Etiket arşivi: PARALEL DEVLET DOSYASI

PARALEL DEVLET DOSYASI : Baskını haber aldı kaçtı


Kaynak Holding’e yapılan mali operasyon öncesi Gülen Grubu’nun ‘kasası’ olduğu idda edilen Mustafa Özcan bir hafta önce Brüksel’e kaçtı. Şimdi, Özcan’a operasyonu kimin haber verdiği araştırılıyor

·

Paralel yapıya ait Kaynak Holding’e yönelik geçtiğimiz günlerde yapılan mali operasyon öncesi cemaatin ‘kasası’ olduğu iddia edilen Mustafa Özcan’ın yurt dışına kaçması, ‘Özcan’ın muhbiri kim’ sorularını akıllara getirdi. Bedrettin Dalan’ın Ergenekon Operasyonu öncesinde İstanbul MİT Bölge Başkanlığı’ndaki bir eleman tarafından uyarılarak kaçmasına benzer bir uyarının Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu’ndan mı (VDK) yoksa İstanbul Mali Şube’den mi Mustafa Özcan’a yapıldığı şüphesi oluştu.

SON ANA KADAR TÜRKİYE’DELER

Bu kapsamda geçen hafta paralel yapının para kaynağı konumunda olan Kaynak Holding’e ve bağlı 23 şirkete yönelik VDK’nca gerçekleştirilen mali operasyonda cemaatin ‘kasası’ olduğu iddia edilen Mustafa Özcan’ın da takibe alındığı belirlendi.

İKİNCİ ADAM KONUMUNDA

Özcan’ın operasyondan birkaç gün önce duyum alarak yurt dışına kaçması kafalarda soru işareti bıraktı. Özcan’ın Türkiye’de Gülen’den sonra ‘ikinci adam’ konumunda olduğuna işaret edilirken, ‘Gülen’le ‘CIA uyarılarını paylaştığı’ tapeleri ile gündeme gelmişti. Cemaatin üst düzey yöneticilerinin Başbakan Erdoğan’ın ‘inlerine kadar gireceğiz’ açıklamasına rağmen Türkiye’de kaldıkları belirlenirken, para kaynaklarına yönelik operasyonlar başlamadan önce Türkiye’yi terk etmeleri ‘muhbir kim’ sorularına yol açtı.

BÜROKRASİDEKİ YAPILARI SÜRÜYOR

Buna göre bürokrasi içinde kendilerine yakın kişilerin vasıtasıyla mı, cemaate yönelik operasyonların haberini aldıkları düşüncesinin oluştuğuna işaret eden yetkililer, ‘Çünkü geçtiğimiz Çarşamba günü cemaat adına kurduğu Kaynak Holding’e baskın yapılmasından hemen önce ortadan kaybolan Mustafa Özcan’ın cemaatin mali yapısını kontrol ettiği biliniyordu’ değerlendirmesi yapıyor.

Holdingte aramalı inceleme

Kaynak Holding’e yönelik VDK’nın baskınının içeriden ihbar üzerine savcılığın kararı ile ‘aramalı inceleme’ yapıldı. 20 saatin üzerindeki aramada şirketlerin bilgisayar ve hesaplarına el konuldu. Aramalı incelemenin rutin vergi incelemesinden farklı olduğuna işaret eden yetkililer, savcılığın rutin inceleme için iznine gerek olmadığını belirtirken, aramalı incelemede savcılık ve mahkeme kararının yer aldığını kaydediyor. Aramalı inceleme ile yapılan el koymada belgeler, mükellefin imzası ile bir tutanakla tespit edilip, torbada mühürleniyor. İnceleme elemanlarınca inceleme öncesinde de mühür tutanakla sökülerek tespit ediliyor.

Ergenekoncuları onlar kaçırmıştı

Türkiye’de yapılan dinlemelerin boyutuna bakıldığında geçmişteki Ergenekon Davası öncesi operasyonlarda yapılan dinlemeleri de gerçekleştirenin paralel yapı olduğu şüphesi var. Bu dinlemelerin casusluk amacıyla yurt dışına servis edilmesi ihtimali de ayrıca gündemde. Bu çerçevede, o tarihlerde Bedrettin Dalan ve Turan Çömez gibi, Ergenekon’un önemli adamlarının da yurt dışına kaçmalarının paralel yapı tarafından sağlandığına işaret edilirken, bugün de doğrudan kendi elemanlarının kaçışını yaptıkları dinlemelerle sağladıkları öne sürülüyor.

PARALEL DEVLET DOSYASI : Önder Aytaç ihaneti itiraf etti


17 Aralık sürecinden bugüne kadar Türkiye’yi yıkmaya ve yönetilemez bir hale getirmeye çalışan Gülen örgütünün son hainliği güvenlik toplantısını illegal bir şekilde dinleyerek internete servis etmesi oldu.

Günler önceden planlanan bu hain komplo örgütün tetikçisi Önder Aytaç tarafından yine örgütün kanalı Samanyoluhaber’de iğrenç bir şekilde anlatıldı.

Küresel güçlerin maşası haline gelen Gülen örgütü, seçimlere şaibe bulaştırmak ve yasadışı dinlemelerle elde ettikleri kayıtlarla uluslararası alanda Türkiye’nin itibarına gölge düşürmek için her türlü çabayı sarf ediyor. Örgüt sahip olduğu tüm finans ve medya kuruluşlarıyla AK Parti hükümetine ve milli iradeye haince saldırıyor, örgüt menfaatleri için ellerinden gelen bütün çirkinlikleri yapıyor.

ÖNDER AYTAÇ İHANETİ İTİRAF ETTİ!
İhanetin son örneğini de Önder Aytaç Samanyolu ekranlarında 26.03.2014 tarihinde yayınlanan Yakın Gelecek programında kendi ağzıyla itiraf etti. Örgütün kilit isimlerinden biri olan Önder Aytaç geçtiğimiz günlerde örgütün kanalı Samanyolu Haber’e konuk oldu ve önüne koyulan bir kağıttan uygulamaya koyacakları hain komployu açıkladı.

GÜLEN MEDYASI HABER DEĞİL FİTNE YAYIYOR!
Gülen örgütü ne kadar illegal ve montaj kayıtlarla ilgileri olmadığı iddia etse de yaşanan her yeni gelişme bu iddiayı çürütüyor. Paralel örgüte bağlı malum medya organları yasadışı kayıtları yayınlayarak ve yayınlayanları kamuoyu nezdinde aklamaya çalışarak kendi kendini yalanlıyor.

Suriye’deki vatan toprağımız Süleyman Şah türbesiyle ilgili güvenlik toplantısını yasadışı yollarla dinleyen vatan hainleri ses kaydını tahrif ederek internette yayınladılar.

PARALEL MEDYA GÜNLERDİR SAVAŞ PROVOKASYONU YAPIYOR!
Gülen örgütü tetikçileriyle beraber günlerdir kendi medya organlarından Türkiye’nin Suriye’ye karşı savaş açacağı yönünde haberler yayınlıyordu. Kamuoyunda üzerinde Suriye ile savaş çıkacağı ile ilgili bir algı yaratmaya çalışan paralel örgüt, illegal yasadışı yollarla dinledikleri güvenlik toplantısını tahrif ederek internette yayınladılar.

Paralel örgütün önemli isimlerinden biri olan Önder Aytaç, Samanyolu Haber’e çıkarak yaptıkları ihaneti itiraf etti. Önder Aytaç’ın Samanyolu Haber’de yayınlanan 26.03.2014 tarihli Yakın Gelecek programında önüne koyulan Suriye ve savaş konulu bir kağıdı okuması akıllarda ciddi soru işaretleri bıraktı.

PARALEL YAPININ SURİYE KUMPASI
Önder Aytaç’ın Samanyolu Haber’deki bu sözlerinden bir gün sonra Ahmet Davutoğlu’nun başkanlık ettiği Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi ile ilgili bir güvenlik toplantısının internete sızdırılması, paralel örgütün AK Parti’ye kumpas kurduğunu ve günler öncesinden bunun planlarını yaptığını ortaya çıkardı.

İşte Önder Aytaç’ın Samanyolu Haber’de önüne koyulan kağıttan hain komployu itiraf ettiği o anlar.

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

PARALEL DEVLET DOSYASI : İşte paralel kopyanın belgesi


Gülen grubuna bağlı bir okulda çalışan öğretmen Mevlüt Karabakla 2 yıl önce memur olmak için girdiği KPSS’de, cevapların yazılı olduğu kopyalarla yakalandı. Ancak soruşturma, paralel yapı mensuplarınca sonuçsuz bırakıldı.

Fethullah Gülen cemaatine ait dershanelerde öğretmenlik yapan Mevlüt Karabakla, 2012 yılında Kamu Personel Seçme Sınavı’nda (KPSS), sınav cevap anahtarı bulunan kopya kâğıtlarıyla birlikte yakalandı. Suçüstü yakalanmasına rağmen, Karabakla hakkında yürütülen soruşturma paralel yapı mensuplarınca sümen altı edildi. Gülen cemaati müritlerinin, devlet kademesinde görev alabilmesi için KPSS’de yaptığı yolsuzluklar tek tek ortaya çıkıyor. 2012’de 931 bin 307 aday, devlet memuru olabilmek için KPSS’ye girdi. Cumhuriyet Üniversitesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümü mezunu olan ve Gülen cemaatine ait olan Atlantik Eğitim adlı dershanede çalışan Mevlüt Karabakla da 7 Temmuz 2012’da KPSS’ye girdi.

Ankara Balgat Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’ndeki sınıfta sınava giren Karabakla, içinde sınav cevap anahtarı bulunan küçük kopya kağıtlarıyla yakalandı. Görevliler, Karabakla’nın kopya kağıtlarına el konulup durumu bir tutanakla tespit etti. Karabakla, polis tarafından gözaltına alındı. Fakat hakkında yürütülen soruşturmadan ise hiçbir sonuç çıkmadı. Mevlüt Karabakla’nın üzerinden çıkan kopya kâğıtlarında, sorular ve cevapları işaret eden yazıların olduğu belirlendi. Kopya kâğıtlarında, "Erzurum-İst. işgal", "Malabadi-Artuklular", "88. Madde-I, II, III" gibi kelime grupları yer aldı. Bu yanıtlar sorularla karşılaştırıldığında hepsinin doğru şıkkı gösterdiği ortaya çıktı. Aynı şekilde Genel Yetenek Testi’nde de uzun paragraf sorularını ve cevaplarını belirten notların da doğru olduğu belirlendi.

Gülen cemaati, fırsat eşitliği ilkesini yok sayarak organize bir şekilde kendi üyelerine sınavda avantaj sağladı. Sınavlardan yaklaşık 2 hafta önce cemaat evlerinde soruların cevaplarını ezberleyen cemaat üyelerinden bazıları da soruların cevaplarını şifreli biçimde aldı. Cemaat üyeleri, bu sayede devletin çeşitli kademelerinde görev alıyordu. CHP’nin 22 Mart 2011’de yapılan grup toplantısında ise Kemal Kılıçdaroğlu, Gülen cemaati mensubu Mustafa Asil’in ismini vererek 2010 yılı KPSS’de kopya eyleminde yer aldığını söylemişti. CHP Milletvekili Nur Serter, 2010 yılı KPSS ile ilgili olarak Mustafa Asil hakkında iki sorgu önergesi vermişti. ÖSYM Araştırma Geliştirme Değerlendirme Müdürlüğü’nde test araştırma biriminde çalışan ve sorulara erişim yetkisi olan cemaat mensubu Mustafa Asil’in görevini kötüye kullanarak daha önceden gördüğü KPSS sorularını Gülen cemaatine bağlı okullara servis ettiği ve cemaat mensuplarına haksız avantaj sağladığı öne sürüldü. Soruşturma dışında tutulmak için Kanada’ya kaçtığı öne sürülen Asil, Türkiye’ye döndüğünde adli makamlara ifade verdi. Asil, daha sonra Yeni Zelanda’ya gitti.

120 net yaptılar ama ikinci defa girmediler

279 bin 889 kişinin girdiği 2010 KPSS Eğitim Bilimleri sınavında çıkan 120 sorudan 100 net ve üzeri çıkarmayı başararak yüzde 1’lik dilime giren 3 bin 227 adaydan 324 adayın evli çift olduğu belirlendi. Sınavdaki usulsüzlüklerin ortaya çıkması üzerine iptal edilen sınavın tekrarına ise 3 bin 227 adaydan 1175’i girmedi. İlk sınavda 120 net yapan 350 adaydan 148’i tekrar sınava girmedi. 120 net yapan adayların dörtte birinin cemaate bağlı okullarda çalıştığı iddia edildi. 3 bin 227 adaydan 250’si adres olarak cemaat okulları ve dershanelerini gösterdi. Bu kişilerin 25’i ise evli çiftlerdi. 2010 yılı KPSS’ye Ankara’dan giren cemaat okulları ve dershaneleriyle bağlantısı olan 57 kişi tespit edildi. Bu 57 kişiden 8’i evli çiftlerden oluştu. 2010 KPSS soruşturmasını paralel yapıya yakın olduğu belirtilen savcı Ş.S. yürüttü. Savcının, 3 bin 227 aday arasındaki ilişkiyi araştırmak yerine soruşturmayı sürüncemeye götürerek sonuçsuz bıraktığı iddia edildi.

PARALEL DEVLET DOSYASI : Cemaate “kara para” sorgusu


Cemaate yakın Kaynak Holding’de kara para soruşturması sürüyor. İnceleme sahte fatura ve faaliyet dışı nakit transferi yapıldığı ihbarı üzerine başladı.

Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Kaynak Holding’e önceki gün Maliye ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) baskın yaptı. Mahkeme kararıyla holdingin merkezinde yapılan aramada şirketteki bilgisayarlara el konulduğu öğrenildi. Soruşturma, bir şirket çalışanının gönderdiği ihbar mektubuyla başladı. Holdingin sahte fatura kestiği ve bağlı şirketlerden ticari faaliyet dışı para transferleri yaptığı iddia ediliyor.

Soruşturma kapsamında holdingin tüm hesapları araştırılıyor. Müfettişlerin özellikle kaynağı ticari faaliyetle izah edilemeyecek para hareketleri üzerinde duracağı öğrenildi. Bu kapsamda holdinge bağlı şirketlerden "ticari faaliyet dışı para transferleri"nin mercek altına alındığı belirtildi. Vergi müfettişlerinin üzerinde durduğu ikinci konu ise sahte fatura. Yani kapsamında sahte fatura kesildiği ve bu şekilde cemaate ait paraların Kaynak Holding aracılığıyla aklandığı iddia ediliyor. Alınan bilgilere göre aramalar sırasında mahkeme kararıyla, delil karartmaya yönelik risklere karşın, bilgi ve belgeler kayıt altına alınıyor. Görevli elemanlar tarafından mühürlü zarflar açılarak delil karartma olup olmadığına bakılıyor.

PARALEL DEVLET DOSYASI /// VİDEO : Fetullah Gülen’in ‘petrol’lü ses kaydı internete düştü


Gülen örgütü lideri Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı daha internette yayınlandı. Gülen, örgütün medya sorulusu Hidayet Karaca ile yaptığı görüşmede "petrol dışkırdığını" duyunca Akın İpek’in dua talebini bile unutuyor…

Gülen örgütünün medya sorulusu Hidayet Karaca ve Fetullah Gülen arasında geçen telefon görüşmesi video paylaşım sitesi Youtube‘da yayınlandı.

Sözde Pensilvanya’da inzivaya çekilmiş olan Fetullah Gülen, Hidayet Karaca’dan Akın İpek’in petrol kuyusu hakkında bilgi alıyor. Cemaat önderi gibi değil bir şirketin CEO‘su gibi her konu hakkında bilgi alan ve talimatlar veren Gülen, İpek’in petrol kuyusuyla ilgili bir sorun olup olmadığıyla ilgili detayları öğreniyor. Fethullah Gülen’in bir gülüşüne tüm mal varlığımı feda edeceğini söyleyen örgütün finansörü Akın İpek‘in petrol kuyusu ile ilgili Gülen, herhangi bir sorun olup olmadığını öğreniyor ve işin torpil kısmını soruyor

CEMAAT LİDERİ DEĞİL ÖRGÜT CEO’SU

Fetullah Gülen’in daha önce de skandal ses kayıtları internette yayınlanmıştı. Gülen. Pensilvanya‘daki malikanesinden örgütün tüm işlerini yürüttüğü, birçok ünlü iş adamıyla yakın temasta olduğu ve ülke içerisinde paralel yapılanmayı bizzat kendisinin takip ettiği de görülmüştü. Uganda’daki petrol rafinerisi ihalesinden Türkiye’deki siyaseti dizayn etmeye kadar her işle bizzat ilgilenen Fetullah Gülen’in gerçek yüzü o telefon görüşmesinde ortaya çıkmıştı.

‘HOCAM FIŞKIRMIŞ ELHAMDÜLİLLAH!’

İşte o skandal ses kaydının dökümü:

Fetullah Gülen: Efendim
Hidayet Karaca: Efendim öncelikle bir emriniz var mıydı?
Fetullah Gülen: Sağol teşekkür ederim
H.K: Bizim Akın beyin çok selam ve hürmetleri var efendim ellerinizden öpüyor. Batman’da petrol bulmuşlar hem de seviyeli bir şey çıkmış orda elhamdurillah. Dualarınızı istirham ediyor efendim
Fetullah Gülen: Yukarıdaki adamlara takılma ihtimali var mı?
H.K: Herhalde iznini almışki efendim arama yapmışlar çünkü izni olmasa arama yapamazlardı. Bir de şöyle bir şey söyledi çok mutluydu fışkırmış elhamdurillah
Fetullah Gülen: Çok iyi Allah önünü açsın. Öbürleri önünü kesmek istiyor her yönüyle Allah önünü açsın
H.K: Başüstüne efendim
Fetullah Gülen: Tebriklerimi iletin kendisine

VİDEO LİNK :

PARALEL DEVLET DOSYASI /// YANDAŞ YENİ AKİT GAZETESİ : Bir Yazıcıoğlu daha kazada(!) ölmüş tü..


Hizmet ehli dindar kardeşlerimiz, “Tivitıra özgürlük” dedikçe..

“Demokratik kurallarda geriye gidiyoruz” dedikçe..

“Basın özgürlüğü engelleniyor” dedikçe.

“Basına müdahaleler arttı” dedikçe..

İçim cız ediyor.

Önümde dava dosyaları..

Hepsinde şikayetçi Fetullah Gülen..

Davacı Fetullah Gülen..

Davalı Akit gazetesi yazarları.

Sanık Akit gazetesi yazarları.

Suç ne?

“Basın yoluyla” diye başlayan ifadeler eşliğinde, bazı nitelemeler.

Kimisinde 40 bin TL tazminat isteniyor.

Kimisinde 50 bin..

Cezalandırma dilekçelerinde ise..

Asgarisi 8 aydan başlıyor..

Kendilerince, “Ceza Kanunu’nun şu maddesine de aykırılık var. Bu maddesine de aykırılık var” denilerek, tek yazı için üç-dört suç icat edip, 10 yıl hapis yatmamız istenen dilekçeler var.

Hapise girmek üzere olan biziz..

Şikayetçi olan, bizi cezaevine sokturacak olanlar onlar.

Ama “Özgürlük kısıtlanıyor” diyenler yine onlar..

Ben bu işten bir şey anlamadım.

Anlayan hizmet ehli varsa, beri gelsin.

Yazarlarımız için istenen hapis cezalarını yatmak, hemen hemen hiçbirisi için mümkün değil.

Ömürleri vefa etmez..

30 yıl.. 40 yıl..

O kadar yaşayacak mıyız biz?

Çoğumuz 50’yi devirmişiz.

Bir saniye sonrasına bile elimizde senet yok ama..

Olsa olsa.. Daha kaç yıl yaşayacağız ki, bir de 30-40 yıl hapiste yatalım..

Hizmet ehli kardeşlerimize duyuralım..

“O kadar uğraştık.. Hocamızın dediği gibi, hakim tuttuk, avukat tuttuk.. Adamları cezalandırttık.. Ama cezalarını tümüyle yatmadan, ölüp gittiler” diye dertlenmesinler, sonra..

Merak ettim..

Fetullah Gülen adına şikayetlerin büyük çoğunluğuna imza atan avukat kim diye..

Nurullah Albayrak imiş..

Oysa ben, Orhan Erdemli kardeşimizi bilirdim, 1990’lı yıllardan bu yana, Fetullah Gülen’i fedakarane savunan avukat olarak..

Orhan kardeşimiz de şikayetçi olmuş ama..

Yüzde 98’i, Nurullah Albayrak imzalı..

Merak ettim, kim Nurullah Albayrak diye..

Hizmetin emniyetteki en rütbeli polis müdürü olan Ramazan Akyürek’in avukatı imiş.

İstihbaratçı Ramazan Akyürek’in..

Olabilir..

Ama Google amcaya biraz daha dalınca..

Türkiye’nin en büyük yolsuzluklarından “Neşter” olayında bazı sanıkların da avukatı olduğunu görünce..

Şaştım kaldım.

Yolsuzluk iddiaları üzerinden dindar siyasetçilere demediğini bırakmayan Fetullah Bey, bula bula, yolsuzluk sanıklarının avukatını mı bulmuş, kendisine..

Hayret ettim..

“Kim buldu bu avukatı, Fetullah Bey’e acaba” dedim..

Ve cevap beklemeye başladım.

Bu arada, bir de ne göreyim..

Nurullah avukatımız, kendisi de bir ara, o dava ile irtibatlı bir davada sanık olmuş..

Vekalet görevini yürütürken..

Bazı belgelerin, adli emanetten gizli şekilde alınması operasyonunda, sanık konumuna düşmüş..

Gülen’in avukatı..

Yolsuzluk sanığının avukatı..

Aynı zamanda, kendisi de, menfaat teklif ederek, belge temin etmekten sanık!

Pensilvanya’dan, buraları belki iyi bilmiyordur, Fetullah Bey..

Ben hatırlatmış olayım..

Aman dikkat..

Aman..

Kimbilir belki de..

Neşter operasyonunda..

Bir şekilde kendisi de sanık konumuna düşüp..

Sanıkların birçoğunun şaibeli bir şekilde cezadan kurtulması, az bir cezaya çarptırılması operasyonlarındaki başarı..

Gülen’in avukat seçiminde etkili olmuştur..

Mu acaba?

Biraz daha araştırınca..

Nurullah Bey’in..

Eğer isim benzerliği yok ise, bir başka önemli davada daha avukatlık yaptığına öğrendim.

Rahmetli Recep Yazıcıoğlu’nun ölümüne sebep olan kazadaki şoförün de avukatı, Nurullah Bey imiş.

Hayretim daha da arttı.

Tam da, Muhsin Yazıcıoğlu’nun derin bir kaza sonucunda vefatı ile ilgili tartışmalar yaşanırken..

Dürüstlükte, vatanperverlikte timsal konumundaki bir başka Yazıcıoğlu (Neseben kardeş değillerdi ama, manevi özellikleri açısından kardeş gibilerdi) şaibeli bir kazada, yanındaki kişi ile birlikte vefat ediyor.

Direksiyondaki kişi taksirle adam öldürmekten yargılanıyor.

Ve o şoförü de, Gülen’in şimdiki avukatı savunuyor..

Şaşırdım..

İnşallah, şaşkınlığım bununla kalır..

PARALEL DEVLET DOSYASI /// MELİKE AL : Paralel Devlet ve KCK Davaları


“Erdoğan darbeci, Cemaat mağdur, Ergenekoncular hain, muhalefet kahraman” Öyle bir kirlilik, , yalan dolan, ilkesizlik, hukuksuzluk âleminde çırpınıyoruz ki, kafaların karışmaması, ilkeli duruşların korunması çok zor.

İster Ergenekon-Balyoz ve aynı süreçte açılan diğer davalar, ister KCK davaları olsun, bu yargılamalar ağır hukuksuzluklara sahne oldu ve çok kişiyi ağır mağduriyetlere uğrattı. Yargıda – poliste yuvalanmış Cemaatçi unsurların bu davaların açılması ve yürütülmesindeki başat rolü herkesin mâlumu. Amaç; bir yandan ordudaki, bürokrasideki darbeci vesayetçi kadroları tasfiye etmek, öte yandan KCK üzerinden binlerce kürt siyasetçisini, aktivistini tutuklayarak Kürt siyasal hareketini veriyordu. KCK tutuklamaları başladığında, “paralel devlet” nitelemesini de kullanarak KCK davalarının arkasında duran yine Erdoğan ve partisiydi.

Gün geldi, devran değişti. AKP’nin, özellikle de Erdoğan’ın, mutlak iktidara giden yolda Cemaat’in desteğine ihtiyacı kalmadı. Üstelik koalisyon ortağı fazla güçlenmiş, tehlikeli hale gelmeye başlamıştı. Önce 7 Şubat MİT krizinde ve nihayet 17 Aralık’taki “manidar” operasyonlarda biraz da hesapsızca erken ötüp dişini gösterince kıyamet koptu.

Bugüne kadar omuz omuza birlikte attıkları oklar kendi yumuşak karnını hedef alınca can havliyle Cemaat’e karşı saldırıya geçen AKP’ye yakınlaşmalarına; düşmanı bitirecek gücün yanında konuşlanmalarına yol açıyor. Bu yüzden, Erdoğan’la Öcalan’ın aynı dili kullandıklarını duyup şaşırıyoruz. Bu yüzden Ergenekon-Balyoz, vb. davaları sanıklarının/ mağdurlarının AKP’ye yönelen yolsuzluk iddialarını görmezden duymazdan geldiklerine, son derece tehlikeli antidemokratik adımların altını kalınca çizmediklerine tanık oluyoruz. Düşmanın düşmanı ile bir çeşit örtülü ittifak kuruluyor.

İnsan hafızası unutkanlıkla malûldür. On-on beş yıl önce Türkiye’de olup bitenleri çoğumuzun unuttuğunu düşünüyorum. Faili meçhulleri, ordu mensuplarıyla bağlantılı derin çetelerin izlerinin ayan beyan olduğu suikastleri, Kürtlere yönelik şiddeti, JİTEM’i, itiraz eden subayların yok edilişini, şehir şehir, kurum kurum dolaşıp “Parola vatan, işareti bayrak” rumuzlu konferanslar veren emekli ama görevli paşaları, özellikle Mersin-Trabzon hattında yoğunlaşan provokatif eylemleri, cinayetleri, “Genç subaylar rahatsız” manşetlerini, cenazelerde, mitinglerde yükselen “Ordu göreve!” sloganlarını, Batı Çalışma Grubu fişlemelerini, Yargıtay cinayeti ve benzerlerini, gözü kulağı biraz açık olanlara hiç yabancı olmayan, kimisi pervasızca yanımızda konuşulan darbe planlarını, isim isim sayılan cuntaları, komutanların ve komutanlara yakın medya mensuplarının darbe günlüklerini, vb. çabuk unuttuk.

Ancak; 28 Şubat’la başlayan, AKP iktidara gelince yoğunlaşan seçilmiş iktidarı askeri müdahale ile devirme hazırlıkları/ planları kafayı darbelere takmış hasta muhaleyemizin kurguları değil, gerçekti.

Davaların hukuk ihlalleriyle sürüp adaletsiz kararlarla bitmesi; kof iddianameler, tartışmalı deliller, düzmece şahitlerle amacından sapıp intikam ve tasfiye hareketine dönüşmesi, davaların haklı demokratik özünü kararttı. Bugün vardığımız noktada, suçtan elini yıkamak için bu davaların Cemaat’in orduya kurduğu kumpas olduğunu yeni keşfedip (!) ilan eden AKP’nin ve kalemşörlerinin katkılarıyla; darbe planlayanları, demokrasiye müdahale teşebbüsünde bulunanları, daha da ötesi bu amaçla cinayetlere varan provokasyonlara başvuranları, gerçek Ergenekoncu-ulusalcı odakların da el birliği ile neredeyse aklama yolundayız. Yarın karşımıza mağdur kahramanlar olarak çıkarlarsa şaşmamak gerek.

Erdoğan’ın, AKP kadrolarının ve yanlarında mevzilenenlerin kendilerine yönelen bir darbeyle karşı karşıya bulundukları iddiası önemli. Ancak durumu duygularımızın, yandaşlıklarımızın, daha da önemlisi siyasal kâr ve çıkar hesaplarının esiri olmadan değerlendirebilirsek, bu tesbitin tam da doğru olmadığını görebiliriz. Son bir yıldır Hükümet’e ve Başbakan’a yönelen, Gezi olayları sürecinde belirginleşip 17 Aralık yoluzluk operasyonları sonrasında boyut değiştiren iç ve dış güvensizlik, yükselen eleştiri dozu, “bunlarla da olmuyor” duygusu bizzat Başbakan ve AKP hükümetinin son iki yıldır belirginleşen antidemokratik, müdahaleci, otoriter gidişatıyla, kriz yönetiminde mutlak başarısızığı ve tek adam yönetiminin doğurduğu kuşkularla ilgili. İçerde ve dışarda bu hükümetin değişmesini isteyen, hayal eden, plan yapanlar vardır mutlaka. Rahatı bozulan, tekerine taş konan Cemaat’in, memnuniyetsizlere de güvenerek, hatta belki bazı odaklardan el alarak AKP’ye karşı bir güç gösterisine girişmesi de siyasetin doğası hesaplandığında beklenmeyecek bir şey değil.

AKP iktidarının, girdiği çıkmaz yolu komplo, ihanet, paralel devlet algısıyla meşrulaştırmasına kapılıp; ister demokrasiyi savunma has niyetiyle, ister düşmanımın düşmanı dostumdur zihniyetiyle iktidarla aynı dili benimseyip aynı safta yer almak, gelecekte yeni hayıflanmalara, kullanılmış olma pişmanlıklarına yol açabilir. Ben kendi hesabıma, bu toz duman ortasında, tek güvenilir çıpanın o taraf, bu taraf değil, hukuk devleti, meşruiyet, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük olduğunu düşünüp, bu çıpaya tutunmaya çalışıyorum.

%d blogcu bunu beğendi: