Etiket arşivi: Ortadoğu

ORTADOĞU DOSYASI /// Ortadoğu’nun Krizi : Arap Baharı ve Demokrasinin Geleceği


Ortadou’nun Krizi – Arap Bahar ve Demokrasinin Gelecei.pdf

ENERJİ DOSYASI : ORTADOĞU’DAKİ ENERJİ KAYNAKLARININ ÖNEMİ VE TÜRKİYE ÜZERİNDEN TAŞINMASI


ORTADOU’DAK ENERJ KAYNAKLARININ NEM VE TRKYE ZERNDEN TAINMASI.pdf

ORTADOĞU DOSYASI /// STRATEJİK ORTAKLIKTAN MODEL ORTAKLIĞA : TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ VE ORTAD OĞU


STRATEJK ORTAKLIKTAN MODEL ORTAKLIA – TRK-AMERKAN LKLER VE ORTADOU.pdf

ORTADOĞU DOSYASI : Ortadoğu Neden Vazgeçilmezdir ?


Ortadoğu’ya Tersinden Bakmak

Ortadoğu bizim ürettiğimiz bir kavram değil, hatta coğrafi bir tanımlama da değildir. Ortadoğu terimi literatüre “Yakındoğu” bölgelerini tanımlama maksadı ile 1902 yılında girmiş ise de daha ziyade II. Dünya Savaşından sonra yaygın kullanım alanı bulan siyasal bir anlatımdır. Dönemsel olarak daraltılabilen veya genişletilebilen bu kavram etnik bakımdan Arap, Fars, Türk ve bunlar ile birlikte yaşayan Kürt, Çerkez gibi unsurları anlatırken; din olarak da hangi mezhepten olursa olsun çoğunlukla ve kesintisiz Müslümanların yaşadığı coğrafyayı tanımlamaktadır. Bugün Ortadoğu coğrafyasına baktığımızda bu tanıma girmeyen tek topluluk veya devlet İsrail’dir ve zaten o da bu kavramdan sonra yaratılmış bir devlettir. Ortadoğu’da Müslüman olmayan guruplar bu coğrafyada Müslümanlardan daha eski olmalarına rağmen nerede ise bu kavramın içinde değil, batının uzantısı olarak algılanmaktadırlar.

Bu durumda Türkiye bunun neresindedir veya biz Ortadoğulu muyuz? gibi soruların ne denli yersiz ve hatta abes olduğu açıkça ortadadır. Ortadoğu’nun öneminden bahsedenler çoğunlukla sahip olduğu enerji kaynakları ile bu kaynakların ulaşımını sağlayan geçiş yollarından bahsederler. Bazı sığ uzmanlar tarafından Türkiye’nin, bölgede petrol imtiyazlarına sahip olmadığına ve esasında hala gelişmekte olan ülkeler sınıfında olduğundan gelişmiş ülkeler kadar enerji tüketmediğine göre Ortadoğu’nun kenarında kalması gerektiği ileri sürülür. Halbuki bu yaklaşımlar ana tanıma göre çelişkiler ve mantık hatalarıyla doludur. Türkiye yönünü ne kadar Batıya dönmüş olsa, AB içinde kendisine yer bulmaya çalışsa da dünya veya en azından bu kavramı üretenler nazarında bir Ortadoğu ülkesidir. Türkiye bu gerçek ile yaşamak zorundadır.

Bütün milletlerin iştahını kabartan bu bölge, “Cevelangâh-i Musa” yani Hz. Musa’nın dolaştığı güzergah; “Mehd-i İsa” yani Hazreti İsa’nın doğduğu yer, “Kıblegah-i İslam” yani İslam’ın ilk kıblesi ve asırlardan beri pek çok önemli İslami hâtıranın da bulunduğu bir yerdir.
Esasında zannedildiği gibi Ortadoğulu olmak veya ilgili bulunmak bir eksiklik değildir. Türkiye’yi bu kavramın dışında tutanlar maalesef tarih bilgisinden de yoksundurlar. Eğer bu uzmanlar tarihe kısaca bir göz atacak olur iseler bugün Türkiye’nin ulaşmaya ve benzemeye çalıştığı refah düzeyi yüksek Batılı devletlerin tarih boyunca kadim imparatorlukların coğrafyası olan Ortadoğu ile ilgilenerek gelişmiş olduklarını görürler. Ortaçağlarda Roma ve Bizans, yeni ve yakın çağlarda Portekiz, İspanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Almanya ve modern dönemlerde Amerika hep bu bölge ile ilgilenmediler mi? Bu bölgelerin iç işlerine karışmadılar mı, bölgede kendilerine yakınlık duyanları himaye edip, diğerlerine karşı ittifaklar oluşturmadılar mı?

Zihniyet sadece görünenler ile beslenirse, başka bilgileri ve hele tarihi tecrübeyi ihmal ederse çıkmaz yola girmek kaçınılmazdır. Bu yüzden bir kere daha hatırlatalım ki, yukarıda Türkiye’ye örnek gösterilen ülkelerin hiç biri sadece doğal kaynaklar ve zenginlikleri esas alarak Ortadoğu ile ilgilenmemişlerdir. Tabii ki burada hemen savunma reflekslerinin bu ilginin emperyalist ilgi olduğunu, oysa Türkiye’nin böyle bir amacının olamayacağını, hatta bunun bir utanç vesilesi olduğu da söylenecektir. Bu yargıya katılmamak olası değil, ama bu ne geçmiş ve ne de bugünkü durumu açıklamaya yetecektir. Bu konu pek çok yazıyı ve tartışmayı gerektirmektedir. Ama güncel bir konu üzerinden ele alınarak maksadın anlaşılmasına katkı sağlanabilir: Filistin meselesi…

Filistin meselesi, yirminci asrın kanayan yaralarından biri. Dünya gündeminde sürekli olarak yer tutuyor ve çözüme kavuşturulamıyor. Bunun kuşkusuz en önemli sebeplerinden biri de bütün dinler nazarında mukaddes sayılan Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın bu topraklar üzerinde bulunması. Burada çatışma veya tartışma için başka kaynağa gerek yok. Asırlarca buranın sorumluluğunu üstlenmiş olan Osmanlı Devleti, Kudüs’te yaşayan bütün dinlerin mensuplarına belirli kurallar dairesinde adil davranıyor, herkesin mukaddes mekânları rahatlıkla ziyaret edebilmesine ve inançlarının gereğini yerine getirmelerine imkan veriyordu. Bu konuda yapılanlar ve takip edilen siyaset yerli ve batılı bir çok araştırmalar ile tarihin sahifelerine kaydedilmiştir.

Çok gerilerde kalmış olan Haçlı Seferleri bir yana, Türk entelijansiyasının bildiğini umduğumuz “Şark Meselesi”,19. yüzyılda Kudüs ve etrafı ile ilgilenmek adına ortaya atılmış olan ve bölgede hakim güç Osmanlı Devleti’ni içten çökertme planlarını içeren bir stratejidir. Osmanlı Devleti, Kudüs konusunda çift yönlü bir saldırıya maruz kalmıştır. Bir yandan Avrupa devletleri (özellikle İngiltere, Fransa ve Rusya) mukaddes makamları bahane ederek müdahale zeminleri oluşturmaya çalışırken bir yandan da Siyonistler tarihî emellerini gerçekleştirme uğrunda planlar yapmışlardır. Osmanlı Devleti hassasiyeti ve denge politikalarıyla, bu planlar karşısında uzun zaman dayanmış ve Kudüs’ün muhafazası mümkün olabilmiştir. Ancak herkesin bildiği çıplak gerçek şudur ki savaşı çıkaran olmamakla ve toprakları birinci derecedeki cepheleri oluşturmamakla birlikte, Birinci Dünya Savaşı sonunda Şark meselesinin ve Siyonist emellerin tamamı gerçekleşmiştir. Bugün artık yeni bir coğrafya yani Ortadoğu coğrafyası vardır. Dolayısıyla içinden çıktığımız bir bütünden kendimizi ne kadar ayrı tutabiliriz?

Ortadoğu Filistin’dir

1917 yılından günümüze ulaşan Filistin sorunu Dünya barışının sağlanmasını kilitlemiştir. Filistin sorununun çözülmeden dünya barışının sağlanamayacağı yargısı artık klasik bir hüküm olmuştur. Peki öyleyse bu derece önemli olan bir meselede neden ilerleme sağlanamamaktadır, mesele sadece Yahudilerin geleceği ve kanun tanımaz, dünyanın şımarık devleti İsrail midir? Bu sorunun cevabı aslında zihinlerde bilinmekte fakat ifade edilememektedir. İsterseniz bunu da Osmanlı döneminden yapacağımız bir alıntı ile izah edelim. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından önce, Osmanlı’nın Kudüs Mutasarrıfı olan Ahmed Macid b. Şevket’in dönemin Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’ya sunduğu bir raporda bu sorunun cevabı bulunduğu gibi, devletlere ve milletlere yön çizecek nitelikte bir “stratejik tahayyül” de verilmektedir.

Kudüs mutasarrıfı Ahmed Macid, 16 Ağustos 1913 tarihli raporuna Filistin kıtasının dinler tarihi açısından taşıdığı fevkalâde önemi vurgulayarak başlamaktadır. Bütün milletlerin iştahını kabartan bu bölge, “Cevelangâh-i Musa” yani Hz. Musa’nın dolaştığı güzergah; “Mehd-i İsa” yani Hazreti İsa’nın doğduğu yer, “Kıblegah-i İslam” yani İslam’ın ilk kıblesi ve asırlardan beri pek çok önemli İslami hâtıranın da bulunduğu bir yerdir. Salt bu yüzden bütün dünyanın dikkatlerinin bu bölgede yoğunlaştığını söyleyen Osmanlı mutasarrıfını bugüne kadar yalanlayacak hiç bir gelişme olmamıştır. Dünyanın hemen her yerinde yaşayan insanların dolaylı veya dolaysız bir şekilde yönlerinin bu coğrafya olduğunu inkar etmek mümkün müdür? Her ne kadar Müslüman coğrafyasında bir çatışma alanı olarak görülse bile; Siyonist olan veya olmayan bütün Yahudilerin; monofizit olan veya olmayan bütün Hristiyanların zihin dünyasında bu coğrafya yok mudur? Müslümanlar ilk kıblelerini düşünürken, Yahudiler Süleyman Mabedini, Hristiyanlar da Doğuş Kilisesini düşünmemekte midirler?

Aslında Siyonistlerden önce Batılılar, geçmişlerinin hatıralarını canlı tutmak adına 19. yüzyıl boyunca bu bölgede kıyasıya rekabet etmişlerdir. Sadece Hristiyanlık adına değil, farklı mezhep ve inançlar adına giriştikleri nüfuz mücadeleleri tarihin sahifelerinde canlılıklarını hala korumaktadırlar. Kudüs’te nüfûz ve nüfuslarını arttırmak için, Avrupa devletleri himayelerinde inşa edilen kilise, mektep, hastane, manastır ve misafirhane gibi yüzlerce odası olan büyük müesseseleri, hemen hemen her gün çoğaltmak için büyük gayretler sarf etmediler mi?

Filistin’de Katolik-Ortodoks Rekabeti

Kudüs’teki tarihî Hristiyan-Hıristiyan çekişmelerinin izleri hala hatırdadır. Uzun yıllar Kudüs, Ortodoks ve Katolikler arasındaki Kamame ve Beytullahm kiliseleri şiddetli çekişmelere ve rekabete sahne olmuş, ve yıllarca İstanbul’u meşgul etmiştir. Ortodoks Kilisesi’ni Kudüs’teki Rum Patrikhanesi; Katolik Mezhebini ise Kırım muharebesinden sonra Ruslara karşı rekabet için ihdas edilen ve Küşûdî denilen Latin papazlarından oluşan ruhbanlar (Latin patrikhanesi) temsil etmekteydiler. Aynı dönemde, Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethi sırasında Rumlara bahşettiği, Osmanlı Sultanları tarafından da fermanlarla teyid edilen müsaade ve imtiyazlardan istifade etmekte olan Rum Patrikhanesi doğrudan Osmanlı Devleti’ne bağlı olmasına rağmen tartışmaların dışında kalamamıştır. Fransızların “Kutsal Makamların Muhafızları” diye isimlendirdiği çıplak ayaklı Küşûdî rahipleri ile Latin Patrikhanesi’nin arkasında hep Fransızlar yer alırken; Ortodoksları Ruslar, Rum Patrikhanesini de Hellenizm sevdalıları Yunanlılar ve İngilizler tahrik etmekteydiler.İsrail’in kurulmasından önce bütün bu rekabet ve çatışmaların tartışmaları Paris, Londra, Moskova ve Atina’da yapılmaktaydı. Nihayet hep birlikte icat ettikleri Kutsal Mekanlar meselesi ile uzun yıllar sürecek Kırım Savaşı’nın çıkmasına sebep olmuşlardı. Hatta bu savaş bu coğrafya üzerindeki batı tasavvurlarını öyle belirginleştirmiştir ki, batılı Katolik ve Protestanlar tarihte ilk defa Müslümanlar ile birlikte Ortodokslar ile savaşmışlardır. Aynı süreçte Avrupa kendi içinde antisemitizmi yani Yahudi karşıtlığını geliştirmiştir. Ancak bundan hareketle bir önceki tecrübeyi kendi topraklarında denemeye cesaret edememişlerdir.

Büyük Savaş’a Doğru

Bu çıkmaz sokaktan yürüyen Batılılar, sonunda kendi içlerinde çözemeyecekleri Yahudi meselesini Filistin coğrafyasına taşıyarak şimdilik zaman kazanmışlardır. Müslümanlar ile Yahudilerin karşı karşıya getirilmesi antisemitik bir algı ve anlayışın ürünüdür. Fakat bu şekilde iki taşla bir kuş avlamayı hesaplayan bu proje tutmamıştır. Zira iki önemli hususu hesaplayamamışlardır.

Birincisi Siyonizm’in bu derece katı ve saldırgan bir tutumla bölgede kalıcı olamayacağını zannetmeleridir. İkincisi husus ise antisemitizmin Müslümanlar arasında da kendilerinde olduğu gibi rağbet göreceğini düşünmeleridir. Oysa İslamiyet sahip olduğu değer yargıları ile kendisinden önce gelen dinleri kabul etmesinden dolayı antisemitizmi reddeder. Bu yüzden Siyonistlerin saldırgan tavırları ve yarattıkları devlet terörüne rağmen hala Müslümanlar arasında sınırlı bazı radikal gurupların dışında, Almanya gibi Filistin dahil antisemitizmi benimseyen bir devlet veya topluluk çıkmamıştır.

Şimdi asıl iddiamızı söyleyebiliriz. Filistin’deki çatışma bugün bir Müslüman Filistin-Siyonist İsrail çatışması gibi görülse de aslında Batılıların Yahudilikle bir hesaplaşmasıdır. Bütün Arap-Yahudi veya Arap-İsrail savaşlarına rağmen hala bu bölgede kutsal mekanlar bahanesi ile yapılan Kırım Savaşı ölçeğinde bir savaş yaşanmamıştır. Savaş kışkırtıcılığı yapmak ahlaki bir şey değildir. Ancak tarihi okumalarımızdan yaptığımız çıkarımları saklamak da aynı derecede gayr-i ahlakidir. Maalesef bizlere bugün Müslümanlık-Yahudilik (Siyonizm) çatışması olarak gösterilen bu mesele yakın gelecekte Hristiyanlık-Yahudilik çatışması eksenine taşınacaktır. Başka bir ifadeyle “Büyük Savaş” o zaman yaşanacaktır.

Bu durumda her halükarda Türkiye, Ortadoğu veya Batı ittifakı içinde bile olsa meseleye taraftır ve taraf olmaya devam edecektir. Burada asıl mesele Türkiye’nin bu büyük krizi nasıl yönetmesi gerektiğidir. Bu yüzden Türkiye’nin nerede duracağı üzerinde değil, nasıl davranacağı üzerinde kafa yormak daha isabetli olacaktır.

The post Ortadoğu Neden Vazgeçilmezdir? appeared first on ORDAF.

ORTADOĞU DOSYASI /// YENİÇAĞ GAZETESİ : Ortadoğu’da Türk’ü Türk’e Kırdırıyorlar !..


Orta Doğu’da kirli oyunlarını sürdüren küresel güçler, şimdi de Türk’ü Türk’e kırdıyor. Türkiye’de hükümet terör örgütü PKK ile anlaşmalarla oyalanırken Irak ve Suriye’de Türkler birbirlerini öldürüyor. Türkmenlere karşı sistematik katliamlar yapan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ve diğer terör örgütlerine Türkiye’den 5 bine yakın kişinin katıldığı iddia ediliyor. Bu arada Türkmenlere destek olmak

Çocuk askerler

Elazığ’ın Keban ilçesinin MHP’li eski Belediye Başkanı Ramazan Çelik’in oğlu 32 yaşındaki Alparslan Çelik, Türkmenlerle birlikte IŞİD’e karşı savaşmak üzere Irak’a gittiğini sosyal paylaşım sitesi Facebook’taki sayfasında duyurdu. IŞİD’in Türkiyeli çocuk askerler kullandığı Ankaralı 14 yaşındaki Taylan Ö. Y.’nin, Suriye sınırına ağır yaralı olarak bırakılmasıyla bir kez daha ortaya çıkmıştı. Taylan Ö, mahalleden 5 arkadaşıyla Suriye sınırını geçip IŞİD’e katıldığını ifade etti. Irak’ta IŞİD tarafından 23 gün boyunca rehin tutulan TIR şoförü Serdar Bayrak, IŞİD’in içinde Türkler’in de bulunduğunu açıkladı.

Terörist pazarı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Türkmenlere kan kusturan teröristler arasında Türkiye’den de gidenlerin olduğunu açıklaması üzerine Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan sert tepki göstererek, IŞİD’in Türkiye’de “terörist” pazarı kurduğunu, 2 bin dolara Türk gençlerini işçi gibi topladığını ifade etmişti. Suriye’ye geçerek IŞİD’e katılan 163 kişi için aileleri, polis ve güvenlik birimlerine giderek kayıp başvurusunda bulundu. Suriye’de IŞİD saflarında savaşan 7 Türk çatışmalarda hayatını kaybetti. CHP Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, IŞİD’in içindeki Türklerin, Türkmenlere karşı savaştırıldığını belirterek, “Onların bakış açısı artık milliyetçilik temelinde değil, ümmetçilik temelinde bir yaklaşım. Onun için karşısındakinin Türkmen olması, soydaş olması, hatta Türk vatandaşı olması çok önemli değil. Önemli olan burada bir ümmetçi yaklaşım. Dini bir referans. ’İslam devleti kuracağız’ anlayışı ve ideolojisiyle hareket ediyor” dedi.

Radikal gruplar

CHP’li Eryılmaz, şunları söyledi: “IŞİD’in bölgede küresel güçlerin çıkarlarına hizmet ettiğini görüyoruz. Kime saldırı yapılmasını istiyorlarsa ona saldırttırıyorlar. Nereyi karıştırmak istiyorlarsa oraya gönderiyorlar. Hangi ülkeyi bölmek istiyorlarsa, hangi etnik kimliği ön plana çıkarmak ya da zayıflatmak istiyorlarsa o şekilde kullanıyorlar. Türkiye’de bazı radikal gruplar da yardım kuruluşu adı altında kamp kurup, propaganda yaparak militan topluyor.” Öte yandan, CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker de Türkiye’den 5 binden fazla kişinin, Suriye’ye geçerek IŞİD’in saflarında yer aldığını ileri sürdü.

Salim Yavaşoğlu
Yeniçağ

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Ortadoğu Üzerine İstişareler : Değişen Bölgesel Çevrede Türkiye-Ürdü n İlişkileri


DUYURU : “I. Dünya Savaşı Sürecinde Ortadoğu’nun Şekillenmesi”


Sempozyum Çağrısı

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Osmanlı Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi (BOTAM) ve Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Derneği (ORDAF)

Uluslararası Sempozyum

“I. Dünya Savaşı Sürecinde Ortadoğu’nun Şekillenmesi”

Anadolu’nun jeopolitiği yaygın deyimiyle Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu coğrafyasıdır. Bu coğrafyalardaki toplumlar ve devletler daima birbirleri ile ilişkiler geliştirmişlerdir. Akrabalık derecesine ulaşan bu ilişkiler bazen barış ve bazen de savaş ortamında sürdürülmüştür. Ancak bu coğrafyalar, jeopolitik değeri yüzünden sürekli dış müdahalelere de açık olmuşlardır. Tarih boyunca bu coğrafyanın en az dış müdahaleye maruz kaldığı asırlar Osmanlı asırlarıdır. Ancak Osmanlı Devleti’nin çöküşe başlaması ve son darbe olan I. Dünya Savaşı bu coğrafyaları yeniden şekillendirmiştir. Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika I. Dünya Savaşı’ndan en çok etkilenen bölgeler olmuştur.

Hatta bu coğrafyada tarihte var olamayan yeni yapılanmalar meydana gelmiştir. I. Dünya Savaşı’nın yüzüncü yılında hala istikrarın sağlanamadığı bu coğrafyanın şekillenme tarihinin yeniden yorumlanması bir zarurettir. Bu vesile ile Osmanlı Devleti’nin Dağılma süreci ve bunun Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın şekillenmesine etkileri geçmişte tartışıldığı gibi daha da tartışılmaya devam edilecektir. Bu bağlamda Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Osmanlı Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi (BOTAM) ile Afrika ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nin (ORDAF) işbirliğinde 12-14 Aralık 2014 tarihleri arasında “I. Dünya Savaşı Sürecinde Ortadoğu’nun Şekillenmesi” konulu uluslararası bir sempozyum gerçekleştirecektir. Bu sempozyumda “I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin tasfiye süreci ile Ortadoğu’nun şekillenmesini” konu alan bildirilere yer verilecektir.

Sempozyum dili Türkçe, İngilizce ve Arapça olacaktır.

Bu konu ile ilgili özgün çalışmalarınızı ve deneyimlerinizi bizimle paylaşmak üzere siz kıymetli bilim insanlarını aramızda görmek bizi mutlu edecektir.

Sempozyum Düzenleme Kurulu Adına

Prof. Dr. Zekeriya KURŞUN

Doç. Dr. İlhami YURDAKUL

Sempozyum programı ektedir.

I. DNYA SAVAI SRECNDE ORTADOUNUN EKLLENMES.pdf

IŞİD DOSYASI /// VİDEO : İŞİD Sadece Bir Piyon (Ortadoğudaki Kirli Savaş)


VİDEO LİNK :

TWITTER MUHABBETLERİ : AKP VE ORTADOĞU İLE İLGİLİ İLGİNÇ VE KOMİK BİR YORUM


ARAŞTIRMA DOSYASI /// Prof. Dr. Ata Atun : Ortadoğu’da Tsunami . ..


Ortadoğu’da korkunç bir değişim yaşanıyor.

1916 yılında gizlice Fransa ve İngiltere arasında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması uyarınca I. Dünya savaşı sonrasında İngiliz istihbaratçı Gertrude Bell tarafından etnik yapılanma dikkate alınmadan sadece İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda cetvelle çizilen sınırlar yaklaşık yüz sene sonra tüm geçerliliğini yitirdi.

Aslında bölgenin adı Ortadoğu değil.

Arap yarımadasını içine alan, üç kıtayı bünyesinde birleştiren, Yahudiler sonradan gelip bölgenin en batısına yerleştiği ve sadece Arapların yaşadığı bir yöre orası. Bölgenin doğru adı da “Güney Batı Asya.”

“Ortadoğu” kelimesi Avrupa kökenli ve İngilizler tarafından 20. Yüzyılda kullanılmaya başlanmış. Avrupalılar dünyayı sömürge bölgeleri olarak aralarında paylaşırken, yöre tanımlamasını Avrupa kıtasına göre yapmışlar ve en uzakta, Çin’in yer aldığı yöreye “Uzak Doğu”, Hindistan ile İran arasında yer alan güney Asya ülkelerine “Yakın Doğu ve Pakistan ile Akdeniz sahilleri arasındaki yöreye de “Orta Doğu” adını vermişler.

Ortadoğu kelimesinin mucidi Amerikan deniz tarihçisi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan’dır. Mahan, National Review’de 1902 yılında yayınlanan, "The Persian Gulf and International Relations" başlıklı yazısında Basra Körfezi’nin önemini ele almış ve Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi de “Ortadoğu” kelimesini kullanarak ifade etmeye çalışmıştır.

Yörede yaşayan Arap halkı için “Ortadoğu” kelimesi pek de sempatik ve sıkça kullanılan bir tanımlama değil. Mısır devlet başkanı General Cemal Abdül Nasır’ın 20. Yüzyılın ilk yarısından hemen sonra tüm Arap ülkelerinde ekmeğe ve yeşertmeğe çalıştığı “Pan Arabizm”, diğer tanımı ile “Arap Birliği Siyaseti” tutmadı ve kendisi ile birlikte ölüp gitti.

Bölgedeki Arap ülkeleri, kendi kimliklerini oluşturma yoluna gitmeyi tercih ettiler, sanki de farklı kimlikler varmış gibi… Bunların arasında sadece Ürdün başarılı olabildi. Diğer Arap ülkeleri, diktatörlük rejimleri ile kendilerine özgü kimlikler oluşturmayı başardıklarını sandılar ancak diktatörler ve insan haklarını tamamen kısıtlayıcı sistemler zayıflayınca korkunç bir parçalanma baş gösterdi birçoğunda. Şimdilik parçalanma belirtisi göstermeyen ülkeler ise parçalanmaya ya da kanlı bir iç savaşa gebe durumdalar. İllaki yaşayacaklar bu evrimi. Kaçarları asla olamayacak.

Irak ve Suriye maalesef bu değişimi çok kanlı bir şekilde yaşamakta. Irak’ta neredeyse 12, Suriye’de ise 3 yıldır devam ediyor bu kanlı çekişme ve iktidar kavgası… İşin kötüsü artık bölgede kimin oyuncu, kimin piyon, kimin maşa ve kimin oyun kurucu olduğu da belli değil.

İpleri elden kaçıran ABD ve Rusya fena halde şaşırmış durumda. Maliki’yi mi tutsunlar, Peşmergelere destek mi versinler, yoksa IŞİD’ı mı (Irak Şam İslam Devleti) dolaylı olarak desteklesinler halen daha karar verebilmiş değiller. Gerçekte nelerin olup bittiğinin bile tam olarak farkına varamadılar. Halk diliyle son gelişmelere “Fransız” kaldılar.

Irak ordusundaki Şii komutanların kaçması, Sunni IŞİD ordusunun ilerlemesini kolaylaştırdı. Asıl çatışma bölgedeki petrolün yönetimi üzerine bir müddet sonra Peşmergelerle IŞİD arasında çıkacak. IŞİD Bağdat yöresindeki petrol kuyuları ve rafineleri ele geçirmenin peşinde. Arkasında da Suudi Arabistan’ın parasal ve silahsal yardımı var.

IŞİD ele geçirdiği şehirlerdeki bankaların kasalarındaki milyonlarca Doları eşit bir şekilde halka dağıtarak, yöre halkının desteğini almış durumda. Zaten başka türlü de halkın desteğini kazanamazdı. Şimdi arkasına yöre halkını da alıp, Irak’ın kalbine doğru, ezip yıkarak -tsunami gibi- ilerliyor.

Irak’taki çalkantı bir süre daha böyle gidecek gibi görünüyor. En azından bir beş yıl daha…

Ata ATUN

e-mail: ata

http://www.twitter.com/ataatun

http://www.ataatun.com

20 Haziran 2014

TERÖR DOSYASI /// Metin USTA : Terör Algılamalarında Ortadoğu’nun Yeri


Terr Alglamalarnda Ortadou’nun Yeri.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Ahmet Kılıçaslan Aytar : ORTADOĞU’DAN TÜRK İYE JEOPOLİTİĞİNE BAKIŞ


ABD ve Rusya’nın,Ortadoğu’daKİ kutupları arasındaki ülkelerin ayrılıklarını müzakere ve barış görüşmeleriyle çözmesi, istikrara ve büyümeye fırsat tanınması süreci tıkandı.

Şimdi, iki ülkenin çıkarları yalnızca Ortadoğu’daki çekişmeyi radikal boyuta taşıyan terörist unsurların yok edilmesinde kesişiyor.

Bunun ötesinde ABD ve Rusya; merkezde İsrail-Filistin arasında barış, Suriye iç savaşının önlenmesi, yeni Suriye’nin kurulması, İran’ın nükleer programının engellenmesi, Sünni-Şii ekseninde yumuşama gibi konularda müşterek değildir, aksine birbirlerinin bölge jeopolitiklerini yıkmanın gayretindedir…

*
Savaşı radikal boyuta taşıyan unsurlarla mücadelede müştereklik sürüyor.

Çünkü ABD’nin Ortadoğu’da güvenlikli bir bölge oluşturmak amacıyla Osmanlı’nın pan-islamist resmi ideolojisi doğrultusunda,Türkiye’de ve Arap Baharı ile sivil toplumdan kamusal ve özel yönetimlerde genişleyen, İslam’ın Birliği çatısında ortak vatan oluşturmak hareketine verdiği destek,sonuçta;

Dinamik bir toplumsal yapının inşa edilmesine olanak tanımayan taassubî sosyal yapılara ve İslami Cihad’a neden olmuştur.

Bölge karışmış, İsrail’in güvenliği beklemeye girmiş, İslami Cihad’ı besleyen İslamcılık; ABD ve Rusya’dan giderek dünyanın en büyük tehditlerinden biri
haline gelmiştir.

Bu tehditin dehşetini, gelecek tasavvurunu Osmanlı’nın medeniyet havzası Balkanlar,Kafkasya,Orta Doğu,Kuzey Afrika,Batı Asya bölgesi çerçevesi ve tarihi organik bağlarının yüklediği sorumluluk ve İslam Birliği bileşkesinde ütopyasını kuran Dışişleri Bakanı A.Davutoğlu’nun "Eğer milli egemenlik hakim kılınırsa,yeniden bir cihan devleti kurmamıza kimse engel olamaz " ifadesinde görebilirsiniz…

*
Nitekim,Mısır’da "Müminler,kendi sorunlarını ancak İslami bir ideoloji oluşturmak suretiyle çözebileceklerdir" düşüncesiyle tam bir şeriat devleti oluşturulmaya yönelinmişti ki;
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin "Mursi ve Müslüman Kardeşler, Mısırlı gençlerin Tahrir meydanında başlattığı ve tüm Ortadoğu ülkelerine Arap Baharı olarak yansıyan devrimi çaldı.Bu çocuklar oraya herhangi dini ve siyasi ideolojinin peşinden koşarak gitmediler. Orada gösteri yapan kalabalıkların tek arzusu ülkelerindeki yolsuzluklara bulaşmış iktidarlardan bir an evvel kurtulmak ve çalışan bir ekonominin parçası olmaktı" ifadesi doğrultusunda iktidardan düşürüldüler, Rusya da darbeyi zımnen destekledi.

Mısır darbesi, İslami bir gündem ile devlet idaresi arasına engel konulmasının miladı oldu.

Türkiye’de İslamcı AKP’nin devletleştiği rejime paralelleşen cemaat bu yüzden tasfiye oluyor,siyasi liderlik sırasını bekliyor…

*
Suriye rejimi anayasal, kanuni ve meşru sorumluluk olarak güvenliğin tesis edilmesinden birinci derecede sorumlu olduğunu savlıyor,ülkenin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü için BM garantisinde savaşan silahlı güçlere her türlü desteği veren devletlerin desteklerini kesmesini,sonra ulusal bir misak çerçevesinde toplumun tüm bileşenlerinin temsil olacağı genişletilmiş bir hükümetle yeni Suriye’nin siyasi geleceğinin resmedilmesini savunuyordu.

Karşısındaki Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun tek hedefi ise Esad’ı sallandırmak ve rejimi değiştirmekti.

Ulusal Koalisyon’un rejime karşı bir araya getirilen ve birbirinden çok farklı gruplar ve bireylerden oluşan,o yüzden her bir grubun diğer gruplardan ciddi farklılar gösteren bir takım hak ve iddiaları temsil eden yapısının müzakere performansının çok zayıf olduğu görüldü,üstelik Özgür Suriye Ordusu da çatışmalarda, gerek hükümet birliklerine,gerekse radikal İslamcılara karşı yenilgiye uğramaktaydı.

Bölgesel çıkarları ezilen ABD; Ulusal Koalisyonu’nun yapısının değiştirilmesinin ötesinde, Rusya destekli Esad’ın avantajlı bir konumda olduğu sürece Suriye ile ilgili siyasi bir uzlaşının pek mümkün olmadığını düşündü.

Savaş kışkırtıcısı İngiltere, Fransa, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, İtalya, Almanya, Mısır ve bunların güdümündeki Suriye Ulusal Koalisyonu ortaklaşa Suriye’de Esad rejiminin yıkımına,o sırada Rusya’nın Suriye’den gelişen jeopolitiğinin yıkımına karar verdiler.

Az önce El Kaide bağlantılı radikal örgütlere verdikleri desteği kaldıran Mısır,Suudi Arabistan,Katar ve Türkiye’nin Suriye’de ılımlı muhalefete, ulusal koordinasyona, koalisyonun askeri konseyine ve ılımlı silahlı gruplarına desteklerini arttırmaları öngörüldü…

Fakat, Suriye’de yapılan seçimlerden çıkan sonuçlar, herhangi bir rejim değişikliğinin bu ülkede gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ve Esad’ın iktidarını koruma konusunda büyük bir potansiyele sahip olduğunu kanıtlıyor.

Türkiye, El Kaide bağlantılı örgütlerin hedefidir…

*
Irak’ta 30 Nisan Parlamento seçimleri ardından Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzani, Sünni gruplarla birlikte Şii lider Nuri el Maliki’nin başbakanlığa seçimine taş koymaya yönlendirilmiştir.

"Maliki üçüncü kez de başbakan olursa, Kürdistan’da halk referandumuna gidilecek ve Bağdat’la ilişkilerimize yeni formül bulacağız" diyor ve Ortadoğu’da Sünni-Şii ekseni ve onun üzerinde Rusya’nın jeopolitikasını sarsıyor…

ABD’nin müttefiği Barzani, Suriye’de PKK yanlısı ve demokratik özerklik siyaseti yürüten Demokratik Birlik Partisi ile aralarındaki gerilimi de yükseltiyor.

Rojava’da uyguladıkları politikalarıyla PKK ve PYD’i Kürt sorununa ihanetle suçluyor ve etnik terörizm ile itham ediyor.

Rusya’nın bölgedeki jeostratejisini yıkmayı öngören güçler adına Rojava Kürtlerini Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu güçlerinin, PKK’yı Türkiye’nin önüne atıyor.

Türkiye çok yakın ekonomik ilişkilerinden hareketle Irak Kürt Bölgesi Yönetiminin ve Kuzey Suriye zengin kaynaklarına uzanma olanağı yakalamanın hayaline uzanıyor…

*
20 Temmuz’a kadar 5+1 grubu ile İran’ın, nükleer programın barışçı karakterini garantileyecek ve Tahran’a karşı uygulanan yaptırımları kaldıracak kapsamlı bir antlaşmanın imzalanması konusunda iyimserlik korunuyor.

Yine de, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun,"İran’daki nükleer araştırmalarının askeri yönünü tam olarak anlamak gereklidir.Her şeyin incelenmesi zaman ister" açıklamasıyla Batı ülkelerinin sadece nükleer yaptırımları görüşmeye yönlenmesi, İran’ın ise uygulanan yaptırımların insan haklarına aykırı olanlarından başlayarak tümünün kaldırılmasını istemesi, şimdi Sünni-Şii ekseninde yeni gelişmeler de ilerleme önünde engel oluşturuyor.

Ortadoğu’nun güvenliğinin ötesinde, "Nükleer Silahların Yayılmaması Antlaşması" tehlikeye giriyor…

*
İsrail ve Filistin arasında 1967 sınırlarına harfiyen uymak yerine aralarında toprak değişimi yapabilmeleri, İsrail Devleti’nin Yahudi devleti olarak tanınması, yerleşim inşasının dondurulması gibi konularla barış görüşmeleri tıkanmıştır.

Bu sırada Filistin Özerk Yönetimi Cenevre Konvansiyonu’na katılmış, Batı Şeria’nın İsrail tarafından sömürge statüsüne getirilmesine karşı uluslararası hukuki işlemler başlatabilecek hukuka erişmiştir.

Bir yandan da Türkiye’nin de çabasıyla Filistin Özerk Yönetimi ile HAMAS aralarındaki sorunları çözmek için başlatılan görüşmeler ertesinde, Batı Şeria ile Gazze arasındaki coğrafi bölünmüşlüğe eşlik eden bir siyasal bölünmüşlükle karşı karşıya bulunan Filistin’de ulusal birlik yeniden sağlanmış bulunuyor.

Rusya Dışişleri Bakanlığı "Geleneksel Rus-Filistin ilişkilerinin çeşitli alanlarda gelişmeye ve güçlenmeye devam etmesi için Filistin hükümetiyle aktif işbirliği yapacağını" açıklıyor.

*
Şimdi, kendini mütemadiyen çevrelenmiş hisseden bir ülke konumunda olan İsrail, bu durumu gidermek için klasik "çevreleyenleri çevrelemek" politikasıyla başta Suriye, Irak’ın yeterince bölünmesini ivmelerken, Kürt topluluklarının yaşadığı İran, Irak,Suriye ve Türkiye’nin birbirleriyle iyi olmayan ilişkilerinden bir araya gelip direnememelerinden faydalanıyor…

8.6.2015

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

ARAŞTIRMA DOSYASI /// ORSAM : ORTADOĞU’DA KÜRTLER VE BÖLGENİN GELECEĞİNE ETKİSİ


ORTADOU’DA KRTLER VE BLGENN GELECENE ETKS.pdf

DUYURU : “I. Dünya Savaşı Sürecinde Ortadoğu’nun Şekillenmesi” U luslararası Sempozyum


(Düzeltme: Bir önceki e-postada "yahoo.com" bağlantısından kaynaklanan bir hata nedeniyle sempozyum web sitesi bağlantısına ulaşılamamaktadır. Aşağıdaki metinde verilen linkte bu problem giderilmiştir.)

12-14 Aralık 2014 tarihinde "Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Osmanlı Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi" (BOTAM) ve"Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği" (ORDAF) tarafından düzenlenecek olan "I. Dünya Savaşı Sürecinde Ortadoğu’nun Şekillenmesi" adlı uluslararası sempozyumun programı ektedir.

Katılımcıların bildiri özetlerini dunyasavasiveortadogu e-posta adresine göndermeleri gerekmektedir.

Okt. Sinem Tüfekçi Arslan

Araş. Gör. Cem Görür

DUYURU : “I. Dünya Savaşı Sürecinde Ortadoğu’nun Şekillenmesi” U luslararası Sempozyum


12-14 Aralık 2014 tarihinde Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Osmanlı Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi (BOTAM) veOrtadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği (ORDAF) tarafından düzenlenecek olan "I. Dünya Savaşı Sürecinde Ortadoğu’nun Şekillenmesi" adlı uluslararası sempozyumun programı ektedir.

Katılımcıların bildiri özetlerini dunyasavasiveortadogu e-posta adresine göndermeleri gerekmektedir.

Okt. Sinem Tüfekçi Arslan

Araş. Gör. Cem Görür

I. DÜNYA SAVAŞI SÜRECİNDE ORTADOĞU’NUN ŞEKİLLENMESİ.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI /// OKTAY BİNGÖL : ARAP BAHARI VE ORTADOĞU


ARAP BAHARI VE ORTADOU.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Ortadoğu Üzerine İstişareler : Değişen Bölgesel Çevrede Türkiye-Ürdü n İlişkileri


ORTADOĞU DOSYASI : TÜRKİYE-ORTADOĞU TİCARİ İLİŞKİLERİNİN POLİTİK EKONOMİSİ


TRKYE-ORTADOU TCAR LKLERNN POLTK EKONOMS.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKA DEMOGRAFİSİNİN EKONOMİ POLİTİĞİ


ORTADOU VE KUZEY AFRKA DEMOGRAFSNN EKONOM POLT.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : “ARAP BAHARI” SONRASI ORTADOĞU’DA EKONOMİ


ARAP BAHARI” SONRASI ORTADOU’DA EKONOM.pdf

%d blogcu bunu beğendi: