Etiket arşivi: NECDET BULUZ

ULAŞIM DOSYASI /// NECDET BULUZ : Uçak beklemeyi keyifli hale getirebilmek.


Başlığa baktığınızda “Uçak beklemenin de keyfi mi olurmuş?” diyenlerin çok olabileceğini görür gibiyiz. Evet, eğer uçak şirketleri ve havaalanları iyi yönetilebiliyorsa, uçak bekleme bir keyif haline dönüşebiliyor. Rötarlar, beklemeler işkence olmaktan çıkıyor. Amerika, Avrupa ve Uzakdoğu ülkeleri bunu çok iyi başarmışlar. Uygulamaları da giderek daha da başarıya ulaşıyor.

TAV, şimdi böyle bir uygulamayı başlatıyor. Havaalanları işletmelerinde başarılara imza atan TAV’ın bu uygulamasının ilk kez İzmir Havaalanında uygulayacağı haberini aldık. Mastarcard kullanıcıları TAV’ın işlettiği İzmir Adnan Menderes Havaalanı’nda uçakları beklerken isterse yemek yiyip, kahve içebilecek, internet kullanımının yanında duş alıp, dinlenebilecek.

Ancak adından söz ettiğimiz dış ülkelerde bu hizmetleri havaalanlarında uçak şirketleri veriyor. Business veya VİP yolcuları, özel dinlenme salonlarına alınıyor. Burada uçakla ilgili bilgi akışı panodan izleniyor. Dileyen yemek yiyiyor, içkisini içiyor, internete giriyor, duş alıp dinlenmeye geçenler bile oluyor. Her türlü konfor ve rahat yolculara sunuluyor.

Haydi, bir Business Uzakdoğu yolculuğuna ne dersiniz?

Singapur Havayolları ile İstanbul’dan Singapur’a gidiyoruz. Bir gece Singapur’da kalıp, ertesi günü Taipei’ye uçacağız. Singapur Hilton Oteli’nden sabah kahvaltısı sonrası havaalanına geçtiğimizde bizi Chine Air’in sevimli görevlisi Che karşılıyor. Uçak şirketinin özel salonuna alıyor. Her türlü yiyecek, içecek ve sınırsız hizmetin verildiği bu bölümdeki koltuklara oturan bile kolay kolay kalkmak istemiyor.

Chine Air ile çeşitli noktalara uçacak olan Business ve VİP yolcuları burada buluşuyor. Salonun iki yanındaki ekranlarda uçakların hareketliliklerini izliyorsunuz. Bizi salona alan Che “Uçağa alınacağınız saatte gelip, sizi uçağın kapısına kadar götüreceğiz” diyor. Bilet işlerinizi, bagaj konularını görevli olanlar yapıyor.

Buradaki bütün incelik, yolcunun rahat edebileceği bütün unsurların bir araya toplanmasıdır. Havaalanlarının kâbus olmak çıkarılması, yolcuların rahat zaman geçirmesi, dilediği her şeyi sınırsızca yapabilmesi için gereken her türlü önlemler alınmış. Ayakkabılarınızı çıkarıp, tek kullanımlık terlikleri giyerek uçak beklemek, bu arada yeme-içme keyfini çıkarmak da size sunulan hizmetler arsında yer alıyor.

Burada şunu da söyleyebiliriz:

Kaliteli bir yaşam, uçak yolculuğu artık lüks olmaktan çıkarılıyor. Uçak şirketleri bu konuda sınırları zorluyor. Biz, uluslar arası yolculuklarda bunları sıkça yaşıyoruz. Türkiye’de de bunun örneklerinin sergilenmesi gerektiğini her fırsatta söylüyoruz, anlatıyoruz ve uyarıyoruz.

Bütün bunların yapılabilmesi, yaşanabilmesi, kapsamlı, göz kamaştırıcı havaalanları ile mümkündür. Hala uçaklara otobüslerle ya da, yürüyerek biniyoruz. Başkent gibi Ankara’da Esenboğa Havaalanı düne kadar böyle değil miydi? Dünya turizm kenti Bodrum Havaalanı aynı konumda değil miydi? Bugün bile iç hatlarda Bodrum’da uçaklara otobüslerle, ya da yürüyerek binilmiyor mu?

Demek ki, uçak yolculuğunda çağı hala yakalayamamışız.

CİP yolculara hizmet veren salonların küçük oluşu, yetersizliği, bekleneni veremeyişi bu konuda çok gerilerde olduğumuz gerçeğini de ortaya koyuyor. TAV, İzmir’de başlattığı yeni sistem ile bu konuda olumlu bir adımın atılmış olacağını düşünüyoruz. Ama yeterli olmayacaktır.

THY, Uluslar arası alanda çok önemli noktalara uçuyor. Bu hizmet anlayışını uygulamaya çalışıyor. Atatürk Havaalanında Business ve VİP yolculara bu anlayış içinde hizmet veriyor ama bunun yeterli olduğunu söyleyen çıkabilir mi? Kaldı ki, bu hizmetlerin özellikle kilit noktalardaki havaalanlarında da özenle verilmesi gerekiyor.

Birçok havayolu şirketi, sadece merkezlerinde değil, büyük ve kilit konumda olan tüm havaalanlarında Business ve VİP hizmeti veren salonları yolcularının hizmetine sunuyor. Uçak beklemeyi bir keyife dönüştürüyor. Bunun hiç kuşkusuz maliyeti de olacak ama buralardan istifade etmek isteyen yolcular da aldıkları uçak biletlerinde bunun bedelini ödüyorlar.

Şimdi bazı havayolu şirketleri “kişiye özel hizmet” anlayışı ile yeni bir uygulama başlattılar. Bu hizmetten istifade etmek isteyenlerin sayısı da giderek artıyor. Amaç, kaliteyi daha da artırmak, uçak beklemeyi, uçak yolculuğunu daha keyifli hale getirmek. “Kişiye özel hizmet”te uçak yolculuğu sonrası da devam ediyor. Yolcu uçaktan indikten sonra gideceği noktaya kadar özel araçla götürülüyor. Bu süre içinde bagaj işlemleri ile de yetkililer ilgileniyor.

Başlangıçlar ve uygulamaları olumlu buluyoruz. Conford Lounge tarzı salonlar az da olsa, sınırlı hizmet veriyor. Bunların giderek yaygınlaştığını da görüyoruz. Ancak, yeterli bulmuyoruz. Türkiye’nin, şirketlerin dış ülkelerdeki uygulamaları fazlası ile yapabilecek güçte olduğunu da biliyoruz. Öncelikle, yapılan, büyütülen ve yapılacak olan havaalanlarının bütün bu hizmetleri verebilecek kapasitede olması gerektiğini görüşünde olduğumuzu altını kalınca çizerek yeniden anımsatalım.

IŞİD DOSYASI /// NECDET BULUZ : “IŞİD’ın yüzde 10′u Türk…”


IŞİD konusu öyle görünüyor ki daha çok baş ağrıtacak. Bir kısmı Suriye’de, bir kısmı Irak’ta İslamiyet adına vahşet sergileyen, yaptıkları eylemlerle İslam ülkelerinin de tepkilerini çekmeye başlayan IŞİD’ın, Türkiye tarafından desteklendiği iddiaları da özellikle dış basında yankılanmaya devam ediyor.

Geçenlerde Alman Die Welt Gazetesi IŞİD ile ilgili yaptığı analizde “Militanların % 10’u Türklerden oluşuyor. Arapların dışında IŞİD’a en çok Türkler katılıyor” diye yazıyor.Daha önce de gerek Amerika’da,gerekse Avrupa’nın çeşitli yerlerinde yayın yapan gazeteler IŞİD konusunda benzer yazıları okurları ile paylaşmışlardı. Yerli basında da konu ile ilgili haber ve yorumlarla karşılaşıyoruz.

Daha önce Dış basında IŞİD ile ilgili çok yazı çıktı. Gözlerden kaçan bir ayrıntıyı bu kez Die Welt yeniden gündeme taşıdı. Gazete bu ayrıntıyı “IŞİD’a katılanların dışında Türkiye’de bu örgüte sempati duyan ve pasif durumda kalan militanlar da var. Bunların kesin sayıları bilinmiyor” diyor.

Bizim için de korkutucu olan ve endişe duymamıza neden olan bu konudur. Çünkü IŞİD’ın çok tehlikeli eylemlere başlayabileceği haberleri de çıkıyor. Geçmişte Türkiye’nin de IŞİD tarafından tehdit edildiğini göz önünde bulunduracak olursak, bu konudaki sıkıntıların daha da artabileceğini sanıyoruz. Bugüne kadar bu örgüte, özellikle Suriye’de Esad’a karşı savaşması için destek verenlerin şimdi bu tehlike ile karşı karşıya kaldıklarına da dikkat çekiliyor.

Nitekim Alman Die Welt, analizindeIŞİD’e, Esad’a karşı savaşması konusunda başından beri destek verdiği belirtilen Die Welt’in analiz haberinde, şimdi IŞİD’in Türkiye’yi tehdit eder hale gelmesinin tam bir ironidirdeniliyor.

IŞİD komutanlarına ait olduğu öne sürülen bazı iddialarda da çok sayıda Türk kökenlinin IŞİD tarafından eğitildikten sonra Türkiye’ye döndüğü anımsatılıyor ve “Pasif durumdaki militanlar da zamanı geldiğinde Türkiye içerisinde harekete geçebilecek” deniliyor.

Almanya, Fransa, Belçika ve Avusturya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinin vatandaşları olan Türk kökenlilerden de IŞİD’a katılanların sayısının 1500 olduğu, Türkiye’den katılan sayısının 1000 olarak tespit edildiği, halen IŞİD’ın militan sayısının 16-17 bin civarında bulunduğu da tahmin ediliyor. Gazetenin ve dış istihbarat birimlerinin haberlerine göre Avrupa’daki Türk kökenli militanlar önce Türkiye’ye geliyor, Türkiye üzerinden de Suriye’ye giriş yapıyorlar.

İşin en önemli tarafı da, IŞİD militanlarının savaştıktan sonra Türkiye üzerinden yeniden Avrupa’ya dönmeleri halinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında sorunların yaşanabileceğine de dikkat çekiliyor. Zaten AB’nin bu konuda sık sık Türkiye’nin dikkatini çektiğini de söylemliyiz.

Şimdi asıl sormak istediğimiz konuya geçelim:

IŞİD’ın bugüne kadar gerek Irak’ta gerekse Suriye’de yaptığı vahşet görüntüleri ortadadır. Öldürdükleri insanların kafalarını gövdelerinden ayıran, kanlı infazlara imza atan, kadınları sünnet etmeye başlayan ve etrafa korku salan bu militanlara halen Türkiye’nin destek verdiği iddiaları Türkiye’nin imajını da altüst etmektedir. İslamiyet adına, Islama yakışmayan görüntü çizen IŞİD’a bugüne kadar destek verenlerin, şimdi bu örgütün karşısında olduklarını görüyoruz. Kaldı ki IŞİD, sadece Şii’lere değil, Sünnilere karşı da aynı acımasızlığını sergiliyor. Peygamber mezarlarını, camileri, kutsal yerleri bombalarla ortadan kaldırıyor. Giderek de İslam dünyasının tepkisini çekiyor.

Hedefleri daha önce Bağdat olan IŞİD’ın bu atakta başarılı olamaması ve bulundukları yere sıkışmaları da örgütün gücünün abartıldığı gibi büyük olmadığı da görülmüştür. Eğer böyle bir eylem başarılı olsaydı, bölgede görülmemiş bir mezhep savaşı çıkmış olacaktı. Çünkü işin içine İran’ın da girmesi an meselesiydi. Bunun yansında Kerbela ve Necef’teki Şii’ler de silahlanarak IŞİD ile savaşmaya hazır bekliyordu.

Burada önemli bir noktaya daha değinelim:

IŞİD, tam bir Türk düşmanıdır. Kuzey Irak’taki Türkmen köylerine yapılan baskınlar, Türkmenlerin topluca katliamları, soydaşlarımızın evlerinin, topraklarının terk etmek durumda kalması IŞİD’ın korku ve baskısı sonunda gerçekleşmiştir. Üzücü olan da bugünkü AK Parti Hükümeti’nin bu olup bitenler karşısında Türkmenlere sahip çıkamamış olmasıdır.

Bu örgütün hedefinde sadece Şii’lerin olmadığını da yaptığı eylemler sonunda açık biçimde gördük.

Dikkat edilecek olursa, IŞİD’ın ilk günlerdeki hızı kesildi. Çünkü çok militan kaybetti. Örgüte destek verenlerin şimdi IŞİD’ın karşısında yer almaya başlaması da bu vahşet sergileyenlerin önünde set oluşturdu. Birçok yerde ele geçirdikleri yerleri de birer birer terk etmeye başladılar. Bazı noktalarda da savaşı kaybediyorlar. Halen Suriye’nin Güney sınırında PKK’nın kolu PYD ile çatışma halindeler.

Nereden bakılacak olursa olsun, IŞİD yanı başımızda en büyük tehlike ve tehdit olarak kalacak gibi görünüyor. Hükümet olanların bunu önleyebilecek planları var mı bilmiyoruz? Ancak, iddialar doğruysa halen bu örgüte destek veriliyorsa bunun bedelinin de çok ağır olabileceğini söylemeliyiz. Temennimiz geç de olsa gerçeklerin tümüyle görülmesi ve gereken önlemlerin de zaman geçirilmeden alınmasıdır.

ARAŞTIRMA DOSYASI /// NECDET BULUZ : “Milletin adayı” kimdir ?.


Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan “Milletin adayı” olarak gösteriliyor. Gerek AKP, gerek yandaş medya ve gerekse Erdoğan taraftarları bu sloganla bütünleştiler. Ancak, çok yerde “Milletin adayı” sloganı tepkilere de neden oluyor. Özellikle “Milletin adayı olabilmenin koşulları var, bunlar Erdoğan’da yok” deniliyor.

CHP-MHP’nin “çatı adayı” Ekmeleddin İhsanoğlu ise “Milli iradenin adayı” olarak gösteriliyor. Yapılan son kamuoyu araştırmalarında ise İhsanoğlu’nun seçilebilme şansının ise giderek yükselmeye başladığına dikkat çekiliyor. Buradaki bütün incelik seçime katılımın çok olması olarak da gösteriliyor. “Seçime katılımın fazla olması İhsanoğlu’nun şansını artırır” deniliyor.

Televizyondaki konuşmalarını ve yazdığı yazıları hayranlıkla izlediğimiz Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, geçenlerde “Milletin adayı” başlıklı bir yazıyı kaleme aldı. Yazı bize de gönderildi. Hocamız, “Milletin Adayı”nda nelerin olması gerektiğini yazısında bir şiir akıcılığında anlatıyor. Biz, son derece ilginç ve yerinde bulduk. Cumhurbaşkanlığı seçimine az bir zaman kala sizleri de bu güzel yazıdan istifade edebilmeniz için aynen yayınlıyoruz. Sevgili Hocamız Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran’a da bu anlamlı ve güzel yazıyı yazdığı ve bizlerle de paylaştığı için teşekkür ediyoruz:

Son haftalarda basın, medya ve özellikle duvar ilanlarında Cumhurbaşkanı adaylarından biri için sık sık “Milletin Adamı” vurgusu ve propagandası yapılıyor.
Biz de yaşadığımız bazı olaylardan hareketle “Milletin Adamı” nedir, nasıl olmalıdır sorularına cevaplarımızı kısaca özetlemeye ve bu konudaki bulanıklığın netleşmesine biraz olsun katkı yapmaya çalışacağız.

“Milletin Adamı” milletini tanır. “Milletin Adamı” milletini sever. “Milletin Adamı” milletini birbirine düşürmez. “Milletin Adamı” milletinin ve ülkesinin bölünmesine katkı vermez.

“Milletin Adamı” hep “Bu millet, bu millet…” demez. “Milletin Adamı ”Bu milletin “Türk Milleti” olduğunu bilir ve bölücülerden çekinmeden gururla her yerde söyler.

“Milletin Adamı” milletin bir kısmını düşman görmez. Bir kısmını ötekileştirmez. Bütün milletin adamı olur.

“Milletin Adamı” Millete tokat atmaz, millet fertlerinin boğazını sıkmaz. Bürokratlarına milleti tekmeletmez. “Milletin Adamı” basın ve medyanın önünde de yalnızken de millete küfretmez, millete küfrettirmez. “Milletinin fertlerini yuhalatmaz…

“Milletin Adamı”, “Daha biz bu milletin anasını……..” diye millete küfredenlerle kol kola girmez. Onlara devlet ihaleleri vermez, verdirtmez.

“Milletin Adamı”, söz konusu milletin “ Türk Milleti” olduğunu bilir. Onu yok etmeye çalışmaz. Türk kimliğini devlet kurumlarından çıkarmaz. Milleti kimliksizleştirmeye uğraşmaz. “Milletin Adamı”, “Türk Milleti” demekten korkmaz.

“Milletin Adamı”, “Türküm, Doğruyum, Çalışkanım” demekten endişe etmez. Bunlardan utanmaz.

Biliyoruz ki, milliyetçilik milliyetten, milliyet de “Millet”ten gelir. Milletin adamı, milliyetçiliği, dolaysıyla milleti “ayakları altına” almaz.

“Milletin Adamı”, sadece, kendi partisine menfaatle bağlı olanların değil, “duvara bile oy vermeye” hazır olanların değil, aklı başında olanların, “insana” oy verenlerin adamı olur.

“Milletin Adamı” desteğini sadece kendi partisinden değil, diğer partilerden de alır. Çünkü siyasi partiler halkın farklı görüşlerini temsil ederler.

13 parti gibi çok sayıda çok farklı siyasi partinin desteğini alabilirseniz, ancak o zaman “Milletin Adamı” olabilirsiniz.

Bunu yapabilir, bunu başarabilirseniz, işte o zaman “Milletin Adamı” olursunuz.

Yoksa propaganda gücü ile para gücü ile devlet gücü ile, polis gücü ile…”Milletin Adamı” olunmaz. Olunamaz.

“Olunur” diyenler, bu saiklerle oy alsalar da mutlaka sıkıntı yaşarlar. 04.08.2014

Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran

IŞİD DOSYASI /// NECDET BULUZ : Erdoğan, Kürtler ve IŞİD.


Başbakan ve Cumhurbaşkanı Adayı Erdoğan, yaptığı hesaplarda Doğu ve Güneydoğu’dan Kürt oylarından % 5 oranında oy alabileceğini hesaplıyor. Kurmayları da yaptıkları açıklamalarda bu beklenti içinde olduklarını söylüyor. Bu hesaplar tutar mı? PKK’nın siyasi uzantısı olarak HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş “Erdoğan Doğu’dan da Güneydoğu’dan da tek bir oy alamaz” diye meydan okuyor.

Demirtaş, açıklamalarında bu kadarla da sınırlı kalmıyor. “Hiç kimsenin beklemediği bir Cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna hazır olun” diyor.

Şu noktaya dikkatlerinizi çekelim:

Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa, bu turda Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt oylarının önemi ortaya çıkacak. Yurt dışından beklenen oy akışının olmaması da Kürt oylarını daha da önemli duruma getiriyor.

Peki, Kürt’ler Erdoğan’a oy verirler mi? Selahattin Demirtaş, “Tek bir oy vermeyeceğiz” diyor. Bunun gerekçelerini de açıklayalım.

Erdoğan’ın Kürt oylarında en büyük kozu “ Kürt Açılım politikası” olarak değerlendiriliyor. Ancak, IŞİD’e destek vererek, Suriye’deki PYD’lilerle çatışma noktasına getirenin Erdoğan olduğu söyleniyor. Demirtaş bunu açık açık ifade ediyor. Erdoğan’ı “ikiyüzlü politika” izlemekle suçluyor. “Bir yandan açılımla şirin görünmeye çalışıyor, öte yandan IŞİD’a destek vererek Suriye’deki Kürtler’in katledilmesine destek veriyor” diyor.

Dikkat edilecek olursa gerek Demirtaş, gerekse PKK ve yandaşları aylardan bu yana IŞİD’dan olan sıkıntılarını dile getiriyor. IŞİD’a destek verdiği için Erdoğan’ı eleştiriyor. Özellikle de Hatay’daki olaylara dikkat çekiyorlar. IŞİD militanlarının sınırda rahat hareket ettiklerini, Türkiye’yi “kapı komşusu” yaptıklarını söylüyorlar.

Bu satırlar yazılırken Suriye’nin Güney sınırında PYD ile IŞİD arasındaki çatışmaların şiddetlendiği haberleri geliyordu. Son haberlerde de PYD’nin IŞİD militanlarının püskürttüğü ifade ediliyordu. Suriye’deki IŞİD saldırılarının artması üzerine Kuzey Irak’taki PKK kamplarından silahlı güçlerin PYD yanında çatışmak için Suriye’ye geçtiği de belirtiliyor.

“Çatı aday” İhsanoğlu’nun giderek kendisini daha iyi tanıtması, Erdoğan’ın yurt dışından beklediği oyların gelmemesi ve Kürt oylarının da “çantada keklik” görülmemesi nedeni ile Cumhurbaşkanlığı seçimi daha da kritik bir noktaya taşınmış olacak. Eğer, seçim ikinci tura kalırsa, çok önemli pazarlıkların da gündeme oturabileceğini sanıyoruz. Çünkü PKK ve yandaşları bugüne kadar bekledikleri adımların atılmadığından yakınıyor.

Bütün bunlara rağmen, Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu’dan oy alabileceğini düşünenler de var. Ancak, İhsanoğlu da bu konuda çok iddialı açıklamalar yapıyor. “Ben de Doğu’dan ve Güneydoğu’dan beklenenin üzerinde oy alacağım” diyor. İhsanoğlu % 60 oy alarak ilk turda seçimi kazanacağını da vurguluyor. Hiç kuşkusuz Kürt oyları için çok değişik hesaplar yapılıyor. Özellikle büyük kentlere dağılmış olan Kürt oylarının da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli rol oynayacağını da gözlerden uzak tutmamak gerekiyor.

PKK ve yandaşlarına bugüne kadar hoşgörü ile yaklaşan, Doğu ve Güneydoğu’yu neredeyse örgüte bırakan Erdoğan’a Kürtlerin hala öfkeli oluşu ve kızgınlıklarını dile getirmesi küçümsenmemelidir. Bu yörede, HDP ve KCK hala etkili durumda bulunuyor. Buradaki oylarda da örgütün hâkimiyeti var.

Erdoğan’ın IŞİD’a destek verdiği iddiaları yeni değil. Daha önce de Amerika’nın bu konuda Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun dikkatini çektiği söyleniyor. Şimdi ise Kürt oyları için bu desteğin çekilmesi gündeme gelebilir mi? Bugüne kadar gelmediğine göre geleceğini de sanmıyoruz. Öyle sanıyoruz ki IŞİD üzerinden bazı hesaplar da yapılıyordur. Bunları da gün geçtikçe daha açık biçimde hep birlikte göreceğiz.

Erdoğan, seçimler yaklaştıkça daha sert mesajlar veriyor. Rakipleri üzerinden daha ağır yükleniyor. Rahat olmadığı da çok açık biçimde görünüyor. Son yapılan kamuoyuna araştırma sonuçları da ilk turda hiçbir adayın % 50’nin üzerine çıkamayacağı tahminler arasında. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da yaptığı açıklamada “Bütün sonuçlar elimizde hiçbir aday ilk turda seçimi kazabilecek oy alamıyor görünüyor” diyor.

Muhalefet ve Erdoğan karşıtları, Erdoğan seçilse bile ikinci turda seçilmesinin, bazı konularda Erdoğan’ın önünün tıkanması için gerekli olduğu görüşündeler. “En azından dengeler alt-üst olmaz” diyorlar. Erdoğan ve taraftarları ise var güçleri ile işi ilk turda bitirme peşindeler. Çünkü ilk turda bir de yüzde fazlası ile seçilme anayasa değişikliğini, Başkanlık için referandumu da gündeme taşımış olacak.

Ne olursa olsun, ortada bir seçim ve sandık var. Seçim için rakip küçümseme, karalama ve seviye düşürmemek gerekiyor. Seçmen her zaman olduğu gibi sandığa gidecek, hür iradesini yansıtacaktır. Biz, her seçim döneminde yazdığımızı yineleyelim: Seçimde oyunuzu kime verirseniz verin, buna saygı duyarız ama mutlaka sandığa gidin ve oyunuzu kullanın.

TÜRKMEN DOSYASI /// NECDET BULUZ : “Türkmenlerin sahibi yok.”


Son yıllarda gizli güçlerin hedefinde Müslüman halklar ve Türkler bulunuyor. Dikkat edilecek olursa, etrafımızda Türkler katlediliyor, kimsenin sesi çıkmıyor. Irak’ta, İran’da, Suriye’de Türkmenler “imdat” diyor duyan yok. Dağlık Karabağ’ı kana boğan Rus-Ermeni işbirlikçileri yine Türk kanı döküyor. Doğu Türkistan kan ağlıyor, kimse ilgilenmiyor. Rusya, hala Türklere baskı uyguluyor, korkutuyor, sindiriyor. Avrupa’nın göbeğinde bile Türklerin zaman zaman hedefte olduğunu, kasıtlı olarak evlerinin yakıldığını, diri diri öldürüldüğünü de unutmuyoruz.

Müslümanların katledilmesine, kanlarının dökülmesine, mezhep çatışmaları ile birbirlerini boğazlamasına karşıyız ve bunları da kınıyoruz. Gazze’yi yakıp, yıkan, taş üstünde taş bırakmayan İsrail’i de “terörist devlet “olarak hem kınıyor, hem de lanetliyoruz. Ancak, sorun sadece İslam ülkeleri değil, Türkler, Türkmenler ve soydaşlarımızdır. Bunlara karşı yapılan zulüm, öldürme, sindirme olaylarına neden duyarsızız?

Bugün Gazze’de yapılanlar karşısında İsrail’i kınamak için sokaklara dökülenler, Türk kanı akıtanlar için neden suskun kalıyor, bunun yanıtını bulmaya çalışıyoruz. Suriye’de kan döken Esad’ı yerden yere vuranlar acaba Irak’taki Türkmenleri diri diri toprağa gömen, başlarını gövdelerinden ayıran, yerlerinden yurtlarından eden IŞİD için niye seslerini çıkarmıyor? Neden tepki ortaya koyamıyor?

Geçenlerde “Irak’a Özgürlük Operasyonu ve Kerkük” kitabının yazarı Ali Kerküklü’nün bize gönderdiği bir yazıdan alıntıları sizlerle paylaşmıştık. Ali Kerküklü yeni bir yazıyı daha gönderdi. “Ey insafsızlar, ey vicdansızlar, Irak’ta Türkmenler’in yaşadığı dramı ve trajediyi görmüyor musunuz?” diye haykırıyor.

Doğu Türkistan’da soydaşlarımıza uygulanan insanlık dışı işkence, hapis ve ölümler artık had safhaya varmış durumda. Bu konuyu da ayrı bir yazımızda değerlendireceğiz.

Şimdi, Ali Kerküklü’nün bize gönderdiği ve “Türkmenler’in sahibi yok” sitem dolu yazıyı aynen sizlerle paylaşıyoruz:

“19 Mart 2003 tarihinde Ankara‘da yapılan toplantıda başta ABD olmak üzere Iraktaki bütün taraflar Kürtler‘in Kerkük ve Musul’a girmeyeceklerini garanti etmişti. Bugün ise Türkmen şehri Kerkükte ve Türkmen ilçeşi Tuzhurmatu’da Kürtler, Musul‘da ve Türkmen ilçesi Telafer’de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) hakim olmuştur. Hedefte ise Türkmenler vardır. Gerçekte, Türkmenler kaderlerine terk edildi.Hani Musul ve Kerkük Türkiye’nin milli meselesi ve kırmızı çizgisiydi. Hani “Kerkük’e ve Telafer’e dokunan Türkiye’ye dokunur” sözü nerde kaldı?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2 Ağustos 2012’de Türkmen şehri Kerkük’e yaptığı ziyarette aynen şöyle demişti: “(Irak Türkmenlerine) Sizin burada tırnağınıza küçük bir diken batsa, onun acısını 75 milyon Türk Anadolu’da hisseder.”

Konya’nın Beyşehir ilçesinde bir düğün salonunda bayramlaşma programları kapsamında konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu:“Bir taraftan Türkiye’de bayramı idrak ediyoruz, bir taraftan da bayramı idrak edemeyen Gazzeli kardeşlerimizle dertleşiyoruz. Onların derdini yüreğimizde taşıyoruz. 10 Ağustos seçimini sizler ne kadar yakından takip edecekseniz, aynı şekilde Gazze’deki her bir ev, her bir aile, her bir fert sizler kadar yakından takip edecek. Çünkü Gazze’dekiler biliyorlar ki; Türkiye’de onlara sahip çıkan bir lider cumhurbaşkanıysa, onlar da kendi evlerinde daha huzur içinde olacaklar. Başlarına bir bomba değil, bir küçük çakıl düşse Ankara’da oturan liderler, onlarla birlikte ağlayacaklar. Onun için günlerdir Gazze ile zihnimiz ve gönlümüz meşgul. Onlar bu huzura kavuşana kadar da gece gündüz çalışmaya, rüyalarımız da dahil Gazze’yi görmeye kararlıyız.” diyor.

IŞİD Türkmen illerinde katliam yaparken, Peşmerge’de Türkmenlere zulüm yaparken, Türkiye’de “Türkmen” ismini sahip çıkma manasında telaffuz eden bir devlet yetkilisi dahi yoktur.

Terör ve çatışmalardan evlerini terk etmek zorunda kalan Türkmenler, derme çatma çadırlarda, depolarda, mezarlarda, inşaatlarda, yol kenarlarında yaşam mücadelesi veriyor.50 dereceyi bulan sıcaklık, açlık, susuzluk, zehirli akrepler ve salgın hastalıklarla boğuşarak barınaksız ve korumasız yaşamaya çalışan Iraklı Türkmenler, çöl ortasında kimsesiz… Türkmenler, “Burada Arap’ın, Kürt’ün sahibi var, bir tek Türkmenlerin yok. Türkiye neden bize sahip çıkmıyor?” diye isyan ediyor.

Türkmenler öldürülüyor ve göçe zorlanıyor, Türkmeneli’nin şeref, namus ve iffeti hedef alınıyor. Irak Türkmenleri tarihin en büyük dram, acı ve zulmüyle karşı karşıyadır. Bugün Irak Türkmenleri de kendi evlerinde huzur içinde yaşamak istiyorlar!

Türkmenler kan ağlıyor görmüyorsunuz, Türkmenler yardım için yalvarıyor duymuyorsunuz, Türkmenler çaresiz ama el uzatmıyorsunuz, kimsesiz ve sahipsiz Türkmenler korku ve panik içinde, yerinden yurdundan göçe zorlanıyor sizden ses yok, 12-13 yaşındaki Türkmen kızlarına ayan beyan, ortalarda tecavüz ediyorlar ve o körpe kızları elektrik direklerine asıp öldürüyorlar ve siz bunları görmezlikten geliyorsunuz, Allah aşkına siz ne biçim insansınız! Gazze için destek olanlar, Türkmenleri niye görmüyorlar?

Not: Görünen o ki Musul’da IŞİD’in kaçırdığı Türk konsolosluğu çalışanları 10 Ağustostan önce serbest bırakacak ve bu olay Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimleri için de propaganda malzemesi olarak kullanılacak.”

AZERBAYCAN DOSYASI /// NECDET BULUZ : Sorun sadece Azerbaycan’ın sorunu değil.


Azerbaycan ile Ermenistan arasında çıkan çatışmalarda 11 Azeri askerinin hayatını kaybetmesi ve bölgedeki çatışmaların sürmesi kapımıza dayanan yeni bir kriz olarak değerlendirilmelidir. Çünkü her bir Azeri askere sıkılan kurşunu, Türk’e sıkılmış bir kurşun olarak değerlendiriyoruz. Dağlık Karabağ’ın işgalini de Türk topraklarının işgali olarak görüyoruz.

1994 yılında yapılan ateşkesten sonra Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi konusunda yapılan görüşmelerden bugüne kadar bir sonuç alınamadı. Konu ile ilgili yazdığımız yazılarda da “Rusya istemediği sürece Ermenistan bu topraklardan çekilmez. Çünkü bölgede Rusya’nın hesapları var” demiştik.

Ermenistan’ın nüfusu 2 milyon, Azerbaycan’ın nüfusu 10 milyondur. Ekonomik ve askeri açıdan Azerbaycan Ermenistan karşısında ezici bir güce de sahip bulunuyor. Buna rağmen Ermenistan’ın arkasında bir güç ve dayanağı olmadan böylesine bir hareket içine girmesi mümkün olabilir mi?

Zaten, Dağlık Karabağ’ın işgali Rusya’nın desteği ile sağlanmıştı. Bugün, sınırda en şiddetli çatışmalar oluyor Azerbaycan 11 askeri yitiriyorsa bunun da arkasında Rusya’nın olduğunu görmekteyiz. 1994 yılından bu yana en şiddetli çatışmaların yaşandığı bölgede bugüne kadar olan sessizliğin bozulmasının da bir nedeni vardır.

Rusya’ya Amerika ve bazı dış güçlerce çok ağır ekonomik ambargo uygulanıyor. Rusya köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor. İşte bu noktada Rusya, Ermenistan’ı kışkırtıp, bölgeyi savaş alanına çevirmeyi hedefliyor. Dikkat edilmesi gereken nokta, bu sıcak alana Türkiye’yi de çekme planlarının var olduğunu görüyoruz. Bir çıkış yolu arayan Rusya’nın bunun dışında da bazı planlarının olabileceğini düşünüyoruz.

Ermenistan’ı bu saldırılarda cesaretlendiren bazı nedenler de bulunuyor. MHP Iğdır Milletvekili Dr. Sinan Oğan, bunu son yaptığı analizde şöyle değerlendiriyor kendisini dinleyelim:

“Gazze, Suriye, Irak, Ukrayna, Kırım, Doğu Türkistan ve diğer bölgelerde var olan ve süren çatışmalara yönelik olarak Türkiye’nin etkisiz ve tarafsız kalması neticesinde bölgede hep Türkler öldürülmekte ve Türk yurtları işgal edilmektedir. Ermenistan’ın bu son hamlesinde de bundan cesaret aldığı açıkça görülmektedir. Zira Türkiye’nin diğer bölgelerdeki çatışmalara ses çıkarmaması, Gazze’de olduğu gibi ses çıkarsa da bölgede yürüttüğü yanlış dış politika sonucu etkisiz eleman pozisyonuna düşmesi Ermenistan’ı bu saldırıda cesaretlendirmiştir. Rusya’nın desteğine rağmen Ermenistan’ın Azerbaycan ile topyekûn savaşa girmesi Ermenistan için intihar manasına gelecektir. Ermenistan Rusya’nın bütün desteğine rağmen bu savaşa dayanamaz. Ancak bölgede sıcak çatışma ihtimali ve hatta topyekûn savaş ihtimali de her geçen gün artmaktadır.”

Ortada bizi de çok yakından ilgilendiren yeni bir kriz vardır. Böyle bir krizin yaşanabileceği görülmeliydi, buna da hazırlıklı olunmalıydı. Bizi yönetenlerden ses çıkmıyor. Sorun, sadece Azerbaycan’ın değil, Türk’ün, Türkiye’nin sorunudur. Özellikle Türk Dünyası’nın bu noktada bir araya gelip, birlik ve bütünlük sağlamaya yönelik adımların atılması gerekiyor. Buna da öncülük ve ağabeylik edecek olan Türkiye’dir.

Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, “Azerbaycan’ın 9 yiğit neferi için” başlıklı bir şiiri bizimle paylaşmış, biz de sizlerle paylaşarak bugünkü yazımızı noktalıyoruz:

Nöbetteydiler.
Vatan topraklarını bekliyorlardı.
“Düşman karşısında bir saat nöbet,
Bir sene ibadet hükmünde”ydi.
Biliyorlardı…
Gece sesler duydular.
Kulak verdiler:
Yılanlar geliyordu yurtlarına. Zehirli yılanlar…
Arkalarında da “Ayı”lar…
Vatan toprağını zehirleyeceklerdi.
İzin vermediler.
Kovdular yılanları,
Vurdular… Boğdular…
Lakin yiğit 9 nefer
Karabağ’da
Kara toprağa düştüler.
Düşerken
“Vatanım, ha ekmeğinden yemişim,
Ha uğrunda kurşun” dediler.
Elbette Cennete gittiler.
Giderken de, tıpkı öncekiler gibi,
Kanlarını yerde koymayacak
Kardeşlerini gözlediler…
Cemalettin Taşkıran
01.08.2014 – Ankara

EKONOMİ DOSYASI /// NECDET BULUZ : Ekonomimiz çökme noktasında.


10 Ağustos’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklandığımız için, ekonomimizin ne durumda olduğunu pek göremiyoruz. Aslına bakılacak olursa, son aylarda Türk ekonomisi sürekli tehdit altında bulunuyor. Kısacası ekonomik durumumuz korkutan bir tablo ortaya koyuyor. Bizi takip eden okurlarımız anımsayacaklardır. Birkaç ay önce konu ile ilgili yazdığımız yazıda “Ekonomimizi bir gecede çökertirler” demiştik. Bugün gelinen noktada bundan endişe ediyoruz.

Özetleyelim:

Büyüme hızımız düştü. Sıcak para girişi durdu. İşsizlik çift hanelerde. Cari açığa şimdi de dış ticaret açığı eklendi. Borçlanma arttı. Enflasyon frenlenemiyor çift haneleri dolaşıyor. Yabancı yatırımcılar “Endişeliyiz” diyerek frene basmış durumdalar. Kaldı ki, yine aynı yatırımcılar Türk halkının üzerinden 170 milyar doları ülkelerine götürdüler.

Şimdi bütün bu olup bitenler ekonomimizin dibe çökmekte olduğunu gösteriyor. Yukarıda da vurguladığımız gibi herkes Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklandığı, tatilde olduğu için gerçek tabloyu göremiyor. Tehlikenin büyüklüğünün de farkına varamıyor. Gerek dış, gerekse içteki ekonomistler “Türkiye toparlanamaz” görüşünde birleşiyor.

Sorunun bu kadarla sınırlı olmadığını da belirtelim.

Şimdi Rusya’ya yaptırımlar ağır şekilde uygulanıyor. Bu uygulama Rusya’ya yatırım yapan Avrupa devlerini perişan edecek. Bunlar içinde Türkiye daha da etkilenecek. Arjantin’in iflası, IŞİD nedeni ile Irak’a kesilen ihracat, Suriye’ye ve Suriye üzerinden elde edilen kazanç ve mal sevkiyatı tamamen durma noktasında bulunuyor. Gazze’deki durumun da bölgeyi riske soktuğunu söylemliyiz. Bitmedi, FED’in Dolar kararı da Türkiye ekonomisi için çok büyük tehlike yaratıyor.

Arjantin’in neden iflas ettiğine de kısaca değinelim:

Bu ülke dış borca dayalı büyüme ile ekonomisini kurtarmaya çalıştı. Vadesi dolan devlet tahvillerinin bedelini ödeyemedi. S&P Arjantin’in notunu “iflas” seviyesine indirdi. ABD ise fonları 1,3 milyar dolarlık borçların yeniden yapılandırmasını kabul etmeyince Arjantin ekonomisi de bir gecede çöktü. Özetleyecek olursak “akbabalar” gözlerini diktikleri, ya da trendi yükselen ülkelerin ekonomilerini bir gecede çökertebiliyorlar.

Amerika’dan gelen haberleri iyi analiz edersek Dolar’ın yükseleceğini de görürüz. Dolar’daki yükseliş beklendiği gibi olursa ekonomimiz kökten etkilenecek ve hatta çok büyük iflaslar da görülecektir. Bunun işsizliği daha da artıracağı, pahalılığı yükselteceği, ihracatı durduracak noktaya getireceğini söylemekte bir sakınca görmüyoruz. Bırakın ihracatımızı, ithalatta daha fazla açık vermeye başladığımızı da görüyoruz. Aradaki makas giderek daha da açılıyor.

Şimdi başka bir noktaya da bakmakta yarar var.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Türkiye’de siyasi tablo nasıl olacak? Bu siyasi tabloda şu anda belirsizlikler görülüyor. Bu belirsizlikler hiç kuşkusuz ekonomimizi etkileyecektir. Bunun da ne getirip, ne götüreceğini şu anda kimse kestiremiyor. Eğer ekonomideki bu risklere bir de siyasi belirsizlikleri eklersek işimizin ne kadar zor olduğu bir kez görülecektir.

Belki çoklarınız “Felaket telalığı yapıyor, kara tablo çiziyorsunuz” diyeceksinizdir. Ancak, doğruları yazmak, uyarmak bizim görevimizdir. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Ekonominin dümenindekiler de bunu görüyor ve uyarıyor. Ancak, daha önceden de dediğimiz gibi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanmış olmamız bu tabloyu görmemizi şu an için engelliyor. Yarın bu tablo ile karşı karşıya kalındığında herkes gerçekleri görmek durumunda kalacaktır.

Yaz aylarında işsizlikte düşme, pahalılıkta azalma olurdu. Bu yıl bunları da göremedik. İşsizlik çift haneleri gördü, pahalılıkta düşme görülmedi. Enflasyon çift hanelerde dolaşıyor. Önümüzde Eylül-Ekim gibi enflasyonu azdıracak aylar var. Okulların açılması ile birlikte alış-veriş canlanacak, masraflar çoğalacak. İşte asıl gerçek tablo bu aylarda karşımıza çıkacak.

Daha sonra kış ayları, elektrik, doğalgaz, ulaşım ve diğer masrafların getireceği yük aileleri sarsacaktır. Bütün bunlara iç ve dış ekonomik unsurları da eklediğimizde sarsıntı geçirmememiz mümkün olabilir mi?Kaldı ki geçinme sıkıntısı içinde olanların sayısı da yükseliyor.

Bugüne kadar sıcak para girişi ile ekonomimizin ayakta kaldığına dikkat çeken ekonomistler “Şimdi bu sıcak para girişi durdu. Aksine yabancılar Türkiye’den yüksek miktarda doları da ülkelerine götürüyor. Türkiye, Suriye’den gelen ağır mülteci yükünü de fazla kaldıramaz. Rusya’daki durumdan da en fazla etkilenen ülke yine Türkiye olacaktır. Siyasi belirsizlik ise ayrı bir sorundur. Dolar yükselişe geçerse bu Türkiye ekonomisini batırır” görüşünde birleşiyor. Biz de bu görüşleri böylece sizlerle paylaşmış olalım.

%d blogcu bunu beğendi: