Etiket arşivi: KURDISTAN.POST SİTESİ

PKK’LI KÜRDİSTAN POST SİTESİ : BDP’li Başkan CNN Türk’te Kürtçe konuştu !


29259.jpg?itok=HSSHw0XC

Bir ilke sanırız imza attı. TV kanalına Kürtçe konuşmak şartıyla çıktı.

Doğrusunu yaptı, anadilinde konuşmayı dayattı ve tercüman kullanıldı.

Cizre belediye başkanı Leyla İmret’i doğal olan bu tavrından dolayı kutlamak gerekiyor.

"Seçim sonuçlarının en dikkat çeken başarılarından birine imza atarak 27 yaşında yüzde 83 oyla Cizre Belediye Başkanlığını Kazanan BDP’li Leyla İmret CNN türk erkanlarında Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtladı.

Cüneyt Özdemir programın açılışında Leyla İmret’in programa Kürtçe konuşmak şartıyla çıktığını söyledi. Tercüman eşliğinde Özdemir’in sorularını yanıtlayan İmret kendisini anadili olan Kürtçe’de daha iyi ifade ettiğini söylerken seçmenlerine de kendi dillerinde seslenmek istediğini kaydetti.

AVRUPA’DA BÜYÜSEM DE CİZRE’YE AİTİM

Kaç dil biliyorsunuz ve neden Kürtçe konuşmak istiyorsunuz?

Ben almanca İngilizce ve Türkçede biliyorum yalnız kendimi en iyi ifade ettiğim dil anadilim Kürtçedir bu yüzden Kürtçe konuşmak istiyorum. Bölgemizde de kütçe en sık kullanılan dil olduğu için hep Kürtçe konuşuyorum Kürtçe konuşurken kendimi çok iyi ifade ediyorum

Neden Almanya’dan Cizre’ye döndünüz?

Doğrusu bunun hikayesi uzundur kısaca anlatmak gerekiyorsa ben kendim bu yörenin insanıyım benim memleketim benim şehrim her zaman onun hasretiyle yaşıyordum her ne kadar Avrupa’da büyümüş olsam da Cizre’ye aittim. İstedim ki kendi toprağıma halkımla anne ve babamın yaşadığı şehirde bölgede istedim ki kalan ömrümü geçireyim

KENDİMİ ANA DİLİMDE DAHA İYİ İFADE DİYORUM

Cizre’de nasıl bir seçim kampanyası yürüttünüz?

Öncelikle ön seçimlerde 6 kadın aday adayı vardı ben ilk başvurduğumda ben kimseyi tanımıyordum benim için her şey ondan sonra başladı. Bütün ailelerimizi tek tek gezdim onlarla tanıştım ve o esnada halkın hoşgörüsüyle karşılaştım o güveni onlardan aldım ve 21 yıl aradan sonra kendimi nasıl kabullendire cem kuşkusu yaşadım ama Cizre halkı tarafından çok güzel karşılandım Cizre halkına da çok teşekkür ediyorum bana sahip çıkmalarında çok teşekkür ediyorum.

Neden burada Türkçe değil de Kürtçe konuşuyorsunuz peki?

Kendi anadilimle kendimi daha iyi ifade ediyorum bu yüz den duygularımı daha iyi ifade ediyorum o yüzden Kürtçe konuşmak istedim. Ama eğer çok önemli ise benim eş başkanım Sayın Kadir Kunurda Yanımda o çok iyi Türkçe konuşuyor kendimizi bu anlamda çok iyi tamamlıyoruz. Baştada dediğim gibi kendimi Türkçeyi ifade etmiyorum bu nedenle Kürtçe konuşmak istedim. Avrupa’da büyüdüğüm için Türkçeyi öğrenmedim Türkçe konuşmadım o yüzden Kürtçe konuşmak istedim.

BİZİM DEĞİL HALKIN BELEDİYESİ

Cizre için Bundan sonraki hizmetleriniz neler olacak?

Yeni görevimizde Cizre için ne gerekli ise onu yapacağız çünkü baktığımızda Cizre her şeyin en güzeline layık bir şehir. Bu yüzden diğer belediyelerden farkımız biz yapacağımız her şehi halkımıza danışarak yapacağız onların görüş ve düşüncelerini alarak hareket edeceğiz. Çünkü o bizim değil halkın Belediyesi."

PKK’LI KÜRDİSTAN POST SİTESİ : Dersim atalarıyla anılacak


post-1396532860.jpg?itok=qfqXy9G-

Dersim kent merkezinde bulunan, 37-38 Dersim katliamında rol oynamış kişilerin isimleri değiştirilerek, yerlerine Dersim tarihinde ve kültüründe önemli rol oynamış, idam edilmiş kişilerin isimleri verildi. Belediye Meclisimiz, 1937’de Dersim İsyanı sırasında Seyit Rıza ile birlikte idam edilen 7 arkadaşının isimlerini kent merkezimizde bulunan cadde ve sokaklara verme kararına valilik tarafından onay verildi.

Bilindiği üzere Belediyemizin Meclis Toplantısı’nda, gündem maddeleri olan cadde sokak isim değişiklikleri ilişkin karar alınmıştı. Meclis Toplantısında, cadde ve sokak isimleri ile ilgili olarak yapılan talepler nedeniyle, valiliğe bildirildi.Vallikten alınan görüş doğrultusunda isimlerinin değiştirilmesi kararlaştırıldı.
İsmi değiştirilen 15 cadde ve sokak şunlar:

Ali Baba Mahallesinde bulunan Cemal Gürsel caddesinin adının "Fındıq Ağa",
Ali Baba Mahallesinde bulunan Fevzi Çakmak caddesinin adının "Wuşêne Seydi",
Moğultay Mahallesinde bulunan Cengiz Topel caddesinin adının "Aliyê Mırze",
Cumhuriyet Mahalesinde bulunan 237. Caddesinin adının "Hêsene İvrayimi",
Atatürk Mahallesinde bulunan 23. Caddesinin adının "Hêsenê Cıvrayil",
Cumhuriyet Mahalesinde bulunan 236. Caddesinin adının "Wuşêne Resık",
Atatürk Mahallesi Elazığ caddesinin adının "Dersim Caddesi",
Moğultay Mahallesinde Okullar caddesinin adının "Dr.Nuri Dersimi Caddesi",
Moğultay Mahallesinde İsmet İnönü Parkının adının "Zarife Xanım Parkı",
Moğultay Mahallesi, Ovacık Yolunun adının "Alişer Caddesi",
Moğultay Mahallesi Kışla Meydanının adının "Seyit Rıza Meydanı ",
Ali Baba Mahallesi küme evlerinin adının "Bese Caddesi"
Ali Baba Mahallesi Merdiven Sokağın adının "Sahan Ağa Sokağı",
Moğultay Mahallesi Ata Sokağının adının "Av.Ali Demir",
Moğultay Mahallesi Hürriyet Caddesinin adının "Musa Anter", olarak değiştirildi

PKK’LI KÜRDİSTAN POST SİTESİ : Türkiyecilik, Kürd Ulus ve Ülke G erçekliğine Saldırıdır !


besikci_fuat_onen.jpg?itok=WFhsxOqH

(Fuat Önen’in 15.3.2014 tarihinde İsmail Beşikci Vakfı’nda sunduğu konferansından kısa notlar..)

Kokuşmuş Uzlaşma İşgalciye Meşruiyet verir!

Albert Einstein (14 .3. 1879 – 18.4.1955),

Bugün, Türk sağ ve solunun kamuoyunda, Kürt siyaset sınıfında güçlü bir Türkiyecilik hastalığı var.

Son 20. Yılda Türkiyecilikten kasıt ne? Türkiye bir devletin adıdır.

Türkiye’nin işgal etiği alan, Yakın Doğu’da pek çok ülkenin işgal ve imha edilerek kendine kattığı alandır.

Şimdi bu işgal edilmiş ve imha edilmeye çalıştıkları alanda bir millet çıkarmak istiyorlar.

90 yıllın TC. politikasının esası budur.

Bu soykırımcı bir politikadır. Türkiyecilik budur.

-Yaygın olan bu bakış açısı Kürt millet ve ulus gerçeğine saldırıdır.

Bu bakış açısı her alanda var. Ekonomide, ziraat kredilerinde, otoban üretiminde, eğitim politikalarında, ihalelerde, eğitim politikalarından yapılan barajlara kadar.

Milli İstihdam politikasına stratejisine bakıldığında bu devlet Kuzey Kürdistan’ı, Güney Kore’deki model gibi kullanmak istiyor. Fark var. Güney Kore’de devlet var. Ancak Kuzey Kürdistan’sda bunu devletsiz yapmak istiyor.

Bu politikada Mardin ve Dersim esas alınmış, iki pilot alandır..

Mardin çok kültürlü, çok dilli olarak ilan edilmiş…

Dersim de ise bizler arasındaki (Kırmanc, kurmanc, din farklılıkları gibi) ayrılıklardan yararlanmak istiyorlar.

Türkiyecilik konusunda PKK ile (bağımsızlıkçılar hariç) diğerleri arasında bir fark yok. Burada bir aynı yolculuk var. Elbette yatay ayrılıklar var. Ancak bu nitel bir ayrılık değil.

Siyasette Türkiyecilik kendisini nasıl gösteriyor?

En bariz olarak; devletin arızalarını giderme, Türkiye’yi Kürtlerle büyütme. Kürdistan’ı kurma yerine, Türkiye’nin demokratikleşmesini esas alma duruşunda açığa çıkıyor.

Bunun bir parçası olarak Kürdistan ve Türkiye’nin” birlikte örgütlenme”si esas alındı. Burada Kastım, HDP’dir.

1978’lerden önce ayrı örgütlenme, birlikte örgütlenme tartışması vardı. Bu tartışma; 1978 ve sonrasında bitti. Ayrı örgütlenme ve ülkeler zemininde kurumlaşma tartışması, Rızgari, KAWA, DDKD, PKK, KUK ile aşıldı.

Kürdistani örgütler, siyaset alanına on yıllık tartışmadan sonra girdi. Bugün ise yeniden gündeme geldi. Bu projeden kasıt, Kürt ve Kürdistani örgütlenmesini tasfiye vardır. HDP ile BDP’nin ayrı seçimlere girmesi bunun bir parçasıdır. Burada iki ülke gerçekliği vardır ve bu proje başarılı olamaz. Ama bu proje Türkiyeci politikanın, Kürdistan örgütlenmesine çok sert bir saldırısıdır, yönelişidir.

Barış dili, uzlaşı kültürü iyidir, kulağa da hoş gelir. Problem olan, bu öneri Kürdistan’ın iç işleyişindeki politikada önerilmiyor. Ancak devlet ile diyalogda bu esas alınıyor, Kürdistan için önerilseydi, doğru olurdu! Her kes bu hukuka bağlı kalırdı. Her Kürdistanlı ile birlikte yaşarız. Ama buna rağmen, Kürdistanlı aktörler arasında şiddet dili egemen, fakat devlet ile tam tersi. Bu sağlıklı bir bilinç değildir.

Sovyetler çöktükten sonra, ulusal kurtuluş mücadelelerine ciddi bir saldırı oldu. Fukiyana makalesinde olduğu gibi bu liberal doğruluğun adı olarak kullanıldı… SSCB çöktükten sonra Doğu’ya saldırı bu globalist yaklaşımla sürdü. Türkiyecilik bilinci bununla gelişti.

Hukukçularımız; “Türkiye’ye demokrat anayasa” istiyor.

Ama aynı demokrat anayasayı Kürdistan için istemiyorlar.

Dil bilimcilerimiz, eğitim projelerini Türkiye devletine öneriyorlar.

Ama Eğitim programlarını Kürdistan için önermiyorlar.

Güney Kürdistan’da bu çalışmalar iç yapı için üretiliyor.

Genel bir Kürdistan eğitim ve öğretimi hedeflenerek üretilmiyor.

Tüm bu alanlarda enerjimizi Türk devletini tamir etmek için harcıyoruz.

Bu Türkiyecilik bilincidir.

Kürdistani bilinç değildir.

Karamsar olmadığımız halde bunları söylüyoruz.

Çünkü, anlamak toplumsal bir eylemdir.

Bu durum gösteriyor ki, bağımsızlık bilincinin önüne ve karşısına farklı anlamlar yıkılıyor.

Son yılların “barış” ve “halkların kardeşliği “ söylemi var, buna itirazımız var.

Söylem güzel, fakat altı dolu değil, hatta bom boş!..

Barzani de Amed’e geldiğinde bunu söyledi.

İtiraz ettiğinde ise anlam farklılığı aleyhte kullanılıyor.

Ulusal Kurtuluş Mucadele(UKM)’leri, 20. Yüzyılda güçlendi.

Bu hareketler bağımsızlıkçı (Angola, Mozanbik vb. gibi) ve normal idi.

Şimdi ise bunların zamanı geçti diyorlar..

SSCB, çöktükten sonra da bu devam etti. Onlarca yeni devlet Kuruldu.

Katalon, Quebek vs. var.

Ama Kürdistan’da, Kuzey Kürdistan’da bağımsızlık anormal görülüyor.

1919-1920’de Kürdistan Teali Cemiyeti var.

Bunun içinde de Bağımsızlıkçı ve Otonomist tartışması var.

Teşkilat-i İçtimaiye Cemiyeti de kuruluyor.

Bu iki örgüt içinde yetişen kadrolar çıktı.

Azadi ve Xoybûn bu tartışmalar sonucunda şekillendi.

Daha da bu tartışma devam ediyor.

Bu olumludur.

Çünkü;

Bu tartışmamızın alt yapısı var.

Güneyde de Bağımsızlık ve Konfederalizm var.

Bu tartışma olumludur.

Federalizmin iyi olmadığı bununla görüldü…

Konfederal’de iki ayrı devlet ilkesi var, ve bu bir ilerlemedir.

Bugün Kuzey Kürdistan’da iki islami parti var;

“Bağımsızlık yanlısı “olduklarını ve “ 1916’da bunu Sykes-Pico’nun 100. yılında ilan ettik!” diyorlar. Kürdistan’da kesintiye uğrayan Kürdistani mücadele azminin yeniden bu yaklaşımlarla ortaya çıkmış olması, Marksist biri olarak iyi bir umut olarak görüyorum.

İran Kürdistanında, Kuzey Kürdistanı’nda Özerklik ilan etme talebi var. Bundan önce Azerilerden bu yönlü bir talep geldi ve Kürtlerle kimse yakın durmuyor. Bundan da anlaşılıyor ki, halkların kardeşliği hala bu bu coğrafyada tesis edilmemiş ve uzak duruyor.

Bugün Kürdistan’ın statukosu, Kürt ve Türklerden çok, dünyada daha ciddi tartışılıyor.

Ancak Kürdistan’a komşu halklar bu tartışmadan uzak duruyor, hatta karşı.

Şimdi “bağımsızlık mutlak değil” deniyor. Burada doğruluk payı var. Karşılıklı bağımlılık var. Önemli olan bu ilişkilerde adalet var olmalı. Ama adaletin yerini şimdi küresel aktörler doldurmuş.

Çünkü bu sistemde bizim devletimiz olmadığı için yerimiz yok.

Talebimiz esasen devletli olmaktır.

Ama olması gereken devlet, yani Kürdistanlıların devleti yok!

Bu nedenle de adalet tesis olunamıyor, adalet olamıyor!

Zira Kürdistan’da 4-5 devlet de değil, onlarca devlet var.

Devlete karşı çıkanlar; bu 4-5 ve onlarca devlete karşı değildirler.

Sadece Kürtlerin devletine karşıdırlar!

Biz buna itiraz ediyoruz.

Biz bu 4-5 devlete ve dünyada adaleti ihlal eden dünya sistemine karşı çıkmayı öneriyoruz.

Kürdistan devletine karşı çıkmak adaleti, eşitliği, barışı ve insanca yaşamayı ihlal etmek olur.

1975 Cezayir antlaşması bu adalet ihlaline, eşitsizliğe örnektir. Güney Kürdistan başarmak üzere iken, ipi göğüslemek üzereyken, sistemler engelleyici oldu.

19. yüzyıl sonunda dünya düzeni kapitalizm oldu.

Bu düzen Avrupa merkezli bir dünya idi.

Düzen gerekli görüldü.

Milletler Cemiyeti, Birleşmiş(devletler) Milletler bu gereklilik sonucu oluştu.

Bu cemiyetlerin içinde Kürde yer verilmedi.

Esas Kürdistan meselesi budur.

Biz bu yeni dünya düzenine itiraz ediyoruz.

Biz bu itirazın yanı sıra, aynı zaman da dünyaya bir talepte de bulunuyoruz.

Talebimiz yeni oluşması gereken dünyada YER istiyoruz!

Yakın Doğu’da pek çok halk ve ülke imha edildi, soykırıma tabii tutuldu.

Bu projenin esası bir çok millet ve milletin yurdu üzerinde bir devlet Türk devleti teşkil etmekti…

Bu dünya sisteminin en büyük adaletsizliği idi.

Bugün dünya; Türkler için “Tapu” olarak dillendirilen ve “Yakın Doğu İşleri hakkında Lozan Konferansı” adını bile, tekleştirmek adına söylemek istemiyor.

Bi bizce kasıtlıdır. Çünkü Orta Doğu çok devletli oldu, hatta bir milleten birden çok devlet çıkardılar.

Ancak Yakın Doğu devletsiz bırakıldı. Milletlerine ise soykırım siyaseti tatbik edildi.

İşgalciler kendilerinin ve devletlerinin egemenliği için kavga ettiler.

Buna mukabil Kürt siyaseti otonom- federal tartışmaları üzerinde yürüyor..

Kuzey Kürdistan’da Türkiyeciliğin bunda büyük dayatması ve etkisi vardır.

Deniyor ki:

“ Kürtlerin Kendi Kaderlerini tayin Hakkını Savunurum”,

“Kürtlere destek veririm”,

“Ama Kürt Siyaseti Stratejik olarak bu hedefi öne çıkaramaz!”

Bu hiledir!

Kürt siyaseti çareyi nerede görüyor?

Somut söylemeli:

Çözüm: Bağımsız Birleşik Kürdistan’dır…

Türkiyecilik karşısında kalkan nedir?

Kürt halkının, milletinin siyasi ve tarihsel haklarıdır.

Sömürgeciliğe karşı mücadeledir.

Fuat Önen Sözlerini; Albert Einstein’in “Kokuşmuş uzlaşma işgalciye Meşruiyet Verir!” vecizesini hatırlatarak tamamladı..

26 Mart 2014

PKK’LI KÜRDİSTAN POST SİTESİ /// Mesut Barzani : Dayatmacı ve d iktatörlük zihniyeti Bağdat’ta hakimdir


post-1396347902.jpg?itok=99QH-LJP

Federal Kürdistan Başkanı Mesut Barzani, dayatmacı ve diktatörlük zihniyetinin Bağdat’ta hakim olduğunu savunarak, "Bu zihniyet, Kürdistan’ı Irak’ın özerk bir bölgesi olarak görüyor" dedi.

Barzani, merkezi Washington’da bulunan Ortadoğu Enstitüsü heyetini Selahaddin ilçesindeki makamında kabul etti. Federal Kürdistan Başkanlığının resmi internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre Barzani, heyetle görüşmesinde yaptığı konuşmada, kendi petrollerini ihraç etme noktasında anayasaya aykırı tek bir adım atmadıklarını belirtti.

Sorun yaşadıkları Bağdat hükümetinin, Kürdistan’ın bütçeden alacağı payı keserek anayasayı ihlal ettiğini ifade eden Barzani, "Bütçeyi ve maaşları keserek Kürdistan’ı terbiye etmeye çalışan merkezi hükümete karşı başka yolları deneyebiliriz. Fakat biz henüz yol yakınken sorunların çözülmesinden yanayız. Bu da anayasaya uymak ve gerçek ortaklık hukukuna riayet etmekle mümkün olabilir. Bizler bütün tarafların iradesine saygı duyan bir Irak istiyoruz. Bir kişinin bütün halkının yaşamı üzerinde tehdit unsuru olmasını kabul ekmiyoruz. Bunun yolu kapatılmalıdır. Bir kişinin Irak’ı ülke olmaktan çıkarmasına izin verilmemelidir" değerlendirmesinde bulundu.

Barzani, Baas rejiminin yıkılmasından sonra Irak’ta oluşturulan yeni anayasaya gerektiği gibi uyulmadığını, terör tehdidi ve mezhepsel çatışmalarla sorunların daha da derinleştirildiğini öne sürerek, "Şu an dayatmacı ve diktatörlük zihniyeti Bağdat’ta hakimdir. Bu zihniyet, Kürdistan’ı da Irak’ın bir ek bir bölgesi olarak görüyor" ifadesini kullandı.

PKK’LI KÜRDİSTAN POST SİTESİ /// Fikret Yaşar : Kürdistan Zengin ve Bölünmüş Olmasaydı ..!


2222222.jpg?itok=9bD-RxuW

“Egemenlerin yedeğinde olusturulan "ulusal" pencereler her zaman egemenlerin egemenliklerinin güçlenmesini sağlamıştır.” H.D.

Facebookta El Kaideci çetelerin bazı tutsakları diz üstü oturtup enselerinden vurarak öldürdükleri videoyu görünce, şok oldum ve İslamo-fobiyi yaratan bu mahlukların sömürgeci iktidarlar üzerinden sinsice nasıl yayıldıklarını düşünmeye başladım. (https://www.facebook.com/photo.php?v=258882837616027)

Videoyu seyredince barbarların binlerce yıldır Kürdistanda talan ve katliamları insafsızca gerçekleştirmiş olabileceklerini anladım, gerçekte de durum böyleydi, ama bize pembe masallarla bu piyon mahlukların kurtarıcı olduğu anlatılmıştı, kurtuluş savaşında Anadolu’nun kurtarıldığına inandırıldığımız gibi…

Aslında bu kan emici keneler binlerce yıldır Kurdistanın sırtından geçiniyorlardı, çünkü bu diyar zengindi, çöl ile kıyasandığında cenneti aratmıyordu.

Helmut ve Moltke yazdıkları Kurdistan gezi notlarında Kurdistanın bakir ve zengin bir yer olduğunu şu sözlerle ifade ediyor: “burada yüzlerce yıl işlenebilecek demir madeni açıkta duruyor, bu topraklarda ne bollukta madenlerin olduğunu henüz hiç bir mineralog araştırmış değil…

Gerçekten de Kürdistan dağları, ovaları, suları ve yer altı zenginlikleriyle dünyada eşine az rastlanır bir coğrafyadır.

Bu zenginlik, kadim zamanda Kürdleri ve beraber yaşadığı Mezopotamya halklarını düşünmeye ve üretmeye zorlamış ve avcı toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçişi sağlayan gelişmelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu.

Bir başka açıdan bakıldığı zaman da bu zenginlik ve kadim kültürün Kürdlere büyük devletler kurdurttuğu de görülür, ancak bu kadim uygarlık çevredeki barbar halkların iştahını karbartmış ve uzun süren saldırı ve katliamlarla bu cennet coğrafya cehenneme dönüştürülmüştür.

Ne yazık ki tahribatın asılı zihinlerde yapılmıştır. Kürd kendine yabancılaştırılmış, önce Arap, sonrasında da Turk efendisini sevmeye ve devşirilerek hizmetine razı olmaya zorlanmıştır.

Gerçekten de binlerce yıllık esaretin sebep ve sonuçları incelenirken karşımıza çıkan esas sorun "efendisini sevicilik" ile sağlanan zihinsel mutasyondur. Kürdistan topraklarının işgale uğraması yetmemiş gibi, Kürd’ün zihni de işgale uğramış ve kendine yabancılaştırılarak devşirilmiştir. Tarihle ve özgün kültürüyle olan bağı koparılarak hiçlik psikozu ve marabalığa itilmiştir. Bu nedenle de rolünü benimseyen bazı kesimler Kürd ve Kürdistani kimliğe ve değerlere açıktan tavır alarak sömürgecilerin değerleri ve çıkarlarını benimser olmuştur .

Arapların din kurumu üzerinden yürüttükleri zihinsel mutasyon fars ve turk egemenler tarafından da bir süre kullanıldı, ancak gelinen süreçte dinin tek başına denetim sağlayamayacağı anlaşılınca popüler olan batı kültürü de Bakûr’da (Kuzey Kurdistan) devreye konuldu.

Bilginin hızla üretilip paylaşılmasını sağlayan gelişmeler karşısında uyanan kitleyi denetim altında tutmanın bir başka yolu bulunmalıydı yani, o tezgah da hazırdı “daha çok demokrasi ve halkların kardeşliği” gibi neo-politik söylemlerle Kürd halkı anti-Kürd hedeflere yönlendirilerek enerjisi başka mecralara aktarıldı.

Egemenlerin yedeğinde olusturulan "ulusal" pencereler her zaman egemenlerin egemenliklerinin güçlenmesini sağlamıştır.” Diyen Sayın Hasan Doğan, haklı bir noktaya parmak basmıştır.

Gerçekten de zihinsel mutasyondan kaynaklı “kendine yabancılık” egemenlerin dayatmasıdır, bu nedenle de ulusal değil, ya ümmetçi, ya da enternasyonalist yönelimle başkalarına hizmet ediyoruz. Bu kısır döngüden kurtulabilmemenin ve kendine hizmet edebilmenin tek çıkar yolu da kendini ve tarihini bilmektir.

Tarihini bilmiyorsan başkalarına hizmet edersin!

Arap ve diğer barbar istilacı kavimlerin Kurdistan coğrafyasına nasıl-niçin geldikleri iyice anlaşılmadan hipnozik etkiden kurtulmak mümkün değildir. Bu nedenle Kürdlük aşkı olan (!) her Kürdün öncelikle kendi tarihini iyi bilmesi gerekiyor.

Bilinmelidir ki, Kürdistanda en büyük tahribatı yapan işgalci-ganimetçi kavimler Arap yarımadasından gelmişlerdir. Yani bugün Suriye’de o videoda örneklerini gördüğümüz El Kaideciler dün de başka isimlerle buradaydılar. Söylemleri aynıydı; “ Bizim gibi düşünmeyenlerin canı, malı, namusu helaldir !” Yani Xweda için değil, kendileri için buradaydılar…

Din maskesiyle gelen bu barbarların aslında ganimetçi bir anlayışla tahribat yaptıklarını bugün daha iyi anlıyoruz. Bugün olduğu gibi dün de Kürdistanın tümünde Kürdlerin canı, malı ve namusunu ganimet saymışlardı. Bugün olduğu gibi, dün de direnişle karşı karşıya kaldılar ve ama ne yazık ki her dönem olduğu gibi bugün de yenilginin mimaları yine devşirilmiş hayinlerdir, işgalciler değil.

Kürdler dün de, bugün de istilacı kültürlerin vesayetinde kaldıkları için bölük pörçük…

KCK ve PYD’nin Kobani’deki barbar kuşatmasına karşı yardım çağrılarına Kürdlerin gereken ilgiyi göstermemesinin nedeni de bu bölünmüşlüktür. Çünkü PKK ve PYD’nin Mit-Ocalan söylemli işgalciye yaranma politikaları gelenekçi Kürdlere güven vermiyor, gelenekçi Kürdlerin yürüttüğü politikalar da PKK ve PYD’ye güven vermiyor.

“Hal böyle olunca, mal da, can da elden gider…” misali Kürdlerin hali pür-melal, zira politikaları vesayet altında, düşmanalarınca belirlenmektedir.

"Vesayet ve himaye altına giren bir toplum istiklalini yitirir."

Dikkat edilirse eğer, dün de bugün de işgalciler Kürdün tarihi mirasları ile bağlarını koparmak için yoğun uğraş vererek vasiliğine soyunmuştur.

Araplar Kürdistanı işgal etmeye başladıkları 7.y.y. ortalarında dini vesayeti egemen kılarak Kürdçe konuşanları cezalandırmaya başlamış, kütüphanelerdeki eserler halifelerin emirleriyle yakılmış ve yerlerine Arap dili ve yazısı zorla kabul ettirilerek yeni bir dil ve kimlik dayatılmıştır.

Arap imhasından kurtulabilen eserler ise sonrasında bölgeye gelen barbar Orta Asyalılar tarafından aynı yöntemler kullanılarak tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Ve yine dikkat edilirse eğer, Arap cihadı daha çok Kurdistana uygulanmıştır!

Bu arada sayın Kadir Amaç’ın facebooktaki paylaşımını hatırladım, sanki bugün içimden geçenleri okumuştu!

"Kahrolsun Siyasal İslam kardeşliği!
kahrolsun Sosyalizim kardeşliği!
Yaşasın akıl, bilim ve adalet kardeşliği!
Yaşasın Kürdistan halkının ,özgürlük ve bağımsızlık davası!"

Saadede gelelim:

Kürdistandaki zenginlik batılıların da iştahını kabarttığı için 1.dünya savaşı sonrasında bölgedeki sınırlar yeniden çizilerek yeni devletler oluşturuldu, ama Kürdlerin efendileri değişmedi. Devşirilmiş olmaları statü ve egemenlik kurmalarına mani olmuştu. Sonrasında dörde ayrılan Kurdistanın her parçası egemenine kısa sürede tabi olmuş ve ufak tefek başkaldırılar dışında kayda değer bir gelişme olmamıştı, zira zihinsel olarak mutasyona uğramış her parça kendi efendisine hizmeti görev bilmiştir.

Bölünmüşlük ve devşirilme psikozu Kobani, Amed, Hewlér ve Mahabat’ta devam ettiği sürece Kurdistan’da emelleri olanlar kullandıkları piyonlara Kürdün malı, canı ve namusu ganimettir, diye fetva vereceklerdir.

Kısacası;

Zenginlik ve bölünmüşlük sebebidir mağduriyetimizin, vesselam.

Fikret Yaşar

1979698_10203407393892606_468184512_n.jpg

PKK’LI KÜRDİSTAN POST SİTESİ : Keseb Saldırısında Yer Alan Türki yeli Cihatçılar


tugay_suriye.png?itok=LvfNIrWa

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun güdümündeki cihatçı çetelerin, MİT’in kontrolünde Suriye’ye geçirildiği ve binlerce TIR ile taşınan silah ve mühimmatla desteklendiği gün içinde yayınlanan tape ile bir kez daha gözler önüne serilmişti. MİT kontrolünde Yayladağı Sınır Kapısı’ndan Keseb’e saldırı düzenleyen cihatçı çetelerden ‘Bayırbucak Türkmen Tugayı‘nda Türkiye vatandaşı cihatçılar da bulunuyor

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun güdümündeki cihatçı çetelerin, MİT’in kontrolünde Suriye’ye geçirildiği ve binlerce TIR ile taşınan silah ve mühimmatla desteklendiği gün içinde yayınlanantape ile bir kez daha gözler önüne serilmişti. AKP destekli cihatçı çetelerin 21 Mart’ta Yayladağı Sınır Kapısı’ndan geçerek Keseb Sınır Kapısı’nı ele geçirmiş ve kasabaya saldırmıştı. Saldıran çeteler arasında ‘Bayırbucak Türkmen Tugayı’ isimli örgütte bulunuyor.

“El Enfal” isimli operasyon kapsamında Keseb’e düzenlenen saldırıda Ensar uş-Şam, El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi ve İslami Cephe gibi çok uluslu cihatçı çeteler ile bölgeyi iyi bilen ‘Bayırbucak Türkmen Tugayı’ yer almıştı.

Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Türkmen köylerinden oluşturulan ‘Bayırbucak Türkmen Tugayı’na Türkiye vatandaşı cihatçılar da katılıyor. Tugaya yakın Facebook hesabı “Bayırbucak HABER Ajansı”nda, “Giresun Ülkü Ocakları eski başkanı Selami Aynur”un Suriye’deki çatışmalarda öldüğüne dair paylaşımlarda bulunuldu.

“Bayırbucak Türkmen Tugayı”na yakın Facebook hesabında yayımlanan ve Suriye ile savaşta ölen “Türkiye vatandaşı” cihatçı

Aralık 2012’de El Kaide bağlantılı grupların hariç Suriye’de savaşan silahlı muhaliflerin katılımıyla Antalya’da yapılan toplantıda Yüksek Askeri Konsey oluşturulmuştu. Bayırbucak Türkmen Tugayı’da bu konseye bağlı bir yapılanma. Lazkiye’nin kuzey kırsalında Türkmen Dağı bölgesinde etkin olan bu tugaya bağlı Nurettin Zengi, Zahir Baybars, El Huva Billa, Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmet, Memduh Colha, Bin Tamime, Katib El Mustafa, Fırsan Tevhid (Birleşik Süvariler), Sukur ul Turkmen (Türkmen Şahinleri) isimli birlikler bulunuyor.

Sendika.Org

PKK’LI KÜRDİSTAN POST SİTESİ : Türkiyecilik, Kürd Ulus ve Ülke G erçekliğine Saldırıdır !


besikci_fuat_onen.jpg?itok=WFhsxOqH

(Fuat Önen’in 15.3.2014 tarihinde İsmail Beşikci Vakfı’nda sunduğu konferansından kısa notlar..)

Kokuşmuş Uzlaşma İşgalciye Meşruiyet verir!

Albert Einstein (14 .3. 1879 – 18.4.1955),

Bugün, Türk sağ ve solunun kamuoyunda, Kürt siyaset sınıfında güçlü bir Türkiyecilik hastalığı var.

Son 20. Yılda Türkiyecilikten kasıt ne? Türkiye bir devletin adıdır.

Türkiye’nin işgal etiği alan, Yakın Doğu’da pek çok ülkenin işgal ve imha edilerek kendine kattığı alandır.

Şimdi bu işgal edilmiş ve imha edilmeye çalıştıkları alanda bir millet çıkarmak istiyorlar.

90 yıllın TC. politikasının esası budur.

Bu soykırımcı bir politikadır. Türkiyecilik budur.

-Yaygın olan bu bakış açısı Kürt millet ve ulus gerçeğine saldırıdır.

Bu bakış açısı her alanda var. Ekonomide, ziraat kredilerinde, otoban üretiminde, eğitim politikalarında, ihalelerde, eğitim politikalarından yapılan barajlara kadar.

Milli İstihdam politikasına stratejisine bakıldığında bu devlet Kuzey Kürdistan’ı, Güney Kore’deki model gibi kullanmak istiyor. Fark var. Güney Kore’de devlet var. Ancak Kuzey Kürdistan’sda bunu devletsiz yapmak istiyor.

Bu politikada Mardin ve Dersim esas alınmış, iki pilot alandır..

Mardin çok kültürlü, çok dilli olarak ilan edilmiş…

Dersim de ise bizler arasındaki (Kırmanc, kurmanc, din farklılıkları gibi) ayrılıklardan yararlanmak istiyorlar.

Türkiyecilik konusunda PKK ile (bağımsızlıkçılar hariç) diğerleri arasında bir fark yok. Burada bir aynı yolculuk var. Elbette yatay ayrılıklar var. Ancak bu nitel bir ayrılık değil.

Siyasette Türkiyecilik kendisini nasıl gösteriyor?

En bariz olarak; devletin arızalarını giderme, Türkiye’yi Kürtlerle büyütme. Kürdistan’ı kurma yerine, Türkiye’nin demokratikleşmesini esas alma duruşunda açığa çıkıyor.

Bunun bir parçası olarak Kürdistan ve Türkiye’nin” birlikte örgütlenme”si esas alındı. Burada Kastım, HDP’dir.

1978’lerden önce ayrı örgütlenme, birlikte örgütlenme tartışması vardı. Bu tartışma; 1978 ve sonrasında bitti. Ayrı örgütlenme ve ülkeler zemininde kurumlaşma tartışması, Rızgari, KAWA, DDKD, PKK, KUK ile aşıldı.

Kürdistani örgütler, siyaset alanına on yıllık tartışmadan sonra girdi. Bugün ise yeniden gündeme geldi. Bu projeden kasıt, Kürt ve Kürdistani örgütlenmesini tasfiye vardır. HDP ile BDP’nin ayrı seçimlere girmesi bunun bir parçasıdır. Burada iki ülke gerçekliği vardır ve bu proje başarılı olamaz. Ama bu proje Türkiyeci politikanın, Kürdistan örgütlenmesine çok sert bir saldırısıdır, yönelişidir.

Barış dili, uzlaşı kültürü iyidir, kulağa da hoş gelir. Problem olan, bu öneri Kürdistan’ın iç işleyişindeki politikada önerilmiyor. Ancak devlet ile diyalogda bu esas alınıyor, Kürdistan için önerilseydi, doğru olurdu! Her kes bu hukuka bağlı kalırdı. Her Kürdistanlı ile birlikte yaşarız. Ama buna rağmen, Kürdistanlı aktörler arasında şiddet dili egemen, fakat devlet ile tam tersi. Bu sağlıklı bir bilinç değildir.

Sovyetler çöktükten sonra, ulusal kurtuluş mücadelelerine ciddi bir saldırı oldu. Fukiyana makalesinde olduğu gibi bu liberal doğruluğun adı olarak kullanıldı… SSCB çöktükten sonra Doğu’ya saldırı bu globalist yaklaşımla sürdü. Türkiyecilik bilinci bununla gelişti.

Hukukçularımız; “Türkiye’ye demokrat anayasa” istiyor.

Ama aynı demokrat anayasayı Kürdistan için istemiyorlar.

Dil bilimcilerimiz, eğitim projelerini Türkiye devletine öneriyorlar.

Ama Eğitim programlarını Kürdistan için önermiyorlar.

Güney Kürdistan’da bu çalışmalar iç yapı için üretiliyor.

Genel bir Kürdistan eğitim ve öğretimi hedeflenerek üretilmiyor.

Tüm bu alanlarda enerjimizi Türk devletini tamir etmek için harcıyoruz.

Bu Türkiyecilik bilincidir.

Kürdistani bilinç değildir.

Karamsar olmadığımız halde bunları söylüyoruz.

Çünkü, anlamak toplumsal bir eylemdir.

Bu durum gösteriyor ki, bağımsızlık bilincinin önüne ve karşısına farklı anlamlar yıkılıyor.

Son yılların “barış” ve “halkların kardeşliği “ söylemi var, buna itirazımız var.

Söylem güzel, fakat altı dolu değil, hatta bom boş!..

Barzani de Amed’e geldiğinde bunu söyledi.

İtiraz ettiğinde ise anlam farklılığı aleyhte kullanılıyor.

Ulusal Kurtuluş Mucadele(UKM)’leri, 20. Yüzyılda güçlendi.

Bu hareketler bağımsızlıkçı (Angola, Mozanbik vb. gibi) ve normal idi.

Şimdi ise bunların zamanı geçti diyorlar..

SSCB, çöktükten sonra da bu devam etti. Onlarca yeni devlet Kuruldu.

Katalon, Quebek vs. var.

Ama Kürdistan’da, Kuzey Kürdistan’da bağımsızlık anormal görülüyor.

1919-1920’de Kürdistan Teali Cemiyeti var.

Bunun içinde de Bağımsızlıkçı ve Otonomist tartışması var.

Teşkilat-i İçtimaiye Cemiyeti de kuruluyor.

Bu iki örgüt içinde yetişen kadrolar çıktı.

Azadi ve Xoybûn bu tartışmalar sonucunda şekillendi.

Daha da bu tartışma devam ediyor.

Bu olumludur.

Çünkü;

Bu tartışmamızın alt yapısı var.

Güneyde de Bağımsızlık ve Konfederalizm var.

Bu tartışma olumludur.

Federalizmin iyi olmadığı bununla görüldü…

Konfederal’de iki ayrı devlet ilkesi var, ve bu bir ilerlemedir.

Bugün Kuzey Kürdistan’da iki islami parti var;

“Bağımsızlık yanlısı “olduklarını ve “ 1916’da bunu Sykes-Pico’nun 100. yılında ilan ettik!” diyorlar. Kürdistan’da kesintiye uğrayan Kürdistani mücadele azminin yeniden bu yaklaşımlarla ortaya çıkmış olması, Marksist biri olarak iyi bir umut olarak görüyorum.

İran Kürdistanında, Kuzey Kürdistanı’nda Özerklik ilan etme talebi var. Bundan önce Azerilerden bu yönlü bir talep geldi ve Kürtlerle kimse yakın durmuyor. Bundan da anlaşılıyor ki, halkların kardeşliği hala bu bu coğrafyada tesis edilmemiş ve uzak duruyor.

Bugün Kürdistan’ın statukosu, Kürt ve Türklerden çok, dünyada daha ciddi tartışılıyor.

Ancak Kürdistan’a komşu halklar bu tartışmadan uzak duruyor, hatta karşı.

Şimdi “bağımsızlık mutlak değil” deniyor. Burada doğruluk payı var. Karşılıklı bağımlılık var. Önemli olan bu ilişkilerde adalet var olmalı. Ama adaletin yerini şimdi küresel aktörler doldurmuş.

Çünkü bu sistemde bizim devletimiz olmadığı için yerimiz yok.

Talebimiz esasen devletli olmaktır.

Ama olması gereken devlet, yani Kürdistanlıların devleti yok!

Bu nedenle de adalet tesis olunamıyor, adalet olamıyor!

Zira Kürdistan’da 4-5 devlet de değil, onlarca devlet var.

Devlete karşı çıkanlar; bu 4-5 ve onlarca devlete karşı değildirler.

Sadece Kürtlerin devletine karşıdırlar!

Biz buna itiraz ediyoruz.

Biz bu 4-5 devlete ve dünyada adaleti ihlal eden dünya sistemine karşı çıkmayı öneriyoruz.

Kürdistan devletine karşı çıkmak adaleti, eşitliği, barışı ve insanca yaşamayı ihlal etmek olur.

1975 Cezayir antlaşması bu adalet ihlaline, eşitsizliğe örnektir. Güney Kürdistan başarmak üzere iken, ipi göğüslemek üzereyken, sistemler engelleyici oldu.

19. yüzyıl sonunda dünya düzeni kapitalizm oldu.

Bu düzen Avrupa merkezli bir dünya idi.

Düzen gerekli görüldü.

Milletler Cemiyeti, Birleşmiş(devletler) Milletler bu gereklilik sonucu oluştu.

Bu cemiyetlerin içinde Kürde yer verilmedi.

Esas Kürdistan meselesi budur.

Biz bu yeni dünya düzenine itiraz ediyoruz.

Biz bu itirazın yanı sıra, aynı zaman da dünyaya bir talepte de bulunuyoruz.

Talebimiz yeni oluşması gereken dünyada YER istiyoruz!

Yakın Doğu’da pek çok halk ve ülke imha edildi, soykırıma tabii tutuldu.

Bu projenin esası bir çok millet ve milletin yurdu üzerinde bir devlet Türk devleti teşkil etmekti…

Bu dünya sisteminin en büyük adaletsizliği idi.

Bugün dünya; Türkler için “Tapu” olarak dillendirilen ve “Yakın Doğu İşleri hakkında Lozan Konferansı” adını bile, tekleştirmek adına söylemek istemiyor.

Bi bizce kasıtlıdır. Çünkü Orta Doğu çok devletli oldu, hatta bir milleten birden çok devlet çıkardılar.

Ancak Yakın Doğu devletsiz bırakıldı. Milletlerine ise soykırım siyaseti tatbik edildi.

İşgalciler kendilerinin ve devletlerinin egemenliği için kavga ettiler.

Buna mukabil Kürt siyaseti otonom- federal tartışmaları üzerinde yürüyor..

Kuzey Kürdistan’da Türkiyeciliğin bunda büyük dayatması ve etkisi vardır.

Deniyor ki:

“ Kürtlerin Kendi Kaderlerini tayin Hakkını Savunurum”,

“Kürtlere destek veririm”,

“Ama Kürt Siyaseti Stratejik olarak bu hedefi öne çıkaramaz!”

Bu hiledir!

Kürt siyaseti çareyi nerede görüyor?

Somut söylemeli:

Çözüm: Bağımsız Birleşik Kürdistan’dır…

Türkiyecilik karşısında kalkan nedir?

Kürt halkının, milletinin siyasi ve tarihsel haklarıdır.

Sömürgeciliğe karşı mücadeledir.

Fuat Önen Sözlerini; Albert Einstein’in “Kokuşmuş uzlaşma işgalciye Meşruiyet Verir!” vecizesini hatırlatarak tamamladı.

%d blogcu bunu beğendi: