Etiket arşivi: YANDAŞ MEDYA

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : “Dinlemeler CIA ve Mossad’a servis edildi”


ALİ DEĞERMENCİ

AK Parti milletvekili Şamil Tayyar, paralel yapının Emniyet’teki telekulak ekibin vasıtasıyla elde ettiği dinleme bilgilerini Mossad ve CIA ile paylaştığını öne sürdü. Tayyar, Aydın Doğan’ın, kendisinin ve yakınlarının yasadışı bir şekilde dinlenmesinden şikayetçi olmaması hakkında da şok bir iddiada bulundu.

Tıpkı Ergenekon süreci gibi. Paralel yapı da operasyondan hemen sonra algı operasyonu yapıp soruşturmayı karalamaya çalıştı. Fakat Ergenekon sürecindeki hatalar Paralel dava sürecinde yaşanmadı. Çok daha başarılı ve dikkatli şekilde hukuk kuralları işletildi. Fakat Türkiye çok ciddi bir darbe sürecinden geçti. Hatta bu darbe klasik askeri darbelerden daha beter ve tehlikeli olacaktı eğer başarı olsalardı. Sivi görünümlü kişilerin vesayeti altında tam bir polis devletine dönüştürülecekti ülke. Zaten milyonlarca insan dinlendi, kayıtlar tutuldu, fişlemeler yapıldı. Darbe gerçekleşmiş olsaydı Gestapo polisi edasıyla ülke yönetilecekti.

Paralel çeteye en sert eleştirileri yapan AK Parti Gaziantep milletvekili, Gazeteci-Yazar Şamil Tayyar ile konuştuk. Tayyar elde edilen bütün gizli bilgilerin CIA ve Mossad ile paylaşıldığını söylüyor.

30 Mart seçimleri öncesinde çok tartışıldı ilk olarak 22 Temmuz’da paralel yapıya operasyon yapıldı. Bunun sonucunda tutuklamalar oldu. Toplumdan nasıl tepki aldınız?

Türkiye tarihinde Ergenekon ve Balyoz süreçlerini yaşadı. Sabahın erken saatlerinde, gece yarısı elleri kelepçeli çok sayıda soruşturma süreçleri yaşandı ve o süreçte en çok öne çıkan isimlerde yine bugün yargı önüne çıkarılan ve cemaat mensubu olduğu iddia edilen emniyet görevlileriydi. Geçmişle mukayese ettiğimizde daha özenli bir soruşturmanın yürütüldüğünü düşünüyorum. Bundan dolayı da 17 Aralık’tan bugüne kadar da işin gecikmesinin bir sebebi de budur diye düşünüyorum.

Operasyonların daha önce yapılmayışı tartışılmıştı

Evet hatta zaman zaman eleştirilerde oldu. ”Niye gizliyorsunuz, madem bu kadar iddianız var gereğini yapın” gibi ve bunun bir intikam davası değil bir hukuk davası olacağı ve hukuken delil oluşturacak tüm bilgi ve belgelerin toplanmaya çalışıldığı ifade ediliyordu. Zannediyorum ki soruşturmayı yürüten savcılarda şartlar olgunlaştıktan sonra böyle bir operasyon için talimat verdiler.

ZANLILAR PROFÖSYENELCE ALGI OPERASYONU YAPTILAR

Tartışma nereden çıktı?

Buradaki problem şu: Operasyonu yapanlarla şüpheliler arasında çok önemli bir farklılık var. Şüphelilerin düne kadar devletin en önemli kademelerinde görev yapan ve son teknolojik gelişmeleri yakından takip eden dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini bilen bir kadroydu ve oldukça profesyonelleşmişlerdi. Yeni gelen kadro ise eski olmakla beraber önemli kısmı yıllarca sistemin dışında kaldığı için kendilerini çok fazla geliştirme fırsatı bulamadılar. Onun için bu şüpheliler önceki tecrübelerinden yararlanarak operasyonu yapan ekibe göre daha profesyonel oldukları için ilk andan itibaren algı operasyonu yapmaya başladılar.

ZANLI ELLERİNİN ARKADAN KELEPÇELENMESİNİ KENDİSİ İSTEDİ

Örneğin sahur vakti alındı, namaz kıldırmadılar, polisler iftardan önce karşımızda yemek yiyordu gibi algı operasyonu yaptılar. Bu iddiaların hiçbirisi doğru değildi. Arkadan elleri kelepçelenen emniyet görevlisi problem çıkardığı için ve bunun sonucunda kelepçelenmek istendiğinde o zaman arkadan kelepçeleyin diyen emniyet görevlisiydi. Nitekim bunların emniyette görüntü kayıtları var.

”UMREYE Mİ GİTTİKLERİNİ ZANNEDİYORLAR”

İftardan önce bazı polislerin zanlılar önünde yemek yediği iddia edildi

İftardan önce herhangi bir polisin bunların karşısında yemek yemesi asla söz konusu değildi. Tümden yalandı. Yine sahur vakti alındı denildi ama operasyona sahurdan önce 01.00 sularında başlandı. O saat olmasının sebebi ise bir gün önce cemaat yayın organlarının gizli operasyonu deşifre etmesidir. Onun dışında yine karton kutuların üzerinde namaz kılındı gibi iddialar gündeme getirildi herhalde bu arkadaşlar umreye falan gittiklerini düşünüyorlar. Çünkü sonuçta bunlar çok ağır suçlamalara muhatap ve sorgulaması yapılan şahıslar nezarethanedeler.

“PARALEL ÇETE DEVLETİN İÇİNDE HALA GÜÇLÜ”

Göz altına alınanların hepsinin cep telefonu vardı. Nezarethanede herkesle iletişim kurabildiler, birbirinin videosunu çektiler bu nasıl bir durum?

Evet sonra kendilerini çekip, kendileri yayınladılar. Orada beraber ziyafetler çekiyorlar, konuşuyorlar falan. Demek ki hala devlet içerisinde etkili ve güçlüler. Çünkü operasyon talimatını kim veriyor? Savcı veriyor. Savcının talimatını uygulayacak olan kim? Oradaki emniyet görevlileri. Demek ki bunları hala koruyan ve kollayan bir irade var. O görüntüler üzerine çok ileri bir şekilde soruşturma açılması gerekir. Buna müsemma gösterilmemesi gerekirdi. Garip bir durum. Nitekim operasyonun bir gün önceden sızdırılmasının da hala bu yapının etkisini ve gücünü gösteriyor.

HALK BUNLARIN NE KADAR ALEVERACI-DALEVERACI OLDUĞUNU BİLİYOR

Halk ne düşünüyor?

Ama şunu söyleyeyim bütün bu yaygaraya rağmen millet bunların ne kadar alevereci dalevereci olduklarını bildikleri için bu numaraları yemiyor. Sadece kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ama toplumun ekseriyeti buna asla prim vermiyor. Onun için de şunu söyleyebilirim şuana kadar paralel yapıya yönelik olarak indirilmiş en ağır darbedir. En can alıcı darbedir. Çünkü bu çetenin merkezinde odağında emniyet mensupları ve yargı mensupları yer alıyordu. Başka ayakları da var tabii (..) dı medyaydı vs. ama odağında iki tane unsur vardı biri emniyet diğeri yargı bu operasyonun emniyet mensuplarıyla da sınırlı kalmaması gerekiyor.

Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?

Şikayetler ve ihbarlar üzerine bildiğim kadarıyla bütün illerden bu usulsüz dinlemeler, teknik takipler ve elde edilen veriler casusluk amacıyla ya da şantaj tehdit amacıyla kullanıldığına dair çok önemli iddialar var ve bu iddialar üzerine başlatılmış idari soruşturmalar var. Ülke müfettişleri, polis müfettişleri çalışıyor bunların yakın zamanda biteceğini tahmin ediyorum. Bittikçe bunlar yargıya intikal edilecek ve İstanbul’daki gibi lokal soruşturmalar açılır.

İLLERDE OPERASYONLAR KAÇINILMAZ OLARAK YAPILACAKTIR

Lokal davalar ”Ergenekon Davası” gibi birleştirilir mi?

Bu soruşturmalar sonucunda bu dosyaların tamamı ana davada birleştirilir mi onu bilemiyorum. Ergenekon dosyası biliyorsunuz 21 ayrı iddianamenin birleştirilmesiyle oluştu. Böyle bir süreç izlenir mi onu bilemiyorum ama yani çok sayıda ilden benzer operasyonların olması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Adana, Mersin, Gaziantep, Ankara gibi bir çok ilde benzer soruşturmalar olursa hiç kimseye sürpriz olmasın çünkü burlara çok önemli soruşturmalar var ve devam ediyor.

CEMAATİN TABANI ÇETEYE KARŞI TAVIR ALARAK ÖZGÜRLEŞEBİLİR

Cemaatin bildiğimiz sıradan bir tabanı vardı. Bir de bu operasyonları yapan casusluk suçlamasıyla karşı karşıya kalan bir kesim var, paralel yapı denen bir örgüt var. Cemaatle bunların arasında mesafe olmaya başladı mı sizce?

Tam olarak olduğunu düşünmüyorum. Bu çete uluslararası istihbarat örgütleriyle bağlantılı. CIA, Mossad ve küresel sermayeyle bağlantılı. Bunlar cemaatin içerisine odaklanarak zaman içinde bütün bünyeyi etki altına almaya başladılar. Cemaat ise bu tehlikeyi fark ederek, görerek çeteyi dışlayabilecek, onlardan uzaklaşabilecek güçlü bir iradeyi ortaya koyamadı. Bu ayrışmanın yavaş yavaş başladığını ama arzu edilen bir noktaya gelmediğini görüyoruz.

CEMAAT TABANI % 50 ORANINDA AYRIŞTI

Eğer bu ayrışma başlarsa cemaat de kendini özgürleştirir. Ancak bugün cemaat adına söz söyleyen ne kadar önemli isim var ise, ya da onlar sözcülüğünü yapan ne kadar yayın organı var ise, bu çeteye sonuna kadar destek veriyor. Demek ki arzu edilen noktada değil. Ancak zamanını ve parasını emeğini bu hizmete adadığını düşünenler yavaş yavaş kendilerini çekmeye başladılar. Bunların bir kısmı bize 30 Mart’ta bize oy vermişti. İnşallah bu kesimin 10 Ağustos’ta da ciddi bir şekilde oy vereceklerini düşünüyorum.%50 civarında tabanında bir ayrışma olduğunu kaba taslak söyleyebiliriz.

DİNLEMELERLE ELDE EDİLEN BİLGİLER CİA VE MOSSAD’A SERVİS EDİLDİ

Burada bir casusluk davası var bir paralel örgüt var. Bu sebeple casusluk davasından dolayı da tutuklamalar oldu. Peki usulsüz milyona yakın insan dinlendi. Elde edilen veriler hangi ülkelere ya da hangi istihbarat örgütlerine verildi?

Bununla ilgili çok farklı iddia var ama ağırlıklı olarak CIA ve Mossad’ın adı geçiyor. Ancak bu istihbarat ilişkileri kirli ilişkilerdi. Zaman zaman kendi aralarında paslaşırlardı. Yani İngilizlerle de Almanlarla da İranla da Ruslarla da çünkü bu bölgede etkili güçlü istihbarat birimleri var. Bunlarla zaman zaman görev esnasında çakışabilirler, çatışabilirler. Kavgayı derinleştirmemek için paslaşabilirler. Çok sayıda yabancı ülkenin istihbarat örgütünden söz etmek mümkün ama öne çıkan CIA ve Mossad gibi görünüyor.

22 TEMMUZ OPERASYONU ÇETENİN İNİNE GİRDİ

Peki, bundan sonra paralel devlet yapılanmasıyla ilgili mücadele başladığına göre, en önemli darbeyi aldı dediniz şuanda köşeye sıkışmış olan örgüt çok sert bir cevap verebilir mi ya da buna yönelik bir çalışması olduğunu düşünüyor musunuz, bilginiz var mı?

Sayın Başbakanımızın "inlerine gireceğiz" ifadesinin aslında tam vücut bulduğu bir operasyon. Gerçekten bu operasyonla inlerine girildi. Bu beyin takımına çok ciddi bir müdahale yapılmış oldu. Bunların eylem kabiliyetleri eskisi gibi değil çok ciddi yara aldılar. Ancak bunun kalıcı olabilmesi için bu operasyonun sonuca ulaşması lazım. Onun içinde yargı ayağı önemli ancak yargıda çok ciddi bir destek görüyorlar. O engelde Ekim’de yapılacak HSYK seçimlerinden sonra aşılabilirse, ben artık bu mücadelede emin adımlarla ve hızlı bir yolculuğun başlayacağını söyleyebilirim. Aksi halde yargıdaki çete yandaşlarıyla bu süreç akamete uğratılmak istenebilir. O yüzden burada siyasi iktidarın, bizlerin çok kararlı bir duruş sergilemesi gerekir.

Yargıda paralel örgüt üyeleri varsa bunlara yönelik bir operasyon yapılabilir mi?

Eğer soruşturmayı yürüten savcıların elinde bu manada güçlü bilgiler varsa kaçınılmaz diye düşünüyorum. Fakat şöyle bir kaygım var. Biz bunu Ergenekon sürecinde de yaşadık. Maalesef bir mesleki taassup oluyor. Birbirlerini sevmeseler, birbirlerine düşman olsalar bile koruyabiliyorlar çünkü sonuçta o da bir yargı mensubu diğeri de yargı mensubu. Yine hatırlayın Ergenekon’da Genel Kurmay Başkanını ceza evine aldılar ama içeriye alınan hakim, savcı olmadı. Peki Ergenekon gibi büyük bir örgütün yargı içinde mensubu olmadığını düşünebilir misiniz? Yani yargıdan bağımsız bir çetenin Türkiye’de var olduğunu söyleyebilir misiniz? Asla mümkün değil. Ama yargı önüne çıkarılmadı. Burada da soruşturmayı yürüten savcılar ve kararı verecek olan hakimler diğer yargı mensubu bir mesleki taassupla Ergenekon sürecinde olduğu gibi hareket ederlerse operasyonun yönü yargıya kaymayabilir. Böyle bir kaygımı da buradan paylaşmak isterim. Ama olması gerekir mi? Evet olnası gerekir. Çünkü bu çetenin odağında Emniyet mensuplarıyla yargı mensupları var.

YASA DIŞI DİNLEMELERİ TEDİT VE ŞANTAJ OLARAK KULLANDILAR

İlginç bir iddia ortaya çıktı. Ünlü işadamları yasadışı işlemlerle dinlenmişler. Bunlardan bir tanesi Aydın Doğan, Leyla Alaton.. Peki bunların şuana kadar çıkıp mahkemeye gitmesi, suç duyurusunda bulunmamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karışık işlere bulaşırsanız eğer mahkeme sonrası haklı çıksanız bile o karışık işlerinizin deşifre olmasını istemeyebilirsiniz. Zannediyorum ki bunların kamuoyunda tartışılmasını çok doğru bulmuyorlar. Zaten cemaati güçlü ve etkili kılan neydi? Onları dinleyerek elde ettikleri özel bilgileri tehdit ve şantaj aracı olarak kullanabilmeleriydi. Zannediyorum ki o eski tehdit ve şantaj unsuru olan dosyaların açılmasını istemiyorlar.

Reklamlar

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : Paralel medyayı panikleten olay


Ramazan Akyürek’in görevden ayrılmadan 6 gün önce verdiği emirle ‘Log’ kayıtlarını sildirmesinin ortaya çıkması üzerine Paralel Yapı’nın medyası, paralel polislerin önemli bilgi ve belgeleri yok etmesine ilişkin perdeleme operasyonu gerçekleştiriyor.

Bu kapsamda paralel medya, Emniyet içindeki paralel yapılanmaya yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, ‘Casusluk’ ve ‘Yasa Dışı Dinleme’ iddialarına ilişkin soruşturmada ortaya çıkan verileri çarpıtılarak sunuyor. Emniyet İstihbarat Dairesi Karar Takip Sistemi 20 MAYIS 2013 tarihinde devreye girmesine karşın; Zaman Gazetesi dünkü “Emniyet’teki kayıtların imha emri yeni atanan başkandan” haberinin iki yerinde tarihi 10 Mayıs 2014 olarak verdi. Halbuki habere dayanak gösterdiği belgelerde iddia ettikleri 10 Mayıs 2014 tarihi bulunmuyordu.

Aklama çabası

Emniyet Genel Müdürlüğü müfettişlerince hazırlanan soruşturma dosyasına giren raporlarda eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in “elektronik sistemde kullanıcının parmak izi olarak tanımlanan, kimin hangi işlemi ne zaman yaptığına ve tüm iletişim verileri barındıran ‘log’ kayıtlarını 2009 yılında görevden alınmadan 6 gün önce silmesini görmezden gelen Zaman Gazetesi, tüm suçu İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’e atarak, Akyürek’i korumaya çalışan habere de yer verildi.

Akyürek itiraf ediyor

Zaman’ın “zaman” skandalının yanında Akyürek’i kurtarmak için hazırladığı haberin ikinci skandalı ise, Akyürek’i aklamak isterken ‘log’ kayıtlarını sildiğini itiraf ettiği bölümleri yayınlamaları oldu. Haberde Akyürek, “log kayıtlarının silinmesine yönelik yasal bir engel olmadığını; kayıtların bir yıl sonra yönetmelik gereği imha edildiğini” söyleyerek ve belgelerin aslı ve hafızasının Ankara’daki arşivde olduğunu ifade edip, “Devlet yedeklerin yerini bilmiyorsa, biz gösterelim” cümlesini kurarak kendi dönemindeki karanlık cinayetler ve daha pek çok olayın en önemli bilgilerini yok ettiğini itiraf etmiş oldu. İçişleri Bakanlığı’nca görevli müfettişlerce hazırlanan raporun sonuç kısmında ise, bu imha işlemleriyle ilgili yasal mevzuat uyarınca, 6 emniyetçi için soruşturma izni verilmesi gerektiği de bildirildi.

Neden silindi neden yedeklenmedi

İçişleri Bakanlığının Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğüne gönderdiği ve 2013 yılından önce yapılan dinlemeler için Karar Takip Sisteminde “Teknik Takip Ön Onay” larının bulunup bulunmadığını sorduğu yazıya İstihbarat Şubesi Başkan Yardımcısı Emniyet Müdürü Kadir Gökçe’nin gönderdiği cevapta, 17 Aralık Darbe soruşturmasından 180 gün önce tüm dinlemelere ait log (kayıt) verilerinin silindiği belirtiliyor.

Emniyet müfettişleri, bu log kayıtlarının 2013’te neden sildiğindi ve neden yedeklemediğine ilişkin soruların yanıtlarını da arıyor. Yapılacak inceleme sonrasında, log kayıtlarına ilişkin bilinmezlerin de ortaya çıkması bekleniyor. Kanunen Teknik Takip Ön Onay”ı için hakim kararı alınmadan önce mutlaka “uygun Görüş” raporunun olması gerektiği ancak 2008 -ile 2013 yılları arasında yapılan dinlemelerin tamamı için verilen Uygun Görüşlerin incelemeden işleme konulduğu da ortaya çıktı. İstihbarat Şubesi Başkan Yardımcısı Emniyet Müdürü Kadir Gökçe’nin hazırladığı Teknik Takip Ön Onayı ile ilgili 2 sayfalık raporda şok ayrıntılar yer alıyor.

Gökçe’nin hazırladığı, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ile İstanbul Cumhuriyet Savcısı Okan Özsoy’a gönderilen teknik raporda dinlemelerin sadece incelenmeden verilen “uygun görüş” notuyla başlatıldığı belirtiliyor. Dinlemeler için Uygun Görüş kavramın ilk kez 29.01.2008 yılında 2008/23152 sayılı tamimle ortaya çıktığı belirtilen raporda,

“Bu tamimde ‘Telekomünikasyon yoluyla iletişimin takibine yönelik hakim kararı almak isteyen birimler, takibini yapmak istedikleri iletişim araçlarını (GSM, IMEI, PSTN) merkezi denetim ve kontrol sistemine (Karar Takip Sistemine) işleyecek, Teknik Takip Operasyon Şubesi ve ilgili haber alma Şubesinin uygun görüşü alındıktan sonra hakim kararı alacaktır. Uygun Görüş alınmadan kesinlikle hakim kararı alınmayacaktır’ denilmiştir” ifadeleri yer alıyor.

FİLİSTİN DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : Gazze’nin Savunma Hakkı Yok mu ?


İsrail’in 7 Temmuz 2014 tarihinde başlattığı hava saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı her geçen gün artarken, Gazze’de zaten kötü olan insani durum dayanılamaz boyutlara doğru gidiyor. Havadan, denizden ve karadan gelen saldırılarda hayatını kaybedenlerin yüzde 80’lik bölümünü siviller oluşturuyor. İsrail vurulan ya da zarar gören evlerin roket fırlatılan yerler olduğunu ileri sürse de, enkazdan çıkan kadın ve çocuk cesetleri bu bölgelerin büyük bölümünün roketlerle ilgisi olmayan evler olduğunu gösteriyor.

Aşırı güç kullanımı, sivil bölgelerin ayrım gözetmeden bombalanması, çocuk ve kadınların öldürülmesi ve daha bir sürü “uluslararası hukuk” alanına giren tabirler havada uçuşuyor ama İsrail ve onun âli menfaatleri söz konusu olduğunda hiçbir anlam ifade etmiyor.

Büyük İllüzyon

Kimilerine göre bölgedeki sorun Gazze’den atılan roketler. Bu roketler olmasa her şey güzel olacak ve barış gelecek. Son 7 yıldır atılan bu roketlerin 70 yıllık bir işgal sorununun sebebi değil sonucu olduğu görülmez ise, yukarıdaki hüsnü kuruntuya inanacak çok kişi bulunabilir. Hatta Filistinliler mevcut işgal durumunu kabul etseler hiç kimse belki de ölmeyecek! Dolayısıyla bütün sorun Filistinliler!

Bu roketlerin İsrailliler üzerinde yol açtığı psikolojik rahatsızlık, siren sesleri içinde sığınaklara koşma görüntüleriyle bize sunulurken, Gazze’de korkunç gürültüyle patlayan bombalar ve ölen yakınları sebebiyle şu an travma geçiren 25 binden fazla çocuğun durumu çok da önemli görülmeyebilir!

Ya da son 10 yıldır bu roketlerle hayatını kaybeden İsrailli sayısı sadece 64 iken, aynı sürede İsrail saldırıları sebebiyle ölen Filistinli sayısının 4700’ü (en az 1500’ü çocuk) aşmış olması da büyük bir sorun değil. Sayısına bakmadan her insanın hayatı değerli kuşkusuz ancak rakamlar bu değerin ne kadar aşağılandığını göstermesi bakımından çok anlamlı.

Son katliamların sebebi olarak gösterilen 3 Yahudi yerleşimci gencin öldüğü hadise BM İnsan Hakları Komisyonu’na kadar gitti. Ama bu olaydan iki gün sonra Batı Şeria’da başlayan operasyonlarda sorgusuz sualsiz öldürülen 10 kişi haber bile olmadı. Bunlardan sadece işkence edilip benzin içirildikten sonra yakılarak vahşi biçimde öldürülen 16 yaşındaki Muhammet’i duyabildik.

Peki Sebep Ne?

İsrail ölüm dolu trajedileri algı operasyonları ile siyasi kazanca dönüştürme ve aynı anda katliamlar yapmakta oldukça başarılı. Propagandaların ötesinde, yaşananların sanki hiç düşünülmeden rastlantısal olarak sadece 3 kişinin ölümü ardından başladığına inanmak nasıl fazla naiflik ise Gazze’ye yönelik saldırıların bir misilleme olduğunu kabul etmek de düşünce sakarlığından başka bir şey değildir.

İsrail’in de içinde bulunduğu merkezi Arap coğrafyası, Arap Baharı sonrası büyük bir kaos ve iç savaş sürecine girmiş ve tamamen içine kapanmış durumda. Çevre ülkeler de bu kapalı alanda hesaplaşmakla meşgul. Bu olumsuz havayı biraz dağıtan haber, Filistin’de yıllardır özlenen ulusal hükümetin kurulmuş olması ile geçen Nisan ayında gelmişti. BM platformlarında devletleşme süreci hızla ilerleyen Filistin tarafı, İsraillilerce kesilen barış pazarlıklarına daha güçlü oturmaya ve tam bağımsızlıkta son dönemece hazırlanıyordu.

Ama öbür yanda, stratejik derinlikten yoksun İsrail, hemen yanı başında yeni bir Arap devletinin doğuşuna başkaları kadar sempatik bakmıyordu. Özellikle de devrik Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde HAMAS’ın askeri alt yapısını güçlendirdiğine inanan İsrail, başka önceliklere sahipti. Konjonktür birkaç ilgisiz olayın belirli bir senaryo ile birleştirilmesi ardından istenilen fırsata dönüştürülebilirdi. Batıda ve bölgede IŞİD olgusunun yarattığı nefret duyguları, İsrail’e HAMAS konusunda, “İslami terör” psikolojik zemini üzerinden yeni bir operasyon fırsatı sunuyordu.

Son Filistin barış görüşmelerinin tıkandığı noktanın “İsrail’in yasa dışı yerleşim birimlerini inşasını sürdürme ısrarı” ve “Filistinli tutsakları serbest bırakmaması” olduğu düşünülürse, Tel Aviv’in ciddi bir baskı altında olduğu görülüyordu. İsrail, ABD’nin bile sabrını taşıran bu inadını, gündemi değiştirip kendisi için bir “terör” operasyonuna ve desteğe dönüştürmeyi başardı.

Yeni Strateji Ne?

Yaptıkları eylemleri üstlenme konusunda hiç de çekingen olmayan Filistinli grupların ısrarla reddettiği 3 yerleşimci olayı, sonunda döndü dolaştı, bu hadiseyle ilgisi olmayan Gazze’ye haddini bildirme seansına dönüştü. Filistinli kaynaklar İsrail’in yeni politikasının sadece direnişçileri hedef almak olmadığını asıl hedefin direnişçilerin ailelerini ve sevdiklerini yok ederek intikam almak olduğunu söylüyorlar. Şu ana kadar hedef alınan evlerin büyük bölümü, İsrail’in öldürmek istediği direnişçilerin aile ya da akrabalarına ait evler. İsrailli fanatik milletvekili Ayelet Şaked’in “Filistinli anneler de oğulları gibi ölmeliler” sözleriyle açığa vurduğu bu strateji yalanlama görmediği gibi, Batılı ülkelerden de her hangi bir tepki almadı. Batı Şeria’da şu ana kadar gözaltına alınanların sayısı bine yaklaştı. Bunların sadece birkaç tanesi yerleşimci olayıyla ilgili olarak sorgulandı. Diğerleri ise, Batı Şeria’da olası gelişmelere karşı koz olarak elde tutuluyor.

Peki Vurulan Hedefler ve Hasar?

Gazze’de şu ana kadar sivillere ait 1000’e yakın ev yerle bir edildi. En az 100 bin kişi yaşadıkları mahalle ve evleri terk ederek daha güvenli gördükleri yerlere sığındı. Şehrin elektrik santralleri ve su tesisleri vurulduğu için en az 350 bin kişi su sıkıntısı ile karşı karşıya. Saldırılarda 8 tane sağlık tesisi ile 4 ambulans vuruldu. Hava saldırılarında bir doktor hayatını kaybederken, 19 sağlık çalışanı ağır yaralı. Vurulan yerlere yakın civarda bulunan 66 okul hasar gördü. Okulların tatilde olması can kaybını önlese de tamiratları, zaten fakir olan Gazze ekonomisine büyük bir külfet. Yine insanların geçimini temin ettiği birçok dükkan yerle bir olurken, balıkçılık için kullanılan 32 tekne de imha edildi.

Utandıran Tablo

Gazze 7 yıldır var olan bir ablukanın mağduru. 1 milyon 800 bin nüfusun üçte ikisi mültecilerden oluştuğundan sürekli insani yardımla yaşamlarını sürdürmek zorunda. İşsizlik en az yüzde 60’lar düzeyinde. Bölgeye silah girmesin diye tüm giriş kapıları kapatıldığı için gıda ve ilaç girişi de yüzde 95’e yakın oranda azaldı. Fakirlik oranı yüzde 80’lere ulaştı. 5 yaş altı çocuk ölüm oranları iki kat arttı. Beslenme sıkıntısı çeken çocukların oranı yüzde 65’i buluyor. Uluslar arası hukukta sivil halkı kitlesel olarak cezalandırmak yasak olduğu halde tüm bölge İsrail ablukası altında acılar çekiyor.

Tüm bunları sadece İsrail’in kendini savunma hakkı ile izah etmek bu çocukların ölümünü onaylamak demektir. Dünya, İsrail’in kendini savunma hakkı konusunda geliştirmiş olduğu ilkel, yasadışı ve keyfi uygulamaları anlamak ve kabul etmek zorunda değil.

Diğer taraftan bir halkın kendini savunma hakkından bahsedecek isek, Filistinlilerin kendilerini ve işgal altındaki yurtlarını savunma hakkı ne olacak?

The post Gazze’nin Savunma Hakkı Yok mu? appeared first on ORDAF.

YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASININ SORUMLULUĞUNU BU SEFER DE MOSSAD’A HAVALE ETTİ :) BUYRUN HABERE :)


Kara oyun

K. Furkan Sökmen kfsokmen

Soma acısı sürerken bir müsvette kaleminden kan damlattı. Biri MÜSTEHAK, diğeri HELAK yazdı. Yazarken acımadı, vicdanı titremedi. Yazdı çünkü mezarına tükürülmesini istedi. Yazdı çünkü ALİM sandığı KÖR CAHİL’in itibarını kurtarma derdine düştü. Bugün SOMA şehitlerine MÜSTEHAK, HELAK oldular diyenler, dün İskilipli Atıf Hoca’ya SAVAŞ SUÇLUSU, RAHMETLİ MENDERES’e vatan haini diyenlerin nasipsiz torunlarıdır.

Soma acısı sürerken bir müsvette kaleminden kan damlattı.

Biri MÜSTEHAK, diğeri HELAK yazdı.

Yazarken acımadı, vicdanı titremedi.

Yazdı çünkü mezarına tükürülmesini istedi.

Yazdı çünkü ALİM sandığı KÖR CAHİL’in itibarını kurtarma derdine düştü.

Bugün SOMA şehitlerine MÜSTEHAK, HELAK oldular diyenler, dün İskilipli Atıf Hoca’ya SAVAŞ SUÇLUSU, RAHMETLİ MENDERES’e vatan haini diyenlerin nasipsiz torunlarıdır.

Onlar için; ŞAPKA’dan binlerce kişiyi asanlar KAHRAMAN.

KÖPEK davası ile seçilmiş BAŞBAKANI asanlar DEVRİMCİ.

ÖZAL ölecek diye masa yumruklayan İŞ ADAMI.

MERHUM YAZICIOĞLU için “Bir Perşembe akşamı vefat edersiniz, bir Cuma günü cenazenize ulaşırlar…”diyen ALİM.

KOZİNOĞLU’nu susturan da SAVCI’dır.

Onlar için KATİL; millet kaybetmesin diye MUSUL için canını ortaya koyan ABDULHAMİD HAN.

Millet için çalışan, ezanı özüne döndüren MENDERES.

Devletin hazinesine hortum bağlayan MEDYA’ya dur diyen, DOĞU’da akan kan dursun diyen ÖZAL.

Kürdü-Türkü kardeş yapan BAŞBAKAN’dır.

Velhasıl çatal dillerindeki zehir bilindik bir zehirdir.

Şimdi gelelim SOMA’ya…

Şehitlerin kanı kurumadı. Lakin susmanın vakti de geçti. 2-3 gündür SABOTAJ ihtimali yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bunu NET söylemeyebilmek için elbette delil gerekli, fakat kuşkuları bir kenara atmakta uygun değil. Özellikle İsrail bağlantılı birilerinin SOMA’ya daha önce gittiği yönündeki bilgiler HUKUK temelli insanlar tarafından dile getirilmeye başlandı.

Peki SABOTAJ mümkün mü?

Elbette mümkün. Bakın hafızaları tazeleyelim.

2001 yılında gazete küpürlerinden bir haber: MOSSAD SABOTAJCI ARIYOR.

Haberin detayında İsrail’in ISS (Israel-Internatiol Security Scholl) Türkiye,Macaristan ve İsviçre’de eğitimler vereceği ve devşireceği kişiler aradığı yazıyor. Özellikle şüphenin aza inmesi için ülke insanını devşirmek istiyor.

Hatta bunun için ISS Türkiye’de bir güvenlik şirketi satın alıyor. Bu şirket içinde verilecek eğitimlerin içeriği ise "Sorgulama Teknikleri", "Tasvir ve Tanımlama", "Senaryo Yazma", "Farklı Kimliklere Bürünme ve Büründüğü Kimliğin Rolünü Oynayabilme", "Ateşli Silahları Söküp Takma, Her Tür Ateşli Silahı Kullanma", "Kılık Değiştirme ve Makyaj", "Haber Almanın Bütün İncelikleri", "Dinleme Cihazlarının Kurulması, Kullanılması, Tespit Edilmesi", "Bomba Yapma Teknikleri, Bomba Türleri, Bunların Tanınması", "Sabotaj Planlarının Hazırlanması, Planlanması ve Uygulanması".

Staj yeride İsrail olarak belirlenmiş.

Bu haberin üzerinden yıllar geçiyor. Yıl 2011 olduğunda, Fransa’nın Le Canard dergisi bir habere imza atıyor. Haberde, Fransız istihbaratına göre, CIA ve MI6 yardımı alan Mossad, 2010 yılında İran’da sabotaj eylemleri düzenledi diyor. 2010 Ekim ayında İran’ın Şibab füzelerini ürettiği Zagros dağlarındaki bir tesiste yaşanan patlamaların da Mossad’ın elinden gerçekleştirildiği iddia ediliyor.

Tarihte Mossad’ın bilinen SERİ SABOTAJ operasyonu “OPERASYON SUSANNAH”’dır. Bu operayon şimdiki MOSSAD başkanı PARDO’nunda bir zamanlar görev yaptığı SAYERET MATKAL tarafından MISIR’da yapılmıştır. SUSANNAH OPERASYONU sinema, tiyatro ve kalabalık yerlerde yapılan SABOTAJLAR serisidir. Direk Mısır’daki ABD uyruklu insanlara karşı yapılmıştır. Maksadı ABD’de Mısır nefreti oluşturmaktır. Operasyonu Alman YAHUDİSİ Avraham Seidenwerg komuta etmiştir.

Şimdi zincirleri bağlayalım. SOMA’da ihmal var hemde olmaması gerektiği seviyede, SOMA’da ismi, cismi bilinmeyen ve bizden iyi Türkçe konuşanlar var. SOMA’da PARA teklif edilen gazeteciler var. SOMA’da bir SAYERET MATKAL kokusu var. SOMA’da sicili SABOTAJDAN kabarık bir istihbaratın şüphesi var.

Ayrıca şüpheleri desteklercesine, PARALEL ÖRGÜTÜN kalemlerinin sosyal medyada EGE BÖLGESİNİ işaret ederek, deprem ve facialar beklemesi var. Milleti dinleyip evliyalık taslayanın talebesi SAYERET MATKAL ile ortak çalışmış olamaz mı? Holding sahibinin bağlantıları çok mu temiz?

Bana düşen soruları sormak, bakalım cevapları kim verecek?

Hürmetler…

LİNK : http://www.haberx.com/kara_oyun%2819,w,16327,173%29.aspx

ISRATURK YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASINI DA FETULLAH HOCA’YA KİTLEDİ /// BUNLARIN BA ŞKA İŞİ YOK MU ??? 1 Attachment


Atilla

Sizin gibi iyi insanlarin yanlisi su: Islamiyetin
insanlari ne hale getirdigini goruyorsunuz, ama
hala bu yayilmaci Arap dinini birakamiyorsunuz.

O yuzden, sikayet etmeyin.

Not: Artik olenlerle asla acimiyorum. Bunlarin eline
iki tane mevlut sekeri tutustururlar, uc tane arapca
dua patlatirlar, konu kapatilir gider …

Saygilar
Levent

On Thursday, May 15, 2014 10:52 AM, “Atilla Ayhan atilla_karluklu@yahoo.com.tr [ISRATURK]” <ISRATURK@yahoogroups.com> wrote:

Orumcek kafali pisligin dusuncelerine bak…….

Utanmiyorsun,yuzun kizarmiyor….Bari olen iscilerin
ruhlari icin saygili ol….

Atilla

On Wednesday, 14 May 2014, 22:07, “DIGI SECURITY (İŞNET) Digi.Security@isnet.net.tr [ISRATURK]” <ISRATURK@yahoogroups.com> wrote:

ISRATURK YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASINI DA FETULLAH HOCA’YA KİTLEDİ /// BUNLARIN BA ŞKA İŞİ YOK MU ???


Orumcek kafali pisligin dusuncelerine bak…….

Utanmiyorsun,yuzun kizarmiyor….Bari olen iscilerin
ruhlari icin saygili ol….

Atilla

On Wednesday, 14 May 2014, 22:07, “DIGI SECURITY (İŞNET) Digi.Security@isnet.net.tr [ISRATURK]” <ISRATURK@yahoogroups.com> wrote:

__._,_.___

Reply to sender <a href="mailto:ISRATURK Start a New Topic Messages in this topic (1)

YANDAŞ MEDYA SOMA FACİASINI DA FETULLAH HOCA’YA KİTLEDİ /// BUNLARIN BAŞKA İŞİ YOK MU ???


%d blogcu bunu beğendi: