’sı gece boyunca koordinasyon halinde kaldı. Adana ve Ankara Jandarma yetkililerinin o gece boyunca iletişim kurduğu HTS raporlarıyla da tespit edildi.

TATİL GÜNÜ İZİNLER İPTAL ADIM ADIM BASKINA DOĞRU

TIR baskınının yapılabilmesi için jandarma görevlilerine bir ihbar gerekiyordu. O ihbar, takibin başlamasından yaklaşık 8 buçuk saat sonra Adana Jandarması’na iletildi. Ancak Adana’daki hareketlilik bu ihbardan bir saat önce başlamıştı. Tatil günü olmasına rağmen tüm izinler iptal edilmiş, rütbeli personel göreve çağrılmış ve baskın için bir hazırlık başlatılmıştı. ‘Mizansen ihbar’ ise Jandarma’nın elde ettiği resmi bir istihbarat notu çerçevesinde değil, herhangi bir vatandaş tarafından yapılan isimsiz bir ihbar görünümündeydi. İhbarın yapıldığı telefon görüşmesinde hattın Adana’daki ucunda görevli uzman çavuş, 156 Harekat Merkezi’ne yapılan ihbarı şu şekilde anlattı:

KARANLIKTAN GELEN SES: ‘NOT ALIYOR MUSUN?’

‘Sabah Ankara kodlu bir telefon çaldı. Ben telefonu açtım. Karşıdaki kişi direkt bilinçli bir şekilde ‘Not alıyor musun?’ dedi. Bana 3 tane TIR plakası söyledi. Bu TIR’ların gece 02:00’da Ankara’dan çıktığını, Adana iline girmiş olabileceğini ve silah taşıdığını bildirdi. Ben de ona, ‘Ankara’dan buraya geliyorsa başka illere de bildirdiniz mi?’ diye sordum. Şahıs, soru sormama izin vermeden telefonu kapattı. İhbarcı kesinlikle ‘El-Kaide’ gibi bir söz kullanmadı. İhbar 7:30’da geldi ama ihbardan önce İl Jandarma Harekat Merkezi’nde bir hareketlenme başlamıştı.’

EL-KAİDE’Yİ DE YAZIN BİR ŞEYE BENZESİN!

Bu ihbar Ankara’dan ‘silah ve mühimmat yüklü araç’ şeklinde yapılmıştı. Ancak Adana Jandarma’sından Savcı Aziz Takcı’ya giden 19.01.2014 tarihli 4595 sayılı arama talep yazısında bu ifade, ‘Hatay üzerinden yurt dışı bağlantılı El-Kaide Terör Örgütü’ne silah götüren’ olarak değiştirildi. Bu ifade, tutanağa Adana Jandarma İstihbarat Şubesi’ne bağlı görev yapan isimler tarafından eklenmişti. İhbarı savcıya ileten istihbaratçı üsteğmen Ö.K, savcıyla yaptığı görüşmede ‘İhbarın El-Kaide ve IŞİD’in yapabileceği eylemlerle bağlantılı olabileceğini’ söyledi. Savcı ise üsteğmenden bu durumu talep yazısına iletmesini istedi.

81 İHBAR GİZLENMEDİ BU İSE ÖZENLE SAKLANDI

Kayıtlarda Mayıs 2013 ile Ocak 2014 arasında El-Kaide ve bu örgüt bağlantılı IŞİD’in Türkiye’de bombalı eylem yapacağına ilişkin 81 duyum ve ihbar olduğu göze çarpıyor. Bu ihbarların hiçbiri diğer devlet birimlerinden gizlenmedi, tüm güvenlik ve istihbarat birimleriyle paylaşıldı. Ancak baskın yapılan TIR’lara ilişkin ihbarla ilgili bilgi paylaşımı ise yapılmadı, bu durum devlet birimlerinden saklandı. Paralel yapının organize ettiği operasyonun, bu yönüyle hükümete yönelik 17-25 Aralık komplolarını benzemesi dikkat çekti. Orada da soruşturma bilgileri UYAP’a girilmemiş, istihbari bilgiler POL-NET sisteminden de gizlenmişti.

GEÇİŞLERE İZİN VERİN EMNİYETE DUYURMAYIN

Gölbaşı’ndan yola çıkan TIR’lar Adana’ya kadar hiçbir şekilde durdurulmadı. İhbarın yapılış saati olan 07:27 esas alınsa bile TIR’ların Adana-Sirkeli Gişeler mevkiine gelmesi beklendi. TIR’ların geçeceği şehirlerin kolluk görevlileri de böylesi bir olaydan haberdar edilmedi. TIR’ların Adana girişinde durdurulması gerekirken İl Jandarma, Pozantı Jandarma’ya bir emir gönderdi. Emir şöyleydi: ‘TIR’ları kesinlikle durdurmayıp geçişini bildirin. Konuyu Emniyet’e iletmeyin.’ Talimat üzerine Pozantı Jandarma Komutanlığı, TIR’ların geçişini izlemek için uzman çavuşlardan oluşan bir ekip görevlendirdi. TIR’lar bir araçla da fiziki takibe alındı. Adana doğu çıkışından 60 km uzaklıktaki bölgeye çok sayıda jandarma birliği konuşlandırılıp yardım konvoyunun gelişi beklendi.

Her aşamada hakimler koruyor

Türkiye’nin devlet sırrına yönelik bu denli bir operasyonun ardından TIR baskınında parmağı olan isimler hakkında ‘casusluk’ soruşturması başlatıldı. Ancak ‘mahkemeler’ soruşturmanın derinleşmesini engelleyecek şu kararlara imza attı:

‘Kapatılan Özel Yetkili Adana 3 No’lu Hakimlik şüpheliler H.G ile G.M’nin tutuklanması talebini reddetti.’

‘Kapatılan Özel Yetkili Ankara 3 No’lu Hakimlik, ihbarcılar G.M ve H.G’nin ev ve bilgisayarlarında arama yapılmasına ilişkin talebi reddetti. Ankara 1 No’lu Hakimlik karara yapılan itirazı da reddetti.’

‘Kapatılan Özel Yetkili Ankara 2 No’lu Hakimlik, ankesörlü telefonda kullanılan kartların HTS dökümlerine ilişkin talebe yetkisizlik kararı verdi.’

‘Kapatılan Özel Yetkili Adana 1 No’lu Hakimlik bir kısım şüpheliler hakkında talep edilen adli kontrol talebini reddetti.’

Yol ortasında anahtar savaşları

Saat 12.00 sularında yardım konvoyu jandarma birliklerinin konuşlandığı bölgeye geldi. Adana Jandarma görevlilerinin El-Kaide iddiasıyla TIR’larla ilgili Adana Cumhuriyet Savcılığı’ndan arama kararı almasının ardından, Sirkeli gişelerde 3 TIR ve 1 eskort aracı durduruldu. Jandarma, araçları durdurup MİT mensuplarına kelepçe takmak istedi. Bir şüphelinin verdiği ifadeye göre ‘şahıslardan biri iri yapılı ve çok güçlüydü’. ‘Personel kontrol altına almakta zorlanıyordu.’ Bu sırada sözkonusu MİT mensubu, arabadaki gizli belgelere zarar gelmemesi için jandarmaya uyarılarda bulundu ve hemen telefona sarıldı:

BAŞKANIM, ACİL DURUM!

‘Başkanım, acil durum! Adana’da jandarma bizi 200 askerle durdurdu.’ MİT’çilerin kimlik ibrazına rağmen jandarma, TIR’ları aramak için araçları Seyhan Kışlası’na götürmek üzere yola çıkardı. O esnada saat 12:45 olmuştu. Araçlar Seyhan Kışlası’na doğru hareket ederken bir MİT mensubu, TIR’ların kontak anahtarlarını toplamaya başladı. Soruşturmada şüpheli olan bir asker, o anları şöyle anlattı:

YOLDA BİRDENBİRE DURDU

‘Anahtarı kaptırmamak için elimde bulunan anahtarı arkadaşların olduğu yere doğru fırlattım. İlgili TIR’ın devam etmesini söyledim. Diğer 2 TIR’ın anahtarını MİT mensubundan alamadık. Fakat kışlaya doğru yola çıkan TIR bir süre sonra arızalandı ve arkadaşlar TIR’ın durduğunu söylediler.’ O sırada olay yerinde bulunan başka bir asker, jandarma ile MİT mensubunun arbedesini şöyle anlattı: ‘Kirli sakallı, 35 yaşında MİT görevlisi olduğunu iddia eden kişi Ö.K ile münakaşa etti. Ö.K anahtarı alınca Ö.K’ya vurdu, yere düştüler. Biz ayırdık.’

150 POLİSLE KURTARMA

Yolda kalan TIR yaklaşık 150 polis tarafından sarıldı. Olay yerine gelen Emniyet Müdürü, TIR’ların fotoğrafını çeken askerleri ‘suç işledikleri’ yönünde uyardı. TIR’ların bu yöntemle emniyete alınması sonrası Adana Valisi Hüseyin Avni Coş ile MİT Bölge Başkanı da aracın bulunduğu yere geldi. Bölge Başkanı ile Savcının görüşmesinin ardından olay yerinde bir tutanak daha tutuldu. Bu tutanağa TIR faaliyetine katılan MİT mensuplarının sicil numaraları da yazıldı.

28 ŞUBAT DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : Bir 28 Şubat mağdurunun başarı hikayesi


28 Şubat döneminde başörtüsü taktığı için 2 kez üniversiteden uzaklaştırılan Güler Özavcı Doğu, Diyarbakır’ın Hazro Belediye Başkanlığına seçildi.

Eğitim gördüğü Selçuk Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi’nde başörtüsü taktığı için kınama ve uyarma cezası verilen ardından 2 kez de uzaklaştırma cezasına çarptırılan Güler Özavcı Doğu, yerel seçimde aday olduğu BDP’den Hazro Belediye Başkanlığı’nı kazandı.

"Memur olmayı bile gözden çıkarmıştık"

Doğu, AA muhabirine, 1998 ve 1999 yıllarında Konya’da üniversite öğrencisi olduğu dönemde başörtülü olduğu için büyük sıkıntı yaşadığını anımsatarak, 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrencilere yönelik büyük baskı uygulandığını vurguladı.

İlk başta başörtülü öğrencilerin fakültede dersliğe, ardından fakülte binasına ve daha sonra yerleşke binasına alınmadığını kaydeden Doğu, o dönem kampüste polisle adeta kovalamaca oynadıklarını kaydetti.

Başkan Doğu, 1 ay boyunca her gün gittiği üniversite yerleşkesinin kapısından geri çevrildiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

"1998 yılında uyarma ve kınamanın ardından ilk önce 1 ay daha sonra 6 ay uzaklaştırma cezası aldım. Bunun için okulumu bir sene geç tamamlamak zorunda kaldım. Sıkıntılı günler geçirdik, 1 ay boyunca kampüse gidip kapıdan geri çevrildiğimi hatırlıyorum. Çok kötü bir psikoloji, sıkıntılı bir süreçti. 28 Şubat süreci bizim için o kadar katı uygulandı ki memur olmayı bile gözden çıkarmıştık. Bunun için 9 yıl özel sektörde çalıştım. Kamu alanlarında rahatlama olduktan sonra memur oldum."

Doğu, başörtü yasağının kaldırılması için büyük mücadelelerin verildiğini hatırlatarak, bunun başörtülü kadınların ve onlara destek veren demokratik çevrelerin mücadelesi sonucu gerçekleştiğini ifade etti.

28 Şubat döneminde başörtülü belediye başkanının hayal olduğunu kaydeden Doğu, şöyle dedi:

"Ama şimdi belediye başkanı olmam gurur verici. Özellikle BDP’den belediye başkanı olmak gurur verici. Çünkü BDP, farklı inançları düşüncüleri etnik yapıları içinde barındırmaya çalışan bir partidir. Ülkemiz bu anlamda çok zengin. Özellikle BDP’den aday olmam, başörtülü olarak İslami kimliğimin korunması sevindirici bir olay."
"Kadınlar, ‘sen bizim için umutsun’ dediler"

Başkan Doğu, Hazro’nun feodal yapıya sahip bir ilçe olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İlk defa bu ülkede başörtülü olmanın avantajını yaşıyorum. Hazro’da başörtülü belediye başkanının olması kadınlar için umut kaynağı oldu. Kadınların yolda yürüdüğünü bile göremezsiniz. Bundan dolayı kadınları göremediğimiz için kapı kapı dolaştık. Onlarla tanıştık ve kadınlar bana ‘Sen bizim için umutsun. Sen gelirsen biz de belediyeye gelebiliriz, biz de birşeyler için adım atarız’ dediler. Bu da çok güzel bir şey. Feodal yapının baskısı var, kırmaya çalışıyorlar. Umarım önümüzdeki 5 yılda bunu kıracak düzeyde bir çalışmaya öncülük yaparız."

PARALEL DEVLET DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : Recep Tayyip Erdoğan ş ehit edilecekti


00.jpg

Fethullah Gülen’in 4 büyük düşmanı var"

Paralel yapının ele başı Fethullah Gülen ile ilgili şok sözler ortaya atıldı. Bediüzzaman’ın öğrencilerinden Muhammed Sait Nasır A Haber’e gündeme bomba gibi düşecek açıklamalarda bulundu.

Bediüzzaman Said Nursi’nin öğrencilerinden olan Muhammed Sait Nasır, A Haber’in sorularını yanıtladı.

Muhammed Sait Nasır, 86 yaşında Bediüzzaman Said Nursi’nin yaşayan öğrencilerinden biri. Fethullah Gülen’in ırkçılık maskesi altında dershaneler açtığını söyleyen Nasır, asıl amacının Türkiye’de ihtilal yapmak olduğunu ileri sürdü.

Video
https://www.facebook.com/photo.php?v=687053744675699

"Gezi Parkı’ndan sonra duruma hakim olacağını anladı" diyen Nasır, "Ondan sonra ikinci darbeyi yaptı. Eğer Tayyip Erdoğan, Allah’In himayesinde olmasaydı kurtulamayacaktı. Şehit edilecekti ve Türkiye bir daha 1924’lere dönecekti" açıklamasında bulundu.

Nasır; her fırsatta Bediüzzaman’ın talebesi olduğunu söyleyen Gülen’in aslında Bediüzzaman’la hiç görüşmediğini hatta cenaze törenine bile katılmadığını ileri sürdü.

Bediüzzaman’ın vefatından 20 gün önce görüşen Nasır, Said Nursi’nin kendisine "Said, bu münafıka dikkatli ol fakat zamanı gelince açıkla" dediğini söyledi.

"GÜLEN’İN 4 BÜYÜK DÜŞMANI VAR"

Muhammed Sait Nasır, Gülen’in 4 büyük düşmanı olduğunu belirtti.

1- ALLAH
2- Hz. Muhammed (SAV)
3- Bediüzzaman
4- Recep Tayyip Erdoğan

YANDAŞ MEDYA : Bizim sevgili çok ulusalcılarımız Twitter’in çift e standardına seviniyor.


"Bizim sevgili çok ulusalcılarımız Twitter'in çifte standardına seviniyor. Türk insanına haksızlık yapılmasını savunacak kadar kendilerinden habersizler." Kendilerine sorarsan en milliyetçi onlar, en anti-emperyalist onlar. Her şeye karşılar, sömürüye, kapitalizme, hatta ticarete karşılar Bunları anlamayan cahil halka da karşılar. "Tam bağımsızlık" istiyorlar. Ama bütün bunları Bill Gates'in bilgisayarlarında, Iphone application'larda, Zuckerberg'in facebook'unda paylaşabiliyorlar. Bir de tam bağımsız olsalar herhalde beyoğlu postanesinden telgraf çekecekler birbirlerine. Başbakanı memleketi satmakla suçluyorlar aşağısı kurtarmıyor. Bir de BOP eş başkanı oluyor Başbakan. Fakat nasıl oluyorsa bir yandan da Başbakan'ı ABD sildi diye seviniyorlar. Neymiş suçu Başbakanın? "One minute" deyip İsrail'i kızdırmış, İran'a konulan ambargoyu delmeye kalkmış, değerli metal karşılığı yarı fiyatına petrol almış Başka? Suriye'de ABD'den bağımsız tavır almış. Ee, iyi yapmış işte, emperyalizme kafa tutmuş. Yok, olmaz! Emperyalizme kafa tutmak da onların tekelindedir, başka kimse tutamaz. TWİTTER İÇİN TEPİNEN ULUSALCILAR Şimdi de twitter için tepiniyorlar. Twitter'a erişim engellendi. Hayır, Twiterin size erişimi engellendi. Çünkü o da her site gibi reklamla yaşıyor ve sizi binerli gruplar halinde reklam verene satıyor. Daha önce de söylemiştim, reklam böyle çalışır. Bir reklam bize buzdolabı satmaz, bizi binerli gruplar halinde buzdolabı satan adama satar, parasını da ondan alır. ETEKLERİ TUTUŞTU Şimdi Türkiye pastasını kaybettiği için Twitter'in etekleri tutuştu. Avukatlarını gönderdi, görüşmeler sürüyor. Sorun özetle şu, Twitter'da birçok insanımızın özel yaşamına tecavüz eden paylaşımlar var, bunların kaldırılması için 600'ün üzerinde bavuru var. İnsanların mağdur oldukları ve bu içeriklerin kaldırılması gerektiği konusunda Türk mahkemelerinin kararları var. Twitter'a başvuruları var mahkemelerin. Ama Twitter takmıyor bunu. Yani bir hak ihlalini savunmayı hak sayıyor. TWİTTER'IN ÇİFTE STANDARDI Ha, Fransa, İngiltere veya ABD mahkemelerinden bir karar çıksa anında uyguluyor. Hele hele öyle anti-semitist bir mesaj olsun, şikayete bile gerek kalmadan kaldırıyor. Ama Türkiye'yi takmıyor. Bizim sevgili çok ulusalcılarımız buna seviniyor. Türk insanına haksızlık yapılmasını savunacak kadar kendilerinden habersizler. Ne olacak peki? Hiiç, ekonominin kuralları işleyecek. Dünyada en korkak şey sermayedir. Twitter da kârına bakacak, her türlü "ilke"yi bırakıp Türkiye'nin dediğini yapacak. Yani yola gelecek. ULUSALCILAR GİZLİ GİZLİ SEVİNECEK Ama bizim ulusalcılar çok üzülecek bir Amerikan şirketini üzdüğümüz için. Bir yandan da gizli gizli sevinecekler, "işte Batı'nın Başbakanı gözden çıkarması için bir sebep daha ortaya çıktı" diye. İşte böylesi bir sonsuz çelişki yumağı halinde devam edecekler depresif hayatlarına. Fikri hür vicdanı hür Fikirci Bey

"Bizim sevgili çok ulusalcılarımız Twitter’in çifte standardına seviniyor. Türk insanına haksızlık yapılmasını savunacak kadar kendilerinden habersizler."

Kendilerine sorarsan en milliyetçi onlar, en anti-emperyalist onlar.

Her şeye karşılar, sömürüye, kapitalizme, hatta ticarete karşılar

Bunları anlamayan cahil halka da karşılar.

"Tam bağımsızlık" istiyorlar.

Ama bütün bunları Bill Gates’in bilgisayarlarında, Iphone application’larda, Zuckerberg’in facebook’unda paylaşabiliyorlar.

Bir de tam bağımsız olsalar herhalde beyoğlu postanesinden telgraf çekecekler birbirlerine.

Başbakanı memleketi satmakla suçluyorlar aşağısı kurtarmıyor.

Bir de BOP eş başkanı oluyor Başbakan.

Fakat nasıl oluyorsa bir yandan da Başbakan’ı ABD sildi diye seviniyorlar.

Neymiş suçu Başbakanın?

"One minute" deyip İsrail’i kızdırmış,

İran’a konulan ambargoyu delmeye kalkmış, değerli metal karşılığı yarı fiyatına petrol almış

Başka?

Suriye’de ABD’den bağımsız tavır almış.

Ee, iyi yapmış işte, emperyalizme kafa tutmuş.

Yok, olmaz! Emperyalizme kafa tutmak da onların tekelindedir, başka kimse tutamaz.

TWİTTER İÇİN TEPİNEN ULUSALCILAR

Şimdi de twitter için tepiniyorlar.

Twitter’a erişim engellendi.

Hayır, Twiterin size erişimi engellendi.

Çünkü o da her site gibi reklamla yaşıyor ve sizi binerli gruplar halinde reklam verene satıyor.

Daha önce de söylemiştim, reklam böyle çalışır. Bir reklam bize buzdolabı satmaz, bizi binerli gruplar halinde buzdolabı satan adama satar, parasını da ondan alır.

ETEKLERİ TUTUŞTU

Şimdi Türkiye pastasını kaybettiği için Twitter’in etekleri tutuştu.

Avukatlarını gönderdi, görüşmeler sürüyor.

Sorun özetle şu, Twitter’da birçok insanımızın özel yaşamına tecavüz eden paylaşımlar var, bunların kaldırılması için 600’ün üzerinde bavuru var. İnsanların mağdur oldukları ve bu içeriklerin kaldırılması gerektiği konusunda Türk mahkemelerinin kararları var. Twitter’a başvuruları var mahkemelerin.

Ama Twitter takmıyor bunu.

Yani bir hak ihlalini savunmayı hak sayıyor.

TWİTTER’IN ÇİFTE STANDARDI

Ha, Fransa, İngiltere veya ABD mahkemelerinden bir karar çıksa anında uyguluyor.

Hele hele öyle anti-semitist bir mesaj olsun, şikayete bile gerek kalmadan kaldırıyor.

Ama Türkiye’yi takmıyor.

Bizim sevgili çok ulusalcılarımız buna seviniyor. Türk insanına haksızlık yapılmasını savunacak kadar kendilerinden habersizler.

Ne olacak peki?

Hiiç, ekonominin kuralları işleyecek. Dünyada en korkak şey sermayedir. Twitter da kârına bakacak, her türlü "ilke"yi bırakıp Türkiye’nin dediğini yapacak. Yani yola gelecek.

ULUSALCILAR GİZLİ GİZLİ SEVİNECEK

Ama bizim ulusalcılar çok üzülecek bir Amerikan şirketini üzdüğümüz için.

Bir yandan da gizli gizli sevinecekler, "işte Batı’nın Başbakanı gözden çıkarması için bir sebep daha ortaya çıktı" diye.

İşte böylesi bir sonsuz çelişki yumağı halinde devam edecekler depresif hayatlarına.

Fikri hür vicdanı hür Fikirci Bey

GEZİ PARKI NOTLARI /// YANDAŞ MEDYA MANŞET TV : Zülfü Livaneli Berkin Elvan konseri verdi


Dokuz yıl aradan sonra çıkardığı yeni albümü ‘Gökkuşağı Gönder Bana’nın ilk konserini İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi’nde veren Zülfü Livaneli de, Berkin Elvan üzerinden sürdürülen ajitasyon operasyonuna katıldı.

Zülfü Livaneli’den Berkin Elvan konseri!.. 9 yıl aradan sonra yeni ablümü ‘Gökkuşağı Gönder Bana’yı çıkardı. Zülfü Livaneli albümünün ilk konserini ise İstanbul’da verdi. Bostancı Gösteri Merkezi’ndeki konserde Zülfü Livaneli, bol bol Berkin Elvan’ı andı. Zülfü Livaneli, Berkin Elvan ile ilgili, "O küçücük, 16 kiloya düşmüş çocuk, koca iktidarı salladı" dedi.

1993 yılında suikast sonucu öldürülen Uğur Mumcu‘yu da anan Zülfü Livaneli, ‘Yiğidim Aslanım‘ şarkısını barkovizyona yansıtılan Uğur Mumcu‘nun fotoğrafları eşliğinde söyledi.

Uğur Mumcu cinayeti de Müslümanların üzerine atılmış, Uğur Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu, yengesi Güldal Mumcu‘yu da CHP milletvekili olarak cinayet ile ilgili hiçbir araştırma çabasına girmemekle suçlamıştı.

Uğur Mumcu suikastının perde arkasında terörist devlet İsrail’in istihbarat örgütü MOSSAD’ın olduğunu belirten Ceyhan Mumcu, bombalama olayının planlı olarak dindar kesime mal edilmeye çalışıldığını kaydederek, “Bu işi yaparken başka sebeplerle İran’a gidip gelenler var. Onları fail olarak gösteriyorlar. Onun için de İslamcıların üstüne atılıyor. Yani bu işi planlayanlar mutlaka İslamcılara yaptıralım demiştir. Burada iki amaç güdülüyor: Hem Uğur Mumcu’dan kurtulursun hem de İran’a yüklenmiş olursun. MOSSAD’ın marifetleri bunlar” demişti.

BERKİN ELVAN İSTİSMARI

Konserde Gezi eylemleri sırasında başına isabet eden gaz bombası kapsülüyle ağır yaralanan ve aylarca kaldığı komadan çıkamayarak 11 Mart’ta hayatını kaybeden 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın görüntüleri de ekrana geldi. Berkin Elvan yüzünde poşu, elinde sapanlı olarak görüntülenmişti. Berkin Elvan‘ın başına kapsül isabet ettiğinde cebinde demir leblebiler, üzerinden de 11 adet patlayıcı çıkmıştı. Berkin Elvan‘ın babasının olaydan çok önce emniyet istihbarat tarafından defalarca DHKP-C tarafından kullanıldığı uyarısı yapıldığı da ortaya çıkmıştı.

AJİTASYON ÜSTÜNE AJİTASYON

Berkin Elvan için düzenlenen gösterilerde şehit olan polis memuru Ahmet Küçüktağ‘ın esamesi okunmazken, yine sözde Berkin Elvan için düzenlenen gösterilerde DHKP-C tarafından silahla öldürülen Burak Can Karamanoğlu geçiştirildi. Konserde Berkin’in Zülfü Livaneli’nin “Kız Çocuğu” şarkısını söylerken çekilmiş videosu da gösterildi. Ajitasyonun zirve yaptığı konserde görüntülerin ardından "O küçücük, 16 kiloya düşmüş çocuk, koca iktidarı salladı" diyen Zülfü Livaneli, Berkin Elvan anısına “Memik Oğlan”ı okudu. Zülfü Livaneli Memik Oğlan şarkısı ile ilgili şunları söyledi:

"Yıllar önce dedim ki bu şarkıyı, Hiroşima’da anma törenlerinde çalıyoruz dedim. Tüm Japon çocukları ezbere biliyordu bunu. Fakat maalesef çocukların öldürülmeye devam edildiği bir dünyada ve maalesef utanarak söylüyorum çocukların öldürüldüğü böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz. Çocuklarımızı koruyamıyoruz. Çocuklarımızı koruyamadığımız gibi onlar için bir Allah rahmet eylesin bile diyemiyoruz. Hangi dinde bu var Allah aşkına isyan edesi geliyor insanın. Bizim güzel çocuğumuz Berkin’imiz, böyle hedef olarak belki yok oldu ama 16 kilocuk kalmış küçük vücudu zangır zangır iktidarları işte böyle titretiyor. Ve inanın bana Berkin’lerin ahı kalmamıştır tarihte, kalmayacaktır da. Berkin’in ahı devrimin şahı."

Gözyaşlarına engel olmakta zorlanıyor havası veren Zülfü Livaneli, vandallar tarafından 13 ağaç bahane edilerek yağma ve yıkım operasyonuna dönüştürülen Gezi olaylarında ölen sekiz genci yansıtan çizimi de barkovizyondan göstertti.

İLGİLİ HABER:

BERKİN ELVAN EKMEK ALMAYA MI GİTTİ?

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=d4SdJICW4eg&feature=player_embedded

PARALEL DEVLET DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : Görüşme


23626639.jpg

Görüşme

Cemaate mensup birileri çıkıp yeni bir şeymiş gibi, hiç bilinmeyen bir şeymiş gibi "MİT MÜSTEŞARI HAKAN FİDAN, PENSİLVANYA’YA GİDİP GÜLEN’LE GÖRÜŞMEDİ Mİ?" diye soruyor!

Aslında sormuyor "Buraya gelirken Hocamız iyidi, güzeldi!" demeye getiriyor!
Ama bunları ortaya atanlar ne konuşulduğu konusunda hiçbir şey söyleyemezler!
Bilmedikleri için sadece verilen görev gereği bu soruyu ortaya atarlar!
Ben konuşulanları biliyor muyum?
Hayır!
Hiçbir bilgim yok!

Bilgim yok ama ne konuşacaklarına ilişkin çok basit yorumum var!
Konu bu kadar sıcak ve gündemdeyken akla gelmeyen ve ıskalanan basit, küçük bir yorum!
Bir kere işe şuradan başlamak gerekiyor!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Pensilvanya’yı, Fethullah Gülen’i ve yönettiği cemaati ya da PARALEL YAPI’yı kesinlikle tehdit olarak görüyor!

Gülen’i bir ÖRGÜTÜN başı olarak algılıyor! Yapılanların devlete karşı gelmek ve onu yıkmaya yönelik olduğunu düşünüyor! Bir başka otorite olarak ortaya çıkan yapının bir an önce kendi kulvarına çekilmesi istiyor!
Olmazsa; yok olacaklarını ve bunun nasıl gerçekleşeceğini bir bir önlerine koyuyor!

OSLO görüşmeleri sızdığında Hakan Fidan Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olarak orada bulunurken Afet Güneş MİT Müsteşar Yardımcısı sıfatı ile masadaydı!

Yani DEVLET, PKK ile sorunu çözmek için konuşuyordu! İlk temas OSLO’da gerçekleşiyordu!

Dünya istihbarat örgütleri çetrefil konuları orada görüşürdü! Bizim orada olmamızın nedeni biraz mecburiyetti! İNGİLİZLER perde gerisinden Avrupa’daki bütün krallıkları yönetirlerdi! Zaten PKK’nın patenti Kraliçe’nin adamlarında olduğu için OSLO’ya gitmek zorundaydık! Öyle de oldu zaten!

Bir de DEVLETİN asıl sahibi onlardı tabii!

BARIŞ için geri sayım başlayacakken masada konuşulanlar sızdırıldı! HAKEM olan İNGİLİZLER şike yaptı! Onlardan beklenen de buydu! Aksi sürpriz olurdu! "Süreç baltalansın" diye tezgah işlemeye başladıysa da PKK silah bırakmayı kabul etti! Ve Türkiye’nin en büyük sancılarından biri olan terör kendi kulvarına çekilip sessizliğe gömüldü

Ve feshedileceği günü beklemeye koyuldu!
DEVLETLER kendilerine karşı gelen yapılarla oturur konuşurlardı! Öncelik budur!
Bunun birçok örneği de vardı!

MİT de Hakan Fidan da ülkenin önünde engel olarak duran yapının BAŞIYLA oturup görüşmüştür! Burada Fidan’ın ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vereceği bir ödün yoktur! Sadece problem olarak görülen ÖRGÜTLE düğmeye basılmadan önce konuşulmuştur! Nasıl PKK ile görüşüldüyse Pensilvanya ile de görüşülmüştür! Bu toplantının cevabı budur!

DİPLOMATİK olarak Fethullah Gülen’le görüşme aslında "Keşke hiç olmasaydı!" dememiz gereken bir buluşmaydı! 40 yıl emekle, Anadolu insanının gönlüyle yürüyen ve dev haline gelen HİZMET, 17 Aralık’ta Devlete kast etmiştir!

Ankara’yı İstanbul’a bağlayıp her yeri ele geçirmek istemiştir! Bunun planı da maalesef Ankara göremese de çok önceleri yapılmıştır!
BAKIN!

Bizler tesadüfe çok inanırız! Birçoğumuzun en zayıf noktası burasıdır!
Kainatta TESADÜF yoktur oysa!

Her şey denge ve zamanlamadır! Plandır!

İşte cemaati öne koyarak, hizmeti kendisine kalkan yaparak gelen yapı böyle AKILLIDIR!

Plansız adım atmaz! Hizmete gönül verenler bilmese de arkadaki AKIL bir adımın bile hesabını yapar!

17 Aralık da bir hesap sonucuydu! TUTMADI!

Bundaki tek ve önemli etken Erdoğan’ın doğrudan saldırının geldiği yöne gitmesiydi! Çekinse, geri adım atsa şu an Türkiye bu yapının elindeydi!

İşte "Hakan Fidan, Hoca’ya neden gitti?" diye soranlar bunu bilmez! Sadece bunu mu!
Bilmedikleri neler var neler!

Bir sorunu anlamak için bütün problemi tek ve bütün olarak görecek kadar uzaklaşmak ve yukarıdan bakmak şarttır!
Daha önce yazdım!

Dikkat çekti ama biraz açmakta fayda var!

Cemaatte Gülen dışında her şeye hakim olan ikinci bir isim yoktur!
Bütün önemli ve özel görüşmeler Fethullah Gülen tarafından yapılır!
İşte bu özel görüşmelerin "ÖZEL" kısmında baş başa kaldıkları bir misafir çok önemlidir!

Mavi Marmara saldırısından sonra Gülen’i yaptığı açıklamalar nedeniyle ilk kutlayan kişi!
Baş Haham Eliyahu Bakshi Doron!

Peki DORON, nasıl oluyordu da Gülen’le telefonla görüşüyordu! Ortada nasıl bir yakınlık vardı?
İşte buraya bakmak şart!

Eliyahu Bakshi Doron, 1996, 1997 ve 25 Şubat 1998’de İstanbul’da Fethullah Gülen’le görüştü… Hatta DORON o görüşmede Gülen’e bir çini vazo da hediye etti. Gülen’e verdiği önem çoktu! Bu nedenle dünyanın çeşitli noktalarından görüşmek için tam 12 kez İSTANBUL’a geldi!

Yakın çevresine "Gülen’in Yahudiler’e bakışını değiştirdim!" diyordu!
Zaten bunun böyle olduğu arşivlere girilip bakıldığında ortadaydı! Gülen’in gazetesi DORON’la sık sık görüşüp haber yapıyordu!

Doron’un Gülen’e yakınlığı İstanbul’la sınırlı kalmadı, zaten kalamazdı!
Bu nedenle Pensilvanya’ya da gitti! Başbaşa görüşmeler yapıldı!
Çok bilinmese de DORON, İsrail’in dünyadaki en güçlü birkaç isminden biriydi!

PAPA ile de G-8 üyesi devletlerin başkanlarıyla da istediği an görüşebiliyordu! Hiç sıkıntı yaşadığını gören olmadı!
Gülen’le yakın olmasına rağmen İSLAM’a hakaret etmekten hiç geri durmadı!

Hatta bu nedenle MALEZYA’da çok ciddi bir tehlike atlattı…
DORON bir din adamıydı! Ama ilişkileri çok farklı bir AĞ’da ilerliyordu!
İstanbul’a 12 kez gelirken ya da Pensilvanya’ya giderken dünyaca ünlü işadamlarının JETİNİ kullanıyordu! JET konusunda da hiç sıkıntısı yoktu!

Çok işadamıyla yakındı! Ama arasından su sızmadığı kişi BÜYÜK BARONUN adına KUMAR piyasasını elinde tutan Yahudi Sheldon Adelson’du! Dünyaca ünlü Türk Doktor Mehmet Öz’ü de Gülen’e götüren "Kumarhaneler Kralı" yani! İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti, DORON’un teklifsiz görüştüğü BARONLARLA mücadele ediyor!

"Hakan Fidan neden geldi?" diye soranların aslında "Baş Haham DORON neden geldi, geldi, geldi, geldi, geldi, geldi, geldi" diye sorması gerekir!

Fidan’ın oraya neden gittiği ortada!
Ancak DORON’un neden bu kadar çok görüştüğü SIR!
Diyorum ya!

Olayları doğru okumalıyız!
Bu her konu için geçerli!

PUZZLE’ın tek parçası bizi doğruya götürmez!
AKIL çalışmayı ve unutmamayı emrediyor!
Birileri bizimle alay ediyor!

Kimse kusura bakmasın! Allah’ın verdiği AKLI çöpe atacak halimiz yok!
Çünkü AKIL bunları sobeler!

YANDAŞ MEDYA MUSTAFA SARIGÜL İLE ACAİP KAFA BULUYOR /// BUYRUN HABERE ///


Salih Tuna’dan günün en eğlenceli siyasi yazısı

Güya ‘devrimciydiler’, daha düne kadar ‘faşist’ dedikleri Mansur Yavaş’ı Ankara’dan aday gösterdiler.

Mansur Yavaş da (bilebildiğim kadarıyla) CHP’ye benzemeye başladığı savıyla MHP’den istifa etmişti.

Bir kanalda rastladım; ‘Şunu yapacağım, bunu bedava vereceğim’ gibi vaatlerde bulunuyor; ‘kaynak nerden bulacak, nasıl yapacaksın’ sorusuna da ‘yaptığım zaman görürsünüz!’ cevabını veriyor.

Mantıksız da olsa hazır cevap galiba. Hakkını yemeyelim, cümleleri gayet sağlam; zamir yüklem falan yerli yerinde.

Bir dostum, ‘Mansur Bey şayet kazanırsa, CHP genel başkanı olur’ dedi. Bu durumda, Sarıgül de kazanırsa MHP’ye genel başkan olur dedim. Dostum, ‘olmaz’ dedi, ‘Sarıgül her şeyden evvel İstanbul’u kazanamaz.’ Ona bakarsan, Mansur Yavaş da Ankara’yı kazanamaz, biz bir şey diyor muyuz dedim.

Adayı kazanınca kaybeden parti olur mu demeyin sakın, oluyor işte.

Hiçbir şey olmazsa, adayı kazanırsa genel başkanı koltuğundan oluyor.

Böyle acayip bir parti işte!

Tevekkeli ‘gaydırıgubbak CHP’ demiyorum.

Yahu birader madem seçim kampanyanızı ‘yolsuzluk’ konsepti üzerine kurdunuz, ne diye ‘yolsuzluk’ nedeniyle partinizden ihraç ettiğiniz Sarıgül’ü İstanbul’dan aday gösterdiniz?

Sizde şuncacık akıl yok mu?

Madem ‘cemaatin’ yolsuzluk muhabbetini ağzınıza alıp dolaşacaktınız neden bunu hesaba katmadınız?

Kaldı ki, Sarıgül nedir Allah aşkına.

Cemal Süreya, ‘Turgut Özal’ı getirin Türkçe’ye çevireyim’ demişti. Sarıgül’ü ‘İkinci Yeni’ toplansa, Türkçe’ye çevirebilemez.

Kaç ceketi var bilemiyorum ama geçenlerde sahibi olduğu mal-mülk medyaya yansıdı, inanın bunlarla orta ölçekli bir semt kurulurdu. Allah yürü ya kulum demiş, mübarek de koşmuş zahir.

Ağaç çevre falan diyorlar, Şişli’de ayağınızı basacağınız bir adımlık yeşil alan kalmadı.

AVM’lerden şekvacı oluyorlar, Şişli’yi tastamam ‘AVM Cenneti’ yaptı.

‘Değişim zamanı’ diyorlar, Sarıgül 99’den beri Şişli’yi değiştiriyor. Allah İstanbul’u korusun!

Nerden baksanız tutarsız, nerden baksanız ahmakça!

Sarıgül’ün düşünce dünyası gerçekten de çok enteresan. ‘Amorf’ gibi bir şey diyeceğim, korkuyorum, yanlış terennüm eder.

Çünkü 26 Nisan 2006’da Nuriye Akman’ın yaptığı bir söyleşiyi mail yoluyla bir okur paylaştı, okuyunca, ‘bu nasıl güzel insan, nerde nasıl bu kadar güzelleşmiş’ diye hayret ettim.

Ne kadar dindar falan olduğunu anlatmak için, ‘Milletvekili dönemimde, Salih Özcan’ın davetlisi olarak Suudi Arabistan’a gittik. Turgut Özal da vardı o ziyarette. Hac ziyaretine katıldım’ deyince, Nuriye Akman, ‘Övünerek anlatıyorsunuz, ama o ziyarette bütün ritüelleri yaptınız. Tam Arafat’ta vakfeye durulacağı zaman ortadan kayboldunuz’ karşılığını veriyor.

Sarıgül bunu ‘Hiç öyle bir şey yok…’ diyerek ilkin inkâr ediyor.

Sonra mı?

İsterseniz sonrasını ben hiç araya girmeyeyim de birlikte okuyalım, müthiş eğlenceli.

N. Akman: ‘Var! Ortadan kaybolduğunuzu fark edip ‘Neden?’ diye soranlara, ‘Hacı olmak istemiyorum’ dediniz.’

Sarıgül: ‘Gerek yok ki. En doğrusu benim yaptığım (…)’

N. Akman: ‘Bir dakika. Tavafını yaptın, Safa-Merve arasında yedi kez gidip geldin, ehramını (doğrusu ‘ihram’ S.T) giydin.’

Sarıgül: ‘Doğru.’

N. Akman: ‘Tam Arafat’ta hacı olunacak, istemedin.’

Sarıgül: ‘İyi yaptım, iyi yaptım. Şu anda da istemiyorum hacı olmak…’

N. Akman: ‘Çok doğal, çünkü başkanlıktan önceki söylemlerinizde dine referans yoktu.’

Sarıgül: ‘Belediye başkanı olarak yurttaşlarımızla bütünleşiyorum. Onların örflerine, törelerine, geleneklerine ve inançlarına saygı duyup, hislerine de tercüman olmakla mükellefim. Ben ne içki ne de sigara içerim. Yok, içki arada sırada içerim. Ama öyle aşırı bir şeyim yok. Ama işte hacı olduğunuz zaman, yapmamanız gereken, metruk olan olaylar var.’

N. Akman: ‘Metruk değil, mekruh.’

Sarıgül: ‘Olabilir. Benim fazla öyle bilimsel derinliğim olmaz. Onun için rahat rahat söyleyebilirsin.’

N. Akman: ‘Affedersiniz. Ahmet Hakan ile konuşmanızda da bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiniz.’

Sarıgül: ‘Nemahrem diyecektim, namehram.’

N. Akman: ‘Yok, namahrem olacak.’

Sarıgül: ‘Niyet önemli hanımefendi! Yürek önemli, senin boynun kopmasın! Yerin dibine girmeyesin sen. (Gülmeler) Kelimeye takılıyorsun. Alime tarife gerekmez.’

N. Akman: ‘O da ‘arife tarif’ olacaktı

(……………)

Şimdi anladınız mı ‘amorf’ derken niye korktuğumu. Maazallah diline falan dolar; ne kadarını nerde nasıl söyleyecek kim bilebilir ki.

O değil de, hani CHP kültürlüydü. Ve hani AK Partililer cahil, kültürsüz, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adamlar sürüsüydü.

Bu Sarıgül nedir Allah aşkına?!

Bunun kültürünü oğlum dişine damlatsa inanın evlatlıktan reddederim.

YANDAŞ MEDYADA YOLSUZLUK OPERASYONU : 17 Aralık’la ilgili örgüt iddiası çürütüldü


17 Aralık operasyonunun ilk iddianamesini hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner, paralel yapıya yakın polisler tarafından hazırlanan fezlekede yer alan örgüt iddialarını birer birer çürüttü.

17 Aralık soruşturması kapsamında 100 kişi hakkında verilen takipsizlik kararının gerekçeleri belli oldu.

Gerekçede, paralel yapıya yakın polis görevlilerince hazırlanan fezlekede örgüt kurmakla suçlanan şüphelilerin böyle bir oluşum içerisine girdiklerine dair delil olmadığı belirtildi.

Yargıtay kararlarını emsal göstererek örgüt kavramını tanımlayan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner, sanıkların süreklilik gösterecek bir şekilde planlı bir ortaklık ve paylaşım anlayışıyla suç işlemek için bir araya gelmeleri gerektiğini belirterek 17 Aralık fezlekesindeki şüphelilerin bu tanıma uymadığına işaret etti.

ÖRGÜTSEL HİYERARŞİ YOK

Örgütlerde devamlılığın esas olduğuna ve hiyerarşik bir yapı bulunması gerektiğine değinilen gerekçede, Yargıtay’ın suçun varlığını kabul etmek için sanıkların önceden anlaşarak organize olmalarını, aralarında iş bölümü ve hiyerarşik bir yapı içerisinde süreklilik gösterecek bir şekilde planlı bir ortaklık ve paylaşım anlayışıyla amaç suçları işlemek için bir araya gelmelerini aradığı kaydedildi. Belirli bir cürüm için birkaç kişinin bir araya gelmesinin ayrı bir cürüm olduğu belirtilen gerekçede, birçok kişi şu ya da bu cürmü değil de, birçok cürümleri işlemek için teşkilatlanırsa o zaman örgütün oluşacağı kaydedildi. Bunun dışındaki bir araya gelişleri örgüt kabul etmenin, bu yöndeki yasanın ihlali olacağı kaydedildi.

PLANLI ORTAKLIK GÖRÜNMÜYOR

Türk Ceza Yasası’nda yer alan suçlardan birinin yalnız bir defa işlenmesi için bir araya gelmenin cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçunu oluşturmayacağı kaydedilen gerekçede, kişilerin düşünce ve eylemlerinde süreklilik bulunmadığı, suç işlemek için düzenli ve planlı ortaklık, yönetim, dayanışma, disiplin gibi öğelerle bir araya gelmedikleri takdirde cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçunun oluşmayacağı belirtildi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20 Ekim 2009 tarihli kararına atıfta bulunulan gerekçede, söz konusu kararda sanıklar arasında hiyerarşi temeline dayanan sürekli bir birleşmenin bulunduğuna dair her türlü kuşkuyu bertaraf edecek nitelik ve yeterlilikte delillerin mevcut olması gerektiğine işaret edildiği belirtildi. Soruşturma konusu olayda bazı kişilerin Anıtlar Kurulu’nda bazı işleri takip edip menfaat sağladıkları tespit edilse de bu eylemleri gerçekleştirme aşamasında gösterilen faaliyetin örgütlü bir faaliyet ve oluşturdukları ilişkilerin suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyetleri olarak değerlendirilmesini düşündürecek nitelikte olmadığı örgütün unsurlarının hiçbirisinin olayda bulunmadığı kaydedildi.

BAŞKAN DEMİR AKSİNE UYARMIŞ

Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir hakkında verilen takipsizlik kararının gerekçeleri de belli oldu. Sirkeci’de yapılmak istenen bir otel ile ilgili soruşturulan Başkan Demir’in kendi görev bölgesindeki bir proje ile ilgilenmesinin normal olduğu kaydedilen gerekçede, böyle bir tesise ruhsat vermeyi istiyor dahi olabilecekleri, bu yöndeki bir niyetin veya kararın şehircilik politikası bakımından tartışılır olabilme ihtimali olsa da suç olarak değerlendirilemeyeceği kaydedildi. Fatih Belediyesi’nin Marmaray’ı etkileyebilme ihtimali konuşulan fakat daha sonradan bu ihtimalin olmadığı yönünde rapor verilen yapıya verdiği izin ya da ruhsat olmadığı kaydedilerek, "Fatih Belediyesi’nin bu yere inşaat ruhsatı vermeye hazırlandığını iddia etmek mümkün değil" denildi. Gerekçede, Başkan Demir’in Anıtlar Kurulu Başkanı Oğuz Ceylan’ı parasal işlerden uzak durması için uyardığı bir telefon görüşmesine de yer verildi. Başkan Demir’in bırakın rüşvet almayı Ceylan’ı uyararak diğer kamu görevlilerinin menfaat temini şüphesi uyandıracak ilişkilerden uzak durması konusunda ikaz ettiği kaydedildi. Ayrıca Mustafa Demir’in düzenli olarak mal beyanında bulunduğu, mal bildirimi yasasına aykırılık teşkil edecek bir durumun olmadığı ve menfaat temin ettiği ile ilgili delil bulunamadığı kaydedildi.

YANDAŞ MEDYA /// MUSTAFA SARIGÜL DOSYASI /// Tamer Korkmaz : Me vzubahis olan Sarıgül’se


1016469_532199233555178_1872668460_n.png

Tamer Korkmaz : Mevzubahis olan Sarıgül’se…

Baronların Boksörü Sarıgül’ün en büyük projesi ‘İstanbul’a üçüncü havalimanını yaptırtmamak ve de Kanal İstanbul’u engellemek’miş!

Böylelikle kendisini fevkalade iyi anlatmış oldu, teşekkürü borç biliyoruz!

1970’li yıllar başlarken ‘Köprüye Hayır’ sloganı pek revaçtaydı.

Anlaşılan, Sarıgül hala daha o durakta bekliyor!

*

Sarıgül’ün, Teke Tek’çi Leon’un programında ‘İşte Kanada’dan bir yeşil otoyol projesi!’ diyerek gösterdiği fotoğrafın Tayvan’da çekilmiş olduğunun anlaşılması mı?

Feshane’de SSK emeklisi Mustafa Suver adlı vatandaşı yumruklamasının yanında solda sıfır kalır!

Yumrukladığı vatandaşa ‘Sadece teşekkür edip geçtiğini’ söylüyor, ya…

Sarıgül’ün teşekkürü bir adet yumruğa tekabül ediyorsa, vatandaşa dayak atması nasıl olurdu?

Hele bir düşünün!

*

Hepsi bir yana…

İki konuda ‘Kuzuların Sessizliği’ni oynamaya devam etmesi…

‘Acaba Mustafa Sarıgül’ün boksörlüğünü de aşan hadiseler mi var?’

Sorusunu beraberinde getiriyor.

Birincisi, Baykal’a Suikast İhbarı Davası’dır.

Davanın son duruşmasında…

Şu bilirkişi raporu, ‘iki yılı aşkın bir süre sonra’ nihayet sahne aldı:

Raporda, Mustafa Sarıgül’ün ismi geçiyor!

İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 13. duruşması 4 Mart Salı günü yapıldı…

Kurtlar Medyası’nın gözleri faltaşı gibi kapalıydı!

Tetikçilik teklif edildiği iddia edilen Y.Ç. adlı kişinin açıklamalarının yer aldığı bir video kaydıyla ilgili olarak mahkemeye sunulan bilirkişi raporundan bahsediyoruz…

Sözkonusu şahsın, o videodaki iddiası…

CHP eski Genel Başkanı Baykal’ın ‘ayağından vurulmasının’ kendisinden istendiği şeklindedir!

Yani?

Sarıgül’le ilgili ortada çok ciddi bir iddia vardır.

Baykal’la ilgili suikast ihbarı İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne 15 Nisan 2010 tarihinde yapılmıştı…

Kahraman Şeref Kasap’ın işbu ihbarı, Emniyet görevlilerince savsaklanarak Cumhuriyet Savcılığı’na tam yirmi bir gün boyunca bildirilmemişti!

Nihayetinde 6 Mayıs 2010’da Şişli Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma başlatıldı…

Deniz Baykal’a yönelik kaset operasyonunun tarihi mi?

Baykal’la ilgili video kaydı, 6 Mayıs’ı 7 Mayıs’a bağlayan geceyarısı internet üzerinden yayınlanmıştı!

*

Şimdi, ikinci konuya gelebiliriz…

Mustafa Sarıgül’ün kayınpederi Abdurrahman Köksaloğlu, 15 Temmuz 1980 tarihinde Şişli’deki işyerinde öldürülmüş bir politikacıydı…

CHP İstanbul milletvekiliydi.

Osman Tüfekçi, cinayetin faili olarak bir buçuk yıl sonra yakalandı. Profesyonel futbolcusu olduğu Sarıyer takımının bir maçı esnasında ‘devre arasında’ alındı!

Olay günü Adapazarı’nda olduğunu teyit eden elli tanığa, yargılandığı sıkıyönetim mahkemesinin askeri üyesinin şerhine rağmen önce idam cezasına sonra 29 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1990’lı yılların başında çıkan afla serbest kaldı. Sonrasında siyasete atıldı…

Ağabeyi Mustafa Tüfekçi, kardeşinin haksızlığa uğradığını anlatmak ve de cinayetin gerçek faillerinin bulunabilmesi için otuz üç yıldır mücadele veriyor…

Mustafa Tüfekçi’nin belgelere dayalı çok ciddi iddialarına Derin Baronlar’ın nüfuzu altındaki medya sıkı ambargo uyguluyor!

Neden mi?

‘Mevzubahis olan Sermaye’nin Sarıgül’ü ise…

Hakkındaki iddialar hasıraltı edilmeyi kafadan hak etmiştir!’

*

İstanbul’u yönetmeye aday bir siyasinin, işbu iki konudaki ciddi iddialar karşısında gıkı çıkmıyor…

‘Kuzuların Sessizliği’ni oynuyor.

Yoksa…

‘Koch’ların Sessizliği’ni mi demeliydim?

YeniŞafak

YANDAŞ MEDYA : Mesele Berkin değil arkadaş !… Sen daha anlamadın mı ?


eb50147ff9150c78122e8250d696b06c.jpg

Mesele Berkin değil arkadaş!… Sen daha anlamadın mı?

Evet… Mesele ne ağaçtı, ne de zavallı Berkin!…

Mesele iktidarın alaşağı edilmesiydi ve hâlâ tek mesele iktidarın alaşağı edilmesi.

Bu arada, berkinler ve daha niceleri ölse ne yazar ki nekrofiller (ölü seviciler; ölüme sevinenler) için!… Onlar için istismar edecek bir ceset olsun yeter ki!…

Bu 1968’lerde de böyleydi, 1970’lerde de 1980 lerde de… İdeolojik hareketler kan sever. Çünkü onlar suyla değil, kanla beslenen canavar bitki türünden ve leşe konmaya can atan leş kargalarıdırlar.

Öyle veya böyle, zavallı bir çocuk öldü. 269 gün boyunca annesi-babası bir an önce iyileşsin diye dua etti ama başta DHKP-C olmak üzere bütün ideolojik örgütler, ölmesini istediler.

Allah rahmet eylesin. Masum çağında öldüğü için Allah, Berkin’i cennetine alacaktır.

Berkin şimdi ahirette ve inşallah cennette ama anası-babası cehennem ateşiyle yanıyor bu dünyada. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bakmayın siz Berkin’in ana-babasının ideolojik söylemle yüreklerini soğutmaya çalışmalarına…

Berkin’in cesedi üzerinde tepinenler çekildikten sonra, o aile ömür boyu ateşler içinde yanacaktır. Allah kimseye böyle bir acıyı yaşatmasın!…

Zavallı Berkin öldüğüyle, ailesi de onulmaz acılara gark olmakla kaldı fakat o zavallının cesedi üzerinden rant elde etmeye çalışanların ağızlarından kuduz salyaları akmaya başladı.

Çünkü mesele Berkin’in ölmesi değil, devrimin kanla sulanmasıydı. Nitekim katiller sürüsünün Kandil’deki baş katili, zavallı Berkin’in ölümü için “devrim şehidi” dedi. Binlerce Kürt gencini ölüme sürükleyen bir cânî için bu ölüm de istismar edilecek bir ölümdü.

“Bir ölüm olsun da sokakları kan gölüne çevirelim” diye bekleyen DHKP-C ve benzeri kan içici örgütlerle beraber, bu örgütlerin peşine takılmış, hiç bir projesi olmayan, sadece toplumdaki kutuplaşmadan beslenen CHP!…

Kasdı kan dökmek olmadığı halde “Kanlı mı olacak, kansız mı?” diye soran; evet sadece soran rahmetli Erbakan’a yapmadığınız eziyet kalmamıştı.

Şimdi DHKP-C ve yandaşları sokakları kan gölüne çevirmek istiyorlar.

Evine ekmek götürmekten başka bir gayesi olmayan Burak Can Karaman’ın evine de ateş düştü işte.

Tunceli’de polis memuru olarak çalışan Mehmet Küçüktağ’ın ocağına ateş düştü. Bu ateşlerle mi yükselteceksiniz devrim ateşini leş kargaları!…

Tetikçi internet sitesinde 11 yaşındaki çocukları sokağa ve ölüme çağıran yazı yayınlandı…

Bu kan emiciler, insan etiyle beslenenler, oğlak ve kuzu etiyle beslenmek ister gibi işkembelerini hazırlamış. “Masum çocuklar ölürse, iktidar daha çabuk düşer” düşüncesiyle, durmadan ölümü kutsallaştırıyorlar.

Birkaç oy için ne Berkinler ölsün ne de başka çocuklar!… Alınan oylar, devrilen iktidarlar, Berkinleri geri getirmeyecek; sadece DHKP-C’nin insan değirmenine kan taşıyacak.

Berkin’e, Burak Can’a ve Mehmet’e Allah rahmet eylesin.

YANDAŞ MEDYA /// Osman Ateşli : Berkin Elvan’ın katilleri cenaze sindeydi !


berk1jpg_h289.jpg

Berkin Elvan’ın katilleri cenazesindeydi!

Bu ülkenin ayrıştırıldığından, birilerinin ötekileştirildiğinden söz edenler en büyük ayrıştırmayı ve ötekileştirmeyi kendilerinin yaptıklarını farkında değiller. Ayrıştıran da kendileri, ötekileştiren de…

Nereden çıktı demeyin. Berkin Elvan’ın son yolculuğuna uğurlandığı fotoğrafa iyi bakın. Ayrıştırıldığı ve ötekileştirildiği yaygarası koparan bütün marjinal karşı, ritüelin başından sonuna oradaydı.

Milletten soyutlanmış tek cephe halinde meydana çıktılar. Gezi’den sonra bu kez bir cenazede siyasi şovlarını sergilediler. Berkin’i sokaklara çekenler, babasıyla omuz omuzaydılar cenazede…

Berkin’in babası ile saf oldular. Onu zehirleyen, devletine milletine asi yapan karanlık eller kaldırdı tabutunu… Berkin Elvan’ın cenazesini de intikamını da sahiplenenler, kızıl bayraklarıyla meydanları dolduran Marksist Lenist örgütler, sosyalist paydaşlar, illegal terör yapılanmaları yana yanaydı. Ve yine yüzlerindeki maskelerini indiremediler acı şovun kirli aktörleri…

Berkin Elvan bu vatanın, bu milletin hain teröre kaptırdığı ve bu yolda yitirdiği son çocuğudur. Kısacık ömründe ne ailesinin ne de bu milletin olabilmişti. Berkin henüz çocuktu, masumdu. Ama halayda da alayda da boyundan büyük işlerin içine çekilmişti.

Önce Berkin Elvan’ı kopardılar bizden,
ardından ona intikam kurbanı yaptıkları Burak Can’ı seçtiler… Birinin cenazesini kaldırdılar, birini ortada bıraktılar.

Kaosun kirli aktörleri, cenazenin uğurlandığı günün gecesinde karanlıkta edilen intikam yeminini icraata dökmekte gecikmediler. İntikam için nasıl bir masumu kurban seçeceklerini de iyi bildiler. Burak Can’ımızı aldılar aramızdan.

Acıyı başka bir genç fidanın acısıyla dağladılar…

Burak Can’ı yitirdiği gün acısını yüreğine gömerek, "Biz birlikte Türkiye’yiz. Yeter ki evlatlarımız ölmesin" diye haykırabilen babanın binde biri kadar kucaklayıcı ve merhametlli olabilselerdi bunların hiç birini yaşamayacaktık belki… Merhamet dilendiğin namertse ne fayda…

İşte bu yüzden herkesin safı belli… Yakıp yıkan kana susamış canilerin de safı belli, bu ülkede barış içinde yaşamak isteyen huzuru arzulayan vatandaşların da safı belli… Barış atmosferini kin ve kanla besleyenler de belli, sağduyunun sahipleri de… Herkesin nerede, kiminle omuz omuza, yanyana durduğu da… Boşuna kimse algıyı ‘masumiyet’ kisvesine bürümeye kalkmasın. Kimse kendisinin bile inanmadığı bir yalana toplumu mahkum etmesin. Bu gençleri ateşe atanlar, anaları babaları acının ateşiyle yakanlar, gencecik fidanları solduranlar boş yere suçlarını bastırmaya kalkmasın. İnsaniyet namına sadece bir kere sorgulasınlar kendilerini…

Karanlık kitlelerin doldurduğu meydanlara selam çakan siyasetçiler sorgulasın önce kendilerini… Sokakları yaşanmaz hale getirmeye hazırlananlara lojistik destek mesajları geçen işadamları sorgulasın… Sanatçı görünümlü provokatörler topluma mal olmayı denesinler mesela… Malum medyanın tepelerini tutan organizasyon efendileri ideolojik yaklaşımlarını sorgulasın… Ekranlarında Berkin’e ayırdıkları süre ile Burak Can’a ayırdıkları süreyi kıyaslasınlar. Mezheb meşrep terazileriyle tartıkları çifte standartlarına yansınlar… Alucra’nın garibanı olunca dut yemiş bülbüle dönüp saksı gibi oturanlar bu milletten utansınlar ahlaklıysalar…

Bol polisiyeli romanların yazarı ekrana çıkmış ‘Bu millet cenazesine sahip çıkmayı öğrendi’ diyor. Cenazesine sahip çıkan ‘millet’, meydanları illegal örgüt bayrakları ile dolduranlarsa diyecek laf yok. Cenaze bahanesiyle ülkeyi yangın yerine çevirenlerse ‘millet’, eyvahlar olsun halimize… İki masum fidanın toprağa düşmesinden nemalanmaksa içten içe kaynatılan sevincin sebebi dert başkaymış demek ki…

Biz hiç bir şekilde bu ülkenin gençleri ölsün değerleri kaybolsun istemiyoruz. 269 gün komada kalan Berk’in Elvan’ın ölümü herkes gibi bizi de üzdü. Bizim açımızdan da memleket bir değerini daha kaybetti. Lakin…

Cenazeye ait bütün fotoğrafları taradım. Bir tane Türk bayrağı aradı gözlerim. Nafile… Örgüt flamalarından başka hiç bir şey görmedim. Böyle mi olmalıydı yüzbinlerin bu ‘millet’in evladı uğurlanıyor görüntüsüyle verilen cenaze töreni? Berkin’in cenazesinde boy gösterip vatan millet sevgisi konusunda mangalda kül bırakmayanlar: Hiç boşuna ekranları işgal edip Berkin güzellemesi yapmayın. Bu soruyu sorun kendinize… Niye yoktu acaba bu milletin bayrağı o cenazede?

Açın önünüze cenaze görüntülerini hiç bir suçu günahı olmayan itfaiye şoförünün nasıl linç edilmeye kalkışıldığını tekrar tekrar izleyin. "Ne suçu vardı?" diye insaniyet namına sorun…

Berkin Elvan’ın hesabını Burak Can’dan soranlar hangi karanlık odakların tetikçisi acaba? Henüz toprağı bile taptazeyken "Yeter ki camlar kırılsın, canlar kırılmasın" demişken başka Can’ları hayattan koparanların derdi Berkin olabilir mi?

Gündemin baş döndüren manevralarında kana susamış örgütlerin Berkin Elvan’ın tabutuna omuz verdiğini görünce acımın bir kez daha katlandığını hissettim. Berkin Elvan üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışanların, ekranlarda dolaşıp acıtasyon yapanların, mesele Burak Can olunca hangi deliğe gireceklerini bilememelerini görünce insanlığımdan utandım.

Meseleleri ne Berkin Elvan, ne Burak Can’dı. Meseleleri ülkeyi karıştırılıp kaos tüneline sokmaktı. Bu kez de başaramadılar ama tehlike tam da burnumuzun dibinde ve hâlâ devam ediyor.

Olanlardan bize kalan son hakikat ise;

Bayrağa sarılı tabutta dualarla tekbirlerde uğurladığımız da bizden, kızıla belenmiş tabutla uzaklaşıp giden de…

Acı aynı acı tarifi yok!

Teşekkür notu: Doğru habercilik adına yaptığımız çalışmalarımızı ödülle taçlandıran Memur- Der’e teşekkür ederim. Şevkle ödüle değer işler yapmaya devam edeceğiz.

Osman Ateşli

YANDAŞ MEDYADA SEÇİM DOSYASI : AK Parti seçmenine ‘Esma’ tuzağı


Son günlerde iyice ayyuka çıkan seçim spekülasyonlarına yeni bir tane daha eklendi. Sosyal medyada başlatılan bu harekat oyunuzun çöpe gitmesine neden olabilir.

17 Aralık süreci ile başlatılan kara propaganda ve spekülasyonların ardı arkası kesilmiyor. Özellikle sosyal medyada örgütlenen bir takım kişiler seçime yönelik her türlü kara propagandayı ve kirli senaryoları tek tek ortaya sürüyor.

OYUNUZ ÇÖPE GİTMESİN!

Melih Gökçek’in ‘kalem tuzağını’ ifşa etmesinin ardından şimdi de sosyal medyada AK Parti seçmenin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çok hassas olduğu bir konu üzerinden oyların çöpe gitmesini sağlamak için örgütlendiler. Sosyal medyada özellikle Twitter’da en çok konuşulanlar arasına giren tuzak ise ‘Oy pusulasının üzerine Esma yazın’ oldu. Erdoğan’ın her an andığı Mısır’da şehit edilen Esma üzerinden tuzak kurmaya kalkıştılar. Sosyal medyada bir anda trend topic olan konu hakkında asıl bilinmesi gereken ise oy pusulasında her hangi bir tahribat ya da yazı olduğu anda oy geçersiz sayılıyor. İşte seçmene kurulan son tuzak bir anda bu şekilde yayılmaya başladı. Özellikle Twitter ve Ekşi Sözlük üzerinden örgütlenen grup bu spekülasyonu yapıyor.

OY PUSULASININ ÜZERİNE HİÇ BİR ŞEKİLDE YAZI YAZMAYIN VE TAHRİP ETMEYİN. ÇÜNKÜ YASA GEREĞİ OYUNUZ GEÇERSİZ SAYILACAKTIR.

İşte YSK’nın bu durumla ilgili seçim kanununda yer alan madde…

GÜNDEM ANALİZİ /// YANDAŞ MEDYA : Vardır bir bildikleri


berkin-elvan-ugurlaniyor-berkin-elvan-in-cenazesinden-canli-yayin-4152993.jpg

Vardır bir bildikleri

Dünya 20. Yüzyıl’a girmek üzere…
İngiltere’de seçimler yapılıyor.
Liberal Parti seçimi kazanan oluyor.
Londra’da artık patron o partinin lideri Gladstone.

O bir Türk ve Osmanlı düşmanı. "Hindistan yolu bizim için çok önemli.
Türkler Avrupa’dan atılmada ortadoğuya hakim olamayız" diyor.

İngiliz Müstemleke Nazırıyken Lordlar kamarasında kürsüye çıkıyor.
Elindeki Kur’an-ı Kerim’i havaya kaldırıyor. "Eğer bu kitabı Türkler’in elinden alamazsak onları asla yenemeyiz" diyerek haykırıyor.

Aradan yıllar geçiyor.
Gladstone’un İngiltere’si İstanbul’a giriyor.
Osmanlı’yı paramparça ediyor.

Ordularını çekiyorlar ama bu ülkeden hiç çıkmıyorlar.
İnönü zamanında Gladstone kurallarını devreye sokuyorlar.

Bu ülkede Kur’an-ı Kerim okumayı yasaklatıyorlar. Ezanı Türkçeleştiriyorlar.
Buna karşı çıkanı hapse attırıyorlar. (Bunlardan biri de rahmetli babamdır) Tarihçi Ekrem Buğra ile sohbet ettik dün.
İnönü’yü anlattı.

İstanbul’u geziyor, "Çok fazla cami var" diyor. Camileri kapattırıyor.
Her ilde birkaç cami bırakıyor.
Sultanahmet Camii kışla ve askerlik şubesi oluyor.
Gladstone’un PROJESİ bir bir uygulanıyor.
Türkler’i bitirme OPERASYONU o günlerde başlıyor…
Rejimi ellerinde tutmak için ZENGİN AİLELER üretiyorlar.
Bu ülkeyi yıllarca BOĞAZ’dan yönetiyorlar.

Prof. Dr. Mahir Kaynak yıllar önce altını çiziyor. "Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İngiliz İstihbarat Teşkilatı’nın Türkiye’de aileler kanalı ile örgütlendiğini, bunların iktisadi ilişkilerinin olduğunu düşünüyorum.
İngiltere istihbarat stratejisinin de ailelere dayandığını biliyorum.

Eğer cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hem politikanın içinde hem de iktisadi gücü olan insanları görüyorsanız bunların çıkar ilişkisini aramak lazımdır" diyor.

İngiltere’ye çalışan BARONLARA dikkat çekiyor.
Ve yüzyıl sonra Türkler İNGİLİZ sistemine başkaldırıyor.

Bizi inançlarımızdan koparıp, türbanla birbirimize düşüren sisteme direniyor.
Türkler gözünü içeriye değil dışarıya çeviriyor. Sen misin bunu yapan…
Bu ülkeyi karıştırmak için medyasıyla, istihbaratı ile her yerden İngiliz saldırısı başlıyor.

ZENGİN AİLELER, "Kahrolsun burjuva, yaşasın işçi sınıfı" diyen solcularla Taksim’e çıkıyor.
İngiltere’nin İstanbul Konsolosluğu aynı günlerde Kraliçe’nin doğumgününü kutluyor.

Partiye katılan tüm konsolosluk hanımları "KIRMIZI" giyerek "GEZİ"ye destek veriyor.

Taksim’e çıkan o ZENGİN AİLELERDEN biri de Cem Boyner.
Yıllar önce bir kitap yazıyor. "İnkar edilemeyecek bir gerçek şudur ki:
Yeryüzünün neresinde olursa olsun…

Hangi uygarlık seviyesinde bulunursa bulunsun… Demokrasiyle yönetilen ülkelerde… Ülkeyi yönetenler CAHİLLERDİR" diyor.

Ve gepegenç bir can önceki gün vefat ediyor.
Üzülüyoruz, yasa boğuluyoruz.

Berkin’e içimiz acıyor. Cenaze töreni sabahında ZENGİN AİLE patronu beyefendi tüm mağazalarına mail geçiyor.

Olaylara karşı hazırlıklı olunmasını istiyor. "Evi uzak olan personeli erken gönderin" çağrısı yapıyor.

Su ve ilaç tedarik edilmesi talimatını veriyor.
Kendisi safari avcısıdır ve hayvan vurur.
Vardır bir BİLDİĞİ diyoruz.

İşyerine geliyorum.

Çalışma arkadaşlarımdan birinin babası taksici. Az önce telefonla aramış. "Oğlum bu gün eve erken gel.
Sabah İngiltere konsolosluğundan bir personeli aldım. Konsolosluk tatil edilmiş ve kapatılmış. Bu hayra alamet değil" demiş. "Allah Allah" diyorum.
Vardır herhalde bu İNGİLİZLER’İN bir BİLDİĞİ.

%d blogcu bunu beğendi: