Etiket arşivi: Tayyip Erdoğan

İŞTE TAYYİP’İN BAŞKANLIĞINDA 2015 YILI YÖNETİM KADROSU /// EFSANE 12’Lİ :))


ESKİ LİDERLER İLE TAYYİP ERDOĞAN ARASINDAKİ FARK /// ATA’YA DUYULAN SAYGI


ESKİDEN LİDERLER ATA’YA SAYGI İLE GİDERDİ

PADİŞAH 1. TAYYİP İSE CUMHURİYETİ KURANLARA DEMEDİĞİNİ BIRAKMADI

ATA’MIZA VE 2. CUMHURBAŞKANIMIZ İNÖNÜ’YE HALKIN HUZURUNDA “AYYAŞ” DEDİ.

IŞİD DOSYASI /// NECDET BULUZ : Erdoğan, Kürtler ve IŞİD.


Başbakan ve Cumhurbaşkanı Adayı Erdoğan, yaptığı hesaplarda Doğu ve Güneydoğu’dan Kürt oylarından % 5 oranında oy alabileceğini hesaplıyor. Kurmayları da yaptıkları açıklamalarda bu beklenti içinde olduklarını söylüyor. Bu hesaplar tutar mı? PKK’nın siyasi uzantısı olarak HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş “Erdoğan Doğu’dan da Güneydoğu’dan da tek bir oy alamaz” diye meydan okuyor.

Demirtaş, açıklamalarında bu kadarla da sınırlı kalmıyor. “Hiç kimsenin beklemediği bir Cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna hazır olun” diyor.

Şu noktaya dikkatlerinizi çekelim:

Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa, bu turda Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt oylarının önemi ortaya çıkacak. Yurt dışından beklenen oy akışının olmaması da Kürt oylarını daha da önemli duruma getiriyor.

Peki, Kürt’ler Erdoğan’a oy verirler mi? Selahattin Demirtaş, “Tek bir oy vermeyeceğiz” diyor. Bunun gerekçelerini de açıklayalım.

Erdoğan’ın Kürt oylarında en büyük kozu “ Kürt Açılım politikası” olarak değerlendiriliyor. Ancak, IŞİD’e destek vererek, Suriye’deki PYD’lilerle çatışma noktasına getirenin Erdoğan olduğu söyleniyor. Demirtaş bunu açık açık ifade ediyor. Erdoğan’ı “ikiyüzlü politika” izlemekle suçluyor. “Bir yandan açılımla şirin görünmeye çalışıyor, öte yandan IŞİD’a destek vererek Suriye’deki Kürtler’in katledilmesine destek veriyor” diyor.

Dikkat edilecek olursa gerek Demirtaş, gerekse PKK ve yandaşları aylardan bu yana IŞİD’dan olan sıkıntılarını dile getiriyor. IŞİD’a destek verdiği için Erdoğan’ı eleştiriyor. Özellikle de Hatay’daki olaylara dikkat çekiyorlar. IŞİD militanlarının sınırda rahat hareket ettiklerini, Türkiye’yi “kapı komşusu” yaptıklarını söylüyorlar.

Bu satırlar yazılırken Suriye’nin Güney sınırında PYD ile IŞİD arasındaki çatışmaların şiddetlendiği haberleri geliyordu. Son haberlerde de PYD’nin IŞİD militanlarının püskürttüğü ifade ediliyordu. Suriye’deki IŞİD saldırılarının artması üzerine Kuzey Irak’taki PKK kamplarından silahlı güçlerin PYD yanında çatışmak için Suriye’ye geçtiği de belirtiliyor.

“Çatı aday” İhsanoğlu’nun giderek kendisini daha iyi tanıtması, Erdoğan’ın yurt dışından beklediği oyların gelmemesi ve Kürt oylarının da “çantada keklik” görülmemesi nedeni ile Cumhurbaşkanlığı seçimi daha da kritik bir noktaya taşınmış olacak. Eğer, seçim ikinci tura kalırsa, çok önemli pazarlıkların da gündeme oturabileceğini sanıyoruz. Çünkü PKK ve yandaşları bugüne kadar bekledikleri adımların atılmadığından yakınıyor.

Bütün bunlara rağmen, Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu’dan oy alabileceğini düşünenler de var. Ancak, İhsanoğlu da bu konuda çok iddialı açıklamalar yapıyor. “Ben de Doğu’dan ve Güneydoğu’dan beklenenin üzerinde oy alacağım” diyor. İhsanoğlu % 60 oy alarak ilk turda seçimi kazanacağını da vurguluyor. Hiç kuşkusuz Kürt oyları için çok değişik hesaplar yapılıyor. Özellikle büyük kentlere dağılmış olan Kürt oylarının da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli rol oynayacağını da gözlerden uzak tutmamak gerekiyor.

PKK ve yandaşlarına bugüne kadar hoşgörü ile yaklaşan, Doğu ve Güneydoğu’yu neredeyse örgüte bırakan Erdoğan’a Kürtlerin hala öfkeli oluşu ve kızgınlıklarını dile getirmesi küçümsenmemelidir. Bu yörede, HDP ve KCK hala etkili durumda bulunuyor. Buradaki oylarda da örgütün hâkimiyeti var.

Erdoğan’ın IŞİD’a destek verdiği iddiaları yeni değil. Daha önce de Amerika’nın bu konuda Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun dikkatini çektiği söyleniyor. Şimdi ise Kürt oyları için bu desteğin çekilmesi gündeme gelebilir mi? Bugüne kadar gelmediğine göre geleceğini de sanmıyoruz. Öyle sanıyoruz ki IŞİD üzerinden bazı hesaplar da yapılıyordur. Bunları da gün geçtikçe daha açık biçimde hep birlikte göreceğiz.

Erdoğan, seçimler yaklaştıkça daha sert mesajlar veriyor. Rakipleri üzerinden daha ağır yükleniyor. Rahat olmadığı da çok açık biçimde görünüyor. Son yapılan kamuoyuna araştırma sonuçları da ilk turda hiçbir adayın % 50’nin üzerine çıkamayacağı tahminler arasında. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da yaptığı açıklamada “Bütün sonuçlar elimizde hiçbir aday ilk turda seçimi kazabilecek oy alamıyor görünüyor” diyor.

Muhalefet ve Erdoğan karşıtları, Erdoğan seçilse bile ikinci turda seçilmesinin, bazı konularda Erdoğan’ın önünün tıkanması için gerekli olduğu görüşündeler. “En azından dengeler alt-üst olmaz” diyorlar. Erdoğan ve taraftarları ise var güçleri ile işi ilk turda bitirme peşindeler. Çünkü ilk turda bir de yüzde fazlası ile seçilme anayasa değişikliğini, Başkanlık için referandumu da gündeme taşımış olacak.

Ne olursa olsun, ortada bir seçim ve sandık var. Seçim için rakip küçümseme, karalama ve seviye düşürmemek gerekiyor. Seçmen her zaman olduğu gibi sandığa gidecek, hür iradesini yansıtacaktır. Biz, her seçim döneminde yazdığımızı yineleyelim: Seçimde oyunuzu kime verirseniz verin, buna saygı duyarız ama mutlaka sandığa gidin ve oyunuzu kullanın.

IRAK DOSYASI : Ömer Faruk Eminağaoğlu’ndan TAYYİP ERDOĞAN’a mesaj var !!


AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : TAYYİP KENDİNİ MÜSLÜMAN GÖSTEREN BİR YAHUDİDİR


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=QwUxqzQ1jTU

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ /// Demirtaş Bayar : Tayyip Erdoğan’a neden HAYIR : (1 ve 2. kısım)


Turkish Forum Danışma Kurulu üyesi Sn. Demirtaş Bayar’dan gelen mesajı dikkatinize sunuyoruz

(1) – Yalanlar

Konuşmalarının çoğunda ya bir yalan veya hakikatleri tahrif etmek veya başkalarına suç yüklemek yer alıyor. Okadar acayip ki dünya bunu biliyor ama o hala yalanlarının yalan olduğunu anlamamış kafasında. (1) Ekte belirttigim gibi bir devlet reisine yakışmıyacak kaba bir lisan kullanıp dünyadaki prestijimizi yok etti. Dost olan komşumuz kalmadı.
Yalanlar devam ediyor:

Cameron gazete kapattı mı?

Hürriyet Zeynep GÜRCANLI / ANKARA 28 Ocak 2014

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti grup toplantısında, İngiltere’de Başbakan Cameron’un “gazete kapattığını” söyledi. Bu sözlere İngiltere Büyükelçiliği’nden yanıt geldi.

İNGİLTERE BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDEN AÇIKLAMA: “BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN SÖZLERİNE ŞAŞIRDIK…. İNGİLTERE BAŞBAKANI CAMERON GAZETE KAPATMADI”

Alttaki konuşmayı yapan ihtimalen paranoyalı olmalı. Dünyadaki herkezi düşman görüyor. Buna “Döviz Lobisi” efsanesini katarsanız durum netlenmiş olur.

Erdoğan “Sadece BBC mi? Wall Street Journal… Bu gazetelerin patronları kimler? Bu gazetelerin patronlarının sahipleri kimler? Geçenlerde İngiltere’de benzer şeyi yaptılar. Cameron hemen gazeteleri kapattı. Ondan sonra Amerika’dan vurmaya başladılar. Zihniyet aynı. Bu zihniyeti iyi tanımamız, iyi bilmemiz lazım. Bunlarla kim ortak hareket ediyor? Kimler ortak davranıyor? Bunu çok iyi takip etmemiz lazım” dedi.

Daha evvel:

ABD’den Başbakan Erdoğan’a Occupy Wall Street yanıtı
Hürriyet Planet 7 Haziran 2013

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Occupy Wall Street’te 17 kişi öldü” sözlerine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden yanıt geldi. Yanıtın Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında “bela” olarak nitelendirdiği Twitter üzerinden gelmesi ise dikkat çeken bir detay oldu.

Ben NY’da yaşıyorum. Böyle bir manzara “Occupy Wall Street”de yaşanmamıştır. 17 kişinin NY’da öldüğü yalandır.

Bir tane daha:

Erdoğan ‘camiye içkiyle girdiler’ iddiasını tekrarladı

10 Haziran 2013

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün Ankara Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı konuşmada Gezi Parkı protestoları sırasında eylemcilerin Dolmabahçe Bezmi Alem Valide Sultan Cami’ne bira şişeleriyle girdiğini ifade etti.

Konuyla ilgili açıklama yapan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii müezzini Fuat Yıldırım, “Burada içki içilmedi. Eylemciler buraya sığındıktan sonra içki içen görselerdi zaten kendileri dışarı atardı” demişti

Bir tane daha:

Tayyip Erdoğan elindeki delilleri göstermediği takdirde yeniden ona inanmada güçlük çekilecek. Sert yanıtlar yapıp hükümetimizin beynelmilel itibarını tamamen yok etmek istemesinin sebebi anlaşılmıyor.

Demirtaş Bayar

ABD’den Erdoğan’ın o sözlerine açıklama

20 Ağustos 2013

Başbakan Erdoğan’ın, “Mısır’daki darbenin arkasında İsrail var, elimizde belgesi var” sözlerine ABD’den yanıt gecikmedi. Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Erdoğan’ın sözleri saldırgan, delilsiz ve yanlış” açıklamasında bulundu.

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Başbakan Erdoğan’ın bugünkü sözlerini güçlü bir biçimde kınıyoruz. İsrail’in Mısır’daki olaylarda bir şekilde sorumluluğu olduğunu söylemek saldırgan, delilsiz ve yanlıştır” dedi. Earnest ayrıca bu tür ifadelerin bölgedeki tüm ülkelerin yapıcı işbirliği gereksiniminden uzaklaşmalarından öte bir işe yaramayacağını belirtti.
İsrail’den Erdoğan’a tek cümlelik yanıt

Hürriyet Planet 20 Ağustos 2013

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yigal Palmor, Associated Press haber ajansının konuyla ilgili bir sorusu üzerine, “Bu üzerine yorum yapmaya değmeyecek o açıklamalardan biri” yanıtını verdi.

MISIR: ERDOĞAN BİZİ BÖLMEK İSTİYOR

Mısır resmi haber ajansı MENA ise bazı Mısırlı bakanların olan “sağlıklı ya da adil” hiç kimsenin bu sözleri kabul edemeyeceğini söylediğini bildirdi.

MENA’nın haberine göre, Erdoğan’ın sözlerinin Mısırlıları bölmeyi amaçladığını iddia eden bakanlar, “Kabine, Mısır’ın sabrının taştığını vurgulamaktadır… Mısır başkalarının husumetlerini paylaşmıyor ve yeni bir kimlik arayışında da değil. Arap ve İslamcı doğası aşikardır” dedi.

Bir tane daha:

Başbakan yalanla aldatmaya çalışıyor

Hürriyet Ahmet ACAR/ DHA 16 Şubat 2014

Eski CHP Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Gezi eylemleri sırasında eylemcilerin Kabataş’ta başörtülü Zehra Develioğlu’na saldırdığı yönündeki iddiaların gerçek olmadığının kamera görüntüleriyle ortaya çıktığını belirterek, “Yok işte, ortaya çıktı ama Başbakan Erdoğan halen yalanla milleti aldatmaya çalışıyor” dedi.

(2) – Yolsuzluklar

17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmaları başladıktan sonra Erdoğan hükümeti suçlamaları durdurmak ve delilleri ört bas etmek için son derecede büyük bir faaliyete girdi. (2) Ekte belirttiğim gibi ilk önce soruşturmayı başlatan savcıları yerlerinden aldı. Sonradan bu savcılar hakkında soruşturma açtırdı. Yerlerine kendi seçtigi kimseleri getirdi. Deniz feneri soruşturması da aynı şekilde yok edilmişti. Soruşturmaların bir kısmı yeni atanan savcılar ve hakimler tarafından kapatıldı. Delilleri toplayan görevliler yerlerinden alınıp susturuldu. Bununla da kalmayıp Hakimlerin bağımsızlığını kaldırıp Bakanlığa bağlanması yasasını meclisten geçirdi. AYM bunu feshetti ama buna rağmen büyük miktarda savcıyı, hakimi, ve polisi yerlerinden aldılar ve kendi adamlarını atadılar. Bakanlığın haberi olmadan herhangi bir soruşturma yapılamacağını yürürlüğe getirdiler.

Bu şekilde yolsuzluklar bağımsız bir adalet sistemi tarafından denetlenemiyecek ve şeffaflık kalkacak. Kamu oyuna hakikatler bildirilmiyerek bütün karanlık işler devam edecek. Meclise getirilen fezlekeyi geri çevirdiler. Eğer Hükümet samimi olsa idi bu güne kadar bütün suçlamaları mahkemeye getirebilirdi ve delilleri kamu oyuna açabilirdi. Biz Türk vatandaşı olarak bu delillerin ne olduğunu bilmek istiyoruz. Erdoğanın oğlu ile konuşmasının ses kaydına montaj dedi. Tayin ettigi bir teşkilata tetkik ettirdi ve bir kaç ay sonra bu teşkilat montaj olduğuna karar verdi. Buna karşılık batıda bağımsız bir teşkilat montaj olmadığını tesbit etti. Duman olan yerde ateşde vardır. Bu kadar gizlilik ve erteleme çabaları yolsuzluk şüphelerini arttırmış oluyor.

Kendileri hakkındaki soruşturmaları her ne pahasına olursa olsun kapatmak istedikleri o kadar belli ki en cahil insan bile anlar.

Demirtaş Bayar

DAVA YOK – 17-25 ARALIK TOKİ DOSYASI KAPANDI
17-25 ARALIK SAVCILARINA SORUŞTURMA

Hürriyet Ayşegül USTA / İSTANBUL 3 Mayıs 2014

İşadamları Ali Ağaoğlu, Nazif Zorlu, Mehmet Ali Aydınlar, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar ve eski Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın da aralarında bulunduğu 60 kişi hakkında 20 ayrı suçtan yürütülen TOKİ soruşturması delil yetersizliği yüzünden kapatıldı.

17 Aralık dosyası 2 savcıdan alındı

Hürriyet 29 Ocak 2014

17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in dosyaları ellerinden alındı. Savcılar görevden alındıklarını e-posta ile öğrendiler.

Mehmet Yüzgeç, İstanbul 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı olarak atandı. Celal Kara, İstanbul 45. Asliye Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı oldu. Savcılık kaynakları, 17 Aralık soruşturmasının ikinci dalgasıyla ilgili iki ünlü işadamına tebligat gönderildiğini ve sanık sıfatıyla ifadeye çağırıldığı belirterek, “Savcılar operasyonun ikinci dalgasına başlamışlardı. Tebligatların ulaşmasının hemen ardından görevden alındılar” dedi.

İstanbul’un yeni Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu iki savcıya dosyadan el çektirildiklerini e-posta atarak bildirdi.

ZARRAB İTİRAZI DA YARIM KALDI

İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi Reza Zarrab’ın mal varlığına konulan tedbir kararını kaldırmıştı. 17 Aralık soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara dün mahkemenin kararına itiraz dilekçesini yazdı ve imzaladı. Ancak itiraz için 3 savcının imzası gerekiyordu. Celal Kara görevden alınınca hazırladığı itiraz dilekçesini diğer savcılara imzalatamadı. Böylece Reza Zarrab kararına da itiraz edilememiş oldu.

SORUŞTURMADA TEK SAVCI KALDI

Soruşturmada sadece savcı Ekrem Aydıner kaldı. Dosyaya yeni savcılar görevlendirilip görevlendirilmediği konusunda bir açıklama yapılmadı.

17 ARALIK OPERASYONU

17 Aralık’ta, savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç, bir buçuk yıldır yürüttükleri yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında operasyon düzenlemişti. Operasyonda, eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar’ın oğulları gözaltına alınmıştı. Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan tutuklanmıştı. Dosyada daha sonra Savcı Mustafa Erol ve Savcı Ekrem Aydıner de görevlendirilmişti. Görevden alınan savcılar Celal Kara ile Mehmet Yüzgeç’in iddianameyi bitirmek üzere oldukları öğrenildi.

Şike ve Cübbeli Ahmet operasyonlarında dinleme yapan polisler tayin edildi

Hürriyet Ali AKSOYER/İSTANBUL(DHA) 15 Ocak 2014

Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları üzerine başlatılan 17 Aralık operasyonunun ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde çok sayıda memurun yeri değiştirildi.
Görev yeri değiştirilenler arasında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün dinleme ekibindeki memurların da bulunduğu ortaya çıktı. Görevden alınanların ilçe emniyet müdürlükleri emrine tayin edildikleri öğrenildi. Aralarında Şike ve Cübbeli Ahmet Hoca’ya düzenlenen operasyonların bulunduğu pek çok olayda görev alan dinleme ekibinin yerine yeni memurlar tayin edildi.

17 Aralık’tan bugüne kadar geçen sürede İstanbul’da aralarında müdür ve müdür yardımcılarının da bulunduğu 500 polis tayin edildi. Son olarak Asayiş Şube Müdürlüğü’nün dinleme ekibinde görevli 45 polis memuru çeşitli ilçelere gönderilmişti. Yapılan tayinlerde, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün teknik takip biriminin telefon dinleme ekibinde çalışan 57 polis memurunun da görevden alınarak başka ilçelere gönderildiği ortaya çıktı. Bu ekip, Aziz Yıldırım’ın gözaltına alındığı Şike Operasyonu ve Cübbeli Ahmet Hoca’ya düzenlenen operasyonlar gibi gündemi sarsan olaylarda görev almıştı.

Soruşturmam engellendi

Ayşegül USTA – Fırat ALKAÇ / İSTANBUL – 27 Aralık 2013

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi ile yetkili Savcı Muammer Akkaş, 2. dalga yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasından alındı.

Yazılı açıklama yapan Akkaş, gözaltı kararlarının yerine getirilmediğini belirtti “Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki bir Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir” dedi.

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına ilişkin 2’nci dalganın yapılması için 25 Aralık’ta emniyete talimat veren, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi ile yetkili Savcı Muammer Akkaş tüm gün uğraşmasına rağmen polisi harekete geçiremedi. Dün ise soruşturmadan alındı. 2 gündür sürdürdüğü görüşmelerin ardından soruşturma dosyasının elinden alındığını söyleyen Akkaş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı dahil birçok kişiyi suçlayarak “Bugün itibariyle bu soruşturma dosyasının içerisinde yer alan arama, elkoyma ve gözaltı kararları ile birlikte gerekçe gösterilmeden uhdemden alındığımı öğrendim. Bundan sonra sorumluluk İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilindedir. Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki; bir Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir” dedi.

Deniz Feneri Savcısı: O savcılar için endişeleniyorum
Hürriyet 20 Aralık 2013

Deniz Feneri e.V bağlantılı soruşturmayı yürütürken görevden alınıp hakkında, “Resmi belgede sahtecilik ve görevde yetkiyi kötüye kullanma” suçundan açılan dava sonucunda beraat eden Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan ve Abdul Vahap Yaren, son operasyonu Hürriyet’e değerlendirdi. Halen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde “Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu” savcısı olarak görev yapan Türkaslan, “Soruşturmanın gidişatından memnun değillerse bu yolu deniyorlar, o savcılar için endişeleniyorum” dedi.
Savcı Türkaslan, Hürriyet’e şunları söyledi:

ŞİKAYET ÇIKIŞ NOKTALARI

“Bize yapılanın aynısını yapılacağından kuşkum yok. Hem soruşturmanın devamı yönünden, hem savcılar yönünden endişelerim var. Öyle ki başımıza gelenlerle benzerlikler görünüyor. Yani bir hükümet yetkilisinin ‘savcıları şikayet ediyorum’ diyen bir açıklaması var. Biz için de aynısı olmuştu. Şimdi bakıyorsunuz, soruşturmanın gidişatından memnun değillerse bu yolu deniyorlar. Bu ‘şikayet ediyorum’un arkası tehlikeli, çıkış noktaları bu oluyor. ‘Soruşturmanın selameti açısından’ deniyor. Soruşturmanın selameti nasıl oluyor bana bilen biri izah etsin.

İstanbul’da gece yarısı tayin depremi
Hürriyet 3 Ocak 2014

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda, İstanbul Emniyeti’nde tayin depremi 4. sınıf emniyet müdürleri ile devam etti. 4. sınıf 12 emniyet müdürü ile 4 emniyet amirinin görev yeri değişti. Tayinler gece yarısı müdür ve amirlere iletildi.

Organize şube şefine 10 günde ikinci atama
Hürriyet – Çetin AYDIN/İSTANBUL 1 Ocak 2014

İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra başlayan görevden almalarda bazı değişiklikler yaptı.
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gerçekleştiren Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı iken görevden alınarak Sancaktepe’den Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı yapılan Mahir Çakallı yeniden görevden alındı ve Deniz Liman Şube Müdürlüğü’nden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı oldu. Çakallı’nın yerine Hakan Boydak getirildi. Çakallı, 17 Aralık sonrasındaki ilk dalgada görevinden alınmıştı.

Görevden alma depremi A Bloğu da sarstı
Hürriyet – 28 Aralık 2013

TÜRKİYE’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından yaşanan görevden alma ve tayin depremi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü B Bloktaki operasyonu yürüten Mali ve Organize Şube ile C Bloktaki İstihbarat ve Terör Şubelerinin ardından operasyonel olmayan şubelerin bulunduğu A Blok’taki şubeleri de sarstı. Son dalgada 38 müdürün görev yeri değişti.

Yerine 5 yeni savcı
Hürriyet – 28 Aralık 2013

YOLSUZLUK iddialarına ilişkin 2’nci dalga soruşturmasını yürüten ancak gözaltı kararları verdikten bir gün sonra görevden alınan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın yerine 5 savcı görevlendirildi.

Operasyona iktidar operasyonu
Hürriyet Yalçın DOĞAN 19 Aralık 2013

BALYOZ’da;

– Soruşturma açan, yüz üç kişinin yakalanma emrini veren savcı görevden alınıyor.
– Duruşmanın başlamasından iki gün önce mahkeme başkanı görevden alınıyor.
– İtirazları inceleyen, muhalefet şerhi koyan 11. Ağır Ceza Mahkemesi yargıcı “Günün birinde önümüze gelirsin” denildiği için emekliliğini istiyor ve ayrılıyor.

ERGENEKON’da;

– Tutuklamaları yerinde görmeyen mahkeme başkanı görevden alınıyor.
– Hurşit Tolon’u tahliye eden, daha sonra Mehmet Haberal dosyası önüne geldiğinde, mahkemenin yargıcı “Üzerimde kurumsal baskı var” diyerek ayrılıyor.
– Başlangıçta bu davaları yürüten savcı Zekeriya Öz Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’la ilgili soruşturma açtığında görevden alınıyor.

DENIZ FENERINDE’nde;

Soruşturmayı yürüten üç savcı önce görevden alınıyor, yetmiyor, savcılar bir de yargılanıyor. Sanıklar ise serbest bırakılıyor. Dava ne oldu, ses seda yok.

ÖRNEKLERDEKİ GİBİ

Bunlar ilk anda akla gelen yargıya siyasal müdahale örnekleri. Kuvvetler ayrılığı ilkesini çiğneyen, demokrasiye aykırı müdahaleler.

Bu müdahaleler ışığında, üç bakanın oğluna, banka genel müdürlerine, yüksek bürokratlara, ünlü işadamlarına uzanan yolsuzluk ve rüşvet iddiasını içeren operasyon sonrasında, hükümetin hamlesi merak ediliyor. O merak kısa sürede gideriliyor.

Sabahın ilk saatlerinde operasyonu yürüten beş polis müdürü görevden alınıyor. Öğleye doğru “fazla dosya” bulunduğu gerekçesiyle iki savcı daha görevlendiriliyor. Asıl bomba öğleden sonra patlıyor, soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz’ün görevden alındığı haberi ortalığı karıştırıyor. Ancak HSYK bunu doğrulamıyor. Yukarıdaki örnekler gibi, sürpriz olmayan, talihsiz bir hamle.

KAHRAMANLIK DESTANI

Kısa süre önce Tayyip Erdoğan Polis Akademisi’nde konuşurken, “Polisimiz demokrasi testinden başarıyla geçmiştir, adeta kahramanlık destanı yazmıştır” diyor.Eğer konu Gezi ise kahramanlık destanı, ama konu kendi hükümetinin eteklerine, atadığı bürokratlara uzanan operasyon ise polis müdürleri anında görevden alınıyor. Sürpriz olmayan, talihsiz hamleler.

‘DAVANIN SAVCISIYIM’

Hamlenin devamında ne olabilir?

Örneğin, oğulları gözaltına alınan bakanlar istifa eder mi? Ya da önümüzdeki günlerde yapılması beklenen hükümet değişikliğinde, o üç bakan yer alır mı? Ya polis ve savcılar? İşte ortada, hem “Adli süreç devam ediyor” diyor, hem de Balyoz, Ergenekon, Deniz Feneri’nde olduğu gibi, kuvvetler ayrılığı ilkesi yine çiğneniyor. Sadece yönü değişik. O zaman o yönde, şimdi ters yönde.

Ergenekon sırasında Erdoğan, “Ben bu davanın savcısıyım” diyor. Erdoğan şimdi benzer savcılığa soyunmuş görünüyor. Demokrasi açısından çok talihsiz hamleler.
İyi ki haberleri yok(tu)

BİN türlü kuşku ve güvensizliğe rağmen, son operasyonun iyi bir yönü var:

Başbakan’ın bundan haberi yok, oğulları gözaltına alınan bakanların, emrindeki polise rağmen İçişleri Bakanı’nın, hatta polis amirlerinin bile haberi yok.
Haberlerinin olmayışı operasyonun hukuka uygun gelişeceğine ilişkin başlangıçta iyimserlik aşılıyor, ama artık belli, operasyona siyasal müdahale ertesi sabah başlıyor.

Yolsuzluk Soruşturmasını yok etme çabaları devam ediyor.

Sadece iki ilde 1700 polisin yeri değişti

Hürriyet Çetin AYDIN/İSTANBUL – Fevzi KIZILKOYUN / ANKARA – Banu ŞEN / İZMİR 7 Ocak 2014

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında Emniyet’te başlayan görevden alma fırtınasında şu ana kadar yüzlercesi rütbeli olmak üzere binlerce polisin yeri değiştirildi. Sadece İstanbul, Ankara, ve İzmir’de yaklaşık 1700 polis farklı görevlere getirildi.

TCDD personeline gözaltı
ANKARA 7 Ocak 2014

İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen ihaleye fesat karıştırmak ve limanlardaki işlemlerde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan operasyonda TCDD Genel Müdürlük personeli 8 kişi gözaltına alındı.

HSYK’dan savcılar ve Altınok için inceleme kararı

7 Ocak 2014

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), aralarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Başsavcı vekili Zekeriya Öz, 17 Aralık operasyonunun 2. dalgasında soruşturma dosyası elinden alınan Savcı Muammer Akkaş ile Oktay Erdoğan ve İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok hakkında inceleme kararı aldı. HSYK ilk kez bir emniyet müdürüne inceleme izni vermiş oldu. Haberi tiyatro izlerken öğrenen Altınok oyunun bitmesini beklemeden salondan ayrıldı.

TEM müdürü 20 gün sonra görevden alındı
Çetin AYDIN/İSTANBUL 7 Ocak 2014

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne(TEM) getirilen Serdar Ali Sekkin görevden alınarak Sabiha Gökçen Havalimanı Şube müdürü oldu. Yerine ise Adana Polis Okulu’ndan Mustafa Çalışkan getirildi. ilk dalga görevden almada TEM Şube Müdürü Ömer Köse görevden alınmış yerine Sekkin getirilmişti. Sekkin’in TEM müdürlüğü 20 gün sürmüş oldu.

(3) – Tutuklamalar, Sansürler, Baskılar, Kısıtlamalar

Türkiyenin simgesi medeni dünyada “muhabirler mezarlığı” oldu. İnsan Hakları mahkemesi müracaat eden tutuklu Türk muhabirler hakkında hukumetimizi suçlu buldu. Tutukluların tamamı Erdoğan aleyhinde yazan muhabirlerden oluşuyor. Herhalde paranoyanın bunda bir parmağı olsa gerek. İlaveten Twitter ve You Tube hoşuna gitmedi. Sansür ettirdi. (3) Ekte belirttigim gibi aleyhte yazıları neşretmek tehlikeli oldu. Sonunda ya ‘Sibiryaya’ tayin olmak veya tamamen işten atılmak var.

Kendi çıkardığı yasaları kısmen iptal eden Anayasa Mahkemesini de kapatmak gayretine girdi. Daniştay’da onu tenkid edene tehditler savurarak hırçınlığını ifade ett
Erdoğan Hükümetinin dünyadaki itibarı kötüden çok kötüye gitmekte devam ediyor. Bize yakınlık gösteren hiç bir komşu memleket veya herhangi bir başka memleket kalmadı. Çıkarları için bizi kullananlar çok.

Demirtaş Bayar

CPJ: Türkiye’de ifade özgürlüğü ve habercilik alanları hızla daralıyor

Hürriyet – Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK (DHA) 7 Şubat 2014

ABD merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) ‘Basın Özgürlüğünün Risk Altında Olduğu Ülkeler Raporu’nda, Türkiye ilk on ülke içinde yer aldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü basın özgürlüğü raporunu yayınladı

hurriyet.com.tr 13 Şubat 2014

Paris merkezli Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlandı. Rapora göre Türkiye 180 ülke arasında 154′üncü sırada.
Afganistan, Ürdün ve Irak gibi ülkelerin gerisinde kalan Türkiye’den raporda, “problem ülke” olarak bahsedilirken Gezi Parkı eylemlerinde 153 gazetecinin yaralandığı, 39’ının gözaltına alındığı hatırlatıldı. Ve şu ifadeler kullanıldı:

“Bölgesel emellerine rağmen, 154. sıradaki Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda hiçbir gelişme görülmedi. Türkiye ‘en büyük gazeteci hapishanelerinden’ biri olarak tanımlanmaya devam ediyor.

Türkiye ilk kez basını özgür olmayan ülkeler arasında
Hürriyet -Tolga TANIŞ / WASHINGTON 1 Mayıs 2014

Her yıl ülkelerin basın özgürlüğünü inceleyen Freedom House, 2014 raporunda Türkiye’yi son 15 yıldır ilk kez “kısmen özgür ülkeler”den “özgür olmayan ülkeler” kategorisine düşürdü. Gezi Olayları sonrası yaşanan işten atılmalar, sansür ve otosansür uygulamaları, şeffaf olmayan medya sahipliği nedeniyle 6 puan daha kötüleşen Türkiye bir yıl önceye göre 14 sıra daha gerileyip dünya genelinde 134’üncülüğe geldi. Böylece Türkiye, 42 ülkenin yer aldığı Avrupa’da da aynı zamanda basını özgür olmayan tek ülke oldu.

Almanya’dan Erdoğan’a ‘Gauck’ tepkisi
hurriyet.com.tr 30 Nisan 2014

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde FDP ve liberallerin favori adayı Alexander Graf Lambsdorff, Die Welt Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakereleri durdursun ve bu sürece konsantre olmaktan vazgeçsin. Müzakerelerin yeri derin dondurucu” dedi. Lambsdorff, özgürlükleri kısıtlayan, hukuk devleti prensiplerini zedeleyen ‘yarı-otoriter’ bir ülkeyle pazarlıkların yapılmaması gerektiğini söyledi.

Alman hükümetinin Basın Sözcüsü Steffen Seibert tartışmaların endişe verici olduğunu söylerken “Federal hükümet cumhurbaşkanının değerlendirmelerinden farklı düşünmüyor“ dedi.

22-25 Mayıs’ta yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU’nun favori adayı olan Markus Ferber ise, “Üyelik müzakereleri hemen sona erdirilmeli. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girecek ülke değil. Ülke giderek Avrupa ve Avrupa değerlerinden uzaklaşıyor” diye konuştu.

Berlin’in Erdoğan’ın konuşmasından oldukça rahatsız olduğunu bildiren Die Welt gazetesi, Dışişleri’nden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth’un “Erdoğan’ın duygusal açıklamaları ne içerik olarak ne de ton olarak orantılıdır. Sadece şaşırıyorum ve kafa sallıyorum” şeklindeki sözlerini aktardı.

“Cumhurbaşkanı’yla gurur duydum, tam bir demokrat ve insan hakları savunucusu gibi davrandı” diyen Almanya Federal Parlamentosu Başkan Yardımcısı Claudia Roth (Yeşiller) ise, “Erdoğan küfürbaz bir tavırla Cumhurbaşkanı’nı azarlıyor. Bu da açıkça Erdoğan’ın kendi politik tarzındaki terbiye ve demokratik kültür eksikliğini gösteriyor” dedi.

– Die Welt: Türkiye ile AB arasındaki diyalogda bir model ortaya çıktı. Avrupalılar, uygarca bir arada yaşamla ilgili sözel kurallara uymak için çabalıyor, Türk tarafı ise Avrupa ve Avrupa’nın politikacılarına hakaret etme özgürlüğünü kullanıyor.

Şimdide Ana Yasa Mahkemesini yok etmek istiyorlar. Yani istediklerini yapma diktasını getiriyorlar. Bu çalışmaların arkasında ne gibi işlerin saklandığını şüphe etmeye başladık.

Demirtaş Bayar

AK Partili vekil: AYM’nin iptal yetkisi kaldırılmalı

Hürriyet 11 Nisan 2014

Anayasa Mahkemesi’nin HSYK yasası konusunda verdiği kısmi iptal üzerine AK Parti’li vekil Zelkif Kazdal’dan çok tartışılacak çıkış geldi.

Başbakan’ın daha önceki Twitter kararı konusundaki “AYM kararına saygı duymuyorum” sözüne atıf yapıldı.

AKPM: YouTube ve Twitter yasağı, ifade özgürlüğünün ihlalidir

AA 11 Nisan 2014

AKPM’den yapılan açıklamada, Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesi’nin Strasbourg’da yapılan toplantısı sonrasında Türkiye’deki gelişmelere ilişkin endişelerin dile getirildiği kaydedildi. Açıklamada, “Türkiye’de seçim kampanyası sırasında Twitter ve Youtube internet sitelerine erişimin engellenmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesiyle korunan ifade ve bilgi edinme hakkının açık bir ihlali olduğu” belirtildi.

Hırsına hakim olamamasını doğrulamak için kabadayıca söylediği tahrik edici çıkışları bir Başbakanın milleti parçalayıcı şeklinde olması yerine birleştirici olması icab eder. Kendi kendine söylenirken dünya ona üstteki sıraladığım değerlendirmeleri yapıyor.

Çok yazık.

Demirtaş Bayar

Başbakan Erdoğan’dan önemli açıklamalar
Hürriyet 13 Mayıs 2014

Internet altyapısını geliştirerek özgürlük ortamının oluşmasını sağladık. 2002’de internet abone sayısı 22 bindi. Şu anda 35 milyon. Yok twitter’dı yok facebook’tu bu konuda iktidarımızı lekelemek isteyenler önce bu rakama baksınlar da hizaya gelsinler. Nerden nereye… Türkiye’de diktatör bir yapı oluştuğunu iddia edenlerin arkasında nelerin yattığını anlama bakımından bu rakamları veriyorum. Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyenler bir zahmet her gün yayınlanan ulusal gazeteleri önlerine alıp sadece manşetlere baksınlar.
Mesela Pazar günü çıkan gazetelerin manşetlerine bir baksınlar. Danıştay törenindeki nezaketsizliğe bizim tepkimizin oralarda nasıl yer aldığına bir baksınlar. Bizi eleştirenlerin adeta küçük dillerini yutacaklarını göreceksiniz.

TÜRKİYE İLK KEZ BASINI ÖZGÜR OLMAYAN ÜLKELER ARASINDA

EDEP DIŞI TAHKİR…

Hiçbir ülkede manşetler üzerinden hükümetlerin bu kadar edep dışı tahkir edildiğine şahit olmazsınız. Bir örgüt basın özgürlüğü raporu hazırlamış. Bu örgütün raporlarında İsrail basın özgürlüğünde dünyanın en özgür ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor. Sevsinler sizi.

Deliller tutarsız (AP Gözlem Heyeti)
Hürriyet – Bülent SARIOĞLU / ANKARA 12 Nisan 2014

Türkiye’de yargılanan gazetecilerin davalarını inceleyen Avrupa Parlamentosu (AP) Geçici Gözlem Heyeti, 2.5 yıllık çalışma sonucunda hazırladığı raporda önemli uyarılarda bulundu.
AP Başkanlar Konferansı’nca Polonyalı parlamenter Jaroslaw Walesa başkanlığında Haziran 2011’de kurulan ve Michael Casman (İngiltere), Hélène Flautre (Fransa), Sajjad Karım (İngiltere) ve Barbara Matera’dan oluşan heyetin raporundaki öne çıkan tespitler şöyle:

– Gözlem Heyeti, izlediği davalarda sanıklar aleyhinde sunulan delillerin tutarsız olduğu yönündeki iddiaların farkındadır. Gazeteciler aleyhinde sunulan delillerin niteliğine ilişkin endişeler not edilmiştir. Henüz yayımlanmamış kitaplara polis tarafından el konulmuş ve iddianamelerde haber, makale ve fotoğraflarına ayrıntılarıyla yer verilmiştir. Bazı haberleri araştırmak, başkalarından önce bazı bilgilere ulaşmak ve kaynakları gizli tutmak, komplo delili olarak sunulmuştur.

– Olumsuz haberlerin (örneğin, devletin Van depremindeki tepkisi, devam eden davalar, kitlesel gösteriler vs.) servis edilmesi, savcılık tarafından devletin itibarını zedeleme niyetiyle işlenen bir fiil olarak sunulmuştur. AİHM aldığı kararlarda, gerçeği savunma ilkesi ve kamunun menfaati ilkesini vurgulayarak bu türden suçlamalara defalarca itiraz edilmiştir. Telefon dinlemelerinin kayıtları, farklı bireyler arasında suç bağının bir delili olarak sunulmuştur. Sanıklar tam olarak neyle suçlandıklarını ve aleyhlerinde öne sürülen delilleri bilmeden aylarca tutuklu bırakılmıştır.

– Medyada karşılıklı iştirak ve politikacılar tarafından göz korkutan beyanlar otosansürü geleneksel basında yaygın hale getirmiştir. Heyet, AP’nin uzun tutukluluk sürelerinden ve medya patronları ile gazetecilerin uyguladığı otosansürden duyduğu endişenin farkındadır, dolayısıyla bu sorunların giderilmesinin önemli olduğu kanaatindedir.

(4) – Yarattığı gerici ortam

Birçok AKP’li erkeklerin hayallerinde devamlı olarak cinsel ilişkiler fobisi olmalı ki, ekteki misaller gibi, şeriata götürecek kararlara varıyorlar Bazı erkekler bilmeden alçaklık hisleri içinde olurlar ve kendi egolarını tatmin etmek için bir kadına baskı ve kuvvet kullanarak hakimiyet kurmak isterler. Kadınların özgürlüğünü saymazlar. Bu erkekler diyorki kız ve kadınların ne istediklerini ve vücutlerinin yapısını ben kendilerinden daha iyi biliyorum. Biraz açık bir dekolte onları manyaklaştırıyor. Dünyanın medeni memleketlerindeki özgürlük fikri Türkiyede geçmez diyorlar. Demokrasiyi lügat tarifinden öğrenmeyin. Benim tarifim isteseniz veya isrtemeseniz kanun olacak diyor. (Demokrasi bir tramvay gibidir. Binersiniz, sizi istediğiniz yere götürür. Orada inersiniz. ‘R.T.Erdogan”) Bir başkası kadınların özgürlüğünü kısıtlamakla terörü önlüyeceğini utanmadan iddia ediyor.

Bir Hükümet temsilcisinin bütün Türkleri temsil etmesi icab ederken sadece azınlık nufusuna hitap ederek kendi gerici fikirlerini öne sürmesi AK partisinin filozofisini açıkca göstermektedir. Bir lider insan haklarını koruyan öne doğru yol göstermesi icab eder. Içki içen herkez sarhoşmuş. Içki dokunmamış bardaktan su içiyor. Zaten anayasamızı iki sarhoş yazmış. Milli içkimizin ayran olduğunu kendi kendine karar veriyor. Otomobille geçerken yol kenarında oturan bir kadının bir el işaretini paranoyası bir hakaret olarak tasvir ediyor, ve o kadına baskı yaptırıyor.

Tüm siyasetini etnik ve dinsel ayrımcılık üzerine kurdu.

Zaman oldu, gençliğin “Dininin ve kininin davacısı” olmasını istedi…

Zaman oldu, “Başörtülü kadına işkence yaptılar, camide içki içtiler…” dedi “Kışkırtıcılık”görevine soyundu…

Zaman oldu, “Eğer şiddet varsa şiddetin karşılığı şiddettir. Bunu herkes böyle görecek.” dedi. (Vatan, 13 Temmuz 2013)

Gerçek mermi kullanarak bir vatandaşımızın ölümüne neden olan polisi “Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Zaten nasıl sabrediyorlar, anlayamıyorum…” diyerek destekledi… Cesaretlendirdi…

Erdoğanın Somada ölenler hakkındaki acımasız bir tarifi “İş kazası. Burada da oldu. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var” şeklindeki açıklaması dünyadan sert tepki aldı. Bu tip bir açıklamayı hiçbir devlet reisi yapmaz.

Memleketimizi idare eden bazı sorumluların ifadelerini ekte sunuyorum (4). Bunların filozofisini ve gösterdikleri yolu bu satırlar açıkca gösteriyor.

Demirtaş Bayar

IŞİD DOSYASI /// CUMHURİYET GAZETESİ : ‘Erdoğan’ın emri ile IŞİD’e silah gönderildi’


CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Ocak ayında Suriye’ye gönderilen ve insani malzeme taşıdığı belirtilen TIR’larla Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne füze ve füze rampaları ile ağır silahların gönderildiğini ileri sürdü.

Bu silahların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan talimatıyla gönderildiğini iddia eden Tanrıkulu, “Başbakan bir gün mutlaka Türkiye’de rüşvet ve sahtekarlıktan, uluslararası ceza mahkemesinde de Roboski katliamı ve Suriye’deki savaş suçundan yargılanacaktır. Bu yüzden ona uzun ömürler dilerim” dedi.CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Millevekili Sezgin Tanrıkulu, partisinin Diyarbakır İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında 19 Ocak’ta Adana’da içerisinde insani yardım malzemesi olduğu iddia edilen 3 TIR’ın durdurulmasıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında ellerinde belge ve tutanaklar olduğunu söyledi.

Yargılama dosyasına yansıyan belge ve tutanaklarda, Suriye’ye gönderildiği iddia edilen yardım malzemesi olmadığını belirten Tanrıkulu, “19 Ocak 2014 tarihinde Adana’da durdurulan MİT’in TIR’ları ile ilgili yargılama dosyasına yansıyan belge ve tutanaklarda, TIR’larla füze, füze atar, füze rampası gibi ağır silahlar taşındığı ortaya çıktı. Bu savaş araçlarının insani yardımla ne ilgisi olduğunu sayın Başbakan açıklamak zorundadır. TIR şoförlerinin beyanlarına göre de tümü Esenboğa’ya inen yabancı uyruklu bir uçaktan TIR’lara yüklenmiş ve ihbar üzerine Adana’da durdurulmuş, yapılan arama yarım bırakılmış. Yarım bırakılan arama tutanaklarına göre de füzeler, füze rampalar, ağır bomba atar ve ağır bombalar var. Şimdi bunları sayın Başbakan Esat veya kendi deyimiyle Esed kardeşine göndermediğine göre kime gönderdi? Başbakan açıklamak zorunda” dedi.

“BAŞBAKAN, İNSANLIK SUÇU İŞLEMİŞ VE BİR GÜN MUTLAKA YARGILANACAKTIR”

Tanrıkulu, IŞİD ve El Kaide’nin esas olarak Suriye’de Kürtlerin yaşadığı Rojava’da, Arap ve Süryaniler ile Suriye’deki yerleşik halklara karşı bir savaş yürüttüğünü söyleyerek, “Başbakan da IŞİD’ci kardeşlerine dünyadan elde ettiği, muhtemelen Katar’dan elde ettiği silahları gönderdi. Bunun hesabını Başbakan vermek durumunda. Küresel cihadcı güçlere karşı halka zulüm uygulayan, insanlık suçu işleyen bu örgütlere karşı, MİT aracılığıyla Başbakan’ın gönderdiği silahlar, bir savaş suçu kapsamındadır. Başbakan savaş suçu ilşemiştir. Bugün bunun üstünü örtebilir. Yargıyı dizayn ederek bu soruşturmaları engelleyebilir, MİT yasası çıkararak bütün soruştumaların üstünü örtebilir. Ama uluslararası ceza hukukunun hafızası kaybolmaz. 40-50 yıl sonra da olsa kaybolmaz. Biliyorsunuz 2′nci Dünya Savaşı’nda bu suçu işleyenler yargılandı. Bosna Hersek’te, Ruanda’da savaş suçu işleyenler yargılandı. Bu soruşturmayı yürüten hakim, savcılar başka yerlere sürülmüş, bu soruşturmayı yürüten polis, subay ve astsubaylar neden görevden alınmıştır? Eğer insani yardım malzemesi ise neden yayın yasağı getirilmiştir? Ben ona uzun ömürler ve sağlık diliyorum. Bunu dilememin nedeni de şudur; eğer sağ kalırsak, Allah ona uzun ömür verirse kendisine, bir gün mutlaka Türkiye’de rüşvet ve sahtekarlıktan, uluslararası ceza mahkemesinde de Roboski katliamı ve Suriye’deki savaş suçundan yargılanacaktır. Bu yüzden ona uzun ömürler dilerim” diye konuştu.

“İŞID’IN MERKEZİ GAZİANTEP’TE”

Sınırda 3 askerin YPG’lilerin saldırısı sonucu şehit olduğu yönündeki bir soruya Tanrıkulu, “YPG faillerin kendileri olmadığını açıklamıştır. Genelkurmay ve hükümetin, kuşkuya yer bırakmadan failleri ortaya çıkarmalıdır. IŞİD, Suriye’de palazlandı. Silah kaynakları, Türkiye üzerinden Suriye’ye gitti. Irak’ta Musul’a yerleşti. Orada elde ettiği gücü Kürtler’in yaşadığı Türkiye sınırındaki Kobani’de kullanmak istiyor. IŞİD’in Kobani’de yaşayan bir halk olmadığını biliyoruz. Bir katliam ve zulüm için Kobani’ye girmeye çalışıyor. Burada yaşayan halkın kalbi ve vicdanının Kobani’de attığını hükümetin bilmesi gerekir. Başbakan ve hükümet, IŞİD ile duygusal ve lojistik desteğini kesmelidir. Bu destek halen devam ediyor. IŞİD bütün gücünü Türkiye üzerinden Suriye’ye yığmıştır. Halen de Türkiye’de örgütlüdür. Merkezleri de Gaziantep’tedir. Orada küçük bir çocuğu dahi sorsanız bilir, hükümet de biliyor. Türkiye’de barışı sağlayacaksanız, ilk olarak IŞİD ile bağlarınızı kesmelisiniz” diye yanıtladı.

“RÜŞVETİN KALAN BAKİYESİ İÇİN TEDBİR KARARI KALDIRILDI”

Emniyet mensuplarına yönelik düzenlenen operasyonu da değerlendiren Tanrıkulu, operasyonun hukuksuz ve manidar olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

“Operasyon zamanlaması hukuksuzluktur. Zamanı manidardır. Yapma biçimiyle de doğrudan Başbakan talimatıyla yapıldığı açıktır. İstanbul’a atanan 6 hakimden 3′ünün yolsuzluk, rüşvet operasyonuyla ilgili olduğunu biliyoruz. Bunlar, Rıza Zerap, Başbakan’ın oğlu, Süleyman Arslan ve bakanların çocuklarıyla ilgil tedbir kararlarını kaldırdığını biliyoruz. Yani böyle bir hakimin hukukla ne ilgisi olabilir? Eğer Rıza Zerab’ın mal varlığı üzerindeki tedbir kararı kaldırılmışsa ve yurt dışı yasağı kaldırmışsa, demekki rüşvetin bakiyesi kalmıştır. Mal varlığı serbest bırakılsın ki, bu rüşvetin bakiyesi alınsın. Hukuk devletinde intikam olmaz. Hukuksuz iş yapanlar varsa hukuk içerisinde adil bir şekilde yargılanırlar. Peki bu Başbakan 12 yıl içerisinde bir kendisine mi haksızlık yapıldığını düşünüyor? Kendisinin zulm ettikleri ne olacak? Ya Diyarbakır’da tek sıraya dizmediler mi belediye başkanlarını? Ellerine kelepçe vurmadılar mı? Başbakan, ‘eğer suç işleyen varsa gereği yapılır’ demişti. O zaman nerdeydi? Bu zihniyetin Türkiye’de mutabakatı sağlaması mümkün değil. 12 yıldan beri Türkiye’nin Kürt meselesini elinde rehin tutan bir Başabakan var. Ne demişti; ’10 Ağustos’tan sonra Türkiye’nin hiçbir meselesi ötelenmeyecektir.’ İnsaf ya, insan bir utanır ya. 10 Ağustos’a kadar nerdeydin?”

“KÜRECİK ÜSSÜ’NDEN İSRAİL’E BİLGİ VERİLİYOR”

Malatya’daki Kürecik üssünün NATO’nun değil, ABD’nin komutasında olduğu savunan Tanrıkulu, buradan elde edilen bilgilerin de İsrail ile paylaşıldığını belirterek, “Kürecik için ‘NATO kapsamında’ diyor Başbakan, yalan söylüyor. Kürecik bugün itibariyle NATO’ya devredilmiş bir üs değil. NATO kapsamındadır ama komutasında değildir. Bu yıl veya 2015 yılı başı itibariyle NATO’ya devredilmesi planlanmıştır. Dolasıyla oradaki üssün komutası ABD’nin elindedir ve İsrail’deki üslerle frekans olarak uyumludur. Obama, geçen yıl ‘tabiki buradaki bilgiler NATO kapsamında değerlendirelecektir ama Ortadoğu’daki dost ülkeler ile paylaşılacaktır’ demişti. ABD’nin Ortadoğu’daki dostu kimdir? İsrail’dir. Dolayısıyla buradaki bilgiler İsrail ile paylaşılmaktadır. Dışişleri Bakanlığı da 3 gün önce yanlış bilgi vermiştir. Henüz komutası NATO’ya devredilmemiştir. Türkiye’nin uluslararası yükümülülükleri var. Başbakan, Gazzeye yönelik saldırılar bitene kadar, ‘ben Kürecik’te komutayı ele aldım. Genelkurmay Başkanlığı’ndan asker gönderdim. Ey Türkiye Cumhuriyeti halkı ve eza çeken insanlar, Kürecik Üssü komutasını ele aldım’ desin. Bunu yapmıyor, İsrail’den aldığı o nişanı duvara asmıyor. İade etmezsin duvara asarsın, İsrail ile ticareti dondurursun. Bunlardan hiçbirini yapmıyosan samimi değilsin demekki. Bugüne kadar Başbakan niye gitmedi? Yol açık niye gidemedi? O ancak tırnak içerisinde artistlerle iftar yemeğinde gülücükler dağıtsın” diye konuştu.

BAŞBAKANLIK’TAN YALANLAMA

Başbakanlık’tan açıklama; “Bugün bir gazete tarafından, MİT’e ait TIR’ların aranması hadisesiyle ilgili olarak bir ifade tutanağından hareketle yapılan ve “Talimatı Erdoğan vermiş” başlığıyla yayımlanan haberde ileri sürülen iddialar tümüyle gerçek dışıdır.”

Cumhuriyet

%d blogcu bunu beğendi: