Etiket arşivi: MİLLETVEKİLİ

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Gelecek nesillere intikal edecek bir sorun…


04 Ağustos 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Efkan ALA tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Suriye’deki savaş sebebiyle, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Suriyelilerin 1,5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Savaş şartları sonucunda Türkiye’ye sığınmak durumunda kalan Suriyelilere, en başta insani sebeplerle yardımcı olmak gerektiği tartışmasızdır. Türkiye, bu amaçla Suriye sınırında bütçesini zorlayarak kamplar açmıştır. Ancak bu kamplara gelen Suriyelilerin, gerçekten sığınma amacıyla mı yoksa başka sebeplerle mi geldikleri konusunda soru işaretleri vardır. Türkiye Cumhuriyetinin ilgili mercileri, bu anlamda üstüne düşen denetim görevini yapmamış ve bu konuda özen göstermemiştir.

Hatta ve maalesef, Suriye’de çatışan gurupların bir bölümüne, Türkiye’nin silah ve mühimmat desteği sağladığına dair ciddi ve somut bulgular vardır. Hükümetin yarattığı iklim sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından “cihada” gidenler olmuştur. Çatışma ortamında hayatlarını kaybeden yurttaşlarımızın sayısı bilinmemektedir.

Suriyeli sığınmacılar başta İstanbul, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Mardin, Adana, Konya olmak üzere muhtelif illerimizde yaşantılarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Suriyelilerin yoğunlaşmaya başladığı bu illerde ciddi sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Kayıt dışı ve kaçak bir şekilde Türkiye’ye yapılan girişler sonucunda asayiş sorunları yaşanmaya başlanmıştır. Suriyelilerin bir bölümü “kayıt dışı işyerleri” açarken, bir bölümü de “inşaat, ayakkabı” sektörü gibi alanlarda “ucuz işçi ihtiyacı” için ve yine kayıt dışı bir şekilde çalışmaktadır. Bazı İl’lerimizde “yağma” olayları yaşanmaktadır. Her türlü provokasyona açık olan bir ortam yaratılmıştır.

Suriye’li sığınmacılar olayı, Türkiye’nin sosyal yapısını ve güvenliğini tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Bu sorun, artık Türkiye’nin “kronik” sorunlarından birisi haline gelmiştir.

Bu bilgi ve değerlendirmeler ışığında soruyoruz;

1- Türkiye’de ve Konya’da mevcut olan Suriyeli sayısı nedir?

2- Bu insanların ne kadarı kamplarda, ne kadarı kamplar dışındadır? Kampların kapasitesi nedir?

3- Suriyelilerin akıbeti ve geleceklerine yönelik olarak; Birleşmiş Milletler ve diğer ilgili kuruluşlar nezdinde yapılan çalışmalar hangi aşamadadır?

4- Suriyeli sığınmacılar için yapılan toplam harcama tutarı nedir? Sığınmacılara hangi isimle- hangi harcama kalemiyle ödeme yapılmaktadır?

04 Austos 2014 Suriyeli snmaclar hakknda soru nergesi.docx

04 Austos 2014 Suriyeli snmaclar hakknda soru nergesi.pdf

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Yüksek Askeri Şüra’nın “İhraç” Kararı Vermesine Gerek kalmamıştır.


04 Ağustos 2014

Basın Duyurusu ;

Yüksek Askeri Şüra’nın “İhraç” Kararı Vermesine Gerek kalmamıştır.

Silahlı Kuvvetlerimizde disiplin soruşturmaları, Disiplin Kurulları yerine artık ilgili Komutanlığın istihbarat birimleri tarafından yapılmaktadır. İlgili istihbarat birimi ise, MİT havuzundan beslenmektedir. MİT’in yasa dışı yol ve yöntemlerle oluşturduğu belgeler ve fişlemeler, ihraç işlemlerine dayanak alınmaktadır.

Bir başka ifadeyle; Silahlı Kuvvetlerimizde tasfiyeler, MİT eliyle yapılır hale gelmiştir.

211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 13. ve 30. maddeleriyle 6413 sayılı TSK Disiplin Kanununun 7. maddesi; bu yasalarla uyumlu bir şekilde düzenlenmiş olan İç Hizmet Yönetmeliğinin 45, Subay Sicil Yönetmeliğinin 92 ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 61. maddeleri göz ardı edilmekte ve uygulanmamaktadır.

Yukarıdaki anlatım çerçevesinde, YAŞ’ın artık ihraç kararı vermesine gerek kalmamıştır. Askeri Yüksek İdari Mahkemesinde de, hukuka aykırı bir yapılanmayı gerçekleştiren Hükümet; bu yolla bir taraftan sorumluluk almamakta, bir taraftan da istediği subay ve astsubayı keyfi bir şekilde ihraç edebilmektedir.

YAŞ çalışmalarının bu çerçevede izlenmesi ve değerlendirilmesi zorunluluğu vardır.

Temel hak ve özgürlükleri yok eden, ayırımcılığı esas alan ve Anayasal Kurumlarımızın işlevini kaybetmesine yol açan bu ihlalleri takip etmeye ve sorgulamaya devam edeceğiz.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur.

image.jpg

MHP MİLLETVEKİLİ SİNAN OĞAN’IN TÜRKMENLERLE İLGİLİ İBRETLİK MECLİS KONUŞMASI /// LÜTFEN PAYLAŞIN


VİDEO LİNK :

https://www.facebook.com/photo.php?v=1457534184502889&set=vb.1385768698346105&type=2&theater

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Yalan üstüne yalan…


18 Temmuz 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Başbakanın aile bireylerinin, kan ve sıhri akrabalarının, çocuklarının arkadaşlarının, dünürlerinin, AKP’li Milletvekillerinin, iş adamlarının yönetim ve genel kurul üyesi oldukları TÜRGEV’le ilgili iddia ve bulguların, tahmin ve tasavvurun ötesinde boyutlara ulaştığı anlaşılmaktadır.

Başbakanlık Müşaviri İbrahim Eren’in; TRT Genel Müdür Yardımcısı, Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyesi, Turkuvaz grubunda Genel Müdür olarak ve nihayet Türgev üyesi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu tablo, “Milletin Adamı” sloganıyla aday olan R.Tayyip Erdoğan’ın ve Hükümetin; devlet yetkilerini ve kamu kaynaklarını acımasızca istismar ve talan ettiklerini gösteren bir tablodur.

Bu tablonun oluşmasında, Bakanlar Kurulunun tüm üyelerinin siyasi ve anayasal sorumluluğu vardır.

“Devlet Memuru” olma şartlarını kazanmadığı için Başbakanlık Müşaviri olmaması gereken bir Kişinin; TRT mevzuatı, Anayasanın 133.maddesi ve Anayasa Mahkemesinin kararlarına rağmen, TRT Genel Müdür Yardımcılığı görevine getirilmesi hukuk adına, siyasi etik adına ihlalden öte utanç verici bir durumdur.

TRT ve kamu yayıncılığı konusunda “temayüz” etmesi söz konusu olmayan bir kişinin, tüm bu ihlallerin dışında ayrıca Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyesi olarak görevlendirilmesi ve ticaret siciline göre Turkuvaz grubunda halen Genel Müdür olarak görev yaptığının sabit olmasına göre; Hükümet adına birilerinin, bu hukuksuzluğa ve talana açıklama getirmesi gerekir.

Türkiye, AKP’nin Kamu yönetiminde 10-11 yıldan bu yana yarattığı tahribata rağmen; Muz Cumhuriyeti olmamıştır, herhangi bir 3. Dünya ülkesi haline gelmemiştir. Türkiye’nin, bu keyfilikleri sorgulayacak vicdanı, ortak aklı ve sağduyusu vardır.

Önerge konusunun, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın görev alanına girmesi ve ayrıca Hükümet sorumluluğunu gerektiren ihlallerin varlığı sebebiyle; işbu önergenin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yöneltilmesi gereği doğmuştur.

Buna göre;

Adı geçenin, 1 günlük kamu görevi olmadığı sabit olduğuna göre; Ticaret Sicili ve RTÜK kayıtlarına göre halen Turkuvaz grubunda Genel Müdürlük, Türk Telekom Yönetiminde ve Başbakanlık Müşavirliğinde görev yaparken; bir taraftan da TRT Genel Müdür Yardımcılığı görevini sürdürmesi hangi hak, hukuk, adalet ve takdir yetkisiyle bağdaşır?

Bu görevlendirmenin yasal ve takdiri gerekçesi nedir?

17 Temmuz 2014 Yalan stne yalan….pdf

17 Temmuz 2014 Yalan stne yalan….docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : TRT “Gerçek Dışı Açıklama” Yapmaya Devam Ediyor.


17 Temmuz 2014

Basın Duyurusu ;

TRT “Gerçek Dışı Açıklama” Yapmaya Devam Ediyor…

Turkuvaz Televizyon ve Radyo İşletmeciliği A.Ş. vekili Av.Cem Şahin imzasıyla, RTÜK’e sunulan 15.05.2014 tarihli dilekçeye-başvuru formuna göre; (Dilekçenin evrak kaydı 15.05.2014-016881 sayılıdır) İbrahim Eren, 11.04.2013 tarihinden bu yana sözü edilen şirkette “Genel Müdür” olarak görev yapmaktadır.

Bu sebeple; adı geçenin, Turkuvaz grubundaki görevinden 11.07.2013 tarihi itibariyle ayrıldığı yönünde, TRT Genel Müdürlüğü tarafından bugün yapılan açıklama, gerçeklerle ve resmi kayıtlardaki beyanlarla-kabullerle örtüşmemektedir.

TRT ve İbrahim Eren, kayıt ve yasa dışı ilişkilerini bugün bile sürdürme gayreti içindedir. Yasal ve etik ihlalleri, görev ve yetki süistimallerini bünyesinde barındıran bu ilişkileri, sorgulama ve kamuoyunu doğru bilgilendirme görevimizi bundan böyle de sürdüreceğiz.

–Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur.

17 Temmuz 2014 Basn duyurusu.pdf

17 Temmuz 2014 Basn duyurusu.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Çevre ve Doğa Katliamlarına Ne Pahasına Göz Yumulur ?


10 Temmuz 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

09.10.2013 Tarihinde kabul edilen 4982 sayılı “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu”, AKP İktidarları döneminde, demokratikleşme konusunda gerçekleştirilen en önemli düzenlemelerdir.

Özü itibariyle halkın doğru bilgilendirilmesini, belgeye erişimini amaçlayan bu yasanın uygulanmasında ise, ciddi sorunlar ve engeller yaşanmaktadır. Engellemeler doğrudan Hükümet nüfuzuyla gerçekleştirilmektedir. Başvuru ve itirazları değerlendiren ve Başbakanlık bünyesinde görev yapan “Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu” ise, görevini yasanın amacına aykırı bir şekilde yapmaktadır. “Hükümet ajanlarından“ oluşan bu Kurul, çoğu zaman temel hak ve özgürlükleri ihlal pahasına görev yapmaktadır.

Hükümetin, halkın doğru bilgilendirilmesi ve belgeye erişim konularında samimi ve tutarlı olmadığını gösteren yoğun ihlaller mevcuttur. Bu ihlalleri ayrıca değerlendirmek kaydıyla şimdiki hal, Çevre Konularında “Belgeye Erişim, Karar Vermeye Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru” esaslarını düzenleyen “Aarhus Sözleşmesinin” Türkiye tarafından onaylanmasının önemini vurguluyoruz.

Çevre ve doğa katliamının kontrol edilemez bir hal aldığı bu dönemde, Kasım 2009 tarihi itibariyle, Avrupa Birliği’nin yanı sıra 43 Ülke tarafından bu sözleşmenin imzalandığına dikkati çekiyor ve Hükümeti olumlu tavır almaya davet ediyoruz.

Türkiye halen bu sözleşmeyi imzalamayan ülkeler arasındadır.

Bu açıklama ve değerlendirmeler Işığında soruyoruz;

(1) Bu sözleşmenin onaylanmasının, Avrupa Birliğine üyelik yolunda yerine getirilmesi gereken şartlardan olduğu; keza özellikle son 4-5 yılda doğa ve çevre konularında “katliam” boyutlarında ihlallerin gerçekleştirildiği göz önüne alındığında;

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu çerçevesinde hazırlanıp, 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın “Aarhus” kentinde imzaya açılan ve Kasım 2009 tarihi itibariyle 43 Ülke tarafında imzalanan bu sözleşmeyi, Türkiye neden imzalamamaktadır?

(2) Bu sözleşmenin, TBMM’nin onayına sunulması yönünde çalışma yapılmakta mıdır?

10 Temmuz 2014 Aarhus Szlemesi hakknda.pdf

10 Temmuz 2014 Aarhus Szlemesi hakknda.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART :“Soru Çalanlar” Üzerinden “Sulh Ce za Hakimi” Yaratmak İsteyenler…


10 Temmuz 2014

Basın Toplantısı Metni ;

(Konuşmaya esas metin)

“Soru Çalanlar” Üzerinden “Sulh Ceza Hakimi” Yaratmak İsteyenler…

15 Haziran 2012 tarihinde yaptığımız basın toplantısında; “AKP İktidarlarında Özel Yetkili Mahkemeler bitmez !!!” başlığıyla hazırlamış olduğumuz metinde;

AKP döneminde artık yargıçlık sınavlarında bile “soru servis edilerek-sorular çalınarak” yargıçlık sınavlarının yapıldığını dile getirmiş; bu yönetim anlayışından “adalet ve toplumsal barışın” çıkamayacağını; haksız uygulamalar sonucunda sınavları “hakkıyla ve emeğiyle” kazanmış olan Yargıç-Savcı adaylarının da mağduriyet yaşadıklarını dile getirmiş ve bu süreci sorgulamıştık.

Hükümet eliyle yaratılan bu adaletsizliğe karşı, Cumhurbaşkanlığı Makamının, Devlet Denetleme Kurulunu ivedi olarak harekete geçirmesi gereğini ifade etmiştik.

Bu açıklama ve değerlendirmelerin devamında; 03 Temmuz 2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, Adalet Bakanlığına ve ÖSYM Başkanlığına yaptığımız başvurularda ise;

06 Mayıs 2012 tarihinde yapılan Avukatlıktan Yargıçlığa Geçiş Sınavlarında, usulsüzlük ve ayrımcılık yapıldığını ve soruların bir bölüm adaya önceden servis edildiği gerekçesiyle, somut delillerle suç duyurusunda bulunmuştuk.

İleri sürülen iddiaların ciddiyeti ve ortaya çıkan somut bulgular üzerine;

ÖSYM Başkanlığı 28.08.2012 tarihli ve 13 sayfalık raporu esas alarak; sınav sorularının sınavdan önce bir kısım adaya ulaştırıldığı, sınavın ölçme ve seçme niteliğini kaybetmiş olduğu, sınavın gizlilik ve güvenlik içinde gerçekleşmediği gerekçesiyle; 06 Mayıs 2012 tarihli “Adli Yargı-Avukat-1” sınav sonuçlarının iptaliyle, yerine eş değer sınav yapılmasının uygun olacağı yönünde işlem tesis etmiştir.

ÖSYM yapmış olduğu incelemede; usulsüzlük anlamında “skandal verilere” ulaşmıştır. Skandal boyutlarına ulaşan bu maddi bulguları yok edemeyen ÖSYM, sonuç bölümünde ise; “somut bir delil yok, bu sebeple faile ulaşamıyorum, ancak sınav güvenliği kalmadığı için sınavı iptal ediyorum…” diyerek; bir taraftan maddi olayın üstünü örtemez hale geldiğini itiraf etmiş; bir taraftan da kendi kurumunu ve personelini koruma telaşına düşmüştür.

Adalet Bakanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu arada ne yapmıştır?

Bu konuları kararlılıkla dile getirdiğimizde, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin; “…. Kart’ın bu tür iddiaları dile getirmesinden ötürü işi gücü bırakıp ona cevap verecek mecalimiz yoktur…” diyerek; bir taraftan kendi sorumluluğunun ve suçluluğunun üstünü örtme telaşına girmiş, bir taraftan da kendince bir kibir içerisinde, sorumsuz ve gayri ciddi tavrını sürdürmüştür.

Yaratılan “kaos ortamı” sebebiyle, Sayın Sadullah Ergin acaba “vicdani bir değerlendirme” yapma erdemini ve sorumluluğunu gösterebilecek midir? İhtimal vermiyorum….

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise,

05.03.2013 tarih-2012/85109-213/15958 sayılı kararıyla;

ÖSYM Başkanlığının yukarıda sözü edilen 28.08.2012 tarihli inceleme raporuna atıfta bulunarak; 100’den fazla adayın usulsüzlük yoluyla sınavı kazandıklarını, ancak Adalet Bakanlığı görevlileri ile ÖSYM bürokratlarının bu kişilere soruları servis ettiğine dair delil elde edilemediğini; şüphelilerin tümü yönünden 06 Mayıs 2012 tarihli sınav ile 13 Ekim 2012 tarihli sınav sonuçlarına göre bariz farklılıklar var ise de, şüphelilerin sınavlara hazırlanma sürecindeki özel ve ailevi nedenlerin bu sonuçlarda etkili olabileceği gerekçesiyle; tüm şüpheliler yönünden “kovuşturmaya yer olmadığına” karar vermiştir.

17-25 Aralık 2013 tarihinde ortaya çıkan “yolsuzluk operasyonu” sonrasında ise, tablo ve dengeler bir kez daha değişmiştir. Kartlar yeniden karılmış ve yeni bir dönem başlamıştır.

Takipsizlik kararıyla üstü örtülen dosya yeniden canlandırılmış, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/20429 soruşturma sayılı dosyasıyla soruşturma evrakı yenilenmiştir.

Dosyanın yenilenmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması Bizim de amaçladığımız bir durumdu.

Bu sebeple, dosyanın yenilenmesi üzerine, daha önce görev ve yetkilerini kötüye kullanarak takipsizlik kararını verilmesini sağlayan dönemin Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş, ilgili savcılar Ömer Faruk Tezel ve Şadan Sakınan hakkında, 2802 sayılı yasa uyarınca gereğinin yapılması için başvuruda bulunduk.

Ancak, gelinen aşamada da; maddi gerçeğin ortaya çıkartılması, tüm fail ve sorumluların tespiti yerine; ayırımcı bir anlayışla ve husumet duygularıyla soruşturmanın sürdürüldüğünü ve yönlendirildiğini görüyoruz. Şöyle ki;

ÖSYM Başkanlığı ve HSYK’nın tespitlerine göre; kendilerine soru servis edilen ya da soru çalarak Yargıç Adayı konumuna gelen ve halen Yargıç-Savcı olarak görev yapan 73 Kişi vardır. Bu kişilerin isimleri savcılık dosyasına ulaşmış durumdadır. Bu kişiler yönünden “meslekten ihraç” prosedürünün başlatılacağı anlaşılmaktadır. Bu kişiler yönünden, yasal unsurlarıyla eylem “sübut” bulduğu takdirde, elbette yasal gereği yapılmalıdır. Bunda tereddüt etmemek gerekir.

Ancak bu isimlerin arasında, AKP İl ve İlçe örgütlerine mensup olan isimlerin bulunmadığı, bu isimlerin özenle ayıklandığı görülmektedir. Bir başka ifadeyle, bu aşamada da kanunsuzluk, ayırımcılık ve görevi kötüye kullanma durumu devam etmektedir.

3 Temmuz 2012 tarihli suç duyurusu dilekçemizde somut olarak ortaya konulduğu gibi; suç ilişkileri içinde sınavı kazananlar arasında, AKP’nin Belediye Meclis üyeleriyle, İl ve İlçe yöneticileri de vardır. Bu şekilde suç ilişkileri sonucunda soru çalarak-soru servis edilerek sınavı kazandığı belli olan en az 50 Kişi, 73 Kişilik listenin dışında bırakılmıştır.

Tipik bir AKP klasiği yaşanmaktadır.

Yine görev suistimali yoluyla soruşturmaya müdahale edilmektedir.

Maddi gerçeğe ulaşmak yerine; intikam duygularıyla ve ayırımcı bir anlayışla soruşturma mercilerini araç olarak kullanan bir zihniyet yargıya müdahale etmektedir.

Süreç ve bulgular göz önüne alındığında; soruların servis edilmesi yoluyla, halen Yargıç ve Savcı olarak görev yapan kişilerin sayısının en az 125 Kişi civarında olduğu kanısındayız. Esasen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda sözü edilen takipsizlik kararında ve ÖSYM’nin bulgularında da, usulsüzlük yoluyla Yargıç ve Savcı konumuna gelen kişi sayısının 100’ün üzerinde olduğu sabittir.

Hal böyle olduğuna göre; bu kişiler neden korunmaktadır?

Çünkü; bu kişiler, Başbakanın “bizim arkadaşlarımız” dediği yargıçlar ve savcılardır. Bunlara artık “Sulh Ceza Hakimi sıfatıyla” ve acil olarak ihtiyaç vardır!!! El koymalarda, gözaltı, arama kararlarında, tutuklamalarda, itirazlarda bu savcılar-yargıçlar; üstlerine düşen görevi yapacaklardır….

Soruşturmayı sürdüren Savcılık Makamına, HSYK’ya ve Adalet Bakanlığına bir kez daha sesleniyoruz;

Sınav soruları ÖSYM bünyesinde her Kim-Kimler tarafından servis edilmiş ise, ayrım yapmadan bu durumu tespit edin ve bu kişiler yönünden “soruşturma izni” prosedürünü başlatın.

Keza, servis edilen soruları alarak-çalarak Yargıç ve Savcı olan her Kim

Kimler varsa; ayrımcılık yapmadan, AKP ile mevcut olan İl-İlçe Yöneticiliği, üyelik ya da Belediye Meclisi üyeliği ilişkisine bakmaksızın, tüm fail ve sorumlular yönünden yasal süreci başlatın.

Adalet Bakanlığı olarak, soruşturmalara müdahale etmekten artık vazgeçin.

Açıklaması yapılan bu tablo, tarafımızdan “genel unsurlarıyla” tespit

edilmiş durumdadır. Ancak, isimlendirmeyi yapmak-illiyeti kurmak, Bizim görev ve yetki alanımızda olmadığı için, isimlendirme yapmak yerine; Anayasal Kurumları, son 10 yıldaki haksız ve keyfi uygulamalardan ders alarak, (HSYK ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başta olmak üzere) görevlerini “doğru ve tarafsız” bir şekilde yapmaya davet ediyoruz.

AKP’ye de; “yeni ve Özel Yetkili Mahkemeler” yaratarak, “adaleti ve toplumsal barışı” tesis edemeyeceğini bir kez daha hatırlatarak; Türkiye’nin Hukuk Sistemini talan etmekten vaz geçmeye davet ediyor ve uyarıyoruz.

10 Temmuz 2014-Avukatlıktan Yargıçlığa geçiş sınavları hakkında Basın Toplantısı metni.docx

%d blogcu bunu beğendi: