Etiket arşivi: RAFAEL SADİ

BU ANLASMA BIR KUMAR -TERCUME: RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=bu-anlasma-bir-kumar-3003151200

Bu anlaşma bir kumar

SONER YALÇIN yazdı… Cemaat’in bu sırlarını bilmiyordum: KİM BU DECCAL? Din­ci ik­ti­da­rın ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya dö­ken kitap, DECCAL DİNDARMIŞ
bu-anlasma-bir-kumar-3003151200_m2.jpg

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

30.03.2015 20:22 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

İsrail TV’sinin 3 kafadarı sunucu Yaacov Eylon, Ronen Yaari ve Ortadoğu uzmanı, Arap ülkeleri siyasi yorumcusu Oded Granot İran ile nükleer anlaşma konusunda şu yorumlarda bulundu:

Kerry: Anlaşma olup olmadığı henüz belli değil. Önümüzdeki günlerde bileceğiz. Kim bu anlaşma içeriğinde neler olduğunu bildiğini iddia ediyorsa hiç bir şey bilmiyor demektir.

Yaari: Anlaşma halen pazarlık safhasındadır ve Filistinliler Haa’daki mahkemeye devlet olarak kabul edilmeleri için müracaat etmekle en büyük hatayı işlediler.

Yaacov Eylon: Teşekkürler Ronen. Şimdi de Arap Ülkeleri siyasi yorumcumuz Sayın Oded Granot’a dönelim . Aslına bakarsanız nerdeyse kafamız karışmak üzere . Bir taraftan kötü bir anlaşma var derken diğer bir taraftan da Cenevre’den gelen haberlere bakılacak olursa; ABD dış işleri Bakanı john Kerry (sesini taklit ederek) "ANLAŞMA YOK ve İran’ın nükleer silahları olmayacak" demektedir. Ne oluyor burada?

Oded Granot : Bakın bizim aslında Amerikan sağ basın kaynaklarına itibar etmemiz gerekiyor. Wall Street Jurnal gibi… Bugünkü yayınında oldukça ilginç bir anlaşma metni ile okurlarının karlısına çıkmakta ve bana kalırsa bu anlaşmaya oldukça tehlikeli bir KUMAR derim. Bu anlaşma bir takim kabullenmelere ve umutlara dayanmaktadır. Bundan daha fazlasına değil…

Peki İran ile yapılması düşünülen anlaşmanın 4 esas maddesi ne diyor:

BÜYÜK KUMAR –İRAN İLE NÜKLEER ANLAŞMA TASLAĞI

-İLK ON SENE: Uranyum üretimi sıkı kontroller ile sınırlanmakradır.

-BU SÜRE ZARFINDA: Amerikalılar ile İran arasındaki ilişkilerin ısınacağı ve bu süre zarfında da İran’daki yönetimin değişmesi ihtimali umudu taşımaktadır.

-İKİNCİ ON SENE: Uranyum zenginleştirilmesi yenilenecek. Bu sefer sınırlama olmadan.

-İran bir senelik bir ara süre verme hakkına sahip olarak bu anlaşmayı bozma imkanı alacak ki karşı taraf ABD tepki verebilsin.

Bu "kumar"a ise Kissinger : Diplomatik çabalara hürmetimle birlikte bu anlaşma ile adeta İran’a Nükleer silah edinme serbestisi verilmekte ve bundan sonraki adımda ise Nükleer silahların engellenmesi için diplomatik yollar ile mücadele edeceğimiz, başka yollar ile nükleer silahların kullanılmasını önlemekle uğraşacağımızdan endişe ediyorum demektedir.

Oded Granot: Bu konuya nokta koyabilmek için iki küçük saptama yapmam gerekiyor.

Öncelikle İsrail’in yaptırımların işe yaradığı konusundaki iddiası var. Bu konuda Kerry’nin söylediklerinden çok Hamanei’nin ofisinin başkanı Ali Natek Nuri’nin neler dediğine bakmak lazım.

Alı Natek Nuri bugün "Kasamız tamtakır Bunun sebebi de petrol fiyatlarındaki düşüştür" demiş. Ve kasaları boş ise bunu kullanarak neticeye gitmek gerekmez miydi?

Bu yaptırımlar ile ilgili olanı idi.

İkinci mesele ise bir çok yorumcu ABD’de İran meselesi ile meşgul iken ve sadece Nükleer mesele ile değil, İran bağlantılı başka konularda da ama ne ellerindeki füzelerden ne de İran’ın bir terör ülkesi olduğundan bahsetmiyorlar.

Bu akşam ise Kerry "İran’ın karışması Yemen’in düşmesine sebebiyet vermiştir" demiş. Ve işte İran’ın aslında Nükller silah çabasının yanı sıra, terör ve füzeler ile ilişkisinin açık delili ABD Dışişleri Bakanı’nın ağzından itirafı.

Çeviri: Rafael Sadi

Odatv.com

OBAMA VE ERDOGAN IHVAN ESBASKANLARI – RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=obama-ve-erdogan-ihvan-esbaskanlari—2903151200

ABD yönetimine yakın bir kaynaktan ilginç iddialar:

Bugün ilginç bir gündü…

Oldukça ilginç ve eski bir dostum beni ziyaret etti.

Söz konusu arkadaşım değişik ülkelerde ticari yatırımları bulunan ve çevresinde oldukça iyi tanınan bir şahıs olup Eski Edirnelidir ve uzun zamandır da Amerika’da ikamet ediyor.

Ortadoğu ve ABD ilişkileri adeta uzmanlık alanı ve komplo teorileri üretmekte de bayağı usta.

Varsayımlarının çoğu zaman içinde haklılığını kanıtlamışsa da bir çok çevrede pek de taraftarı yoktur. Ben taraftarı değilim ama söylediklerini de dikkate almamazlık etmek istemiyorum. Bu dostum aynı zamanda ABD yönetimi ve bir çok senatör’e yakınlığı ile de bilinmektedir.

Arkadaşımın az uçuk şeyler söylediğini bilmeme rağmen sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Hani Seksenler dizisindeki komşu kadının dediği gibi "valla ben söylemiyorum. Komşular öyle diyor" cinsinden.

Arkadaşın ismi mahfuzdur.

Der ki; ülkeler kendi menfaatleri için bazı devlet adamlarını satın alırlar , desteklerler ve yönetimlere gelmelerine yardımcı olurlar ki istedikleri manevraları ve adımları atabilsinler ve işlerini görebilsinler. (Eh bu çok uçuk değil olabilir diyorsunuz ilk duyduğunuzda)

MOSHE DAYAN MİLLİ KAHRAMAN Mİ YOKSA

Peki kimler bu kategoride diye sorduğumda ise tarihteki örneklerinden dem vuruyor ve en başta Moşe Dayan ismini fısıldamıyor adeta haykırıyor. 73 Yom Kıppur Savaşında İsrail’in adeta tuzağa düşmesindeki en önemli adam olduğunu ve Barış adına İsrail’in bu savaşı kaybetmesi gerektiğine inandığı için ABD’nin arzusu ile bu savaşın kaybedeni olma öncülüğüne soyunduğunu iddia ediyor.

Benzer iddialar İsrail Medyasında da Golda Meir için söylendi ama kanıt tabii ki yok."Sakın ha kanıt arama kimse bulamaz" diyor.

Recep Tayyip Erdoğan Davos’ta "Van minüt" çekerken Şimon Peres ile aynı patron için mi çalışıyorlardı, ABD için mi?

ERDOĞAN VE OBAMA İHVAN EŞBAŞKANLARI

İkinci patlattığı isim ise Şimon Peres onun da sebebi Barış adına ve İsrail’i OSLO batağına sürükleyen adam olarak adlandırıyor. Eh bu konuda da çok benzer iddia duydum ama bu kişinin satılmış bir hain olabileceğine inanmak çok zor ama Barış adına bazı pazarlıklar içinde olması tabii ki muhtemel.

Obama ve Erdoğan İhvan eşbaskanları mı? Yok artık!

Gelelim Ortadoğu coğrafyası ve günümüz Jeopolitik ortamına.

Eski Türk ve İsrailli şimdilerdeki Amerikalı dostumun ifadesine göre Obama ve Erdoğan ortak ve ikisi birlikte IŞİD’in yaratıcıları.

İkisi de İHVANCI… Ve Ortadoğu’yu bir Sünni havuzuna dönüştürmek istedikleri için mevcut sonuç bu durumda.

Obama ve İhvan ne alaka? Obama aslında Müslüman kanı olan Biri ve Hüseyin olduğunu asla unutmuyor. Ilımlı İslam politikası ile aslında Müslüman Kardeşlerin şubesi hatta lideri olan Erdoğan ile çok müşterek noktası var ve İŞİD en büyük projeleri. "Yoksa IŞİD’e silah veren bir Erdoğan’ın ABD’den veto yememesini nasıl izah edebiliriz" diyor. Tabii ki bölgenin petrol merkezi olması ayrı bir önem veriyor bu iddialara kuşkusuz.

HAMAS’A YILDA 300 MİLYON DOLAR

Hedeflerinin Sünni –İhvancı bir Türkiye , Suriye ve Filistin olduğunu ve bu sebeple de Batı Şeria’da Gazze vari bir Hamas devrimi planladığını Hamas’ın da ardında gizli olmadan üstelik herkesin gözünün içine soka soka Hamas merkez karargahını İstanbul’a taşıttığı ve bu karargah sayesinde Hamas’ın Abu Mazen hükümetini devirme çabalarının aslında İsrail istihbaratınca ortaya çıkarıldığını anlattı ofisimde kaldığı yarım gün boyunca. Gazze Roketsan ilişkisini kendisi de duymuş ve Türkiye’nin Hamas’a yılda 300 milyon dolar yardım ettiğini de vurguladı tabii.

Obama ile Natanyahu arasında gittikçe artan husumetin de iddialarını güçlendirecek kanıtlar olduğuna inandığını anlattı. CIA ve Başkanlık makamı hatta ABD Demokratlarının da İsrail’in karşısında olduğunu hatta ABD Solcu Yahudilerin de kendi rahatlarını düşündükleri için Obama’nın yanında yer aldıklarını izah etti.

Kuşkusuz Natanyahu’nun ABD Temsilciler Meclisinde yaptığı konuşma ve İsrail genel seçimlerinde İsrail Sol’una karşı adeta bir zafer kazanması ve kendisine Siyonist Cephe diyen Herzog-Livni ikilisinin 24 milletvekiline karşın Lıkud partisi olarak 30 milletvekili çıkartmış olmasını gerek Obama’nın gerekse Erdogan’ın başı çektiği İsrail’i dört bir yandan kuşatma ve imha planına vurulmuş en büyük darbe olduğunun da altını çizdi.

Valla ben demiyorum komşular diyor!..

Rafael Sadi

Odatv.com

Erdoğan’ın parmağıyla gösterdiği üst akıl nedir biliyor musunuz RAFAEL SADI -ODATV


http://odatv.com/n.php?n=erdoganin-parmagiyla-gosterdigi-ust-akil-nedir-biliyor-musunuz-2703151200

Erdoğan’ın parmağıyla gösterdiği üst akıl nedir biliyor musunuz

SONER YALÇIN yazdı… Cemaat’in bu sırlarını bilmiyordum: KİM BU DECCAL? Din­ci ik­ti­da­rın ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya dö­ken kitap, DECCAL DİNDARMIŞ
erdoganin-parmagiyla-gosterdigi-ust-akil-nedir-biliyor-musunuz-2703151200_m2.jpg

Rafael Sadi yazdı

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

27.03.2015 16:28 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

1906 yılında inşa edilmiş olan Edirne Sinagogu 5-6 yıllık restorasyon sürecinden sonra dün muhteşem bir tören ve yaklaşık 100 kadar davetlinin katılımıyla yeniden açıldı.

Tören’e çok sayıda İsrail vatandaşı da iştirak etti. Kuşkusuz bu İsrailli vatandaşların çoğunluğunu özellikle eski Edirneli ailelerin İsrail’e göç etmiş çocukları teşkil ediyordu.

Açılışa Başbakan yardımcısı ve son haftanın açıklama yıldızı Sayın Bülent Arınç da iştirak etti ve oldukça sevimli gelen açıklamalarda bulundu.

Şöyle ki.

1-ARINÇ: YAHUDİLERİN, MÜSLÜMANLAR KADAR HAKKI VAR

Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç ise bir Müslüman’ın ne kadar hakkı varsa, Yahudi ve Hristiyanların da hakkı olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Son yıllarda İsrail hükümetiyle ilişkilerimizdeki sorunlar sebebiyle ülkemize yönelik suçlamalar getirdiğini, aynı şekilde maalesef bazı grupların da Türk Musevi Cemaatini suçladığını üzüntüyle gözlemliyoruz. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki devletler arası ilişkilerle, toplumlar arasındaki ilişkiler birbirinden ayrı olarak değerlendirmelidir. Yahudilerle aramızdaki bağ, İsrail ile başlamış bir bağ değildir. Ülkemiz dünyanın farklı bölgelerinde zulüm görmüş Yahudilerin ihtiyaç duyduklarında sığınacakları bir huzur limanı olmuştur. Gerek İspanya’dan gerek 1930’lardan Nazi Almanya’sından gelen Yahudiler bu toprakları vatandaşları olarak kabul etmiş, tarih ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olmuş ve ülkemize çok katkılarda bulunmuştur. Bu vatanda bir Müslüman’ın ne kadar hakkı varsa, bir Yahudi’nin, bir Hıristiyan’ın başka inanç grubunun da o kadar hakkı vardır."

2-Salondaki Musevilere seslenerek Türkiye’de yaşamak istediklerinde kendilerini karşılayacak olan 78 milyon insan olduğunu söyleyen Arınç, "Türk Musevi Cemaati ülkemizin ayrılmaz bir parçası ve eşit paydaşıdır. Bugün açılış münasebetiyle dinleme fırsatı bulduğumuz ve çok da hoşuma giden Türk Sanat Müziği makamları kullanılarak icra edilen Maftirim adlı sinagog ilahileri de kültürlerin ne kadar iç içe geçtiğinin, birbirimizden et ve tırnak gibi ne kadar ayrılmaz olduğumuzun adeta göstergesiydi. Ben yurt dışından gelenler için bir temennide bulunayım. Eğer buraya gelmek isterseniz, Türkiye’de yaşamak isterseniz, sizi kucaklayacak 78 milyon insan var" dedi.

NEDEN SEVİNEMİYORUM

Peki ben neden sevinemiyorum neden bu ifadelerin samimi olabildiğine inanamıyorum?

Bir taraftan Sayın Arınç’ın hemen yanı başında oturan Edirne Valisi Dursun Alı Şahin (Dikkat ederseniz kendisine Sayın demedim ve demeyeceğim de) (Bunu da Sayın Arınç’tan öğrendim) daha bir kaç ay önce yaptığı basın açıklamasında ”Büyük Kinle söylediğini” beyan ettiği ve bu sinagog’un sadece müze olarak kullanılacağını sinagog olarak kullanılmayacağını ifade etmesinin ardından kopan gürültüleri hepimiz hatırlıyoruz .

Vali: Müslümanları katleden eşkıyaların Sinagoglarını yapıyoruz.

Manşetlerini hatırlamak isteyenler ODATV arşivlerini ziyaret edebilirler. Haberleri sadece ODATV’de yayınlanmadı bütün medya’da yer almıştı.

Dünkü Arınç söylemi sanki bir şeyleri düzeltmek onarmak için söylenmiş gibiydi. Bana daha çok uluslararası baskılardan etkilenilerek bu açılış olayının denk getirilerek Dünya’ya bizim Yahudiler ile bir sorunumuz yok mesajı vermekti. Ki sanırım ben hariç buna inanan az değil. Zararın neresinden dönersen kardır. Sayın Arınç gelmeyebilirdi, Sayın olamayan Vali de ben burayı ibadete açmıyorum demekte de ısrarcı olabilirdi.

ÜST AKIL NEDİR

Ha bir de daha 10 gün önce Türk Tv lerinde Yahudileri Sadece İsrailli olanlarını değil hepsini Türk Vatandaşı Yahudileri de kapsayan ve Siyon Protokollerini aratmayacak ifadelerini izlediğimiz Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Bey’in zehir zemberek suçlamalarını izlemenizi tavsiye ederim.

Diyor ki:

Altını çizerek söylüyorum sanmayın ki bunlar şahsıma yönelik operasyonlardır. Sanmayın ki bu operasyonlar girişimler hükümet ya da belli bir partiye yöneliktir. Arkadaşlar bu operasyonun veya operasyonların tamamı Türkiye’ye Türkiyenin varlığına birliğine huzur ve istikrarına en önemlisi de Türkiye ekonomisine ve Türkiyenin bağımsızlığına yönelik operasyonlardır.

Daha önce de ifade ettim tüm bu atılan adımların arkasında bir ÜST AKIL vardır.

Gündeme oturdu onlar. Sordular bana bu ÜST AKIL kimdir diye.

Bunu sizler araştıracaksınız. Ve ne olduğunu da biliyorsunuz kim olduğunu da biliyorsunuz. Bunları siz inceleyeceksiniz. Siz araştıracaksınız.

(https://www.youtube.com/watch?v=GoeIzSxHofQ)

İyi de Cumhurbaşkanı Yahudi lafı etmedi bile ne demeye üzerime alınıyorum suçluymuş gibi neden gocunuyorum diyebilirsiniz.

Haklısınız.

Şayet ATV televizyonu Cumhurbaşkanının bu söylemi ile açtı ÜST AKIL haber videosunu ve araştırmasını yayınlanmasaydı bu konuşmayı önemsemeyebilirdim bile.

Dünya’yı yöneten bu ÜST AKIL’ın kim olduğunun iddiasını izlerseniz tüyler ürpertici bir iddia ile karşı karşıya olduğunuzu ve hedeflenen parmakla gösterilenin Yahudiler olduğunu anlarsınız.

Bu videoya bir de Türk yahudi düşmanlığının babası Cevat Rifat Atilhan’ın ideolojisini öve öve bitiremeyen sözüm ona belgeselin Devlet televizyonu TRT tarafından yayını da ortaya DEVLET ELİ ile planlı programlı bilerek ve isteyerek gerçekleştirilen bir durum olduğu ortaya çıkıyor.

(https://)

(http://i.ytimg.com/vi/BahVqAwKg3M/hqdefault.jpg)

Hal böyle iken ve dinler arasında hatta mezhepler içinde bile nifak sokmayı hedefleyen bu çalışmaları ile Sayın Arınç’ın söylemlerini ne yazık ki samimi bulamıyorum.

Allah herkesin gönlüne göre versin ne diyebiliriz ki .

Ben çok sevinemedim…

Rafael Sadi

Odatv.com

ZAFER NATANYAHU’NUN -RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=zafer-netanyahunun–1803151200

zafer-netanyahunun--1803151200_m.jpg

Zafer Netanyahu’nun

Netanyahu’nun partisi LÜKUD bütün istatistikleri hatta seçim günü yapılan örnekleme sonuçlarını bile alt üst ederek 30 milletvekili çıkartabildi.

Kendilerine Siyonist Cephe diyen Haavoda Partisi 24 milletvekili çıkartabildi.

Bu sonuçlar kesin sonuçlara en yakın sonuçlar olup sabaha karşı saat 04.37 itibarı ile sandıkların %99’unun açılıp sayılması ile elde edilen sonuçlardır.

Kısaca prensipte evvelce yapmış olduğum tahminler ve analizlerde değişen bir şey olmadı.

Kimin koalisyon hükümeti kurabileceği ise yukarıdaki tabloda çok daha belirgin olarak görünmektedir.

Netanyahu ve yakın kurmaylarından Danny Dannon

120 sandalyeli İsrail parlamentosunda hükümet kurabilmek için gereken sayı 61 olup Netanyahu cephesinde 57 milletvekili bulunmaktadır. Anahtar parti olacağını düşündüğüm KULANO partisi kesin seçim sonuçlarından sonra da aynı konumunu idame ettirmekte ve 10 milletvekili çıkartarak nerede kendisine Maliye Bakanlığı verilirse, o tarafta görev yapmaya hazır olduğunu herkes bilmektedir.

Netanyahu da dün akşam kendisi ile telefonda görüşmüş ve anlaşıldığı kadarı ile teklifini belirtmiştir. Kesin seçim sonuçları resmen ilan edildikten sonra kendisinin de (Moşe Kahalon) Cumhurbaşkanı Rivlin’e başbakan olarak destek vereceğini öngörebiliriz.

Kaldı ki Sol cephedeki Siyonist Cephe’nin koalisyon hükümeti kurabilmesi için gerek Dinci partileri gerekse birleşik Arap listesini ve de Moşe Kahalaon’u ikna edebilmesi gerekir ki çok kolay olmayan pazarlıklar içinde olması gerekir.

Bir başka olasılıktan bahsedenler ise Liberman’ın Sol cepheye katılabileceğini ifade ederlerken Meretz ve Liberman’ın aynı hükümette yer almayacaklarının açıkça ifade edildiğini hatırlamaları gerekir.

Tabii ki politika oldukça kirli ve karmaşık ilişkilerden oluşan bir meslektir ve her an her şey olabilir.

Ama benim düz mantıkla ve fazla karmaşaya girmeden söyleyebileceğim İsrail’in bu hükümet döneminde de Binyamin Netanyahu’yu Başbakan olarak göreceğimizdir.

Aslında bu seçimlerin en belirgin galibi birleşik bir liste ile seçime girebilen İsrail vatandaşı olan Arap partileri oldu ve ilk kez 14 milletvekili çıkartarak parlamentoda güçlü bir ses oluşturma yolunda bir adım attılar. Bunu da bana göre birleşik listenin başına kimsenin tanımadığı ve çok sakin ve vatandaşlık haklarını konuşan ve İsrail’i yok etmekten söz etmeyen Ayman UDA sayesinde bu sonucu aldılar. Şimdiye kadar İsrailli Araplar Ahmet Tibi ve Hanin Zoabi gibi İsrail karşıtı milletvekilleri ile anlaşılan yeterince sempati toplayamamışlar ki Ayman Uda iyi yaşamak isteyen Arap vatandaşların temsilcisi olarak İsrail siyasetindeki yerini almıştır. Bundan sonraki icraatları ve söylemleri ile ülkedeki ortak yaşama katkısı olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz.

2015 İsrail seçimlerine katılım oranı 68.37 olup geçmiş yıllarından %2 kadar fazladır.

Likud Partisi Oyların % 23.24’ünü alırken

Siyonist Cephe % 18.76

Birleşik Arap Listesi % 11.01

Yeş Atid % 8.78

Kulano % 7.41

Habayit Hayehudi % 6.41

Şas % 5.79

İsrael Beytenu % 5.17

Yahadut Hatora % 5.13

Meretz % 3.89

Yahad % 2.97

Ale Yarok % 0.97

Arap Listesi % 0.10

Oranlarda kaldılar. Seçim barajını aşamayan partiler ise parlamento dışı kaldılar. İsrail’de seçim barajı 3.8’dir.

Rafael Sadi

Odatv.com

BU DA ISRAIL’IN GEZ’I DIRENISI RAFAEL SADI ODATV


http://odatv.com/n.php?n=bu-da-israilin-gezi-direnisi-0203151200

bu-da-israilin-gezi-direnisi-0203151200_m.jpg

Bu da İsrail’in gezi direnişi

RAFAEL SADI

İsrail’de hayat pahalılığını protesto eden vatandaşlar Gezi olaylarını andıran çadırlı eyleme başladı. 14 Haziran 2011 ile 29 Ekim 2011 tarihleri arasında Rotchild Gezi yerinde yer alan ve hayat pahalılığı ile yüksek konut fiyatlarını protesto eden eylemciler, uzun bir aradan sonra yine direniş çadırlarını kurdu.

17 Mart tarihinde İsrail’de yapılacak olan genel seçimler öncesinde bütün partilere ve siyasilere bir mesaj niteliğinde başlayan protesto gösterileri ile konut ve gıda fiyatlarını protesto eden eylemciler, siyasilerin verdikleri hiç bir sözü tutmadıklarını belirtti.

Bütün siyasilerin kendilerinden korkmaları gerektiğini söyleyen eylemciler, konut ve gıda fiyatlarının indirilmesi için gereken ekonomik tedbirler alınıncaya kadar sokakta kalacaklarına ve bu direnişi sürdüreceklerini net bir dille ifade ettiler.

Konut fiyatlarının artışı yetersiz arsa politikası ve konutlardan alınan KDV’ye bağlanıyor.

70 m2’lik bir dairenin fiyatının neredeyse 400 bin dolara ulaştığı Tel-Aviv kenar mahallelerinde bile fiyatların alım gücünün çok üzerinde olması, özellikle hayata yeni atılan gençler ile ev sahibi olamayan yaşlıların korkulu rüyası haline geldi.

Nüfusun yüzde 25’inden fazlasının fakirlik sınırının altında olduğu İsrail’de, oldukça dengesiz bir gelir dağılımı olduğu vurgulanıyor.

Ortalama bir dairenin 300-400 bin dolar olduğu Tel-Aviv’de lüks daire fiyatları ise 10 milyon doların üstüne çıkıyor. Bu durum bile gelir dağılımdaki eşitsizliğin bariz bir örneği olarak görülüyor.

Türkiye’deki Gezi olaylarını andıran çadırlı direniş, bu kez siyasileri oldukça zorlayacağa benziyor.

Kaynak:Ynet.co.il

Çeviri: Rafael Sadi

Odatv.com

Obama ile Netanyahu resmen hırlaşıyor RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=obama-ile-netanyahu-resmen-hirlasiyor-2302151200

obama-ile-netanyahu-resmen-hirlasiyor-2302151200_m.jpg

Obama ile Netanyahu resmen hırlaşıyor

Netanyahu bu seçimlere iki tane baş ağrısı ile giriyor;

1- ABD başkanı Obama ile resmen hırlaşıyor.

2- Başbakanlık konutu giderlerinin Ombudsman tarafından incelemeye alınması

Şimdi bunları tek tek ele alalım.

İsrail Başbakanı Binyamin Natanyahu bu seçimlere ne yanında ne de arkasında ABD Başkan desteği olmadan hatta aksine ABD Başkanı’nın kösteği ile giriyor.

İsrail ile ABD arasındaki sürtüşmenin ana sebeplerinden biri de, İran’ın "nükleer İran" olmasında ABD Başkanı’nın fazlaca ılımlı davranarak İran’a zaman kazandırması…

Kazanılan zamanın İran’ı nükleer silahları olan bir İran haline getirdiği iddiası yeni olmazsa da özellikle seçim ve ABD – İRAN görüşmeleri arifesinde Amerika’nın en önemli kurumu olan Temsilciler Meclisi kongresinde alenen İsrail Başbakanı tarafından bu İran kaydırmacılığı ile suçlanmasını Başkan Obama hazmedemiyor.

Demokratik bir ülke olan ve herkesin söz söyleme hürriyetine fevkalade özen gösteren Amerika Birleşik Devletleri Başkan Obama’nın görüşlerine ters bir söylem ihtimali olduğunda nasıl da demokratik bir şekilde bunu engelleme çalıştığı da ayrı bir anlam teşkil ediyor.

Başkan Obama Netanyahu’nun propagandasını engellemek için de ABD’deki en güçlü Yahudi organizasyonlardan biri olan AIPAC’ı boykot etme kararı aldı. AIPAC İsrail yanlısı olup İsrail siyasetini onaylayan bir kurumdur.

Natanyahu, ABD’nin İran siyasetini eleştirirken, yapılan müzakerelerde İran’a çok yumuşak davranıldığını ve fazla taviz verildiğini iddia etti. Buna karşılık Devlet Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki, Netanyahu’nun konuyu, görüşmelerde bulunan müzakerecilerden daha iyi bilemeyeceğini söylerken, Netanyahu’nun gerçekten neler olup bilmediğini zannetmesi ise ayrı bir tartışma konusundur.

AK SARAY’IN BİR AYLIK ELEKTRİK FATURASI KADAR

İkinci baş ağrısı ise birincisinden çok daha çetrefilli.

İsrail Ombudsman’ı bu kez de Başbakanlık konutu giderlerini incelemeye aldı ve bir kaç gün içinde Başbakan’ın "uyarı" altında sorgulanma ihtimali de basında çıkan haberler arasında. Hatta en baş köşelerde.

Rakamlara baktığınızda sakın ha dalga geçmeyin ve ne Ak Saray ile ne de başka bir harcama rakamı ile kıyaslamayın.

İsrail Başbakanlık konutundaki bütün harcamalar tek tek incelendi ve nerede tasarruf edilmediği işaret edilerek fuzuli harcamalar israf olarak açıklandı. Bu tutumsuzluktan da Başbakan’ı direkt olarak sorumlu tuttu.

Başbakanlık konutunun 2009-2013 yılları arasındaki toplam giderleri ise aşağıdaki tablodaki gibidir.

Yukarıdaki rakamlar İsrail Yeni şekeli cinsinden olup yaklaşık 4’e bölerseniz Amerikan doları cinsinden masrafı bulabilirsiniz.

Kaba bir hesap ile 2013 yılındaki harcama tutarı 600 bin dolar. Yani 1 milyon 470 bin TL’dir. Geçen gün bir yerlerde yayınlanmıştı; Ak Saray’ın aylık elektrik parası kadar yani…

Ombudsman bununla yetinmemiş evdeki yemek parasını da incelemiş. Anlayacağınız devlet adamın lokmalarını da saymış. Ve durum söyle:

2013 yılında Başbakan ve bütün konut çalışanları hatta gelen yabancı konukların yediği lokmaların masrafı ise 111 bin TL ve Ombudsman, hatta halk buna köpürüyor. "Millet açlıktan geberirken sizin bu kadar yemek yemeğe hakkınız yok" diyorlar.

Yeşil sütunlardaki masraflar ile eve ısmarlanan hamburgerler ile pizzalar ki buna acayip kızıyor halk…

Tabii bildikleri ve denetlendiği için….

Temizlik giderleri ise yeterinden fazla aşırı bulunmuş ve incelemede özel bir mercekle inceleniyor. Kimler temizledi ve paralar nasıl ödendi kim cebine ne attı veya atmadı didik didik ediliyor.

2013 yılında başbakanlık konutunun temizlik giderlerine tam tamına 560 bin TL harcanmış . Eh, açıkçası burada da yanık kokusu var ama acaba"Başbakan’ın eşi bayan Sara mı temizlemeliydi" demeden de edemiyorum.

Bu tablo oldukça manidar ve istemeden Türkiye’de denetimsizlikten kaynaklanan bilinmeyen harcamalara ve örtülü ödeneklere emsal teşkil eder diye de umut ediyorum.

Ha henüz açıklanmayan bana göre en önemli konu ise bu ombudsman raporunun maliyetidir ve hesap uzmanlarının öğle yemeklerinin maliyetinin ne zaman açıklanacağıdır.

Tabii bu raporun seçim öncesi yayınlanmasının siyasi bir değeri olup olmadığı 17 mart günü ortaya çıkacaktır.

Rafael Sadi

Odatv.com

Obama İle Netanyahu neden küs RAFAEL SADI – ODATV.COM


http://odatv.com/n.php?n=obama-ile-netanyahu-neden-kus-1502151200

obama-ile-netanyahu-neden-kus-1502151200_m.jpg

Obama’nın ABD Başkanı seçilmesi ile birlikte aralarından su sızmayan bu iki ülke arasındaki siyasi gerginliklerin gittikçe tırmandığı ve her geçen gün daha da olumsuz bir hal aldığı sır değil.

Aslında gerginliğin başlangıç noktası Obama’nın Ocak 2008 yılında başkan seçimlerinde Netanyahu, İsrail dostu olan Cumhuriyetçi aday adaylarından Mitt Romney’i desteklemiş ve Obama’yı resmen karşısına almıştı. Yani iki ülke daha da doğrusu iki lider arasındaki gerginliğin kaynağı budur.

Bu gerginliğin iki ülke arasındaki ilişkilere yansımadığını söylemek ise saflık olur. En basit örneğini 2014 yılında Gazze’ye yapılan operasyon/harekatta (Güçlü Kaya ) ABD’den beklenen bazı silahların bilerek ve isteyerek geciktirilmesi her ne kadar bürokratik engeller olarak açıklanmış olsa da ne Netanyahu ne de İsrail halkı bunun üzerinden rüzgar gibi geçti dememiştir. Unutanlar ve suçlu Netanyahu’dur diyenler olsa bile iki devlet arasındaki şahsi meseleleri Netanyahu’nun hatta İsrail’in savaş halinde güvenebileceği yegane dostu sandığı ülke başkanının oyunlarına tahammülü olacağını düşünenler yanılırlar.

Bu kısa bilgilerin ışığında Netanyahu ABD Kongresi tarafından bir konuşma yapmak üzere resmen davet edildiği ve Netanyahu’nun da bu davete icabet ederek 03.03.2015 günü ABD kongresinde Cumhuriyetçilerin davetlisi olarak bir konuşma yapacağı kesinlik kazandı.

Ancak bu konuşma gerek Başkan Obama’yı gerekse İsrail Sol’unu çok kızdırdı. Üstelik bu kızgınlıkları ile, İsrailli muhalifler Netanyahu’nun bu fırsatı “seçim propagandasına” malzeme ettiğini söylerken Obama da bunun etik olmadığını belirtti. Benzeri bir şekilde seçim öncesi İsrail Parlamentosu Knesset’te Netanyahu politikalarını eleştiren bir konuşma yapmasının çok da etik olmayacağını belirterek tepkisini ortaya koydu.

Bu konuşma konusunda tepkiler ve destekler uzadıkça uzuyor.

O kadar ünlenen ve tam da 17 Mart’ta gerçekleştirilecek İsrail Genel Seçimleri öncesinde 3 Mart’ta gerçekleştirilecek bu kongre konuşmasının ne kadar reklamının yapılmış olduğunu ve gerek sağdakilerin gerekse soldaki muhaliflerin, Netanyahu karşıtı ABD Demokratlarının ve de Netanyahu taraftarı Cumhuriyetçilerin bütün dünya televizyonlarından milyonlarca kişi tarafından canlı yayında seyredileceğinden benim kuşkum yok.

Yani bu bir seçim manevrası olsa bile, başarılı bir manevra olduğunu her kesimin kabul etmesi gerekir. Tabii bu manevranın bu denli başarılı olmasında muhaliflerin büyük katkısı olduğunu anlamaları sanırım seçim sonrasına kalacaktır.

Peki Netanyahu neler söyleyecek bu konuşmasında:

Obama’nın kendisini ve İran siyasetini Cumhuriyetçilere dolayısı ile bütün Amerikan halkına şikayet edecek , kendi ifadesi ile de İran’a yapılacak yaptırımların ve bu konudaki kararsızlığın İran’a sadece zaman kazandırdığı ve bu süre zarfında İran’ın her geçen gün nükleer silahlara daha fazla yaklaştığını , bu silahlanmanın direkt hedefinin İsrail olduğunu ancak sadece İsrail olmadığını ABD ve Avrupa’nın da bu hedefte olduğunu hatırlatmak istediğini belirtmektedir.

Obama’nın bu konuşmaya karşı çıkması hatta İsrail seçim öncesinde seçimlere karışmış olmamak için bahanesi ile Netanyahu ile görüşmeyeceğini belirtmesinin ardında bu konuşmayı istemediği açıktır.

Şayet ABD Başkanı İsrail Başbakanının kongrede yapacağı bir konuşmadan rahatsız oluyorsa bu konuşmanın İsrail için hatta ABD için yeterinden fazla önemli olduğunu hesaplayabiliriz. Gerek İsrail Sol’u gerekse ABD Demokratları söylemek istediklerini istediği yerden söyleyebilir, neden bu kongre seçim malzemesidir derken bile bu itirazlarının sadece Netanyahu’nun daha popüler olmasına ve bu söyleyeceklerinin bu sayede daha bir önem kazanmasına sebep olduklarının farkında bile değiller.Evet kongre ve başta Obama’nın itirazları bu konuşmayı dünya kamuoyu gündemine çok başarılı bir şekilde getirdi.

Seçim malzemesi midir? Evet öyledir ve bunu çok iyi bir şekilde kullanmıştır Netanyahu. Sadece bu yüzden bile başarılı bir lider olduğunu düşünenler olacaktır.

Peki bu yüzden İsrail en yakın stratejik dostunun dostluğunu kaybedebilir mi?

Gerek Netanyahu gerekse Obama bu konuda böylesi bir endişe ve tehdit içinde değiller.

Netanyahu, “İsrail kurulduğundan beri ABD ile aynı görüşlerde olmadı ve bir çok fikir ayrılığı açık ve dostane konuşmalar ile çözüme kavuşturulmuştur” derken,

Obama, “Gerginlik ABD ile İsrail arasında değildir, bizim İsrail ile olan ilişkilerimiz Sayın Netanyahu veya Likud partisine endeksli değildir, bizim ilişkilerimiz ve dostluğumuz devletler arasıdır ve öyle de devam edecektir” diyerek sorununun Netanyahu ve politikası ile olduğunu dile getirmektedir. Aslında sadece bu ifadesi bile etik olguya ve seçim öncesi söylenmiş olmasına da az karşıdır, kuşkusuz.

Rafael Sadi

Odatv.com

%d blogcu bunu beğendi: