Etiket arşivi: RAFAEL SADİ

Eski Mossad ajanı “Geyzi” Odatv’ye konuştu RAFAEL SADI


Eski Mossad ajanı “Geyzi” Odatv’ye konuştu

http://odatv.com/eski-mossad-ajani-geyzi-odatvye-konustu-0212151200.html

Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde çok zor günler bekliyor…

facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

lg.php?cppv=1&cpp=TLPH3nxaQVBaaWxpeVZOZkNRMDlNME04aHpudXFDQ0o3Wm1Ga2NFMnJ6YUlIRUlUdEt2aGNWWmRQLzR6cGRkSERnRVR0TU1GLy9JaHphZkdJLzA5MmM2V0gwZ3pzdnhxcEJQajZYVDNWNEovcldWbmR1NFkwNWhpQktXQWpkREdiYUVnSXZrVXd4NWhuMndPRm9TbkozR3h0WWNBYzB1YXBERTFFdGZqdHFLK21BWE1oR0p3Y2JZTEtjd0NBYVZKeFR4NDVSTm9kdDJISVhVdGJaTlN5a25BdklaTnFBdnhEV3gvVXRTdTd3Q29jdlBFPXw%3D?party=12&redirect=http%3a%2f%2fdis.criteo.com%2frex%2fmatch.aspx%3fc%3d16%26uid%3d%25%25USER_ID%25%25

02.12.2015 21:13 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Eski Mossad Ajanı ve Irak Kürdistanı İstasyon Şefi “Geyzi” kod adlı Eilezer Tsafrir, son dönemde Suriye’de yaşananları Odatv’ye değerlendirdi. Rafael Sadi’ye konuşan Tsafrir, Suriye denkleminde Rusya, Türkiye, ABD, İran ve diğer ülkelerin stratejilerini ve ne yapmak istediklerini aktardı. Tsafrir, "Göründüğü kadarı ile IŞİD er veya geç imha edilecek veya olukça zararsız hale getirilecektir. Rus uçağının düşürülmesi uluslararası ilişkilerde oldukça büyük sorunlar yaşanacağının işaretidir" ifadelerini kullandı.

İşte o röportaj:

Rafael Sadi: Hatırlıyorum ki geçmiş görüşmelerimizin birinde gelecekte bugünkü kadar büyük bir Suriye olmayacağını belirtmiştiniz. Esad’ın Şam bölgesinde olabileceğini ve Lattakiye liman kentininse Suriye’nin limanı olacağını ön görmüştünüz.

Gelecek okuma konusundaki kabiliyetinize hayranım tebrikler.

Hatam yoksa bu tespitleri tam 3 yıl önce yapmıştınız.

Son gelişmeler ışığında bölgeyi nelerin beklediğini söyleyebilir misiniz?

Rusya, Suriye, İran, Lübnan-Hizbulah, Türkiye, ABD, Avrupa ve İsrail’in bu bölgedeki roller ne olacak?

Eilezer Tsafrir: Türkiye Rusya’nın bir uçağını düşürdü ve Putin Erdoğan ile görüşmeyi bile kabul etmiyor. Aksine Türkiye aleyhine bir takım yaptırımlar hazırlamakla meşgul.

Diğer taraftan AB Türkiye’ye bir çeşit rüşvet veya haraç teklif ederek (3 Milyar Euro) Suriyeli mültecileri geri almasını talep etmektedir. Hatta Türklere Avrupa da serbest dolaşım hakkı bile teklif edilmekte (Belki blöftür).

Türkmenlerin, Kürtler’in Suriye’deki durumu ne olacaktır? Ve sonunda Türkiye’yi bölecek bir senaryodan ve Türk toprakları üzerinde kurulabilecek bir Kürt devletinden söz edilebilir mi?

Türk okurlarına kıymetli cevaplarınızı iletmek isterim.

Sevgili Rafael iltifatların için teşekkür ederim.

Bölge konusunda henüz nihai bir sonuç mevcut değil. Yeterinden fazla unsurlar mevcut olup bazıları birbirlerinin menfaatleri ile çakışmakta ve bazıları ise bu türden menfaat farklılıkları nedeni ile yakın bir gelecekte siyasi hatta askeri çatışmalar içinde olacaklardır. Tabii ki bu konuda kehanetlerden kaçınmaya dikkat etmemiz lazım. Ve Süleyman tapınağının yıkılışından sonra kehanet kırbaç eline geçmiştir. (Geleceği gerçekleştirenin güçlü olan anlamında bir deyim)

SURİYE’NİN GELECEĞİ

Suriye’nin hikayesi henüz sona ermiş değil. Bir çok siyasi ve askeri yorumcu henüz Rusya’nın Suriye’ye kabaca müdahalesine bir yorum getirememişlerdir. Ve tabii ki Rusya’nın Ukrayna’daki tutumu ve baş ağrısından ve Batılı ülkelerin Rusya’ya uyguladıkları yaptırımlardan sonra bile. Ancak Vladimir Putin’in kendisini ikna etme gücü ile ve de kararlılık ile hatta kabalık ile davranarak Rusya’nın stratejik menfaatlerini gerçekleştirme kanaatindedir. Bu şekilde de Amerikanın idaresindeki Batı güçlerinin ayağını bu bölgeden kesmek amacı da mevcuttur kuşkusuz.

Her şeye rağmen Rusyanın karışmasının ne Suriye’yi ne de Esad’ı Eski Suriye’ye dönüştüremeyecektir. Rusya ve Esad’ın müşterek menfaatleri gereğince gelecekteki Alevi ülkesi ve Rus üsleri için mümkün olduğunca fazla toprak kalmasına özen göstereceklerdir. Özellikle deniz üsleri için gereken toprakların temini şarttır.

Bu Alevi topraklarına Şam ve Halep’in dahil edilip edilemeyeceği henüz belli değil. Suriye’nin geri kalan kısımlarının ise bölüneceği adeta bellidir. Bu karşıt taraflar ile yapılabilecek olası anlaşmalar ile tespit edilecektir. Bu arada Sünni çoğunluğu da kimse görmemezlikten gelemeyecektir. Bu onlarca sene Alevi yönetimince bunalıma sokulan ve ihmal edilen baskı altında tutulan toplumdur. Hatırlamayanlar için Alevilik Şiilik içinden çıkmıştır.

Şiilik Müslüman Sünni çoğunluk tarafından da dışlanmıştır.(Yaklaşık 1.5 milyar Sünni Müslüman mevcut dünyada.) Aleviler çoklukla Sünni Müslümanlarca adeta aforoz edilip dışlanmışlar ve şeriata göre haram addedilmişlerdir. Yahudilikte Kosher olmayan yiyecek emsali haram addedilmişlerdir.

Suriye toprağının geriye kalan kısmı parçalara bölünecektir. Kuzeyde gerçeğe yakın bir Kürt Otonomisi Dürzilerin ne şekilde davranacağı ve ne isteyecekleri henüz belli değildir.En önemli varlıkları ise Dürzi dağındadır. Her ne kadar Dürzi toplumunun Milli beklentileri yoktur ama gerçek budur ki onlar kapanda kalmış bir toplumdurlar. Toplumları tehlikede iken kendilerini savunabilecekleri bir çeşit otonomi ihtiyaçları vardır.

İRAN

Görünen o ki Tutucu ve Devrimci (İslami devrimci) İran gün geçtikçe kendini bölgede daha fazla etkin olabilmekte özgür hissediyor. Dev güçler ve Batı ile yaptıkları Nükleer anlaşması ile sanki Suriye ve Yemen üzerindeki etkinliklerin, arttırma hakkı tanımış gibi duruyor. IŞİD ile olan savaşında komşuları ile bozuşması da durumu daha endişe verici hale sokmaktadır. Sünni Ülkeler olan Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan ile yeni cepheler açılması ihtimali de az değildir.Özellikle Yemen ile oluşan durumlar nedeni bu olasıdır. İran’ı düşürecek olan aslında içerdeki muhalefettir ve zamanı belli değildir. İran nüfusu genç kızlar ve erkeklerden müteşekkil olup çoğu İslami Devrimden sonra doğmuşlardır. Onlar özgürlük ve bir takım haklar istemektedirler. Jeans ve Lipstick (Dudak boyası) kızlar ile erkeklerin serbestçe buluşabilecekleri bir ülke istiyorlar. Her bir kaç senede bir de milyonlarcası sokaklara çıkıp İran’ı normale döndürene kadar mücadele edeceklerini söylüyorlar.Yakın bir gelecekte de İran’ın dolandırıcı olarak görüneceği ve imzaladığı nükleer anlaşmaya sadık olmadığı da anlaşılacaktır. Bazı dış güçlerin de İran’daki nükleer santralleri yok etme ihtimalini de göz ardı etmememiz gerekmektedir. Belki İsrail belki de ABD veya ikisi birden bile Hatta Obama döneminde bile olabilir İran’daki kötü Şii İran liderinin Irak’taki Şii yönetimi Suriye’deki Alevi yönetimi ve Hizbullah aracılığı ile uzun süre ile tehdit ederek var olamaz.

LÜBNAN

Bütün üzüntümle söyleyebilirim ki tarihi Lübnan artık Tarih olmuştur.Uzun zamandır Lübnanın demografik çehresi kesinlikle değişmiştir. Anayasanın yazıldığı gibi Hristiyanlar ve Maruniler Lübnanın ana çoğunluğu değildir.Bunun ana sebepler ise Dışarıdan gelen göç ile olumsuz doğum oranı sayesinde ülkenin çoğunluğu Şii müslümanların lehine değişmiş ve bu nüfus Hizbullah tarafından yömetilen bir toplum olmuştur.Ve bunun sonucu Ssünni toplumun endişe edeceği ve etmesini gerektiren bir sonuç mevcuttur.Şiilerin gelişimini durdurmak için Hristiyanlar ile Sünni Müslümanlar arasında bir koalisyon mevcuttur.Bunun ne kadar ve nasıl başarılı olabileceği tartışılır tabii ki.

Tahrandaki Şii ve aşırı uçtaki yılan başı faaliyette iken bu kargaşa ve tehditlerin formülüdür.

TÜRKİYE

Erdoğan yönetimindeki Türkiye bölgesel sorunların ve kargaşanın formülüdür. Bunun kökeninde de Davutoğlu’nun bölgesel etkinlik yaratmak istediği stratejisi yatmaktadır. Bu sayede 3 çember de değerlendirirsek (Arap , İslam ve Bütün Türkler) kendisini ve ülkeyi duvara toslatmaktadır. Terör örgütleri ve özgür Batı ile ikili ve hatta iki yüzlü tutumu , serbestçe dolaşan teröristler ve memlekete doldurduğu mülteciler hatta Avrupa ya da ihraç edilen bu mülteciler, yenilen Kürt isyanı ve bunalımı ile Türkiye’yi bölgedeki en sorunlu ülkelerden biri konumuna getirmektedir.Bu durumda kendisini rahatsız edecek boyutlardadır. En azından ekonomisine zarar verebilecektir.Rus uçağının düşürülmesi uluslararası ilişkilerde oldukça büyük sorunlar yaşanacağının işaretidir. Ve tabii ki Rusya ve Putin ile…

Karşımızda nasıl bir ironi olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Mavi Marmara olayı nedeni ile İsrail’de özür bekleyen (İsrail’in yasakladığı karasulara korsanca girmeye kalkan silahlı vahşi militanlar ki bu vahşet ve silahlı çatışmaların tamamı kaydedilmiştir) aynı Türkiye hava sahasını ihlal ettiği gerekçesi ile düşürdüğü ve öldürdüğü RUS pilot için özür dilememekte ısrar ediyor.Ve bu uçak Dünya devlerinden Rusya’nın uçağı.Ve bu uçak belki hava sahasını ihlal etmişse de kötü niyet belirtmemiştir.Belki de Türkiye’nin Rusya’dan özür dilemesini tavsiye etmek gerekir ve bu özür fazla onur kırıcı olmasın hatta İsrail’den de özür dilense de yeridir.

AVRUPA

Sanırım Avrupa Mülteciler konusu ile başına gelecekleri halen resmen algılamış bile değil.

ABD

Amerika kendine sadece Obama’dan sonra gelebilecektir. Tabii siyasi bir değişikli olursa.

IRAK VE KÜRTLERE EK

Suriye gibi Irak’da Skyes Picot sınırları çerçevesindedir ki bu sınırlar artık mevcut değil. 1. Körfez savaşından sonra bunu söyleyenler de oldu aslında. Hatta 2003’teki Amerika’nın Irak savaşıyla da bu perçinlendi diyebiliriz. Bu savaş Irak’a demokrasi boyutunu sokmuş oldu. Ve doğal olarak bu Irak’taki yönetimi değiştirdi ve Irak’taki Şii toplumun yararına bir durum oluşturdu. Irak Şii yönetiminin en büyük hatası ise ülkedeki Sünni topluma kendilerini bu ülkenin ve yönetimin bir parçası olduklarını hissettiremedi.Bu durum bölünmeyi çabuklaştırdı ve ülkedeki Sünnilerin hatta Eski Saddam yanlısı Sünni ileri gelenlerinin IŞİD’e katılımını tetikledi. Göründüğü kadarı ile IŞİD er veya geç imha edilecek veya olukça zararsız hale getirilecektir. Ancak bu değişik şekillerdeki İslami terörün imhası anlamına gelmez.Bunun bir ahtapot’a benzetebiliriz.Bir kolunu kesebilirsiniz ama yerine iki tane yeni kol çıkıverir.

Ve IRAK formel olarak üç ülkeye bölünecektir.Bağdat ve güneyinde Şiiler.Sünniler Batıda. Kürtler de kuzey de.

Irak’taki Kürtler tarihlerindeki en güzel saatlerinden birine ulaşmış durumdalar.Neredeyse ilan edilmeden bir ülke bir devlet konumundalar. Lideri Mesud Barzani liderlik meziyetlerini babasından miras aldı ve aklıselim ile sabır ile beklemekte ve uygun zamanlama olduğunda ülkesinin devlet olma formalitesini ilan etmek için de sabırsızlanmamaktadır. Barzani devletini tanıyan ve destekleyen sadece İsrail olmayıp (Geçmişte Şİİ İran bile desteklemekteydi) Bütün Dünya Kürt ordusu Peşmerge’yi Tanımakta ve değerini takdir etmektedir.Tabii ki bu IŞİD ile savaşmaları ki Başkan Obama bu konuda Amerikan Çocuklarını karıştırmak istememektedir.

Suriye’nin Kuzeyindeki Kürtler de bu ülkeye katılacaklardır. Ancak onlar oldukça bölünmüş durumdalar ve organizasyonları da PKK ile ilintilidir.Buna karşın Türkiye ve İran’daki Kürtlerin bu türden bir oluşumu mevcut değildir. Üzülerek söylüyorum ki bu ülkelerdeki yönetimler nedeni ile Kürtler acı çekmeye devam edecektir.Ancak ne Türkiye kendi bünyesindeki 20 milyon ne de İran ülkesindeki 9 milyon Kürdü uzun süre baskı altında tutamayacaktır.

Türkiye ye ve Türk halkına olan bütün saygım ve sevgimle söylemek isterim ki bu halk’a olan değerlendirmeyi gözden geçirmeli ve günün birinde kendi iç hesaplaşmasını yaparak Kürtlerin ayrılmasına muvaffakiyetini vermelidir.

İSRAİL

Tabii ki şimdi çok daha önemli bir durumdayız.İsrail de oldukça hassas bir durumdadır. İsrail Suriye’deki savaşa müdahil olmak niyetinde değildir. (Başka yerlerdeki savaşlara da ).Sadece güvenliği açısında tehlike gördüğü yerlere karışmak durumunda kalıyor. Suriye veya başka yerlerden Hizbullah’a gidecek olan silahlara engel olmaya çalışmaktadır. Ayrıca İsrail’in Kuzey sınırında Golan tepelerinden sızmaya çalışan Suriyeliler ile de uğraşmak zorundadır. Bu nedenle de İsrail Savunma Kuvvetleri ile Rus Ordusu arasındaki koordinasyon mutabakatının ayrı ve özel bir önemi vardır ve bu kendini kanıtlamış durumdadır. Dolaylı olarak da olsa İsrail ile Sünni ülkeler arasında İran tehdidine karşı müşterek menfaatler mevcut.

İsrail’de de konuşmak olsun diye konuşan ve bu ülkeler ile ilişkileri bilir bilmez geliştirmeye çalışan politikacılar var. Bu tür ülkeler ile ilişkilerin kuvvetlendirilmesi konusu ilgili ve de yetkili makamlarca kararlaştırılır. Ve üstelik bu ülkeler bölgemizde de değillerdir

Türkiye anlamıyor, Mevcut yönetim de anlayamıyor ve sürekli itiyor. Halbuki İsrail bölgenin en tutarlı . saygın .güçlü ve istikrarlı güvenebileceği ülkesidir. Türkiye’nin bütün etkinlik arama çabaları ne yazık ki ters tepkiler ile karşılaşmış ve olumsuz çıkmıştır. Araplar Türkleri çok istemiyor İslami çerçevede İran ile çakışmakta Türki Cumhuriyetlerde ise Sovyet cephesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Ve nazik olmayan bir şekilde de kendilerine Burası bizim bahçemizdir diyorlar.

Rafael Sadi

RAFAEL SADI

Bu hatayı yaptılarsa Başbakan da Cumhurbaşkanı da “vatana ihanet”ten yargılanır rafael sadi -odatv


http://odatv.com/n.php?n=bu-hatayi-yaptilarsa-basbakan-da-cumhurbaskani-da-vatana-ihanetten-yargilanir-1608151200

Bu hatayı yaptılarsa Başbakan da Cumhurbaşkanı da "vatana ihanet"ten yargılanır

BÜYÜK YAZ KAMPANYASI! YÜZLERCE KİTAP 5TL. İncelemek İçin Tıklayın…
bu-hatayi-yaptilarsa-basbakan-da-cumhurbaskani-da-vatana-ihanetten-yargilanir-1608151200_m2.jpg

facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

16.08.2015 01:01 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Hiç ticaret yaptınız mı bilmiyorum ama yapanlar vardır mutlaka. Bilirsiniz ki ortaklık yapmak kolay iş değildir. Hatta ortak olurken "nasıl çalışacağınızı değil de nasıl ve hangi şartlar dahilinde ayrılacağınıza karar vererek ortak olmak gerekir" derlerdi büyüklerimiz. En başta da rahmetli babam… Keşke dinleyebilseydim kendisini.

Bir de dünyanın en kârlı işi de olsa bazı insanların karakteri, huyu ortak olmaya müsait değildir. Bu tür insanlar tek başına çok başarılı olabildikleri gibi, tek başına zarara da uğrayabilirler.

İyi de bu ticari olguların koalisyon ile ilgisi nedir?

Hepiniz takdir edersiniz ki, bir AKP koalisyonunda son karar, partinin sahibi ve "ülkenin patronu" olarak kabul edilen Sayın Erdoğan’ındır. Onun onayı olmaksızın değil koalisyon, kendi partisinin tek başına kuracağı bir Hükümetteki her elemanın nerede ve ne yetkide olacağı bile belirlenemez.

Peki neden…

Nedeni çok… İsterseniz saymaya başlayalım;

Sayın Erdoğan ve AKP bu yetki tekeli nedeni ile 13 yılda bir çok hukuki hata yapmıştır. Ak Saray dahil… Bu hataların bir kısmı bilahare çıkartılan karar ve kararnameler ile kendince düzenlemiş olsa da, ne arşiv, ne de tarih kronolojisi, bazıları suç niteliğinde olan bu hataları unutmaz.

Bu hataların belli başlı olanlarını genel hatları ile sıralayacak olursak :

1- Dış Politikada Türkiye’nin getirildiği konum diyebiliriz. "Sıfır sorun" politikası nedeni ile güvenilen bütün dağlara kar yağmıştır. Mart kar yağsaydı ne olurdu düşünmek bile istemiyorum.

2- Terör örgütleri ve liderleri ile verilen kardeş pozları Türkiye’ye saygınlık kazandırmamış, aksine güvenilmez birtakım siyasi kuşku içine sokmuştur birçok ülkede. AB ve ABD dahil… Bakmayın şu andaki sözüm ona savaşta İncirlik üssü nedeni ile ABD’nin iyi geçinir gibi göründüğüne. Adamlar gün geçmiyor ki Türkiye’nin PKK terörüne karşı kendisini koruma hakkı olduğunu, ama IŞİD ile de savaşması gerektiğini vurgulamıyor olsun.

IŞİD’e destek verildiği iddiaları silah dolu Tırlar ve MİT bağlantıları çok temiz işler değil. Devlet öyle işler yapar ama yakalanmadan yapar. Yakalanırsa suçtur, acemiliktir.

3- Açılım süreci olduğu gibi karanlık ve kuşku dolu bir süreçtir.

Öyledir çünkü bu sürecin ne olduğunu kimseler bilmiyor. Basına ve halka değil danışmak, haber bile verilmediği, hatta diğer partilerin de bu konuda bilgilerinin basının bilgisinden fazla olmadığı açıktır.

Yıllardır "bebek katili", "canavar Apo" diye beynimize kazılan kişi ile devletin en üst kademeleri direkt olarak konuşurken olay adeta bu kişiden izinler seviyesine kadar geldi.

Sorulması gereken, hatta en başta muhalif partilerin alenen sormaları gereken sorular arasında şunlar var:

-Bu süreç için neler teklif ettiniz?

-Türkiye toprak verecek mi?

-Apo serbest bırakılacak dediniz mi?

-Özerklik lafı geçti mi?

-Bu barış süreci nasıl bir pazarlıktır ?

-Ne alıyor ve ne veriyoruz?

TOPRAK TEKLİFİ VARSA "VATANA İHANET"TİR VE BAŞBAKAN İLE CUMHURBAŞKANI YARGILANIR

Şayet bir toprak talebi/teklifi varsa bu TCK 302’nci maddesi gereğince "vatana ihanet"sayılır ve hükümet üyelerini, hatta Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın yargılanmasını gerektirecek oldukça önemli bir hatadır. "Biz yapmadık" demeleri kimseleri kurtaramayacaktır, çünkü Kürt tarafı ve HDP eninde sonunda, bıçak kemiğe dayandığında patlak verecek ve "bize söz verdiklerinizden yan çizdiniz" deyip açık edeceklerdir.

Türkiye’yi karanlık ve nereye götürebileceği belirsiz bir savaşa sürükleyen sebeplerin başında da bu "açılım süreci"nin bilerek ve isteyerek Sayın Erdoğan ve AKP hükümetince askıya alınması vardır.

HDP’nin yüzde 13 oy alması, hatta seçimlere oldukça başarılı bir kişilikle katılmasını ve çok iyi organize olmasını bile hazmedememiş olan Sayın Erdoğan, işi milliyetçiliğe vurup, bir zamanlar günah keçisi olarak gördüğü İsrail-Filistin çatışması üzerinden oy kapmanın yerine bu sefer "milliyetçi" rolü ile Kürtlere ve teröre karşı durarak daha iyi oy kapacağını sanması oylarını yüzde 41’e düşürdü.

Böylece ortaklık yapamayacak olan bir kişilikle adeta organize olan bir kaos yaratılmıştır. Bu da suçtur.

BU PALAVRALARI KİMSE YEMEZ

4- Bu suçların sadece bir kısmı olan ekonomik yolsuzluklar, Ergenekon, Balyoz ,Odatv davaları da sözüm ona "usta" manevralar ile Fethullah Gülen Cemaatine "Paralel yapı" adı uygun görülerek mal edilmeye çalışıldı. Bu çabalar da aklı başında olan hiçbir vatandaşın yemeyeceği bir palavra gibi durmaktadır. İnsan demez mi; ”Yahu ne paralel yapısı, siz değil misiniz ki bu insanları bu mevkilere atadınız. Siz değil misiniz ki Gülen Cemaati ile yıllar yılı ortaklık yaptınız."

Kim yer bunu?

17-25 Aralık ve ayakkabı kutularındaki dolarlar halen herkesin dimağında. "Montaj" denilen kasetler halen bir yerlerde facebook’ta filan her an yayında.

Sonuç olarak Sayın Erdoğan’ın suç dosyası oldukça kabarık. Bir ortaklık ortamında bu suçların kaynaklarına inebilecek bakanlıkları ve yetkileri kimseye vermesi mümkün değildir. Bu nedenle de ne AKP ne de Erdoğan, kimse ile ortak olamaz.

PEKİ NE OLABİLİR?

1- Erken Seçim

Erdoğan bu savaş oyunu ile "Milli Kahraman" olabileceğini ve oy kazanacağını düşünüyor olabilir. Böyle düşünüyor ve buna göre bir strateji mevcutsa, önümüzdeki aylarda külliyetli miktarda kan akışına şahit olacağız demektir. PKK kamplarına, belki Suriye’deki Kürt kamplarına daha fazla bomba yağacak demektir.

2- AKP azınlık hükümeti

Bu da ya MHP desteği ile, ya da 18 milletvekili transferi ile olabilir. Bu vekiller hem CHP’den hem de MHP’den olabilir.

3- AKP-MHP koalisyonu… Zor ama imkansız değil (Yetkisiz bir MHP isteyecektir)

4- Bombalamaları kesmenin karşılığı olarak özür dileyen ve suya sabuna karışmayacağına söz verecek olan bir HDP ile de anlaşabilir. Ben ihtimal vermiyorum ama hayatta, hele Türkiye’de hiçbir şey imkansız değil.

15 gün içinde her şey daha açık olacak.

"Hayırlısı" demekten başka bir şey gelmez elimizden….

Rafael Sadi

Odatv.com

Seçimi kazanamazsan İsrail’de kalman için elimden geleni yaparım RAFAEL SADO – ODATV


http://odatv.com/n.php?n=sinif-arkadasim-merak-etme-secimi-kazanamazsan-seni-israilde-agirlarim-0106151200

Seçimi kazanamazsan İsrail’de kalman için elimden geleni yaparım

ERMENİ BELGELERİYLE, RÖPORTAJLARLA, TANIKLARLA 1915 BELGESELİ! İŞTE 1915’İN GERÇEK HİKÂYESİ…
sinif-arkadasim-merak-etme-secimi-kazanamazsan-seni-israilde-agirlarim-0106151200_m2.jpg

Buyur gel sınıf arkadaşım seni Kudüs’te bekliyor olacağım. Hatta seçimleri kazanamazsan burada yeni göçmen statüsü ile de kalabilmen için elimden geleni yaparım.

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

01.06.2015 23:46 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Tam 7 gün sonra Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunu seçmek için sandık başına gideceksiniz.

75 Milyon Türk Vatandaşına kimse engel olamayacak ve serbest ve hür iradeniz ile layık olduğunuz insanları ve yöneticileri seçeceksiniz.

Nasıl ve kime oy vereceğinizi her biriniz biliyorsunuzdur. Ancak seçime 1 hafta kala sizlere bazı hatırlatmalar yapmak ve bir bilanço yaparak karar vermenize yardımcı olmak isterim.

Biliyorsunuz ben Türkiye’de yaşamıyorum, İsrail’de ikamet ediyorum. Evet resmen hariçten gazel okuyacağım. Ama bilesiniz ki durumlar bazen dışarıdan, içerdekinden daha net görünüyor. Bazen içerdekiler dışarıdakilere daha samimi ve korkmadan konuşabiliyorlar.

AKP hükümetine çok haksızlık etmeyeceğim, hatta kendime de dürüst davranıp muhalif olduğum için körü körüne karalamayacağım. Türk halkı ne aptal ne de haksız değildi bu partiye oy verirken… Sebepleri vardı ve karşılığında salak politikaların oluşturduğu sebepler nedeni ile oy verdi AKP’ye.

En önemli sebep ise insanların dini duyguları ve laik bir şekilde inanma haklarına saygı göstermemiş olan yöneticilere tepki oylarıydı ve AKP bu oyları toplamayı çok da güzel becerdi. Türban meselesini en doğru şekli ile kullanan AKP’nin, bunu oy potansiyeline ve nihayetinde de iktidara çevirdiğini unutmayalım lütfen. Kabul edelim ki üniversiteye veya hastaneye başı kapalı girilmesini kimse kanun ile yasaklamamalıydı. Bu sözüm ona laiklik inadı, Türkiye’nin 12 yılına; hatta belki de geleceğine mal oldu.

Laiklik inanç özgürlüğüdür. Bunu bilmeyen açıp herhangi bir sözlükten öğrensin lütfen. Yasalar birbirleri ile çelişmemelidir. Bir taraftan "biz laikiz" diyeceğiz diğer taraftan da inanan kişinin başının veya başka bir yerinin açık veya kapalı olmasına devlet eli ile karışacağız, olmaz. Bu karşılıklı iki açıdan da olmaz. Yanı başını kapatana da karışamazsın başka bir tarafını açana da…

YEŞİL SERMAYEYİ HER TARAFA DAĞITTI

Türkiye laik partileri bu konuda resmen gol yediler….

Gelir dağılımında AKP ilginç bir yaklaşım ile eski holding ailelerine bir barikat kurup, "yeşil sermaye" veya adına ne derseniz deyin sermayeleşmeyi, sanayileşmeyi Anadolu’nun her bir yanına dağıttı ve orta sınıf oluşturdu. Eskisinden daha büyük kitleler zenginleşti. Evet, halkın tamamı zenginleşemedi ama eskiden zengin olmayan bir kitle hem de hatırı sayılır bir kitle holding aileleri gibi yaşamaya başlayabildi.

Dar gelirli aileler sadaka veya sosyal yardım derseniz bile açlık sınırının altında iken birden bire kendilerine erzak ve yakacak yardımları geliverdi. Eski yönetimlerin yapmadığı bir çalışmaydı. Bir çeşit yardımlaşma veya gelir eşitlemesi de diyebiliriz ama insanlar bundan memnun kaldı.

HASTANELER ADETA ÇAĞ ATLADI

Sağlık konusunda Türkiye AKP döneminde düşünemeyeceğimiz atılımlar kaydetti. Sağlık sigortası, hastaneler adeta çağ atladı. Köpek muamelesi gören ve hastanelerde rehin kalan insanlar, insan muamelesi gördü ve insanların yatabileceği yataklarda tedavi olmaya başladı. Kabul edin, bunları yapan adamı bu halk çok sevdi. Kendileri ile aynı lisanı konuşuyor, aynı delikanlılık ile şimdiye kadar yapılmamış olanları yapıyordu.

Yaptıkça da coşuyor , coştukça da daha bir "delikanlı" oluyordu. Resmen göğsü şişiyor kabardıkça da kabarıyordu. Bir noktadan sonra artık kimse bu "Kasımpaşa delikanlısı"nı tutamaz olmuştu. Çevresindekiler bile hizmet aşkı ile yanıp tutuşan aynı fakir yoksul mahalleden gelmiş olan bu insanın hizmet aşkını engelleyebilecek bir çare, yasa, kanun bulamıyordu.

Evet, tabii ki ülkemin, daha doğrusu iki ülkemden birinin Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan söz ediyorum. Kimsenin tutamadığı Tayyip bey kendisini aşıyor, dağları taşları delerek, yollar, köprüler, hava alanları, kanallar (henüz olmadı ama olsun) yapıyor; memleketi yollar ile bir uçtan bir uca donatıyordu.

İhaleler gırla gidiyor, olan olmayan paralar bir yerlerden bulunup yapılması gerekenler yapılıyordu.

GÜNÜMÜZ YOLSUZLUKLARININ SIFIRLARI BİRAZ FAZLAYDI

Halk bu adamı seviyordu, sevmesi için halka daha çok daha fazla veriyor ve oyları ile de sadece ve sadece hizmet verebilmek için de iktidarda kalmanın yolunu buluyordu. Bunun için ne yapmak gerekirse mübahtı, amaç hizmet oldukça her zaman yolsuzluk olan memleketine yol yapıyordu. Günümüz yolsuzlukları eski yolsuzluklardan az bir şey daha farklı idi. sadece az bir şey daha farklı ki rakamların arkasındaki SIFIR adedi çoook daha fazla idi. Eh sıfırın da hesabı olmazdı ki.

Bu yolsuzluklar içinde sıfırlanması gereken kasalar , ayakkabı kutuları ve doldurulması gereken "Ak Saray"lar çok fazla önemli değildi. Önemli olan içindeki hizmet aşkı idi. Kimse onu durduramazdı.

TSK’NIN HADIM EDİLMESİ GEREKİYORDU

Tabii ki hizmet etmenin önünde kimse duramamalıydı. İlk sırada bu güzelim memleketin anayasasının bekçiliği görevi verilen TSK’nın adeta hadım edilmesi gerekiyordu ve Ergenekon ile Balyoz senaryoları ile ordu üst düzey komuta sistemi yerle bir edildi. Genel Kurmay Başkanı hapse atıldı. Bu darbe değildi sadece hizmet aşkı idi terör ile mücadele edenler "terör örgütü" kurmakla suçlandı ve onursuzlaştırılmaya çalışıldı.

Yargı ve Polis birbirine düşürüldü. Bir gün savcılar polisleri , ikinci gün polisler savcıları tutuklar oldu.

Halk olarak neler olduğuna bir anlam veremez olduk. Ama ortada hizmet aşkı ile yanan AKP yöneticileri olduğunu göremez olduk. Tek suçlu muhalif basındı. Taraf olmadıkları için bertaraf edilmelerine karar verildi ve 2000 kadar Gazeteci basın suçu ile değil "teröre destek" suçu ile göz altına alındılar ve her biri yıllarca tutuklu kaldılar.

İSRAİL’E KAFA TUTMAK OLUMLU BİR HAREKETTİ

Hizmet aşkı ile hareket eden yöneticiler bu ateş ile yanarken daha fazla hizmet, daha fazla para, daha fazla güç mücadelesinde olmadık herkes ile bu aşklarının uğruna kavga eder oldular. Bazı kavgalarında haklı idiler. Mesela İsrail ile kavgaları çok ama çok haklı idi. Alenen ifşa ediyorum ki İsrail’e kafa tutmak, "van minüt" çekmek çok olumlu ve yerinde bir hareket idi. O "van minüt" Sayın Erdoğan’a sayısız oylar kazandırdı ve ikinci kez iktidarı kazanmasına yaradı. Yani böylesi bir ulvi sebep varsa o hareket nasıl doğru ve haksız olmaz.

İkinci İsrail hareketi ise birincisinden çok daha haklı idi ve Mavi Marmara hareketi ile ülkemde, hem de birinci ülkemde ikinci ülkeme olmayacak bir nefret dalgası uyandırmakta baştan sona haklı idi. Oluşturulan bu ortam ve Yahudi karşıtlığı, (isterseniz İsrail karşıtlığı da diyebilirsiniz ki aralarında hiç bir fark yoktur) kesin haklı idi. Mavi Marmara da 9 kişi öldü. Sonradan bir kişi daha öldü ve ölü sayısı 10’a yükseldi. Bu sayede Türkiye’de Yahudi veya İsrail düşmanlığı tavan yaptı ve AKP 3. kez iktidar oldu. Nasıl haksız diyebiliriz ki. Evet, bu mal satıyordu, hem de çok iyi satıyor ve gelir de getiriyordu.

DÜNYAYI TİTRETEN BİR KONUMDA OLMAK İSTİYORDU

Saygıdeğer Türkiye Cumhurbaşkanı hızını alamıyordu. İktidarda kalmak yetmezdi, "Başkan" olmak, Selahaddin Eyyubi, bilemedin cihan hükümdarı Sultan Süleyman gibi önünde diz çökülen ve dünyayı titreten bir konumda olmak istiyordu.

Haklı idi çünkü sadece bu şekilde çok sevdiği biz halkına hizmet götürebilir ve götürdüklerinin (hizmetlerin) hesabının sorulmasını önleyebilirdi. Haklıydı ve tam bir hünkar gibi davranarak bir zamanlar Osmanlı ileri karakolu olan Suriye eyaletine posta koydu ve aslında "aslan" anlamına gelen "Asad" soyadını, hem de mahkeme kararı olmaksızın "Esed" yapıverdi. (Bir anlamı yok ana Asad’dan Esed’e düşürülünce Arapça’da bir hakaret algılaması olduğunu Filistinli dostlarım belirttiler- şaşıracaksınız ama çok Filistinli dostum var) Ve Suriye’yi dişine uygun bulmuş olacak ki sabah akşam adeta savaş ilan ediyor, ama çok şükür savaşmıyor. Kim bilir belki de savaşacak komutanlar kalmadığı için olsa gerek.

ÖYLE BİR YASA YOKSA DA HEMEN YAPARIZ

Son bağlamda son yılların en azgın terör örgütü IŞİD ile birlikte ismi anılır oldu. IŞİD’e giden silah dolu TIR’lar bayağı bir yılan hikayesine döndü ve saygın yazar Can Dündar’ın da başını yemeye hazır bir hal aldı. Birdenbire bu TIR’ların yayını Vatan’a İhanet sayılmaya başladı. Hangi yasaya dayanarak diye sorsanız fark etmez, öyle bir yasa yoksa hemen yaparız diyeceklerdir.

ŞİMDİLERDE SURİYE’Yİ FETHEDECEKMİŞ

Eh 13 sene bu dile kolay, belki unuttuklarım vardır. Hizmet sınırsız bir meseledir.

Ha bir de geçenlerde haberlerin birinde kulağıma çalındı. Sayın Erdoğan’ın programında şimdilerde Suriye’ye girip Suriye’yi fethetmekmiş. Yahudiler yapsaydı buna "işgal" denirdi. Osmanlı evladı ise yaparsa "fetih…"

SEÇİMLERİ KAZANAMAZSAN İSRAİL’DE KALABİLMEN İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPARIM

Bundan sonraki adımda ise Müslüman ülkelerine yaptığı çağırı ile Kudüs’ü İsrail’in elinden kurtarma niyetindeymiş. Hadi Hayırlısı Buyur gel sınıf arkadaşım seni Kudüs’te bekliyor olacağım. Hatta seçimleri kazanamazsan burada yeni göçmen statüsü ile de kalabilmen için elimden geleni yaparım. Netanyahu mu, dert etme kafa adamdır anlaşırsınız….

İşin şakası bu kadar, bilanço yukarıda bakın karar sizi nereye götürecek, bir de abartmamak için aramızın bozulduğu ülkelerin hepsini saymadım. Hele hele Besleme dediğimiz bir yavru vatanı hiç anlatmadım.

Karar sizin dostlar.

Rafael Sadi

Odatv.com

KUDÜS KİMİNDİR? RAFAEL SADİ – HASTÜRKTV.COM


12/05/15

KUDÜS KİMİNDİR?

RAFAEL SADI

http://www.hasturktv.com/yahudilik/7001.htm

7001_st_photo1_c8f7e.jpg

Aynı bağlamda sorsalar Costantinopolis veya Prenkipos kimindir deseler ne diyeceğiz?

Ha bir de şu mesele var. Hangi şehir kimin için ne kadar kutsaldır?

Biliyorum ki dindarlar bana çok kızacaklardır ama ben böyle düşünüyorum ne yapalım.

Saygıdeğer dostlar ya dinlerimizi iyi öğreneceğiz ya da bizi salak yerine koyanlara kanıp duracak ve onların oyuncağı haline geleceğiz.

Yahudilik ve İslam’dan söz ediyorum. İki din de bizlere PUTLARA tapmamızı açık bir lisan ile yasakladı. Yanılmıyorsam Hristiyanlık ta bu kuralın yer aldığı 10 emir’e inanıyordur.Her ne kadar tapınma şekillerinde İsa ve meryem heykelciklerine bir saygı duyulsa da Putlara inanılmadığını da biliyorum.

Gelin şu kutsiyet meselesine bir açıklık getirelim.

Madem ki yüce Tanrı 10 Emir’de :

2-Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.

Diye emretmiş. O zaman da biz insanlara bu emrin esasına ve lafzi ile ruhuna riayet etmeli ve insan eli ile yapılmış hiç bir şeyi putlaştırmamalıyız. Ne şehirler ve yapılar ne de duvarlar kutsal olamaz. Bunları putlaştıramayız. Bu durum İslam için de Yahudilik içinde hatta Hristiyanlık için de geçerlidir.

Yani Kudüs veya isterseniz İbranicesi ile diyeyim Yeruşalayim Kutsal değildir. Olmamalıdır da. Bu kutsiyet masalı nedeni ile yapılan savaşların ölen insanların saygısına artık vazgeçelim.

Hiç bir yer hiç kimsenin değildir. Kimse bir yerleri kendinin sanmasın.

Ağlama Duvarı kutsal değildir. Kutsal olan o duvarın temsil ettiği içeriktir. Ruhani havasıdır. Yoksa duvarları öpenler resmen 10 emir’e karşı gelmektedirler. Keza başka beton, ahşap veya bina, türbelere yüz sürüp medet umanlar o mekanlar putlaştırdıklarının bile farkında olmaksızın Tanrı’nın emrine karşı geldiklerini anlayamamaktadırlar.

Tek bir kutsal tanıyorum: İNSAN HAYATI.

Bu kutsala inanmayan ben dindarım demesin . Şehirler mekanlar nedeni ile savaşanlar insan öldürenler kelle uçuranlar değil dindar insan bile değillerdir.

Sayın Davutoğlu Sayın Demirtaş’ın ”Müslümanlar hacı olmak için Kabe’ye, Yahudiler ise Kudüs’e giderler ” sözlerini seçim malzemesi yaparak Selahattin Demirtaş’ı yerden yer vurmayı buna sıkı sıkı sarılıp adeta bu seçimlerin en çarpıcı Yahudilik seçim malzemesi olarak kullanmakta ısrarlı görünüyor. Peki Yukarıdaki sözleri nasıl hafif çarpıtıyor ve neler yapıştırıyor ardına.

Davutoğlu, "Ey Mersin, Kudüs kimin kutsal mekanıdır, bizim.Bu gafile haddini bildirecek misiniz? Kudüs bizim kutsalımızdır diyecek misiniz?"diye konuştu.

‘Kudüs Yahudilerindir’ diyen duysun! Kudüs bizimdir, bizim! Toroslar çökmedikçe, Akdeniz kurumadıkça, gök yere inmedikçe hiçbir şekilde Kudüs’ün İslam karakterinin değişmesine izin vermeyeceğiz

Peki bu ifadeler ne kadar doğru , ne kadar gerçekçi ?

Şayet Kudüs İslam içim bu denli kutsal ise neden İslam’ın kitabında adı bir kez bile geçmiyor?

Kanıt mı istiyorsunuz?

Girin Diyanet İşleri Başkanlığının web sitesine ve ister Kur’an isterseniz meal kısmına girin ve arama motoruna KUDS Yani Kudüs’ün Arapçasını yazın çıkan sonuç: 0. Yazı ile SIFIR.

Link burada : http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#1:1

Bu kez KUDÜS diye yazın sonuç 4 adet , ancak yazan Şehrin adı değil Hz. Cebrail’in adı.

Ruhu’l Kudüs (Cebrail) yazıyor: http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#1:1

Ruhu’l Kudüs te yazsanız çıkacak sonuç değişmeyecektir. 4 adet Cebrail ismi.

Linki ise şöyle: http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx

Peki Yahudi dini için Yerushalayim ne kadar kutsal . Aynı kriter ile ölçmeye çalışırsak Tevrat’ta bu şehrin adı kaç kez geçiyor diye baksak sonuç nedir?

Tevrat’ta da Yeruşalayim’im bir kaç ismi var. Yeruşalayim en son ismi yanılmıyorsam. Ancak bu şehir İR DAVİD(David’in Şehri) , İr Şalom (Barış Şehri) Savaşlar eksik olmadı çok şükür…

İlk ismin ise İbrahim atamızın verdiği isim olarak belirtiliyor Yerushalem.

İbrahim bu şehre AR A YARA VE SHALEM ismi ile hitap etmişti ve şehrin ismiYERUSHALEM olarak ifade edildi binlerce yıl.

Hakimler döneminde bu şehrin adı YABOS olarak ifade edildi.

Kral David’in şehri fethetmesi ile şehir SİYON adı ile anıldı.(İşte sevmeyenlerin kulakları çınlasın SİYONİZM’in ağa babası bu şehir) Siyon aslında Moriya dağının ikinci ismi olup önceleri bütün şehri sonraları da bütün İsrail’in ismi olmuştur.

Başka lisanlarda ise bu şehre verilen isimler arasında Arapça en yaygın olan isim ise El-Quds,İncil’in uygun bulduğu isimler ise Jerusalem ve Urshalim. Arapça günlük lisanda ve basında ise iki isim birlikte kullanılmaktadır bu hatta Arap ülkelerinin kullandıkları lisanda da URSHALİM EL KUDS olarak belirtilmektedir. Dini bağlamda ise Arapçada EL-KUDS A-SHERİF Yani güzel şehir Kudüs kullanılmaktadır. Bir de şehrin latince adı ise oldukça karmaşık.

Roma Tanrılarından JÜPİTER adına ve Jüpiterin soyadı olan AELIA ile birlikte anılmaktaydı. COLONIA AELİA CAPİTOLİNA. Yani Aelia Yerleşim birimi başkenti. Bu isim yüzlerce yıl bu şehrin ismi oldu ama sonradan unutuldu.

Peki Bu isimler Tevrat ta kaç kez geçiyor? Kur’an’dan az bir şey daha fazla.

Biraz eğleneyim dedim ve bir kaç ismi aşağıdaki web sitesinde ibranice olarak yazdım.

İRDAVİD (David’in şehri) Tam 634 Kez geçiyor.

Link’i ise şöyle: http://sparks.simania.co.il/bibleSearch.php?query=%D7%A2%D7%99%D7%A8+%D7%93%D7%95%D7%93

YERUSHALEM sadece 4 kez

Link’i ise şöyle: http://sparks.simania.co.il/bibleSearch.php?query=%D7%99%D7%A8%D7%95%D7%A9%D7%9C%D7%9D

SIYON ismi 99 kez anılmış Tevrat ‘ta

Link’i ise şöyle: http://sparks.simania.co.il/bibleSearch.php?query=%D7%A6%D7%99%D7%95%D7%9F

Diğer isimler ile daha fazla kafanızı karıştırmak istemedim.

Sadece hangi din için neyin daha önemli olduğuna bir açıklık getirmek istedim.

Yeruşalayim şehri 3800 yıllık bir şehir olup 800 yıl kadar Yahudilere Başkent olmuş ve İsrailoğulları dışında hiç bir millete BAŞKENT olmamıştır.

En uzun işgal devletleriden biri olan OSMANLI ise burayı işgal statüsünden öteye götürmemiştir.1517-1917. Kısaca tarih boyunca sadece Yahudilerin başkenti olan bu şehir halihazırda İsrail Yahudi Devletinin başkentidir.

Peki ya sayın Davutoğlu hangi kurallara riayet ederek bu şehrin kendisine ait olduğunu söyleyebilmektedir? Yahu ister işgal deyin ister FETİH. Yahudilerin yegane devleti olan İSRAİL bu şehri geri almış ve ebedi başkenti ilan etmiş. Bu şehir şu anda İsrail Devletinin başşehridir.Ne zamandan beri bu şehir sizin oluyormuş? Ne zaman fethettiniz Sayın Başbakanım. Ayıp olmuyor mu? Yoksa seçim meydanlarından oy toplamak için İsrail’e savaş açmaya mı niyetlendiniz.

Tanıyorsanız Mustafa Kemal Atatürk 12 Ocak 1920 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını tespit etmiş ve adına da MISAK-I MİLLİ demiştir. Yani şimdi siz Atatürk’ün çizdiği sınırları tanımıyorum hatta YURTTA SULH CİHANDA SULH düsturunu da kabul etmiyorum diyerek bu sınırları ve barış kavramını altüst edip eskiden de olsa dost olduğumuz ve halihazırda da siyasi olmazsa da ticari ve sanatsal ilişkilerimizin devam etmekte olduğu bir ülkenin Başşehrine göz koyacak kadar alçalmış mı oluyoruz?

Bunu açıkça izah edemezseniz ağır itham altında kalır hatta güzel ülkemizi de vebal altında bırakırsınız.Gaza geldim seçim heyecanı ile frenler boşaldı fazla ileri gittim derseniz bile olur. Ama aslında olmaz. Bu ülkenin başbakanına yakışmaz. Aslında öğretmeniniz olan kişi bundan beterini de yapmıştı hatta savaş çıkartmayı da denemişti ama tutmadı sadece 10 kişinin ölümüne neden oldu ve eliyle ilişkileri gereksiz bir yere getirdi.

Bayım İsrail’e ve Kutsal Kudüs’e gelmek isterseniz kapılar her turist’e olduğu gibi ardına kadar açıktır. El-Aksa’da namaz kılmak Kubbet-ül Sahra’yı ziyaret etmek Burak Mescidini görmek istiyorsanız kimse sizi engellemeyecektir. Şahsen de size refakat etmekten onur duyarım.

Ancak bu şehri benimdir diye olmadık ifadeler kullanırsanız bırakın ziyareti saygıyı bile görmeniz mümkün olamaz.

Türkiyem bu ifadeleri kullananlara layık mıdır ulu tanrım.Neden?
Kim bilir belki de hak ediyoruz.

SOYKIRIM – RAFAEL SADI- ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=soykirim-anisina-siren-sesleri-ile-herkes-saygi-durusunda-durdu-1704151200

Soykırım anısına siren sesleri ile herkes saygı duruşunda durdu

EMİN ÇÖLAŞAN yazdı… İKİ ERMENİ KİTABI "Uluç Gürkan ve Mehmet Perinçek’in kitapları mutlaka okunmalıdır! Bu iki kitap önünüzü açacaktır.
soykirim-anisina-siren-sesleri-ile-herkes-saygi-durusunda-durdu-1704151200_m2.jpg

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

17.04.2015 02:41 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Bugün 16 Nisan 2105 saat 11.00

Soykırım anısına siren sesleri ülke genelinde herkesin saygı duruşu ile gerçekleştirildi.

İsrail’de adeta hayat durdu. Bu her sene devam ediyor ve Yahudi halkı bu olay için "bir daha asla" demeye devam ediyor.

Peki soykırım nedir?

Bunu anlayabilmek veya sözler ile anlamak çok kolay değil.

Her toplu cinayeti bu sınıfa sokabilmek çok doğru değil. Bir kişinin bile katli kabul edilemez kuşkusuz ama Soykırım uluslararası adı ile Holocaust’un anlamı çok daha derin.

Nazi Almanyası önderliğinde 2. Dünya savaşında toplam 25 milyon kadar insan öldü. Ama sadece 6 milyon Yahudi soykırım kapsamında hayatını kaybetti.

INSAN YAKMA FIRINLARI

İNSAN CESETLERI

Kısaca Faşist Nazi Yönetimi başındaki Adolf Hitler iktidara gelebilmek ve iktidarda kalabilmek için "Yahudi düşmanlığını" adeta icat etti ve kurumsallaştırdı. Almanya’da iyi gitmeyen her şeyin sorumlusu olarak Yahudileri işaretledi ve bununla kalmayarak kendince sorun saydığı YAHUDİLERİ yok etmek için organize sanayi tesisleri kurdu kurdurttu.

AUSCHWITZ

25 milyon kişinin ölümünden direkt olarak sorumlu olan Adolf Hitler’e ağıt yazan ve methiyeler düzenleri duyup okudukça Dünya’nın "deliler"e karşı yapılması gerekenler konusunda hiç bir şey öğrenemediğini görmekten eza duyamamak oldukça acı.

Bütün isimler billgisayar sisteminde kayıtlı ve web sitesinden de takip edilebiliyor

Soykırımı anlamak isteyenler için tavsiye edeceğim web sitesi: www.yadvashem.org

Her sayfasını incelemenizi rica ederim. Vakit buldukça devam edin Bu olayı tam manası ile hazmedemezsek gelecekte tekrarlanmasına mani olamayabiliriz. Bütün insanlığın insanların insanlara neler yapabileceğini anlamamız lazım..

ERMENİ SOYKIRIMI OLDU MU

Peki Ermeni soykırımı oldu mu olmadı mı? Buna ne diyeceğiz veya ne dememiz ve demememiz lazım.

Bir miktar hatta oldukça büyük sayılarda Ermeni vatandaşının 1915 yılındaki olaylarda hayatını kaybettiklerini sanırım kimseler tartışmıyor bile. Üzerinde durulan noktalar sayı ve olayın Soykırım kapsamında olup olmadığıdır.

Bir çok Dünya ülkesi hatta Hıristiyan aleminin lider Papa ile ABD bunun soykırım olduğu konusunda ağız birliği etmiş durumdalar.

Sayın Cumhurbaşkanı ise arşivlerimiz sonuna kadar açıktır gelin inceleyin diyor. Çok güzel bir ifade ama havada asılı kalıveriyor. Hadi gidin girin bakalım hangi arşiv memuru size izin verecek. Hani nerede bu arşivin anahtarı web sitesi? İşte eksik olan halkın halkların anlayabileceği lisanda sorulan sorulara iddia ettiğimiz tarihçilerin kaynaklara dayanarak vereceği rapordur. Bu olaylarda ölen insan sayısı şu kadardır. Hatta isimlerinin listeleri de ekli olmalıdır. Olanların raporu da olay yeri inceleme raporu gibi detayları ile ortaya konmalıdır. Tartışmaya ve kimin neden nasıl öldüğüne tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya konması gerekir.

Bu sadece savunma durumunda bırakılan Türkiye açısından değildir Aynı zamana iddia makamının yani Ermenilerinde ortaya koyması gereken bir meseledir.

Örnek lazımsa YAD VASHEM soykırım müzesi web sitesi emrinize amadedir.

Buyrun ziyaret edin. Hatta mail ile müracaat edin neyi nasıl yapmak gerektiği konusunda yardımcı bile olurlar bence.

Evet 1915 olayları oldukça acı vericidir ve değil 1.5 milyon 1 kişinin bile öldürülmesine tahammül gösterilmemelidir. Bu mesele ise öyle sadece inkar ve kızgınlıkla geçiştirilemeyecek kadar vahimdir. Uzaması da bize sadece zarar verir.

Gelelim SOYKIRIM sözcüğünün diplomatik boyutuna.

Yahudi milleti bu acıyı gündeme getirmekte ve özellikle Filim sanayi kullanarak herkese duyurmayı başarmıştır. Hatta bu olmasaydı İsrail olmazdı diyenleri bile doğurmuştur. Halbuki İsrail Devleti’nin kuruluş startı 1917 yılında verilmişti. Daha da geriye giderek 1. Siyonist Kongresinde 1897 Bazel’de bunun kararı da alınmıştı.

Ermeni diasporası ve Ermenistan ise Yahudilerin bu konudaki başarısını örnek alarak Dünya çapında yaygın bir propaganda faaliyeti ile bu olayların 100. Yılında oldukça ilginç mesafe kaydederek bir çok ülkede hatta Papa nezdinde bile bunun Soykırım olduğunu kabul ettirebildiler.

Peki biz ne yaptık? Sadece kızdık kafa tuttuk ve herkese sırt çevirdik. Üstelik bu duruma gelirken son 13 yılda kendimizi savunacak çok güvendiğimiz tarihi arşivlerimize ve tarihçilerimize bunu anlatma görevi bile vermedik. Yani, futbol tabiri ile kaleyi boş bıraktık ve habire gol yedik.

Peki Ermeni meselesinde yapıcı rol oynasaydık ve bakın beyler bu tarihte olanlar şöyle idi. Sizin dediğiniz gibi biz 1.5 milyon insanı öldürmedik çünkü o tarihte değil 1.5 milyon Ermeni Osmanlı nüfusu bile yoktu. Veya bizim kayıtlarımıza göre Ermenilerin Osmanlı ordusuna karşı ayaklanmalarının bastırılmasında Ermeni vatandaşların verdikleri kayıplar bu kadardır ve Tehcir veya adı her ne ise sürgün edilen insan sayısı bu kadardı demek bize ne kaybettirirdi?

Endişemiz tazminat ödemek ise bugün bütün Dünya karşısında düşeceğimiz durum çok daha pahalıya mal olacaktır sanıyorum. Üstelik bu Türkiye’yi en hassas olduğu ve neredeyse AKP hükümetinin Bütün Dünya ülkeleri ile adeta kavgalı olduğu bir dönemde yakalaması ise ne kadar tesadüftür düşünülmelidir.

Rafael Sadi

Odatv.com

Maccabi Tel Aviv-Fenerbahçe Ülker maçında açılan pankartın hikayesi RAFAEL SADI ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=o-pankartin-ilk-kez-okuyacaginiz-hikayesi-1504151200

Maccabi Tel Aviv-Fenerbahçe Ülker maçında açılan pankartın hikayesi

EMİN ÇÖLAŞAN yazdı… İKİ ERMENİ KİTABI "Uluç Gürkan ve Mehmet Perinçek’in kitapları mutlaka okunmalıdır! Bu iki kitap önünüzü açacaktır.
o-pankartin-ilk-kez-okuyacaginiz-hikayesi-1504151200_m2.jpg

Rafael Sadi Maccabi Tel Aviv-Fenerbahçe Ülker maçında açılan pankartın hikayesini anlattı

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

15.04.2015 11:48 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Kısa bir hikâye ama gerçek ve çok taze bir hikayecik bu…

Okuduktan sonra hava atma diyebilirsiniz ama ben bunu becerdiğimiz için gurur duyuyor ve seviniyorum.

İki gün önce İsak Duenyas isminde bir dostum aradı ve Amerika’da ünlü bir hastanede benim de Facebook sayfa arkadaşım olan Moshe Arditi isminde Türk Yahudisi bir Profesör Doktor arkadaşının kendisini arayarak:

Geçen hafta Fenerbahçe Otobüsüne yapılan silahlı saldırıdan kurtulan Fenerbahçe oyuncularına 14.04.2015 günü maç’ı olan MACCABİ TEL-AVİV (Electra) takımının sahaya “GEÇMİŞ OLSUN FENERBAHÇE” yazan bir pankart ile çıkmasının iyi bir fikir olacağını ve belki de iki ülke arasındaki buzların bir nebze de olsa erimesine yarar sağlayacağını düşündüğünü belirtti.

Maçta açılan pankart

Hatırlatmakta yarar var İsakDuenyas ta Moris Arditi de benim gibi Fenerbahçelidirler. Eh doğal olarak İsrail’de ise Macabbi takımını tutuyoruz. Renk meselesi tabii. Bu maçta ise iyi olanı alkışlamak en doğrusudur. Nasılsa sonunda mutlaka bizim renkler kazanacak.

Tamam, fikir güzel nasıl yapacağıma izin verin düşüneyim dedim.

İlk anda İsrail Televizyonu Dış Haberler Müdürü Arad Nir’i aradım ve olayı açıkladım. Çok beğendi ve bekle Maccabi ile konuşayım dönerim sana dedi.

3 dakika sonra geri döndü ve MaccabiTakımının Genel Başkanı ve ŞahibiŞimonMizrahi ile konuştuğunu ve benim kendisini aramamı rica ettiğini söyleyerek telefonunun bana SMS ile geçtiğini belirtti.

Bay Mizrahiyi aradım ve saldırıyı anlattım ve düşündüğümüz geçmiş olsun mesajını anlattım.

Tamam dedi olayı biliyorum ve fikri satın aldım dedi. İbranice’den tercüme edersek bu hoşuma gitti ve bunu kullanacağım demektir.

Sadece dedi iki sorun var.

1-Türkçe bilmiyorum bunu nasıl yazarım bilmiyorum.

2- Bu akşam sabaha karşı Türkiye’ye gidiyoruz bu pankartı yapmaya vaktimiz yok dedi.

Bay Mizrahi bütün derdin bu olsun. İki sorununda çözüldü dedim. Yarın otele vardığınızda en geç akşama kadar pankart elinizde olacak dedim merak etmeyin.

Gerçekten bunu yapabilir misiniz dedi.Tabii dedim merak etme.

Karşılıklı telefonları ve kalacakları otelin ismini aldım ve başarılar diledim.

IsakDuenyas arkadaşıma iş tamam diye telefon ettiğimde şaşırdı. Nereden buldun adamı dedi. Mossad’ı aradım güçlük çıkartmadılar dedim!

Hadi zevzek dedi… Haklı idi. İzah ettim Arad Nir’den yardım aldığımı.

Süper dedi ve işe koyuldu.

On dakika içinde bana pankartın formatını ve yazısını geçti. Tabii ki SARI LACİVERT renklerle…

Kendi tanıdığı bir arkadaşından da pankartı yaptırmasını ve Maccabi takımının sahibi Bay Mizrahi’ye ulaştırmasını rica etti.

İşlem düşündüğümüzden de rahat işledi.

Maç günü sabahı (ancak hazırlandı) pankart Bay Şimon Mizrahi’nin elindeydi.

Maccabi Tel Aviv Kulübü sahibi Mizrahi

Sürekli telefonlar ile olayı takip ediyordum. Bay Mizrahi’yi son olarak aradığımda pankartı aldığını ve getiren arkadaşa da çok teşekkür ettiğini ve bana ve İsrail’deki Türkiyeliler Birliğine de teşekkürü ihmal etmedi.

Sadece Euro lig yönetimi itiraz edermi bilmiyorum ama biz bunu yapacağız herhalde dedi.

Eh işte bir sıkıntı olmadan bir şeyler olmuyor hayatta.

Maç saat 21.00’de başladı ve ben maç’ı sadece İsrail TV’si kanal 10’dan izleyebiliyordum ve reklamlar nedeni ile bu pankartın açılışını göremedim.

Sağ olsun İsakDuenyas arkadaşım LİG TV 3 ‘ten seyrederken aldığı resmi tarafıma iletti ve işin keyfini çıkardık.

Hikâyemiz bu kadar, umarım bu hoşluk ve Maccabi’nin nezaketi Türk halkının kalbinde sıcak bir duygu oluşturmuş olur. Bu vesile ile bu operasyonda emeği geçen herkese başta fikrin babası Prof. Dr. Moshe Arditi’ye, İsak Duenyas’a Arad Nir’e ve özellikle fikri kabullenen ve tereddüt etmeden kullanan Sayın Şimon Mizrahi’ye hatta isimlerini bile henüz bilmediğim pankartın hazırlanması ve yetiştirilmesi için uğraş veren ve de ücretini ödeyen arkadaşlara teşekkürü bir borç bilirim.

Rafael Sadi

Odatv.com

Netanyahu’dan Obama’ya yeni uyarı RAFAEL SADI – ODATV


http://odatv.com/n.php?n=netanyahudan-obamaya-yeni-uyari-1404151200

Netanyahu’dan Obama’ya yeni uyarı

netanyahudan-obamaya-yeni-uyari-1404151200_m2.jpg

Rafael Sadi yazdı: Netanyahu’dan Obama’ya yeni uyarı

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
“MAHREM” / Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları Ortaya Çıkıyor. İsim isim… Olay olay…
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

14.04.2015 12:21 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Sayın Obama haricinde neredeyse bütün Dünya İsrail Başbakanı BinyaminNetanyahu’nun çok özel eleştirilerini ve Obama’nın İran ile İran İslam Cumhuriyeti ile yapmakta olduğu bölünerek çoğalan nükleer anlaşmasına alternatif değişikliklerini duymuştur.

Sayın Başkan’ın bu eleştirileri ve tavsiyelerini duyması umudu ile Netanyahu bu tavsiyeleri Youtube ile iletmeyi uygun buldu.

Sayın Başkanın bu tavsiyeleri duymasını isteyenlerin ise bu link’i iletmeleri tavsiye olunur.

https://www.youtube.com/watch?v=A8plGi4rbxM

Netanyahu dikkatleri İran’ın halihazırda küresel terörizmi desteklediğine çekiyor, üstelik bunu da nükleer silahsızlanma anlaşması konusunda denetim ve nükleer imkanları sökülmesi istenen basit kurallara itirazlarına ve bu itirazlar ile nükleer silah üretimine devam edebileceğinin de altını çiziyor.

Netanyahu bu anlaşmanın neden KÖTÜ BİR ANLAŞMA olduğunu kendi alternatifleri ile Obama’ya tekrar anlatmaya çalışıyor.

1- İyi bir anlaşma İran’ın ” Nükleer silahlanma” imkânlarını geri çektirerek yasadışı yeraltında olan ve yıllarca uluslararası toplumdan gizlenen bu tesislerin kapatılması olmalıydı. Hayret bir şeydir aslında Obama kötü bir anlaşma yapmaz aslında…

2- "Bunun yerine sabit bir tarihte İran’ın nükleer tesislerine ve program üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması gerekirdi. Daha iyi bir anlaşma,İran’ın bölgedeki saldırganlıklarının sona erdirilmesi dünya çapında Terör faaliyetlerine ve İsrail’i yok etmek tehditleri ile ilişkilendirilerek kısıtlamaların kaldırılmasına bağlanmalıydı. Basit bir ifadeyle, İran nükleer silah yapmak için şimdi yeteneğe sahip olmamalıdır. Ne zaman ki bu eylemlerinden arındırılacaktır bu imkânları iadeedilmelidir. Ama mahallenin katili canisi durumundayken Uluslararasıtopluma değilmiş gibi kabul edilmemelidir.

Netanyahu İran’ın bu anlaşmaya herkesten fazla ihtiyacı olduğunun da altını çizdi.Ve bu durumda da Dünya’nın istediği şartların talep edilmesi gerekirken Sayın Obama ise bu şartlardan geri dönmüştür.

Netanyahu konuşmasını Küresel toplumun İran’ın Nükleer silahlara sahip olmasının kolay yoluna müsaade etmemesi gerektiğini ve bunun bütün Dünyayı tehdit edeceğini belirtti.

Mesaj oldukça açıktır.

Rafael Sadi

Odatv.com

BU ANLASMA BIR KUMAR -TERCUME: RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=bu-anlasma-bir-kumar-3003151200

Bu anlaşma bir kumar

SONER YALÇIN yazdı… Cemaat’in bu sırlarını bilmiyordum: KİM BU DECCAL? Din­ci ik­ti­da­rın ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya dö­ken kitap, DECCAL DİNDARMIŞ
bu-anlasma-bir-kumar-3003151200_m2.jpg

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

30.03.2015 20:22 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

İsrail TV’sinin 3 kafadarı sunucu Yaacov Eylon, Ronen Yaari ve Ortadoğu uzmanı, Arap ülkeleri siyasi yorumcusu Oded Granot İran ile nükleer anlaşma konusunda şu yorumlarda bulundu:

Kerry: Anlaşma olup olmadığı henüz belli değil. Önümüzdeki günlerde bileceğiz. Kim bu anlaşma içeriğinde neler olduğunu bildiğini iddia ediyorsa hiç bir şey bilmiyor demektir.

Yaari: Anlaşma halen pazarlık safhasındadır ve Filistinliler Haa’daki mahkemeye devlet olarak kabul edilmeleri için müracaat etmekle en büyük hatayı işlediler.

Yaacov Eylon: Teşekkürler Ronen. Şimdi de Arap Ülkeleri siyasi yorumcumuz Sayın Oded Granot’a dönelim . Aslına bakarsanız nerdeyse kafamız karışmak üzere . Bir taraftan kötü bir anlaşma var derken diğer bir taraftan da Cenevre’den gelen haberlere bakılacak olursa; ABD dış işleri Bakanı john Kerry (sesini taklit ederek) "ANLAŞMA YOK ve İran’ın nükleer silahları olmayacak" demektedir. Ne oluyor burada?

Oded Granot : Bakın bizim aslında Amerikan sağ basın kaynaklarına itibar etmemiz gerekiyor. Wall Street Jurnal gibi… Bugünkü yayınında oldukça ilginç bir anlaşma metni ile okurlarının karlısına çıkmakta ve bana kalırsa bu anlaşmaya oldukça tehlikeli bir KUMAR derim. Bu anlaşma bir takim kabullenmelere ve umutlara dayanmaktadır. Bundan daha fazlasına değil…

Peki İran ile yapılması düşünülen anlaşmanın 4 esas maddesi ne diyor:

BÜYÜK KUMAR –İRAN İLE NÜKLEER ANLAŞMA TASLAĞI

-İLK ON SENE: Uranyum üretimi sıkı kontroller ile sınırlanmakradır.

-BU SÜRE ZARFINDA: Amerikalılar ile İran arasındaki ilişkilerin ısınacağı ve bu süre zarfında da İran’daki yönetimin değişmesi ihtimali umudu taşımaktadır.

-İKİNCİ ON SENE: Uranyum zenginleştirilmesi yenilenecek. Bu sefer sınırlama olmadan.

-İran bir senelik bir ara süre verme hakkına sahip olarak bu anlaşmayı bozma imkanı alacak ki karşı taraf ABD tepki verebilsin.

Bu "kumar"a ise Kissinger : Diplomatik çabalara hürmetimle birlikte bu anlaşma ile adeta İran’a Nükleer silah edinme serbestisi verilmekte ve bundan sonraki adımda ise Nükleer silahların engellenmesi için diplomatik yollar ile mücadele edeceğimiz, başka yollar ile nükleer silahların kullanılmasını önlemekle uğraşacağımızdan endişe ediyorum demektedir.

Oded Granot: Bu konuya nokta koyabilmek için iki küçük saptama yapmam gerekiyor.

Öncelikle İsrail’in yaptırımların işe yaradığı konusundaki iddiası var. Bu konuda Kerry’nin söylediklerinden çok Hamanei’nin ofisinin başkanı Ali Natek Nuri’nin neler dediğine bakmak lazım.

Alı Natek Nuri bugün "Kasamız tamtakır Bunun sebebi de petrol fiyatlarındaki düşüştür" demiş. Ve kasaları boş ise bunu kullanarak neticeye gitmek gerekmez miydi?

Bu yaptırımlar ile ilgili olanı idi.

İkinci mesele ise bir çok yorumcu ABD’de İran meselesi ile meşgul iken ve sadece Nükleer mesele ile değil, İran bağlantılı başka konularda da ama ne ellerindeki füzelerden ne de İran’ın bir terör ülkesi olduğundan bahsetmiyorlar.

Bu akşam ise Kerry "İran’ın karışması Yemen’in düşmesine sebebiyet vermiştir" demiş. Ve işte İran’ın aslında Nükller silah çabasının yanı sıra, terör ve füzeler ile ilişkisinin açık delili ABD Dışişleri Bakanı’nın ağzından itirafı.

Çeviri: Rafael Sadi

Odatv.com

OBAMA VE ERDOGAN IHVAN ESBASKANLARI – RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=obama-ve-erdogan-ihvan-esbaskanlari—2903151200

ABD yönetimine yakın bir kaynaktan ilginç iddialar:

Bugün ilginç bir gündü…

Oldukça ilginç ve eski bir dostum beni ziyaret etti.

Söz konusu arkadaşım değişik ülkelerde ticari yatırımları bulunan ve çevresinde oldukça iyi tanınan bir şahıs olup Eski Edirnelidir ve uzun zamandır da Amerika’da ikamet ediyor.

Ortadoğu ve ABD ilişkileri adeta uzmanlık alanı ve komplo teorileri üretmekte de bayağı usta.

Varsayımlarının çoğu zaman içinde haklılığını kanıtlamışsa da bir çok çevrede pek de taraftarı yoktur. Ben taraftarı değilim ama söylediklerini de dikkate almamazlık etmek istemiyorum. Bu dostum aynı zamanda ABD yönetimi ve bir çok senatör’e yakınlığı ile de bilinmektedir.

Arkadaşımın az uçuk şeyler söylediğini bilmeme rağmen sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Hani Seksenler dizisindeki komşu kadının dediği gibi "valla ben söylemiyorum. Komşular öyle diyor" cinsinden.

Arkadaşın ismi mahfuzdur.

Der ki; ülkeler kendi menfaatleri için bazı devlet adamlarını satın alırlar , desteklerler ve yönetimlere gelmelerine yardımcı olurlar ki istedikleri manevraları ve adımları atabilsinler ve işlerini görebilsinler. (Eh bu çok uçuk değil olabilir diyorsunuz ilk duyduğunuzda)

MOSHE DAYAN MİLLİ KAHRAMAN Mİ YOKSA

Peki kimler bu kategoride diye sorduğumda ise tarihteki örneklerinden dem vuruyor ve en başta Moşe Dayan ismini fısıldamıyor adeta haykırıyor. 73 Yom Kıppur Savaşında İsrail’in adeta tuzağa düşmesindeki en önemli adam olduğunu ve Barış adına İsrail’in bu savaşı kaybetmesi gerektiğine inandığı için ABD’nin arzusu ile bu savaşın kaybedeni olma öncülüğüne soyunduğunu iddia ediyor.

Benzer iddialar İsrail Medyasında da Golda Meir için söylendi ama kanıt tabii ki yok."Sakın ha kanıt arama kimse bulamaz" diyor.

Recep Tayyip Erdoğan Davos’ta "Van minüt" çekerken Şimon Peres ile aynı patron için mi çalışıyorlardı, ABD için mi?

ERDOĞAN VE OBAMA İHVAN EŞBAŞKANLARI

İkinci patlattığı isim ise Şimon Peres onun da sebebi Barış adına ve İsrail’i OSLO batağına sürükleyen adam olarak adlandırıyor. Eh bu konuda da çok benzer iddia duydum ama bu kişinin satılmış bir hain olabileceğine inanmak çok zor ama Barış adına bazı pazarlıklar içinde olması tabii ki muhtemel.

Obama ve Erdoğan İhvan eşbaskanları mı? Yok artık!

Gelelim Ortadoğu coğrafyası ve günümüz Jeopolitik ortamına.

Eski Türk ve İsrailli şimdilerdeki Amerikalı dostumun ifadesine göre Obama ve Erdoğan ortak ve ikisi birlikte IŞİD’in yaratıcıları.

İkisi de İHVANCI… Ve Ortadoğu’yu bir Sünni havuzuna dönüştürmek istedikleri için mevcut sonuç bu durumda.

Obama ve İhvan ne alaka? Obama aslında Müslüman kanı olan Biri ve Hüseyin olduğunu asla unutmuyor. Ilımlı İslam politikası ile aslında Müslüman Kardeşlerin şubesi hatta lideri olan Erdoğan ile çok müşterek noktası var ve İŞİD en büyük projeleri. "Yoksa IŞİD’e silah veren bir Erdoğan’ın ABD’den veto yememesini nasıl izah edebiliriz" diyor. Tabii ki bölgenin petrol merkezi olması ayrı bir önem veriyor bu iddialara kuşkusuz.

HAMAS’A YILDA 300 MİLYON DOLAR

Hedeflerinin Sünni –İhvancı bir Türkiye , Suriye ve Filistin olduğunu ve bu sebeple de Batı Şeria’da Gazze vari bir Hamas devrimi planladığını Hamas’ın da ardında gizli olmadan üstelik herkesin gözünün içine soka soka Hamas merkez karargahını İstanbul’a taşıttığı ve bu karargah sayesinde Hamas’ın Abu Mazen hükümetini devirme çabalarının aslında İsrail istihbaratınca ortaya çıkarıldığını anlattı ofisimde kaldığı yarım gün boyunca. Gazze Roketsan ilişkisini kendisi de duymuş ve Türkiye’nin Hamas’a yılda 300 milyon dolar yardım ettiğini de vurguladı tabii.

Obama ile Natanyahu arasında gittikçe artan husumetin de iddialarını güçlendirecek kanıtlar olduğuna inandığını anlattı. CIA ve Başkanlık makamı hatta ABD Demokratlarının da İsrail’in karşısında olduğunu hatta ABD Solcu Yahudilerin de kendi rahatlarını düşündükleri için Obama’nın yanında yer aldıklarını izah etti.

Kuşkusuz Natanyahu’nun ABD Temsilciler Meclisinde yaptığı konuşma ve İsrail genel seçimlerinde İsrail Sol’una karşı adeta bir zafer kazanması ve kendisine Siyonist Cephe diyen Herzog-Livni ikilisinin 24 milletvekiline karşın Lıkud partisi olarak 30 milletvekili çıkartmış olmasını gerek Obama’nın gerekse Erdogan’ın başı çektiği İsrail’i dört bir yandan kuşatma ve imha planına vurulmuş en büyük darbe olduğunun da altını çizdi.

Valla ben demiyorum komşular diyor!..

Rafael Sadi

Odatv.com

Erdoğan’ın parmağıyla gösterdiği üst akıl nedir biliyor musunuz RAFAEL SADI -ODATV


http://odatv.com/n.php?n=erdoganin-parmagiyla-gosterdigi-ust-akil-nedir-biliyor-musunuz-2703151200

Erdoğan’ın parmağıyla gösterdiği üst akıl nedir biliyor musunuz

SONER YALÇIN yazdı… Cemaat’in bu sırlarını bilmiyordum: KİM BU DECCAL? Din­ci ik­ti­da­rın ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya dö­ken kitap, DECCAL DİNDARMIŞ
erdoganin-parmagiyla-gosterdigi-ust-akil-nedir-biliyor-musunuz-2703151200_m2.jpg

Rafael Sadi yazdı

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

27.03.2015 16:28 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

1906 yılında inşa edilmiş olan Edirne Sinagogu 5-6 yıllık restorasyon sürecinden sonra dün muhteşem bir tören ve yaklaşık 100 kadar davetlinin katılımıyla yeniden açıldı.

Tören’e çok sayıda İsrail vatandaşı da iştirak etti. Kuşkusuz bu İsrailli vatandaşların çoğunluğunu özellikle eski Edirneli ailelerin İsrail’e göç etmiş çocukları teşkil ediyordu.

Açılışa Başbakan yardımcısı ve son haftanın açıklama yıldızı Sayın Bülent Arınç da iştirak etti ve oldukça sevimli gelen açıklamalarda bulundu.

Şöyle ki.

1-ARINÇ: YAHUDİLERİN, MÜSLÜMANLAR KADAR HAKKI VAR

Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç ise bir Müslüman’ın ne kadar hakkı varsa, Yahudi ve Hristiyanların da hakkı olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Son yıllarda İsrail hükümetiyle ilişkilerimizdeki sorunlar sebebiyle ülkemize yönelik suçlamalar getirdiğini, aynı şekilde maalesef bazı grupların da Türk Musevi Cemaatini suçladığını üzüntüyle gözlemliyoruz. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki devletler arası ilişkilerle, toplumlar arasındaki ilişkiler birbirinden ayrı olarak değerlendirmelidir. Yahudilerle aramızdaki bağ, İsrail ile başlamış bir bağ değildir. Ülkemiz dünyanın farklı bölgelerinde zulüm görmüş Yahudilerin ihtiyaç duyduklarında sığınacakları bir huzur limanı olmuştur. Gerek İspanya’dan gerek 1930’lardan Nazi Almanya’sından gelen Yahudiler bu toprakları vatandaşları olarak kabul etmiş, tarih ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olmuş ve ülkemize çok katkılarda bulunmuştur. Bu vatanda bir Müslüman’ın ne kadar hakkı varsa, bir Yahudi’nin, bir Hıristiyan’ın başka inanç grubunun da o kadar hakkı vardır."

2-Salondaki Musevilere seslenerek Türkiye’de yaşamak istediklerinde kendilerini karşılayacak olan 78 milyon insan olduğunu söyleyen Arınç, "Türk Musevi Cemaati ülkemizin ayrılmaz bir parçası ve eşit paydaşıdır. Bugün açılış münasebetiyle dinleme fırsatı bulduğumuz ve çok da hoşuma giden Türk Sanat Müziği makamları kullanılarak icra edilen Maftirim adlı sinagog ilahileri de kültürlerin ne kadar iç içe geçtiğinin, birbirimizden et ve tırnak gibi ne kadar ayrılmaz olduğumuzun adeta göstergesiydi. Ben yurt dışından gelenler için bir temennide bulunayım. Eğer buraya gelmek isterseniz, Türkiye’de yaşamak isterseniz, sizi kucaklayacak 78 milyon insan var" dedi.

NEDEN SEVİNEMİYORUM

Peki ben neden sevinemiyorum neden bu ifadelerin samimi olabildiğine inanamıyorum?

Bir taraftan Sayın Arınç’ın hemen yanı başında oturan Edirne Valisi Dursun Alı Şahin (Dikkat ederseniz kendisine Sayın demedim ve demeyeceğim de) (Bunu da Sayın Arınç’tan öğrendim) daha bir kaç ay önce yaptığı basın açıklamasında ”Büyük Kinle söylediğini” beyan ettiği ve bu sinagog’un sadece müze olarak kullanılacağını sinagog olarak kullanılmayacağını ifade etmesinin ardından kopan gürültüleri hepimiz hatırlıyoruz .

Vali: Müslümanları katleden eşkıyaların Sinagoglarını yapıyoruz.

Manşetlerini hatırlamak isteyenler ODATV arşivlerini ziyaret edebilirler. Haberleri sadece ODATV’de yayınlanmadı bütün medya’da yer almıştı.

Dünkü Arınç söylemi sanki bir şeyleri düzeltmek onarmak için söylenmiş gibiydi. Bana daha çok uluslararası baskılardan etkilenilerek bu açılış olayının denk getirilerek Dünya’ya bizim Yahudiler ile bir sorunumuz yok mesajı vermekti. Ki sanırım ben hariç buna inanan az değil. Zararın neresinden dönersen kardır. Sayın Arınç gelmeyebilirdi, Sayın olamayan Vali de ben burayı ibadete açmıyorum demekte de ısrarcı olabilirdi.

ÜST AKIL NEDİR

Ha bir de daha 10 gün önce Türk Tv lerinde Yahudileri Sadece İsrailli olanlarını değil hepsini Türk Vatandaşı Yahudileri de kapsayan ve Siyon Protokollerini aratmayacak ifadelerini izlediğimiz Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Bey’in zehir zemberek suçlamalarını izlemenizi tavsiye ederim.

Diyor ki:

Altını çizerek söylüyorum sanmayın ki bunlar şahsıma yönelik operasyonlardır. Sanmayın ki bu operasyonlar girişimler hükümet ya da belli bir partiye yöneliktir. Arkadaşlar bu operasyonun veya operasyonların tamamı Türkiye’ye Türkiyenin varlığına birliğine huzur ve istikrarına en önemlisi de Türkiye ekonomisine ve Türkiyenin bağımsızlığına yönelik operasyonlardır.

Daha önce de ifade ettim tüm bu atılan adımların arkasında bir ÜST AKIL vardır.

Gündeme oturdu onlar. Sordular bana bu ÜST AKIL kimdir diye.

Bunu sizler araştıracaksınız. Ve ne olduğunu da biliyorsunuz kim olduğunu da biliyorsunuz. Bunları siz inceleyeceksiniz. Siz araştıracaksınız.

(https://www.youtube.com/watch?v=GoeIzSxHofQ)

İyi de Cumhurbaşkanı Yahudi lafı etmedi bile ne demeye üzerime alınıyorum suçluymuş gibi neden gocunuyorum diyebilirsiniz.

Haklısınız.

Şayet ATV televizyonu Cumhurbaşkanının bu söylemi ile açtı ÜST AKIL haber videosunu ve araştırmasını yayınlanmasaydı bu konuşmayı önemsemeyebilirdim bile.

Dünya’yı yöneten bu ÜST AKIL’ın kim olduğunun iddiasını izlerseniz tüyler ürpertici bir iddia ile karşı karşıya olduğunuzu ve hedeflenen parmakla gösterilenin Yahudiler olduğunu anlarsınız.

Bu videoya bir de Türk yahudi düşmanlığının babası Cevat Rifat Atilhan’ın ideolojisini öve öve bitiremeyen sözüm ona belgeselin Devlet televizyonu TRT tarafından yayını da ortaya DEVLET ELİ ile planlı programlı bilerek ve isteyerek gerçekleştirilen bir durum olduğu ortaya çıkıyor.

(https://)

(http://i.ytimg.com/vi/BahVqAwKg3M/hqdefault.jpg)

Hal böyle iken ve dinler arasında hatta mezhepler içinde bile nifak sokmayı hedefleyen bu çalışmaları ile Sayın Arınç’ın söylemlerini ne yazık ki samimi bulamıyorum.

Allah herkesin gönlüne göre versin ne diyebiliriz ki .

Ben çok sevinemedim…

Rafael Sadi

Odatv.com

ZAFER NATANYAHU’NUN -RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=zafer-netanyahunun–1803151200

zafer-netanyahunun--1803151200_m.jpg

Zafer Netanyahu’nun

Netanyahu’nun partisi LÜKUD bütün istatistikleri hatta seçim günü yapılan örnekleme sonuçlarını bile alt üst ederek 30 milletvekili çıkartabildi.

Kendilerine Siyonist Cephe diyen Haavoda Partisi 24 milletvekili çıkartabildi.

Bu sonuçlar kesin sonuçlara en yakın sonuçlar olup sabaha karşı saat 04.37 itibarı ile sandıkların %99’unun açılıp sayılması ile elde edilen sonuçlardır.

Kısaca prensipte evvelce yapmış olduğum tahminler ve analizlerde değişen bir şey olmadı.

Kimin koalisyon hükümeti kurabileceği ise yukarıdaki tabloda çok daha belirgin olarak görünmektedir.

Netanyahu ve yakın kurmaylarından Danny Dannon

120 sandalyeli İsrail parlamentosunda hükümet kurabilmek için gereken sayı 61 olup Netanyahu cephesinde 57 milletvekili bulunmaktadır. Anahtar parti olacağını düşündüğüm KULANO partisi kesin seçim sonuçlarından sonra da aynı konumunu idame ettirmekte ve 10 milletvekili çıkartarak nerede kendisine Maliye Bakanlığı verilirse, o tarafta görev yapmaya hazır olduğunu herkes bilmektedir.

Netanyahu da dün akşam kendisi ile telefonda görüşmüş ve anlaşıldığı kadarı ile teklifini belirtmiştir. Kesin seçim sonuçları resmen ilan edildikten sonra kendisinin de (Moşe Kahalon) Cumhurbaşkanı Rivlin’e başbakan olarak destek vereceğini öngörebiliriz.

Kaldı ki Sol cephedeki Siyonist Cephe’nin koalisyon hükümeti kurabilmesi için gerek Dinci partileri gerekse birleşik Arap listesini ve de Moşe Kahalaon’u ikna edebilmesi gerekir ki çok kolay olmayan pazarlıklar içinde olması gerekir.

Bir başka olasılıktan bahsedenler ise Liberman’ın Sol cepheye katılabileceğini ifade ederlerken Meretz ve Liberman’ın aynı hükümette yer almayacaklarının açıkça ifade edildiğini hatırlamaları gerekir.

Tabii ki politika oldukça kirli ve karmaşık ilişkilerden oluşan bir meslektir ve her an her şey olabilir.

Ama benim düz mantıkla ve fazla karmaşaya girmeden söyleyebileceğim İsrail’in bu hükümet döneminde de Binyamin Netanyahu’yu Başbakan olarak göreceğimizdir.

Aslında bu seçimlerin en belirgin galibi birleşik bir liste ile seçime girebilen İsrail vatandaşı olan Arap partileri oldu ve ilk kez 14 milletvekili çıkartarak parlamentoda güçlü bir ses oluşturma yolunda bir adım attılar. Bunu da bana göre birleşik listenin başına kimsenin tanımadığı ve çok sakin ve vatandaşlık haklarını konuşan ve İsrail’i yok etmekten söz etmeyen Ayman UDA sayesinde bu sonucu aldılar. Şimdiye kadar İsrailli Araplar Ahmet Tibi ve Hanin Zoabi gibi İsrail karşıtı milletvekilleri ile anlaşılan yeterince sempati toplayamamışlar ki Ayman Uda iyi yaşamak isteyen Arap vatandaşların temsilcisi olarak İsrail siyasetindeki yerini almıştır. Bundan sonraki icraatları ve söylemleri ile ülkedeki ortak yaşama katkısı olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz.

2015 İsrail seçimlerine katılım oranı 68.37 olup geçmiş yıllarından %2 kadar fazladır.

Likud Partisi Oyların % 23.24’ünü alırken

Siyonist Cephe % 18.76

Birleşik Arap Listesi % 11.01

Yeş Atid % 8.78

Kulano % 7.41

Habayit Hayehudi % 6.41

Şas % 5.79

İsrael Beytenu % 5.17

Yahadut Hatora % 5.13

Meretz % 3.89

Yahad % 2.97

Ale Yarok % 0.97

Arap Listesi % 0.10

Oranlarda kaldılar. Seçim barajını aşamayan partiler ise parlamento dışı kaldılar. İsrail’de seçim barajı 3.8’dir.

Rafael Sadi

Odatv.com

BU DA ISRAIL’IN GEZ’I DIRENISI RAFAEL SADI ODATV


http://odatv.com/n.php?n=bu-da-israilin-gezi-direnisi-0203151200

bu-da-israilin-gezi-direnisi-0203151200_m.jpg

Bu da İsrail’in gezi direnişi

RAFAEL SADI

İsrail’de hayat pahalılığını protesto eden vatandaşlar Gezi olaylarını andıran çadırlı eyleme başladı. 14 Haziran 2011 ile 29 Ekim 2011 tarihleri arasında Rotchild Gezi yerinde yer alan ve hayat pahalılığı ile yüksek konut fiyatlarını protesto eden eylemciler, uzun bir aradan sonra yine direniş çadırlarını kurdu.

17 Mart tarihinde İsrail’de yapılacak olan genel seçimler öncesinde bütün partilere ve siyasilere bir mesaj niteliğinde başlayan protesto gösterileri ile konut ve gıda fiyatlarını protesto eden eylemciler, siyasilerin verdikleri hiç bir sözü tutmadıklarını belirtti.

Bütün siyasilerin kendilerinden korkmaları gerektiğini söyleyen eylemciler, konut ve gıda fiyatlarının indirilmesi için gereken ekonomik tedbirler alınıncaya kadar sokakta kalacaklarına ve bu direnişi sürdüreceklerini net bir dille ifade ettiler.

Konut fiyatlarının artışı yetersiz arsa politikası ve konutlardan alınan KDV’ye bağlanıyor.

70 m2’lik bir dairenin fiyatının neredeyse 400 bin dolara ulaştığı Tel-Aviv kenar mahallelerinde bile fiyatların alım gücünün çok üzerinde olması, özellikle hayata yeni atılan gençler ile ev sahibi olamayan yaşlıların korkulu rüyası haline geldi.

Nüfusun yüzde 25’inden fazlasının fakirlik sınırının altında olduğu İsrail’de, oldukça dengesiz bir gelir dağılımı olduğu vurgulanıyor.

Ortalama bir dairenin 300-400 bin dolar olduğu Tel-Aviv’de lüks daire fiyatları ise 10 milyon doların üstüne çıkıyor. Bu durum bile gelir dağılımdaki eşitsizliğin bariz bir örneği olarak görülüyor.

Türkiye’deki Gezi olaylarını andıran çadırlı direniş, bu kez siyasileri oldukça zorlayacağa benziyor.

Kaynak:Ynet.co.il

Çeviri: Rafael Sadi

Odatv.com

Obama ile Netanyahu resmen hırlaşıyor RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=obama-ile-netanyahu-resmen-hirlasiyor-2302151200

obama-ile-netanyahu-resmen-hirlasiyor-2302151200_m.jpg

Obama ile Netanyahu resmen hırlaşıyor

Netanyahu bu seçimlere iki tane baş ağrısı ile giriyor;

1- ABD başkanı Obama ile resmen hırlaşıyor.

2- Başbakanlık konutu giderlerinin Ombudsman tarafından incelemeye alınması

Şimdi bunları tek tek ele alalım.

İsrail Başbakanı Binyamin Natanyahu bu seçimlere ne yanında ne de arkasında ABD Başkan desteği olmadan hatta aksine ABD Başkanı’nın kösteği ile giriyor.

İsrail ile ABD arasındaki sürtüşmenin ana sebeplerinden biri de, İran’ın "nükleer İran" olmasında ABD Başkanı’nın fazlaca ılımlı davranarak İran’a zaman kazandırması…

Kazanılan zamanın İran’ı nükleer silahları olan bir İran haline getirdiği iddiası yeni olmazsa da özellikle seçim ve ABD – İRAN görüşmeleri arifesinde Amerika’nın en önemli kurumu olan Temsilciler Meclisi kongresinde alenen İsrail Başbakanı tarafından bu İran kaydırmacılığı ile suçlanmasını Başkan Obama hazmedemiyor.

Demokratik bir ülke olan ve herkesin söz söyleme hürriyetine fevkalade özen gösteren Amerika Birleşik Devletleri Başkan Obama’nın görüşlerine ters bir söylem ihtimali olduğunda nasıl da demokratik bir şekilde bunu engelleme çalıştığı da ayrı bir anlam teşkil ediyor.

Başkan Obama Netanyahu’nun propagandasını engellemek için de ABD’deki en güçlü Yahudi organizasyonlardan biri olan AIPAC’ı boykot etme kararı aldı. AIPAC İsrail yanlısı olup İsrail siyasetini onaylayan bir kurumdur.

Natanyahu, ABD’nin İran siyasetini eleştirirken, yapılan müzakerelerde İran’a çok yumuşak davranıldığını ve fazla taviz verildiğini iddia etti. Buna karşılık Devlet Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki, Netanyahu’nun konuyu, görüşmelerde bulunan müzakerecilerden daha iyi bilemeyeceğini söylerken, Netanyahu’nun gerçekten neler olup bilmediğini zannetmesi ise ayrı bir tartışma konusundur.

AK SARAY’IN BİR AYLIK ELEKTRİK FATURASI KADAR

İkinci baş ağrısı ise birincisinden çok daha çetrefilli.

İsrail Ombudsman’ı bu kez de Başbakanlık konutu giderlerini incelemeye aldı ve bir kaç gün içinde Başbakan’ın "uyarı" altında sorgulanma ihtimali de basında çıkan haberler arasında. Hatta en baş köşelerde.

Rakamlara baktığınızda sakın ha dalga geçmeyin ve ne Ak Saray ile ne de başka bir harcama rakamı ile kıyaslamayın.

İsrail Başbakanlık konutundaki bütün harcamalar tek tek incelendi ve nerede tasarruf edilmediği işaret edilerek fuzuli harcamalar israf olarak açıklandı. Bu tutumsuzluktan da Başbakan’ı direkt olarak sorumlu tuttu.

Başbakanlık konutunun 2009-2013 yılları arasındaki toplam giderleri ise aşağıdaki tablodaki gibidir.

Yukarıdaki rakamlar İsrail Yeni şekeli cinsinden olup yaklaşık 4’e bölerseniz Amerikan doları cinsinden masrafı bulabilirsiniz.

Kaba bir hesap ile 2013 yılındaki harcama tutarı 600 bin dolar. Yani 1 milyon 470 bin TL’dir. Geçen gün bir yerlerde yayınlanmıştı; Ak Saray’ın aylık elektrik parası kadar yani…

Ombudsman bununla yetinmemiş evdeki yemek parasını da incelemiş. Anlayacağınız devlet adamın lokmalarını da saymış. Ve durum söyle:

2013 yılında Başbakan ve bütün konut çalışanları hatta gelen yabancı konukların yediği lokmaların masrafı ise 111 bin TL ve Ombudsman, hatta halk buna köpürüyor. "Millet açlıktan geberirken sizin bu kadar yemek yemeğe hakkınız yok" diyorlar.

Yeşil sütunlardaki masraflar ile eve ısmarlanan hamburgerler ile pizzalar ki buna acayip kızıyor halk…

Tabii bildikleri ve denetlendiği için….

Temizlik giderleri ise yeterinden fazla aşırı bulunmuş ve incelemede özel bir mercekle inceleniyor. Kimler temizledi ve paralar nasıl ödendi kim cebine ne attı veya atmadı didik didik ediliyor.

2013 yılında başbakanlık konutunun temizlik giderlerine tam tamına 560 bin TL harcanmış . Eh, açıkçası burada da yanık kokusu var ama acaba"Başbakan’ın eşi bayan Sara mı temizlemeliydi" demeden de edemiyorum.

Bu tablo oldukça manidar ve istemeden Türkiye’de denetimsizlikten kaynaklanan bilinmeyen harcamalara ve örtülü ödeneklere emsal teşkil eder diye de umut ediyorum.

Ha henüz açıklanmayan bana göre en önemli konu ise bu ombudsman raporunun maliyetidir ve hesap uzmanlarının öğle yemeklerinin maliyetinin ne zaman açıklanacağıdır.

Tabii bu raporun seçim öncesi yayınlanmasının siyasi bir değeri olup olmadığı 17 mart günü ortaya çıkacaktır.

Rafael Sadi

Odatv.com

Obama İle Netanyahu neden küs RAFAEL SADI – ODATV.COM


http://odatv.com/n.php?n=obama-ile-netanyahu-neden-kus-1502151200

obama-ile-netanyahu-neden-kus-1502151200_m.jpg

Obama’nın ABD Başkanı seçilmesi ile birlikte aralarından su sızmayan bu iki ülke arasındaki siyasi gerginliklerin gittikçe tırmandığı ve her geçen gün daha da olumsuz bir hal aldığı sır değil.

Aslında gerginliğin başlangıç noktası Obama’nın Ocak 2008 yılında başkan seçimlerinde Netanyahu, İsrail dostu olan Cumhuriyetçi aday adaylarından Mitt Romney’i desteklemiş ve Obama’yı resmen karşısına almıştı. Yani iki ülke daha da doğrusu iki lider arasındaki gerginliğin kaynağı budur.

Bu gerginliğin iki ülke arasındaki ilişkilere yansımadığını söylemek ise saflık olur. En basit örneğini 2014 yılında Gazze’ye yapılan operasyon/harekatta (Güçlü Kaya ) ABD’den beklenen bazı silahların bilerek ve isteyerek geciktirilmesi her ne kadar bürokratik engeller olarak açıklanmış olsa da ne Netanyahu ne de İsrail halkı bunun üzerinden rüzgar gibi geçti dememiştir. Unutanlar ve suçlu Netanyahu’dur diyenler olsa bile iki devlet arasındaki şahsi meseleleri Netanyahu’nun hatta İsrail’in savaş halinde güvenebileceği yegane dostu sandığı ülke başkanının oyunlarına tahammülü olacağını düşünenler yanılırlar.

Bu kısa bilgilerin ışığında Netanyahu ABD Kongresi tarafından bir konuşma yapmak üzere resmen davet edildiği ve Netanyahu’nun da bu davete icabet ederek 03.03.2015 günü ABD kongresinde Cumhuriyetçilerin davetlisi olarak bir konuşma yapacağı kesinlik kazandı.

Ancak bu konuşma gerek Başkan Obama’yı gerekse İsrail Sol’unu çok kızdırdı. Üstelik bu kızgınlıkları ile, İsrailli muhalifler Netanyahu’nun bu fırsatı “seçim propagandasına” malzeme ettiğini söylerken Obama da bunun etik olmadığını belirtti. Benzeri bir şekilde seçim öncesi İsrail Parlamentosu Knesset’te Netanyahu politikalarını eleştiren bir konuşma yapmasının çok da etik olmayacağını belirterek tepkisini ortaya koydu.

Bu konuşma konusunda tepkiler ve destekler uzadıkça uzuyor.

O kadar ünlenen ve tam da 17 Mart’ta gerçekleştirilecek İsrail Genel Seçimleri öncesinde 3 Mart’ta gerçekleştirilecek bu kongre konuşmasının ne kadar reklamının yapılmış olduğunu ve gerek sağdakilerin gerekse soldaki muhaliflerin, Netanyahu karşıtı ABD Demokratlarının ve de Netanyahu taraftarı Cumhuriyetçilerin bütün dünya televizyonlarından milyonlarca kişi tarafından canlı yayında seyredileceğinden benim kuşkum yok.

Yani bu bir seçim manevrası olsa bile, başarılı bir manevra olduğunu her kesimin kabul etmesi gerekir. Tabii bu manevranın bu denli başarılı olmasında muhaliflerin büyük katkısı olduğunu anlamaları sanırım seçim sonrasına kalacaktır.

Peki Netanyahu neler söyleyecek bu konuşmasında:

Obama’nın kendisini ve İran siyasetini Cumhuriyetçilere dolayısı ile bütün Amerikan halkına şikayet edecek , kendi ifadesi ile de İran’a yapılacak yaptırımların ve bu konudaki kararsızlığın İran’a sadece zaman kazandırdığı ve bu süre zarfında İran’ın her geçen gün nükleer silahlara daha fazla yaklaştığını , bu silahlanmanın direkt hedefinin İsrail olduğunu ancak sadece İsrail olmadığını ABD ve Avrupa’nın da bu hedefte olduğunu hatırlatmak istediğini belirtmektedir.

Obama’nın bu konuşmaya karşı çıkması hatta İsrail seçim öncesinde seçimlere karışmış olmamak için bahanesi ile Netanyahu ile görüşmeyeceğini belirtmesinin ardında bu konuşmayı istemediği açıktır.

Şayet ABD Başkanı İsrail Başbakanının kongrede yapacağı bir konuşmadan rahatsız oluyorsa bu konuşmanın İsrail için hatta ABD için yeterinden fazla önemli olduğunu hesaplayabiliriz. Gerek İsrail Sol’u gerekse ABD Demokratları söylemek istediklerini istediği yerden söyleyebilir, neden bu kongre seçim malzemesidir derken bile bu itirazlarının sadece Netanyahu’nun daha popüler olmasına ve bu söyleyeceklerinin bu sayede daha bir önem kazanmasına sebep olduklarının farkında bile değiller.Evet kongre ve başta Obama’nın itirazları bu konuşmayı dünya kamuoyu gündemine çok başarılı bir şekilde getirdi.

Seçim malzemesi midir? Evet öyledir ve bunu çok iyi bir şekilde kullanmıştır Netanyahu. Sadece bu yüzden bile başarılı bir lider olduğunu düşünenler olacaktır.

Peki bu yüzden İsrail en yakın stratejik dostunun dostluğunu kaybedebilir mi?

Gerek Netanyahu gerekse Obama bu konuda böylesi bir endişe ve tehdit içinde değiller.

Netanyahu, “İsrail kurulduğundan beri ABD ile aynı görüşlerde olmadı ve bir çok fikir ayrılığı açık ve dostane konuşmalar ile çözüme kavuşturulmuştur” derken,

Obama, “Gerginlik ABD ile İsrail arasında değildir, bizim İsrail ile olan ilişkilerimiz Sayın Netanyahu veya Likud partisine endeksli değildir, bizim ilişkilerimiz ve dostluğumuz devletler arasıdır ve öyle de devam edecektir” diyerek sorununun Netanyahu ve politikası ile olduğunu dile getirmektedir. Aslında sadece bu ifadesi bile etik olguya ve seçim öncesi söylenmiş olmasına da az karşıdır, kuşkusuz.

Rafael Sadi

Odatv.com

Turkey’s Dance with Jihadists BURAK BEKDIL -GATESTONE INSTITUE


http://www.gatestoneinstitute.org/5134/turkey-jihadists

Gatestone Institute

Turkey’s Dance with Jihadists

by Burak Bekdil
January 26, 2015 at 4:00 am

http://www.gatestoneinstitute.org/5134/turkey-jihadists

Send item_print_22.png
157
item_comment_24.png
Comment

Turkish columnist Anmet Hakan was curious why the articles of the Turkish Penal Code that regulate "praising crime and criminals" were never applied to Islamists, while Turkish prosecutors, citing the same article, have the habit of indicting thousands of other individuals.

On January 16, Muslims in Istanbul’s devout Fatih district went to the mosque for their usual Friday prayers. Before crowds appeared in front of the mosque, everything looked normal. It was going to be just another day of quiet prayers. But this time, mosque-goers gathered earlier than the usual hour. They were there to hold funeral services (in absentia) for the terrorists who perpetrated the murderous attack on Charlie Hebdo in Paris — the Kouachi brothers. Then the worshippers at the mosque held a demonstration with a banner and placards:

  • "If freedom of expression has no limits, be prepared for our freedom to commit actions with no limits."
  • "We are threatening (you)! Do you dare?"
  • "We are all Kouachi" (in what appears like the Turkish response to the Charlie Hebdoslogan ‘Je suis Charlie’)
904.jpgProtestors in front of an Istanbul mosque hold signs honoring the terrorists who perpetrated the Paris attacks, as well as Osama bin Laden, January 16, 2015. (Image source: DHA video screenshot)

In a similar eulogy, members of the Aczmendi Lodge in Istanbul conducted funeral prayers for the Kouachi brothers and praised them as "martyrs." And a billboard in the eastern town of Tatvan read: "Salute to the Kouachi brothers who avenged the Messenger of Allah. May Allah accept your martyrdom."

All of which prompted prominent Turkish columnist Anmet Hakan to ask in the daily, Hurriyet: "Are Muslims who are killed by other Muslims the orphans of the Muslim world?" He was curious why the articles of the Turkish Penal Code that regulate "praising crime and criminals" were never applied to Islamist protesters while Turkish prosecutors, citing the same article, have the habit of indicting thousands of other individuals. Good question. But it will most likely remain unanswered. Forever.

The fact is, Turkey’s ruling Islamists and their judges probably do not view the Kouachi brothers as people whose praise should amount to offence on the basis of praising criminals. On a de facto basis, perhaps, the Kouachi brothers are not even viewed as criminals. But that should not come as a surprise for a country whose prime minister has just offered a red-carpetwelcome ceremony to Khaled Mashaal, head of Hamas’ political bureau.

Prime Minister Ahmet Davutoglu who, ironically, was among the many statesmen from across the world who marched in Paris for solidarity with the victims and denounce terror, thinks that Israel’s Prime Minister, Benjamin Netanyahu, is no different than the Kouachi brothers who left behind 17 dead. Davutoglu said that Netanyahu has committed crimes against humanity the same as those terrorists who carried out the Paris massacre. Insane? Just Turkish Islamism.

Rafael Sadi, one of tens of thousands of Turkish Jews living in Israel, wrote an open letter to Davutoglu:

"I have just watched your speech likening the Israeli prime minister to terrorists…

"It is truly saddening that the country whose prime minister who likened a man defending his country against Arab terrorism that has been unstoppably targeting it for the last 67 years is my first country…

"As the prime minister of a country that has lost 40,000 citizens in terrorism, could you explain to me how should we treat those who come to kill our children?

"You call the leaders of the Hamas terror organization ‘my brothers.’ Your country, only last year, sent $300 million to Hamas in financial aid. (The Turkish missile company) Roketsan sent to Hamas, through the company Tewazun, 10,000 rocket parts… And shamelessly you liken a prime minister who has devoted himself to protect his country to terrorists…

"I have felt pain [of your words], being a Turkish Jew and an Israeli citizen. Turkey does not deserve a prime ministerial attitude as such…"

Ironically, Turkey’s systematic euphemizing of Islamist terrorism comes at a time when the country itself is exposed to the risk of being a target of the kind of men Turks praise as martyrs. Recently, a police intelligence report raised red alert over 3000 or so people in Turkey with linksto the jihadist Islamic State [IS], which has conquered parts of Syria and Iraq. The police are deeply concerned over possible future acts of terror by IS "sleeper cells" in Turkey. Worse, those 3000 pro-IS sleeper cell members in Turkey come in addition to between 700 and 1000 Turks fighting for IS in Iraq and Syria. Foreign Minister Mevlut Cavusoglu has admitted Turkey’s concern over their potential return to Turkey.

Davutoglu, Cavusoglu and their fellow Islamists in the Turkish cabinet should have thought about that grim possibility much earlier. In October, Metropoll, a Turkish pollster, found that "only a mere five percent of Turks felt sympathetic to ISIL." So, jihadist sentiment in Turkey was only marginal. But this author wrote at that time:

"If a mere 5% of Turks feel sympathetic to ISIL, it means there are nearly 4 million souls residing in Turkey who feel sympathetic to jihadists. And that is too many. If 10% of ISIL sympathizers in Turkey decided to join the jihad, that would mean 400,000 new jihadists willing to fight across the border in Iraq and Syria, or inside Turkey if they think Ankara allied with the West against their Salafist comrades."

Davutoglu should be able to understand that if a terrorist decided to strike Turkey in the name of jihad, his name will not be Benjamin Netanyahu.

Burak Bekdil, based in Ankara, is a Turkish columnist for the Hürriyet Daily and a Fellow at the Middle East Forum.

Related Topics: Turkey | Burak Bekdilreceive the latest by email: subscribe to the free gatestone institute mailing list.

Reader comments on this item

İsrailli gazeteci İtai Anghel PYD militanları ile IŞİD militanlarının nasıl savaştıklarını gö rüntüledi


http://www.odatv.com/n.php?n=keserken-daha-fazla-aci-hissetsinler-diye-kor-bicakla-kestim-0601151200

keserken-daha-fazla-aci-hissetsinler-diye-kor-bicakla-kestim-0601151200_m.jpg

İsrailli gazeteci İtai Anghel PYD militanları ile IŞİD militanlarının nasıl savaştıklarını görüntüledi

İsrailli gazetesi İtai Anghel, Suriye’nin kuzeyindeki Ayn El Arab’a (Kobani) bölgesine giderek , PYD militanları ile IŞİD militanlarının nasıl savaştıklarını ve militanlar ile yüz yüze konuşmaları görüntüledi

Bu görüşmede Anhel, her bir IŞİD militanının kaç kişiyi silahla ateş ederek, kaç kişinin kafalarını keserek öldürdüklerini sordu.

Anghel’in görüştüğü bir IŞİD militanı, kafalarını keserek öldürdükleri hakkında, "Özellikle keskin olmayan bıçak kullandım. Başlarını keserken daha fazla acı hissetsinler diye kör bıçak kullandım" dedi.

Suriye sınırında bir PYD militanı Angel’i sınırda karşıladığında "Suriye’ye hoş geldin. Yani bir zamanlar Suriye denilen yere… Biz buraya ‘Rojava’ diyoruz" dedi.

İtai Anghel, yaşanılanlar ile ilgi, "IŞİD her hareket edeni ateş edip vuruyor. Ellerinden gelen her yere yayılıyorlar ve Dünya bu durum karşısında sadece kekeliyor" şeklinde açıklama yaptı.

Bir kadın PYD militanı, "IŞİD’den korkuyor musun?" sorusu üzerine"Hayır aksine, bizden korkanlar onlardır. Biz IŞİD’in kabusuyuz. Onları bekliyorum" şeklinde cevap verdi.

İtai Anghel, "IŞİD telsiz konuşmalarından bu herifler hakkında az şey öğrenmiyoruz" dedi.

Ayrıca bir PYD militanı, "Anlayasın diye söylüyorum, buralarda dolaşan IŞİD’liler sadece Müslüman Arap değiller. İngiltere’den, Almanya’dan, Fransa’dan geliyorlar" dedi.

İşte çok çarpıcı o görüntüler:

Odatv.com

http://odatv.com/vid_video.php?id=8D56E

Binyamin Netanyahu yeniden parti liderliğine seçildi ODATV-RAFAEL SADI


http://odatv.com/n.php?n=israilde-o-secimi-kim-kazandi-0101151200israilde-o-secimi-kim-kazandi-0101151200_m.jpg

Binyamin Netanyahu yeniden parti liderliğine seçildi

İsrail siyasetinin Amiral gemisi de diyebileceğimiz LİKUD partisi Yılın son günü 31.12.2014’te seçim öncesi Parti içi Milletvekilleri aday adaylarını ve Parti liderini seçti ve yaklaşık 120 bin kadar parti üyesinin yarısından fazlasının oylarının yüzde 77’sini alan hali Hazırdaki Başbakan olan Binyamin Netanyahu yeniden Parti Lideri seçildi.

Evvelce Netanyahu tarafından Hükümetten ve görevinden azledilen Savunma Bakanı Moşe Bugy Yaalon’un yardımcılığı görevinde olan Danny Dannon Bu parti içi seçimlerde Netanyahu’nun karşısında Parti başkanlığına adaylığını koymuş ancak oyların yüzde 23 kadarını almış olan Dannon Parti Liderliğine seçilemedi.


Danny Dannon

Danny Dannon Seçilmediğini anladığında ise İsrail Televizyonlara yaptığı beyanat ile Netanyahu’ya başarılar temenni etti ve bundan sonra herkesin birlikte çalışarak Likud partisinin 17 Mart Seçimlerinde ülke menfaatleri için çalışılacağı mesajını verdi.

Vladimir Zeev Jabotinsky

Danny Dannon parti içi siyasetinde partinin ideologu ve BETAR Gençlik Hareketinin Kurucusu olan Vladimir Zeev Jabotinsky prensiplerinin koruyucusu konumunda olan bir partili. Sağda bir duruş sergilemekte gayret eden Dannon, Moşe Feiglin kadar sağda olmayıp daha ılımlı bilinmektedir.

Oyların dörtte birini almış olması ise Parti içinde oldukça güçlü bir konumda olduğuna dair bir işaret olarak yorumlanıyor.

Bu seçimlerde Parti Lideri seçilirken aynı zamanda 2015 Mart 17 genel seçimlerine katılacak olan Milletvekili adayları da tespit edilmiş oldu.

Bu sonuçlara göre ilk 25 aday adayı sırası ile şöyle:

1- Binyamin Netanyahu

2- Gilad Ardan

3- Yuli Edelstein

4- İsrael Katz

5- Miri Regev

6- Silvan Şalom

7- Moşe Bugy Yaalon

8- Zeev Elkin

9- Tsahi Hanegbi

10- Danny Dannon

11- Koruma Yeri

12- Yuval Shteinitz

13- Gila Gamliel

14- Yariv Lavin

15- Ofir Okunes

16- David Biton

17- Hayim Katz

18- Jak Levi

19- Dan Bölgesi Koruma yeri

20- Avi Dihter

21- David Amsalem

22- Miki Zuher

23- Netanyahu’nun seçebileceği bir aday Koruma yeri

24- Eyüp Kara

25- Nava Boker

LİKUD PARTİSİ HANGİ İDEOLOJİDEN GELİYOR

Likud Partisi aslında 1948 yılında Efsanevi Revizyonist Lider Menahem Begin’in 1948 yılında kurduğu HERUT partisinin 1973 yılında kurulan devamıdır. İki parti de 1923 Vladimir Zeev Jabotinsky’nin kurduğu Revisyonist Siyonist Gençlik teşkilatı olan BETAR ideolojisi temellerine dayanarak kurulan ETSEL (İrgun Tsvai Leumi –Milli Ordu Organizasyonu) isimli direniş kurumunun da siyasallaşmış devamıdır.

Etsel Organizasyonunun Amblemi

1973 yılında Herut partisi parti içi ve dışı değişik akımlar ile birleşerek LİKUD (Birleşik) ismini almıştır.

İlk Lideri Menahem Beğin 1973-1983 partiyi 10 yıl yönetti ve Partiyi eski silah arkadaşı Yitshak Şamir’e devretti. Şamir 1983-1993 yılları arasında partiyi yönetti ve 1993-1999 yılları arasında parti liderliğini Binyamin Netanyahu devraldı ve 1999 yılında Parti içi seçimlerinde Buldozer lakabı ile bilinen Ariel Şaron parti liderliğini devralarak 2005 yılına kadar idame etti ve Kadima Partisini kurarak Likud partisinden ayrıldı. Parti yönetimi 2005 yılından günümüze kadar Binyamin Netanyahu’ya devrolmuş oldu.

Netanyahu da Jabotinsky ideolojisine bağlı ve Betar Gençlik Teşkilatı prensiplerinde bir lider.

Rafael Sadi

Odatv.com

Netanyahu: “Ortaklarım bana PUTSCH yapmaya kalktı” – RAFAEL SADI 0ODATV


http://odatv.com/n.php?n=ortaklarim-bana-putsch-yapmaya-kalkti-0412141200
ortaklarim-bana-putsch-yapmaya-kalkti-0412141200_m.jpg

Netanyahu: "Ortaklarım bana PUTSCH yapmaya kalktı”

İsrail Başbakanı Netanyahu, koalisyon ortaklarının kendisini devirmeye çalıştığını söyledi "darbe"yi nasıl planladıklarını anlattı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu koalisyon ortaklığını bitirirken iki koalisyon ortağını görevlerinden almıştı. Netanyahu, özellikle İngilizce bir sözcüğün İbranice versiyonunu kullanmış ve “Bu ortaklarım bana PUTSCH yapmaya kalktılar” demişti.

Valla ne diyeyim “Bana p.ştluk ettiler” mi demek istedi anlamadım, ama“Olamaz” deyip kelimenin ne olduğunu öğrenmeye ve İbranice ne anlama geldiğini araştırmaya başladım. Sözcüğün İngilizceden İbraniceye girdiğini ve anlamının da , Sayın Erdoğan’ın defalarca kullandığı kelimeyle aynı olduğunu gördüm ve gülmeden de edemedim. PUTSCH sözcüğünün tam anlamı: BAŞARISIZ DARBE GİRİŞİMİ.

Yani İsrail Başbakanı koalisyon ortaklarını kendisini devirmeye çalışmakla suçladı ve ortakların darbeyi nasıl planladıklarını da çekinmeden izah etti.

Bu darbede İsrail ordusunun eli, ayağı ve herhangi bir paralel yapı mevcut değil.

Sadece Netanyahu’nun -hem de daha bir kaç gün önce yaptığı gibi- dinci partiler ile iş birliği ortamı oluşturduğunu söylersem ne demek istediğini anlayabiliriz.

Şayet Yeş Atid partisi 19 milletvekiliyle, Hatnua Partisi lideri Tsipi Livni de 6 milletvekiliyle dinci partileri yanlarına alabilselerdi; 19+6+11Şas = Sadece 36 milletvekili ederdi. Buna 15 milletvekili ile İş Partisi katılsaydı yine de yeterli sayı tutturulamaz ve 51’de kalınırdı. Parlamento’da hükümet olabilmenin yolu 61 sandalyeyi bulmaktan geçiyor.

Peki Netanyahu bu ortaklığı neden bozdu?

İsrail halkı karar verecek tecrübe mi gençlik mi?

Hatırlayanlar hak verecektir.

2013 seçimlerinde eski bir gazeteci ve rahmetli dinci karşıtı siyasetçi bir babanın oğlu yakışıklı televizyoncu-gazeteci olan Yair Lapid adlı genç ve dinamik insan yeni Kurduğu YEŞ ATİD (Gelecek Var) partisi önemli bir çıkış yaparak 19 milletvekili çıkardı. Yeş Atid, LİKUD partisini adeta zorladı. Merkez oyların önemli bir bölümünü aldı. Ancak gençliğin ve zafer sarhoşluğunun etkisi ile “Bundan sonraki seçimlerde başbakan benim”deyiverdi.

Netanyahu kendisine rakip arayan bir kişiliğe sahip değil, ancak meclis aritmetiği ve aslında bir zamanların genç Netanyahu’suna benzeyen bu genç insanla ortaklık yapmak zorunda kaldı ve ona en tehlikeli makamı sundu: Maliye Bakanlığı. Genelde Maliye Bakanlığı kıyma makinesi olarak bilinir ve kim bu koltuğa oturursa siyasi geleceği çok parlak olmaz.

Bu koltuğa oturmuş 2003-2005 Şaron Hükümeti Maliye Bakanı idi.

Lapid’e bu ateşten gömleği giydiren Netanyahu, Lapid’in ilerlemesine kendince bir engel koymuş oldu. Netanyahu’nun, Lapid’in çıkartmaya çalıştığı ve sosyal devlet olabilme yolunda atmaya çalıştığı adımların en önemlisi olan “ilk alınacak konutlar için SIFIR KDV yasasının çıkması”daha da kötüsü işe yarayabilecek olması endişesi Lapid’in yıldızının daha da parlamasına sebep olabileceği için Lapid’i yol yakınken kurban etmek istediğini ben şahsen düşünüyorum.

Yair Lapid’i bu akşam oldukça etkili bir konuşma ile televizyonlarda izledik ve Netanyahu’yu resmen halktan kopuk olmakla hatta her şeyden kopuk olmakla, ABD ile İsrail’in arasını açmakla, hatta muhtemel bir barış olasılığını elinin tersi ile itmekle itham etti ve “Halka söz veriyorum, kendinden başka kimseyi düşünmeyen Netanyahu bu seçimlerde ve bundan sonra başbakan olamayacak” diye de alenen meydan okudu.

Ancak dün yapılan ve başında kurt istatistikçi Bayan Mina Tsemah’ın bulunduğu Dahaf Şirketi’nin yaptığı ankete göre Yair Lapid’in partisi 19 milletvekilinden 10 milletvekiline düşmüş gibi görünüyor.

Hoş anketler daha çok değişiklikler gösterecektir. Ama görünen o ki BİBİ’nin işi bu seçimlerde o kadar kolay olamayacaktır.

Lapid zorlu bir rakip olma yolunda. Bakalım burada da ilginç tapeler çıkacak mı?

Seçim tarihi belirlendi: 17 MART 2015.

Rafael Sadi

Odatv.com

İsrail’in gelecek Genel Kurmay Başkanı, General Gadi Eizenkot olarak belirlendi odatv


http://odatv.com/n.php?n=yeni-genelkurmay-baskani-o-isim-3011141200

yeni-genelkurmay-baskani-o-isim-3011141200_m.jpg

İsrail’in gelecek Genel Kurmay Başkanı, General Gadi Eizenkot olarak belirlendi

İsrail Savunma Bakanı Moşe Bugi Yaalon’un uzun süren karar sürecinden sonra Başbakan Netanyahu kararını verdi. Gelecek Genel Kurmay Başkanı: Gadi Eizenkot.

Gelecek Genel Kurmay Başkanının kimliğini ilan etmekten kaçınılan sürecin ardından 28 Kasım 2014 Cuma günü akşamı karar alındığı öğrenildi. Cumartesi günü resmen ilan edilen karar göre gelecek Genel Kurmay Başkanı Tüm General Gadi Eizenkot olacak.

Başbakan Netanyahu, hali Hazırda görevde olan İsrail Savunma Kuvvetler Genel Kurmay Başkanı Beni Gantz’ın görev süresinin dolmasına sadece 6 hafta kalmış olması ve gelecek Genel Kurmay başkanının henüz tespit edilmemiş olması nedeniyle özellikle ordu üst kademelerince eleştirilmişti. Mevcut genel Kurmay Başkanının yerine geçecek olan Genel Kurmay Başkanı adayının yetiştirilmesi ve mevcut durumlar hakkında bilgilendirilmesi; hatta yeni görevine başlamadan önce bir dinlenme süresi geçirmesi için gekeren zamanın Başbakan tarafından bekletilerek heba edildiği, bu durumun orduya zarar verdiği iddia edilmişti.

HALEF SELEF

Bu durum Savunma Bakanı Moşe Bugy Yaalon içinde pek onurlu olmayan bir durum olarak ifade edilmekteydi. Kasım ayı başında Yaalon Genel Kurmay Başkanlığına aday Generaller, Eizenkot, Yair Nave ve Yair Golan ile görüşmüştü. Yair Golan Genel Kurmay Başkanlığı Yardımcılığına atandı. Gadi Eizenkot ise hali hazırda Genel Kurmay Başkanı Beni Gantz’ın yardımcılığı görevini sürdürüyor.

Yeni atanan Genel Kurmay Başkanının 15 Şubat’ta görevi devir alması bekleniyor. İki Generalin yan yana görevde olması ise Yeni Genelkurmay Başkanı’nın göreve hazırlanmasında oldukça kolaylık sağlayacağı da belirtiliyor.

GENEL KURMAY BAŞKANI GADİ EİZENKOT KİMDİR

İsrail Ordusunun 21. Genel Kurmay Başkanı Gadi Eizenkot’un biyografisi ise şöyle:

1960 Tiberya doğumlu. 1978 yılında İsrail Savunma Kuvvetlerine katıldı. Golani Birliği komutanı olarak görev yaptı. Hayfa Üniversitesi Devlet Yönetimi dalı doktora sahibi ve ABD Askeri Koleji mezunu olup evli ve 5 çocuk sahibidir. Herzlia da ikamet etmektedir.

1. Ürdün savaşında :51. Bölük’te genç bir subay.

2. Oslo anlaşması çerçevesinde İSK’nin Batı Şeria şehirlerinden çekilmesi Tul Karem Bölük Komutanı.

3. İSK’nin Güney Lübnan’dan çekilmesi esnasında:Başbakanlık ve Savunma Bakanı Ehud Barak Ordu sekreteri.

4. İkinci İntifada (2003-2005) Yehuda Ve Şomron Birliği Komutanı.

5. İkinci Lübnan savaşı esnasında : Genel Kurmay Başkanlığında operasyonlar bölümü başkanı.

6. Yolsuzluk suçlaması nedeniyle yargılandı ve beraat etti. Ancak Devlet ombdusmanı tarafından eleştirildi.

7. Güçlü Kaya operasyonu esnasında Genel Kurmay Başkan yardımcısıydı.

Rafael Sadi

Odatv.com

AKP’li Milletvekili bu konuşmayı paylaştı: İsrail haritadan silinmeli ODATV


http://odatv.com/n.php?n=israil-haritadan-silinmeli-2911141200

israil-haritadan-silinmeli-2911141200_m.jpg

AKP’li Milletvekili bu konuşmayı paylaştı: İsrail haritadan silinmeli

AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, Diyarbakır Ulu Cami imamı Mehmet Sait Yaz’ın, İsrail ve Yahudiler hakkında yaptığı konuşma görüntülerini kendi sosyal medya hesabından paylaştı. AKP’li vekil İçten’in paylaştığı videoda Yahudilerin "düşman" olarak ifade etmesi ve Yahudilere saldırıyı teşvik etmesi dikkat çekti.

AKP Diyarbakır Milletvekili İçten’in paylaştığı videoda Diyarbakır Ulu Cami imamı Mehmet Sait Yaz, şunları söyledi:

"Yeryüzünde Müslümanların en azgın, vahşi düşmanı Yahudilerdir. Bunu kim diyor, Allah diyor. Asla Yahudiler ve Nasrailer sen onların dinlerine tabi olmadığın sürece onlar senden razı olmazlar. Yeryüzünde bütün anlaşmaları bozan 17 tane peygamberlerini katleden Yahudiler, yıllar yılı bizim ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’yı işgal etmiş ibadete kapatmış adeta müdminlerle kıblelerin arasına duvar örmüştür."

‘BİZİM YERİMİZE ONLAR ŞEHİT OLUYOR’

Orada namaz kılan Müslümanlara ateş açıldığını ifade eden Diyarbakır Ulu Cami imamı Mehmet Sait Yaz, "Gazze İslam aleminin öncü birliklerinin yeridir. ilk mevzilerdir. Eğer Gazze düşerse Mekke de gider Kabe de gider. Bizim yerimize onlar şehit oluyor. Filistinliler bizim dinimize kurban oluyor. Onlar öncü birlikler. Ya biz. Biz uykudayız. Biz uyuyoruz" diye konuştu.

AVRUPA’YI ELEŞTİRDİ

Öldürülen Filistinli çocuklara ve kadınlara Avrupa’nın sessiz kalmasını eleştiren Mehmet Sait Yaz, "İsrail yapınca meşru ama bazı Müslüman örgüt diyelim kendilerine öyle isim takmışlar onlar yapınca terörist ve katil. Evet, biz öyle bir kitaba inanıyoruz ki biz öyle bir dine mensubuz ki Müslüman olarak asla masum insanları öldüremeyiz" dedi.

‘İSRAİL HARİTADAN SİLİNMELİ VE SİLİNECEKTİR’

Mehmet Sait Yaz, "Bende buradan ilan ediyorum diyorum ki" diyerek şu provokatif sözleri sarf etti: "Eline silah almış Müslümanların katline azmetmiş karar almış bütün Yahudiler yok edilmeli. İsrail haritadan silinmeli ve silinecektir Allah’ın izni ile. Dualarla sağlayamadığımız birliğimizi İsrail vahşetiyle sağlayacak. Ve Müslümanlar İsrail’e hücum edecek Yahudiye, Yahudi kaçacak delik arayacak."

İşte o tartışma yaratan konuşma:

Odatv.com

%d blogcu bunu beğendi: