Etiket arşivi: RAFAEL SADİ

Eski Mossad ajanı “Geyzi” Odatv’ye konuştu RAFAEL SADI


Eski Mossad ajanı “Geyzi” Odatv’ye konuştu

http://odatv.com/eski-mossad-ajani-geyzi-odatvye-konustu-0212151200.html

Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde çok zor günler bekliyor…

facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

lg.php?cppv=1&cpp=TLPH3nxaQVBaaWxpeVZOZkNRMDlNME04aHpudXFDQ0o3Wm1Ga2NFMnJ6YUlIRUlUdEt2aGNWWmRQLzR6cGRkSERnRVR0TU1GLy9JaHphZkdJLzA5MmM2V0gwZ3pzdnhxcEJQajZYVDNWNEovcldWbmR1NFkwNWhpQktXQWpkREdiYUVnSXZrVXd4NWhuMndPRm9TbkozR3h0WWNBYzB1YXBERTFFdGZqdHFLK21BWE1oR0p3Y2JZTEtjd0NBYVZKeFR4NDVSTm9kdDJISVhVdGJaTlN5a25BdklaTnFBdnhEV3gvVXRTdTd3Q29jdlBFPXw%3D?party=12&redirect=http%3a%2f%2fdis.criteo.com%2frex%2fmatch.aspx%3fc%3d16%26uid%3d%25%25USER_ID%25%25

02.12.2015 21:13 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Eski Mossad Ajanı ve Irak Kürdistanı İstasyon Şefi “Geyzi” kod adlı Eilezer Tsafrir, son dönemde Suriye’de yaşananları Odatv’ye değerlendirdi. Rafael Sadi’ye konuşan Tsafrir, Suriye denkleminde Rusya, Türkiye, ABD, İran ve diğer ülkelerin stratejilerini ve ne yapmak istediklerini aktardı. Tsafrir, "Göründüğü kadarı ile IŞİD er veya geç imha edilecek veya olukça zararsız hale getirilecektir. Rus uçağının düşürülmesi uluslararası ilişkilerde oldukça büyük sorunlar yaşanacağının işaretidir" ifadelerini kullandı.

İşte o röportaj:

Rafael Sadi: Hatırlıyorum ki geçmiş görüşmelerimizin birinde gelecekte bugünkü kadar büyük bir Suriye olmayacağını belirtmiştiniz. Esad’ın Şam bölgesinde olabileceğini ve Lattakiye liman kentininse Suriye’nin limanı olacağını ön görmüştünüz.

Gelecek okuma konusundaki kabiliyetinize hayranım tebrikler.

Hatam yoksa bu tespitleri tam 3 yıl önce yapmıştınız.

Son gelişmeler ışığında bölgeyi nelerin beklediğini söyleyebilir misiniz?

Rusya, Suriye, İran, Lübnan-Hizbulah, Türkiye, ABD, Avrupa ve İsrail’in bu bölgedeki roller ne olacak?

Eilezer Tsafrir: Türkiye Rusya’nın bir uçağını düşürdü ve Putin Erdoğan ile görüşmeyi bile kabul etmiyor. Aksine Türkiye aleyhine bir takım yaptırımlar hazırlamakla meşgul.

Diğer taraftan AB Türkiye’ye bir çeşit rüşvet veya haraç teklif ederek (3 Milyar Euro) Suriyeli mültecileri geri almasını talep etmektedir. Hatta Türklere Avrupa da serbest dolaşım hakkı bile teklif edilmekte (Belki blöftür).

Türkmenlerin, Kürtler’in Suriye’deki durumu ne olacaktır? Ve sonunda Türkiye’yi bölecek bir senaryodan ve Türk toprakları üzerinde kurulabilecek bir Kürt devletinden söz edilebilir mi?

Türk okurlarına kıymetli cevaplarınızı iletmek isterim.

Sevgili Rafael iltifatların için teşekkür ederim.

Bölge konusunda henüz nihai bir sonuç mevcut değil. Yeterinden fazla unsurlar mevcut olup bazıları birbirlerinin menfaatleri ile çakışmakta ve bazıları ise bu türden menfaat farklılıkları nedeni ile yakın bir gelecekte siyasi hatta askeri çatışmalar içinde olacaklardır. Tabii ki bu konuda kehanetlerden kaçınmaya dikkat etmemiz lazım. Ve Süleyman tapınağının yıkılışından sonra kehanet kırbaç eline geçmiştir. (Geleceği gerçekleştirenin güçlü olan anlamında bir deyim)

SURİYE’NİN GELECEĞİ

Suriye’nin hikayesi henüz sona ermiş değil. Bir çok siyasi ve askeri yorumcu henüz Rusya’nın Suriye’ye kabaca müdahalesine bir yorum getirememişlerdir. Ve tabii ki Rusya’nın Ukrayna’daki tutumu ve baş ağrısından ve Batılı ülkelerin Rusya’ya uyguladıkları yaptırımlardan sonra bile. Ancak Vladimir Putin’in kendisini ikna etme gücü ile ve de kararlılık ile hatta kabalık ile davranarak Rusya’nın stratejik menfaatlerini gerçekleştirme kanaatindedir. Bu şekilde de Amerikanın idaresindeki Batı güçlerinin ayağını bu bölgeden kesmek amacı da mevcuttur kuşkusuz.

Her şeye rağmen Rusyanın karışmasının ne Suriye’yi ne de Esad’ı Eski Suriye’ye dönüştüremeyecektir. Rusya ve Esad’ın müşterek menfaatleri gereğince gelecekteki Alevi ülkesi ve Rus üsleri için mümkün olduğunca fazla toprak kalmasına özen göstereceklerdir. Özellikle deniz üsleri için gereken toprakların temini şarttır.

Bu Alevi topraklarına Şam ve Halep’in dahil edilip edilemeyeceği henüz belli değil. Suriye’nin geri kalan kısımlarının ise bölüneceği adeta bellidir. Bu karşıt taraflar ile yapılabilecek olası anlaşmalar ile tespit edilecektir. Bu arada Sünni çoğunluğu da kimse görmemezlikten gelemeyecektir. Bu onlarca sene Alevi yönetimince bunalıma sokulan ve ihmal edilen baskı altında tutulan toplumdur. Hatırlamayanlar için Alevilik Şiilik içinden çıkmıştır.

Şiilik Müslüman Sünni çoğunluk tarafından da dışlanmıştır.(Yaklaşık 1.5 milyar Sünni Müslüman mevcut dünyada.) Aleviler çoklukla Sünni Müslümanlarca adeta aforoz edilip dışlanmışlar ve şeriata göre haram addedilmişlerdir. Yahudilikte Kosher olmayan yiyecek emsali haram addedilmişlerdir.

Suriye toprağının geriye kalan kısmı parçalara bölünecektir. Kuzeyde gerçeğe yakın bir Kürt Otonomisi Dürzilerin ne şekilde davranacağı ve ne isteyecekleri henüz belli değildir.En önemli varlıkları ise Dürzi dağındadır. Her ne kadar Dürzi toplumunun Milli beklentileri yoktur ama gerçek budur ki onlar kapanda kalmış bir toplumdurlar. Toplumları tehlikede iken kendilerini savunabilecekleri bir çeşit otonomi ihtiyaçları vardır.

İRAN

Görünen o ki Tutucu ve Devrimci (İslami devrimci) İran gün geçtikçe kendini bölgede daha fazla etkin olabilmekte özgür hissediyor. Dev güçler ve Batı ile yaptıkları Nükleer anlaşması ile sanki Suriye ve Yemen üzerindeki etkinliklerin, arttırma hakkı tanımış gibi duruyor. IŞİD ile olan savaşında komşuları ile bozuşması da durumu daha endişe verici hale sokmaktadır. Sünni Ülkeler olan Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan ile yeni cepheler açılması ihtimali de az değildir.Özellikle Yemen ile oluşan durumlar nedeni bu olasıdır. İran’ı düşürecek olan aslında içerdeki muhalefettir ve zamanı belli değildir. İran nüfusu genç kızlar ve erkeklerden müteşekkil olup çoğu İslami Devrimden sonra doğmuşlardır. Onlar özgürlük ve bir takım haklar istemektedirler. Jeans ve Lipstick (Dudak boyası) kızlar ile erkeklerin serbestçe buluşabilecekleri bir ülke istiyorlar. Her bir kaç senede bir de milyonlarcası sokaklara çıkıp İran’ı normale döndürene kadar mücadele edeceklerini söylüyorlar.Yakın bir gelecekte de İran’ın dolandırıcı olarak görüneceği ve imzaladığı nükleer anlaşmaya sadık olmadığı da anlaşılacaktır. Bazı dış güçlerin de İran’daki nükleer santralleri yok etme ihtimalini de göz ardı etmememiz gerekmektedir. Belki İsrail belki de ABD veya ikisi birden bile Hatta Obama döneminde bile olabilir İran’daki kötü Şii İran liderinin Irak’taki Şii yönetimi Suriye’deki Alevi yönetimi ve Hizbullah aracılığı ile uzun süre ile tehdit ederek var olamaz.

LÜBNAN

Bütün üzüntümle söyleyebilirim ki tarihi Lübnan artık Tarih olmuştur.Uzun zamandır Lübnanın demografik çehresi kesinlikle değişmiştir. Anayasanın yazıldığı gibi Hristiyanlar ve Maruniler Lübnanın ana çoğunluğu değildir.Bunun ana sebepler ise Dışarıdan gelen göç ile olumsuz doğum oranı sayesinde ülkenin çoğunluğu Şii müslümanların lehine değişmiş ve bu nüfus Hizbullah tarafından yömetilen bir toplum olmuştur.Ve bunun sonucu Ssünni toplumun endişe edeceği ve etmesini gerektiren bir sonuç mevcuttur.Şiilerin gelişimini durdurmak için Hristiyanlar ile Sünni Müslümanlar arasında bir koalisyon mevcuttur.Bunun ne kadar ve nasıl başarılı olabileceği tartışılır tabii ki.

Tahrandaki Şii ve aşırı uçtaki yılan başı faaliyette iken bu kargaşa ve tehditlerin formülüdür.

TÜRKİYE

Erdoğan yönetimindeki Türkiye bölgesel sorunların ve kargaşanın formülüdür. Bunun kökeninde de Davutoğlu’nun bölgesel etkinlik yaratmak istediği stratejisi yatmaktadır. Bu sayede 3 çember de değerlendirirsek (Arap , İslam ve Bütün Türkler) kendisini ve ülkeyi duvara toslatmaktadır. Terör örgütleri ve özgür Batı ile ikili ve hatta iki yüzlü tutumu , serbestçe dolaşan teröristler ve memlekete doldurduğu mülteciler hatta Avrupa ya da ihraç edilen bu mülteciler, yenilen Kürt isyanı ve bunalımı ile Türkiye’yi bölgedeki en sorunlu ülkelerden biri konumuna getirmektedir.Bu durumda kendisini rahatsız edecek boyutlardadır. En azından ekonomisine zarar verebilecektir.Rus uçağının düşürülmesi uluslararası ilişkilerde oldukça büyük sorunlar yaşanacağının işaretidir. Ve tabii ki Rusya ve Putin ile…

Karşımızda nasıl bir ironi olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Mavi Marmara olayı nedeni ile İsrail’de özür bekleyen (İsrail’in yasakladığı karasulara korsanca girmeye kalkan silahlı vahşi militanlar ki bu vahşet ve silahlı çatışmaların tamamı kaydedilmiştir) aynı Türkiye hava sahasını ihlal ettiği gerekçesi ile düşürdüğü ve öldürdüğü RUS pilot için özür dilememekte ısrar ediyor.Ve bu uçak Dünya devlerinden Rusya’nın uçağı.Ve bu uçak belki hava sahasını ihlal etmişse de kötü niyet belirtmemiştir.Belki de Türkiye’nin Rusya’dan özür dilemesini tavsiye etmek gerekir ve bu özür fazla onur kırıcı olmasın hatta İsrail’den de özür dilense de yeridir.

AVRUPA

Sanırım Avrupa Mülteciler konusu ile başına gelecekleri halen resmen algılamış bile değil.

ABD

Amerika kendine sadece Obama’dan sonra gelebilecektir. Tabii siyasi bir değişikli olursa.

IRAK VE KÜRTLERE EK

Suriye gibi Irak’da Skyes Picot sınırları çerçevesindedir ki bu sınırlar artık mevcut değil. 1. Körfez savaşından sonra bunu söyleyenler de oldu aslında. Hatta 2003’teki Amerika’nın Irak savaşıyla da bu perçinlendi diyebiliriz. Bu savaş Irak’a demokrasi boyutunu sokmuş oldu. Ve doğal olarak bu Irak’taki yönetimi değiştirdi ve Irak’taki Şii toplumun yararına bir durum oluşturdu. Irak Şii yönetiminin en büyük hatası ise ülkedeki Sünni topluma kendilerini bu ülkenin ve yönetimin bir parçası olduklarını hissettiremedi.Bu durum bölünmeyi çabuklaştırdı ve ülkedeki Sünnilerin hatta Eski Saddam yanlısı Sünni ileri gelenlerinin IŞİD’e katılımını tetikledi. Göründüğü kadarı ile IŞİD er veya geç imha edilecek veya olukça zararsız hale getirilecektir. Ancak bu değişik şekillerdeki İslami terörün imhası anlamına gelmez.Bunun bir ahtapot’a benzetebiliriz.Bir kolunu kesebilirsiniz ama yerine iki tane yeni kol çıkıverir.

Ve IRAK formel olarak üç ülkeye bölünecektir.Bağdat ve güneyinde Şiiler.Sünniler Batıda. Kürtler de kuzey de.

Irak’taki Kürtler tarihlerindeki en güzel saatlerinden birine ulaşmış durumdalar.Neredeyse ilan edilmeden bir ülke bir devlet konumundalar. Lideri Mesud Barzani liderlik meziyetlerini babasından miras aldı ve aklıselim ile sabır ile beklemekte ve uygun zamanlama olduğunda ülkesinin devlet olma formalitesini ilan etmek için de sabırsızlanmamaktadır. Barzani devletini tanıyan ve destekleyen sadece İsrail olmayıp (Geçmişte Şİİ İran bile desteklemekteydi) Bütün Dünya Kürt ordusu Peşmerge’yi Tanımakta ve değerini takdir etmektedir.Tabii ki bu IŞİD ile savaşmaları ki Başkan Obama bu konuda Amerikan Çocuklarını karıştırmak istememektedir.

Suriye’nin Kuzeyindeki Kürtler de bu ülkeye katılacaklardır. Ancak onlar oldukça bölünmüş durumdalar ve organizasyonları da PKK ile ilintilidir.Buna karşın Türkiye ve İran’daki Kürtlerin bu türden bir oluşumu mevcut değildir. Üzülerek söylüyorum ki bu ülkelerdeki yönetimler nedeni ile Kürtler acı çekmeye devam edecektir.Ancak ne Türkiye kendi bünyesindeki 20 milyon ne de İran ülkesindeki 9 milyon Kürdü uzun süre baskı altında tutamayacaktır.

Türkiye ye ve Türk halkına olan bütün saygım ve sevgimle söylemek isterim ki bu halk’a olan değerlendirmeyi gözden geçirmeli ve günün birinde kendi iç hesaplaşmasını yaparak Kürtlerin ayrılmasına muvaffakiyetini vermelidir.

İSRAİL

Tabii ki şimdi çok daha önemli bir durumdayız.İsrail de oldukça hassas bir durumdadır. İsrail Suriye’deki savaşa müdahil olmak niyetinde değildir. (Başka yerlerdeki savaşlara da ).Sadece güvenliği açısında tehlike gördüğü yerlere karışmak durumunda kalıyor. Suriye veya başka yerlerden Hizbullah’a gidecek olan silahlara engel olmaya çalışmaktadır. Ayrıca İsrail’in Kuzey sınırında Golan tepelerinden sızmaya çalışan Suriyeliler ile de uğraşmak zorundadır. Bu nedenle de İsrail Savunma Kuvvetleri ile Rus Ordusu arasındaki koordinasyon mutabakatının ayrı ve özel bir önemi vardır ve bu kendini kanıtlamış durumdadır. Dolaylı olarak da olsa İsrail ile Sünni ülkeler arasında İran tehdidine karşı müşterek menfaatler mevcut.

İsrail’de de konuşmak olsun diye konuşan ve bu ülkeler ile ilişkileri bilir bilmez geliştirmeye çalışan politikacılar var. Bu tür ülkeler ile ilişkilerin kuvvetlendirilmesi konusu ilgili ve de yetkili makamlarca kararlaştırılır. Ve üstelik bu ülkeler bölgemizde de değillerdir

Türkiye anlamıyor, Mevcut yönetim de anlayamıyor ve sürekli itiyor. Halbuki İsrail bölgenin en tutarlı . saygın .güçlü ve istikrarlı güvenebileceği ülkesidir. Türkiye’nin bütün etkinlik arama çabaları ne yazık ki ters tepkiler ile karşılaşmış ve olumsuz çıkmıştır. Araplar Türkleri çok istemiyor İslami çerçevede İran ile çakışmakta Türki Cumhuriyetlerde ise Sovyet cephesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Ve nazik olmayan bir şekilde de kendilerine Burası bizim bahçemizdir diyorlar.

Rafael Sadi

RAFAEL SADI

Bu hatayı yaptılarsa Başbakan da Cumhurbaşkanı da “vatana ihanet”ten yargılanır rafael sadi -odatv


http://odatv.com/n.php?n=bu-hatayi-yaptilarsa-basbakan-da-cumhurbaskani-da-vatana-ihanetten-yargilanir-1608151200

Bu hatayı yaptılarsa Başbakan da Cumhurbaşkanı da "vatana ihanet"ten yargılanır

BÜYÜK YAZ KAMPANYASI! YÜZLERCE KİTAP 5TL. İncelemek İçin Tıklayın…
bu-hatayi-yaptilarsa-basbakan-da-cumhurbaskani-da-vatana-ihanetten-yargilanir-1608151200_m2.jpg

facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

16.08.2015 01:01 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Hiç ticaret yaptınız mı bilmiyorum ama yapanlar vardır mutlaka. Bilirsiniz ki ortaklık yapmak kolay iş değildir. Hatta ortak olurken "nasıl çalışacağınızı değil de nasıl ve hangi şartlar dahilinde ayrılacağınıza karar vererek ortak olmak gerekir" derlerdi büyüklerimiz. En başta da rahmetli babam… Keşke dinleyebilseydim kendisini.

Bir de dünyanın en kârlı işi de olsa bazı insanların karakteri, huyu ortak olmaya müsait değildir. Bu tür insanlar tek başına çok başarılı olabildikleri gibi, tek başına zarara da uğrayabilirler.

İyi de bu ticari olguların koalisyon ile ilgisi nedir?

Hepiniz takdir edersiniz ki, bir AKP koalisyonunda son karar, partinin sahibi ve "ülkenin patronu" olarak kabul edilen Sayın Erdoğan’ındır. Onun onayı olmaksızın değil koalisyon, kendi partisinin tek başına kuracağı bir Hükümetteki her elemanın nerede ve ne yetkide olacağı bile belirlenemez.

Peki neden…

Nedeni çok… İsterseniz saymaya başlayalım;

Sayın Erdoğan ve AKP bu yetki tekeli nedeni ile 13 yılda bir çok hukuki hata yapmıştır. Ak Saray dahil… Bu hataların bir kısmı bilahare çıkartılan karar ve kararnameler ile kendince düzenlemiş olsa da, ne arşiv, ne de tarih kronolojisi, bazıları suç niteliğinde olan bu hataları unutmaz.

Bu hataların belli başlı olanlarını genel hatları ile sıralayacak olursak :

1- Dış Politikada Türkiye’nin getirildiği konum diyebiliriz. "Sıfır sorun" politikası nedeni ile güvenilen bütün dağlara kar yağmıştır. Mart kar yağsaydı ne olurdu düşünmek bile istemiyorum.

2- Terör örgütleri ve liderleri ile verilen kardeş pozları Türkiye’ye saygınlık kazandırmamış, aksine güvenilmez birtakım siyasi kuşku içine sokmuştur birçok ülkede. AB ve ABD dahil… Bakmayın şu andaki sözüm ona savaşta İncirlik üssü nedeni ile ABD’nin iyi geçinir gibi göründüğüne. Adamlar gün geçmiyor ki Türkiye’nin PKK terörüne karşı kendisini koruma hakkı olduğunu, ama IŞİD ile de savaşması gerektiğini vurgulamıyor olsun.

IŞİD’e destek verildiği iddiaları silah dolu Tırlar ve MİT bağlantıları çok temiz işler değil. Devlet öyle işler yapar ama yakalanmadan yapar. Yakalanırsa suçtur, acemiliktir.

3- Açılım süreci olduğu gibi karanlık ve kuşku dolu bir süreçtir.

Öyledir çünkü bu sürecin ne olduğunu kimseler bilmiyor. Basına ve halka değil danışmak, haber bile verilmediği, hatta diğer partilerin de bu konuda bilgilerinin basının bilgisinden fazla olmadığı açıktır.

Yıllardır "bebek katili", "canavar Apo" diye beynimize kazılan kişi ile devletin en üst kademeleri direkt olarak konuşurken olay adeta bu kişiden izinler seviyesine kadar geldi.

Sorulması gereken, hatta en başta muhalif partilerin alenen sormaları gereken sorular arasında şunlar var:

-Bu süreç için neler teklif ettiniz?

-Türkiye toprak verecek mi?

-Apo serbest bırakılacak dediniz mi?

-Özerklik lafı geçti mi?

-Bu barış süreci nasıl bir pazarlıktır ?

-Ne alıyor ve ne veriyoruz?

TOPRAK TEKLİFİ VARSA "VATANA İHANET"TİR VE BAŞBAKAN İLE CUMHURBAŞKANI YARGILANIR

Şayet bir toprak talebi/teklifi varsa bu TCK 302’nci maddesi gereğince "vatana ihanet"sayılır ve hükümet üyelerini, hatta Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın yargılanmasını gerektirecek oldukça önemli bir hatadır. "Biz yapmadık" demeleri kimseleri kurtaramayacaktır, çünkü Kürt tarafı ve HDP eninde sonunda, bıçak kemiğe dayandığında patlak verecek ve "bize söz verdiklerinizden yan çizdiniz" deyip açık edeceklerdir.

Türkiye’yi karanlık ve nereye götürebileceği belirsiz bir savaşa sürükleyen sebeplerin başında da bu "açılım süreci"nin bilerek ve isteyerek Sayın Erdoğan ve AKP hükümetince askıya alınması vardır.

HDP’nin yüzde 13 oy alması, hatta seçimlere oldukça başarılı bir kişilikle katılmasını ve çok iyi organize olmasını bile hazmedememiş olan Sayın Erdoğan, işi milliyetçiliğe vurup, bir zamanlar günah keçisi olarak gördüğü İsrail-Filistin çatışması üzerinden oy kapmanın yerine bu sefer "milliyetçi" rolü ile Kürtlere ve teröre karşı durarak daha iyi oy kapacağını sanması oylarını yüzde 41’e düşürdü.

Böylece ortaklık yapamayacak olan bir kişilikle adeta organize olan bir kaos yaratılmıştır. Bu da suçtur.

BU PALAVRALARI KİMSE YEMEZ

4- Bu suçların sadece bir kısmı olan ekonomik yolsuzluklar, Ergenekon, Balyoz ,Odatv davaları da sözüm ona "usta" manevralar ile Fethullah Gülen Cemaatine "Paralel yapı" adı uygun görülerek mal edilmeye çalışıldı. Bu çabalar da aklı başında olan hiçbir vatandaşın yemeyeceği bir palavra gibi durmaktadır. İnsan demez mi; ”Yahu ne paralel yapısı, siz değil misiniz ki bu insanları bu mevkilere atadınız. Siz değil misiniz ki Gülen Cemaati ile yıllar yılı ortaklık yaptınız."

Kim yer bunu?

17-25 Aralık ve ayakkabı kutularındaki dolarlar halen herkesin dimağında. "Montaj" denilen kasetler halen bir yerlerde facebook’ta filan her an yayında.

Sonuç olarak Sayın Erdoğan’ın suç dosyası oldukça kabarık. Bir ortaklık ortamında bu suçların kaynaklarına inebilecek bakanlıkları ve yetkileri kimseye vermesi mümkün değildir. Bu nedenle de ne AKP ne de Erdoğan, kimse ile ortak olamaz.

PEKİ NE OLABİLİR?

1- Erken Seçim

Erdoğan bu savaş oyunu ile "Milli Kahraman" olabileceğini ve oy kazanacağını düşünüyor olabilir. Böyle düşünüyor ve buna göre bir strateji mevcutsa, önümüzdeki aylarda külliyetli miktarda kan akışına şahit olacağız demektir. PKK kamplarına, belki Suriye’deki Kürt kamplarına daha fazla bomba yağacak demektir.

2- AKP azınlık hükümeti

Bu da ya MHP desteği ile, ya da 18 milletvekili transferi ile olabilir. Bu vekiller hem CHP’den hem de MHP’den olabilir.

3- AKP-MHP koalisyonu… Zor ama imkansız değil (Yetkisiz bir MHP isteyecektir)

4- Bombalamaları kesmenin karşılığı olarak özür dileyen ve suya sabuna karışmayacağına söz verecek olan bir HDP ile de anlaşabilir. Ben ihtimal vermiyorum ama hayatta, hele Türkiye’de hiçbir şey imkansız değil.

15 gün içinde her şey daha açık olacak.

"Hayırlısı" demekten başka bir şey gelmez elimizden….

Rafael Sadi

Odatv.com

Seçimi kazanamazsan İsrail’de kalman için elimden geleni yaparım RAFAEL SADO – ODATV


http://odatv.com/n.php?n=sinif-arkadasim-merak-etme-secimi-kazanamazsan-seni-israilde-agirlarim-0106151200

Seçimi kazanamazsan İsrail’de kalman için elimden geleni yaparım

ERMENİ BELGELERİYLE, RÖPORTAJLARLA, TANIKLARLA 1915 BELGESELİ! İŞTE 1915’İN GERÇEK HİKÂYESİ…
sinif-arkadasim-merak-etme-secimi-kazanamazsan-seni-israilde-agirlarim-0106151200_m2.jpg

Buyur gel sınıf arkadaşım seni Kudüs’te bekliyor olacağım. Hatta seçimleri kazanamazsan burada yeni göçmen statüsü ile de kalabilmen için elimden geleni yaparım.

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

01.06.2015 23:46 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Tam 7 gün sonra Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunu seçmek için sandık başına gideceksiniz.

75 Milyon Türk Vatandaşına kimse engel olamayacak ve serbest ve hür iradeniz ile layık olduğunuz insanları ve yöneticileri seçeceksiniz.

Nasıl ve kime oy vereceğinizi her biriniz biliyorsunuzdur. Ancak seçime 1 hafta kala sizlere bazı hatırlatmalar yapmak ve bir bilanço yaparak karar vermenize yardımcı olmak isterim.

Biliyorsunuz ben Türkiye’de yaşamıyorum, İsrail’de ikamet ediyorum. Evet resmen hariçten gazel okuyacağım. Ama bilesiniz ki durumlar bazen dışarıdan, içerdekinden daha net görünüyor. Bazen içerdekiler dışarıdakilere daha samimi ve korkmadan konuşabiliyorlar.

AKP hükümetine çok haksızlık etmeyeceğim, hatta kendime de dürüst davranıp muhalif olduğum için körü körüne karalamayacağım. Türk halkı ne aptal ne de haksız değildi bu partiye oy verirken… Sebepleri vardı ve karşılığında salak politikaların oluşturduğu sebepler nedeni ile oy verdi AKP’ye.

En önemli sebep ise insanların dini duyguları ve laik bir şekilde inanma haklarına saygı göstermemiş olan yöneticilere tepki oylarıydı ve AKP bu oyları toplamayı çok da güzel becerdi. Türban meselesini en doğru şekli ile kullanan AKP’nin, bunu oy potansiyeline ve nihayetinde de iktidara çevirdiğini unutmayalım lütfen. Kabul edelim ki üniversiteye veya hastaneye başı kapalı girilmesini kimse kanun ile yasaklamamalıydı. Bu sözüm ona laiklik inadı, Türkiye’nin 12 yılına; hatta belki de geleceğine mal oldu.

Laiklik inanç özgürlüğüdür. Bunu bilmeyen açıp herhangi bir sözlükten öğrensin lütfen. Yasalar birbirleri ile çelişmemelidir. Bir taraftan "biz laikiz" diyeceğiz diğer taraftan da inanan kişinin başının veya başka bir yerinin açık veya kapalı olmasına devlet eli ile karışacağız, olmaz. Bu karşılıklı iki açıdan da olmaz. Yanı başını kapatana da karışamazsın başka bir tarafını açana da…

YEŞİL SERMAYEYİ HER TARAFA DAĞITTI

Türkiye laik partileri bu konuda resmen gol yediler….

Gelir dağılımında AKP ilginç bir yaklaşım ile eski holding ailelerine bir barikat kurup, "yeşil sermaye" veya adına ne derseniz deyin sermayeleşmeyi, sanayileşmeyi Anadolu’nun her bir yanına dağıttı ve orta sınıf oluşturdu. Eskisinden daha büyük kitleler zenginleşti. Evet, halkın tamamı zenginleşemedi ama eskiden zengin olmayan bir kitle hem de hatırı sayılır bir kitle holding aileleri gibi yaşamaya başlayabildi.

Dar gelirli aileler sadaka veya sosyal yardım derseniz bile açlık sınırının altında iken birden bire kendilerine erzak ve yakacak yardımları geliverdi. Eski yönetimlerin yapmadığı bir çalışmaydı. Bir çeşit yardımlaşma veya gelir eşitlemesi de diyebiliriz ama insanlar bundan memnun kaldı.

HASTANELER ADETA ÇAĞ ATLADI

Sağlık konusunda Türkiye AKP döneminde düşünemeyeceğimiz atılımlar kaydetti. Sağlık sigortası, hastaneler adeta çağ atladı. Köpek muamelesi gören ve hastanelerde rehin kalan insanlar, insan muamelesi gördü ve insanların yatabileceği yataklarda tedavi olmaya başladı. Kabul edin, bunları yapan adamı bu halk çok sevdi. Kendileri ile aynı lisanı konuşuyor, aynı delikanlılık ile şimdiye kadar yapılmamış olanları yapıyordu.

Yaptıkça da coşuyor , coştukça da daha bir "delikanlı" oluyordu. Resmen göğsü şişiyor kabardıkça da kabarıyordu. Bir noktadan sonra artık kimse bu "Kasımpaşa delikanlısı"nı tutamaz olmuştu. Çevresindekiler bile hizmet aşkı ile yanıp tutuşan aynı fakir yoksul mahalleden gelmiş olan bu insanın hizmet aşkını engelleyebilecek bir çare, yasa, kanun bulamıyordu.

Evet, tabii ki ülkemin, daha doğrusu iki ülkemden birinin Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan söz ediyorum. Kimsenin tutamadığı Tayyip bey kendisini aşıyor, dağları taşları delerek, yollar, köprüler, hava alanları, kanallar (henüz olmadı ama olsun) yapıyor; memleketi yollar ile bir uçtan bir uca donatıyordu.

İhaleler gırla gidiyor, olan olmayan paralar bir yerlerden bulunup yapılması gerekenler yapılıyordu.

GÜNÜMÜZ YOLSUZLUKLARININ SIFIRLARI BİRAZ FAZLAYDI

Halk bu adamı seviyordu, sevmesi için halka daha çok daha fazla veriyor ve oyları ile de sadece ve sadece hizmet verebilmek için de iktidarda kalmanın yolunu buluyordu. Bunun için ne yapmak gerekirse mübahtı, amaç hizmet oldukça her zaman yolsuzluk olan memleketine yol yapıyordu. Günümüz yolsuzlukları eski yolsuzluklardan az bir şey daha farklı idi. sadece az bir şey daha farklı ki rakamların arkasındaki SIFIR adedi çoook daha fazla idi. Eh sıfırın da hesabı olmazdı ki.

Bu yolsuzluklar içinde sıfırlanması gereken kasalar , ayakkabı kutuları ve doldurulması gereken "Ak Saray"lar çok fazla önemli değildi. Önemli olan içindeki hizmet aşkı idi. Kimse onu durduramazdı.

TSK’NIN HADIM EDİLMESİ GEREKİYORDU

Tabii ki hizmet etmenin önünde kimse duramamalıydı. İlk sırada bu güzelim memleketin anayasasının bekçiliği görevi verilen TSK’nın adeta hadım edilmesi gerekiyordu ve Ergenekon ile Balyoz senaryoları ile ordu üst düzey komuta sistemi yerle bir edildi. Genel Kurmay Başkanı hapse atıldı. Bu darbe değildi sadece hizmet aşkı idi terör ile mücadele edenler "terör örgütü" kurmakla suçlandı ve onursuzlaştırılmaya çalışıldı.

Yargı ve Polis birbirine düşürüldü. Bir gün savcılar polisleri , ikinci gün polisler savcıları tutuklar oldu.

Halk olarak neler olduğuna bir anlam veremez olduk. Ama ortada hizmet aşkı ile yanan AKP yöneticileri olduğunu göremez olduk. Tek suçlu muhalif basındı. Taraf olmadıkları için bertaraf edilmelerine karar verildi ve 2000 kadar Gazeteci basın suçu ile değil "teröre destek" suçu ile göz altına alındılar ve her biri yıllarca tutuklu kaldılar.

İSRAİL’E KAFA TUTMAK OLUMLU BİR HAREKETTİ

Hizmet aşkı ile hareket eden yöneticiler bu ateş ile yanarken daha fazla hizmet, daha fazla para, daha fazla güç mücadelesinde olmadık herkes ile bu aşklarının uğruna kavga eder oldular. Bazı kavgalarında haklı idiler. Mesela İsrail ile kavgaları çok ama çok haklı idi. Alenen ifşa ediyorum ki İsrail’e kafa tutmak, "van minüt" çekmek çok olumlu ve yerinde bir hareket idi. O "van minüt" Sayın Erdoğan’a sayısız oylar kazandırdı ve ikinci kez iktidarı kazanmasına yaradı. Yani böylesi bir ulvi sebep varsa o hareket nasıl doğru ve haksız olmaz.

İkinci İsrail hareketi ise birincisinden çok daha haklı idi ve Mavi Marmara hareketi ile ülkemde, hem de birinci ülkemde ikinci ülkeme olmayacak bir nefret dalgası uyandırmakta baştan sona haklı idi. Oluşturulan bu ortam ve Yahudi karşıtlığı, (isterseniz İsrail karşıtlığı da diyebilirsiniz ki aralarında hiç bir fark yoktur) kesin haklı idi. Mavi Marmara da 9 kişi öldü. Sonradan bir kişi daha öldü ve ölü sayısı 10’a yükseldi. Bu sayede Türkiye’de Yahudi veya İsrail düşmanlığı tavan yaptı ve AKP 3. kez iktidar oldu. Nasıl haksız diyebiliriz ki. Evet, bu mal satıyordu, hem de çok iyi satıyor ve gelir de getiriyordu.

DÜNYAYI TİTRETEN BİR KONUMDA OLMAK İSTİYORDU

Saygıdeğer Türkiye Cumhurbaşkanı hızını alamıyordu. İktidarda kalmak yetmezdi, "Başkan" olmak, Selahaddin Eyyubi, bilemedin cihan hükümdarı Sultan Süleyman gibi önünde diz çökülen ve dünyayı titreten bir konumda olmak istiyordu.

Haklı idi çünkü sadece bu şekilde çok sevdiği biz halkına hizmet götürebilir ve götürdüklerinin (hizmetlerin) hesabının sorulmasını önleyebilirdi. Haklıydı ve tam bir hünkar gibi davranarak bir zamanlar Osmanlı ileri karakolu olan Suriye eyaletine posta koydu ve aslında "aslan" anlamına gelen "Asad" soyadını, hem de mahkeme kararı olmaksızın "Esed" yapıverdi. (Bir anlamı yok ana Asad’dan Esed’e düşürülünce Arapça’da bir hakaret algılaması olduğunu Filistinli dostlarım belirttiler- şaşıracaksınız ama çok Filistinli dostum var) Ve Suriye’yi dişine uygun bulmuş olacak ki sabah akşam adeta savaş ilan ediyor, ama çok şükür savaşmıyor. Kim bilir belki de savaşacak komutanlar kalmadığı için olsa gerek.

ÖYLE BİR YASA YOKSA DA HEMEN YAPARIZ

Son bağlamda son yılların en azgın terör örgütü IŞİD ile birlikte ismi anılır oldu. IŞİD’e giden silah dolu TIR’lar bayağı bir yılan hikayesine döndü ve saygın yazar Can Dündar’ın da başını yemeye hazır bir hal aldı. Birdenbire bu TIR’ların yayını Vatan’a İhanet sayılmaya başladı. Hangi yasaya dayanarak diye sorsanız fark etmez, öyle bir yasa yoksa hemen yaparız diyeceklerdir.

ŞİMDİLERDE SURİYE’Yİ FETHEDECEKMİŞ

Eh 13 sene bu dile kolay, belki unuttuklarım vardır. Hizmet sınırsız bir meseledir.

Ha bir de geçenlerde haberlerin birinde kulağıma çalındı. Sayın Erdoğan’ın programında şimdilerde Suriye’ye girip Suriye’yi fethetmekmiş. Yahudiler yapsaydı buna "işgal" denirdi. Osmanlı evladı ise yaparsa "fetih…"

SEÇİMLERİ KAZANAMAZSAN İSRAİL’DE KALABİLMEN İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPARIM

Bundan sonraki adımda ise Müslüman ülkelerine yaptığı çağırı ile Kudüs’ü İsrail’in elinden kurtarma niyetindeymiş. Hadi Hayırlısı Buyur gel sınıf arkadaşım seni Kudüs’te bekliyor olacağım. Hatta seçimleri kazanamazsan burada yeni göçmen statüsü ile de kalabilmen için elimden geleni yaparım. Netanyahu mu, dert etme kafa adamdır anlaşırsınız….

İşin şakası bu kadar, bilanço yukarıda bakın karar sizi nereye götürecek, bir de abartmamak için aramızın bozulduğu ülkelerin hepsini saymadım. Hele hele Besleme dediğimiz bir yavru vatanı hiç anlatmadım.

Karar sizin dostlar.

Rafael Sadi

Odatv.com

KUDÜS KİMİNDİR? RAFAEL SADİ – HASTÜRKTV.COM


12/05/15

KUDÜS KİMİNDİR?

RAFAEL SADI

http://www.hasturktv.com/yahudilik/7001.htm

7001_st_photo1_c8f7e.jpg

Aynı bağlamda sorsalar Costantinopolis veya Prenkipos kimindir deseler ne diyeceğiz?

Ha bir de şu mesele var. Hangi şehir kimin için ne kadar kutsaldır?

Biliyorum ki dindarlar bana çok kızacaklardır ama ben böyle düşünüyorum ne yapalım.

Saygıdeğer dostlar ya dinlerimizi iyi öğreneceğiz ya da bizi salak yerine koyanlara kanıp duracak ve onların oyuncağı haline geleceğiz.

Yahudilik ve İslam’dan söz ediyorum. İki din de bizlere PUTLARA tapmamızı açık bir lisan ile yasakladı. Yanılmıyorsam Hristiyanlık ta bu kuralın yer aldığı 10 emir’e inanıyordur.Her ne kadar tapınma şekillerinde İsa ve meryem heykelciklerine bir saygı duyulsa da Putlara inanılmadığını da biliyorum.

Gelin şu kutsiyet meselesine bir açıklık getirelim.

Madem ki yüce Tanrı 10 Emir’de :

2-Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.

Diye emretmiş. O zaman da biz insanlara bu emrin esasına ve lafzi ile ruhuna riayet etmeli ve insan eli ile yapılmış hiç bir şeyi putlaştırmamalıyız. Ne şehirler ve yapılar ne de duvarlar kutsal olamaz. Bunları putlaştıramayız. Bu durum İslam için de Yahudilik içinde hatta Hristiyanlık için de geçerlidir.

Yani Kudüs veya isterseniz İbranicesi ile diyeyim Yeruşalayim Kutsal değildir. Olmamalıdır da. Bu kutsiyet masalı nedeni ile yapılan savaşların ölen insanların saygısına artık vazgeçelim.

Hiç bir yer hiç kimsenin değildir. Kimse bir yerleri kendinin sanmasın.

Ağlama Duvarı kutsal değildir. Kutsal olan o duvarın temsil ettiği içeriktir. Ruhani havasıdır. Yoksa duvarları öpenler resmen 10 emir’e karşı gelmektedirler. Keza başka beton, ahşap veya bina, türbelere yüz sürüp medet umanlar o mekanlar putlaştırdıklarının bile farkında olmaksızın Tanrı’nın emrine karşı geldiklerini anlayamamaktadırlar.

Tek bir kutsal tanıyorum: İNSAN HAYATI.

Bu kutsala inanmayan ben dindarım demesin . Şehirler mekanlar nedeni ile savaşanlar insan öldürenler kelle uçuranlar değil dindar insan bile değillerdir.

Sayın Davutoğlu Sayın Demirtaş’ın ”Müslümanlar hacı olmak için Kabe’ye, Yahudiler ise Kudüs’e giderler ” sözlerini seçim malzemesi yaparak Selahattin Demirtaş’ı yerden yer vurmayı buna sıkı sıkı sarılıp adeta bu seçimlerin en çarpıcı Yahudilik seçim malzemesi olarak kullanmakta ısrarlı görünüyor. Peki Yukarıdaki sözleri nasıl hafif çarpıtıyor ve neler yapıştırıyor ardına.

Davutoğlu, "Ey Mersin, Kudüs kimin kutsal mekanıdır, bizim.Bu gafile haddini bildirecek misiniz? Kudüs bizim kutsalımızdır diyecek misiniz?"diye konuştu.

‘Kudüs Yahudilerindir’ diyen duysun! Kudüs bizimdir, bizim! Toroslar çökmedikçe, Akdeniz kurumadıkça, gök yere inmedikçe hiçbir şekilde Kudüs’ün İslam karakterinin değişmesine izin vermeyeceğiz

Peki bu ifadeler ne kadar doğru , ne kadar gerçekçi ?

Şayet Kudüs İslam içim bu denli kutsal ise neden İslam’ın kitabında adı bir kez bile geçmiyor?

Kanıt mı istiyorsunuz?

Girin Diyanet İşleri Başkanlığının web sitesine ve ister Kur’an isterseniz meal kısmına girin ve arama motoruna KUDS Yani Kudüs’ün Arapçasını yazın çıkan sonuç: 0. Yazı ile SIFIR.

Link burada : http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#1:1

Bu kez KUDÜS diye yazın sonuç 4 adet , ancak yazan Şehrin adı değil Hz. Cebrail’in adı.

Ruhu’l Kudüs (Cebrail) yazıyor: http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#1:1

Ruhu’l Kudüs te yazsanız çıkacak sonuç değişmeyecektir. 4 adet Cebrail ismi.

Linki ise şöyle: http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx

Peki Yahudi dini için Yerushalayim ne kadar kutsal . Aynı kriter ile ölçmeye çalışırsak Tevrat’ta bu şehrin adı kaç kez geçiyor diye baksak sonuç nedir?

Tevrat’ta da Yeruşalayim’im bir kaç ismi var. Yeruşalayim en son ismi yanılmıyorsam. Ancak bu şehir İR DAVİD(David’in Şehri) , İr Şalom (Barış Şehri) Savaşlar eksik olmadı çok şükür…

İlk ismin ise İbrahim atamızın verdiği isim olarak belirtiliyor Yerushalem.

İbrahim bu şehre AR A YARA VE SHALEM ismi ile hitap etmişti ve şehrin ismiYERUSHALEM olarak ifade edildi binlerce yıl.

Hakimler döneminde bu şehrin adı YABOS olarak ifade edildi.

Kral David’in şehri fethetmesi ile şehir SİYON adı ile anıldı.(İşte sevmeyenlerin kulakları çınlasın SİYONİZM’in ağa babası bu şehir) Siyon aslında Moriya dağının ikinci ismi olup önceleri bütün şehri sonraları da bütün İsrail’in ismi olmuştur.

Başka lisanlarda ise bu şehre verilen isimler arasında Arapça en yaygın olan isim ise El-Quds,İncil’in uygun bulduğu isimler ise Jerusalem ve Urshalim. Arapça günlük lisanda ve basında ise iki isim birlikte kullanılmaktadır bu hatta Arap ülkelerinin kullandıkları lisanda da URSHALİM EL KUDS olarak belirtilmektedir. Dini bağlamda ise Arapçada EL-KUDS A-SHERİF Yani güzel şehir Kudüs kullanılmaktadır. Bir de şehrin latince adı ise oldukça karmaşık.

Roma Tanrılarından JÜPİTER adına ve Jüpiterin soyadı olan AELIA ile birlikte anılmaktaydı. COLONIA AELİA CAPİTOLİNA. Yani Aelia Yerleşim birimi başkenti. Bu isim yüzlerce yıl bu şehrin ismi oldu ama sonradan unutuldu.

Peki Bu isimler Tevrat ta kaç kez geçiyor? Kur’an’dan az bir şey daha fazla.

Biraz eğleneyim dedim ve bir kaç ismi aşağıdaki web sitesinde ibranice olarak yazdım.

İRDAVİD (David’in şehri) Tam 634 Kez geçiyor.

Link’i ise şöyle: http://sparks.simania.co.il/bibleSearch.php?query=%D7%A2%D7%99%D7%A8+%D7%93%D7%95%D7%93

YERUSHALEM sadece 4 kez

Link’i ise şöyle: http://sparks.simania.co.il/bibleSearch.php?query=%D7%99%D7%A8%D7%95%D7%A9%D7%9C%D7%9D

SIYON ismi 99 kez anılmış Tevrat ‘ta

Link’i ise şöyle: http://sparks.simania.co.il/bibleSearch.php?query=%D7%A6%D7%99%D7%95%D7%9F

Diğer isimler ile daha fazla kafanızı karıştırmak istemedim.

Sadece hangi din için neyin daha önemli olduğuna bir açıklık getirmek istedim.

Yeruşalayim şehri 3800 yıllık bir şehir olup 800 yıl kadar Yahudilere Başkent olmuş ve İsrailoğulları dışında hiç bir millete BAŞKENT olmamıştır.

En uzun işgal devletleriden biri olan OSMANLI ise burayı işgal statüsünden öteye götürmemiştir.1517-1917. Kısaca tarih boyunca sadece Yahudilerin başkenti olan bu şehir halihazırda İsrail Yahudi Devletinin başkentidir.

Peki ya sayın Davutoğlu hangi kurallara riayet ederek bu şehrin kendisine ait olduğunu söyleyebilmektedir? Yahu ister işgal deyin ister FETİH. Yahudilerin yegane devleti olan İSRAİL bu şehri geri almış ve ebedi başkenti ilan etmiş. Bu şehir şu anda İsrail Devletinin başşehridir.Ne zamandan beri bu şehir sizin oluyormuş? Ne zaman fethettiniz Sayın Başbakanım. Ayıp olmuyor mu? Yoksa seçim meydanlarından oy toplamak için İsrail’e savaş açmaya mı niyetlendiniz.

Tanıyorsanız Mustafa Kemal Atatürk 12 Ocak 1920 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını tespit etmiş ve adına da MISAK-I MİLLİ demiştir. Yani şimdi siz Atatürk’ün çizdiği sınırları tanımıyorum hatta YURTTA SULH CİHANDA SULH düsturunu da kabul etmiyorum diyerek bu sınırları ve barış kavramını altüst edip eskiden de olsa dost olduğumuz ve halihazırda da siyasi olmazsa da ticari ve sanatsal ilişkilerimizin devam etmekte olduğu bir ülkenin Başşehrine göz koyacak kadar alçalmış mı oluyoruz?

Bunu açıkça izah edemezseniz ağır itham altında kalır hatta güzel ülkemizi de vebal altında bırakırsınız.Gaza geldim seçim heyecanı ile frenler boşaldı fazla ileri gittim derseniz bile olur. Ama aslında olmaz. Bu ülkenin başbakanına yakışmaz. Aslında öğretmeniniz olan kişi bundan beterini de yapmıştı hatta savaş çıkartmayı da denemişti ama tutmadı sadece 10 kişinin ölümüne neden oldu ve eliyle ilişkileri gereksiz bir yere getirdi.

Bayım İsrail’e ve Kutsal Kudüs’e gelmek isterseniz kapılar her turist’e olduğu gibi ardına kadar açıktır. El-Aksa’da namaz kılmak Kubbet-ül Sahra’yı ziyaret etmek Burak Mescidini görmek istiyorsanız kimse sizi engellemeyecektir. Şahsen de size refakat etmekten onur duyarım.

Ancak bu şehri benimdir diye olmadık ifadeler kullanırsanız bırakın ziyareti saygıyı bile görmeniz mümkün olamaz.

Türkiyem bu ifadeleri kullananlara layık mıdır ulu tanrım.Neden?
Kim bilir belki de hak ediyoruz.

SOYKIRIM – RAFAEL SADI- ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=soykirim-anisina-siren-sesleri-ile-herkes-saygi-durusunda-durdu-1704151200

Soykırım anısına siren sesleri ile herkes saygı duruşunda durdu

EMİN ÇÖLAŞAN yazdı… İKİ ERMENİ KİTABI "Uluç Gürkan ve Mehmet Perinçek’in kitapları mutlaka okunmalıdır! Bu iki kitap önünüzü açacaktır.
soykirim-anisina-siren-sesleri-ile-herkes-saygi-durusunda-durdu-1704151200_m2.jpg

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

17.04.2015 02:41 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Bugün 16 Nisan 2105 saat 11.00

Soykırım anısına siren sesleri ülke genelinde herkesin saygı duruşu ile gerçekleştirildi.

İsrail’de adeta hayat durdu. Bu her sene devam ediyor ve Yahudi halkı bu olay için "bir daha asla" demeye devam ediyor.

Peki soykırım nedir?

Bunu anlayabilmek veya sözler ile anlamak çok kolay değil.

Her toplu cinayeti bu sınıfa sokabilmek çok doğru değil. Bir kişinin bile katli kabul edilemez kuşkusuz ama Soykırım uluslararası adı ile Holocaust’un anlamı çok daha derin.

Nazi Almanyası önderliğinde 2. Dünya savaşında toplam 25 milyon kadar insan öldü. Ama sadece 6 milyon Yahudi soykırım kapsamında hayatını kaybetti.

INSAN YAKMA FIRINLARI

İNSAN CESETLERI

Kısaca Faşist Nazi Yönetimi başındaki Adolf Hitler iktidara gelebilmek ve iktidarda kalabilmek için "Yahudi düşmanlığını" adeta icat etti ve kurumsallaştırdı. Almanya’da iyi gitmeyen her şeyin sorumlusu olarak Yahudileri işaretledi ve bununla kalmayarak kendince sorun saydığı YAHUDİLERİ yok etmek için organize sanayi tesisleri kurdu kurdurttu.

AUSCHWITZ

25 milyon kişinin ölümünden direkt olarak sorumlu olan Adolf Hitler’e ağıt yazan ve methiyeler düzenleri duyup okudukça Dünya’nın "deliler"e karşı yapılması gerekenler konusunda hiç bir şey öğrenemediğini görmekten eza duyamamak oldukça acı.

Bütün isimler billgisayar sisteminde kayıtlı ve web sitesinden de takip edilebiliyor

Soykırımı anlamak isteyenler için tavsiye edeceğim web sitesi: www.yadvashem.org

Her sayfasını incelemenizi rica ederim. Vakit buldukça devam edin Bu olayı tam manası ile hazmedemezsek gelecekte tekrarlanmasına mani olamayabiliriz. Bütün insanlığın insanların insanlara neler yapabileceğini anlamamız lazım..

ERMENİ SOYKIRIMI OLDU MU

Peki Ermeni soykırımı oldu mu olmadı mı? Buna ne diyeceğiz veya ne dememiz ve demememiz lazım.

Bir miktar hatta oldukça büyük sayılarda Ermeni vatandaşının 1915 yılındaki olaylarda hayatını kaybettiklerini sanırım kimseler tartışmıyor bile. Üzerinde durulan noktalar sayı ve olayın Soykırım kapsamında olup olmadığıdır.

Bir çok Dünya ülkesi hatta Hıristiyan aleminin lider Papa ile ABD bunun soykırım olduğu konusunda ağız birliği etmiş durumdalar.

Sayın Cumhurbaşkanı ise arşivlerimiz sonuna kadar açıktır gelin inceleyin diyor. Çok güzel bir ifade ama havada asılı kalıveriyor. Hadi gidin girin bakalım hangi arşiv memuru size izin verecek. Hani nerede bu arşivin anahtarı web sitesi? İşte eksik olan halkın halkların anlayabileceği lisanda sorulan sorulara iddia ettiğimiz tarihçilerin kaynaklara dayanarak vereceği rapordur. Bu olaylarda ölen insan sayısı şu kadardır. Hatta isimlerinin listeleri de ekli olmalıdır. Olanların raporu da olay yeri inceleme raporu gibi detayları ile ortaya konmalıdır. Tartışmaya ve kimin neden nasıl öldüğüne tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya konması gerekir.

Bu sadece savunma durumunda bırakılan Türkiye açısından değildir Aynı zamana iddia makamının yani Ermenilerinde ortaya koyması gereken bir meseledir.

Örnek lazımsa YAD VASHEM soykırım müzesi web sitesi emrinize amadedir.

Buyrun ziyaret edin. Hatta mail ile müracaat edin neyi nasıl yapmak gerektiği konusunda yardımcı bile olurlar bence.

Evet 1915 olayları oldukça acı vericidir ve değil 1.5 milyon 1 kişinin bile öldürülmesine tahammül gösterilmemelidir. Bu mesele ise öyle sadece inkar ve kızgınlıkla geçiştirilemeyecek kadar vahimdir. Uzaması da bize sadece zarar verir.

Gelelim SOYKIRIM sözcüğünün diplomatik boyutuna.

Yahudi milleti bu acıyı gündeme getirmekte ve özellikle Filim sanayi kullanarak herkese duyurmayı başarmıştır. Hatta bu olmasaydı İsrail olmazdı diyenleri bile doğurmuştur. Halbuki İsrail Devleti’nin kuruluş startı 1917 yılında verilmişti. Daha da geriye giderek 1. Siyonist Kongresinde 1897 Bazel’de bunun kararı da alınmıştı.

Ermeni diasporası ve Ermenistan ise Yahudilerin bu konudaki başarısını örnek alarak Dünya çapında yaygın bir propaganda faaliyeti ile bu olayların 100. Yılında oldukça ilginç mesafe kaydederek bir çok ülkede hatta Papa nezdinde bile bunun Soykırım olduğunu kabul ettirebildiler.

Peki biz ne yaptık? Sadece kızdık kafa tuttuk ve herkese sırt çevirdik. Üstelik bu duruma gelirken son 13 yılda kendimizi savunacak çok güvendiğimiz tarihi arşivlerimize ve tarihçilerimize bunu anlatma görevi bile vermedik. Yani, futbol tabiri ile kaleyi boş bıraktık ve habire gol yedik.

Peki Ermeni meselesinde yapıcı rol oynasaydık ve bakın beyler bu tarihte olanlar şöyle idi. Sizin dediğiniz gibi biz 1.5 milyon insanı öldürmedik çünkü o tarihte değil 1.5 milyon Ermeni Osmanlı nüfusu bile yoktu. Veya bizim kayıtlarımıza göre Ermenilerin Osmanlı ordusuna karşı ayaklanmalarının bastırılmasında Ermeni vatandaşların verdikleri kayıplar bu kadardır ve Tehcir veya adı her ne ise sürgün edilen insan sayısı bu kadardı demek bize ne kaybettirirdi?

Endişemiz tazminat ödemek ise bugün bütün Dünya karşısında düşeceğimiz durum çok daha pahalıya mal olacaktır sanıyorum. Üstelik bu Türkiye’yi en hassas olduğu ve neredeyse AKP hükümetinin Bütün Dünya ülkeleri ile adeta kavgalı olduğu bir dönemde yakalaması ise ne kadar tesadüftür düşünülmelidir.

Rafael Sadi

Odatv.com

Maccabi Tel Aviv-Fenerbahçe Ülker maçında açılan pankartın hikayesi RAFAEL SADI ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=o-pankartin-ilk-kez-okuyacaginiz-hikayesi-1504151200

Maccabi Tel Aviv-Fenerbahçe Ülker maçında açılan pankartın hikayesi

EMİN ÇÖLAŞAN yazdı… İKİ ERMENİ KİTABI "Uluç Gürkan ve Mehmet Perinçek’in kitapları mutlaka okunmalıdır! Bu iki kitap önünüzü açacaktır.
o-pankartin-ilk-kez-okuyacaginiz-hikayesi-1504151200_m2.jpg

Rafael Sadi Maccabi Tel Aviv-Fenerbahçe Ülker maçında açılan pankartın hikayesini anlattı

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

15.04.2015 11:48 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Kısa bir hikâye ama gerçek ve çok taze bir hikayecik bu…

Okuduktan sonra hava atma diyebilirsiniz ama ben bunu becerdiğimiz için gurur duyuyor ve seviniyorum.

İki gün önce İsak Duenyas isminde bir dostum aradı ve Amerika’da ünlü bir hastanede benim de Facebook sayfa arkadaşım olan Moshe Arditi isminde Türk Yahudisi bir Profesör Doktor arkadaşının kendisini arayarak:

Geçen hafta Fenerbahçe Otobüsüne yapılan silahlı saldırıdan kurtulan Fenerbahçe oyuncularına 14.04.2015 günü maç’ı olan MACCABİ TEL-AVİV (Electra) takımının sahaya “GEÇMİŞ OLSUN FENERBAHÇE” yazan bir pankart ile çıkmasının iyi bir fikir olacağını ve belki de iki ülke arasındaki buzların bir nebze de olsa erimesine yarar sağlayacağını düşündüğünü belirtti.

Maçta açılan pankart

Hatırlatmakta yarar var İsakDuenyas ta Moris Arditi de benim gibi Fenerbahçelidirler. Eh doğal olarak İsrail’de ise Macabbi takımını tutuyoruz. Renk meselesi tabii. Bu maçta ise iyi olanı alkışlamak en doğrusudur. Nasılsa sonunda mutlaka bizim renkler kazanacak.

Tamam, fikir güzel nasıl yapacağıma izin verin düşüneyim dedim.

İlk anda İsrail Televizyonu Dış Haberler Müdürü Arad Nir’i aradım ve olayı açıkladım. Çok beğendi ve bekle Maccabi ile konuşayım dönerim sana dedi.

3 dakika sonra geri döndü ve MaccabiTakımının Genel Başkanı ve ŞahibiŞimonMizrahi ile konuştuğunu ve benim kendisini aramamı rica ettiğini söyleyerek telefonunun bana SMS ile geçtiğini belirtti.

Bay Mizrahiyi aradım ve saldırıyı anlattım ve düşündüğümüz geçmiş olsun mesajını anlattım.

Tamam dedi olayı biliyorum ve fikri satın aldım dedi. İbranice’den tercüme edersek bu hoşuma gitti ve bunu kullanacağım demektir.

Sadece dedi iki sorun var.

1-Türkçe bilmiyorum bunu nasıl yazarım bilmiyorum.

2- Bu akşam sabaha karşı Türkiye’ye gidiyoruz bu pankartı yapmaya vaktimiz yok dedi.

Bay Mizrahi bütün derdin bu olsun. İki sorununda çözüldü dedim. Yarın otele vardığınızda en geç akşama kadar pankart elinizde olacak dedim merak etmeyin.

Gerçekten bunu yapabilir misiniz dedi.Tabii dedim merak etme.

Karşılıklı telefonları ve kalacakları otelin ismini aldım ve başarılar diledim.

IsakDuenyas arkadaşıma iş tamam diye telefon ettiğimde şaşırdı. Nereden buldun adamı dedi. Mossad’ı aradım güçlük çıkartmadılar dedim!

Hadi zevzek dedi… Haklı idi. İzah ettim Arad Nir’den yardım aldığımı.

Süper dedi ve işe koyuldu.

On dakika içinde bana pankartın formatını ve yazısını geçti. Tabii ki SARI LACİVERT renklerle…

Kendi tanıdığı bir arkadaşından da pankartı yaptırmasını ve Maccabi takımının sahibi Bay Mizrahi’ye ulaştırmasını rica etti.

İşlem düşündüğümüzden de rahat işledi.

Maç günü sabahı (ancak hazırlandı) pankart Bay Şimon Mizrahi’nin elindeydi.

Maccabi Tel Aviv Kulübü sahibi Mizrahi

Sürekli telefonlar ile olayı takip ediyordum. Bay Mizrahi’yi son olarak aradığımda pankartı aldığını ve getiren arkadaşa da çok teşekkür ettiğini ve bana ve İsrail’deki Türkiyeliler Birliğine de teşekkürü ihmal etmedi.

Sadece Euro lig yönetimi itiraz edermi bilmiyorum ama biz bunu yapacağız herhalde dedi.

Eh işte bir sıkıntı olmadan bir şeyler olmuyor hayatta.

Maç saat 21.00’de başladı ve ben maç’ı sadece İsrail TV’si kanal 10’dan izleyebiliyordum ve reklamlar nedeni ile bu pankartın açılışını göremedim.

Sağ olsun İsakDuenyas arkadaşım LİG TV 3 ‘ten seyrederken aldığı resmi tarafıma iletti ve işin keyfini çıkardık.

Hikâyemiz bu kadar, umarım bu hoşluk ve Maccabi’nin nezaketi Türk halkının kalbinde sıcak bir duygu oluşturmuş olur. Bu vesile ile bu operasyonda emeği geçen herkese başta fikrin babası Prof. Dr. Moshe Arditi’ye, İsak Duenyas’a Arad Nir’e ve özellikle fikri kabullenen ve tereddüt etmeden kullanan Sayın Şimon Mizrahi’ye hatta isimlerini bile henüz bilmediğim pankartın hazırlanması ve yetiştirilmesi için uğraş veren ve de ücretini ödeyen arkadaşlara teşekkürü bir borç bilirim.

Rafael Sadi

Odatv.com

Netanyahu’dan Obama’ya yeni uyarı RAFAEL SADI – ODATV


http://odatv.com/n.php?n=netanyahudan-obamaya-yeni-uyari-1404151200

Netanyahu’dan Obama’ya yeni uyarı

netanyahudan-obamaya-yeni-uyari-1404151200_m2.jpg

Rafael Sadi yazdı: Netanyahu’dan Obama’ya yeni uyarı

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

14.04.2015 12:21 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Sayın Obama haricinde neredeyse bütün Dünya İsrail Başbakanı BinyaminNetanyahu’nun çok özel eleştirilerini ve Obama’nın İran ile İran İslam Cumhuriyeti ile yapmakta olduğu bölünerek çoğalan nükleer anlaşmasına alternatif değişikliklerini duymuştur.

Sayın Başkan’ın bu eleştirileri ve tavsiyelerini duyması umudu ile Netanyahu bu tavsiyeleri Youtube ile iletmeyi uygun buldu.

Sayın Başkanın bu tavsiyeleri duymasını isteyenlerin ise bu link’i iletmeleri tavsiye olunur.

https://www.youtube.com/watch?v=A8plGi4rbxM

Netanyahu dikkatleri İran’ın halihazırda küresel terörizmi desteklediğine çekiyor, üstelik bunu da nükleer silahsızlanma anlaşması konusunda denetim ve nükleer imkanları sökülmesi istenen basit kurallara itirazlarına ve bu itirazlar ile nükleer silah üretimine devam edebileceğinin de altını çiziyor.

Netanyahu bu anlaşmanın neden KÖTÜ BİR ANLAŞMA olduğunu kendi alternatifleri ile Obama’ya tekrar anlatmaya çalışıyor.

1- İyi bir anlaşma İran’ın ” Nükleer silahlanma” imkânlarını geri çektirerek yasadışı yeraltında olan ve yıllarca uluslararası toplumdan gizlenen bu tesislerin kapatılması olmalıydı. Hayret bir şeydir aslında Obama kötü bir anlaşma yapmaz aslında…

2- "Bunun yerine sabit bir tarihte İran’ın nükleer tesislerine ve program üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması gerekirdi. Daha iyi bir anlaşma,İran’ın bölgedeki saldırganlıklarının sona erdirilmesi dünya çapında Terör faaliyetlerine ve İsrail’i yok etmek tehditleri ile ilişkilendirilerek kısıtlamaların kaldırılmasına bağlanmalıydı. Basit bir ifadeyle, İran nükleer silah yapmak için şimdi yeteneğe sahip olmamalıdır. Ne zaman ki bu eylemlerinden arındırılacaktır bu imkânları iadeedilmelidir. Ama mahallenin katili canisi durumundayken Uluslararasıtopluma değilmiş gibi kabul edilmemelidir.

Netanyahu İran’ın bu anlaşmaya herkesten fazla ihtiyacı olduğunun da altını çizdi.Ve bu durumda da Dünya’nın istediği şartların talep edilmesi gerekirken Sayın Obama ise bu şartlardan geri dönmüştür.

Netanyahu konuşmasını Küresel toplumun İran’ın Nükleer silahlara sahip olmasının kolay yoluna müsaade etmemesi gerektiğini ve bunun bütün Dünyayı tehdit edeceğini belirtti.

Mesaj oldukça açıktır.

Rafael Sadi

Odatv.com

%d blogcu bunu beğendi: