Etiket arşivi: Rusya

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Ahmet Kılıçaslan Aytar : RUSYA’DAN NAFİLE TÜRKİYE YOKLAMASI


Ukrayna’nın Baltık’tan Karadeniz ve Hazar’a kadar bütün bu bölgedeki rolü üzerinde ABD’nin stratejisini Dışişleri Bakanı J.Kerry,"Biz eğer Avrupa pazarlarına ulaşım için enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine yardımcı olursak büyük enerji güvenliğini temin edebiliriz. Avrupa ülkelerinin enerji alımının büyük bir kısmında Rusya’ya bağlı olmamasını sağlamak için beraber daha fazla şeyler yapmamız gerekir" ifadesi belirliyor.

O yüzden Ukrayna’daki provokatif eylemlerini gerekçe göstererek, jeopolitiğini yıkmak üzere Rusya’ya ekonomik, siyasi, askeri yaptırımlar uyguluyor.

*
Avrupa Birliği de hem Rusya’dan ihraç edilen yakıtın yüzde 50’sini almanın, hem de teknolojideki ilerlemesiyle 2035 yılında enerji açısından kendine yetecek ve dünyaya enerji ihraç eden bir ülke olacak ABD’yi beklemenin dezavantajlarını yaşıyor.

Rağmen 2009’da kabul edilen "3.Enerji Paketi" prosedürleri çerçevesinde Rusya’nın dev tedarikçisi Gazprom şirketinin hem doğalgaz satıcısı,hem de boru hattı sahibi olamayacağı, bunun "Doğalgaz Arz Güvenliği"ne aykırı olduğundan hareketle, Gazprom şirketinin Avusturya, Bulgaristan, Yunanistan,Macaristan,Sırbistan,Slovenya ve Hırvatistan’da doğalgaz satış ve taşımacılık işini birbirinden ayırmasını istiyor.

*
Bu çerçevede Avrupa Komisyonu’ndan gelen uyarıların ardından Bulgaristan,Güney Akım doğalgaz boru hattı projesini askıya alıyor.

Başbakan P.Oreşarski, Rus gazını Karadeniz üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedefleyen Güney Akım projesine ilişkin çalışmaları, Avrupa Komisyonu’nun onayını almadan sürdürmeyeceklerini açıklıyor…

*
Şimdi,bir süre önce Rusya Devlet Başkanı V.Putin’in Avrupa Birliği’nin yeni engeller çıkarması halinde, Güney Akım boru hattını "AB üyesi olmayan bir ülke üzerinden geçirebilecekleri"ne yönelik ifadesine, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın, "Rusya’dan resmi teklif gelirse, değerlendiririz" yanıtı üzerinden, Bulgaristan’ın alternatifinin Türkiye olabileceği düşüncesi geliştiriliyor.

Üstelik bu durumun, Türkiye ve Rusya’nın ikili ekonomik ilişkiler üzerinden kurdukları güvenin sağlamlığına ilişkin bir sınav anlamına geleceği kaydediliyor.

*
Türkiye’de AKP hükümeti, ABD’nin desteklediği Nabucco doğazgaz boru hattını devre dışı bırakan ve Rusya doğalgazını Karadeniz’in altından geçerek Bulgaristan- Macaristan- Sırbistan- Slovakya üzerinden Batı Avrupa’ya taşıyacak Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı’nın Karadeniz karasularında inşasına gerekli izni vermiştir.

O zaman bu gelişme "Farklılıklar içinde birlik" anlayışına rağmen AB’nin kendi içindeki kimlik sorgulaması nedeniyle Avrupa Kimliği’nin inşasında ortaya çıkan farklı modeller olan Almanya ve Fransa arasındaki ezeli rekabeti doğalgaz boru hatlarındaki rekabetle müzakere masalarına taşımıştı!

*
Çünkü Almanya, Rusya’nın Batı Sibirya kaynağı-Baltık Denizi altından doğrudan kendi topraklarına çektiği Kuzey Akım boru hattıyla Hollanda, Fransa,Belçika, İngiltere,Danimarka’nın doğalgaz ihtiyacının dörtte birinin sağlanmasının ortağıdır.

Güney Akım boru hattı ise Avrupa’nın güney doğusunun enerji ihtiyacını karşılamak üzere yeni ve güvenli sevkiyat kapasitelerinin oluşturulmasını amaçlıyor.

Almanya küresel rekabetinde ayağına kadar gelen fırsatı değerlendirmekten bir an olsun kaçınmaz, işte Alman Kimya tekeli BASF’ın enerji kolu Wintershall Rusya’nın Güney Hattı’na yapım aşamasında katılmış, Kuzey hattında yüzde 15.5’in üzerine Güney hattında da yüzde 15 hisseyle küresel rekabetinde Alman ekonomisine büyük katkı sağlamış bulunuyor.

*
AB’nin içinde bulunduğu bu şartlara rağmen ABD, Güney Akım projesinin de realize olması durumunda Rusya’nın AB’nin toplam gaz ihtiyacının yüzde 40’nı sağlama gücüne erişeceği,giderek AB ve NATO’yu da zayıflatacağı düşüncesi ve küresel liderliğini kaybedeceği endişesindedir.

O yüzden uzun süredir Polonya,Çek Cumhuriyeti ve Romanya’yı NATO’ya dahil etmek, Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğini gündemde tutmak suretiyle oluşturduğu nufuz alanından Rusya’yı çevrelemeyi ve Rusya’nın Güney Akım boru hattını engellemeyi öngörüyor.

Eh, bu noktadan itibaren Bulgaristan, Avrupa Komisyonu’ndan gelen uyarıların ardından Güney Akım doğalgaz boru hattı projesini askıya alıyor.

Rusya ise Bulgaristan’ın alternatifinin Türkiye olabileceği düşüncesini geliştiriyor!

*
Halbuki Türkiye, Azerbaycan ile Azeri doğalgazını Gürcistan-Türkiye-Bulgaristan güzergahına taşıyacak Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı’nın inşasına ilişkin mutabakatında, Azerbaycan’ın Şahdeniz-2’de doğalgaz yatağının tümünü her hangi politik ve jeopolitik sorun olmaksızın Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattıyla Güney-Doğu Avrupa’ya taşınmasının ortağıdır.

Ukrayna kriziyle birlikte ABD’nin Merkez Asya ve Baltık ülkelerine yönelerek bu bölgeleri Rusya’nın etkisinden uzak tutmaya çalıştığı, Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerinde Rus gazına bağımlılığını azaltarak yeni bir geleceği tasarlarken,şimdilerde Ukrayna krizini de fırsat bilerek Rusya’ya karşı bir çok yaptırım kararını aldığı şu süreçte;

*
Türkiye’de AKP hükümeti, Nisan’da Azerbaycan ve Gürcistan Devlet Başkanlarıyla Tiflis Zirvesinde temel prensip olarak karşılıklı ve yararlı işbirliği çerçevesinde bölgesel ve küresel ölçekte önemli konularda temel kararlar alıyor.

Bu konulardan biri ve önemlisi, üç ülkenin coğrafi beraberliklerinde Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin (TANAP) Güney Kafkasya’da refahı,ekonomik gelişmeyi arttırarak büyük bir cazibe merkezi oluşturmasına yönelmek, Fakat, son derecede stratejik önemi olan Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’ni bölgesel çerçeveden küresel çapta projeye dönüştürmekti ki, başarı ile sonuçlandırılıyor.

Bir çok yaptırımla karşı-karşıya bulunan Rusya; Türkiye,Azerbaycan ve Gürcistan’ın Hazar,Karadeniz ve Akdeniz’i birleştirecek Şahdeniz – 2, Trans-Anadolu ve Trans-Adriyatik gaz hatlarının yapılması yönünde aldıkları karara, elbette içerliyor.

*
Bu sırada AKP hükümetinin bir diğer hamlesi, Irak Merkezi Yönetimi’nin itirazlarına rağmen petrol rezervi potansiyeli açısından dünyanın en büyük 10 bölgesi içinde yer alan Kuzey Irak petrolünü, Türkiye yoluyla Avrupa’ya çekmesi,sonra bu petrolü Azeri petrolü olarak Avrupa’ya satması olmuştur ki, bu hamle de Rusya’nın Ortadoğu’daki jeopolitiği örselemeye yöneliktir.

*
Doğrusu, AKP hükümetinin Rusya ile enerji işbirliğini güçlendirmesi gerekirken, ABD ve AB doğrultusunda Rusya’ya yönelik yaptırımlar kampanyasına girmiş olması, Türkiye’nin Asya’da barışa, istikrara ve gelişmeye yönelik güvenlik ihtiyacının karşılanması için yapılan çok sayıda serbest ticaret anlaşmasına ve bölgesel güvenliği korumada önemli platformlara katılmasını eksiltiyor.

Türkiye, hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenliğin tesisinden uzaklaşıyor.

*

Sonra, bakıyorsunuz AKP hükümetinin her tür eleştiriye rağmen her tür lojistikle desteklediği, hani şu Şii kasabalarında sokakta gezenlere ateş edip öldüren,kafa kesen,insan kalbi yiyen terör örgütü Sünni Irak-Şam İslam Devleti "Sivilleri,eğer Şii değilse asla hedef almayacağız" sloganlarıyla Ninova eyaletinin başkenti ve Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçiriyor, Musul Konsolosluğunu basıyor ve buradaki görevlileri rehin alıyor!

AKP Hükümeti, NATO’yu olağanüstü toplantıya çağırırken,bir adım sonrasında askeriyle Kuzey Irak’ta, oradan Kuzey Suriye’de "hele şöyle bir boy göstermek"le ilgili plana katılıyor.

Bu kez de Rusya’nın Ortadoğu’daki jeopolitiğinin yıkılmasına taşeronluk yapıyor.

*

Rusya,Türkiye’yi yokluyor…

12.6.2014

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

ARAŞTIRMA DOSYASI /// PROF.DR. ATA ATUN : ABD, Rusya ve Kıbrıs Rum Cumhuriyeti (2)


Geçmişte Rusya’nın bu istek ve prensiplerinden bazılarını megalomanik ve milliyetçi duygularla dikkate almayan Rumlar, yaptıkları küçük hesaplar nedeni ile bunun bedelini süreç içinde ağır ödediler.

a) Batı bloğu ve ABD’yle, dolayısıyla Türkiye ile ters düşmeyi göze alarak Kıbrıs’ta Türklere karşı silahlı saldırılar düzenleyince, ada fiilen bölündü. 1963 yılından sonra Rumlar Türk bölgelerine, Türk İdaresinden izin almadan bir daha giremediler, ta ki 23 Nisan 2003 tarihinde sınır kapıları açılana kadar.

b) BM de ısrarla "Bağlantısızlar Grubu"nun içinde yer almalarını Avrupa ve ABD hiç kabullenemedi ve Makarios hükümeti’nin Rusya’ya doğru meyletmeye başladığına inanarak "20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı"nda Türkiye’ye engel olmadılar.

c) Türkiye’ye karşı SAM füzeleri ile S-300 füzelerini kullanmak aşkları ile Batı karşıtlığı hareketlerle birleşince "Ekonomik Model"leri çöküş sürecine girdi ve uluslararası kredilendirme şirketlerinin arka arkaya notunu düşürmeye başlamasıyla da aniden çöküverdi.

Gözle görünür olan bir başka gelişme de, Rusya’nın Büyük Petro’dan başlayan Çarlık İmparatorluğu ideolojisinden ne Krushchof, ne Brejnev ne de Putin döneminde kurtulamadığıdır.

Rusya’ya göre Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon yataklarının, Kıbrıs sorununun kalıcı bir çözüme ulaşması açısından bakıldığında, iki tarafı keskin bir bıçak gibi göründüğüdür. Doğalgaz çıkarımının BM Güvenlik Konseyi kararları olan "Çözüm ile kurulacak olan Kıbrıs’ın yeni devletinin bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip, iki bölgeli iki toplumlu, siyasi eşitliğe sahip, tek egemenliği, tek uluslararası temsiliyeti ve tek vatandaşlığı olan bir federasyon yapısını" bozabileceği inancındadır Rusya.

Özellikle de Rusya’nın, Kıbrıslı Rumlara yaptığı bunca mali ve maddi yardım ve verdiği destekten sonra doğalgaz ara ikmali konusunda çıkılan ihalede en iyi teklifi verdikten sonra birde Kıbrıs Rum tarafındaki elektrik fiyatlarının düşeceği garantisini -yazılı- sunan ITERA şirketinin, sudan sebeplerle Rum yöneticiler tarafından ihaleyi kaybettirilmesine canı çok sıkkın. Adeta bir düş kırıklığı yaşıyorlar bu konuda.

Bununla birlikte söz konusu hidrokarbon yataklarının Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz bölgesindeki jeopolitik rolünü yükselteceğine ve çözüm için harcanmakta olan yapıcı çabalara da ek bir ivme kazandıracağına inanmakta.

Rusya’nın doğalgazın taşınması konusundaki görüşleri aslında çok net ama şimdilik sadece kulaklara kar suyu kaçırmak niyetinde. Rusya’ya göre, İsrail ve Kıbrıs Rum Yönetimi her ne kadar Hidrokarbon ürünlerinin Mısır’dan taşınması konusunu görüşüyor olsalar da, bu fikrin işlevsiz olduğu, İsrail’in Arap topraklarından güvenilir ulaşım sağlamasının neredeyse imkansızlaştığı ve Yunanistan’a boru döşenmesinin ise ödenemeyecek boyutlarda olmasına ilaveten bakımının çok zor yapılabileceği nedeni ile en ekonomik ve garantili yolun Türkiye üzerinden doğalgazın dünyaya dağıtılmasının ve Avrupa’ya gönderilmesinin en doğru uygulama olacağıdır.

Joe Biden’in ziyareti ile ilgili olarak da "Kıbrıs sorununun çözümüyle kendi siyasi ve ekonomik nedenleri yüzünden ilgilenen ABD gibi ‘yabancı oyuncuların’ öncelikle kendi çıkarlarına olacak, Kıbrıslıların isteklerini gerektiği ölçüde yansıtmayacak bir çözüm dayatma çabalarını yoğunlaştırmaları tehlikesini de arttırdığına inanmakta Rusya. Bu nedenle de Joe Biden’in ziyaretine hiç olumlu bakmamakta.

Rusya’nın Kıbrıs adası ile ilgili ilk adımı, ABD Başkan yardımcısının ziyareti bağlamında Rusya’nın varlığını Güney Kıbrıs Rum Yönetimine hatırlatmak olduğu kadar, Rumlar içinde ABD’ye Rusya’nın Kıbrıs’a olan bu özel ilgisini gösterip, alternatifsiz olmadıklarını hatırlatmak olduğudur.

Zaten Kıbrıs sorunu da dönemin Cumhurbaşkanı III. Makarios’un "Ruslara göz kırpması" ve o tarafa doğru meyletmek istemesi ile başlamış, kısa sürede de alevlenerek adanın bölünmesiyle son bulmuştu…

Rusların düşüncesi bu nedenle Türkiye’yi ürkütmeden ve rahatsız etmeden adada kalıcı ve süreğen bir çözüm bulunmasına katkı koyabilmek….

Ata ATUN

e-mail: ata

http://www.twitter.com/ataatun

http://www.ataatun.com

11 Haziran 2014

RUSYA DOSYASI /// Mehmet ATAY : RUSYA GİZLİ İSTİHBARAT SERVİSLERİ : KGB’NİN KISA TARİHİ


RUSYA GZL STHBARAT SERVSLER KGB’NN KISA TARH.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI /// PROF. DR. ATA ATUN : ABD, Rusya ve Kıbrıs Rum Cumhuriyeti (1)


Geçen haftalar içinde BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olan iki lider ülkenin ileri gelenleri Kıbrıs adasını ziyaret etti.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, ABD’nin çıkarlarını korumak ve pekiştirmek için, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Aleksey Meşkovda Rusya’nın 1957’lerden beri süregelen ilişkilerini güçlendirmek ve yeni kriterler belirlemek için geldi.

Rusya-Kıbrıs Rum tarafı ilişkilerine temel bir prensip koydu: "Türkiye’yi rahatsız etmemek." Yani Kıbrıslı Rum yöneticilere diyor ki, "Her zaman sizin yanınızdayım ama vereceğim destek hiç bir zaman Türkiye’yi rahatsız edecek boyutta olmayacak…" Ve Rusya bu prensibini neredeyse son 60 yıldır da dikkatle uyguladı. 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen Mutlu Barış Harekatına karşı çıkmaması da bu prensibinden kaynaklanıyor.

Buna karşın 15 Kasım 1983 yılında KKTC ilan edildiği vakit, insanlığın yüz karası 540 no.lu kararı BM Güvenlik Konseyine sunan İngiltere’ye karşı çıkmak istemedi. 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan Referandumdan sonra Genel Sekreter Kofi Annan’ın "KKTC’ye uygulanan izolasyonlar kaldırılmalı" içeriğindeki raporunu da "Sunulursa veto ederim" sözleri ile sunulmasını önledi. Bu her iki "Türkiye’yi üzebilecek ve rahatsız edecek" düzeydeki davranışı aslında Kıbrıslı Rumlara şantaj yapmak amaçlı, Rumların haklarını korumak kisvesi altında.

Zaten şimdi Kıbrıs Rum Yönetimine aba altından sopayı gösteriyor, "Benim çıkarlarımı korumazsanız, ben de veto tehdidimi kaldırırım" diye.

Şimdi Rusların, ceplerindeki bu kozla, Rumlardan ilave istekleri de var, Rumların AB’ye üye olmalarına ve Batı bloğunda yer almalarına rağmen.

a) Kıbrıslı Rum Yönetiminin NATO ve benzeri kuruluş ve güvenlik sistemlerinde yer almamaları.

b) Rus Donanmasına Tatlısu (Mari)’deki limanda yer verilmesi ve arka kısımlarda da küçük boyutlarda da olsa üs kurmasını izin verilmesi.

c) AB içinde eski Doğu Bloku (Demir Perde ülkeleri) içinde yer alan, Varşova Paktı eski üyesi olan ve Rusya’ya sempatik bakıp destekleyen ülkelerin arasında yer alıp, gerektiği zaman Rusların lehine ve çıkarları doğrultusunda oy kullanmalarını ve Rusya’ya destek vermelerini.

Rumlar 1 Mayıs 2004 tarihinde girdikleri AB’de açıkça hem Rusya’nın hem de Çin’in Truva atı rolünü oynuyorlar. Yıllar önce Çinlilerin ürettiği her tür tekstil ürününe AB tarafından getirilmek istenen kota kısıtlamasına bilinçli bir şekilde karşı çıkarak, uygulamayı durdurmuşlardı. Tabii buna karşın da Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyinde genelde her zaman Rumların çıkarlarını koruyan davranışlar ve oylamada bulundular.

Rusya’nın üstü örtülü istekleri de var Rumlardan.

a) 1950’li yıllarında sonlarına doğru ortaya çıkan "Bağlantısızlar Grubu"ndaki Rusya taraftarı davranışlarının, başka bir deyimle de "1960 yılından bu yana takip ettiği kolay yoldan" sapmamalarını,

b)Türkiye-Yunanistan çatışmasını en alt düzeyde tutabilmek için "KIBRIS SORUNU’NUN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ"nü devam ettirmelerini,

c)Rus yatırımcıların "Kara Para Aklama" isteklerine olumlu yanıt verip her türlü kolaylığı göstermelerini ve AB kurallarına uyumlu, ABD’nin takip edemeyeceği yeni bir "Kara Para Aklama" yöntemini bulmalarını istiyor… (Devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata

http://www.twitter.com/ataatun

http://www.ataatun.com

9 Haziran 2014

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Ahmet AKIN : Rusya ve Çin Akdeniz’e iniyor


Rusya 18. yüzyılın başlarında tahta çıkan Çar I. Petro’dan itibaren sıcak denizlere çıkmak ve dünya hakimiyetini eline geçirmek politikasını prensip edinmiştir. Rusya, kendisine en kolay yayılma alanı olarak Anadolu topraklarını seçmiştir. Akdeniz’e çıkışın en kolay yolu İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmektir. Bu coğrafyanın dikte ettiği bir hakikat olduğu için, 200 yıldır Boğazları ele geçirerek Karadeniz ve Akdeniz’e hakim olmak isteyen Rusya bu amacını gerçekleştirebilmek için çok gayret harcamıştır. Zaman zaman bu amacını gerçekleştirmeye çok yaklaşan Rusya, karşısında çıkarları gereğince dün Osmanlı Devleti’ni destekleyen İngiltere ve Fransa’yı bulmuştur. Bugün de NATO faktörü yüzünden Rusya, yaklaşık iki asır boyunca Akdeniz ve Karadeniz’e egemen olmak amacını gerçekleştirememiştir.

Günümüzde Karadeniz ve Akdeniz’e tek başına hakim olamayacağını anlayan Rusya, Çin ile stratejik ortaklığını derinleştiriyor. Şimdiki hedefleri ise birlikte Akdeniz’e yani sıcak denizlere inmek. Akdeniz’de NATO’ya karşı Çin ve Rusya bayrağını birlikte dalgalandırmak.

Rus ve Çin uzmanlar, komünist geleneğin öncüsü Rusya ve Çin’in ittifak halinde Akdeniz’de devamlı olarak konuşlanmasının ve Akdeniz havzasında askeri varlığını arttırmasının ABD ve NATO’nun bölgedeki askeri gücüne karşı kuvvetli bir denge kurulmasını sağlayacağı görüşündeler.

Rus donanmasına ait nükleer füze kruvazörü ‘‘Pyotr Velikiy’’ ve Çin Deniz Kuvvetleri’nden devriye gemisi ‘‘Yancheng’’ Suriye’nin Lazkiye Limanı’ndan “imha için” İtalya kıyılarına ulaştırılan kimyasal silahların ilk partisinin güvenliğine yönelik eşlik ve devriye görevlerini başarı ile yerine getirdiler. Her iki ülke intikalin başarıyla tamamlanmasından sonra Pyotr Velikiy ve Yancheng adlı gemilerde bulunan helikopterlerin de iştirak ettikleri ortak askeri tatbikatlar düzenleniyor. Konuyla ilgili olarak Kamu Politikaları Araştırma Merkezi Genel Müdürü Vladimir Yevseyev şunları söylüyor¹:

“Rusya ve Çin giderek birbirlerine yaklaşmaktadır. Bunun en önemli kanıtı ise Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in Kış Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreni vesilesiyle Soçi’yi bizzat ziyaret edecek olmasıdır. Suriye’ye ait kimyasal silahların imha edilmesi sürecine Çin savaş gemisinin de dahil olması da Rusya’ya destek olmak amacı ile atılmış bir adım niteliğindedir. Çin’in Akdeniz’deki faaliyetlere ve tatbikatlara katılım konusundaki şevki de bölge nezdindeki siyasi arenada giderek aktif bir şeklide yer alma isteğinden kaynaklanmaktadır. Çin, bugüne kadar Akdeniz konusunda hiç bu kadar ilgili bir politika izlememişti.”

2013 yılı itibariyle Çin’e ait gemiler Mısır’daki Port Said ve Yunanistan’ın Pire ve Neapol limanlarına giriş yaptı. Söz konusu limanlarda Çin’in kendine ait mülkiyet payı bulunmakta. Tam da burada üzerinde dikkat edilmesi gereken unsur, Neapol Limanı’nda Çin’e ait olan terminalin NATO’nun Akdeniz’deki merkez üssü ile komşu olduğu gerçeğidir. Jeopolitik Meseleler Akademisi Birinci Başkan Yardımcısı Konstantin Sivkov, Rusya ve Çin’in Akdeniz’deki faaliyetlerinin Batı nezdinde bir takım rahatsızlıklar ve tedirginlik yaratmasının tesadüf olmadığı görüşünde:

“Çin, Akdeniz’de devamlı olarak konuşlanmak üzere bir takım planlar yapmaktadır. Çünkü Ortadoğu’da bulunan zengin enerji kaynaklarının Batı’nın tam kontrolü altına girmesinin engellenmesi anlamında sağlam bir garantiye ihtiyaç duymaktadır. Batı ise bilindiği üzere bu plan doğrultusunda hareket etmektedir. Bu gerçeğin çok iyi farkında olan Çin de bu bölge üzerine yoğunlaşmak sureti ile Akdeniz’deki mevcut politikalarını destekleyici nitelikteki bir askeri ve siyasi desteğe sahip olmak istemektedir. Çin’in sahip olduğu modern ve güçlü savaş gemileri, Akdeniz’deki Çin varlığının parlak birer göstergesi haline gelebilirler.”

Konstantin Sivkov, Çin’in Akdeniz üzerindeki jeopolitik amaçlarını Rusya ile kuracağı güçlü ve yakın bir ortaklık içerisinde gerçekleştirmeyi planlamakta olduğunu ifade ediyor ve bu durumunun sebebini ise şu sözlerle açıklıyor:

“ Bu bölgede özellikle de Doğu Akdeniz için önümüzdeki dönemde verilecek olan mücadele oldukça zorlu geçecek. Bu durumu iyi analiz eden Rusya ve Çin ise burada güçlü bir birlik oluşturma çabası içerisine girmiştir. Ne Çin, ne de Rusya NATO’nun filosuna karşı koyabilecek bir grubu tek başına yaratabilecek bir kapasiteye sahip değildir. Ancak birlikte hareket etmeleri durumunda bu işin üstesinden gelebilirler. Bu sebeple Çin’in ve Rusya’nın Akdeniz’deki işbirliği gayet gerçekçi ve somut bir olgudur. Karşılıklı çıkar birliğine dayanan söz konusu işbirliği, NATO’nun bölgedeki potansiyelini dengelemeye ve filosuna karşı koymaya olanak tanıyacak ortak bir karşı filonun yaratılmasını sağlayacaktır.”

Vladimir Yevseyev, Rusya ve Çin’in Akdeniz’de şu anda yürütmekte oldukları tatbikatların, gelecekteki güçlü işbirliğinin habercisi olduğu görüşünde:

“Söz konusu faaliyetler genel manada değerlendirildiği takdirde, iki ülke arasındaki güçlü stratejik işbirliğine giden yol haritasının önemli bir etabı olarak nitelendirilebilirler. Bu bakış açısıyla, devam niteliğinde olan bir takım faaliyetlerin de gündeme geleceği aşikardır. Önümüzdeki günlerde mevcut gemi sayısı arttırılabilir ya da tatbikatların kapsamı genişletilebilir. Yani, şu anda görünmekte olan sadece başlangıçtır ve Batı’ya verilen net bir sinyaldir. Olimpiyatlara hazırlık yapan Rusya’ya karşı bir baskı, bir enformasyon savaşı yürütülmektedir. Geçtiğimiz Aralık ayından bu yana geçen zaman zarfında Ukrayna konusunda yine Rusya’ya karşı uluslararası bir baskı uygulanmaktadır. Ukrayna meselesinde Moskova ile Brüksel arasında ciddi görüş ayrılıkları mevcuttur. Tüm bu sebepler Rusya’yı Çin’e doğru itmektedir ve maalesef Batı bu somut gerçeği anlayamamaktadır.”

Bu yıl Çin ve Rusya, Pasifik Okyanusu’nda ortak deniz tatbikatları ve Şanghay İşbirliği Örgütü kapsamında ortak kara harekatları düzenleyecek. Ayrıca her iki ülkeye ait savaş gemileri 5 Şubat’a kadar tamamlanması planlanan ve Suriye’nin kimyasal silahlarının tasfiyesine yönelik operasyonun ilk etabı kapsamında görev yapmaya devam edecekler.

Son gelişmelerin Türkiye’ye etkileri:

İngiltere’nin Kıbrıs Adası’nda askeri üssü vardır. Rusya’nın da Suriye’de deniz üssü olduğu bilinmektedir. Çin gibi Rus donanmasının da Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi bölgelerinde limanlara giriş ve çıkışta bazı ayrıcalıklara sahip olduğu hesaba katılmalıdır. İsrail, ABD’nin Ortadoğu bölgesindeki fiili “ileri karakolu”dur. Şimdilerde bölgeyle hiç bir coğrafi bağlantısı olmayan Çin’in de Akdeniz’e inmiş olması dikkate değerdir.

11 yıllık AK Parti hükümetleri döneminde Türkiye -aynen kendisinden önceki Cumhuriyet hükümetleri gibi- Doğu Akdeniz ve Akdeniz’de hakimiyet kurmak için hiç bir plan, program ve tasarı hazırlamamıştır. Türkiye’nin durumu “Ayna ayna güzel ayna, söyle benden güzeli var mıdır?” diyen masal kahramanının durumuna benzemektedir. Başbakan Erdoğan’ın etrafını kuşatanlar “Dünya lideri Erdoğan” demekte, başka bir şeye kafa yormamaktadır.

Güney Kıbrıs’ın İsrail’le, yabancı firmalarla yaptığı derin deniz araştırmaları sonucunda çok geniş doğalgaz kaynaklarına ulaştığı haberleri basında yer almıştır. Süveyş Kanalı’nı bünyesinde barındıran Doğu Akdeniz ve Akdeniz coğrafyasının değeri, artık sadece ulaşım yolu olarak ölçülmemektedir. Akdeniz havzasında tespit edilen doğalgaz yatakları, bölgeyle ilgisi olmayan ülkelerin dahi iştahını kabartmaktadır.

Türkiye’nin Kafkaslar ve Ortadoğu bölgesinde bulunan petrol ve doğalgazı, Doğu Akdeniz vasıtasıyla dünyaya pazarlamak istediğini bütün dünya kamuoyu bilmektedir. Basit bir strateji olsa da, bir bakıma Doğu Akdeniz, yakın gelecekte dünyanın enerji dağıtım üssü olmak üzeredir. Üstelik Basra Körfezi’ne rakip olarak Ortadoğu enerji havzasının batı çıkış kapısı olan Akdeniz, Türkiye’nin güney sınırlarını da çevrelemekte, Türkiye’nin askeri anlamda güvenliğini doğrudan ilgilendirmektedir. Doğu Akdeniz’den yola çıkan petrol ve doğalgaz yüklü tankerler, Süveyş Kanalı yoluyla Afrika, Güneydoğu Asya ve Uzakdoğu’ya; Cebelitarık Boğazı yoluyla Avrupa ve Amerika Kıtası’na doğru yollarına devam etmektedirler.

Ulaşım yolu ve hammadde kaynağı olarak değeri her geçen gün artan, petrol yataklarının keşfedildiği günden bugüne kadar istikrar yüzü görmemiş olan Ortadoğu’ya komşuluk yapan “uygarlığın beşiği” Akdeniz’in tarih boyunca olduğu gibi gelecekte de düşmanları çok olacaktır.

Yandaşları tarafından kendisine kah halifelik, kah peygamberlik yaftaları yapıştırılan hatta bir AK Partili milletvekili tarafından Allah (c.c)’ın bütün sıfatlarını üstünde taşıdığı iddia edilen bir şahsiyet tarafından yönetilen Türkiye ülkesi ve Türk Dış Politikası dünya gerçeklerinden uzaktır.

Kısır siyasi çekişmelerin, öngörüsü olmayan dış politikanın etkisindeki bugünkü Türk dış politikasının Türkiye’nin geleceğine olan etkisi, siyasi ve ekonomik maliyeti bir yana, askeri tehdidin giderek artması olarak karşımıza çıkacaktır.

LİNK : http://www.stratejikanaliz.com/category/dis-poitika/rusya/#.U4uMVvmPkR4

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Ahmet Kılıçaslan Aytar : TAZİYE MESAJINDAN ABD VE RUSYA’YA


Başbakan Erdoğan’ın 1915 olayları yıldönümü olan 24 Nisan nedeniyle yayınladığı mesaj yoğun tartışma konusu oldu.

Merkez ve yandaş medya Erdoğan’ın yayınladığı bu mesajı tarihi adım olarak niteledi, muhalif kesimler mesajın dünya kamuoyuna karşı bir imaj çalışması olduğu noktasında birleşti…

*
Dışişleri Bakanı Davutoğlu,"Bu açıklamanın yapılacağını sadece Başbakan ve Dışişleri Bakanlığı ile Başbakanlık’tan bu metin üzerinde çalışan bir kaç kişi biliyordu.1915 olaylarına ilişkin yapılan açıklama son 4-5 yıllık sürecin doğal bir sonucudur" dedi.

O halde iz sürmeyi Ukrayna’da başlayan ve Güney Kafkasya’nın jeopolitiğini etkileyecek gelişmelerin sürdüğü şu sırada,6 Nisan’da Başbakan Erdoğan’ın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e yaptığı günlük ziyaretle başlatmak gerekiyor.

*
Ukrayna etrafında oluşmuş jeopolitik durumda,ABD ve Rusya’nın konumlarını kanıtlamak üzere mütemadiyen uluslararası hukukun norm ve ilkelerine atıfta bulunmasına yol açan bir süreç işlemektedir.

Rusya kendi çıkarına dokunan Kırım konusunda, ABD ise Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne tehlike oluştuğunda BM şartı olan uluslararası hukukun hükümlerine uyulmasını istiyor, aksi halde karşılıklı yaptırımlardan bahsediliyor.

Bağımsızlığın ilan edilmesinde başka bir kriter,ulusal egemenlik konusunda başka bir kriter uygulanırken,kimin işine gelirse o esas alınıyor, böylece uluslararası hukukla ilgili her tartışma mutlaka bir çifte standarda ulaşıyor.

Çifte standart ise bir kez daha BM’nin uluslararası barış ve güvenliğin gelişimine katkıda bulunan uluslararası kanunların,teamüllerin,anlaşma ve standartları geliştirmesine ve ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkısına engel oluyordu…

*
17 Nisan’da Ukrayna’da Soğuk Savaş benzeri gerginlik yaşayan ABD, Rusya, AB ve Ukrayna’nın İsviçre/Cenevre’deki dörtlü zirvesinden anlaşma çıktı,gerginliği azaltıcı adımlar atılmasında görüş birliğine varıldı.

Anlaşma Ukrayna’da tüm yasadışı askeri grupların lağvedilmesini, işgal edilen binaların boşaltılması, işgalcilerin silahsızlandırılması, Ukrayna’daki tüm hükümet karşıtı göstericiler için af çıkarılması, atılacak bu adımların Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) gözlemcileri tarafından denetlenmesini, anayasal reformların yapılmasını ve Ukrayna’nın gevşek bir federasyona dönüşmesini öngörüyordu…

*
Uzmanlar bu sonucun da bir çifte standarda neden olduğunu vurguluyor.

Birincisi; ABD’nin Rusya ile cepheleşmek istemediğini,Ukrayna anlaşmazlığını durgunluğa,küresel politikada Rusya ile ilişkileri Soğuk Savaş çerçevesine taşıdığını,

İkincisi; Rusya’nın bağımsız birer devlet olan eski Sovyet topraklarında yaşayan Rus kökenlilerin yaşadıkları devlet ile etno-kültürel, tarihsel ya da siyasal anlamda sorun yaşamasını kullanarak,Avrasyacı dış politika doktriniyle Rusya’nın aleyhine hareket eden ve Batı ile yakınlaşan devletlerin toprak bütünlüğünü tehdit oluşturmak ve o devletlerin Rusya lehine hareket eder hale getirilmelerini sağlayacağı bir sürece girildiğini, Ya da Rusya merkezinden kopmuş donmuş çatışma bölgelerinin işlevsel hale geleceği bir sürecin başlamakta olduğuna işaret ediliyor.

*
Donmuş çatışma bölgelerinden Dağlık Karabağ Ukrayna ile benzer içerikler arzediyor,bunu sergilemeye kısa bir tarih turu yetiyor.

Eylül 1991’de Ermeniler Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti ve Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin arazisi Şaumyan köyünde "Dağlık Karabağ Cumhuriyeti"nin bağımsızlığını ilan etmişti.

23 Kasım’da Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti Dağlık Karabağ’ın muhtariyet statüsünü iptal ediyor, fakat 27 Kasım’da Gorbaçov’lu SSCB Devlet Şurası bu kararı anayasaya aykırı buluyordu.

10 Aralık’ta Ermeniler referandumla Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığı kararı aldılar, 6 Ocak 1992’de monoetnik "Dağlık Karabağ Cumhuriyeti" nin bağımsızlık beyannamesi ilan edildi.
26 Şubat’ta Ermenistan ordusu 4 ay önceden kuşattığı Hocalı kentinde kalanlara soykırım uyguladı.

1992-1993 seneleri askeri girişimler dönemidir, Ermenistan Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgal etmiş, binlerce Azerbaycanlı öldürülmüş, bir milyonu aşkın Azerbaycanlı zorla göç ettirilerek mülteci hayatı yaşamaya mecbur edilmişti.

Büyük devletlerin sorunlara yaklaşımındaki çifte standartları yüzünden Dağlık Karabağ sorunu çözülemiyor.

Şimdi, Güney Kafkasya jeopolitiğinde Dağlık Karabağ sorununun çözümünden hareketle Rusya’yı dengeleme misyonu Türkiye ve Azerbaycan’a düşüyor.

*
Nitekim bölgenin jeopolitiği gölgesinde Erdoğan ve Aliyev görüşmesinde Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ve Trans Anadolu Projesi – TANAP’la somutlaşan artan ekonomik ilişkiler ve enerji politikaları ile ilgili karşılıklı güven tazelenmiştir.

En önemlisi son derecede stratejik önemi olan enerji projeleri bölgesel çerçeveden küresel çapta projelere dönüştürülmüştür.

Bu suretle Türkiye; ABD’nin "Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi"ne fiilen destek verirken, enerji projeleri küresel pazarların himayesine,işbirliği ve güvenlik ağına katılmış, karşılığında ABD’nin Rusya’dan geçen hatlara bağımlılıklarının kaldırılması, alternatif ihraç yollarının bulunması sürecine taşeron olunmuştur.

*
Erdoğan-Aliyev görüşmesinde Dağlık Karabağ ve işgal altındaki Azerbaycan toprakları sorunu en önemli ikinci konuyu oluşturuyordu.

Türkiye-Ermenistan arasında imzalanan protokollerle gündeme gelen Türkiye-Ermenistan yakınlaşması ve sınır kapısının açılması konusunun, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarını terk etmesi şartına bağlı olduğu bir kez daha teyid edildi.

Ardından Başbakan Erdoğan’ın Ermeni Soykırımı’nın yıldönümü 24 Nisan nedeniyle yayınladığı 1915 olaylarına ilişkin mesajıyla, hem Türkiye ,hem de Osmanlı Devleti’ne ilzam edilmesi pahasına;

*
Hem SSCB dönemi hem de bugünün siyasal ve ekonomik göstergeleri ışığında ve Türkiye- Azerbaycan ile sorunlarından dolayı bölgesinde izole olmuş, ekonomisi zayıf fakat milliyetçi tavrı üstün, uyguladığı politikalarında terör teşvikçiliğinden, ulusal parlementolarda lehine bir çok kararın çıkmasına kadar bir çok eylemin odağında bir ülke olan Ermenistan üzerinden Rusya Federasyonu’na üzerinde "Gönderen Türkiye" yazılı, içinde "Ya özgür ya da izole edilmiş Ermenistan" ibaresi olan bir zarf atılıyor.

Dikkat ediniz, 1915 olaylarının hem Türkiye, hem de Osmanlı Devleti’ne ilzam edilmesi pahasında bir zarf…

27.4.2014

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Takas Ticaretinde Yeni Ufuklar : İran ve Rusya


Takas Ticaretinde Yeni Ufuklar … ran ve Rusya.pdf

%d blogcu bunu beğendi: