Etiket arşivi: Tayyip Erdoğan

Ozel-Buro-Istihbarat SURİYE DOSYASI /// SABAHATTİN ÖNKİBAR : Bu tablo se nin eserin Tayyip Erdoğan !


Kapital,Zenginlik ve Burjuva,

Avrupa nın ,yeni kıtaları bulması ,ona büyük zenginlik kazandırdı.Merkantalizm ,Avrupalı tüccarların desteklenmesi sonucu,bankacılar,Kapitalistler güclendi ve bunların coguda Davudi kayanaklı
oldu.

Fransız devriminin arkasında Davudi sermaye vardı.
Marks ,Davudi sermayeden destek buldu.
Rusya da Kominizm devrimi ,Trocki-Lenin ,Davudi sermayeden destek aldı.

Amac para oyunları ile ,ülke yönetimleri ister sağcı ,ister solcu ister dinci olsun ele geçirmekti.

I.Elizabet ,Günes batmıyan imparatorluğunu kurdu,Davudi başbakanı da,Elzabet I i,
yöneten krallığını kurdu.
Kanuni,Osmanlı imparatorluğunu genişletti,onun üzerinde de Davudiler krallıklarını
kurdular.
Kovboy güc kuruldu,Kovboy gücüde Davudi sermaye yönetir duruma geldi.

Ortadogu petrol seyhleri,Ortadogu politikasını yönetmeye calıstı,bircok ülke siyasetçilerine para dağıttılar,onların arkasında da ,Davudi Sermaye yer aldı.

Iran la bir anlaşma yapıldı buna en cok sevinen de ,Davudi sermaye oldu.

TC de de küçük bir azınlık,Dinci ,ritüeller ile kendi burjuvazisi ni ve Kapitalistleri ni kurma pesinde.Asker ölmüş,vatan satılmış umurlarında bile değil.Kendi sırca
köşklerinde yasama pesindeler.

Aristonun dediği doğru.
Ülkede zenginler,ülkeyi daha cok sömürmek ,güclenmek ve krallar gibi yasamak pesindeler.

Mekkede ,Allah vardır ,birdir ve tektir diyen ,Hz.Muhammed ,putları yıkınca,put
ticaretinden cıkar saglıyanlar,Islam dan cıkar sağlamak pesine düştüler.
Bizans,Pers ,Mısır toprakları ellerine geçince,bu zenginliklere sahip olak isediler.
Bu ,çıkarcılar,Hz.Muhammed in yaşamını özlemediler.
Hz. Aliyi de sehit ettikten sonra ,karsılarında,o ıslam ahlakını savunacak güc de kalmadı.

Müslümanlıgı savunanlar,Islam ın yüksek ahlak prensiplerini yasatmak pesinde değiller,sadece çıkarlarının pesindeler.

Gur-Buz

On Monday, September 7, 2015 1:06 AM, “Digi Security (İşnet) Digi.Security@isnet.net.tr [Ozel-Buro]” <Ozel-Buro-noreply@yahoogroups.com> wrote:

– Suriye dün, yani ABD hücum emrini vermeden ve Tayyip Erdoğan saldırmadan önce barış içinde bir ülkeydi. Bugün, cehennem!

– Suriye’de dün Hıristiyanı-Müslümanı, Alevisi-Sunnisi, Arabı-Kürdü, Dürzisi-Marunisi kardeşçe yaşıyordu. Bugün, pek çoğu birbirine hasım!
– Suriye, dün istikrar adasıydı. Bugün, küçük Irak!
– Suriye, dün Büyük Kürdistan projesine setti. Bugün değil!
– Suriye, dün Kürdistan’ın Akdeniz’e açılamaması için kaleydi. Bugün tünel!
– Suriye, dün Güney sınırımızın güvencesiydi. Bugün, yeni güney komşumuz fiili PKK devleti!
– Suriye, dün tek parçaydı. Bugün, fiilen birkaç parça!
– Suriye, dün Müslüman komşumuzdu. Bugün Haçlı’larla beraber yıkmaya çalıştığımız hasım ülke!
– Suriye, dün dış ticarette en çok artı verdiğimiz ülkeydi. Bugün, tek kuruşluk bir ticari ilişki yok!
– Suriye, dün Ortadoğu’ya açılan kapımızdı. Bugün, sınırlarımızı kapattığımız ülke!
– Suriye ile dün dost iken, Rusya, İran ve Irak’la da dosttuk. Bugün, Suriye ile beraber bu ülkelerin tamamı ile düşmanız!
Burada bir parantez açıp soralım:
Sahi, Türkiye hangi çıkarı adına Suriye’ye hasım oldu ve örtülü bir savaşı başlattı, bilen var mı?
Zerre bir çıkarı yok ise, istikrar adası olan bir ülkeye yani Suriye’ye, Haçlı’nın amaçları ve de Irak -Libya tarumar örnekleri ortada iken nasıl ve niçin saldırır?
Sadece gerekçesiz bu saldırı tutumu bile Tayyip Erdoğan’ın neye ve kime hizmet ettiğini ortaya koymuyor mu?
Altını çizerek yazıyorum, Suriye’deki yıkımın ve ölen on binlerin birinci derecede ki sorumlusu ABD değil, Tayyip Erdoğan ile şurekasıdır!
Bir başka şey daha:
Dünyanın en önemli stratejisyenlerini toplasanız ve Türkiye’yi bölme senaryonuzu yazın deseniz, emin olun Türkiye’nin bugün izlediği Suriye politikasından daha etkili bir şey yazamazlar! Düşünebiliyor musunuz, hem Suriye’de hem de Irak’ta Kürdistan’a karşı olan Esad ile Maliki bugün Türkiye’nin can düşmanları konumunda!
Evet, bugün izlenen Suriye politikası dışında hiç bir şey Türkiye’yi bölemezdi ki, hicap ile yazıyorum artık bölünmede geri sayım sürecindeyiz!
Bahçeli’nin Kerkük tezgahına dikkat!
Kaynağım emin.
Anlattığı şu:
Bahçeli, kongre öncesi panikte ya, hizmetinde olduğu ve yardım talep ettiği malum derin çevrelerden, “imaj atağı yap” önerisini almış ve bir oyun kurulmuş.
Buna göre, Bahçeli, ülkücü taban için özel anlamı olan Kerkük’ü kongre öncesi ziyaret edecek!
Diyeceksiniz ki, tek başına ziyaret imaj oluşturmaya yetmez!
Devamı var dinleyin:
İşte, o ziyaret esnasında bir tiyatro sergilenecek ve bir grup, Bahçeli’yi güya protesto edip heyetine saldıracak!
Kameraların çekeceği o an sürecinde, Bahçeli birden, “One minute” tavrı takınacak, yani onlara meydan okuyup kahramanlık taslayacak ve çok sert mesajlar verip, işte lider böyle olur dedirtecek!
Yemezler, Devlet efendi, ağzınla kuş tutsan, kongreden sonra senin gideceğin yer Çayyolu’ndaki trilyonluk malikanendir!
Öyle, çünkü senin Türk dünyası ya da Kerkük diye bir derdin olsa, bugüne kadar bir kez olsun ağzına alırdın. Şimdi yapacağın kurultay gezisidir!
Şu tabloya bakar mısınız!
PKK, Suriye’de devlet kurdu, Bahçeli’den tık yok. Ondan sonra Kerkük’te bayram namazı imiş!
Yahu, sen 10 yıldır MHP Genel Merkezi’ndeki büyük mescitte bir kez olsun Cuma namazı kıldın mı ki Kerkük’te namaz diyorsun!
Çamlıca camisi bu günahlarınızı örter mi?
Tayyip Erdoğan, bir şeyi iyi biliyor!
İnanç üzerinden yapılacak bütün tartışmalar, kendine artı yazar.
Bunun için de, sürekli yeni yeni inanç konularını gündeme taşıyor ki, bu aralar bu konu Çamlıca’daki cami inşa olayıdır.
Peki ama, Çamlıca’ya cami inşa etmek AKP ya da Erdoğan’ın bu devasa günahlarını örtebilecek mi?
– Suriye’de, Haçlı ile işbirliği yapıp Müslümanları boğazlamak!
– BOP hedefi bağlamında, Büyük Kürdistan’ı adım adım inşa etmek!
– İsrail’i korumak için füze kalkanını Türkiye’ye monte etmek!
– 9 Türk vatandaşının Gazze yolunda, İsrailliler tarafından katledilmesine, fiili, zerre bir tepki vermemek!
– Türkiye’nin en önemli enerji ve ticari partnerleri Rusya ve İran ile hasım olup hedef ülke olmak!
– Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama olayında Kıbrıs’lı Rumlardan bile kötek yemek
– İncirlik’ten kalkan uçaklarla bir buçuk milyon Irak’lı Müslümanın öldürülmesine ortak olmak!
Ahmet Davutoğlu, Barzani’ye “Kak Mesud” diye hitap eder!
Kak Kürtçe’de ağabey anlamına geliyor ve dolayısı ile Mesut ağabey demek istiyor!
Davutoğlu özel yaşamında, Barzani’ye isterse baba da diyebilir, ama Türkiye’nin Dışişleri Bakanı sıfatı ile; “Tepemi attırırsanız Diyarbakır’a da karışırım” deyip Türkiye’yi tehdit eden ABD ajanı bir peşmergeye ağabey diye hitap edemez! Ederse, bu ülkeyi küçük düşürmek olur!
Gelelim konumuza:
Tayyip Erdoğan, Davutoğlu’nu Kak’ına pardon, ağabeyine gönderiyor!
Niçin mi?
Barzani’nin Suriye Kürtlerini sahiplenmemesi için!
Komikliğe bakar mısınız?
Yahu adam, Suriye Kürtlerini bölükler halinde eğittiğini kendi ifade ediyor. İlgilenmemek nerede kaldı! Hal bu iken, bu seyahat neyin nesi?
Hayır, bunu Tayyip’te, derin stratejisti Davutoğlu da biliyor. Lakin, gayeleri iç kamuoyunu manipüle etmek!
Hani, AKP’nin bir şarkısı var ya o misal. Bunların tamamı, “aynı dağın yelleri” yani ABD’nin inzibatları!

__._,_.___

TÜRKMEN DOSYASI : TAYYİP ERDOĞAN BU SORULARIN CEVBABINI VEREMEZ /// MHP MİLLETVEKİLİ SİNAN OĞAN SORU YOR


SİNAN OĞAN'IN TÜRKMEN AÇIKLAMASI

TAYYİP ERDOĞAN, ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR /// MERAK EDENLER İÇİN


ÜNLÜ MAFYA BABASI ALAATTİN ÇAKICI, TAYYİP ERDOĞAN’A MEKTUP YAZDI …. S….TI SIVADI


İŞTE O MEKTUP

“Kamuoyuna saygılarımla

Onur ve şereften nasibini almamış Rizeli rezil yezit kişilikli onursuz. Milletin manevi duygularını istismar eden, dinimizi kullanan, hırsızlığı meşru zeminlere oturtturmuş, güzel ülkemizin bölgelerine göre arap atasözü söyleyerek doğu ve güneydoğu da yörenin kullandığı günlük hayatındaki sözleri zaman zaman kullanıp ümit tacirliği yaparak, bölgelere göre kişilik değiştiren, hırsı için ülkemizin fidanlarını telef ettiren, ruhunu şeytanateslim etmiş, dedeleri Kafkas Musevisi olan vampirin torunu.

Batıda İç Anadolu’da, tüm Karadeniz ve Çukurova bölgesinde, Erzurum yöresinde tek devlet tek bayrak tek millet diyorsun. Bir millet varsa mutlaka adı da vardır. Adını söyleyemediğin milletin devleti de olmaz. Adını söyleyemediğin asil Türk milleti tarihin her devresinde devlet olmuştur. Beynini, duygularını, dini inançlarını sürekli kullandığın bu milletin çöpçüsünden, çobanından ne asil insanlar çıktığını biliyor musun? Senin hafife aldığın, ismini koyamadığın bu milletin hiçbir evladı bu yezitliği unutmaz.

Adamsan beni öldürttür ama sen de adamlık ne gezer, ruhunu şeytana teslim etmiş iblis. Kalp gözü de mühürlenmiş çakma Rizeli yezit. Peygamberimizin evlatlarını iktidar hırsı için katleden yezit mantıklı adam. Adını koyamadığın asil Türk milletini hafife alan insan şeklindeki şeytan. Her yerde dinimizi kullanıyorsun, şeytana değil de Allah’a iman ettiysen vicdanınla hesaplaş.

Bu milleti telef edip yezitlik yapma.

Kamuoyuna saygılarımla

Alaattin Çakıcı”

AK PARTİ DOSYASI : Erdoğan’ın kökeni nerelere dayanıyor ??


Erdoğan’ın, cumhurbaşkanlığı seçimi kapsamında canlı yayında söylediği "Benim için Gürcü dediler. Affedersin daha çirkinini söylediler, Ermeni dediler" sözleri büyük tepki çekmiş ve tartışma konusu olmuştu.

Tartışmalar devam ederken bu kez Erdoğan’ın 2004 yılında Gürcistan gezisi sırasında söylediği iddia edilen "Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir" sözleri hatırlatıldı.

TARTIŞMALARLA İLGİLİ YENİ KİTAP

Erdoğan’ın kökeni ile ilgili tartışmalar devam ederken ortaya çıkan bir kitap, tartışmanın boyutunu daha da alevlendirecek gibi görünüyor.

"Türkiye’de Kim Kimdir" ismi ile yazar Oğuz Hakan Göktürk tarafından kaleme alan kitapta Erdoğan’ın kökeni ile ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.

e-kitap olarak satışa sunulan kitapta, Erdoğan ailesinin kökeni olan "Bakatoğlulları" ile ilgili şu ifadelere yer verildi:

"(…)Gürcü Bagratuniler, Osmanlı Devleti’ne en fazla direnen unsurlardan biriydi. Safevilerin ve Osmanlıların Kafkasya’daki çekişmeleri, Gürcü Bagratunilerin varlıklarını devam ettirmelerindeki en önemli faktördü. Osmanlı devletinin Gürcü Bagratuni kralları üzerine düzenlediği seferlerin bir sonucu da bunların asilzadelerinin farklı bölgelere sürgün edilmesiydi. Bir kısım Bagratuni aileleri, İstanbul’da esaret altında tutulurken, bir kısmı da Trabzon, Potamya (Rize) taraflarına zorunlu iskân edilmişlerdi.(…)"

Devamında ise şu ifadelere yer verildi:

"Doğu Karadeniz’e doğru yayılmış olan Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları da bu sınıfa dâhildi. Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları diğer ayanlardan farklı olarak Osmanlı Devleti’ne hiçbir zaman itaat etmemişti."

Yani kitaba göre Erdoğan’ın dedeleri Osmanlı’ya itaat etmemişti.

Şİİ-İRAN ETKİSİ VAR

"Erdoğan’ın kökeni" ile ilgili yeni bir tartışmaya kapı açan kitap, Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin ismi olan Teyyup isminin tarihte ve günümüzde Ağrı, Iğdır ve Tuzluca yöresinde de kullanıldığını hatırlatarak şu iddiada bulunuyor:

Ağrı-Iğdır-Tuzluca, Şii-İran kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bir bölgedir. İran’dan Potamya’ya göçler olduğu bilinmektedir. Teyyub isminin hem Iğdır-Tuzluca hem de Potamya’da kullanılması bu iki bölgeye İran’dan göçler olmasının bir sonucudur. Zira Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2014 yılındaki İran ziyaretinde “ikinci evimizdeyiz” açıklaması İran’ın Potamya’ya etkisinin tarihsel ve coğrafi olarak ifadesidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın aile büyükleri içerisinde yer alan Havuli, Fatuli ve Farfuli gibi isimlere sadece Potamya’da rastlanılmaktadır."

BAGRATUNİLER "PAPAZ ELBİSESİ" İLE SIZDILAR

Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken söylediği “Demokrasi bir araçtır. Müslüman’ın laik olması mümkün değildir. Eğer benim emir-komuta merkezim bana Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.” sözlerinin hatırlatan yazar,

Bu sözün de "tarihsel bir gerçeğin ifadesi" olduğunu belirterek şunları yazdı:

"Zaten Bagratuniler, Gürcüler ve Ermeniler içerisine papaz elbisesi giyerek sızmışlardır. Bu söz, Bagratuniler’in Ermeniler arasına sızma mantığının dışa vurumundan ibarettir."

TAYYİP ERDOĞAN’IN EŞİ EMİNE ERDOĞAN

Kitapta Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile ilgili iddialara da yer verildi. Emine Erdoğan’ın, Siirtli Gülbaran ailesinin kızı olduğunun belirtildiği kitapta, Gülbaran ailesi ile ilgili şu ifadelere yer verildi:

"Emine Erdoğan, Siirtli Gülbaran ailesinin kızıdır. Gülbaran ailesinin kökenlerinin dayandığı Siirt’te önemli sayıda Yahudi, Ermeni, Süryani, Nasturi, Keldani ve diğer Hıristiyan unsurların yaşadığı bilinmektedir.(…)

BAGRATUNİ KRALI AŞOT’UN KARDEŞİ NASRA

Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nasra, tarihin derinliklerinden gelen çok önemli bir isimdir. 870’li yıllarda yaşayan Bagratuni Kralı Aşot’un kardeşinin adı olan Nasra, yüzyıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşi olan Emine Erdoğan’ın büyük ninesi Nasra ile tarih sahnesine çıkacaktır. Nasra ismi günümüzde, Güneydoğu, Doğu Anadolu’da Ermeni ve Süryani görünümlü Bagratuniler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.(…)

YAHUDİ CASUSLUK ÖRGÜTÜ NİLİ

Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nili, kadim Yahudi isimlerindendir. I.Dünya Savaşı’nda Ortadoğu’da Osmanlı Devleti’ne karşı casusluk faaliyetinde bulunan Yahudi terör örgütünün adı da Nili’dir.(…)"

TARTIŞMALAR DEVAM EDİYOR

Erdoğan’ın kökeni ile ilgili tartışmaları daha önce yazar Ergun Poyraz, yazdığı "Musa’nın Çocukları" isimli kitapla gündeme getirmişti. Söz konusu kitap Ergenekon davasına da konu olmuştu. Poyraz için ise mahkeme 29 yıl hapis cezası kararı vermişti.

Yine gazeteci Soner Yalçın "Kayıp Sicil, Erdoğan’ın Çalınan Dosyası" kitabında Erdoğan ailesi ile ilgili detaylı bilgilere yer vermişti.

Anlaşılan Erdoğan’ın "kökeni" ile ilgili tartışmalar bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Sözü Soner Yalçın’ın şu cümleleri ile bitirelim:

"Kim kendini hangi inanç ve etnik kimlikle tanımlıyorsa, benim için "doğru" odur. Erdoğan "Gürcü’yüz" diyorsa, öyledir. Emine Hanım "Arap’ım" diyorsa doğrudur."

Odatv.com

TAYYİP ERDOĞAN’IN KÖKENİ NEDİR ??? /// MERAK EDENLER İÇİN …


TAYYİP ERDOĞAN’IN TÜRKİYE’Yİ GETİRDİĞİ NOKTA BUDUR /// VİCDANIN ELVERİYORSA OY VER !!!!


İŞTE TAYYİP’İN BAŞKANLIĞINDA 2015 YILI YÖNETİM KADROSU /// EFSANE 12’Lİ :))


ESKİ LİDERLER İLE TAYYİP ERDOĞAN ARASINDAKİ FARK /// ATA’YA DUYULAN SAYGI


ESKİDEN LİDERLER ATA’YA SAYGI İLE GİDERDİ

PADİŞAH 1. TAYYİP İSE CUMHURİYETİ KURANLARA DEMEDİĞİNİ BIRAKMADI

ATA’MIZA VE 2. CUMHURBAŞKANIMIZ İNÖNÜ’YE HALKIN HUZURUNDA “AYYAŞ” DEDİ.

IŞİD DOSYASI /// NECDET BULUZ : Erdoğan, Kürtler ve IŞİD.


Başbakan ve Cumhurbaşkanı Adayı Erdoğan, yaptığı hesaplarda Doğu ve Güneydoğu’dan Kürt oylarından % 5 oranında oy alabileceğini hesaplıyor. Kurmayları da yaptıkları açıklamalarda bu beklenti içinde olduklarını söylüyor. Bu hesaplar tutar mı? PKK’nın siyasi uzantısı olarak HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş “Erdoğan Doğu’dan da Güneydoğu’dan da tek bir oy alamaz” diye meydan okuyor.

Demirtaş, açıklamalarında bu kadarla da sınırlı kalmıyor. “Hiç kimsenin beklemediği bir Cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna hazır olun” diyor.

Şu noktaya dikkatlerinizi çekelim:

Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa, bu turda Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt oylarının önemi ortaya çıkacak. Yurt dışından beklenen oy akışının olmaması da Kürt oylarını daha da önemli duruma getiriyor.

Peki, Kürt’ler Erdoğan’a oy verirler mi? Selahattin Demirtaş, “Tek bir oy vermeyeceğiz” diyor. Bunun gerekçelerini de açıklayalım.

Erdoğan’ın Kürt oylarında en büyük kozu “ Kürt Açılım politikası” olarak değerlendiriliyor. Ancak, IŞİD’e destek vererek, Suriye’deki PYD’lilerle çatışma noktasına getirenin Erdoğan olduğu söyleniyor. Demirtaş bunu açık açık ifade ediyor. Erdoğan’ı “ikiyüzlü politika” izlemekle suçluyor. “Bir yandan açılımla şirin görünmeye çalışıyor, öte yandan IŞİD’a destek vererek Suriye’deki Kürtler’in katledilmesine destek veriyor” diyor.

Dikkat edilecek olursa gerek Demirtaş, gerekse PKK ve yandaşları aylardan bu yana IŞİD’dan olan sıkıntılarını dile getiriyor. IŞİD’a destek verdiği için Erdoğan’ı eleştiriyor. Özellikle de Hatay’daki olaylara dikkat çekiyorlar. IŞİD militanlarının sınırda rahat hareket ettiklerini, Türkiye’yi “kapı komşusu” yaptıklarını söylüyorlar.

Bu satırlar yazılırken Suriye’nin Güney sınırında PYD ile IŞİD arasındaki çatışmaların şiddetlendiği haberleri geliyordu. Son haberlerde de PYD’nin IŞİD militanlarının püskürttüğü ifade ediliyordu. Suriye’deki IŞİD saldırılarının artması üzerine Kuzey Irak’taki PKK kamplarından silahlı güçlerin PYD yanında çatışmak için Suriye’ye geçtiği de belirtiliyor.

“Çatı aday” İhsanoğlu’nun giderek kendisini daha iyi tanıtması, Erdoğan’ın yurt dışından beklediği oyların gelmemesi ve Kürt oylarının da “çantada keklik” görülmemesi nedeni ile Cumhurbaşkanlığı seçimi daha da kritik bir noktaya taşınmış olacak. Eğer, seçim ikinci tura kalırsa, çok önemli pazarlıkların da gündeme oturabileceğini sanıyoruz. Çünkü PKK ve yandaşları bugüne kadar bekledikleri adımların atılmadığından yakınıyor.

Bütün bunlara rağmen, Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu’dan oy alabileceğini düşünenler de var. Ancak, İhsanoğlu da bu konuda çok iddialı açıklamalar yapıyor. “Ben de Doğu’dan ve Güneydoğu’dan beklenenin üzerinde oy alacağım” diyor. İhsanoğlu % 60 oy alarak ilk turda seçimi kazanacağını da vurguluyor. Hiç kuşkusuz Kürt oyları için çok değişik hesaplar yapılıyor. Özellikle büyük kentlere dağılmış olan Kürt oylarının da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli rol oynayacağını da gözlerden uzak tutmamak gerekiyor.

PKK ve yandaşlarına bugüne kadar hoşgörü ile yaklaşan, Doğu ve Güneydoğu’yu neredeyse örgüte bırakan Erdoğan’a Kürtlerin hala öfkeli oluşu ve kızgınlıklarını dile getirmesi küçümsenmemelidir. Bu yörede, HDP ve KCK hala etkili durumda bulunuyor. Buradaki oylarda da örgütün hâkimiyeti var.

Erdoğan’ın IŞİD’a destek verdiği iddiaları yeni değil. Daha önce de Amerika’nın bu konuda Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun dikkatini çektiği söyleniyor. Şimdi ise Kürt oyları için bu desteğin çekilmesi gündeme gelebilir mi? Bugüne kadar gelmediğine göre geleceğini de sanmıyoruz. Öyle sanıyoruz ki IŞİD üzerinden bazı hesaplar da yapılıyordur. Bunları da gün geçtikçe daha açık biçimde hep birlikte göreceğiz.

Erdoğan, seçimler yaklaştıkça daha sert mesajlar veriyor. Rakipleri üzerinden daha ağır yükleniyor. Rahat olmadığı da çok açık biçimde görünüyor. Son yapılan kamuoyuna araştırma sonuçları da ilk turda hiçbir adayın % 50’nin üzerine çıkamayacağı tahminler arasında. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da yaptığı açıklamada “Bütün sonuçlar elimizde hiçbir aday ilk turda seçimi kazabilecek oy alamıyor görünüyor” diyor.

Muhalefet ve Erdoğan karşıtları, Erdoğan seçilse bile ikinci turda seçilmesinin, bazı konularda Erdoğan’ın önünün tıkanması için gerekli olduğu görüşündeler. “En azından dengeler alt-üst olmaz” diyorlar. Erdoğan ve taraftarları ise var güçleri ile işi ilk turda bitirme peşindeler. Çünkü ilk turda bir de yüzde fazlası ile seçilme anayasa değişikliğini, Başkanlık için referandumu da gündeme taşımış olacak.

Ne olursa olsun, ortada bir seçim ve sandık var. Seçim için rakip küçümseme, karalama ve seviye düşürmemek gerekiyor. Seçmen her zaman olduğu gibi sandığa gidecek, hür iradesini yansıtacaktır. Biz, her seçim döneminde yazdığımızı yineleyelim: Seçimde oyunuzu kime verirseniz verin, buna saygı duyarız ama mutlaka sandığa gidin ve oyunuzu kullanın.

IRAK DOSYASI : Ömer Faruk Eminağaoğlu’ndan TAYYİP ERDOĞAN’a mesaj var !!


AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : TAYYİP KENDİNİ MÜSLÜMAN GÖSTEREN BİR YAHUDİDİR


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=QwUxqzQ1jTU

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ /// Demirtaş Bayar : Tayyip Erdoğan’a neden HAYIR : (1 ve 2. kısım)


Turkish Forum Danışma Kurulu üyesi Sn. Demirtaş Bayar’dan gelen mesajı dikkatinize sunuyoruz

(1) – Yalanlar

Konuşmalarının çoğunda ya bir yalan veya hakikatleri tahrif etmek veya başkalarına suç yüklemek yer alıyor. Okadar acayip ki dünya bunu biliyor ama o hala yalanlarının yalan olduğunu anlamamış kafasında. (1) Ekte belirttigim gibi bir devlet reisine yakışmıyacak kaba bir lisan kullanıp dünyadaki prestijimizi yok etti. Dost olan komşumuz kalmadı.
Yalanlar devam ediyor:

Cameron gazete kapattı mı?

Hürriyet Zeynep GÜRCANLI / ANKARA 28 Ocak 2014

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti grup toplantısında, İngiltere’de Başbakan Cameron’un “gazete kapattığını” söyledi. Bu sözlere İngiltere Büyükelçiliği’nden yanıt geldi.

İNGİLTERE BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDEN AÇIKLAMA: “BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN SÖZLERİNE ŞAŞIRDIK…. İNGİLTERE BAŞBAKANI CAMERON GAZETE KAPATMADI”

Alttaki konuşmayı yapan ihtimalen paranoyalı olmalı. Dünyadaki herkezi düşman görüyor. Buna “Döviz Lobisi” efsanesini katarsanız durum netlenmiş olur.

Erdoğan “Sadece BBC mi? Wall Street Journal… Bu gazetelerin patronları kimler? Bu gazetelerin patronlarının sahipleri kimler? Geçenlerde İngiltere’de benzer şeyi yaptılar. Cameron hemen gazeteleri kapattı. Ondan sonra Amerika’dan vurmaya başladılar. Zihniyet aynı. Bu zihniyeti iyi tanımamız, iyi bilmemiz lazım. Bunlarla kim ortak hareket ediyor? Kimler ortak davranıyor? Bunu çok iyi takip etmemiz lazım” dedi.

Daha evvel:

ABD’den Başbakan Erdoğan’a Occupy Wall Street yanıtı
Hürriyet Planet 7 Haziran 2013

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Occupy Wall Street’te 17 kişi öldü” sözlerine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden yanıt geldi. Yanıtın Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında “bela” olarak nitelendirdiği Twitter üzerinden gelmesi ise dikkat çeken bir detay oldu.

Ben NY’da yaşıyorum. Böyle bir manzara “Occupy Wall Street”de yaşanmamıştır. 17 kişinin NY’da öldüğü yalandır.

Bir tane daha:

Erdoğan ‘camiye içkiyle girdiler’ iddiasını tekrarladı

10 Haziran 2013

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün Ankara Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı konuşmada Gezi Parkı protestoları sırasında eylemcilerin Dolmabahçe Bezmi Alem Valide Sultan Cami’ne bira şişeleriyle girdiğini ifade etti.

Konuyla ilgili açıklama yapan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii müezzini Fuat Yıldırım, “Burada içki içilmedi. Eylemciler buraya sığındıktan sonra içki içen görselerdi zaten kendileri dışarı atardı” demişti

Bir tane daha:

Tayyip Erdoğan elindeki delilleri göstermediği takdirde yeniden ona inanmada güçlük çekilecek. Sert yanıtlar yapıp hükümetimizin beynelmilel itibarını tamamen yok etmek istemesinin sebebi anlaşılmıyor.

Demirtaş Bayar

ABD’den Erdoğan’ın o sözlerine açıklama

20 Ağustos 2013

Başbakan Erdoğan’ın, “Mısır’daki darbenin arkasında İsrail var, elimizde belgesi var” sözlerine ABD’den yanıt gecikmedi. Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Erdoğan’ın sözleri saldırgan, delilsiz ve yanlış” açıklamasında bulundu.

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Başbakan Erdoğan’ın bugünkü sözlerini güçlü bir biçimde kınıyoruz. İsrail’in Mısır’daki olaylarda bir şekilde sorumluluğu olduğunu söylemek saldırgan, delilsiz ve yanlıştır” dedi. Earnest ayrıca bu tür ifadelerin bölgedeki tüm ülkelerin yapıcı işbirliği gereksiniminden uzaklaşmalarından öte bir işe yaramayacağını belirtti.
İsrail’den Erdoğan’a tek cümlelik yanıt

Hürriyet Planet 20 Ağustos 2013

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yigal Palmor, Associated Press haber ajansının konuyla ilgili bir sorusu üzerine, “Bu üzerine yorum yapmaya değmeyecek o açıklamalardan biri” yanıtını verdi.

MISIR: ERDOĞAN BİZİ BÖLMEK İSTİYOR

Mısır resmi haber ajansı MENA ise bazı Mısırlı bakanların olan “sağlıklı ya da adil” hiç kimsenin bu sözleri kabul edemeyeceğini söylediğini bildirdi.

MENA’nın haberine göre, Erdoğan’ın sözlerinin Mısırlıları bölmeyi amaçladığını iddia eden bakanlar, “Kabine, Mısır’ın sabrının taştığını vurgulamaktadır… Mısır başkalarının husumetlerini paylaşmıyor ve yeni bir kimlik arayışında da değil. Arap ve İslamcı doğası aşikardır” dedi.

Bir tane daha:

Başbakan yalanla aldatmaya çalışıyor

Hürriyet Ahmet ACAR/ DHA 16 Şubat 2014

Eski CHP Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Gezi eylemleri sırasında eylemcilerin Kabataş’ta başörtülü Zehra Develioğlu’na saldırdığı yönündeki iddiaların gerçek olmadığının kamera görüntüleriyle ortaya çıktığını belirterek, “Yok işte, ortaya çıktı ama Başbakan Erdoğan halen yalanla milleti aldatmaya çalışıyor” dedi.

(2) – Yolsuzluklar

17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmaları başladıktan sonra Erdoğan hükümeti suçlamaları durdurmak ve delilleri ört bas etmek için son derecede büyük bir faaliyete girdi. (2) Ekte belirttiğim gibi ilk önce soruşturmayı başlatan savcıları yerlerinden aldı. Sonradan bu savcılar hakkında soruşturma açtırdı. Yerlerine kendi seçtigi kimseleri getirdi. Deniz feneri soruşturması da aynı şekilde yok edilmişti. Soruşturmaların bir kısmı yeni atanan savcılar ve hakimler tarafından kapatıldı. Delilleri toplayan görevliler yerlerinden alınıp susturuldu. Bununla da kalmayıp Hakimlerin bağımsızlığını kaldırıp Bakanlığa bağlanması yasasını meclisten geçirdi. AYM bunu feshetti ama buna rağmen büyük miktarda savcıyı, hakimi, ve polisi yerlerinden aldılar ve kendi adamlarını atadılar. Bakanlığın haberi olmadan herhangi bir soruşturma yapılamacağını yürürlüğe getirdiler.

Bu şekilde yolsuzluklar bağımsız bir adalet sistemi tarafından denetlenemiyecek ve şeffaflık kalkacak. Kamu oyuna hakikatler bildirilmiyerek bütün karanlık işler devam edecek. Meclise getirilen fezlekeyi geri çevirdiler. Eğer Hükümet samimi olsa idi bu güne kadar bütün suçlamaları mahkemeye getirebilirdi ve delilleri kamu oyuna açabilirdi. Biz Türk vatandaşı olarak bu delillerin ne olduğunu bilmek istiyoruz. Erdoğanın oğlu ile konuşmasının ses kaydına montaj dedi. Tayin ettigi bir teşkilata tetkik ettirdi ve bir kaç ay sonra bu teşkilat montaj olduğuna karar verdi. Buna karşılık batıda bağımsız bir teşkilat montaj olmadığını tesbit etti. Duman olan yerde ateşde vardır. Bu kadar gizlilik ve erteleme çabaları yolsuzluk şüphelerini arttırmış oluyor.

Kendileri hakkındaki soruşturmaları her ne pahasına olursa olsun kapatmak istedikleri o kadar belli ki en cahil insan bile anlar.

Demirtaş Bayar

DAVA YOK – 17-25 ARALIK TOKİ DOSYASI KAPANDI
17-25 ARALIK SAVCILARINA SORUŞTURMA

Hürriyet Ayşegül USTA / İSTANBUL 3 Mayıs 2014

İşadamları Ali Ağaoğlu, Nazif Zorlu, Mehmet Ali Aydınlar, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar ve eski Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın da aralarında bulunduğu 60 kişi hakkında 20 ayrı suçtan yürütülen TOKİ soruşturması delil yetersizliği yüzünden kapatıldı.

17 Aralık dosyası 2 savcıdan alındı

Hürriyet 29 Ocak 2014

17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in dosyaları ellerinden alındı. Savcılar görevden alındıklarını e-posta ile öğrendiler.

Mehmet Yüzgeç, İstanbul 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı olarak atandı. Celal Kara, İstanbul 45. Asliye Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı oldu. Savcılık kaynakları, 17 Aralık soruşturmasının ikinci dalgasıyla ilgili iki ünlü işadamına tebligat gönderildiğini ve sanık sıfatıyla ifadeye çağırıldığı belirterek, “Savcılar operasyonun ikinci dalgasına başlamışlardı. Tebligatların ulaşmasının hemen ardından görevden alındılar” dedi.

İstanbul’un yeni Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu iki savcıya dosyadan el çektirildiklerini e-posta atarak bildirdi.

ZARRAB İTİRAZI DA YARIM KALDI

İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi Reza Zarrab’ın mal varlığına konulan tedbir kararını kaldırmıştı. 17 Aralık soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara dün mahkemenin kararına itiraz dilekçesini yazdı ve imzaladı. Ancak itiraz için 3 savcının imzası gerekiyordu. Celal Kara görevden alınınca hazırladığı itiraz dilekçesini diğer savcılara imzalatamadı. Böylece Reza Zarrab kararına da itiraz edilememiş oldu.

SORUŞTURMADA TEK SAVCI KALDI

Soruşturmada sadece savcı Ekrem Aydıner kaldı. Dosyaya yeni savcılar görevlendirilip görevlendirilmediği konusunda bir açıklama yapılmadı.

17 ARALIK OPERASYONU

17 Aralık’ta, savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç, bir buçuk yıldır yürüttükleri yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında operasyon düzenlemişti. Operasyonda, eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar’ın oğulları gözaltına alınmıştı. Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan tutuklanmıştı. Dosyada daha sonra Savcı Mustafa Erol ve Savcı Ekrem Aydıner de görevlendirilmişti. Görevden alınan savcılar Celal Kara ile Mehmet Yüzgeç’in iddianameyi bitirmek üzere oldukları öğrenildi.

Şike ve Cübbeli Ahmet operasyonlarında dinleme yapan polisler tayin edildi

Hürriyet Ali AKSOYER/İSTANBUL(DHA) 15 Ocak 2014

Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları üzerine başlatılan 17 Aralık operasyonunun ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde çok sayıda memurun yeri değiştirildi.
Görev yeri değiştirilenler arasında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün dinleme ekibindeki memurların da bulunduğu ortaya çıktı. Görevden alınanların ilçe emniyet müdürlükleri emrine tayin edildikleri öğrenildi. Aralarında Şike ve Cübbeli Ahmet Hoca’ya düzenlenen operasyonların bulunduğu pek çok olayda görev alan dinleme ekibinin yerine yeni memurlar tayin edildi.

17 Aralık’tan bugüne kadar geçen sürede İstanbul’da aralarında müdür ve müdür yardımcılarının da bulunduğu 500 polis tayin edildi. Son olarak Asayiş Şube Müdürlüğü’nün dinleme ekibinde görevli 45 polis memuru çeşitli ilçelere gönderilmişti. Yapılan tayinlerde, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün teknik takip biriminin telefon dinleme ekibinde çalışan 57 polis memurunun da görevden alınarak başka ilçelere gönderildiği ortaya çıktı. Bu ekip, Aziz Yıldırım’ın gözaltına alındığı Şike Operasyonu ve Cübbeli Ahmet Hoca’ya düzenlenen operasyonlar gibi gündemi sarsan olaylarda görev almıştı.

Soruşturmam engellendi

Ayşegül USTA – Fırat ALKAÇ / İSTANBUL – 27 Aralık 2013

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi ile yetkili Savcı Muammer Akkaş, 2. dalga yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasından alındı.

Yazılı açıklama yapan Akkaş, gözaltı kararlarının yerine getirilmediğini belirtti “Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki bir Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir” dedi.

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına ilişkin 2’nci dalganın yapılması için 25 Aralık’ta emniyete talimat veren, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi ile yetkili Savcı Muammer Akkaş tüm gün uğraşmasına rağmen polisi harekete geçiremedi. Dün ise soruşturmadan alındı. 2 gündür sürdürdüğü görüşmelerin ardından soruşturma dosyasının elinden alındığını söyleyen Akkaş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı dahil birçok kişiyi suçlayarak “Bugün itibariyle bu soruşturma dosyasının içerisinde yer alan arama, elkoyma ve gözaltı kararları ile birlikte gerekçe gösterilmeden uhdemden alındığımı öğrendim. Bundan sonra sorumluluk İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilindedir. Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki; bir Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir” dedi.

Deniz Feneri Savcısı: O savcılar için endişeleniyorum
Hürriyet 20 Aralık 2013

Deniz Feneri e.V bağlantılı soruşturmayı yürütürken görevden alınıp hakkında, “Resmi belgede sahtecilik ve görevde yetkiyi kötüye kullanma” suçundan açılan dava sonucunda beraat eden Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan ve Abdul Vahap Yaren, son operasyonu Hürriyet’e değerlendirdi. Halen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde “Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu” savcısı olarak görev yapan Türkaslan, “Soruşturmanın gidişatından memnun değillerse bu yolu deniyorlar, o savcılar için endişeleniyorum” dedi.
Savcı Türkaslan, Hürriyet’e şunları söyledi:

ŞİKAYET ÇIKIŞ NOKTALARI

“Bize yapılanın aynısını yapılacağından kuşkum yok. Hem soruşturmanın devamı yönünden, hem savcılar yönünden endişelerim var. Öyle ki başımıza gelenlerle benzerlikler görünüyor. Yani bir hükümet yetkilisinin ‘savcıları şikayet ediyorum’ diyen bir açıklaması var. Biz için de aynısı olmuştu. Şimdi bakıyorsunuz, soruşturmanın gidişatından memnun değillerse bu yolu deniyorlar. Bu ‘şikayet ediyorum’un arkası tehlikeli, çıkış noktaları bu oluyor. ‘Soruşturmanın selameti açısından’ deniyor. Soruşturmanın selameti nasıl oluyor bana bilen biri izah etsin.

İstanbul’da gece yarısı tayin depremi
Hürriyet 3 Ocak 2014

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda, İstanbul Emniyeti’nde tayin depremi 4. sınıf emniyet müdürleri ile devam etti. 4. sınıf 12 emniyet müdürü ile 4 emniyet amirinin görev yeri değişti. Tayinler gece yarısı müdür ve amirlere iletildi.

Organize şube şefine 10 günde ikinci atama
Hürriyet – Çetin AYDIN/İSTANBUL 1 Ocak 2014

İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra başlayan görevden almalarda bazı değişiklikler yaptı.
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gerçekleştiren Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı iken görevden alınarak Sancaktepe’den Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı yapılan Mahir Çakallı yeniden görevden alındı ve Deniz Liman Şube Müdürlüğü’nden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı oldu. Çakallı’nın yerine Hakan Boydak getirildi. Çakallı, 17 Aralık sonrasındaki ilk dalgada görevinden alınmıştı.

Görevden alma depremi A Bloğu da sarstı
Hürriyet – 28 Aralık 2013

TÜRKİYE’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından yaşanan görevden alma ve tayin depremi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü B Bloktaki operasyonu yürüten Mali ve Organize Şube ile C Bloktaki İstihbarat ve Terör Şubelerinin ardından operasyonel olmayan şubelerin bulunduğu A Blok’taki şubeleri de sarstı. Son dalgada 38 müdürün görev yeri değişti.

Yerine 5 yeni savcı
Hürriyet – 28 Aralık 2013

YOLSUZLUK iddialarına ilişkin 2’nci dalga soruşturmasını yürüten ancak gözaltı kararları verdikten bir gün sonra görevden alınan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın yerine 5 savcı görevlendirildi.

Operasyona iktidar operasyonu
Hürriyet Yalçın DOĞAN 19 Aralık 2013

BALYOZ’da;

– Soruşturma açan, yüz üç kişinin yakalanma emrini veren savcı görevden alınıyor.
– Duruşmanın başlamasından iki gün önce mahkeme başkanı görevden alınıyor.
– İtirazları inceleyen, muhalefet şerhi koyan 11. Ağır Ceza Mahkemesi yargıcı “Günün birinde önümüze gelirsin” denildiği için emekliliğini istiyor ve ayrılıyor.

ERGENEKON’da;

– Tutuklamaları yerinde görmeyen mahkeme başkanı görevden alınıyor.
– Hurşit Tolon’u tahliye eden, daha sonra Mehmet Haberal dosyası önüne geldiğinde, mahkemenin yargıcı “Üzerimde kurumsal baskı var” diyerek ayrılıyor.
– Başlangıçta bu davaları yürüten savcı Zekeriya Öz Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’la ilgili soruşturma açtığında görevden alınıyor.

DENIZ FENERINDE’nde;

Soruşturmayı yürüten üç savcı önce görevden alınıyor, yetmiyor, savcılar bir de yargılanıyor. Sanıklar ise serbest bırakılıyor. Dava ne oldu, ses seda yok.

ÖRNEKLERDEKİ GİBİ

Bunlar ilk anda akla gelen yargıya siyasal müdahale örnekleri. Kuvvetler ayrılığı ilkesini çiğneyen, demokrasiye aykırı müdahaleler.

Bu müdahaleler ışığında, üç bakanın oğluna, banka genel müdürlerine, yüksek bürokratlara, ünlü işadamlarına uzanan yolsuzluk ve rüşvet iddiasını içeren operasyon sonrasında, hükümetin hamlesi merak ediliyor. O merak kısa sürede gideriliyor.

Sabahın ilk saatlerinde operasyonu yürüten beş polis müdürü görevden alınıyor. Öğleye doğru “fazla dosya” bulunduğu gerekçesiyle iki savcı daha görevlendiriliyor. Asıl bomba öğleden sonra patlıyor, soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz’ün görevden alındığı haberi ortalığı karıştırıyor. Ancak HSYK bunu doğrulamıyor. Yukarıdaki örnekler gibi, sürpriz olmayan, talihsiz bir hamle.

KAHRAMANLIK DESTANI

Kısa süre önce Tayyip Erdoğan Polis Akademisi’nde konuşurken, “Polisimiz demokrasi testinden başarıyla geçmiştir, adeta kahramanlık destanı yazmıştır” diyor.Eğer konu Gezi ise kahramanlık destanı, ama konu kendi hükümetinin eteklerine, atadığı bürokratlara uzanan operasyon ise polis müdürleri anında görevden alınıyor. Sürpriz olmayan, talihsiz hamleler.

‘DAVANIN SAVCISIYIM’

Hamlenin devamında ne olabilir?

Örneğin, oğulları gözaltına alınan bakanlar istifa eder mi? Ya da önümüzdeki günlerde yapılması beklenen hükümet değişikliğinde, o üç bakan yer alır mı? Ya polis ve savcılar? İşte ortada, hem “Adli süreç devam ediyor” diyor, hem de Balyoz, Ergenekon, Deniz Feneri’nde olduğu gibi, kuvvetler ayrılığı ilkesi yine çiğneniyor. Sadece yönü değişik. O zaman o yönde, şimdi ters yönde.

Ergenekon sırasında Erdoğan, “Ben bu davanın savcısıyım” diyor. Erdoğan şimdi benzer savcılığa soyunmuş görünüyor. Demokrasi açısından çok talihsiz hamleler.
İyi ki haberleri yok(tu)

BİN türlü kuşku ve güvensizliğe rağmen, son operasyonun iyi bir yönü var:

Başbakan’ın bundan haberi yok, oğulları gözaltına alınan bakanların, emrindeki polise rağmen İçişleri Bakanı’nın, hatta polis amirlerinin bile haberi yok.
Haberlerinin olmayışı operasyonun hukuka uygun gelişeceğine ilişkin başlangıçta iyimserlik aşılıyor, ama artık belli, operasyona siyasal müdahale ertesi sabah başlıyor.

Yolsuzluk Soruşturmasını yok etme çabaları devam ediyor.

Sadece iki ilde 1700 polisin yeri değişti

Hürriyet Çetin AYDIN/İSTANBUL – Fevzi KIZILKOYUN / ANKARA – Banu ŞEN / İZMİR 7 Ocak 2014

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında Emniyet’te başlayan görevden alma fırtınasında şu ana kadar yüzlercesi rütbeli olmak üzere binlerce polisin yeri değiştirildi. Sadece İstanbul, Ankara, ve İzmir’de yaklaşık 1700 polis farklı görevlere getirildi.

TCDD personeline gözaltı
ANKARA 7 Ocak 2014

İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen ihaleye fesat karıştırmak ve limanlardaki işlemlerde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan operasyonda TCDD Genel Müdürlük personeli 8 kişi gözaltına alındı.

HSYK’dan savcılar ve Altınok için inceleme kararı

7 Ocak 2014

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), aralarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Başsavcı vekili Zekeriya Öz, 17 Aralık operasyonunun 2. dalgasında soruşturma dosyası elinden alınan Savcı Muammer Akkaş ile Oktay Erdoğan ve İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok hakkında inceleme kararı aldı. HSYK ilk kez bir emniyet müdürüne inceleme izni vermiş oldu. Haberi tiyatro izlerken öğrenen Altınok oyunun bitmesini beklemeden salondan ayrıldı.

TEM müdürü 20 gün sonra görevden alındı
Çetin AYDIN/İSTANBUL 7 Ocak 2014

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne(TEM) getirilen Serdar Ali Sekkin görevden alınarak Sabiha Gökçen Havalimanı Şube müdürü oldu. Yerine ise Adana Polis Okulu’ndan Mustafa Çalışkan getirildi. ilk dalga görevden almada TEM Şube Müdürü Ömer Köse görevden alınmış yerine Sekkin getirilmişti. Sekkin’in TEM müdürlüğü 20 gün sürmüş oldu.

(3) – Tutuklamalar, Sansürler, Baskılar, Kısıtlamalar

Türkiyenin simgesi medeni dünyada “muhabirler mezarlığı” oldu. İnsan Hakları mahkemesi müracaat eden tutuklu Türk muhabirler hakkında hukumetimizi suçlu buldu. Tutukluların tamamı Erdoğan aleyhinde yazan muhabirlerden oluşuyor. Herhalde paranoyanın bunda bir parmağı olsa gerek. İlaveten Twitter ve You Tube hoşuna gitmedi. Sansür ettirdi. (3) Ekte belirttigim gibi aleyhte yazıları neşretmek tehlikeli oldu. Sonunda ya ‘Sibiryaya’ tayin olmak veya tamamen işten atılmak var.

Kendi çıkardığı yasaları kısmen iptal eden Anayasa Mahkemesini de kapatmak gayretine girdi. Daniştay’da onu tenkid edene tehditler savurarak hırçınlığını ifade ett
Erdoğan Hükümetinin dünyadaki itibarı kötüden çok kötüye gitmekte devam ediyor. Bize yakınlık gösteren hiç bir komşu memleket veya herhangi bir başka memleket kalmadı. Çıkarları için bizi kullananlar çok.

Demirtaş Bayar

CPJ: Türkiye’de ifade özgürlüğü ve habercilik alanları hızla daralıyor

Hürriyet – Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK (DHA) 7 Şubat 2014

ABD merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) ‘Basın Özgürlüğünün Risk Altında Olduğu Ülkeler Raporu’nda, Türkiye ilk on ülke içinde yer aldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü basın özgürlüğü raporunu yayınladı

hurriyet.com.tr 13 Şubat 2014

Paris merkezli Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlandı. Rapora göre Türkiye 180 ülke arasında 154′üncü sırada.
Afganistan, Ürdün ve Irak gibi ülkelerin gerisinde kalan Türkiye’den raporda, “problem ülke” olarak bahsedilirken Gezi Parkı eylemlerinde 153 gazetecinin yaralandığı, 39’ının gözaltına alındığı hatırlatıldı. Ve şu ifadeler kullanıldı:

“Bölgesel emellerine rağmen, 154. sıradaki Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda hiçbir gelişme görülmedi. Türkiye ‘en büyük gazeteci hapishanelerinden’ biri olarak tanımlanmaya devam ediyor.

Türkiye ilk kez basını özgür olmayan ülkeler arasında
Hürriyet -Tolga TANIŞ / WASHINGTON 1 Mayıs 2014

Her yıl ülkelerin basın özgürlüğünü inceleyen Freedom House, 2014 raporunda Türkiye’yi son 15 yıldır ilk kez “kısmen özgür ülkeler”den “özgür olmayan ülkeler” kategorisine düşürdü. Gezi Olayları sonrası yaşanan işten atılmalar, sansür ve otosansür uygulamaları, şeffaf olmayan medya sahipliği nedeniyle 6 puan daha kötüleşen Türkiye bir yıl önceye göre 14 sıra daha gerileyip dünya genelinde 134’üncülüğe geldi. Böylece Türkiye, 42 ülkenin yer aldığı Avrupa’da da aynı zamanda basını özgür olmayan tek ülke oldu.

Almanya’dan Erdoğan’a ‘Gauck’ tepkisi
hurriyet.com.tr 30 Nisan 2014

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde FDP ve liberallerin favori adayı Alexander Graf Lambsdorff, Die Welt Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakereleri durdursun ve bu sürece konsantre olmaktan vazgeçsin. Müzakerelerin yeri derin dondurucu” dedi. Lambsdorff, özgürlükleri kısıtlayan, hukuk devleti prensiplerini zedeleyen ‘yarı-otoriter’ bir ülkeyle pazarlıkların yapılmaması gerektiğini söyledi.

Alman hükümetinin Basın Sözcüsü Steffen Seibert tartışmaların endişe verici olduğunu söylerken “Federal hükümet cumhurbaşkanının değerlendirmelerinden farklı düşünmüyor“ dedi.

22-25 Mayıs’ta yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU’nun favori adayı olan Markus Ferber ise, “Üyelik müzakereleri hemen sona erdirilmeli. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girecek ülke değil. Ülke giderek Avrupa ve Avrupa değerlerinden uzaklaşıyor” diye konuştu.

Berlin’in Erdoğan’ın konuşmasından oldukça rahatsız olduğunu bildiren Die Welt gazetesi, Dışişleri’nden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth’un “Erdoğan’ın duygusal açıklamaları ne içerik olarak ne de ton olarak orantılıdır. Sadece şaşırıyorum ve kafa sallıyorum” şeklindeki sözlerini aktardı.

“Cumhurbaşkanı’yla gurur duydum, tam bir demokrat ve insan hakları savunucusu gibi davrandı” diyen Almanya Federal Parlamentosu Başkan Yardımcısı Claudia Roth (Yeşiller) ise, “Erdoğan küfürbaz bir tavırla Cumhurbaşkanı’nı azarlıyor. Bu da açıkça Erdoğan’ın kendi politik tarzındaki terbiye ve demokratik kültür eksikliğini gösteriyor” dedi.

– Die Welt: Türkiye ile AB arasındaki diyalogda bir model ortaya çıktı. Avrupalılar, uygarca bir arada yaşamla ilgili sözel kurallara uymak için çabalıyor, Türk tarafı ise Avrupa ve Avrupa’nın politikacılarına hakaret etme özgürlüğünü kullanıyor.

Şimdide Ana Yasa Mahkemesini yok etmek istiyorlar. Yani istediklerini yapma diktasını getiriyorlar. Bu çalışmaların arkasında ne gibi işlerin saklandığını şüphe etmeye başladık.

Demirtaş Bayar

AK Partili vekil: AYM’nin iptal yetkisi kaldırılmalı

Hürriyet 11 Nisan 2014

Anayasa Mahkemesi’nin HSYK yasası konusunda verdiği kısmi iptal üzerine AK Parti’li vekil Zelkif Kazdal’dan çok tartışılacak çıkış geldi.

Başbakan’ın daha önceki Twitter kararı konusundaki “AYM kararına saygı duymuyorum” sözüne atıf yapıldı.

AKPM: YouTube ve Twitter yasağı, ifade özgürlüğünün ihlalidir

AA 11 Nisan 2014

AKPM’den yapılan açıklamada, Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesi’nin Strasbourg’da yapılan toplantısı sonrasında Türkiye’deki gelişmelere ilişkin endişelerin dile getirildiği kaydedildi. Açıklamada, “Türkiye’de seçim kampanyası sırasında Twitter ve Youtube internet sitelerine erişimin engellenmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesiyle korunan ifade ve bilgi edinme hakkının açık bir ihlali olduğu” belirtildi.

Hırsına hakim olamamasını doğrulamak için kabadayıca söylediği tahrik edici çıkışları bir Başbakanın milleti parçalayıcı şeklinde olması yerine birleştirici olması icab eder. Kendi kendine söylenirken dünya ona üstteki sıraladığım değerlendirmeleri yapıyor.

Çok yazık.

Demirtaş Bayar

Başbakan Erdoğan’dan önemli açıklamalar
Hürriyet 13 Mayıs 2014

Internet altyapısını geliştirerek özgürlük ortamının oluşmasını sağladık. 2002’de internet abone sayısı 22 bindi. Şu anda 35 milyon. Yok twitter’dı yok facebook’tu bu konuda iktidarımızı lekelemek isteyenler önce bu rakama baksınlar da hizaya gelsinler. Nerden nereye… Türkiye’de diktatör bir yapı oluştuğunu iddia edenlerin arkasında nelerin yattığını anlama bakımından bu rakamları veriyorum. Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyenler bir zahmet her gün yayınlanan ulusal gazeteleri önlerine alıp sadece manşetlere baksınlar.
Mesela Pazar günü çıkan gazetelerin manşetlerine bir baksınlar. Danıştay törenindeki nezaketsizliğe bizim tepkimizin oralarda nasıl yer aldığına bir baksınlar. Bizi eleştirenlerin adeta küçük dillerini yutacaklarını göreceksiniz.

TÜRKİYE İLK KEZ BASINI ÖZGÜR OLMAYAN ÜLKELER ARASINDA

EDEP DIŞI TAHKİR…

Hiçbir ülkede manşetler üzerinden hükümetlerin bu kadar edep dışı tahkir edildiğine şahit olmazsınız. Bir örgüt basın özgürlüğü raporu hazırlamış. Bu örgütün raporlarında İsrail basın özgürlüğünde dünyanın en özgür ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor. Sevsinler sizi.

Deliller tutarsız (AP Gözlem Heyeti)
Hürriyet – Bülent SARIOĞLU / ANKARA 12 Nisan 2014

Türkiye’de yargılanan gazetecilerin davalarını inceleyen Avrupa Parlamentosu (AP) Geçici Gözlem Heyeti, 2.5 yıllık çalışma sonucunda hazırladığı raporda önemli uyarılarda bulundu.
AP Başkanlar Konferansı’nca Polonyalı parlamenter Jaroslaw Walesa başkanlığında Haziran 2011’de kurulan ve Michael Casman (İngiltere), Hélène Flautre (Fransa), Sajjad Karım (İngiltere) ve Barbara Matera’dan oluşan heyetin raporundaki öne çıkan tespitler şöyle:

– Gözlem Heyeti, izlediği davalarda sanıklar aleyhinde sunulan delillerin tutarsız olduğu yönündeki iddiaların farkındadır. Gazeteciler aleyhinde sunulan delillerin niteliğine ilişkin endişeler not edilmiştir. Henüz yayımlanmamış kitaplara polis tarafından el konulmuş ve iddianamelerde haber, makale ve fotoğraflarına ayrıntılarıyla yer verilmiştir. Bazı haberleri araştırmak, başkalarından önce bazı bilgilere ulaşmak ve kaynakları gizli tutmak, komplo delili olarak sunulmuştur.

– Olumsuz haberlerin (örneğin, devletin Van depremindeki tepkisi, devam eden davalar, kitlesel gösteriler vs.) servis edilmesi, savcılık tarafından devletin itibarını zedeleme niyetiyle işlenen bir fiil olarak sunulmuştur. AİHM aldığı kararlarda, gerçeği savunma ilkesi ve kamunun menfaati ilkesini vurgulayarak bu türden suçlamalara defalarca itiraz edilmiştir. Telefon dinlemelerinin kayıtları, farklı bireyler arasında suç bağının bir delili olarak sunulmuştur. Sanıklar tam olarak neyle suçlandıklarını ve aleyhlerinde öne sürülen delilleri bilmeden aylarca tutuklu bırakılmıştır.

– Medyada karşılıklı iştirak ve politikacılar tarafından göz korkutan beyanlar otosansürü geleneksel basında yaygın hale getirmiştir. Heyet, AP’nin uzun tutukluluk sürelerinden ve medya patronları ile gazetecilerin uyguladığı otosansürden duyduğu endişenin farkındadır, dolayısıyla bu sorunların giderilmesinin önemli olduğu kanaatindedir.

(4) – Yarattığı gerici ortam

Birçok AKP’li erkeklerin hayallerinde devamlı olarak cinsel ilişkiler fobisi olmalı ki, ekteki misaller gibi, şeriata götürecek kararlara varıyorlar Bazı erkekler bilmeden alçaklık hisleri içinde olurlar ve kendi egolarını tatmin etmek için bir kadına baskı ve kuvvet kullanarak hakimiyet kurmak isterler. Kadınların özgürlüğünü saymazlar. Bu erkekler diyorki kız ve kadınların ne istediklerini ve vücutlerinin yapısını ben kendilerinden daha iyi biliyorum. Biraz açık bir dekolte onları manyaklaştırıyor. Dünyanın medeni memleketlerindeki özgürlük fikri Türkiyede geçmez diyorlar. Demokrasiyi lügat tarifinden öğrenmeyin. Benim tarifim isteseniz veya isrtemeseniz kanun olacak diyor. (Demokrasi bir tramvay gibidir. Binersiniz, sizi istediğiniz yere götürür. Orada inersiniz. ‘R.T.Erdogan”) Bir başkası kadınların özgürlüğünü kısıtlamakla terörü önlüyeceğini utanmadan iddia ediyor.

Bir Hükümet temsilcisinin bütün Türkleri temsil etmesi icab ederken sadece azınlık nufusuna hitap ederek kendi gerici fikirlerini öne sürmesi AK partisinin filozofisini açıkca göstermektedir. Bir lider insan haklarını koruyan öne doğru yol göstermesi icab eder. Içki içen herkez sarhoşmuş. Içki dokunmamış bardaktan su içiyor. Zaten anayasamızı iki sarhoş yazmış. Milli içkimizin ayran olduğunu kendi kendine karar veriyor. Otomobille geçerken yol kenarında oturan bir kadının bir el işaretini paranoyası bir hakaret olarak tasvir ediyor, ve o kadına baskı yaptırıyor.

Tüm siyasetini etnik ve dinsel ayrımcılık üzerine kurdu.

Zaman oldu, gençliğin “Dininin ve kininin davacısı” olmasını istedi…

Zaman oldu, “Başörtülü kadına işkence yaptılar, camide içki içtiler…” dedi “Kışkırtıcılık”görevine soyundu…

Zaman oldu, “Eğer şiddet varsa şiddetin karşılığı şiddettir. Bunu herkes böyle görecek.” dedi. (Vatan, 13 Temmuz 2013)

Gerçek mermi kullanarak bir vatandaşımızın ölümüne neden olan polisi “Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Zaten nasıl sabrediyorlar, anlayamıyorum…” diyerek destekledi… Cesaretlendirdi…

Erdoğanın Somada ölenler hakkındaki acımasız bir tarifi “İş kazası. Burada da oldu. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var” şeklindeki açıklaması dünyadan sert tepki aldı. Bu tip bir açıklamayı hiçbir devlet reisi yapmaz.

Memleketimizi idare eden bazı sorumluların ifadelerini ekte sunuyorum (4). Bunların filozofisini ve gösterdikleri yolu bu satırlar açıkca gösteriyor.

Demirtaş Bayar

IŞİD DOSYASI /// CUMHURİYET GAZETESİ : ‘Erdoğan’ın emri ile IŞİD’e silah gönderildi’


CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Ocak ayında Suriye’ye gönderilen ve insani malzeme taşıdığı belirtilen TIR’larla Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne füze ve füze rampaları ile ağır silahların gönderildiğini ileri sürdü.

Bu silahların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan talimatıyla gönderildiğini iddia eden Tanrıkulu, “Başbakan bir gün mutlaka Türkiye’de rüşvet ve sahtekarlıktan, uluslararası ceza mahkemesinde de Roboski katliamı ve Suriye’deki savaş suçundan yargılanacaktır. Bu yüzden ona uzun ömürler dilerim” dedi.CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Millevekili Sezgin Tanrıkulu, partisinin Diyarbakır İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında 19 Ocak’ta Adana’da içerisinde insani yardım malzemesi olduğu iddia edilen 3 TIR’ın durdurulmasıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında ellerinde belge ve tutanaklar olduğunu söyledi.

Yargılama dosyasına yansıyan belge ve tutanaklarda, Suriye’ye gönderildiği iddia edilen yardım malzemesi olmadığını belirten Tanrıkulu, “19 Ocak 2014 tarihinde Adana’da durdurulan MİT’in TIR’ları ile ilgili yargılama dosyasına yansıyan belge ve tutanaklarda, TIR’larla füze, füze atar, füze rampası gibi ağır silahlar taşındığı ortaya çıktı. Bu savaş araçlarının insani yardımla ne ilgisi olduğunu sayın Başbakan açıklamak zorundadır. TIR şoförlerinin beyanlarına göre de tümü Esenboğa’ya inen yabancı uyruklu bir uçaktan TIR’lara yüklenmiş ve ihbar üzerine Adana’da durdurulmuş, yapılan arama yarım bırakılmış. Yarım bırakılan arama tutanaklarına göre de füzeler, füze rampalar, ağır bomba atar ve ağır bombalar var. Şimdi bunları sayın Başbakan Esat veya kendi deyimiyle Esed kardeşine göndermediğine göre kime gönderdi? Başbakan açıklamak zorunda” dedi.

“BAŞBAKAN, İNSANLIK SUÇU İŞLEMİŞ VE BİR GÜN MUTLAKA YARGILANACAKTIR”

Tanrıkulu, IŞİD ve El Kaide’nin esas olarak Suriye’de Kürtlerin yaşadığı Rojava’da, Arap ve Süryaniler ile Suriye’deki yerleşik halklara karşı bir savaş yürüttüğünü söyleyerek, “Başbakan da IŞİD’ci kardeşlerine dünyadan elde ettiği, muhtemelen Katar’dan elde ettiği silahları gönderdi. Bunun hesabını Başbakan vermek durumunda. Küresel cihadcı güçlere karşı halka zulüm uygulayan, insanlık suçu işleyen bu örgütlere karşı, MİT aracılığıyla Başbakan’ın gönderdiği silahlar, bir savaş suçu kapsamındadır. Başbakan savaş suçu ilşemiştir. Bugün bunun üstünü örtebilir. Yargıyı dizayn ederek bu soruşturmaları engelleyebilir, MİT yasası çıkararak bütün soruştumaların üstünü örtebilir. Ama uluslararası ceza hukukunun hafızası kaybolmaz. 40-50 yıl sonra da olsa kaybolmaz. Biliyorsunuz 2′nci Dünya Savaşı’nda bu suçu işleyenler yargılandı. Bosna Hersek’te, Ruanda’da savaş suçu işleyenler yargılandı. Bu soruşturmayı yürüten hakim, savcılar başka yerlere sürülmüş, bu soruşturmayı yürüten polis, subay ve astsubaylar neden görevden alınmıştır? Eğer insani yardım malzemesi ise neden yayın yasağı getirilmiştir? Ben ona uzun ömürler ve sağlık diliyorum. Bunu dilememin nedeni de şudur; eğer sağ kalırsak, Allah ona uzun ömür verirse kendisine, bir gün mutlaka Türkiye’de rüşvet ve sahtekarlıktan, uluslararası ceza mahkemesinde de Roboski katliamı ve Suriye’deki savaş suçundan yargılanacaktır. Bu yüzden ona uzun ömürler dilerim” diye konuştu.

“İŞID’IN MERKEZİ GAZİANTEP’TE”

Sınırda 3 askerin YPG’lilerin saldırısı sonucu şehit olduğu yönündeki bir soruya Tanrıkulu, “YPG faillerin kendileri olmadığını açıklamıştır. Genelkurmay ve hükümetin, kuşkuya yer bırakmadan failleri ortaya çıkarmalıdır. IŞİD, Suriye’de palazlandı. Silah kaynakları, Türkiye üzerinden Suriye’ye gitti. Irak’ta Musul’a yerleşti. Orada elde ettiği gücü Kürtler’in yaşadığı Türkiye sınırındaki Kobani’de kullanmak istiyor. IŞİD’in Kobani’de yaşayan bir halk olmadığını biliyoruz. Bir katliam ve zulüm için Kobani’ye girmeye çalışıyor. Burada yaşayan halkın kalbi ve vicdanının Kobani’de attığını hükümetin bilmesi gerekir. Başbakan ve hükümet, IŞİD ile duygusal ve lojistik desteğini kesmelidir. Bu destek halen devam ediyor. IŞİD bütün gücünü Türkiye üzerinden Suriye’ye yığmıştır. Halen de Türkiye’de örgütlüdür. Merkezleri de Gaziantep’tedir. Orada küçük bir çocuğu dahi sorsanız bilir, hükümet de biliyor. Türkiye’de barışı sağlayacaksanız, ilk olarak IŞİD ile bağlarınızı kesmelisiniz” diye yanıtladı.

“RÜŞVETİN KALAN BAKİYESİ İÇİN TEDBİR KARARI KALDIRILDI”

Emniyet mensuplarına yönelik düzenlenen operasyonu da değerlendiren Tanrıkulu, operasyonun hukuksuz ve manidar olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

“Operasyon zamanlaması hukuksuzluktur. Zamanı manidardır. Yapma biçimiyle de doğrudan Başbakan talimatıyla yapıldığı açıktır. İstanbul’a atanan 6 hakimden 3′ünün yolsuzluk, rüşvet operasyonuyla ilgili olduğunu biliyoruz. Bunlar, Rıza Zerap, Başbakan’ın oğlu, Süleyman Arslan ve bakanların çocuklarıyla ilgil tedbir kararlarını kaldırdığını biliyoruz. Yani böyle bir hakimin hukukla ne ilgisi olabilir? Eğer Rıza Zerab’ın mal varlığı üzerindeki tedbir kararı kaldırılmışsa ve yurt dışı yasağı kaldırmışsa, demekki rüşvetin bakiyesi kalmıştır. Mal varlığı serbest bırakılsın ki, bu rüşvetin bakiyesi alınsın. Hukuk devletinde intikam olmaz. Hukuksuz iş yapanlar varsa hukuk içerisinde adil bir şekilde yargılanırlar. Peki bu Başbakan 12 yıl içerisinde bir kendisine mi haksızlık yapıldığını düşünüyor? Kendisinin zulm ettikleri ne olacak? Ya Diyarbakır’da tek sıraya dizmediler mi belediye başkanlarını? Ellerine kelepçe vurmadılar mı? Başbakan, ‘eğer suç işleyen varsa gereği yapılır’ demişti. O zaman nerdeydi? Bu zihniyetin Türkiye’de mutabakatı sağlaması mümkün değil. 12 yıldan beri Türkiye’nin Kürt meselesini elinde rehin tutan bir Başabakan var. Ne demişti; ’10 Ağustos’tan sonra Türkiye’nin hiçbir meselesi ötelenmeyecektir.’ İnsaf ya, insan bir utanır ya. 10 Ağustos’a kadar nerdeydin?”

“KÜRECİK ÜSSÜ’NDEN İSRAİL’E BİLGİ VERİLİYOR”

Malatya’daki Kürecik üssünün NATO’nun değil, ABD’nin komutasında olduğu savunan Tanrıkulu, buradan elde edilen bilgilerin de İsrail ile paylaşıldığını belirterek, “Kürecik için ‘NATO kapsamında’ diyor Başbakan, yalan söylüyor. Kürecik bugün itibariyle NATO’ya devredilmiş bir üs değil. NATO kapsamındadır ama komutasında değildir. Bu yıl veya 2015 yılı başı itibariyle NATO’ya devredilmesi planlanmıştır. Dolasıyla oradaki üssün komutası ABD’nin elindedir ve İsrail’deki üslerle frekans olarak uyumludur. Obama, geçen yıl ‘tabiki buradaki bilgiler NATO kapsamında değerlendirelecektir ama Ortadoğu’daki dost ülkeler ile paylaşılacaktır’ demişti. ABD’nin Ortadoğu’daki dostu kimdir? İsrail’dir. Dolayısıyla buradaki bilgiler İsrail ile paylaşılmaktadır. Dışişleri Bakanlığı da 3 gün önce yanlış bilgi vermiştir. Henüz komutası NATO’ya devredilmemiştir. Türkiye’nin uluslararası yükümülülükleri var. Başbakan, Gazzeye yönelik saldırılar bitene kadar, ‘ben Kürecik’te komutayı ele aldım. Genelkurmay Başkanlığı’ndan asker gönderdim. Ey Türkiye Cumhuriyeti halkı ve eza çeken insanlar, Kürecik Üssü komutasını ele aldım’ desin. Bunu yapmıyor, İsrail’den aldığı o nişanı duvara asmıyor. İade etmezsin duvara asarsın, İsrail ile ticareti dondurursun. Bunlardan hiçbirini yapmıyosan samimi değilsin demekki. Bugüne kadar Başbakan niye gitmedi? Yol açık niye gidemedi? O ancak tırnak içerisinde artistlerle iftar yemeğinde gülücükler dağıtsın” diye konuştu.

BAŞBAKANLIK’TAN YALANLAMA

Başbakanlık’tan açıklama; “Bugün bir gazete tarafından, MİT’e ait TIR’ların aranması hadisesiyle ilgili olarak bir ifade tutanağından hareketle yapılan ve “Talimatı Erdoğan vermiş” başlığıyla yayımlanan haberde ileri sürülen iddialar tümüyle gerçek dışıdır.”

Cumhuriyet

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ /// Demirtaş Bayar : Erdoğan’a neden HAYIR ??


Turkish Forum Danışma Kurulu üyesi Sn. Demirtaş Bayar’dan gelen mesajı dikkatinize sunuyoruz

(1) – Yalanlar

Konuşmalarının çoğunda ya bir yalan veya hakikatleri tahrif etmek veya başkalarına suç yüklemek yer alıyor. Okadar acayip ki dünya bunu biliyor ama o hala yalanlarının yalan olduğunu anlamamış kafasında. (1) Ekte belirttigim gibi bir devlet reisine yakışmıyacak kaba bir lisan kullanıp dünyadaki prestijimizi yok etti. Dost olan komşumuz kalmadı.
Yalanlar devam ediyor:

Cameron gazete kapattı mı?

Hürriyet Zeynep GÜRCANLI / ANKARA 28 Ocak 2014

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti grup toplantısında, İngiltere’de Başbakan Cameron’un “gazete kapattığını” söyledi. Bu sözlere İngiltere Büyükelçiliği’nden yanıt geldi.

İNGİLTERE BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDEN AÇIKLAMA: “BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN SÖZLERİNE ŞAŞIRDIK…. İNGİLTERE BAŞBAKANI CAMERON GAZETE KAPATMADI”

Alttaki konuşmayı yapan ihtimalen paranoyalı olmalı. Dünyadaki herkezi düşman görüyor. Buna “Döviz Lobisi” efsanesini katarsanız durum netlenmiş olur.

Erdoğan “Sadece BBC mi? Wall Street Journal… Bu gazetelerin patronları kimler? Bu gazetelerin patronlarının sahipleri kimler? Geçenlerde İngiltere’de benzer şeyi yaptılar. Cameron hemen gazeteleri kapattı. Ondan sonra Amerika’dan vurmaya başladılar. Zihniyet aynı. Bu zihniyeti iyi tanımamız, iyi bilmemiz lazım. Bunlarla kim ortak hareket ediyor? Kimler ortak davranıyor? Bunu çok iyi takip etmemiz lazım” dedi.

Daha evvel:

ABD’den Başbakan Erdoğan’a Occupy Wall Street yanıtı
Hürriyet Planet 7 Haziran 2013

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Occupy Wall Street’te 17 kişi öldü” sözlerine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden yanıt geldi. Yanıtın Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında “bela” olarak nitelendirdiği Twitter üzerinden gelmesi ise dikkat çeken bir detay oldu.

Ben NY’da yaşıyorum. Böyle bir manzara “Occupy Wall Street”de yaşanmamıştır. 17 kişinin NY’da öldüğü yalandır.

Bir tane daha:

Erdoğan ‘camiye içkiyle girdiler’ iddiasını tekrarladı

10 Haziran 2013

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün Ankara Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı konuşmada Gezi Parkı protestoları sırasında eylemcilerin Dolmabahçe Bezmi Alem Valide Sultan Cami’ne bira şişeleriyle girdiğini ifade etti.

Konuyla ilgili açıklama yapan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii müezzini Fuat Yıldırım, “Burada içki içilmedi. Eylemciler buraya sığındıktan sonra içki içen görselerdi zaten kendileri dışarı atardı” demişti

Bir tane daha:

Tayyip Erdoğan elindeki delilleri göstermediği takdirde yeniden ona inanmada güçlük çekilecek. Sert yanıtlar yapıp hükümetimizin beynelmilel itibarını tamamen yok etmek istemesinin sebebi anlaşılmıyor.

Demirtaş Bayar

ABD’den Erdoğan’ın o sözlerine açıklama

20 Ağustos 2013

Başbakan Erdoğan’ın, “Mısır’daki darbenin arkasında İsrail var, elimizde belgesi var” sözlerine ABD’den yanıt gecikmedi. Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Erdoğan’ın sözleri saldırgan, delilsiz ve yanlış” açıklamasında bulundu.

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Başbakan Erdoğan’ın bugünkü sözlerini güçlü bir biçimde kınıyoruz. İsrail’in Mısır’daki olaylarda bir şekilde sorumluluğu olduğunu söylemek saldırgan, delilsiz ve yanlıştır” dedi. Earnest ayrıca bu tür ifadelerin bölgedeki tüm ülkelerin yapıcı işbirliği gereksiniminden uzaklaşmalarından öte bir işe yaramayacağını belirtti.
İsrail’den Erdoğan’a tek cümlelik yanıt

Hürriyet Planet 20 Ağustos 2013

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yigal Palmor, Associated Press haber ajansının konuyla ilgili bir sorusu üzerine, “Bu üzerine yorum yapmaya değmeyecek o açıklamalardan biri” yanıtını verdi.

MISIR: ERDOĞAN BİZİ BÖLMEK İSTİYOR

Mısır resmi haber ajansı MENA ise bazı Mısırlı bakanların olan “sağlıklı ya da adil” hiç kimsenin bu sözleri kabul edemeyeceğini söylediğini bildirdi.

MENA’nın haberine göre, Erdoğan’ın sözlerinin Mısırlıları bölmeyi amaçladığını iddia eden bakanlar, “Kabine, Mısır’ın sabrının taştığını vurgulamaktadır… Mısır başkalarının husumetlerini paylaşmıyor ve yeni bir kimlik arayışında da değil. Arap ve İslamcı doğası aşikardır” dedi.

Bir tane daha:

Başbakan yalanla aldatmaya çalışıyor

Hürriyet Ahmet ACAR/ DHA 16 Şubat 2014

Eski CHP Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Gezi eylemleri sırasında eylemcilerin Kabataş’ta başörtülü Zehra Develioğlu’na saldırdığı yönündeki iddiaların gerçek olmadığının kamera görüntüleriyle ortaya çıktığını belirterek, “Yok işte, ortaya çıktı ama Başbakan Erdoğan halen yalanla milleti aldatmaya çalışıyor” dedi.

(2) – Yolsuzluklar

17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmaları başladıktan sonra Erdoğan hükümeti suçlamaları durdurmak ve delilleri ört bas etmek için son derecede büyük bir faaliyete girdi. (2) Ekte belirttiğim gibi ilk önce soruşturmayı başlatan savcıları yerlerinden aldı. Sonradan bu savcılar hakkında soruşturma açtırdı. Yerlerine kendi seçtigi kimseleri getirdi. Deniz feneri soruşturması da aynı şekilde yok edilmişti. Soruşturmaların bir kısmı yeni atanan savcılar ve hakimler tarafından kapatıldı. Delilleri toplayan görevliler yerlerinden alınıp susturuldu. Bununla da kalmayıp Hakimlerin bağımsızlığını kaldırıp Bakanlığa bağlanması yasasını meclisten geçirdi. AYM bunu feshetti ama buna rağmen büyük miktarda savcıyı, hakimi, ve polisi yerlerinden aldılar ve kendi adamlarını atadılar. Bakanlığın haberi olmadan herhangi bir soruşturma yapılamacağını yürürlüğe getirdiler.

Bu şekilde yolsuzluklar bağımsız bir adalet sistemi tarafından denetlenemiyecek ve şeffaflık kalkacak. Kamu oyuna hakikatler bildirilmiyerek bütün karanlık işler devam edecek. Meclise getirilen fezlekeyi geri çevirdiler. Eğer Hükümet samimi olsa idi bu güne kadar bütün suçlamaları mahkemeye getirebilirdi ve delilleri kamu oyuna açabilirdi. Biz Türk vatandaşı olarak bu delillerin ne olduğunu bilmek istiyoruz. Erdoğanın oğlu ile konuşmasının ses kaydına montaj dedi. Tayin ettigi bir teşkilata tetkik ettirdi ve bir kaç ay sonra bu teşkilat montaj olduğuna karar verdi. Buna karşılık batıda bağımsız bir teşkilat montaj olmadığını tesbit etti. Duman olan yerde ateşde vardır. Bu kadar gizlilik ve erteleme çabaları yolsuzluk şüphelerini arttırmış oluyor.

Kendileri hakkındaki soruşturmaları her ne pahasına olursa olsun kapatmak istedikleri o kadar belli ki en cahil insan bile anlar.

Demirtaş Bayar

DAVA YOK – 17-25 ARALIK TOKİ DOSYASI KAPANDI
17-25 ARALIK SAVCILARINA SORUŞTURMA

Hürriyet Ayşegül USTA / İSTANBUL 3 Mayıs 2014

İşadamları Ali Ağaoğlu, Nazif Zorlu, Mehmet Ali Aydınlar, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar ve eski Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın da aralarında bulunduğu 60 kişi hakkında 20 ayrı suçtan yürütülen TOKİ soruşturması delil yetersizliği yüzünden kapatıldı.

17 Aralık dosyası 2 savcıdan alındı

Hürriyet 29 Ocak 2014

17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in dosyaları ellerinden alındı. Savcılar görevden alındıklarını e-posta ile öğrendiler.

Mehmet Yüzgeç, İstanbul 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı olarak atandı. Celal Kara, İstanbul 45. Asliye Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı oldu. Savcılık kaynakları, 17 Aralık soruşturmasının ikinci dalgasıyla ilgili iki ünlü işadamına tebligat gönderildiğini ve sanık sıfatıyla ifadeye çağırıldığı belirterek, “Savcılar operasyonun ikinci dalgasına başlamışlardı. Tebligatların ulaşmasının hemen ardından görevden alındılar” dedi.

İstanbul’un yeni Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu iki savcıya dosyadan el çektirildiklerini e-posta atarak bildirdi.

ZARRAB İTİRAZI DA YARIM KALDI

İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi Reza Zarrab’ın mal varlığına konulan tedbir kararını kaldırmıştı. 17 Aralık soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara dün mahkemenin kararına itiraz dilekçesini yazdı ve imzaladı. Ancak itiraz için 3 savcının imzası gerekiyordu. Celal Kara görevden alınınca hazırladığı itiraz dilekçesini diğer savcılara imzalatamadı. Böylece Reza Zarrab kararına da itiraz edilememiş oldu.

SORUŞTURMADA TEK SAVCI KALDI

Soruşturmada sadece savcı Ekrem Aydıner kaldı. Dosyaya yeni savcılar görevlendirilip görevlendirilmediği konusunda bir açıklama yapılmadı.

17 ARALIK OPERASYONU

17 Aralık’ta, savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç, bir buçuk yıldır yürüttükleri yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında operasyon düzenlemişti. Operasyonda, eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar’ın oğulları gözaltına alınmıştı. Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan tutuklanmıştı. Dosyada daha sonra Savcı Mustafa Erol ve Savcı Ekrem Aydıner de görevlendirilmişti. Görevden alınan savcılar Celal Kara ile Mehmet Yüzgeç’in iddianameyi bitirmek üzere oldukları öğrenildi.

Şike ve Cübbeli Ahmet operasyonlarında dinleme yapan polisler tayin edildi

Hürriyet Ali AKSOYER/İSTANBUL(DHA) 15 Ocak 2014

Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları üzerine başlatılan 17 Aralık operasyonunun ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde çok sayıda memurun yeri değiştirildi.
Görev yeri değiştirilenler arasında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün dinleme ekibindeki memurların da bulunduğu ortaya çıktı. Görevden alınanların ilçe emniyet müdürlükleri emrine tayin edildikleri öğrenildi. Aralarında Şike ve Cübbeli Ahmet Hoca’ya düzenlenen operasyonların bulunduğu pek çok olayda görev alan dinleme ekibinin yerine yeni memurlar tayin edildi.

17 Aralık’tan bugüne kadar geçen sürede İstanbul’da aralarında müdür ve müdür yardımcılarının da bulunduğu 500 polis tayin edildi. Son olarak Asayiş Şube Müdürlüğü’nün dinleme ekibinde görevli 45 polis memuru çeşitli ilçelere gönderilmişti. Yapılan tayinlerde, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün teknik takip biriminin telefon dinleme ekibinde çalışan 57 polis memurunun da görevden alınarak başka ilçelere gönderildiği ortaya çıktı. Bu ekip, Aziz Yıldırım’ın gözaltına alındığı Şike Operasyonu ve Cübbeli Ahmet Hoca’ya düzenlenen operasyonlar gibi gündemi sarsan olaylarda görev almıştı.

Soruşturmam engellendi

Ayşegül USTA – Fırat ALKAÇ / İSTANBUL – 27 Aralık 2013

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi ile yetkili Savcı Muammer Akkaş, 2. dalga yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasından alındı.

Yazılı açıklama yapan Akkaş, gözaltı kararlarının yerine getirilmediğini belirtti “Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki bir Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir” dedi.

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına ilişkin 2’nci dalganın yapılması için 25 Aralık’ta emniyete talimat veren, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi ile yetkili Savcı Muammer Akkaş tüm gün uğraşmasına rağmen polisi harekete geçiremedi. Dün ise soruşturmadan alındı. 2 gündür sürdürdüğü görüşmelerin ardından soruşturma dosyasının elinden alındığını söyleyen Akkaş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı dahil birçok kişiyi suçlayarak “Bugün itibariyle bu soruşturma dosyasının içerisinde yer alan arama, elkoyma ve gözaltı kararları ile birlikte gerekçe gösterilmeden uhdemden alındığımı öğrendim. Bundan sonra sorumluluk İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilindedir. Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki; bir Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir” dedi.

Deniz Feneri Savcısı: O savcılar için endişeleniyorum
Hürriyet 20 Aralık 2013

Deniz Feneri e.V bağlantılı soruşturmayı yürütürken görevden alınıp hakkında, “Resmi belgede sahtecilik ve görevde yetkiyi kötüye kullanma” suçundan açılan dava sonucunda beraat eden Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan ve Abdul Vahap Yaren, son operasyonu Hürriyet’e değerlendirdi. Halen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde “Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu” savcısı olarak görev yapan Türkaslan, “Soruşturmanın gidişatından memnun değillerse bu yolu deniyorlar, o savcılar için endişeleniyorum” dedi.
Savcı Türkaslan, Hürriyet’e şunları söyledi:

ŞİKAYET ÇIKIŞ NOKTALARI

“Bize yapılanın aynısını yapılacağından kuşkum yok. Hem soruşturmanın devamı yönünden, hem savcılar yönünden endişelerim var. Öyle ki başımıza gelenlerle benzerlikler görünüyor. Yani bir hükümet yetkilisinin ‘savcıları şikayet ediyorum’ diyen bir açıklaması var. Biz için de aynısı olmuştu. Şimdi bakıyorsunuz, soruşturmanın gidişatından memnun değillerse bu yolu deniyorlar. Bu ‘şikayet ediyorum’un arkası tehlikeli, çıkış noktaları bu oluyor. ‘Soruşturmanın selameti açısından’ deniyor. Soruşturmanın selameti nasıl oluyor bana bilen biri izah etsin.

İstanbul’da gece yarısı tayin depremi
Hürriyet 3 Ocak 2014

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda, İstanbul Emniyeti’nde tayin depremi 4. sınıf emniyet müdürleri ile devam etti. 4. sınıf 12 emniyet müdürü ile 4 emniyet amirinin görev yeri değişti. Tayinler gece yarısı müdür ve amirlere iletildi.

Organize şube şefine 10 günde ikinci atama
Hürriyet – Çetin AYDIN/İSTANBUL 1 Ocak 2014

İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra başlayan görevden almalarda bazı değişiklikler yaptı.
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gerçekleştiren Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı iken görevden alınarak Sancaktepe’den Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı yapılan Mahir Çakallı yeniden görevden alındı ve Deniz Liman Şube Müdürlüğü’nden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı oldu. Çakallı’nın yerine Hakan Boydak getirildi. Çakallı, 17 Aralık sonrasındaki ilk dalgada görevinden alınmıştı.

Görevden alma depremi A Bloğu da sarstı
Hürriyet – 28 Aralık 2013

TÜRKİYE’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından yaşanan görevden alma ve tayin depremi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü B Bloktaki operasyonu yürüten Mali ve Organize Şube ile C Bloktaki İstihbarat ve Terör Şubelerinin ardından operasyonel olmayan şubelerin bulunduğu A Blok’taki şubeleri de sarstı. Son dalgada 38 müdürün görev yeri değişti.

Yerine 5 yeni savcı
Hürriyet – 28 Aralık 2013

YOLSUZLUK iddialarına ilişkin 2’nci dalga soruşturmasını yürüten ancak gözaltı kararları verdikten bir gün sonra görevden alınan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın yerine 5 savcı görevlendirildi.

Operasyona iktidar operasyonu
Hürriyet Yalçın DOĞAN 19 Aralık 2013

BALYOZ’da;

– Soruşturma açan, yüz üç kişinin yakalanma emrini veren savcı görevden alınıyor.
– Duruşmanın başlamasından iki gün önce mahkeme başkanı görevden alınıyor.
– İtirazları inceleyen, muhalefet şerhi koyan 11. Ağır Ceza Mahkemesi yargıcı “Günün birinde önümüze gelirsin” denildiği için emekliliğini istiyor ve ayrılıyor.

ERGENEKON’da;

– Tutuklamaları yerinde görmeyen mahkeme başkanı görevden alınıyor.
– Hurşit Tolon’u tahliye eden, daha sonra Mehmet Haberal dosyası önüne geldiğinde, mahkemenin yargıcı “Üzerimde kurumsal baskı var” diyerek ayrılıyor.
– Başlangıçta bu davaları yürüten savcı Zekeriya Öz Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’la ilgili soruşturma açtığında görevden alınıyor.

DENIZ FENERINDE’nde;

Soruşturmayı yürüten üç savcı önce görevden alınıyor, yetmiyor, savcılar bir de yargılanıyor. Sanıklar ise serbest bırakılıyor. Dava ne oldu, ses seda yok.

ÖRNEKLERDEKİ GİBİ

Bunlar ilk anda akla gelen yargıya siyasal müdahale örnekleri. Kuvvetler ayrılığı ilkesini çiğneyen, demokrasiye aykırı müdahaleler.

Bu müdahaleler ışığında, üç bakanın oğluna, banka genel müdürlerine, yüksek bürokratlara, ünlü işadamlarına uzanan yolsuzluk ve rüşvet iddiasını içeren operasyon sonrasında, hükümetin hamlesi merak ediliyor. O merak kısa sürede gideriliyor.

Sabahın ilk saatlerinde operasyonu yürüten beş polis müdürü görevden alınıyor. Öğleye doğru “fazla dosya” bulunduğu gerekçesiyle iki savcı daha görevlendiriliyor. Asıl bomba öğleden sonra patlıyor, soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz’ün görevden alındığı haberi ortalığı karıştırıyor. Ancak HSYK bunu doğrulamıyor. Yukarıdaki örnekler gibi, sürpriz olmayan, talihsiz bir hamle.

KAHRAMANLIK DESTANI

Kısa süre önce Tayyip Erdoğan Polis Akademisi’nde konuşurken, “Polisimiz demokrasi testinden başarıyla geçmiştir, adeta kahramanlık destanı yazmıştır” diyor.Eğer konu Gezi ise kahramanlık destanı, ama konu kendi hükümetinin eteklerine, atadığı bürokratlara uzanan operasyon ise polis müdürleri anında görevden alınıyor. Sürpriz olmayan, talihsiz hamleler.

‘DAVANIN SAVCISIYIM’

Hamlenin devamında ne olabilir?

Örneğin, oğulları gözaltına alınan bakanlar istifa eder mi? Ya da önümüzdeki günlerde yapılması beklenen hükümet değişikliğinde, o üç bakan yer alır mı? Ya polis ve savcılar? İşte ortada, hem “Adli süreç devam ediyor” diyor, hem de Balyoz, Ergenekon, Deniz Feneri’nde olduğu gibi, kuvvetler ayrılığı ilkesi yine çiğneniyor. Sadece yönü değişik. O zaman o yönde, şimdi ters yönde.

Ergenekon sırasında Erdoğan, “Ben bu davanın savcısıyım” diyor. Erdoğan şimdi benzer savcılığa soyunmuş görünüyor. Demokrasi açısından çok talihsiz hamleler.
İyi ki haberleri yok(tu)

BİN türlü kuşku ve güvensizliğe rağmen, son operasyonun iyi bir yönü var:

Başbakan’ın bundan haberi yok, oğulları gözaltına alınan bakanların, emrindeki polise rağmen İçişleri Bakanı’nın, hatta polis amirlerinin bile haberi yok.
Haberlerinin olmayışı operasyonun hukuka uygun gelişeceğine ilişkin başlangıçta iyimserlik aşılıyor, ama artık belli, operasyona siyasal müdahale ertesi sabah başlıyor.

Yolsuzluk Soruşturmasını yok etme çabaları devam ediyor.

Sadece iki ilde 1700 polisin yeri değişti

Hürriyet Çetin AYDIN/İSTANBUL – Fevzi KIZILKOYUN / ANKARA – Banu ŞEN / İZMİR 7 Ocak 2014

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında Emniyet’te başlayan görevden alma fırtınasında şu ana kadar yüzlercesi rütbeli olmak üzere binlerce polisin yeri değiştirildi. Sadece İstanbul, Ankara, ve İzmir’de yaklaşık 1700 polis farklı görevlere getirildi.

TCDD personeline gözaltı
ANKARA 7 Ocak 2014

İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen ihaleye fesat karıştırmak ve limanlardaki işlemlerde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan operasyonda TCDD Genel Müdürlük personeli 8 kişi gözaltına alındı.

HSYK’dan savcılar ve Altınok için inceleme kararı

7 Ocak 2014

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), aralarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Başsavcı vekili Zekeriya Öz, 17 Aralık operasyonunun 2. dalgasında soruşturma dosyası elinden alınan Savcı Muammer Akkaş ile Oktay Erdoğan ve İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok hakkında inceleme kararı aldı. HSYK ilk kez bir emniyet müdürüne inceleme izni vermiş oldu. Haberi tiyatro izlerken öğrenen Altınok oyunun bitmesini beklemeden salondan ayrıldı.

TEM müdürü 20 gün sonra görevden alındı
Çetin AYDIN/İSTANBUL 7 Ocak 2014

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne(TEM) getirilen Serdar Ali Sekkin görevden alınarak Sabiha Gökçen Havalimanı Şube müdürü oldu. Yerine ise Adana Polis Okulu’ndan Mustafa Çalışkan getirildi. ilk dalga görevden almada TEM Şube Müdürü Ömer Köse görevden alınmış yerine Sekkin getirilmişti. Sekkin’in TEM müdürlüğü 20 gün sürmüş oldu.

(3) – Tutuklamalar, Sansürler, Baskılar, Kısıtlamalar

Türkiyenin simgesi medeni dünyada “muhabirler mezarlığı” oldu. İnsan Hakları mahkemesi müracaat eden tutuklu Türk muhabirler hakkında hukumetimizi suçlu buldu. Tutukluların tamamı Erdoğan aleyhinde yazan muhabirlerden oluşuyor. Herhalde paranoyanın bunda bir parmağı olsa gerek. İlaveten Twitter ve You Tube hoşuna gitmedi. Sansür ettirdi. (3) Ekte belirttigim gibi aleyhte yazıları neşretmek tehlikeli oldu. Sonunda ya ‘Sibiryaya’ tayin olmak veya tamamen işten atılmak var.

Kendi çıkardığı yasaları kısmen iptal eden Anayasa Mahkemesini de kapatmak gayretine girdi. Daniştay’da onu tenkid edene tehditler savurarak hırçınlığını ifade ett
Erdoğan Hükümetinin dünyadaki itibarı kötüden çok kötüye gitmekte devam ediyor. Bize yakınlık gösteren hiç bir komşu memleket veya herhangi bir başka memleket kalmadı. Çıkarları için bizi kullananlar çok.

Demirtaş Bayar

CPJ: Türkiye’de ifade özgürlüğü ve habercilik alanları hızla daralıyor

Hürriyet – Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK (DHA) 7 Şubat 2014

ABD merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) ‘Basın Özgürlüğünün Risk Altında Olduğu Ülkeler Raporu’nda, Türkiye ilk on ülke içinde yer aldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü basın özgürlüğü raporunu yayınladı

hurriyet.com.tr 13 Şubat 2014

Paris merkezli Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlandı. Rapora göre Türkiye 180 ülke arasında 154′üncü sırada.
Afganistan, Ürdün ve Irak gibi ülkelerin gerisinde kalan Türkiye’den raporda, “problem ülke” olarak bahsedilirken Gezi Parkı eylemlerinde 153 gazetecinin yaralandığı, 39’ının gözaltına alındığı hatırlatıldı. Ve şu ifadeler kullanıldı:

“Bölgesel emellerine rağmen, 154. sıradaki Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda hiçbir gelişme görülmedi. Türkiye ‘en büyük gazeteci hapishanelerinden’ biri olarak tanımlanmaya devam ediyor.

Türkiye ilk kez basını özgür olmayan ülkeler arasında
Hürriyet -Tolga TANIŞ / WASHINGTON 1 Mayıs 2014

Her yıl ülkelerin basın özgürlüğünü inceleyen Freedom House, 2014 raporunda Türkiye’yi son 15 yıldır ilk kez “kısmen özgür ülkeler”den “özgür olmayan ülkeler” kategorisine düşürdü. Gezi Olayları sonrası yaşanan işten atılmalar, sansür ve otosansür uygulamaları, şeffaf olmayan medya sahipliği nedeniyle 6 puan daha kötüleşen Türkiye bir yıl önceye göre 14 sıra daha gerileyip dünya genelinde 134’üncülüğe geldi. Böylece Türkiye, 42 ülkenin yer aldığı Avrupa’da da aynı zamanda basını özgür olmayan tek ülke oldu.

Almanya’dan Erdoğan’a ‘Gauck’ tepkisi
hurriyet.com.tr 30 Nisan 2014

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde FDP ve liberallerin favori adayı Alexander Graf Lambsdorff, Die Welt Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakereleri durdursun ve bu sürece konsantre olmaktan vazgeçsin. Müzakerelerin yeri derin dondurucu” dedi. Lambsdorff, özgürlükleri kısıtlayan, hukuk devleti prensiplerini zedeleyen ‘yarı-otoriter’ bir ülkeyle pazarlıkların yapılmaması gerektiğini söyledi.

Alman hükümetinin Basın Sözcüsü Steffen Seibert tartışmaların endişe verici olduğunu söylerken “Federal hükümet cumhurbaşkanının değerlendirmelerinden farklı düşünmüyor“ dedi.

22-25 Mayıs’ta yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU’nun favori adayı olan Markus Ferber ise, “Üyelik müzakereleri hemen sona erdirilmeli. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girecek ülke değil. Ülke giderek Avrupa ve Avrupa değerlerinden uzaklaşıyor” diye konuştu.

Berlin’in Erdoğan’ın konuşmasından oldukça rahatsız olduğunu bildiren Die Welt gazetesi, Dışişleri’nden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth’un “Erdoğan’ın duygusal açıklamaları ne içerik olarak ne de ton olarak orantılıdır. Sadece şaşırıyorum ve kafa sallıyorum” şeklindeki sözlerini aktardı.

“Cumhurbaşkanı’yla gurur duydum, tam bir demokrat ve insan hakları savunucusu gibi davrandı” diyen Almanya Federal Parlamentosu Başkan Yardımcısı Claudia Roth (Yeşiller) ise, “Erdoğan küfürbaz bir tavırla Cumhurbaşkanı’nı azarlıyor. Bu da açıkça Erdoğan’ın kendi politik tarzındaki terbiye ve demokratik kültür eksikliğini gösteriyor” dedi.

– Die Welt: Türkiye ile AB arasındaki diyalogda bir model ortaya çıktı. Avrupalılar, uygarca bir arada yaşamla ilgili sözel kurallara uymak için çabalıyor, Türk tarafı ise Avrupa ve Avrupa’nın politikacılarına hakaret etme özgürlüğünü kullanıyor.

Şimdide Ana Yasa Mahkemesini yok etmek istiyorlar. Yani istediklerini yapma diktasını getiriyorlar. Bu çalışmaların arkasında ne gibi işlerin saklandığını şüphe etmeye başladık.

Demirtaş Bayar

AK Partili vekil: AYM’nin iptal yetkisi kaldırılmalı

Hürriyet 11 Nisan 2014

Anayasa Mahkemesi’nin HSYK yasası konusunda verdiği kısmi iptal üzerine AK Parti’li vekil Zelkif Kazdal’dan çok tartışılacak çıkış geldi.

Başbakan’ın daha önceki Twitter kararı konusundaki “AYM kararına saygı duymuyorum” sözüne atıf yapıldı.

AKPM: YouTube ve Twitter yasağı, ifade özgürlüğünün ihlalidir

AA 11 Nisan 2014

AKPM’den yapılan açıklamada, Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesi’nin Strasbourg’da yapılan toplantısı sonrasında Türkiye’deki gelişmelere ilişkin endişelerin dile getirildiği kaydedildi. Açıklamada, “Türkiye’de seçim kampanyası sırasında Twitter ve Youtube internet sitelerine erişimin engellenmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesiyle korunan ifade ve bilgi edinme hakkının açık bir ihlali olduğu” belirtildi.

Hırsına hakim olamamasını doğrulamak için kabadayıca söylediği tahrik edici çıkışları bir Başbakanın milleti parçalayıcı şeklinde olması yerine birleştirici olması icab eder. Kendi kendine söylenirken dünya ona üstteki sıraladığım değerlendirmeleri yapıyor.

Çok yazık.

Demirtaş Bayar

Başbakan Erdoğan’dan önemli açıklamalar
Hürriyet 13 Mayıs 2014

Internet altyapısını geliştirerek özgürlük ortamının oluşmasını sağladık. 2002’de internet abone sayısı 22 bindi. Şu anda 35 milyon. Yok twitter’dı yok facebook’tu bu konuda iktidarımızı lekelemek isteyenler önce bu rakama baksınlar da hizaya gelsinler. Nerden nereye… Türkiye’de diktatör bir yapı oluştuğunu iddia edenlerin arkasında nelerin yattığını anlama bakımından bu rakamları veriyorum. Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyenler bir zahmet her gün yayınlanan ulusal gazeteleri önlerine alıp sadece manşetlere baksınlar.
Mesela Pazar günü çıkan gazetelerin manşetlerine bir baksınlar. Danıştay törenindeki nezaketsizliğe bizim tepkimizin oralarda nasıl yer aldığına bir baksınlar. Bizi eleştirenlerin adeta küçük dillerini yutacaklarını göreceksiniz.

TÜRKİYE İLK KEZ BASINI ÖZGÜR OLMAYAN ÜLKELER ARASINDA

EDEP DIŞI TAHKİR…

Hiçbir ülkede manşetler üzerinden hükümetlerin bu kadar edep dışı tahkir edildiğine şahit olmazsınız. Bir örgüt basın özgürlüğü raporu hazırlamış. Bu örgütün raporlarında İsrail basın özgürlüğünde dünyanın en özgür ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor. Sevsinler sizi.

Deliller tutarsız (AP Gözlem Heyeti)
Hürriyet – Bülent SARIOĞLU / ANKARA 12 Nisan 2014

Türkiye’de yargılanan gazetecilerin davalarını inceleyen Avrupa Parlamentosu (AP) Geçici Gözlem Heyeti, 2.5 yıllık çalışma sonucunda hazırladığı raporda önemli uyarılarda bulundu.
AP Başkanlar Konferansı’nca Polonyalı parlamenter Jaroslaw Walesa başkanlığında Haziran 2011’de kurulan ve Michael Casman (İngiltere), Hélène Flautre (Fransa), Sajjad Karım (İngiltere) ve Barbara Matera’dan oluşan heyetin raporundaki öne çıkan tespitler şöyle:

– Gözlem Heyeti, izlediği davalarda sanıklar aleyhinde sunulan delillerin tutarsız olduğu yönündeki iddiaların farkındadır. Gazeteciler aleyhinde sunulan delillerin niteliğine ilişkin endişeler not edilmiştir. Henüz yayımlanmamış kitaplara polis tarafından el konulmuş ve iddianamelerde haber, makale ve fotoğraflarına ayrıntılarıyla yer verilmiştir. Bazı haberleri araştırmak, başkalarından önce bazı bilgilere ulaşmak ve kaynakları gizli tutmak, komplo delili olarak sunulmuştur.

– Olumsuz haberlerin (örneğin, devletin Van depremindeki tepkisi, devam eden davalar, kitlesel gösteriler vs.) servis edilmesi, savcılık tarafından devletin itibarını zedeleme niyetiyle işlenen bir fiil olarak sunulmuştur. AİHM aldığı kararlarda, gerçeği savunma ilkesi ve kamunun menfaati ilkesini vurgulayarak bu türden suçlamalara defalarca itiraz edilmiştir. Telefon dinlemelerinin kayıtları, farklı bireyler arasında suç bağının bir delili olarak sunulmuştur. Sanıklar tam olarak neyle suçlandıklarını ve aleyhlerinde öne sürülen delilleri bilmeden aylarca tutuklu bırakılmıştır.

– Medyada karşılıklı iştirak ve politikacılar tarafından göz korkutan beyanlar otosansürü geleneksel basında yaygın hale getirmiştir. Heyet, AP’nin uzun tutukluluk sürelerinden ve medya patronları ile gazetecilerin uyguladığı otosansürden duyduğu endişenin farkındadır, dolayısıyla bu sorunların giderilmesinin önemli olduğu kanaatindedir.

Demirtaş Bayar

Demirtas

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ : TAYYİP ERDOĞAN VE EKMELEDDİN İHSANOĞLU KARŞILAŞTIRMASI


VİDEO : TAYYİP ŞARLO’YA ÖYLE BİR FIRÇA ATTI Kİ :))))


VİDEO LİNK :

TAYYİP ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI OLAMAZ ÇÜNKÜ DİPLOMASI YOK /// TAYYİP’İN DİPLOMA KURNAZLI ĞI


VİDEO LİNK :

Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğinin şartları şunlardır:

1. Türk Vatandaşlığı

Cumhurbaşkanı olmak için gereken bir şart Türk vatandaşlığına sahip olmaktır. Milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin olarak vatandaşlık şartı hakkında yaptığımız açıklamalar burada da tekrarlanabilir. Çifte vatandaşlık, kanımızca Cumhurbaşkanı seçilmeye engel değildir. Keza, kanımızca, vatandaşlığın sonradan kaybı da Cumhurbaşkanı sıfatının düşmesi sonucunu doğurmaz. Bu konudaki tartışmalar için yukarıda milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin yaptığımız tartışmalara bakılabilir.

2. Kırk Yaşını Doldurmuş Olmak

Bu Cumhurbaşkanının "olgunluğunu" sağlamaya yönelik bir şarttır. Anayasa kırk yaşını "doldurmuş" olmayı aradığına göre, bu yaşa girmek yetmez, bu yaşı bitirip 41 yaşından gün almış olmak gerekir.

3. Yüksek Öğrenim Şartı

Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı seçilebilmek için "yükseköğrenim yapmış" olmak gerekir. Buna göre, ilkokul, ortaokul ve lise mezunları Cumhurbaşkanı olamazlar. Acaba iki yıllık meslek yüksek okulu mezunları, yahut bir dört yıllık bir fakültenin ilk iki yılını tamamlayıp ön lisans diploması alıp ayrılanlar "yükseköğrenim yapmış" olarak kabul edilip Cumhurbaşkanı adayı olabilirler mi? Kanımızca, "yüksek öğrenim"den ne anlaşılacağını 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre belirlemek gerekir. Yükseköğretim Kanunu, yüksek öğretimi ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora aşamalarına ayırarak düzenlemiştir. Buna göre, iki yıllık bir programı bitirip ön lisans diploması alanları da yüksek öğrenim yapmış olarak kabul etmek gerekir. Anayasa sadece yüksek öğrenimden bahsetmekte, lisans öğreniminden bahsetmemektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı harp okulları, akademileri, emniyet teşkilâtına bağlı Polis Akademisi mezunlarını da "yüksek öğrenim yapmış" kişi olarak kabul etmek gerekir. Çünkü bu kurumlar da Anayasanın 132’nci maddesine göre, bir "yükseköğretim kurumu"dur.

DİN & DİYANET DOSYASI : Eyyamcı Diyanet’ten Erdoğan’a seçim yard ımı !


Daha önceki yazılarımda da söyledim; Tayyip Erdoğan, ne pahasına olursa olsun Çankaya köşküne çıkmayı ve iki dönem orada kalmayı kafasına koymuş bulunuyor. Bunun için de devletin ve partisinin bütün imkanlarını seferber etmiş durumda. Adına açılmış yardım hesabına ise şu anda muhtemelen yağmur gibi para yağıyor olmalıdır. Vaktiyle terör örgütünün iki numarası konumunda olan ve sonraki yıllarda Özel Kuvvetler Komutanı General Engin Alan’ın emrindeki bordo berelilerce Kuzey Irak’ta yakalanarak Türkiye’ye getirilen “Parmaksız Zeki” kot adlı Şemdin Sakık’ın kardeşi bile 9000 TL’lik bağışta bulunmuş Erdoğan’ın hesabına. Haberlerde kardeş Namık Sakık’ın Kuzey Irak’la iş yapan bir iş adamı olduğu söyleniyor. Anlaşılan Namık Sakık, terör örgütünün gölgesinde ve himayesinde yapmış olduğu ticaretten elde ettiği paralardan küçük bir katreyi de yardım olarak Tayyip Erdoğan’a aktarmış!

Unutanlar için bir kez daha hatırlatalım; Parmaksız Zeki kot adlı Şemdin Sakık, 1993 yılında dağıtım için Malatya’dan Bingöl cihetine gönderilen ve üstelik de silahsız olan 33 masum Mehmetçiğin, Bingöl’e 20-30 km. kala “Gazik” adı verilen mevkide otobüslerinden indirilerek yakındaki bir dereye götürülüp kurşuna dizilmek suretiyle topluca katledilme olayının emrini veren haindir! Erdoğan, işte böyle bir hainin kardeşinden bile yardım kabul etmiş bulunuyor. Kim bilir belki de Abdullah Öcalan’ın kardeşleri Mehmet Öcalan, Fatma Öcalan ve Kuzey Irak’ta fırıncılık yapan eski terörist Osman Öcalan da yardım etmiştir Erdoğan’a! Doğrusu ya; Ekmeleddin İhsanoğlu’nun jest olarak yaptığı 1000 TL’lik yardımı anında iade ettiren Erdoğan’ın, teröristlerden ve terörist yakınlarından gelen yardımları da anında iade etmesini beklerdik.

Eyyamcı Mehmet Gömez’den Hamisi Erdoğan’a Yapılan Jestler

Tayyip Erdoğan’ın delaletiyle genç yaşta Diyanet İşleri Başkanı olan hadis profesörü Mehmet Görmez’in, hemen her fırsatta hamisi ve velinimeti olan Erdoğan’a destek verdiği artık ayan beyan ortadadır. Hatta bu destek için Mehmet Görmez, Diyanet’in kurumsal kimliği ile emrindeki yüz bini aşkın personeli ve 90.000 camiyi de seferber etmiş bulunmaktadır. Mehmet Görmez’in açılım sürecinin yılmaz savunucusu olduğu öteden beri bilinmektedir. Hazret, üstelik yasalara ve Anayasaya aykırı olarak bizzat Kürtçe mevlit okumaktan tutun da, Kürtçe vaaz ve hutbe okunmasına göz yummaya varıncaya kadar her türlü gayri yasal işlerin altına imza atmakla yetinmemiş, Diyanet’te 1000 kişilik “MELE” kadrosu almak gibi absürt bir uygulamanın da banisi olmuştur. Hatta medyada Diyanet marifetiyle Kur’an’ın Kürtçe çevirisini yaptıracağına ilişkin haberleri de gördü bu gözler.

2013 yılında, şimdilerde “Paralel Yapı” olarak aşağılanan Nur Cemaati’ne şirin görünmek ve bu cemaatin hükümete olan desteğini sürekli hale getirmek için cemaatin fikir öncülü Said-i Nursî’nin “İşârât’ül İ’câz” isimli eserini Diyanet yayını olarak bastırmaya varıncaya kadar ileri giden Mehmet Görmez, 17 Aralık depreminden sonra anında bir “U” dönüşü yaparak sahibinin sesi olmakta karar kılmıştır. Geçtiğimiz Ocak ayında Eskişehir’de yapmış olduğu bir konuşmada Fethullah Gülen hakkında “Herkes kendini hakikatin yerine koymaya kalkışıyor. Allah, biz Müslümanlara hakikatin yolunda olmayı emretti, kendimizi hakikatin yerine koymayı emretmedi. Herkes kendi cemaatini hakikatin yerine ikame etmeye kalkışıyor.” diyerek, cemaate karşı velinimeti olan Tayyip Erdoğan’ın yanında saf tutmakta gecikmemiştir.

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın,”Nasr Suresi”ni ima ile “Mekke’nin fethi ve insanların büyük kalabalıklar halinde İslam’a girmesi üzerine Hz. Peygamber gururlanıp kibre kapıldı, ancak anında Allah tarafından uyarıldı” anlamında Hz. Peygamber’e iftira niteliğindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Mehmet Görmez; “Nasr suresinin nüzul sebebine bakarsanız, öyle bir şeyi tartışmaya bile gerek kalmaz… Bugüne kadar konuşmadım. Konuşmadığım için hakaret içerikli mailler bile aldım. Ama biliyorum ki bu kişi (Efkan Ala) Hz. Peygamber’e saygılı bir insan. Konuşmama nedenim buydu. Peygamberle ilgili konular husumetlerin aracı olmaması gerekir”(1) diyerek, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden Tayyip Erdoğan’a destek verme ve bu konuda Efkan Ala’nın şahsında hükümete ve Başbakan’a yönelik aleyhteki propagandanın önüne geçmek adına Efkan Ala’nın iftirasına ortak olmuştur.

Oysa, Diyanet’in kendi eserlerinde, örneğin ciddi bir eser olduğu kabul edilen “Kur’an Yolu” isimli tefsir kitabında bile, Nasr Suresi’nin nüzul sebepleri arasında Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethi üzerine gurura ve kibre kapılması üzerine Allah tarafından uyarıldığına ilişkin bir bilgi bulunmuyor. Bahse konu surenin genel hükümler içerdiği ve Hz. Peygamber muhatap alınmakla birlikte onun üzerinden bütün müminlerin uyarıldığı belirtilmektedir. Dolayısıyla; Mehmet Görmez, hükümete ve Efkan ala üzerinden seçimlere giden hamisi Tayyip Erdoğan’a sahip çıkma adına bilimsel tarafsızlık ilkesini de ayaklar altına almış bulunmaktadır.

Kendi Çalışanları Mehmet Görmez’i Yalanlıyor!

Allah’tan Diyanet çalışanlarının hepsi Mehmet Görmez gibi değil. Orada bilimsel tarafsızlık ilkesini ve bilim namusunu kaybetmemiş din adamları da var ve onlardan “Alo Fetva Hattı”nda görev yapanlar Mehmet Görmez’in aksine ve tıpkı bizim 3 gün önce yazdığımız gibi(2) şöyle diyorlar Efkan Ala’nın çıkışı konusunda:

“Peygamberde (sav) böyle bir gurur meselesi yoktu. Yanlış, yanlış; kasıtlı söylediyse iftiraya kadar gider. Kasıtlı değil de böyle avamın konuştuğu şekliyle genel bir konuşma yaptı ise bilmeden cahilce yapmıştır, Allah (cc) affetsin deriz. Tevbe etmesi gerekir. Pişman olacak, bir daha yapmayacak onu. Kasıtlı ise daha tehlikeli, peygambere (sav) sen iftira ediyorsun. Bizim peygamberimiz (sav) veya diğer peygamberler vatandaşına dini tebliğ ederken ne diyorlardı? ‘Bu iftiracı, yalancı’ diyorlardı. Ve onun yüzünden toplumlar ceza yemiştir. Yanıltıcı ve günah bir şeydir. O halka söylenilmez. Peygamberlerin sıfatları var. Birisi nedir? İsmet’tir. Her türlü gururdan, enaniyetten, ucubiyetten, her türlü günahlardan korunmuştur. Kim koruyor O’nu (sav)? Allah (cc) koruyor. Onu söyleyenler kimse, umarım yanlışlıkla söylemiştir, hataen söylemiştir… Bilerek konuşuyorsa, küfre kadar gider… Allah affetsin diyoruz. “(3)

Eyyamcı Diyanet’ten Erdoğan’a Yapılan Seçim Yardımı

Mehmet Görmez’in ve dolayısıyla Diyanet’in, Tayyip Erdoğan’a son kıyağı İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlemiş olduğu sözüm ona “İslam Alimleri” toplantısı olmuştur. Evet, yanlış duymadınız; hükümete destek çıkma ve yaranma adına bilimsel tarafsızlık ilkesini ayaklar altına alan bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanı olan zat, İstanbul’da sözüm ona İslam Alimleri’nin katıldığı bir Uluslararası toplantı düzenleyerek Cumhurbaşkanı adayı olan Tayyip Erdoğan’ın propaganda amaçlı konuşma yapmasına zemin hazırlamıştır. Gerçek bir İslam Alimi ve İslam Ülkelerinin çatı örgütü olan İİT’nin 9 sene Genel Sekreterliğini yapan Çatı Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu bu toplantıya çağrıldı mı bilmem. Ancak Tayyip Erdoğan, bahse konu toplantıda ayet ve hadislerle örülü çok etkili bir konuşma yapmış, Mehmet Görmez ve şürekâsı da elleri patlayıncaya kadar alkışlamış bulunmaktadırlar.

“Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi” konulu toplantıdaki Konuşmasını İsrail’in Filistinlilere yapmış olduğu saldırılar üzerine temellendiren Tayyip Erdoğan, her zamanki gibi bol bol esti gürledi! “Bir adam, üzerine kilolarca bombayı bağlıyor, gidiyor bir camide, mescitte ibadet edenlerin ya da bir türbede dua edenlerin içinde patlatıyor. Bu acımasızca katliamı işleyen, kendisini Müslüman olarak tarif ediyor ve bu fiili işlerken de tekbir getiriyor. Camide, mescitte, türbede şehid olanların Müslüman olduklarından zaten şüphemiz yok. Örgütler kuruluyor ve bu örgütler kendilerine bir takım İslami etiketler takıyorlar. Müslüman olduklarını, iddia ediyorlar, cihat yaptıklarını savunuyorlar. Az önce hocalarım, İslam bilginleri ifade ettiler. Zaten cihat mefhumunun net açıklığa kavuşması lazım. ‘Fetih’ kelimesinin net açıklığa kavuşması lazım. ‘Cidal’ kelimesinin net açıklığa kavuşması lazım. Acaba bu mefhumlar, bu kavramlar nedir? Bunun içeriğinin ortaya konulması lazım.” diyerek IŞİD’i tarif etti ama nedense bu örgütün adını yine anmadı Tayip Bey. Suriye’den Mısır’a, Irak’tan Filistin’e, Myanmar’dan, Patani’ye kadar gidip gelmediği yer kalmadı kürsüde!(4).

Filisin Sorununu Çözecek Olan Ulema Değil Umeradır!

Filistin sorununu çözmek ve İslam ülkelerinin dikkatini bu soruna çekmek, muhtemelen Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Diyanet tarafından “İslam Bilgini” kılıfı altında İstanbul’a çağrılan adamların görevi değildir. İstanbul’da birkaç günlüğüne güzel bir gün geçirmenin ve milletin cebinden hazırlanan mükellef sofralarda iftar açmanın ve sahur yapmanın dışında yapacakları bir şey de yok aslında. Çünkü bu tür sorunları çözmek ulemanın (İslam alimlerinin) görevi değil, ümeranın (İslam devletlerini yöneten sivil ve askeri üst dereceli bürokratların ve siyasilerin) görevidir. Böyle bir toplantı düzenlemekle Tayyip Bey ve hükümeti, kendi sorumluluklarını başkalarına yansıtma peşindedirler. Anlaşılan Tayyip Bey’e göre; Filistin Sorunu’nu çözmek de Ulemanın ve fukahanın görevleri arasında bulunuyor!

Önceki gün (16.07.2014) Sakarya şehir meydanında yapmış olduğu konuşmada, “Eeey Mahape, Eeey Cahape ve Eeey diğeri” diyerek muhalefeti “İsrail’i kınamamakla” eleştiren Tayyip Bey’e hatırlatalım ki; siz IŞİD’i tarif edip ismini bile zikredemezken, muhalefeti dünyanın tanıdığı bir devlet olan İsail’i tenkit edememekle itham etmeniz olacak şey değildir. Ki; muhalefetin İsrail’in yaptıklarına onay verdiğini hiç sanmıyorum. Öte yandan siz tenkit ediyorsunuz da ne oluyor? İsrail yine bildiğini okuyor? Son bir haftada katlettiği Filistinli sayısı tam 208 ve İsrail’in bu günahında sizin de payınız bulunmaktadır! Eğer gereksiz yere ve elbette iç politikada prim yapma adına İsrail ile bütün köprüleri atmasaydınız, şimdi İsrail ile diyaloga girer ve iki taraf arasında arabuluculuk yapma şansınız olurdu. Sizin fevri çıkışlarınız yüzünden Türkiye o şansı da yitirdi. Sizin yapmanız gerekeni ise sizin tu kaka diyerek karşı çıktığınız Mısır’ın yeni lideri Abdülfettah El-Sisi yapıyor iyi mi?

Ağzını açtıkça İsrail’e hakaret eden Tayyip Bey’e hatırlatalım ki; medya sizin mahdum Burak Erdoğan’ın İsrail ile ticaret yaptığına ve oğlunuzun 95 m. uzunluğundaki gemiciği Safran-1′in İsrail limanlarında mal boşaltıp, mal yüklediğine ilişkin haberlerle çalkalanıyor(5). Haberlere göre; Davos’ta sebep olduğunuz yapay kriz Türkiye ile İsrail arasındaki ticarete hiç yansımamış. İki ülke arasında 2011 yılında 4 milyar 22 milyon dolar olan dış ticaret, 2013 yılında 4 milyar 858 milyon dolara yükselmiş bulunuyormuş(6). Türkiye ile İsrail arasındaki toplam dış ticaret hacmi, 2014 yılının ilk yarısında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27,6 oranında artış göstererek 1 milyar 294,2 milyon dolara yükselmiş. Türkiye’nin, İsrail’e gerçekleştirdiği ihracat, bu yılın ilk yarısında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,6 oranında artış göstermek suretiyle 781,9 milyon dolar olarak, İsrail’den yapılan ithalat ise bu yılın ilk altı ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24,7 oranında artarak 512,3 milyon dolara çıkmış(7). Dolayısıyla; bence siz, Türk halkını büyük ölçüde kekliyor ve gerçekleri aynı ölçüde hackliyorsunuz Tayyip Bey!

1-http://www.samanyoluhaber.com/politika/Efkan-Alanin-o-sozleri-icin-ne-dedi/1056370/

http://www.cihan.com.tr/news/Gormez-Nasr-suresinin-nuzul-sebebine-bakarsaniz-tartismaya-bile-gerek-yok_2047-CHMTUwMjA0Ny8x,

2-http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi89662-Dindar_Toplum_Projesinin_Cigirtkanlari_ve_Efkan_Alanin_Peygambere_Iftirasi.html

3-http://www.zaman.com.tr/gundem_diyanetten-efkan-ala-fetvasi-tevbe-etmesi-gerekir_2231975.html

4-http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/erdogan-israilin-sistematik-soykirim-girisimine-sahit-oluyoruz. Patani: Tayland’ın güneyinde Müslüman nüfusun yaşadığı bölge.

5-http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/haber89739-Basbakan_Erdoganin_oglu_Israil_ile_ticaret_yapiyor.html,

6-http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/haber89739-Basbakan_Erdoganin_oglu_Israil_ile_ticaret_yapiyor.html,

7-http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/7017206.asp

Bilge diplomat Şükrü Elekdağ, Uğur Dündar’a konuştu : Erdoğan’a oy vermek, ülkenin parça lanmasına ‘Evet’ demektir


Elekdağ, Çankaya seçimi öncesi yasalaşan Çözüm Paketi’ni eleştirdi : Bu yasa Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmak için PKK’ya verdiği rüşvettir

Sev­gi­li okur­la­rım, Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çi­mi tar­tış­ma­la­rı ara­sın­da Mec­li­s’­ten apar to­par bir ya­sa ge­çi­ril­di. İs­tan­bul Ba­ro­su Yö­ne­ti­mi ve ba­zı ta­raf­sız göz­lem­ci­ler, kı­sa­ca “Çö­züm Ya­sa­sı­” de­ni­len bu ya­sa­nın Öca­la­n’­la Er­do­ğan ara­sın­da­ki pa­zar­lı­ğın ürü­nü ol­du­ğu­nu öne sü­rü­yor­lar. On­la­ra gö­re, bu ya­sa­nın iki ama­cı var: Bi­rin­ci­si, Tür­ki­ye top­rak­la­rı üze­rin­de Kürt dev­le­ti kur­mak, ikin­ci­si de Er­do­ğa­n’­ı Çan­ka­ya­’ya çı­kar­mak.

Ya­sa­yı şid­det­le eleş­ti­ren­ler, Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çi­min­de Er­do­ğa­n’­a oy ver­me­nin, ül­ke­mi­zin par­ça­lan­ma­sı için oy kul­lan­mak an­la­mı­na ge­le­ce­ği­ni id­di­a edi­yor­lar.

Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Dev­le­ti’­nin üni­ter ya­pı­sı­nı ve bö­lün­mez bü­tün­lü­ğü­nü he­def alan bu çok önem­li ko­nu­yu, emek­li Bü­yü­kel­çi, es­ki Dı­şiş­le­ri Ba­kan­lı­ğı müs­te­şar­la­rın­dan, bil­ge in­san Şük­rü Elek­dağ ile ko­nuş­tuk.

* * * *

UĞUR DÜN­DAR (UD): “Te­rö­rün So­na Er­di­ril­me­si ve Top­lum­sal Bü­tün­leş­me­nin Güç­len­di­ril­me­si­ne Da­ir Ka­nu­n”­a İs­tan­bul Ba­ro­su çok kuv­vet­li tep­ki gös­ter­di. Yap­tı­ğı açık­la­ma­da ya­sa­nın, “1923 Cum­hu­ri­ye­ti­ni or­ta­dan kal­dır­ma­yı he­def­le­di­ği­”, dev­le­ti­mi­zin “ü­ni­ter ya­pı­sı­nı ve bö­lün­mez bü­tün­lü­ğü­nü­” teh­dit et­ti­ği, ay­rı­ca “et­nik-mez­hep­sel bir bo­ğaz­laş­ma­ya­” yol aça­cak bir ni­te­lik­te ol­du­ğu vur­gu­lan­dı. Dün­ya­nın ön­de ge­len ba­ro­la­rın­dan bi­ri olan, 26 bin üye­li İs­tan­bul Ba­ro­su gi­bi cid­di bir ku­ru­lu­şun yap­tı­ğı bu deh­şet ve­ri­ci tes­pit­ler ko­nu­sun­da ne dü­şü­nü­yor­su­nuz?

ŞÜK­RÜ ELEK­DAĞ (ŞE): İçe­ri­ği­ne ta­ma­men ka­tıl­dı­ğım bu açık­la­ma­nın en çar­pı­cı yö­nü; “Çö­züm Ya­sa­sı’­nı­n”, “dev­le­tin şek­li­ni, re­ji­mi­ni ve bö­lün­mez bü­tün­lü­ğü­nü de­ğiş­tir­me­yi­” ön­gör­me­si ne­de­niy­le, TCK’­nın 302. mad­de­sin­de dü­zen­le­nen VA­TA­NA İHA­NET SU­ÇU KAP­SA­MI­NA GİR­Dİ­Ğİ­Nİ or­ta­ya koy­ma­sı­dır. Ya­sa­nın, Öca­lan ta­ra­fın­dan Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­a fii­len ve res­men da­ya­tıl­dı­ğı­nı vur­gu­la­mak is­te­rim. Ya­sa, ya­hut “Çö­züm Pa­ke­ti­”, MİT ara­cı­lı­ğıy­la Öca­lan ile Baş­ba­kan ara­sın­da ya­pı­lan pa­zar­lı­ğın ürü­nü­dür. Ya­ni, cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim sü­re­cin­de PKK te­rör ey­lem­le­ri­ni as­kı­ya ala­cak, bu­nun kar­şı­lı­ğın­da da AKP ik­ti­da­rı Öca­la­n’­ın si­ya­si ta­lep­le­ri­nin kar­şı­lan­ma­sı­nı sağ­la­ya­cak hu­ku­ki ze­mi­ni dü­zen­le­ye­cek­tir. Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­ın Çan­ka­ya Köş­kü­’ne ilk tur­da çık­ma­sı için HDP-BDP Kürt oy­la­rı­na ih­ti­ya­cı var­dır. Bu oy­la­rı ilk tur­da al­maz­sa ikin­ci tur­da Köş­k’­ü ga­ran­ti­le­mek için ih­ti­yaç du­ya­cak­tır.

Ya­ni, BU YA­SA, ER­DOĞA­N’­IN CUM­HUR­BAŞ­KAN­LI­ĞI KOL­TU­ĞU­NA OTUR­MA­SI KAR­ŞI­LI­ĞIN­DA PKK’­YA VER­Dİ­Ğİ RÜŞ­VET­TİR.

Meclis yok sayılacak…

UD: Er­do­ğan si­zin de­yi­mi­niz­le ile­ri­de ül­ke­nin bö­lün­me­si­ne ne­den ola­cak bu si­ya­si rüş­vet kar­şı­lı­ğın­da Çan­ka­ya­’ya çık­ma­yı ga­ran­ti al­tı­na al­ma­ya ça­lı­şı­yor. Ya­sa­nın ana­li­zi­ni ya­par mı­sı­nız?

ŞE: Ya­sa­nın şu dört özel­li­ği var: Bi­rin­ci­si, ya­sa, PKK te­rör ör­gü­tü­nün si­ya­si ta­lep­le­ri­nin ka­bu­lü­nü ön­gö­ren bir ta­ah­hüt ve ga­ran­ti an­laş­ma­sı­dır. Ya­sa, ha­len hü­kü­me­te gö­rev­ler ve­ren bir çer­çe­ve ya­sa şek­lin­de­dir. Za­man için­de, Öca­la­n’­la va­rı­lan mu­ta­ba­kat uya­rın­ca ye­ni ya­sal dü­zen­le­me­ler bu çer­çe­ve için­de yer ala­cak­tır. İkin­ci ola­rak ya­sa, AKP ik­ti­da­rı­nın, PKK te­rör ör­gü­tüy­le gir­di­ği gay­ri­meş­ru iliş­ki ve pa­zar­lık­la­ra meş­ru­iyet ka­zan­dı­rı­yor ve böy­le­ce, ÖCA­LA­N İLE PKK, TE­RÖ­RİST OL­MAK­TAN ÇI­KA­RI­LIP, Fİİ­LEN VE HU­KU­KEN KÜRT­LE­R’­İN TEM­SİL­Cİ­Sİ VE HÜ­KÜ­ME­TİN RES­Mİ MU­HA­TA­BI KO­NU­MU­NA GE­Tİ­Rİ­Lİ­YOR.

UD:Ya­ni, Öca­lan ve PKK, ma­sa­ya dev­let­le eşit sta­tü­de otur­tu­la­cak… Öy­le mi?

ŞE: Evet, öy­le!.. Ya­sa­nın üçün­cü özel­li­ği, hü­kü­me­te, çö­züm çer­çe­ve­sin­de alı­na­cak tüm ön­lem ve ya­sal dü­zen­le­me­le­rin ya­pıl­ma­sın­da sı­nır­sız yet­ki­ler ver­me­si ve TBMM’­nin tüm yet­ki ve iş­lev­le­ri­ni hü­kü­me­te dev­ret­me­si­dir… Bu sı­nır­sız yet­ki­ler, hü­kü­me­te, PKK’­nın si­ya­si ta­lep­le­ri­ni kar­şı­la­ya­cak her tür­lü hu­ku­ki dü­zen­le­me­yi Par­la­men­to­’yu “by-pas­s” ede­rek yap­ma im­ka­nı­nı ve­ri­yor. Ya­sa­nın dör­dün­cü özel­li­ği, hü­kü­me­te ve gö­rev­li­le­re, sı­nır­sız, mut­lak ve ucu açık ce­za­i so­rum­suz­luk sağ­la­ma­sı­dır. Suç iş­le­me öz­gür­lü­ğü ya­ra­tan ve ye­ni fai­li meç­hul­ler ile gö­re­vin su­iis­ti­ma­li­ne yol açan bu hü­küm, hem Ana­ya­sa­’ya, hem de Türk Ce­za Ka­nu­nu­’na ay­kı­rı­dır.

UD:Yap­tı­ğı­nız çar­pı­cı ana­liz, du­ru­mun va­ha­me­ti­ni ve Öca­la­n’­ın bu ya­sa­nın ka­bu­lü do­la­yı­sıy­la AKP Hü­kü­me­ti­’ne te­şek­kür et­me­si­nin ne­den­le­ri­ni de açık­lı­yor. Pe­ki, bu çer­çe­ve ya­sa­nın içi na­sıl dol­du­ru­la­cak?

ŞE: Baş­ba­ka­n’­ın ta­li­ma­tı ve kon­tro­lüy­le MİT ile Öca­lan ara­sın­da uzun­ca bir sü­re­dir de­vam eden ve “ço­cuk­lar öl­me­sin, ana­lar ağ­la­ma­sı­n” slo­ga­nıy­la des­tek gö­ren ça­tış­ma­sız or­tam­da sür­dü­rü­len mü­za­ke­re­ler so­nu­cun­da mu­ta­ba­ka­ta va­rıl­dı. Fa­kat, ka­mu­oyu­nun tep­ki­sin­den kor­kan hü­kü­met, bu mu­ta­ba­ka­tın içe­ri­ği­ni açık­la­ma­dı. Bu­na mu­ka­bil, Öca­lan, Kan­dil ve BDP ta­ra­fın­dan ya­pı­lan açık­la­ma­lar, PKK’­nın bek­len­ti­le­ri­ni ve mu­ta­ba­ka­tın esas­la­rı­nı gün ışı­ğı­na çı­kar­dı. Bun­la­rın ba­şın­da iki stra­te­jik he­def var. Bi­ri, “de­mok­ra­tik özerk­li­k” na­mı al­tın­da Gü­ney­do­ğu­’da­ki 12 vi­la­ye­tin kon­tro­lü­nün PKK yö­ne­ti­mi­ne dev­re­dil­me­si… Bu­ra­da “Ku­zey Irak Kürt Fe­de­re Dev­le­ti­” sta­tü­sün­de ve şim­di­lik ya­rı ba­ğım­sız bir dev­let ku­rul­ma­sı. Di­ğe­ri ise Öca­la­n’­ın af­fa uğ­ra­ma­sı­nın ilk ka­de­me­si­ni oluş­tu­ran ev hap­si­ne alın­ma­sı. Bun­la­ra ila­ve­ten, mü­za­ke­re­le­rin ya­sal çer­çe­ve­ye otur­tul­ma­sı, ana­dil­de eği­tim sağ­lan­ma­sı, ör­güt üye­le­ri için af çı­ka­rıl­ma­sı, dağ­dan eve dö­nüş dü­zen­le­me­si çer­çe­ve­sin­de PKK vu­ru­cu un­sur­la­rı­nın “ö­zerk böl­ge­ni­n” gü­ven­lik gü­cü­ne dö­nüş­tü­rül­me­si, ce­za­ev­le­rin­de­ki PKK’­lı­la­rın sa­lı­ve­ril­me­si gi­bi ön­lem­ler de var.

Seçim için bekliyorlar

UD : Açık­la­ma­la­rı­nız Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çi­min­de oyu­nu Er­do­ğan için kul­la­na­cak olan­la­rın, bir an­lam­da Tür­ki­ye­’nin par­ça­lan­ma­sı için oy ve­re­cek­le­ri­ni or­ta­ya ko­yu­yor. Türk top­rak­la­rı üze­rin­de ba­ğım­sız Kür­dis­tan, AKP ik­ti­da­rı­nın el­le­ri ve oy­la­rıy­la mı ger­çek­leş­ti­ri­li­yor?

ŞE: Ma­ale­sef evet! Er­do­ğan Hü­kü­me­ti­’nin en bü­yük ha­ta­sı, PKK’­ya si­lah bı­rak­tır­ma­dan ör­güt­le mü­za­ke­re­ye otur­ma­sı ol­muş­tur. Hü­kü­met, Öca­la­n’­la ka­lı­cı mu­ta­ba­kat­lar sağ­la­dı­ğı­nı zan­net­se de, Kan­dil/PKK, elin­de­ki si­lah­la, hü­kü­me­ti, ça­tış­ma dö­ne­mi­ni ge­ri ge­tir­mek­le kor­ku­tup, ta­lep çı­ta­sı­nı dai­ma da­ha yük­se­ğe çı­kar­ma eği­li­min­de­dir. Kan­dil/PKK, özerk­lik kis­ve­sin­de bir fe­de­re dev­let for­mü­lü­nü se­çim sı­ra­sın­da hü­kü­me­tin zor du­ru­mun­dan ya­rar­la­na­rak ge­cik­me­den ger­çek­leş­tir­mek is­ti­yor. Öca­lan da hü­kü­me­te “sab­rım taş­tı, oya­la­ma­yı­n” me­saj­la­rı gön­de­ri­yor. Hü­kü­met ise hal­kın in­fi­alin­den kor­ka­rak, ver­di­ği ödün­le­ri ge­nel se­çim­ler­den son­ra­ki za­ma­na ya­ya­rak uy­gu­la­ma­yı ön­gö­rü­yor.

UD: Ama öy­le gö­rü­nü­yor ki, bu­nu da­ha faz­la ge­cik­ti­re­me­ye­cek. Al­lah ko­ru­sun, hiç­bir za­man ger­çek­leş­me­si­ni di­le­me­yiz ama, Ba­ro­’nun işa­ret et­ti­ği ola­sı et­nik baz­da bir iç ça­tış­ma teh­li­ke­si­nin et­kin­lik ve şid­det de­re­ce­si ne­dir?

ŞE: 2009’dan iti­ba­ren Kürt so­ru­nu ül­ke­miz­de yo­ğun bir tar­tış­ma ala­nı bul­du. Bu­na rağ­men, ko­nu da­ha zi­ya­de PKK ör­gü­tüy­le uz­laş­ma sağ­lan­ma­sı­na yö­ne­lik öne­ri­ler bağ­la­mın­da ele alın­dı. Türk kit­le­nin bu ko­nu­da­ki gö­rüş­le­ri hep ih­mal edil­di. Türk­le­r’­in söz­ ko­nu­su öne­ri­le­re tep­ki­si­nin ne ol­du­ğu­nun araş­tı­rıl­ma­sı­na ge­rek gö­rül­me­di. Bu ko­nu­da elim­de, 2013 yı­lı Ni­san ayı ba­şın­da A&G Araş­tır­ma Şir­ke­ti ta­ra­fın­dan, Tür­ki­ye­’nin 7 coğ­ra­fi böl­ge­sin­de 50 il­de, 174 il­çe ve bun­la­ra bağ­lı 398 ma­hal­le ve köy­de 18 yaş ve üs­tü seç­men nü­fu­su­nun tem­sil eden 3.534’ü ka­dın top­lam 7.103 de­nek­le, ha­ne­de yüz yü­ze gö­rüş­me me­to­duy­la ya­pıl­mış bir araş­tır­ma var.

Bu araş­tır­ma bul­gu­la­rı­na gö­re, Türk­le­r’­in ezi­ci ço­ğun­lu­ğu, ya­ni yüz­de 75 ve üs­tü, çö­züm için Öca­la­n’­la gö­rü­şül­me­si­ni ve Öca­la­n’­ın ev hap­si­ne çı­ka­rıl­ma­sı­nı şid­det­le red­de­di­yor, PKK’­ya ge­nel af çı­ka­rıl­ma­sı­na ve özerk­lik ve­ril­me­si­ne kar­şı çı­kı­yor, Kürt­çe eği­ti­mi is­te­mi­yor ve Kürt­le­re bu­gün­kün­den da­ha faz­la hak ve öz­gür­lük ve­ril­me­si­nin iç sa­va­şa ve Tür­ki­ye­’nin bö­lün­me­si­ne yol aça­ca­ğı­na ina­nı­yor. Ara­dan ge­çen 15 ay­lık dö­nem­de mil­li­yet­çi tep­ki­nin yu­mu­şa­ma eği­li­mi gös­ter­di­ği­ni tah­min et­mi­yo­rum. Yu­ka­rı­da­ki bul­gu­lar, hü­kü­me­tin top­rak­la­rı­mız­da Kürt dev­le­ti ku­rul­ma­sı­na yö­ne­lik gi­ri­şi­mi açık­lık ka­za­nın­ca TÜRK MİL­LE­Tİ­’NİN GAF­LET UY­KU­SUN­DAN UYA­NA­CA­ĞI­NI VE KA­BA­RA­CAK MİL­Lİ­YET­Çİ DAL­GA­NIN BU­NA KAR­ŞI KO­YA­CA­ĞI­NI GÖS­TE­Rİ­YOR.

Bu bir akıl tutulması

UD: CHP’­nin şid­det­le eleş­tir­di­ği­niz “çö­züm ya­sa­sı­”na des­tek ver­me­si­ni na­sıl açık­lı­yor­su­nuz?

ŞE: CHP, çö­zü­me iliş­kin ça­lış­ma­la­rın TBMM ta­ra­fın­dan yü­rü­tül­me­si­ni sa­vu­na gel­miş­ti. Ay­rı­ca CHP’­nin Cum­hur­baş­kan­lı­ğı için “ça­tı ada­y­” ola­rak des­tek­le­di­ği Sa­yın Ek­me­led­din İh­sa­noğ­lu da çö­zü­mün mut­la­ka ulu­sal uz­la­şıy­la ve Mec­lis ça­tı­sı al­tın­da ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni sa­vu­nu­yor. An­cak, ka­bul edi­len ya­sa: 1) Mec­li­s’­i dev­re dı­şı bı­ra­ka­rak iş­lev­le­ri­ni kül­li­yen AKP Hü­kü­me­ti­’ne dev­re­di­yor; 2) Hü­kü­met-Öca­lan- Kan­dil üç­lü­sü­nün, CHP’­nin ve hal­kı­mı­zın bil­gi ve ira­de­si dı­şın­da PKK ör­gü­tüy­le ya­pı­lan pa­zar­lık uya­rın­ca özerk/fe­de­re Kürt dev­le­ti­ne meş­ru­iyet ka­zan­dır­ma­yı ve onu ya­sal ze­mi­ne oturt­ma­yı ön­gö­rü­yor. Özet­ler­sem, bu ya­sa­nın bir ama­cı, PKK’­nın si­ya­sal ta­lep­le­ri­ni kar­şı­la­mak, di­ğe­ri de Er­do­ğa­n’­ı Çan­ka­ya­’ya çı­kar­mak…
CHP’­nin, Ana­ya­sa­’ya ve TCK’­ye gö­re, va­ta­na iha­net kap­sa­mı­na gi­ren bu ya­sa­ya des­tek ver­me­si­nin iza­hı, or­tak akıl tu­tul­ma­sın­dan baş­ka ne ola­bi­lir?

%d blogcu bunu beğendi: