Etiket arşivi: PARALEL DEVLET DOSYASI

PARALEL DEVLET DOSYASI : Fuat AVNİ KİMDİR ? PARALEL yapı kimdir ? FUAT AVNİ YAKALANDI MI ?


Paralel yapıya yönelik operasyonlar devam ediyor. Bu sabah yapılan operasyonlarda 33 kişi tutuklandı. Twitter’ın fenomeni olan Fuat Avni yakalandı mı? Fuat Avni kimdir? Paralel yapı nedir? Tutuklanan polisler kimler. Peki Fuat Avni neden tutuklanmadı. Fuat Avni nerelidir?

Paralel yapıya yönelik operasyonlar devam ediyor. Bu sabah yapılan operasyonlarda 33 kişi tutuklandı. Twitter’ın fenomeni olan Fuat Avni yakalandı mı? Fuat Avni kimdir? Paralel yapı nedir? Tutuklanan polisler kimler. Peki Fuat Avni neden tutuklanmadı. Fuat Avni nerelidir?

İstanbul’da Sabah saatlerinde polislere yönelik operasyon düzenlendi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü önünde toplanan ekipler, saat 06.30′da belirlenen adreslere çıkış yaptı.

Operasyon düzenlenen adreslerden biri de Seyrantepe’deki polis lojmanları oldu. Ekipler, buradaki adrese 2 araçla geldi. Bu arada Haseki eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de çevik kuvvet ekiplerinin önlem alındığı belirtildi.

LİSTEDE 33 KİŞİ VAR

13 ilde eşzamanlı olarak yürütülen operasyonlarda gözaltı listesinde 33 kişinin olduğu öğrenildi. İstanbul’da Gözaltına alınan bir kişi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildi. Şüpheli hastaneye girişte, “Gecemi gündüzüme kattım, çalıştım sonuç bu” dedi.

31 KİŞİ TUTUKLANMIŞTI

Emniyet’te “paralel yapı” iddiasıyla 22 Temmuz’da başlatılan operasyonda gözaltına alınan 115 polisten 31′i tutuklamıştı. Casusluk suçlamasıyla tutuklananlar arasında eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün de vardı.

Hükümete ve Başbakan Erdoğan’la ilgili yaptığı analizlerle Twitter’da fenomen olan @fuatavni hakkında MİT’ten ilginç bir iddia geldi. MİT’e göre, @fuatavni Emre Uslu . İddiayı haberleştiren ise havuz medyası. Sabah Gazetesi’nde yer alan habere göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) savcılığa Fuatavni mahlası ile gerek sosyal medyada gerekse de bazı internet sitelerinde boy gösteren kişinin Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu olduğunu bildirdiği iddia edildi. Bu iddialar üzerine Emre Uslu kendi sitesinde bir yazı kaleme alırken bir açıklama da Fuat Avni ‘den geldi. TÜBİTAK’ın ses kayıtları için çok tartışılan he-ce-me-le açıklamasına gönderme yapan Fuat Avni, “Fu-at Av-ni: 8 hece, Em-re Us-lu 8 hece bu ciddi araştırma sonucunda Fuat Avni’nin Emre Uslu olduğunu tespit ettik. Milli İstihbarat Teşkilatı.” diyerek haberleri ti’ye aldı. Hiçbir belgeye dayandırılmayan haberlerde sadece kuruma yönelik yazdığı yazılara vurgu yapılması gözlerden kaçmadı. Ayrıca hükümetin de Fuat Avni konusunda sessizliği dikkat çekiyor.

“FUAT AVNİ BENMİŞİM, YANİ EMRE USLU. GÜLDÜM…”

Emre Uslu kendi blogundan yazdığı yazıda: ‘Eğer haber doğruysa Fuat Avni benmişim, yani Emre Uslu. Güldüm, çünkü iddia gerçekten gülünç. Bu iddia Yeni Şafak’ın Geziciler İstanbul’un suyunu tüketecek diye yazdığı, musluk lobisi haberinden bile daha komik. Bu iddiayı Havuz’un gazetecileri yazıyordu onları ciddiye almıyordum. Onları beyinsiz piyon liginde gördüğümden hiç ciddiye bile almadım. Ama bu salakça iddiayı vergilerimizle beslediğimiz, ülkeyi korusun diye kurulmuş bir istihbarat teşkilatı dile getiriyorsa bu gülünç iddiaya sadece gülünür…’ ifadelerini kullanarak havuz meydasıyla dalga geçti.

“FUAT AVNİ’Yİ BULAMADIK EMRE USLU VERSEK OLUR MU ABİ”

“Fuat Avni’nin kim olduğunu bile bulamayan, bir istihbarat teşkilatı, muhtemelen Fuat Avni’yi tespit edemediği için, Erdoğan ve kamuoyuna bir şeyler söyleme gereği hissettiği için, ismimi ortaya atmış olmalı” diyen Uslu, durumu tek cümleyle özetledi: ‘Fuat Avni’yi bulamadık Emre Uslu versek olur mu abi’ durumu..

Daha önce de @fuatavni yazdığı bir kaç kelimenin yazış biçimi ile Emre Uslu olduğu iddia edilmiş daha sonra o kelimeleri aynı şekilde yazan onlarca isim çıkmış ve iddia çürütülmüştü.

İşte Emre Uslu’nun ilgili yazısı…

Fuat Avni benmişim…

Havuz Takvimi MİT’in sonunda Fuat Avni’yi bulduğunu yazmış. Havuzcularda yalan bol. Bu yüzden habere temkinle yaklaşıyorum. Eğer haber doğruysa Fuat Avni benmişim, yani Emre Uslu.

Haberi okuyunca hem güldüm hem üzüldüm.

Güldüm, çünkü iddia gerçekten gülünç. Bu iddia Yeni Şafak’ın Geziciler İstanbul’un suyunu tüketecek diye yazdığı, musluk lobisi haberinden bile daha komik. Bu iddiayı Havuz’un gazetecileri yazıyordu onları ciddiye almıyordum. Onları beyinsiz piyon liginde gördüğümden hiç ciddiye bile almadım. Ama bu salakça iddiayı vergilerimizle beslediğimiz, ülkeyi korusun diye kurulmuş bir istihbarat teşkilatı dile getiriyorsa bu gülünç iddiaya sadece gülünür…

Fuat Avni’nin ben olduğum iddiasına üzüldüm çünkü bunu dile getiren kurum MİT ülkenin hem güvenlik siyasetini belirleyen, hem dış politikasında etkin olan, hem de son dönemdeki cadı avının arkasındaki kurum olarak görülüyor. Bu teşkilatın başındaki kişi bu ülkenin Başbakanı’nın sır küpü. Böylesine önemli bir teşkilatın böylesine, delilsiz ispatsız, saçma sapan, nerden baksan tutarsız nerden baksan aptalca bir iddiayı gerçekten ileri sürdüyse bu ülkenin güvenliğinden ciddi derecede endişe edebilirsiniz…

Fuat Avni’nin kim olduğunu bile bulamayan, bir istihbarat teşkilatı, muhtemelen Fuat Avni’yi tespit edemediği için, Erdoğan ve kamuoyuna bir şeyler söyleme gereği hissettiği için, ismimi ortaya atmış olmalı. ‘Fuat Avni’yi bulamadık Emre Uslu versek olur mu abi’ durumu..

Ülkenin en önemli istihbarat teşkilatının beceriksizliğinden dolayı gerçek Fuat Avni’yi bulamadığı için, beceriksizliğini gizlemek için bir gazeteciyi suçlaması sadece üzücü değil içler acısı bir durum…

Bu durum bana, o meşhur MİT fıkrasını hatırlattı. Hani ajanlar goril bulmak için ormana gitmiş, tüm dünyanın istihbarat ajanları birer goril bulup getirdiği halde MİT’ten ses yok. Sonra ajanlar hep beraber MİT’i aramaya başlamış. Ormanda rastladıkları manzara şu: MİT ajanları gırtlağına sarıldığı bir file ‘gorilim de lan’ diye işkence yapıyor…

MİT Fuat Avni’yi bulamamış Emre Uslu’nun boğazına sarılıp Fuat Avni’yim de diye işkence yapacaksa boşuna uğraşmasın. Ben benim, Emre Uslu, tek ve hür. Sadece kendi adımla yazarım. Maskeleri indirmeye çalışırken maskelerin arkasına sığınma alçaklığını kabul edemem.

Bir tarafta Fuat Avni’nin kim olduğunu bulamadığı için bir gazeteciyi suçlamaya kalkan bir MİT diğer tarafta ülkenin karşılaştığı devasa sorunları çözmesi beklenen bir MİT teşkilatı.

Düşünün ki Fuat Avni’nin kim olduğunu bulamayan MİT Suriye’de bir savaş yürütüyor.

IŞİD’e kaptırdığımız konsolosumuz, polislerimiz ve diplomatlarımızı kurtarmaya çalışıyor…

PKK ile çözüm süreci yürütüp, Öcalan’la aşık atmaya kalkıyor…

Dünya istihbarat liginde ben de varım iddiasında ama ülkesindeki bir twitter hesabının sahibini bile bulamıyor…

Dahası paralel yapı iddiasıyla ülke hallaç pamuğu gibi atılmış, bu sarsıntıda, başat rol oynayıp operasyon bilgilerini verdiği düşünülen MİT Fuat Avni gibi bir hesabı tespit edemiyor…

Bu yakıcı sorunlarla başa çıkmasını beklediğimiz MİT’in kalkıp Fuat Avni Emre Uslu’dur diye mahkemeye başvurması tam anlamıyla gülünç, acınası, ve ülke güvenliği ilin alarm veren bir bir durum..

Eğer bizim devletimiz bu saçma sapan iddiayla mahkemeleri meşgul eden MİT’in bilgisiyle hareket ediyorsa, Suriye’de içine düştüğümüz batağa, Irak’ta elçilerimizin rehin alınmasına, Güneydoğu’nun PKK’nın kontrolüne girmesine, uçaklarımızın düşürülmesine, Mısır’da elçimizin sürülmesine, Gezi’den, yol kesmelere yaşadığımız kaoslara şükretmemiz lazım..

Allah muhafaza düşmanımız Türkiye’nin bir twitter hesabını bile tespit edemeyen, tespit edemediği için bir gazetecinin boğazına sarılıp ‘Fuat Avni benim’ dedirtmeye çalışan, gazeteciye iftira atatan bir istihbarat teşkilatının olduğunu, öğrenirse ülkemizi işgal ederler de haberimiz bile olmaz…

PARALEL DEVLET DOSYASI : ‘Paralel’ zirvede gizli buluşma !


‘Parelel devlet’ soruşturmasını yürüten savcılar, MİT ve Emniyet yetkilileriyle Ankara Adliyesi’nde bir araya geldi. Kritik zirvede bilgiler masaya yatırıldı, harekat planı çizildi

17 ve 25 Aralık operasyonlarının ardından başlatılan “paralel devlet” soruşturmaları sürerken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda çok kritik bir toplantının gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Gizli toplantıya, paralel devlet iddialarını soruşturan başsavcı vekilleri, savcılar, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat, Terörle Mücadele ve KOM Daireleri yetkilileri katıldı. Toplantıda, önümüzdeki günlerde operasyona dönüştürülmesi beklenen soruşturmanın yol haritasının oluşturulduğu öğrenildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda, Başbakan Erdoğan’ın ofisinde ve makam odasında bulunan böcek, 17 ve 25 Aralık operasyonları sürecinde twitter ve youtube’a yüklenen ses kayıtları, TİB’in çatısına konulan çanak antenle uydu üzerinden kişisel verilerin ele geçirilerek yurtdışına casusluk yapıldığı, emniyet ve yargı içinde, “paralel devlet” iddialarıyla başlatılan bu soruşturmalar sürüyor.

Operasyona dönüşebilir

Başbakan Erdoğan’ın, ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’in iadesinin isteneceğini açıklamasının ardından Gülen hakkında, “örgüt kurmak ve hükümete karşı suç işlemek” iddiasıyla soruşturma başlatıldığı açığa çıkmıştı. Gülen soruşturması Anayasal Düzene Karşı Suçlar Bürosu’nca yürütülüyor.

Bu soruşturmalar sürerken, geçtiğimiz günlerde Ankara Adliyesi’nde gizli bir toplantı gerçekleşti.

Toplantıya başsavcıvekilleri, savcılar ile MİT ve Emniyet İstihbarat, Terörle Mücadele ve KOM Daireleri’nde çalışan yetkililer katıldı. Her birim paralel devlet iddiaları çerçevesinde kendi alanında çalışmalar yürütüyor. MİT ve Emniyet İstihbarat Dairesi , “yurtdışına casusluk yapıldığı” yönündeki iddiaları araştırıyor.. Terörle Mücadele Dairesi “silahsız terör örgütü kurulduğu” iddialarını mercek altına aldı.. KOM Dairesi ise paralel devlet iddialarının, “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak” bölümüyle ilgili faaliyet yürütüyor.

Birimler toplantıda, elde ettikleri bilgi ve belgeleri masaya yatırdı, karşılıklı görüş alışverişinde bulundu. Olası hatalara karşı kendi sorumluluk alanları dışında elde ettikleri verileri karşılaştırdı. Ayrıca bilgi vermek isteyen kişilerin ifadelerine de başvuruldu. Bu birimlerle ilişkiye geçen kişilerin kimliklerinin sır gibi saklandığı, ifade alma işlemlerinin de büyük gizlilik içinde yürütüldüğü belirtiliyor.

Zirvede soruşturmasının yol haritasının oluşturulduğu öğrenildi. Masaya yatırılan belge ve bilgiler ışığında, “paralel devlet” soruşturmasının her an operasyona dönüştürülebileceği kaydedildi.

PARALEL DEVLET DOSYASI : Hallaç pamuğu gibi atacaklar


Devletin içindeki paralel yapı temizliği finansal kurumlara sıçradı. BDDK’nın ardından SPK ve Borsa İstanbul’da da köklü değişimler olacak. Merkez’in, 17 Nisan’da yapılacak genel kurulu bekleniyor

17 Aralık’taki siyaseti dizayn operasyonunun ardından kamuda başlatılan ‘paralel yapı’ temizliğinde sıra finansa geldi. Ekonomi yönetiminde değişim rüzgârları esmeye başladı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) başlayan operasyon Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul ile devam edecek. Halkbank ve Ziraat Bankası’nda da değişiklikler olabileceği belirtiliyor.

GÖZLER 17 NİSAN’DA MERKEZ’DE

Merkez Bankası’nın 17 Nisan’da Ankara’da yapacağı Genel Kurul’da bazı değişikliklerin olması bekleniyor. Para Politikası Kurulu’ndan bir hafta önce yapılacak toplantıda görev süresi sona eren iki üye için seçim yapılacak. Paralel yapıyla işbirliği yapan bürokratların da değiştirilebileceği belirtiliyor.

SIRA SPK’YA GELİYOR

BDDK’da üst yönetim kabuk değiştirirken sıra SPK’ya geldi. Kurumda alt personelden yönetim kadrosuna kadar kapsamlı bir kadro değişiminin yaşanacağı belirtiliyor. Bu değişimin borsaya da sıçrayacağı ifade ediliyor. 17 Aralık operasyonunda karalama çalışmalarına rağmen, usulsüz tek bir işlem dahi bulunamayan Halkbank’ta da önceki gün genel kurul yapıldı. Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun Halkbank’ta Genel Müdür olarak görevine devam etmesine karar verildi. Hasan Cebeci de yönetim kurulu başkanlığını sürdürecek.

BDDK ASLAN’A ‘OLUR’ VERDİ

Ziraat Bankası Genel Kurulu’nda da sürpriz adımlar çıktı. Paralel yapının hedef tahtasına koyduğu Halkbank eski Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın Ziraat’in yönetim kuruluna atanması konusu tartışıldı. Bu konuda BDDK’dan da ‘olur’ geldiği öğrenildi. Aslan hafta başında Halkbank’ın yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmıştı. Yetkililer, Aslan hakkında herhangi bir hüküm bulunmadığını anımsatarak, "BDDK bankacılık açısından bu göreve uygun olup olmadığına, şartları taşıyıp taşımadığına bakar. Bu konuda hukuki bir engel yok" dedi.

KALKAN BAŞKANVEKİLİ OLARAK DEVAM

Halkbank Genel Kurulu’ndaki kararlar da Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda yayınlandı. Buna göre, Vakıfbank Genel Müdürlüğü’nden Halkbank’a getirilen Süleyman Kalkan yönetim kurulu başkanvekili olarak görevine devam edecek. Kalkan, bankanın denetim kurulunun da başında yer alacak. Terörün finansmanıyla ilgili uyum görevlisi Yunus Karan’a bağlı olacak.

PARALEL DEVLET DOSYASI /// ABDURRAHMAN DİLİPAK : Sabatay Sevi’den Fetullah Gülen’e


Dün kaldığımız yerden devam edelim..

Sabatayistleri biliyorsunuzdur.. Pakradunları da.. Sabataylar İzmir’den yola çıkmışlardı ve gizli, takiyyeci, eğitimci bir yol izliyorlardı.. Sabatay Sevi’nin Meshiyyet konusunda izlediği yolla Gülen hareketi arasında ilginç bir benzerlik var.. Ergenekon davasının sanıklarından Tuncay Güney (o şimdi haham) bir zamanlar 1989-91 yılları arasında Gülen’in özel kalem müdürlüğünü yapmış..

Aslında Mustafa Kemal’in eğitim konusunda ve gizlilik konusunda izlediği yol da hemen hemen aynı. İttihat Terakki ya da Masonik diğer hareketler de, Tapınakçılar ve diğer gizli örgütler de hep birbirlerine benzerler..

Ben şimdi CIA ya da MOSSAD’ın ya da IM5’in kadrolu Mehdisini bekliyorum.. Arap asıllı bir Türk. İcabında hafız, tilaveti güzel.. Çevresine nur saçan, gül kokan bir Mehdi!.. Neden olmasın, hizmette sınır yok. Siz nasıl istiyorsanız öyle..

Adnan Oktar bu işin neresinde derseniz bilmiyorum. Eğer o Mehdi olacaksa, Mason bir Mehdimiz olacak demektir.. “Mehdi’nin doğum tarihi, fiziksel özellikleri, çıkış yeri vb. tüm özelliklerinin kendisine bire bir uyduğu şeklinde” açıklamalar yaptığını biliyoruz. Hatta onun Mehdiyetinin işaretini Hahamlar Tevrat’ta bile bulmuşlar!

İskender Evrenesoğlu derseniz, o mahşerin imamı zaten.. Resul.. MİHR (Mehdi, İmam, Halife, Resul) vakfı ile desteklenen, kendisinin Mehdi-Resul olduğunu anlatan bir zat!

Basralı Ahmed El Hasan 1999 yılında „Ansar‘ul Mehdi“ ismiyle örgütlenerek, kendisinin Mehdi’nin öncüsü ve hazırlayıcısı olduğunu iddia ediyormuş. Daha bir düzine Mehdi ve Mesih var benim bildiğim. Hasan Mezarcı da Mesihlik iddiasında biliyorsunuz..

Sudanlı bir “Mehdi” vardı; asıl adı Muhammed Ahmed İbnü‘s Seyyid Abdullah (1845-1885), Kızıldeniz‘den Orta Afrika‘ya kadar uzanan büyük bir İslam devletinin ve bir yüzyıl boyunca Sudan‘da etkisini koruyan Mehdilik hareketinin kurucusu. 1881’de Mehdiliğini ilan ederek Mısır ve İngiliz sömürge yönetimine karşı ayaklandı. Günümüzde hâlâ takipçileri bulunmaktadır. Yardımcısı Osman Dinga (1840-1926), Mehdi’nin 1881’de Sudan’da Mısır ve İngiliz sömürge yönetimine karşı başlattığı ayaklanmanın önderlerinden. Babası Kürtasıllı bir tüccar, annesi ise Doğu Afrika’da göçebe olarak yaşayan Hadendova kabilesinden. Mehdi ayaklanması öncesi, İskenderiye’de köle ticaretiyle uğraşıyordu. 1877’de köle ticareti yasaklandı. Köle ticaretine devam eden Osman Dinga, hapis hayatından sonra bir tarikata girdi ve ardından Mehdi hareketine katıldı.

Birinin Mehdilik iddiasında bulunmadığı kaç ilimiz var bilmiyorum.. Ya da bir Mehdilik hareketinin peşine takılan insanların olmadığı kaç ilçe.. Cemaat bu işe el attıktan sonra, zaten cemaat olarak hep birlikte Mehdiyyet misyonunu temsil etmiyorlar mı?

Aslında Suriye krizi ve Türkiye’de yaşananlar, Filistin, Kudüs davası, Gazze, Mısır ve Irak’ta yaşananlar, Selefilik, Sufilik, Şiilik, Mehdiyet ve Mesihiyyet konusunun enine boyuna tartışılması, konuşulması açısından çok önemli bir fırsat oldu.. Bu süreçte batının nerede, kimin yanında durduğunu gördük. İslam dünyasında kim kimdir, bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı. Dost-düşman belli oldu!

Cemaat görüntüsü altında kimlerin ne dolaplar çevirdiğini gördük.. ABD, İsrail ve Vatikan üçlüsünün Şeytan üçgeninde nelerin tezgahlandığı ortaya çıktı..

Sabatay Sevi hareketi Fetullah Gülen hareketini anlamak için bir anahtar olabilir mi?

Şimdi seçim sonrasını bekleyeceğiz. Gülen Örgütünün karanlık ilişkileri, derin çete deşifre edilecek.. Balyoz ve Ergenekon gerçeğinin ortaya çıkması için de bu açılacak yeni dava yol gösterici olacak..

Dershane görüntüsü altında dinleme merkezleri oluşturanlar, sahte kimlik ve pasaport üretenler, yurtdışındaki okulları CIA ve MOSSAD’ın Truva atı haline getirenler, buradan devşirdikleri çocukları kendi emelleri için biyonik robotlara dönüştürenler, karanlık para ilişkileri ve para hareketleri, mübaşirinden gardiyanına, polisinden avukatına, hakimine, savcısına kadar olimpik helezonlar ve ayrık otu gibi örgütlenen bir paralel devlet yapılanması.. Devletin mahrem bilgilerine sızanlar, fişlemeler, dinlemeler, çalınan sınav soruları vesaire vesaire.. Elde edilen gizli bilgilerin yurtdışına çıkarılması ve başka ülkelerin istihbarat örgütleri ile paylaşılması.. Gizli bilgilerin ve paraların taşınmasında kuryelik yapan polis şefleri..

Bu konularda örgüt içinden tanıklar var.. Dinleme kayıtları, ele geçen belgeler, bilgiler..

Paralel devlet yapılanması ve onun uluslararası bağlantıları deşifre edildiğinde birtakım devletler ve örgütlerin de bu iddianamede yer alması kaçınılmaz.. Dahası paralel devlet deşifre edildiğinde derin devlet içindeki dost unsurlar da deşifre edilecek demektir.. Mediada, Mafia’daki, sermaye, siyaset, bürokrasi ve STK içindeki işbirlikçileri, bunlara yardım ve yataklık edenler de ortaya çıkacak..

Fazla zaman kalmadı. Sabır..

Derin devleti gördük, paralel devleti de.. Daha sıra Mason Localarına, Tapınakçılara gelmedi.. Bunlar onların yerli işbirlikçileri idi.. Yerli baronların hesabı görüldükten sonra yabancı baronlar ya geldikleri yere giderler ya da onlar inatlarını sürdürecek olurlarsa, onlarla da kozlar paylaşılır..

Sonunda nereye mi varır bu iş. Adaletten, barıştan, özgürlükten yana yeni bir dünya düzeni kurulur ve tüm halklar gibi Türkiye de hakettiği yeri alır.. Selâm ve dua ile..

PARALEL DEVLET DOSYASI /// LEVENT GÜLTEKİN : Cemaat’in Türkiye’ye yaptığı büyük kötülük


Cemaat’in devlette söz sahibi olma arzusu, Türkiye’ye pahalıya mal oldu.

Uydurma delillerle, sahte belgelerle önce Ergenekon sürecini sulandırdılar. 5-10 darbecinin yanına yüzlerce insanı katarak davanın toplumdaki meşruiyetine gölge düşürdüler.

Cemaat’e “Gözünün üstünde kaşın var” diyen herkesi düşman belleyip yargı eliyle hapse tıktılar.

Kurunun yanında yaşı da yaktılar.

Aceleci, kural tanımaz ve özensiz tavırları; toplumda “Bu operasyonların arkasında dış güçler var” algısının oluşmasına neden oldu.

Yargıda ve emniyette kadrolaştılar. Sıra MİT’e gelmişti. Orayı da istiyorlardı.

Toplumun ne düşüneceğini hesaba katmadan, İsrail’in açıktan cephe aldığı Hakan Fidan’ı hedef tahtasına yerleştirdiler.

Hakan Fidan’ı yıpratmak için, herkesin umut bağladığı ‘Barış süreci’ni ihanet olarak lanse ettiler.

Bir taraftan bunları yaparken, diğer taraftan da İsrail ve Batı’nın düşman bellediği İran’ı dillerine doladılar.

İran aleyhine öyle saçma, öyle anlamsız, öyle uçuk komplo teorileri ortaya attılar ki, toplumun büyük kısmı, Cemaat’in İsrail lehine çalıştığına inandı.

Defalarca yazdık: “Dış güçler adına çalışıyorsunuz algısı giderek yerleşiyor, yapmayın etmeyin…” Oralı bile olmadılar.

Devlette etkin olma teşebbüsleri, Başbakan Erdoğan’a takılınca, yıllardır biriktirdikleri yolsuzluk belgelerini birer birer ortaya dökmeye başladılar.

Cemaat’in yolsuzluk iddialarını gündeme taşırken gösterdiği (Ergenekon sürecindekine benzer) özensiz ve hesaplı tavır, yolsuzluk operasyonlarına da gölge düşürdü.

Yolsuzlukları haber yapmak, topluma duyurmak, sonrasını yargıya bırakmak yeterliydi. Fakat bununla yetinmediler.

Üzerlerindeki “İsrail ajanı” lekesini zerre kadar önemsemeden sosyal medyadan isimsiz hesaplarla hükümete resmen savaş ilan ettiler.

Bir sivil toğlum kuruluşu gibi değil bir ‘güç odağı’ gibi hükumet aleyhine operasyon çektiler.

Tüm bunların sonunda, toplum gerçekten de dış güçlerin Erdoğan iktidarını Cemaat eliyle yıkmaya çalıştığına inandı.

Böyle olduğuna inanmasaydı bunca ses kaydı, bunca yolsuzluk iddiası karşılıksız kalır mıydı?

Böyle olduğuna inanmasaydı Erdoğan’ın istediği parayı vermeyen iş adamı için söylediği “Nasıl olsa kucağımıza oturacak” cümlesini duymazdan gelir miydi?

“Cemaat, İsrail adına hükumeti yıkmaya çalışıyor” algısı oluşmasaydı, sızdırılan konuşmadaki “Kendi topraklarımıza 8 füze atar savaşa gerekçe oluştururuz” cümlesini insanlar duymazdan gelebilir miydi?

Konuşmanın içeriğini değil, sızdırılmasını sorun eder miydi?

Ergenekon sürecinde yargıyı cemaatin organı gibi çalıştırmasalardı, toplum Erdoğan’ın yargıyı hallaç pamuğu gibi atmasını sineye çeker miydi?

Cemaat, Ergenekon sürecinde sahte delil üretmeseydi, AK Parti seçmeni, Cemaat eliyle servis edilen yolsuzluk iddialarındaki delillere sahte muamelesi çeker miydi?

Cemaat el attığı her işe şaibe bulaştırmasaydı, AK Parti’nin dindar seçmeni, Egemen Bağış’ın Kuran’a saygısızlığına sessiz kalır mıydı?

Erdoğan’a, 12 yıllık iktidara rağmen, hâlâ mağdur rolü oynama imkanı sundular.

Bu seçimin en ağır, en üzücü sonucu “Dış güçler Erdoğan’ı istemiyor” tezinin toplumda karşılık bulmasıdır.

İktidarın “Dış güçlerle savaşıyoruz” iddiası, Türkiye’yi büyük sıkıntılara sürükleyebilir.

Bundan sonra hükumetin içe kapanma politikaları, özgürlüklerin kısıtlanması hep bu iddiayla meşrulaştırılacak.

Ve içe kapanmanın, özgürlükleri kısıtlamanın sonunda gerçekten Batı’yla arası bozulmuş bir ülke haline geleceğiz.

Diyeceğim o ki Gülen Cemaat’i devlette etkin olma hırsıyla hem kendini yaktı hem de yeni ve özgür Türkiye hayalimizi.

twitter.com/acikcenk

PARALEL DEVLET DOSYASI : Galip Öztürk’e ahlaksız teklif


Cemaatin kendisine şantaj yaptığını SABAH’a anlatan Galip Öztürk, "Bana ‘Bank Asya’ya para yatır, SPK’da önünü açalım’ teklifinde bulundular" dedi.

Cemaatin kendisine şantaj yaptığını öne süren Metro Turizm’in patronu Galip Öztürk, yeni bir iddiada daha bulundu. Öztürk, Fethullah Gülen’e yakınlığıyla bilinen Mehmet Ali Şengün’ün oğlu Sait Şengün’ün kendisine, "Metro Holding’in parasını Bank Asya’ya yatır, SPK kanununa muhalefet suçlamasıyla hakkında açılan davanın dosyasını kapatalım" teklifi yaptığını ancak reddettiğini söyledi.

ŞANTAJ SÜRÜYOR

Öztürk, geçtiğimiz günlerde SABAH’a cemaatin kendisini 22 yıl boyunca haraca bağladığını anlatmış, Gülen’in okullarına 30 milyon liranın üstünde yardım yaptığını açıklamıştı. Galip Öztürk, "Benden açıktan para istediler. Makbuz isteyince de polis ve yargıdaki adamları beni hapse attı. 14 ay hapis yattım" demişti. Haberin yayınlanmasının ardından paralel yapının kendisine baskıyı artırdığını anlatan Öztürk, 17 Aralık operasyonundan sonra şantajın sürdüğünü belirtti. Öztürk, şu iddialarda bulundu: "Bu yapının önemli isimlerinden biri olan Mehmet Ali Şengün’ün oğlu Sait Şengün, 17 Aralık operasyonundan sonra, ortak arkadaşımız işadamı Fatih Çakır ve muhasebeci Abdüsselam Yıldırım’la beraber, beni evimde ziyaret etti. Bundan sonrası için önümü açacaklarını, yaşadığım sorunların hepsini birer birer çözeceklerini söyledi. SPK’nın yönetim kademesinde çoğunluğun kendilerinde olduğunu anlattı. Bank Asya’nın zor durumda kaldığını söyledi. Hizmet hareketinin Bank Asya’ya para yatırmam karşılığında, SPK konusunda önümüzü açacağını söylediler."

SPK İDDİASI

SPK’daki yapının Metro Grup’un işlemlerini sürekli askıya aldığını iddia eden Öztürk, "SPK, bir türlü hakkımız olan işleri yapmamıza imkân vermiyor. Örneğin grup şirketlerimizden Van Et’in sermayesini 20 milyondan 25 milyon liraya çıkarmak üzere başvuru yaptık. Nedense dosyamız bir türlü işleme alınmadı" diye konuştu.

İKİ SEÇENEK VAR

Cemaatin insanları en zayıf ve savunmasız hissettiği dönemde, en hassas yerinden yakalayıp, dilediğini yaptırdığını söyleyen Öztürk, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Bunca şeyi yaşadıktan sonra, onların taleplerine evet demek benim fıtratıma ters. Bu nedenle vaatlerine kulak asmadım. Böyle bir durumda önümde iki seçenek vardı, devletimi ya da örgütü seçecektim. Bu teklife evet diyemeyeceğimi, işim görülmese dahi, kimsenin ya da herhangi bir grubun adamı olmak istemediğimi belirterek onları reddettim. Şantajlarına boyun eğmedim."

SABAH

PARALEL DEVLET DOSYASI : ESKİ OTO HIRSIZI VE ÇAKMA HAHAM Tuncay Güney cemaati çok kızdıracak


Ergenekon davasının kilit isimlerinden olan ve bir süre sonra sessizliğe bürünen Tuncay Güney’den olay açıklamalar.

Bir dönem Gülen hareketinde bulunan Tuncay Güney, Kanada’dan A Haber’e cemaatin bilinmeyenlerini anlattı..

ÜZERİNDEKİ SIR PERDESİ ARALANAMADI

JİTEM, Ergenekon, Gülen cemaati ve İşçi Partisi’nin içine sızdığı ve burada edindiği bilgileri Mehmet Eymür’e ulaştırdığı iddia edilmişti. Ergenekon davasının başlamasına gerekçe gösterilen belgeler Güney’in 2001 yılında işyerinde bulunmuştu. Davanın iki iddianamesinde adı yüzlerce defa geçen "Ergenekon’un kilit ismi" Güney davada sanık ya da tanık değil firarî şüpheli olarak görünüyor.

SORULAR

A Haber’de bu akşam "Yaz-Boz" programında röportajı yayınlanacak olan Güney’in tanıtıldığı anonsta şu soruların cevap bulacağı açıklandı. İşte A Haber’in duyurduğu o sorular:

Cemaati kim kurdu?
Pensilvanya’da, güvenlik önlemleri neden artırıldı?
Ordunun cemaatteki gölgesi kimdi?
Hoca, kimi görünce ayağa kalkardı?
Altunizade’deki merkeze kimler gelir-giderdi?
ABD’li petrol şirketinin bastığı Risale-i Nur’ları gemisiyle taşıyan ve zengin olan armatör kimdi?
Cemaate asıl parayı veren, hangi ünlü Türk işadamıydı?
Gülen, yabancı istihbarat servisleriyle nasıl tanıştı?
Bank Asya’yı kuran Yahudi fonu hangisiydi?
"Sağ" görüşlü insanların öldürülmesi için suikast emrini kim verdi?
Cemaatin 5 kasasından birini öldürmek amacıyla harekete geçen DHKP-C’yi kim son anda durdurdu? Hoca, gizli görüşmeleri neden birebir yapardı?
Cemaat, hangi sorunları çözmek için, kime ne kadar rüşvet ödedi?
Hoca, kimler için "Dinlensin" emrini verdi?
Hangi devlet adamlarına kadın servisi yapıldı?

CEMAATTE BULUNMUŞ

Samanyolu televizyonunda 1991 yılında Gündemdekiler isimli bir programı hazırladığı yine 1994 yılında aynı kanalda Doruktakiler isimli bir program daha yaptığı belirtiliyor. Nokta dergisinde çalışan gazeteci Ayşe Önal bu dönemde Tuncay Güney’in; Nur Vergin ve Cengiz Çandar, Samanyolu televizyonuna iftar yemeğine gittiğinde kendilerini Fethullah Gülen ile tanıştırdığını yazmış.

Güney’in Gülen ile aynı karede çekilmiş fotoğrafının çıkması üzerine Zaman gazetesi aralık 2012’de “Güney’in istihbarat elemanı olarak cemaate sızdırıldı” açıklamasında bulunmuştu. 29 Haziran 1994’te İstanbul Dedeman Otel’de düzenlenen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın gecesinde çekilmişti.

ZAMAN FOTOĞRAF İÇİN NE DEMİŞTİ?

Zaman konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Sabah gazetesinin Kasım 2008’de Güney’in MİT’e ve JİTEM’e çalıştığına dair haberleri, MİT Kontr Terör dairesi başkan yardımcısı Mehmet Eymür’ün, “Güney’i JİTEM ve İşçi Partisi’ne sızdırdık” şeklindeki açıklamaları, Güney’in ifadesine göre Veli Küçük’ün JİTEM adına kendisini Celal Talabani ve Mesud Barzani ile görüşmeye göndermesi gibi bilgiler birçok sorunun cevabını barındırıyor. Bunlar, Güney’in istihbarat elemanı olarak camiaya sızdırıldığını gösteriyor.”

Emniyet’te verdiği ‘samimi beyanları’yla Ergenekon Davası’nın başlamasını sağlayan Tuncay Güney, Cemaat’le ilgili yeni değerlendirmelerde bulundu.

Eski Milletvekili ve Yazar Tevfik Diker’in sorularını mail yoluyla yanıtlayan Kanada’da yaşayan Tuncay Güney, Fethullah Gülen Cemaati’nin arkasında ABD’li bir grubun olduğunu iddia etti. Cemaat’in Başbakan Erdoğan ve ekibini sorun olarak gördüğünü ifade eden Güney, Erdoğan’sız AKP planının beş yıl önce yapıldığını söyledi.

Diker’in, “Cemaati veya Hizmet Hareketi’ni en iyi bilenlerdensiniz. Cemaatin içinde bir derin cemaat var mı? Derin Cemaati kimler temsil ediyor? Gülen Hocaefendi, derin cemaate söz geçiremiyor mu? Derin cemaatin imkân ve kabiliyeti nedir? Derin cemaatin elinde ne gibi bilgi ve belgeler olabilir? Derin cemaat AK Parti savaşında sonuç ne olur? Ergenekon Davası’nda ne gibi gelişmeler bekliyorsun?” sorularını yönettiği Tuncay Güney’in yanıtı aynen şu şekilde:

“Saygıdeğer Tevfik Bey, Bu sorularınıza birden hemen cevap vermek için konuyu 10 sayfa anlatmak lazım. Ak Parti kendini yeniliyor. Geç kalmış bir yenileme. Cemaatin arasında ABD’li bir grup var. Fakat ABD devlet olarak var demek yanlış olur. Washington bütün kurumları ile yok. İsrail cemaatin arkasında değil. İsrail dünyada İslami cemaat ve terör örgütlerine destek vermeyen tek ülkedir. İslamcı gruplar hakkındaki araştırmalarını bilgi bankasında toplar. Amerika’daki bir Yahudi grubunun cemaat ile hareket etmesi de Telaviv yönetimini bağlamaz. Her örgüt kendi grubunu geliştirmek için istihbarat örgütlerini kullanır, istihbaratlar ve yatırım şirketleri de bu oluşumun içindedir. Cemaat Hükümeti veya Ak Partiyi yıkma derdinde değil, Tek sorun olarak Tayyip Erdoğan ve ona bağlı ekibini görüyorlar. Tayyip Erdoğansız bir hükümet isteniyor. Fakat Tayyip Erdoğan dünya konjonktüründe işlerin nasıl döndüğünü biliyor. Tayyip Bey suçlu kavramına sokulmak isteniyor. Bu yaptıkları ilk yanlıştı. Tayyip Erdoğansız Ak Parti planı 5 yıl önce organize edildi. Basından tanıdığım arkadaşlar ile telefonda çok uzunca konuştum. Fakat kimse inanmadı bana. Bugün sen haklıymışsın diyorlar. 5 yıl önceki planı konuşmak lazım. Aslında o kadar çok şey var ki konuşulacak, Fakat Türkiye’de karşınıza şantaj-tehdit-sistemi devreye giriyor.

Amerika takipteyiz diyor. Amerika sadece bir seyirci. Obama yönetiminin Türkiye’nin iç siyasal sorunu ile hiç bir ilgisi yok. Çünkü daha hükümetin düşmesi ve istifa etmesi gibi durum yok. Hükümet düşerken Beyaz Saraya bilgi gelir. Washington yönetimi ise günlük raporlara bakıyorlar. Asya ve Ortadoğu araştırma ve geliştirme masası bu olaylara bakıyor. CIA’nin direkt olarak bu operasyonlar ile bir ilişiği yoktur. Amerika’da özel istihbarat şirketi, özel paralı asker şirketi, özel teknik takip şirketleri ve bunların elemanları bulunmaktadır. Bu şirketler bir grubu yönlendirir ve en son Amerikan istihbarat şirketi devreye girer. Bu uzun bir hikâyedir. 4 bakan operasyonunun ucu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a uzatılmak istendi. Zayıflatılmış bir başbakan. Son süreç; hükümet baskılara dayanamayıp erken secime gitmesi sağlanacak. Erken genel seçim son kozları olacak. Eğer Tayyipsiz Ak Parti planı tutmuyorsa, Hükümeti düşürün projesi devreye girdi. Bu herkes için son koz olacak.

‘MECLİS FETHULLAH HOCA’YI KORUMA KANUNU ÇIKARSIN’

Kuklaya oynatanlar olayı sıcak tutun ve erken secime gidilmesi için kamuoyunda siyasi platform oluşturun diyor. 5 yıldan bu yana AK Partiye karsı bir parti çalışması yapanlar, anketler sonucu barajı geçemeyeceklerinden dolayı parti çalışmasından vazgeçtiler. ABD ve batı kazananın yanında duracak, sadece gözlemliyorlar. Türkiye’de Hoca Fethullah hakkında konuşamıyorsunuz. Eleştiren gazeteci veya kitap yazarları soruşturmaya uğruyor. O zaman meclis, Atatürk’ü Koruma Kanunu gibi, Fethullah Hoca’yı koruma kanunu çıkarsın.

Tevfik Bey asıl sorun bağımsız olmayışımız, Cemal Gürsel ve Madanoğlu dönemine kadar İngiliz sömürgesi idik. Menderesin idamından sonra o dönem İngilizler sömürgelerinin bir kısmını Türkiye gibi 3. dünya ülkelerini Amerika’ya kiraya verdiler. Olaylar buradan gelişiyor. Ekonomik alanda bağımsız değilseniz, siyasi alanda da bağımsız olamazsınız. Tevfik Bey size mail yazarken burada üniversiteden bir hoca ile konuştum. Ne yazdığımı sordu. Bende cemaat ve hükümet kavgasını anlatmaya çalıştım. Üniversite hocası hükümeti anladım. Ama diğerini anlamadım dedi. Ve bana sordu; Türkiye’ de seçimle gelen bir başbakanınız var değil mi dedi. Evet dedim. Peki diğeri ne mafya mı dedi? Siz bu soruya cevap verebilir misiniz? Ben veremedim.

%d blogcu bunu beğendi: