Etiket arşivi: KOMPLO TEORİLERİ

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Öteki Gündem – Aytunç Altındal – Gerçekleşen Kehanetler – 28.11.201 2


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=b1F0ruSyEN0#t=1988

KOMPLO TEORİLERİ : Düşen uçakla ilgili çılgın komplo teorileri


Malezya Havayolları’na ait MH17 sefer sayılı uçağın geçen hafta Ukrayna’nın doğusunda düşmesinin ardından, birçok komplo teorisi ortaya çıktı. Teoriler arasında uçağın Illuminati tarafından, Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatmak için düşürüldüğü gibi sıra dışı görüşler yer alıyor.

Malezya Havayolları’na ait MH17 sefer sayılı uçağın geçen hafta Ukrayna’nın doğusunda düşmesinin ardından, internet komplo teoriyle çalkalanmaya başladı. Komplo teorisyenleri, Rusya üzerinde yoğunlaşan şüpheleri dağıtmak için sıra dışı fikirler öne sürdü. Komplo teorilerinden bazıları şu şekilde:

‘İlluminati Üçüncü Dünya Savaşı çıkarmak istedi’ –Varlığı kanıtlanamayan ve Yeni Dünya Düzeni’ni oluşturmak amacıyla kurulduğuna inanılan İlluminati adlı grubun Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatmak istediğini belirtenler, uçağın “7” ile olan bağlantılarına dikkat çekiyor. Buna göre, MH17 sefer sayılı uçak bir Boeing 777’ydi ve ilk uçuşunu tam 17 yıl önce, 1997’de, yılın 7’inci ayı olan Temmuz’un 17’sinde gerçekleştirdi. 2014’ün rakamları toplandığında da (2+0+1+4) sonucun 7 olduğuna işaret eden teorisyenler, İlluminati’nin 7’yi “mükemmelliğin özü” olarak tanımladığını hatırlatıyor. Bu teoriyi savunanlar, savaşın çıkarılma gerekçesini ise doların kötü durumda olması şeklinde açıklıyor.

‘NATO Putin’e suikast düzenlemek istedi’ – Bu komplo teorisine göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, düşen MH17 sefer sayılı uçakla aynı zamanda ve aynı rotayı kullanan başka bir uçakta bulunuyordu. Putin’in uçağının MH17’yle “çok benzer renkler ve çizgiler” taşıdığını belirten komplo teorisyenleri, NATO’nun, Putin’in uçağı yerine yanlışlıkla MH17’yi düşürdüğüne inanıyor.

‘Uçağı, dikkatleri Gazze’den uzaklaştırmak için İsrail düşürdü’ – Düşen uçakla ilgili ortaya çıkan komplo teorileri arasında en çok dikkat çekenlerden biri de uçağı İsrail’in düşürdüğü iddiası. İsrail’in, dünyanın dikkatini Gazze’ye düzenlediği saldırılardan başka bir yöne çekmek için MH17’yi düşürdüğünü savunan teorisyenler, “Uçak, ABD , İsrail, AB, Avustralya ve neo-Nazilerden destek alan Ukrayna Hükümeti tarafından düşürüldü” diyor.

‘AIDS’in kökenini saklamak için düşürüldü’ – Uçağın düşmesi sonucu birçok HIV/AIDS araştırmacısının hayatını kaybettiğini işaret eden komplo teorisyenleri, saldırının “AIDS’in CIA tarafından yaratıldığını saklamak” için yapıldığını savunuyor. Teorisyenler, uçaktaki yolcuların bir kısmının bu “gerçeği” bildiğini ve bunun ortaya çıkmasını engellemek için de uçağın düşürüldüğünün altını çiziyor.

‘Uçağa cesetler yerleştirilmişti, pasaportlar yepyeniydi’ – Bu komplo teorisini savunanlar, uçağın Ukrayna’yı Batı’ya yakınlaştırmak için düşürüldüğüne inanıyor. Bu teoriye göre, “ellerine geçen her fırsatta Rusya’yı suçlamak isteyenler”, uçağın kalkışından önce koltuklara cesetleri yerleştirmiş ve daha sonra uçağı düşürmüş olabilir. Öte yandan, teorisyenler kaza mahallindeki pasaportların yeni olduğuna işaret ediyor ve “Pasaportlar uçağın düşmesinden sonra oraya yerleştirildi” görüşünü savunuyor.

‘Uçağın enkazındaki cesetler günler önceden oradaydı’ – Rus ayrılıkçıların kumandanı Igor Girkin’in ortaya attığı iddia, teoriler arasındaki en “garip” olmasıyla dikkat çekiyor. Uçağın enkazının bulunduğu bölgedeki cesetlerin günler önceden orada olduğunu söyleyen Girkin, “Cesetler uçak havalanmadan oradaydı. Hatta, o kadar uzun süredir oradalardı ki kanları çekilmişti” dedi. Rus ayrılıkçı, cesetleri Ukrayna’nın yerleştirdiğini belirtirken, “Ukrayna’nın yapacağı rezilliklerin sınırı yok” sözleriyle ülkeyi suçladı.

‘Düşen uçak aslında Mart’ta kaybolan MH370’ – Komplo teorileri arasında yaratıcılığıyla çok konuşulan bu teoriye göre, Mart’ya kaybolan Malezya Havayolları’na ait MH370 sefer sayılı uçak aslında hiç kaybolmadı. Bu teoriyi savunanların açıklaması şu şekilde: “Uçak kayboldu gibi yansıtılsa da ABD’nin Diego-Garcia’daki askerî üssüne götürüldü. Daha sonra Hollanda’ya giden uçak, ona ihtiyaç duyulan gün ve saatte uçuşuna başladı. Uçağın içinde canlı insanlar yoktu, cesetler vardı. Pilotlar için ise iki senaryo var; uçakta ya hiç pilot yoktu ve otopilot vardı, ya da pilotlar uçağı düşüşe aldıktan sonra paraşütle atladı. Uçağa herhangi bir saldırı düzenlenmedi; CIA zaten onu bombalarla doldurmuştu.”

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : ROCKEFELLER Atatürk Hakkında Ne Dedi ??


VİDEO LİNK :

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Yahudi Yönetmen Aron Russo : 11 Eylül Saldırısını Rockefeller Ail esi organize etti


VİDEO LİNK :

KOMPLO TEORİLERİ : Uçakla ilgili komplo teorileri !


MH17 sefer sayılı yolcu uçağının düşürülmesiyle birlikte olayın nedenine ilişkin çok sayıda komplo teorisi de ortaya atıldı:

İsrail’in işi

Gazze operasyonu nedeniyle uluslararası kamuoyunun tepkisini üzerine çeken İsrail, dikkati başka noktaya çekmek için uçağı vurdu.

Hedef Putin’di

Rusya lideri Vladimir Putin’i öldürmek isteyen Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı ‘(CIA) ajanları, Malezya uçağını, Rus liderin aynı rotada ilerleyen başkanlık uçağı zannederek düşürdü.

‘Zaten ölüydüler’

Uçağın düşürüldüğünü teyit eden mesajıyla saldırının baş şüphelisi haline gelen isyancıların ‘Savunma Bakanı’ Igor Strelkov, enkaz ve çevresinde bulunan cesetlerin, olaydan günler önce ölmüş kişilere ait olduğunu öne sürdü. Girkin, buldukları cesetlerde hiç kan kalmadığını ve çürüme işaretleri görüldüğünü iddia etti.

Illuminati yaptı

Gizemli Illuminati topluluğu, ‘Yeni Dünya Düzeni’ni kurmak amacıyla Rusya’yla Batı arasında savaş çıkartmak için uçağı hedef aldı.

Düşen kayıp uçak

Ukrayna’da düşen Malezya uçağı, gerçekte Hint Okyanusu’na düştüğü söylenen MH370 sefer sayılı kayıp yolcu uçağıydı.

Tamamen düzmece

Uçaktaki yolculara ait pasaportların hasar görmemiş olması, 11 Eylül saldırılarını düzenleyen El Kaide militanlarının pasaportları gibi, olayın tamamen bir düzmece olduğunun göstergesi.

KOMPLO TEORİLERİ /// 11 EYLÜL 2001 İKİZ KULELER SALDIRISI ABD DERİN DEVLETİNİN İŞİ M İ ? /// 9/11 ATTACKS – UNSEEN DRONE OF 9/11


VİDEO LİNK :

KOMPLO TEORİLERİ : Nazilerle işbirliği yapmış bir Kuru Kafa’cı ve Baron’un hikayesi


Bush’un dedesi darbeciymiş

İngiliz televizyon kanalı BBC, ABD Başkanı George Bush’un dedesi Prescott Bush’un 1930’lu yıllarda Nazi işadamlarından yardım alarak, dönemin ABD Başkanı Franklin Roosevelt’e karşı darbe planladığını kanıtlayan bir belgesel yayınladı

LONDRA

ABD’de bundan 4 yıl önce 2003 yılının sonlarında ortaya çıkarılan bir gerçek, BBC’nin hazırladığı ve geçtiğimiz hafta yayınladığı belgeselle yeniden gündeme geldi. “The White House Coup” (Beyaz Saray Darbesi) adlı belgeselde ülkenin en köklü ailelerinden biri olan Bush’ların 1933 yılında Beyaz Saray’a karşı darbe planı hazırladıkları ortaya çıktı. Bugünkü Başkan George Bush’un dedesi senatör Prescott Bush’un dönemin başkanı Franklin Roosevelt’e karşı planladığı darbenin ayrıntıları gündeme bomba gibi düştü.

HİTLER’E ÖZENMİŞLER

Dünyanın en güçlü demokrasisine sahip olmakla övünen ülkede ortaya çıkarılan gerçek, Amerikalıların tarihlerini yeniden tartışmalarına yol açtı. Yayınlanan belgelere göre, ülke hem faşizmden hem de 500 bin askerin kalkışacağı büyük darbeyi kıl payı atlatmış. Belgeselde darbenin gerekçesi olarak 1930’lardan itibaren yaşanan ekonomik kriz gösteriliyor. Krizden kurtuluşu faşizmde gören Amerikan sermayesi, Almanya’da iktidara gelen Nazilerle işbirliği yaptı. Ancak 1933’te seçilen Başkan Roosevelt, Nazileşmeye karşıydı.

HEDEF ROOSEVELT’Tİ

Bunun üzerine Dede Bush önderliğindeki zengin Amerikan sağı, 1. Dünya Savaşı kahramanı Orgeneral Smedley Darlington Butler’a askeri darbeye liderlik etmesi için teklif götürdü. Darbe planına göre, Başkan Roosevelt görevi bırakmaya ikna edilecekti. Kabul etmezse, Orgeneral Butler’a hayran ordudan 500 bin asker Beyaz Saray’a yürüyüp Roosevelt’i öldürecekti.

BAŞKAN OLAYI KAPATTI

Darbecileri, Heinz, Maxwell, Du Pont, Goodyear ve daha birçok büyük şirket destekledi. Ama Orgeneral Butler darbe yapmak yerine, Temsilciler Meclisi’nin bir komitesine şikayette bulundu. Komite darbe planını kanıtlasa da Roosevelt, reform programına destek karşılığında komplocu şirketleri afişe etmekten vazgeçti.

Nazi sanayici Fritz’in bankası kullanıldı

Dede Bush, ticari işbirliğini İkinci dünya savaşının sonuna kadar, Nazi sanayici Fritz Thseen’le sürdürdü. ABD Milli arşivler ve kütüphanelerinde yer alan “America’s Secret Establishment” Amerika’nın Gizli Örgütü adlı kitapta, Prescott Bush’un ve ortaklarının Nazilerle bağlantıları ve aktiviteleri ayrıntılı şekilde yer alıyor. Belgelere göre Berlin’deki dev Nazi sanayicisi Fritz Thseen’in bankasından (Thyssen Bank) tedarik edilen 240 bin değerindeki banknotlar New York’taki Underwriters Trust şirketine aktarılmış.

Aile yüzyıldır siyaset sahnesinde

Bush’ların ataları Amerika kıtasına 1620 yılında İngitere’nin Southampton kentinden Amerika’ya göçmen taşıyan Myflower gemisiyle ayak bastı. Aile, 20. yüzyılın başından itibaren Amerikan yönetici elitinin içinde, bir yer edinme mücadelesine girdi ve üç nesil içinde bir senatör ve iki başkan çıkardı. Dede Prescott Bush, Uzun Amerikan sermayesinin önemli figürlerinden biri olarak siyasi arenada etkisini hissettirdi. 1952 yılında senatör oldu, 1961’de politikadan ayrıldı. Ailenin çoğu Yale Üniversitesi’nden mezun. Ve bunların hepsi 1833 yılında bu okulda kurulmuş ırkçı gizli örgüt “Skull and Bones”a üye.

Neo-Naziler Türkiye’de!

ÖZEL NOT: Bush’un ailesinin "Nazi" denilen "kuru-kafatasçı" oluşumlarla irtibatı çok ilginç. Thule örgütüyle İlluminati’nin ortak paydaları, Bush’un dedesi Prescot’un bu fikriyatı Amerika’ya taşıması, Hitler gibi kendilerine finansal destek bulabilmeleri çok ilginç. Kuru Kafa ve Kemikler tarikatinin kökenlerini Sabetaycılığın Hıristiyanlık içindeki uzantısı olan Frankizm’de çok rahat bulabiliyoruz. Bush’un ailesi de Sabetaycı aslında ama Frankizm kolundan. Türkiye’ye uzanan "Baron"u, Sebottendorf’u da bu denklemde asla ihmal etmemeliyiz. "Büyü, Maji, okültizm" takıntılı çevreleri maddi-manevi finanse eden, bilgilendiren Frankist ekolü asla göz ardı etmemeliyiz. Bunlar naçizane benim analizlerim. Şimdi Aytunç Altındal beyin yıllar önce yayınlanmış bir röportajını dikkatlerinize arz ediyorum:

***

Aytunç Altındal, ‘derneğin Türkiye kanadında, Nazizmin babası gizli Thule örgütüyle ilişkili Almanlar ve Avusturyalılar vardı. Dernek, 60’larda ordu içinde etkiliydi’ diyor.

KAYNAK: 1995 yılında Aktüel dergisinin 229. sayısında yayınlanan dosyada ilginç iddialar yer alıyor:

İsviçre’de, Montrö yakınlarındaki Caux kentinde tarihi bir şato… Umberto Eco’nun romanından çekilen "Gülün Adi" filminin sahnelerini andıran bir Ortaçağ dekoru. 1500 kişilik dev salonlar, antikalarla dolu uzun koridorlar. Ve ortalıkta dolaşan siyah cübbelerinin arasında kollarını kavuşturmuş; yaşlı papazlar… Burası bir kilise değil, Hiristiyanlık üzerine ulaslararası çalışmalarıyla tanınan, araştırmacı-yazar Aytunç Altındal’a göre "Moral Re-Armament"in, yani "Manevi Cihazlanma Derneği"nin karargâhı.

SON TOPLANTI 1994’TE

Altındal’a göre, bu karargâhta uzun yıllar çeşitli Türkler eğitim gördü. Son olarak da, l994’te ünlü bir kadın reklamcının organizasyonuyla, 20 başarılı Türk gazetecisi bir hafta ağırlandılar. Papazlar, Türk gazetecilerinin ayaklarını bile yıkadı… "Tüm bunlarda ne var?" denebilir. Altındal’a göre ise, "Çok şey var":

AB’NİN FİKİR BABALARI

"1920’de bir rahip tarafından kurulan bu dernek, 1936’da İngiliz İstihbaratı’nca gizli Nazi sempatizanı olmakla suçlandı. Yıkıcı faaliyetlerle bulunmakla da… İngilizler, derneği ‘Beşinci Kol faaliyetlerinde bulunan ‘yıkıcı kuruluşlar listesi’nin en başındaki ilk üçe soktular. Dernek, Hitler’in yenilgisinden sonra 1945’te Fransız ve Alman önde gelenlerini gizlice buluşturarak, 5 yılda 3 bin kişiyi bir araya getirdi. Avrupa Topluluğu’nun da nüvesi bu görüşmelerde atıldı. Derneğin ilkesi, Hiristiyan ahlakının üstünlüğü çerçevesinde katolikleri, protestanları ve Ortodoksları birleştirmekti…"

Aytunç Altındal, derneğin bugün de çok etkin olduğunu ileri sürüyor:

"Manevi Cihazlanma Amerika’da en etkili kurumlardan biridir. Bill Clinton yönetiminde çok etkilidir. Butros Gali, Zbigniew Brzezinski gibi ünlü şahsiyetler de derneği övüyor ve Clinton’dan özellikle İslam ve AT konusunda örgütle temas halinde olmasını istiyorlar. Yakın bir gelecekte derneğin Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde arabuluculuk görevine soyunduğunu görürseniz, hiç şaşırmayın!"

ÖNEMLİ TÜRKLER DE ‘CİHAZLANMIŞ’

Aytunç Altındal bu iddialarını Sabah’ta yayınladığı "Mitler Doğmadan Önce" yazı dizisinde, "Türkiye ve Ortodokslar" adlı kitabında ve Aktüel’le yaptığı söyleşide dile getirdi. Altındal’a göre derneğin bir de Türkiye kolu vardı. "1950’lerde NeoNazi hareketler yeni isimler aldılar. 54-55’lerde İstanbul’u ve büyük şehirleri güzelleştirme dernekleri sardı. Birçok işadamının Avrupa ve İsviçre ile bağlantıları, bu dernekler aracılığıyla oldu" diyen Altındal. Türkiye’de Manevi Cihazlanma Derneği’nin de kurulduğunu açıkladı:

’27 MAYIS’TA ETKİLİ OLDULAR’

"Dernek, Caux’daki şatoda eğitilmiş Türkler tarafından 1958’de Ankara’da kuruldu. 40 kişilik kurucu kadrosunun toplantıları Bulvar Palas’ta yapılırdı. Derneğin onursal başkanı, dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay’dı. Ünlü mason Ekrem Tok ve İstanbul’da yaşayan bazı Alman, Avusturyalı ve Polonyalılar da üyeler arasındaydı. Bunların bir kısmı, geçmişte Nazi Partisi’nin babası olan gizli Thule örgütüyle sıkı ilişkileri olan kişilerdi. 27 Mayıs’ta çok etkili oldular. Dernek, Fener Patrikhanesi’ne Vatikan gibi ‘Devlet içinde devlet’ statüsü verdirmek için uğraştı, Menderes’e tavsiyede bulundu. 60’larda ordu içinde de etkiliydi…"

Aktüel, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Dernekler Masası’ndan derneğin kayıtlarını araştırdı. Aldığımız cevap, "Dernek 1967’de feshedilmiş. Evrakları da SEKA’ya gönderilmiş" oldu…
Manevi Cihazlanma Derneği’nin kurucu listesine ulaşmak mümkün olamadı. Kurucuların çoğunun yaşamadığını da öğrendik. Ama derneği çok iyi hatırlayan biri vardı: 27 Mayıs döneminin devrimci gençlik lideri Dr. Memduh Eren. 12 Mart döneminde sol cunta davalarından yargılanan ve ağır işkenceler gören Eren, dernekle ilgili duyduklarını şöyle anlattı:

CELİL PAŞA VE İKİ YAHUDİ AİLE

"Dönemin ihtilalci subaylarından, rahmetli Celil Gürkan Paşa’nın en yakın dostlarındandım. Paşa ve eşi 1972’de bana derneğin kendileriyle ilgilendiğini anlattılar. 1960’da; ihtilalden 10 gün sonra Celil Paşa Kıbrıs’ta görevli iken, İstanbul’dan komsuları olan iki Yahudi aile ziyaretlerine geliyor. Ve birlikte İsviçre seyahati yapmayı teklif ediyorlar. Paşa ‘Mümkün değil. İhtilal oldu, görevimi terkedemem’ diyor. Bunun üzerine İstanbul’daki 1. Ordu Komutanının telefon emriyle Celil Gürkan’a 3 ay izin çıkartılıyor. Gürkan ve eşi, Yahudi ailelerle beraber İsviçre’deki derneğin şatosuna gidiyor. Orada 15 gün boyunca, günde 6 saat ders altında, beyin yıkamaya maruz kalıyorlar. Sonunda da "Spor elbisesi alacağız’ diye şatodan kaçıp Paris’e, yakınlarının yanına gidiyorlar…"

NAZİ LİDERİ TÜRKİYE’DE Mİ SAKLANDI?

Altındal’ın Sabah’taki dizisinde ortaya attığı bir çarpıcı iddia da, Hitler’e ve Nazi partisine kaynaklık eden gizli Thule örgütünün liderinin, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi yenilgisinin ardından, "ölü" gösterilerek yıllarca Türkiye’de saklandığı… Peki Manevi Cihazlanma Derneği ile bu liderin gizlenmesi arasında bir bağlantı var mı? "İki olay paralellik arzeder" diyor Altındal.

"Thule’nin lideri Rudolf von Sebottendorf, 1945-1957 arasında Türkiye’de ‘Görünmeyen eller’ tarafından korundu. Balıkesir ve Adana’da saklandı" diye de ekliyor. Peki saklayanlar kim? "Beni fazla zorlamayın. Ben de bir kitap yazıyorum. Önümüzdeki günlerde ABD’de çıkacak kitabımda bazı şeyleri açıklayacağım" diyerek bu soruyu yanıtlamıyor.

Aytunç Altındal’a, "Hem ‘Dernek Nazi sempatizanı’ diyorsunuz, hem de üyeler arasında Masonların da bulunduğunu söylüyorsunuz. Bu çelişkili değil mi? Yahudilikle masonluk arasında bir ilişki yok mu?" diye soruyoruz. Buna cevabı da şöyle:

"Dernek Yahudi aleyhtarıdır. Bünyesine hiç Yahudi almamıştı. Türkiye’deki şubesinde de Yahudi yoktu. Ayrıca sanıldığının aksine Yahudiler Masonları değil. Masonlar Yahudileri kullanır. Almanya’daki 24 bin masondan, sadece 400’ü Yahudidir…"

Dünyayı yönetenler arasında gerçekten insanlığın bilmediği gizli örgütler de mi var? Bunların kolları Türkiye’ye de mi uzanıyor? Aytunç Altındal’ın bu sorulara cevabı "Evet!". Bu cevabın daha somut kanıtlarını öğrenmek için ise, ABD’de çıkacak kitabı beklemek gerekecek anlaşılan…

MİT ESKİ DAİRE BAŞKANI MAHİR KAYNAK:

"NeoNazizm’in arkasında ABD var!"

Aytunç Altındal’ın ortaya attığı, son yılların bu en çarpıcı komplo teorisi hakkında, bir başka komplo teorileri uzmanı olan Prof. Mahir Kaynak’ın da görüşünü aldık. Kaynak, teoriyi kısmen doğrulayarak şunları ekledi:"2. Dünya Savaşından sonra Alman gizli servisinin artıklarını Amerika devraldı. Bu kadroların büyük bölümünü Güney Amerika’ya kaçırdılar. Hatta buna ‘Odessa Operasyonu’ adı verildi. ABD’nin Güney Amerika’daki operasyonlarını bunlar yürüttüler. Bunlar, yenik, esir ve suçlu eski Nazilerdir. Ve Amerika bunları istediği gibi kullanır. Çünkü istendiği an idam edilebilirler!

NeoNazizm’i de Almanya’nın hareket alanını sınırlamak için ABD hortlattı. Şu anda Alman gizli servisi, Nazi aleyhtarı ve sosyal demokrat ağırlıklıdır."

Osman Aytun[ç] Altındal Kimdir?

Lise yıllarında, okuduğu Kabatas Lisesi’ni kundaklama teşebbüsünden, bugünün uluslararası din uzmanlığına uzanan ilginç bir hayat çizgisi var Aytunç Altındal’ın. 1970’lerde TKP’nin "Bizim Radyo"su onu "Atatürk’ün kurdurduğu sahte TKP’nin üyesi" olmakla suçlarken, Marksist dergiler çıkartıyordu. Son yıllarda ise Refah Partisi’ne ve askerlere yakınlığıyla göze çarpıyor. Altındal, yılın yarısını ABD’de geçiriyor, Hiristiyanlıkla ilgili çalışmalar yapıyor.

HİTLER’İN ARKASINDAKİ ADAM SEBOTTENDORF’UN TÜRKİYE GÜNLERİ

Nazizmin kurucusu, Türkiye’de saklanmış 1912’de kurulan gizli Thule örgütü, Aytunç Altındal’a göre Hitler’in ve Nazizmin babasıydı. Hitler’i siyasete sokan, yükselten ve ona mali destek bulan da Thule’ydi. Gamalı haçlı Nazi bayrağını bile Thule hazırlamıştı. Bu örgütün lideri Baron Rudolf von Sebottendorftu. 1875’te dogan "Baron", aslında bir isçinin oğluydu. Ama 1910’larda bir soylu Alman ailesi tarafından evlat edinilerek "Baron" sıfatını kazanmıştı. Nazi Partisi’nin ilk hali olan Alman İşçi Partisi’ni de Baron ve örgütü kurmuştu.
Alman tarihçileri "Baron 1934’te Hitler’le çelişkiye düştü ve öldürüldü" dedilerse de, ölmemiş ve İstanbul’a kaçırılarak 1934-45 yılları arasında Alman istihbaratı görevlisi olarak çalışmıştı. Burada Taksim ve Teşvikiye’de yaşamış, Türk önde gelenleriyle dostluklar kurmuştu.

İngilizler "1945’te Almanya teslim olunca baron intihar etti" diyorlardı. Aytunç Altındal ise tersi görüşteydi: "Baronun hayatını araştırdım. Ve Baronun ‘öldüğü’ söylenen tarihten 12 yıl sonra, bir başka soyadı ile 1957’de Balikesir’den Antalya’ya gelen 3 kişilik bir Alman heyetinde yer aldığını, Antalya’da iki gece Cumhuriyet Oteli’nde kalarak Adana’ya geçtiğini saptadım. Sebottendorf’un 1945-57 yılları arasında Türkiye’de ‘Görünmeyen eller’ce korunduğu sanılıyor…"

Ya Manevi Cihazlanma Derneği? Onun burada rolü var mı? Altındal, "Detayları kitabımda yazacağım" diyor Ama "Dernekle Sebottendorf arasında paralellik var’ demekten de kendini alamıyor…

KOMPLO TEORİLERİ : Kutsal Kase’nin Sırrı


Nedendir bilinmez, İsa Mesih’i Çarmıh’tan indiren ve onu ‘Beşeri’ haliyle son gören ve ona dokunan kişi Joseph Arimetea olduğu halde kendisi Katolik Kilisesi tarafından ‘Aziz’ ilan edilmemiştir. Oysa İsa’yı görmüş ve konuşmuş olduğu varsayılan kişiler bile geçen yüzyıllar içinde Aziz yapılmışlardı. Katolik Kilisesi’nin Index’inde 10.000’den fazla Aziz ve Azize vardır… Benzer şekilde Meryemler’den de sadece ikisi (Bakire ve Mecdelli) Azize ilan edilmişler, diğerleri görmezlikten gelinmiştir.

İsa ile aynı dönemde yaşamış olan Gnostiklere göre İsa son nefesini vermeden Arimetea’ya çok gizli bir sır aktarmıştır. Gnostik İnciller’de anlatıldığına göre bu sır İsa’nın kanıyla ilgilidir. Arimetea bu nedenle bir ‘Keşke’ (Graal) alıp İsa’nın böğründen akmakta olan kanın bir kısmını toplamıştır. Ancak yine aynı kaynaklara göre İsa, Arimetea’ya eşini (Mecdelli Meryem) ve çocuğunu alarak uzak bir ülkeye götürmesini istemiştir. Bunun üzerine Arimetea yanındakilerle birlikte çok uzağa İngiltere’ye gitmiş ve burada ilginçtir ki Evelach ve/veya Mordrains adlı soylular tarafından korunmuştur.

Bu kişiler aynı zamanda ‘Kase’yi saklamak için bir manastır inşa ettirmişler ve ‘Kase’nin bekçisi olarak da Arimetea’nın kayınbiraderi Brons’u ‘Baş Gardiyan/Koruyucu’ olarak atamışlardır. Bu bekçilik görevi daha sonra Brons’un oğlu Allain’e geçmiş ve bu kişi de Corberic’de bir şatoya saklamıştır Kutsal Kan Kasesi’ni. İşte bu şatodan yetişen Kral Arthur ve Şövalyeleri Kase’ye sahip oldukları için İnsan-Üstü işler yapmışlar ve ilk ‘Gizli’ Kardeşlik örgütünü kurmuşlardır. Buraya kadar anlatılanlar Kutsal Kase Efsanesi’nin Batı’daki versiyonudur. Oysa bu efsane ilginçtir ki, 12. yy’da İspanya’da/Toledo’da ortaya çıkmıştı ilk kez.

Ve şaşırtıcı gelebilir ama İran/Fars kaynaklı bir kitapta yer almıştır. Efsaneyi Batı’ya taşıyanlar ünlü Tapınak Şövalyeleri olmuştu. Muhtemelen XI. yy’ın sonlarında Toledo’ya getirilen bu Farsca efsane, Latince’ye çevrilmiş ve ‘Flegitanis’ adlı gerçekte var olmayan bir Katolik’e mal edilmişti. Gül ve Haç Kardeşliği gizli örgütünün ‘İmparator’ statüsündeki Üstadı (1950’lerde) Lewis Harvey Spence’in yaptığı açıklamaya göre kitabın özgün adı Farsça olarak ‘Felekedaneh’ idi.İşte bu Cabiri geleneği, Ege ve Batı Anadolu’daki en eski ve etkili okült sitematiğiydi.

Haçlı seferleri sırasında ve sonrasında Cabiri ‘Sırları’ (mysteries) Batı’ya Tapınak Şövalyeleri aracılığıyla taşındı. İlkin Gül ve Haç Kardeşliği örgütü bu sırların çoğunluğuna sahipti, sonra bu örgütün üst üyeleri Masonluk’taki ‘Spekülatif ve Operatif’ Mason Localarını kurdular. Ünlü din adamı ve okült uzmanı Rev. George Oliver’in ‘History of İnitiation’ adlı kitabında yazdığına göre özellikle Fransız Masonluğu -Büyük Doğu Locası- tam anlamıyla Cabiri geleneğine göre kurulmuş ve yönetilmişti. Cabiri geleneğinin sembolleri beyaz önlük, çekiç ve demir örstür ve bu asli semboller günümüzün Masonları tarafından da kullanılmaktadırlar.

İsa çiçektir, gül ve Haç’tadır

Gül ve Haç Örgütü’nden daha önce söz etmiş ve 20. yüzyılda bu örgüte üye olmuş ya da bağlantı kurmuş en az bir papa bulunduğunu söylemiştim. Bu Papa’yı tanıtmadan önce Gül ve Haç sembolizminin Hıristiyan Ezoterizmindeki (Batınilik, gizli öğreti) yerine bakalım. İsa Çarmıh’a gerildiği zaman hemen ölmemişti. Büyük bir ıstırap çekiyordu. Bunu gören bir asker dayanamayıp mızrağıyla İsa’nın böğrüne bir darbe vurmuştu. Askerin amacı İsa’nın daha fazla acı çekmeden bir an önce ölmesini sağlamaktı. İsa’nın böğründen akan kan, ayaklarından ve ellerinden çivilenmiş olduğu Haç’ın dibine damlamış ve inanca göre İsa’nın kannın damladığı Haç’ın dibinde birdenbire Güller yeşermeye başlamıştı. İşte bu gül ve kan İsa’nın tensel canıydı. İsa bir çiçek olmuş ve açmıştı. Bu olayda kuşkusuz Haç da önemli bir anlama sahipti. Çünkü Haç olmasaydı İsa’nın karnının Gül’e dönüştüğü de bilinemeyecekti.

Ama bu anlatım Gül ve Haç konusundaki sayısız söylenceden sadece biri, belki de en çok kabul görmüş olanıdır. Başka değerlendirmeler de vardı. Ünlü Ezoterist Arthur Edward Waite’ın anlattığına göre Gül, İsa’nın kanı olmasının yanı sıra, Haç’ın esrarengiz mesajını iletmek için kullandığı ışıktır. Yine aynı kaynağa göre Gül, Grekçe ‘Çiğ Damlası’ demektir ve bu haliyle de İsa’nın Hıristiyan Gnostisizmindeki (Rafızilik) sembolüdür. Aynı zamanda Gül, Ortaçağ’daki yazılışıyla RAS (Rose) Kelam demektir ve sayısal değeri itibarıyle de R= 200; O= 75, S= 90 ve Rose= 365’i vermektedir. Bu nedenle günümüzde kullanılan takvim sistemini kuran Papa Gregory tarafından bir YIL’ın 365 gün olması uygun görülmüştür. Böylelikle İsa’nın yılın her gününe damgasını vurması sağlanmıştır. Bu sistematikte İsa yine Çiçek olarak değerlendirilmiştir. Çünkü NAZARETH kentinden geldiği için kendisine Nazarenli İsa denilen Tanrı’nın oğlu, Nazareth, Çiçek anlamına geldiği için böyle anılmıştır. İşte Gül ve Haç Örgütü, Gül’ün ve Haç’ın bu türden olağanüstü ve mucizevi yönlerinin bulunduğuna inanmış şövalyeler tarafından II. yüzyılda Kudis’te kurulmuş ve günümüze kadar çeşitli dünya olaylarına karışarak gelmiştir.

Masonik Misyonerliği

Hıristiyanlıktan gizli örgütler İsa’nın çarmıha gerilişinden sonra, hatta bizzat onunla birlikte vardırlar demek mümkündür. Örneğin Spekülatif Masonlar, İsa’nın ilk mason olduğunu düşünürler. Bunun geçmişi daha önce anlattığım Templar Örgütü’ne dayanır. Ve temelinde Essene diye bilinen küçük bir Yahudi cemaati vardır. Ne olduğu ve kim oldukları tam bilinmeyen bu cemaat, iddialara göre İsa’yı yetiştirmiş ve Yahudi Krallığı’na sahip olmak istemişlerdir. Ve yine inanışa göre çok gizli ve esrarengiz bir Suriyeli cemaat, İsa’nın öldürülmesinden sonra bu sıraları saklamış ve Haçlı Seferleri sırasında Templar Şövalyeleri tarafından korunan bu küçük cemaat, Avrupa’ya kaçırılmıştır. Burada gözlerden uzak olsunlar diye İskoçya’ya yerleştirilmiş ve daha sonra da Avrupa’ya giderek Templar’ın yardımıyla ‘Masonik Misyonerliği’ başlatmışlardır. Böylece iki akım doğmuştur. Bunlardan biri Meryem’e dayandırılan ‘Dul Kadının Oğulları’ Örgütü, diğeri de Sufi Masonluğu’dur. Her neyse, konumuz bu olmadığı için bunu geçelim ve gelelim günümüzdeki en gizli ve güçlü Katolik örgütü OPUS DEI’ye.

Papa I. John Paul’u tahta oturtan örgüt

İsviçreli parlamenter ve toplumbilimci Jean Ziegler’in dediğine göre OPUS DEI, kendisiyle komünizm kadar mücadele edilmesi gereken, gizli çalışan aşırı sağcı bir harekettir. Ve işte Polonyalı Kardinal, şair ve aktör Karol Wojytla’yı, Papa II. John Paul olarak Vatikan’daki tahta oturtan bu örgüttür. Karol, Papa seçilince Cizvitlerin başı Peter Pedro Arrupe hemen muhalefete başladı. OPUS DEI tarafından seçtirilen Papa’yı tanımamakla tehdit etti. 1983’e kadar Cizvitler II. John Paul’a karşı muhalefet ettiler. Bu arada Papa’ya suikastlar düzenlendi. Portekiz’de oturan Arrupe’nin taraftarı bir papaz, Papa’yı tahtında otururken bıçakla saldırarak öldürmek istedi. Papa ise OPUS DEI Vatikan’da tüm dizginleri eline alıncaya kadar bekledi. 1983’te Cizvitlere karşı taarruza başladı. Kişisel yetkisini kullanarak Cizvitlere yeni bir önder seçilmesini sağladı. Bu, 54 yaşındaki Hollandalı Cizvit Hans Kolvenbach’dı. Bu seçimde Papa’nın adamı diye bilinen Kolvenbach’ın seçilmesi Cizvitleri yeniden ateşledi. Bu kez doğrudan OPUS DEI’yi, aynen, Katolik Kilisesi’ndeki mason locaları olarak tanımladılar. Buna karşılık Papa da onları Latin Amerika’da Marksistelrele dayanışma halinde olmakla suçladı.

Papa bir risale yayınlayarak Marksizm’i kınadı. Cizvitler de buna karşı Papa’nın Latin Amerika’daki kapitalist sömürüyü, adaletsizlikleri ve işkenceleri görmezden gelmekte olduğunu ve yoksulları insan yerine koymadığını vurguladılar. Konu daha sonra insan hakları tartışmalarına geldi. Cizvitler ısrarla insan haklarını savundular. Papa da köşeye sıkışınca Vatikan’ın daima insan haklarından yana olduğunu yayınladığı bir risaleyle tekrarladı. Tartışma büyüdü. Bu arada Papa, tarihte ilk kez olarak doğrudan OPUS DEI üyesi olduğu açıklanmış olan bir gazeteciyi, 48 yaşındaki ABC gazetesinin Roma muhabiri İspanyol asıllı Jaquin Navorro-Valls’ı Vatikan’ın basın sözcüsü yaptı. Böylelikle sadece kardinallere ayrılmış olan böylesine önemli bir göreve tarihte ilk kez din adamı olmayan, laik bir kişi atanmış oldu. Papa, ayrıca, 1984’e kadar Cizvitler tarafından yönetilen Radyo Vatikan’ın başına da laik bir şahsı atamıştı.

Gizli Gelenek denildiğinde anlaşılması gereken nedir? İlkin şunu belirtmek gerekiyor: Gizli kavramı (Secret) bu gelenek içinde ‘Okült’ anlamında kullanılmıştır. Katolik Kilisesi’nin vahşi saldırılarına maruz kalmış olan alşimist, hermetist, okültist ve ezoteristler ‘Gizli’ anlamına gelen ‘Okült’ sözcüğünü kullanmaktan çekinmişler ve bunun yerine sır anlamına gelen ‘Secret’ sözcüğünü kullanmışlardı.

Gelenek sözcüğü de benzer şekilde ‘Hafifletilmişti’! Burada ‘Gelenek’ derken toplumda bilinen ve anlaşılan anlamıyla ‘Gelenek’ kast edilmiyordu; kast edilen ‘Kabala’ idi. (NOT: Kabala, sözcük anlamıyla gelenek demektir). Öyleyse ‘Gizli Gelenek’ denildiğinde insanlığın ilk dönemlerinden beri uğraştığı ‘Okült’ uygulamaları ile daha sonraki yüzyıllarda, özelikle de 11. ve 12. yüzyıllardan itibaren gelişen ve içinde Yahudi Kabalismi’nin de yer aldığı tüm yasaklanmış ilim ve bilgi kümeleri kast ediliyordu. Bu en geniş anlamıyla ‘Gelenek’ (Tradition) okült örgütlerinin anladığı ve kullandığı ‘Bilim’di. Bunun için de Helen, Yahudi, Roma, Antik Mısır, Sümer, Babil, Hint ve Çin ‘Geleneklerinden’ fuzyon yoluyla taşınmış ögeler vardı. Ancak en güçlü etki Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasından gelmişti. Ünlü Baküs, Ceres, Cybele ve Eleusis, Samothrace kültürlerindeki okültik, hermetik, ezoterik, alşimist uygulamalar bir sentez halinde belirli bir tarikat/örgüt tarafından günümüze kadar intikal ettirilmişti. Bu gizli tarikat ‘Cabiriler’ adıyla tanınmıştı.

Başta Heredot ve Çiçero olmak üzere birçok yazar Cabiri Kültürü hakkında uzun tanıtımlar yazmışlardı. Nedir ki ilk kez 1888 yılında bu kültürün tapınağına ve tanrılarının izine ulaşılabilmişti. Thebes’de yapılan kazılarda Cabiri kültürünün tanrılarından biri olan ve Heredot tarafından ‘En Güçlü Büyücü’ diye tanımlanan Caberios’un heykeli bulunmuştur. Gizli Geleneğin, Yahudi Kabalizmi dahil her yönüyle uğraşan ve sadece soyluların, zenginlerin ve bilim adamlarının üye olabildikleri ilk ‘Açık’ Gnostik-Hıristiyan tarikat ve locaları 1767’den itibaren peş peşe açılmaya başlandı. Bunlar tamamen Cabiri Geleneğine uygun, en eski kültür ve kült uygulamalarının taşıyıcıları oldukları bilinen özel örgütlerdi. Krallar, başta II. Frederick, Prensler, başta Thurm und Taxis, soylular ve zenginler bu örgütlere üye olmuşlardı.

Bu dört örgüt şunlardır: 1767’de Avusturya’da Habsburg Hanedan’ının himayesinde kurulan, ‘The Academy of the Ancients and of the Mysteries’; 1780’de kurulan ‘The Knights of the True Light’: aynı yıl Almanya’da Rosicrucian’nın üyeleri tarafından kurulan ‘The Order of Jerusalem’ ve 1783’de Paris’te açılmış olan, ‘The Society of the Universal Auora’. Bu tarikat ve localar, tüm Avrupa’da sadece ‘Manevi’ planda değil, Kilise-Karşıtı tüm faaliyetlerde başrolde yer almışlar ve Gnostik Hıristiyanlığın yerleştirilmesini yemin etmişlerdir. Ünlü Mesmer, İsveç’teki en etkili Kilise’yi kuran Swedenborg, Fransız şifacı St. Martin, ünlü Pasqually, Willermoz ve örneğin geçmişteki Lavatar ve Eckartshausen gibi mistikler de dahil, adları 17, 18, 19, yüzyıllarda ünlenmiş bir çok entelektüel bugünkü kAvrupa Birliği’nin, ‘Kültür Mirasına’ işte bu tip gizli örgütler aracılığıyla yön vermişlerdir. Bunlardan bazıları bu gizli örgütlere, 6 yaşındayken ‘İnisye’ edilmişler ve çok gizli, çok özel bilgilerle donatılmışlardı.

KOMPLO TEORİLERİ : MERAKLILARI İÇİN ULUSLAR ARASI KOMPLOLAR HAKKINDA MÜTHİŞ BİR ARŞİV /// www.Conspiracyarchive.Com


DÖKÜMANLAR İNGİLİZCE’DİR.

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Aytunç Altındal – Gizli örgütlerin Deşifresi


VİDEO LİNK :

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Dünyada Cevabını Bulamayan 10 Soru


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=1eUtRUboxek

KOMPLO TEORİLERİNE MERAK DUYANLAR İÇİN TAKVİM YAZARI ERGÜN DİLER’İN TÜM KÖŞE YAZILARI AR ŞİVİ


KOMPLO TEORLERNE MERAK DUYANLAR N ERGN DLER’N TM KE YAZILARI ARV.pdf

KOMPLO TEORİLKERİ /// Bekir Hazar : Kemal Bey TKP’ye geçsin


10151898_690684930979247_2136631015_n.jpg

Kemal Bey TKP’ye geçsin!!!

CHP büyük hata yaptı.
Cemaatin önüne sürdüğü ata bindi.
CHP cemaat partisi oldu.
İlkelerine, prensiplerine ihanet etti.
Partisine, tabanına adeta hakaret etti.

CHP’nin açılımı CEMAATE HİZMET PARTİSİ oldu.
Cemaatin arkasındaki güçlere güvendiler.
Cemaat ile kolkola girdiler.

Ancak arkasındaki GÜÇ ne kadar büyük bir AKIL olursa olsun, Cemaat ile kan kardeşliğini tabanına izah edemez CHP, edemeyecektir de.

Cemaati ele geçiren Güç tapelerle, röntgencilikle bu ülkeye saldırdı.
CHP de bu saldırıda maalesef feci kullanıldı.
Kemal Bey’i etrafında uyandıran bir tek Allah’ın kulu çıkmadı. Hepsi adeta horladı.

Oy hırsıyla CIA, MOSSAD dümen suyuna girdiler.
İnsanların özel hayatlarına saldıran ALÇAKÇA dinlemeleri seçim silahı edindiler.
Ahlaksızlığa dör kolla sarıldılar.
Meydanlarda montaj kasetleri dinlettirerek Cumhuriyet tarihinde ilk kez kullandılar.

Evet CHP çok fena kullanıldı.
CHP, LAİK tabanını CEMAAT ile birleştirdi.
Dava arkadaşı, karındaş, YOLDAŞ yaptı.
Pirincin içine taş kattı.
Şimdi ayıkla pirincin taşını noktasına geldi.
CHP bu taşı asla ayıklamaz.
Kimseye anlatamaz.

Kemal Bey’i kasetlerle partinin başına getirdiler.
Kendi partisine kaset dizaynı yapanları sırtına aldı Kemal Bey.
Gittiği her mitinge sırtında götürdü.
Kendi parti başkanını Ahlaksızca deviren KASET OPERASYONU’nu bile bile KASETLERE sarıldı.

Kaset Particiliği yasparak, Deniz Bey’e yapılan çirkin saldırıyı da adeta sahiplendi.

Halbuki özel hayatlara saldırıya ilk karşı durması gereken CHP’ydi.
Montajlara uyanmasıa, uyandırılması gereken Kemal Bey’di.
Paralel örgüt çekti, montajladı, Kemal Bey’in eline verdi.
Kemal Bey, PARALEL lider oldu.

Cemaat takkesi giyerek meydanlara çıktı.
Kendini fena halde tüketti.

UNKAPANI KASETÇİLER ÇARŞISI müdavimine döndü Kemal Bey.

6 ok darmadağın oldu.
Ortada sadece iki ok kaldı.
Onların da adı CEMAATCİLİK ve KASETÇİLİK oldu.

Çanlar artık Kemal Bey için çalıyor. "Bu ülkeye kasetle lider montajlamak istiyorlar" diyerek ilk DİK durması gereken Kemal Bey’di.
Dik duramadı, eğildi, birilerine sırtına bastırdı.

Türkiye’nin generalleri, istihbarat adamları toplantı yapıyor.
KASET cuntası kaydedip servis ediyor.
Kemal Bey buna bile karşı duramadı.
VATANA İHANET’e "Bu ülkeyi satmaktır" diyemedi.

Türk Milleti ihaneti gördü, kahrından öldü.
Kemal Bey kahrolmadı ve ihanete GIK demedi.
Milli olamadı Kemal Bey…
PENSİLVANYALI olmayı seçti.

Pensilvanya ile nikan kıyan Sarıgül ile yola çıktı.
Şimdi kucağında bir cemaat bombasıyla dolaşıyor.
CHP fena halde karışacaktır bunda sonra.
Ateş düşmüştür artık Genel Merkez’e…

Pensilvanya’dan dua dahi istese artık işi zor.
Bedduaları tutmayanın duası da kurtarmaz.
Cemaate Hizmet Partisi kaybetmiştir.
Kazanan Türkiye Komünist Partisidir.

Tek bir yerde, Tunceli Ovacık’da seçimi kazanan TKP, Türk solunun yüzakı olmuştur.
Artık komünistler de bu ülkede seçiliyor.
İşte demokrasi budur.

O TKP’li beldiye başkanı ile tanışmayı çok isterdim.
Kemal Bey gitsin, TKP’den o seçimi nasıl kazandı öğrensin. "Kaset var mı kaset" diye sorsun.

BDP’den aday olan Mustafa Sarıgül’ü nasıl devirdi komünist Fatih Mehmet Maçoğlu araştırsın….
Sanırım çok ilginç bir cevap alacaktır.
Evet Tunceli Ovacık’da da kaybeden
Mustafa Sarıgül’dü!!!

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : Hotel Türkiye


10014668_539636369478131_914942512_n.jpg

Hotel Türkiye

Türkiye 17 Aralık’tan sonra yakalandığı türbülansı seçimle atlattı! Büyük ihtimalle bu ilk raundun sonuydu! Karşımızdaki güç, arkasındaki akıl saldırıların kesilmeyeceğinin, en fazla şekil değiştirip geleceğinin işaretini veriyor! Bu toprakları TÜRKLER’in yönetmesine karşı çıkanlar kurdukları koalisyonla yine geleceklerdir! Şimdi onlar için toplanma zamanı, tabii fırsat bulabilirlerse!

KUMPAS harekatının başladığı günlerde çok şey yazıldı, çok şey çizildi! Tapeler, montajlar, iddialar, dinlemeler, böcekler, takipler, gözaltılar birbirini izledi!

HALKBANK’a girildi. BATI’nın kontrol altında tuttuğu İran’dan, Türkiye’ye akan paraların yönü değiştirildi. Bölgede at oynatan oyuncular, TÜRKLER’in sahneye çıkmasını istemedi! Paraya yön vermesini kaldıramadı! Küresel oyunu bozan yeni bir AKTÖRÜN sahaya inmesi istenmedi! Düne kadar olduğu gibi Ankara söyleneni yapacak, asla ve kat’a oyuna dahil olmayacaktı! Hele PARANIN YÖNÜNÜ İstanbul’a, Ankara’ya çevirmek gibi çılgınca bir planın içinde olmayacaktı!

Fotoğraftaki sıkıntının nedeni buydu!

Türkiye emir eri olmaktan çıkmıştı! Bu, bölge için yeni bir şeydi! 90 yıldır unutulan gücün kendine gelmesi ayağa kalkması ve "Ben de varım!" demesi bütün dengeleri bozdu!
Bu, Pensilvanya ve arkasındaki gücün kenetlenmesine yol açtı!
Bunun çok işareti vardı!

Bildiğini okuyan Türkiye’den rahatsız olanlar hiç vakit kaybetmeden buluştular!

TAPELER ortaya çıkınca da bunu net olarak gördük!
Ama Türkiye’nin üzerinde hiç durmadığı, gereken önemi vermediği ve atladığı TAPELER sanıldığı gibi Fethullah Gülen’le ilgili değildi!
Oyunu görmek için onu görmek ona kulak vermek gerekiyordu!
Kimdi o?

Süleyman Hamit Müftigil!

Hatırlayalım! Müftigil ile biri konuşuyor! Tarihler 21 Ekim’i gösteriyor! Yani 17 Aralık’tan önce!

SÜLEYMAN: Nisan’dan sonra bakanları, milletvekilleri biz belirleyeceğiz.
ORHAN: Türkiye’yi biliyor musun?
SÜLEYMAN: Bunlar iyi günler.
Senaryoyu biz yazacağız.
ORHAN: Ağaoğlu’ndan Emrullah Turanlı’ya kadar. 7-8 kişi de var.

SÜLEYMAN: Bu iş hükümeti yıkacak. Bahri Uğraş, TEB’den Hasan Çolakoğlu ve 3 kişiyi buraya getirdim. İstikbal Mobilya Kayseri, HES Kablo, Garanti Bankası yüzde yüz destek. Genç Parti var ya, onu aldılar. İçi düzenlendi. Bayramdan sonra ayın 25-26’sında (Kurban Bayramı) resmi müracaatı yapılacak. 78 milletvekili AK Parti’den ayrılıp buraya girmeye hazır. Erken seçim gözüküyor. O kişiyle (Gülen) bağlantıda olduğum cemiyetler arasındaki koordinasyonu sağladım. Taşı, tuzluğu koysam onu vekil yaptırırım.

Müftigil, 20 Ekim 2013’de de Ahmet Sürücü adlı kişiyle, Pensilvanya’nın yeni parti oluşumunu konuşuyor.

AHMET: Oluşum var mı orda?

SÜLEYMAN: Var. Abdullah Bey sonuna kadar orda kalacak.
Temmuz’da süresi doluyor. Onlar bununla rakip seçime girecek.
Hesaplar da şu. Hizmetin yüzde 8’i var. AK Parti’de Tayyip karşıtı yüzde 15 var. CHP, MHP oradan buradan gelen liberal tipler var.
ANAP’ın ilk zamanını izleyen tipler var. Yüzde 58 civarında oy.
Topladığında buna geliyor.

Böyle konuşmaların arasında kimselerin üzerinde durmadığı ve anlamadığı o şifreli konuşma geliyor!
Bunu anlamadığımız zaman kimlerle savaştığımızı da anlamayız! Nasıl mücadele edeceğimizi de bilemeyiz!

Gülen ve adamlarına "saldırı!" emri veren de o güçtü! Hatta o kişiydi!
Iskalanan ve atlanan oydu!

Müftigil karşısındakine şunları söylüyor! "Otelin ismi, fiyatı belli. Bana bu otel teklifini yapan adam o büyükelçi için, alamama şansım var mı sence. Otel üstünde yüzde 90 oranında prensip anlaşmasına varıldı. (Bu şahıs ile) Herhalde Türk ve dünya tarihinde birinde bir saat, birinde 45-50 dakika, bir de son dakika onunla yüz yüze görüşen bir üçüncü adam yoktur."

Müftigil, Pensilvanya Caddesi’ndeki Willard Intercontinental Hoteli kastettiği söylense de gerçek bambaşkaydı!
Konuşulan bir otelin alım satımı değildi! Konuşmasında sözünü ettiği de otelin sahibi değildi!

Dünya tarihinde hiçbir Türk’ün üç kere görüşemez diye altını çizdiği isim ŞİFRENİN TA KENDİSİYDİ!
Bu kimdi?

Bunu bildiğimiz zaman Gülen’i de hizmeti de Paralel Yapı’yı da çözüyorduk!

Bu isim Gülen’i dünyaya açan ve ona sahip çıkan güçtü!
Paranın da, gücün de sembolüydü!

O kadar güçlüydü ki OTEL denilen yer TÜRKİYE idi! Anlaşma yapılan husus Türkiye’nin kimin eline verileceğiydi!
En güçlü aday da Fethullah Gülen’di!
Müftigil’in üç kere konuştuğu isim dünyanın her yerinde büyük ve yıkılmaz güçtü!

Gizlenerek, sızarak, şifre ve kod kullanarak gelişen ve büyüyen hizmetin arkasındaki destekti bu!
Bu güç CUMHURİYET’i kuran ve istediğine yol veren bir onay makamıydı!

Yeni adayları da Gülen’di!

Bu nedenle Erdoğan’ın gitmesi, yerine onun gelmesi gerekiyordu!
Bütün organizasyon bunun içindi!
Bizim gizli sahibimiz yeni oyuncuyu bulmuş, Türk DEVLETİNE ve MİLLETİNE bir şey söyleme gereği de duymuyordu!
Bilmediğimiz gizli gerçek buydu!

OY bir yere kadardı! Bunların aklı OYLAR’ın rengini belirlemeye de yeterdi! Olay yaratılır, ellerindeki medya gücüyle HALKI etkiler ve sonuçları belirlerlerdi! Çok örnekleri vardı!

Gülen’e saldırı emrini veren işte bu BÜYÜK BARONDU!
Türkiye’den kimsenin görüşemediği ama Müftigil’in DİNLENMEME GARANTİSİ ile yaptığı RAHAT görüşmenin nedeni de buydu!
BÜYÜK PATRON koruyucu ve kollayıcıydı!

Paralel Yapı denilen organizasyon BARONUN adamlarından biriydi sadece!

Ankara ülkenin tapusunu elinde tutanla ile savaşıyor!
NOTERE gitmeden elinden çekip aldığımız için de çok öfkeli!
BEDDUA’nın nedeni bu!

Çünkü BARON ilk kez burada yenildi!
Boğaz’daki emanetçisi bunu çok iyi biliyor!
Kaygıları bu nedenle çok ama çok büyük!
Bakalım ne olacak!

ERGÜN DİLER/TAKVİM

KOMPLO TEORİLERİ : 30 Mart’tan sonraki TSK’ya dikkat


A Haber’de Yüzde Yüz Siyaset programına katılan, avukat Fidel Okan, çok ciddi iddialarda bulundu. Okan, seçimlerde cemaatin CHP için seferber olduğunu ve Kılıçdaroğlu’nun bir emniyet görevlisinden tape aldığını iddia etti. Okan, Seçimi Başbakan’ın kazanmasının, cemaatin kaybettiği anlamına gelmediği yorumunu yaparak, 30 Mart’tan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bazı hareketlenmeler yaşanacağı duyumuna sahip olduğunu söyledi.

Cemaat üç yıl önce medyasıyla ne yazıyordu CHP ile ilgili, bugün ne yapıyor. Cemaat tüm medyasını CHP için seferber etti. Bu veri değilse bu ses tapeleri Kılıçdaroğlu’na hangi kaynaktan servis edildi. Başbakan’ın görüntülerinin elinde olduğunu ve izlediğini ifade ediyor, bu görüntüleri kendisine kim verdi. hangi emniyetçi ile buluşup bu görüntüleri aldı. Önce bunların açıklamasını yapsın, şu emniyetçiden aldım deyip ismini versin, biz bunu bilelim ondan sonra konuşsun. Bu cemaat yapılanması ve CHP’nin ittifakı konusunda şüphem yok. Bütün ayakları ortaya çıkacak.

30 Mart’tan sonra TSK’ya dikkat

Eğer, Başbakan seçimi kazanacak ancak bu cemaatin savaşı kaybettiği anlamına gelmez. Bu tespitten yola çıkarak, bundan sonra 7 Şubat’a bakması gerek. Kopuş noktası çözüm sürecidir. İsrail, Amerika ve İngilizlerin. TSK’da 30 Mart’tan sonra başlayacak süreç var. Cemaatin mensupları bazı istihbarat raporları hazırlayarak Genelkurmay’ı harekete geçirmek istiyorlar. Büyük Türkiye Operasyonu ve Başbakan’ın tasfiyesi konusunda 30 Mart’tan sonraki boyutlara bakmak lazım. El Kaide vs. konusunda cemaatin hazırladığı, İngiltere’nin çözüm sürecine destek veriyormuş gibi yapıp başka planlar kurması ve cemaati kullanması anlaşılıyor. Biz asıl tehlikeyi bundan sora göreceğiz.

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : Düğmeler


v-for-vendetta-maskeleri-yasakland%C4%B1.jpg

Düğmeler

Ortada inanılmaz bir CASUSLUK olayı var.
Ortada BÜYÜK bir İHANET var.

Türk istihbaratı ile TÜRK ORDUSU’nun en üst düzeydeki SUBAYLARI toplantı yapıyor.

ULUSAL GÜVENLİĞİMİZİ ilgilendiren konuları masaya yatırıyor.
Ve HAİN bir ŞEBEKE, dinliyor, kaydediyor, tüm dünyaya servis ediyor.

Bunun adı VATANA İHANETTİR.

Savaş anlarında dünyanın her yerinde cezası İDAMDIR.
Bugün DEVLETİN düğmelerini sökmeye çalışan HAİN BÖCEKLER aramızda kol geziyor.

Bugün Türk SUBAYLARININ üniformasından DÜĞME koparmak için birileri kendini SATIYOR.
O bir askeri stratejist ve Yarbay…
Londra’dan kalktı, Osmanlı topraklarına geldi.
Büyük bir arayışa girdi.

Bulmak istediği Hıristiyan veya Yahudi değildi.
O SATIN alabileceği hainlerin peşindeydi.
Cebinde PARA çoktu.

Gitti SATIN almaya müsait bazı Hainler buldu.
Osmanlı subaylarının üniforma düğmelerini gündeme getirdi.
Osmanlı subayları altın kaplama düğme takıyordu o zamanlar. "Kim ki bir Osmanlı subayının üniformasından beş düğme getirirse onu PARA’ya boğacağım" dedi Londralı Yarbay.

HAİNLER bulmak hiç zor değildi bu topraklarda.
Düğmecinin adı Lawrence’di.

Şam’da HAİNLERİ kullanarak oluk oluk TÜRK KANI akıtan … "Evet onları isyana ben teşvik ettim…
Böylesine VAHŞİLEŞECEKLERİNİ hiç düşünmemiştim" diyen de
oydu. "Yerlerdeki Türk cesetlerine bakamadım" diye anılarına yazan da Lawrence’di.

İşbirlikçi HAİNLERDEN biri ona mavzer hediye edip "Al bunu TÜRKLER üzerinde dene" dedi.
Lawrence o mavzerle bir Türk Generalini öldürdü ve mavzerin üzerine çentik attı.

Anılarına bir olayı daha ekledi;

"Elde ettiğim HAİNLERİN zehirlediği bir kuyudan su içen Türk askerleri ölmek üzereydi.
Mavzeri üzerlerinde denedim.

Kuyu başında kaç Türk askeri varsa, onların sayısı kadar mavzerime ÇENTİK attım."

İşte bu şerefsiz Lawrence, ecdadımızın kan verdiği topraklarda DÜĞME Operasyonuna da girişiyordu Osmanlı’nın MİLLİ GÜVENLİĞİ’ne tehdit oluşturmak için içeriden Hainlerden ÖRGÜT kuruyordu.

Hainler Osmanlı subaylarının peşine düştü o dönemde.

Gizli gizli, adım adım takip etti.

Issız yerlerde SUBAYLARIMIZI öldürüp DÜĞME topladı üniformalardan.
Hedef Türk ASKERİNİ İTİBARSIZLAŞTIRMAKTI.

Nitekim kendini İNGİLİZ’e satan HAİNLERE karşı TEDBİR amacıyla Osmanlı Subayları DÜĞMESİZ gezmeye başladı sokaklarda.

Düğmesiz subay, "Saygınlığı olmayan ASKER" demekti.

Düğmelerin koparılması demek, bazı bölgelerin bu topraklardan koparılması demekti.
PROJE buydu.

Ve DÜĞMELERİ birer birer kopardılar.

Bugün DÜĞMECİLER aramızda, her yerden geliyorlar.
Durmaksızın koparmak için PUSULAR kuruyorlar.
Ne yapacağız?
DÜĞMESİZ mi gezeceğiz?
Karar sizin!!!

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ : YANDAŞ YENİ AKİT GAZETESİ : Dış mihraklar fitne saçıyor


Fetullah Gülen ve Cemaatinin CIA ile olan bağlantısını ortaya çıkaran ses kayıtlarının yayınlanması gündeme bomba gibi düştü. 17 Aralık operasyonunun kimler tarafından nasıl yapıldığını gün yüzüne çıkaran kayıta tepkiler gelmeye devam ediyor.

– Araştırmacı Yazar İsmail Nacar, Akit’e yaptığı açıklamada Türkiye’deki karanlık yapıların nasıl çalıştığını açıkladı. Nacar, “CIA ve MOSSAD gibi gruplar öyle komplolar kurarlar ki, bundan kimsenin haberi olmaz. Şuanda da Cemaat ve AK Parti içinde bir yapı var ve bu mütedeyyin gurubu karşı karşıya getirmeye çalışıyor” dedi.

“TOPLUMU FELAKETE SÜRÜKLÜYORLAR”

CIA tarafından MİT’e karşı uyarıldığının ortaya çıkmasından sonra Fetullah Gülen’in yabancı istihbarat teşkilatlarıyla olan ilişkisi bir kez daha kanıtlanmış oldu. İsmail Nacar, Gülen’in bu bağlantılarının gerçek yüzünü ve Türkiye’deki derin yapının çalışma stratejini anlattı. Nacar, “Türkiye’de milletin değerleriyle barışık olan AK Parti’den kurtulabilmek için düğmeye bastılar. AK Parti ile Cemaati vuruşturanlar bu işi çok profesyonelce götürüyorlar. Cemaatin içinde MOSSAD ve CIA adına hareket eden yapı veya bir takım odaklar toplumu felakete sürüklüyor. Ahmet Taşgetiren bu yapıyı fark ettiği için camia ile ilişkisini kesti. Hüseyin Gülerce gibi cemaatin önde gelenleri bunu fark edemedi ve bu yapının güdümüne girmiş durumdalar” ifadesini kullandı.

“KOMPLODAN KİMSENİN HABERİ YOK”

Aynı durumun AK Parti içinde de olduğunu söyleyen Nacar, Hükümeti de uyararak dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Planın çok derin olduğunu ifade eden Nacar şöyle konuştu: “AK Parti tabanıyla Cemaat tabanını karşı karşıya getirmeye çalışan çok güçlü bir lobi var. CIA ve MOSSAD gibi gruplar öyle komplolar kurarlar ki, bundan kimsenin haberi olmaz. Öyle bir tezgâh var ki şuan fark edilemiyor. Fetullah Gülen kendi cemaati içerisindeki karanlık yapıdan haberi yok. Haberi olsa şuan ki görüntünün ortaya çıkmasına izin vermezlerdi.”

MOSSAD ve CIA adına hareket eden gurubun bir kısmı AK Parti’den yana hareket ediyor bir kısmı da Cemaat adına çalışıyor. Bu gruplar aslında Türkiye aleyhine çalışıyorlar. Bu karanlık odak Turgut Özal’ı, Eşref Bitlis’i ortadan kaldırdılar. Necmettin Erbakan Hoca’yı iktidardan indirdi. Şimdi de mütedeyyin kesimi birbirine düşürdü. İktidarda Cemaatte bu yapının çok farkında değiller. Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri içinde de büyük oyunlar oynanacak.”

KOMPLO TEORİLERİ : Malezya uçağını Rothschild ailesi mi düşürdü ??


z_5731.jpg

Malezya Havayolları’nın kaybolan uçağına ilişkin flaş iddialar. Uçakta yer alan, Peidong Wang, Zhijun Chen, Zhihong Cheng ve Li Ying isimli yolcular, Jacob Rothschild’e ait yarı iletken işi yapan, Freescale Semiconductor firmasının patent ortakları. Ortaklık anlaşmasına göre; beş ortaktan dördü ölürse tüm patent Rothschild’in firmasına geçiyor.

4 ORTAK ÖLÜNCE PATENT TEK KİŞİYE KALDI

Malezya Havayolları’nın kaybolan uçağına ilişkin flaş iddialar gündeme geldi. İddiaya göre uçakta yer alan, Peidong Wang, Zhijun Chen, Zhihong Cheng ve Li Ying isimli yolcular, Jacob Rothschild’e ait yarı iletken işi yapan, Freescale Semiconductor firması’nın patent ortakları. Eldeki sözleşmeye göre söz konusu patentte; 4 araştırmacı ile Freescale firmasının eşit payı var. Ortaklarından herhangi biri ölürse, hakları otomatikman diğer ortaklara geçiyor. Beş ortaktan dördü öldüğüne göre, tüm patent Freescale’e geçecek.

18 BİN ÇALIŞANI OLAN GİZLİ BİR DEV

Türkiye’de de faaliyet gösteren Freescale firması, 4 milyar dolar ciro ve 18 bin çalışanı olan gizli bir dev. Bu nedenle adeta vakumlanarak yok edilen uçak sayesinde, hem Malezya’nın yargılama girişimine, hem Putin Rusya’sına, hem de yarı iletken patentin sahibi kişilere yönelik bir hamle yapıldığı iddia ediliyor.

ARAMA ÇALIŞMALARI DURDURULDU

Batı Avustralya’nın başkenti Perth’in 2 bih 500 kilometre Güney Batısında Güney Hint Okyanus’unda devam eden kayıp Malezya uçağını arama çalışmaları kötü hava şartları yüzünden durduruldu. Okyanusta dün uydular tarafından belirlenen yaklaşık 120 parçalık görüntünün alınması üzerine, parçaların bulunduğu bölgede yapılan arama çalışmaları parçalara ulaşılamadan kötü hava şartları yüzünden durduruldu. Malezya Savunma Bakanı ve Ulaştırma Bakan Vekili Hişamuddin Hüseyin, Fransız uydularının arama yapılan bölgede yaklaşık 120 parçadan oluşan ve kayıp uçağa ait olma ihtimali olan görüntüler aldığı, bu görüntülerdeki parçaların 1 metre ile 23 metre arasında değişen büyüklüklere sahip olduğunu açıklamıştı.

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : Ne yapacağız OTURACAK MIYIZ ? ?


0000011.jpg

Tarih 29.05.2012… Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gaucuk İsrail’i ziyaret ediyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Liberman konuğunu misafir ediyor.
Medyaya pozlar veriliyor.

Liberman bir ara Almanya Cumhurbaşkanı’na dönüyor; "Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi yerine oturtacağını ümit ediyoruz" diyor.

"OTURTMAK" hem de yeri neresi ise oraya.
Adam PATRON…
Avrupa TAŞERON İŞÇİ…

Patron işçisine talimat veriyor. "Oturtun yerine" diyor.
Bir Dışişleri Bakanı, bir başka devletin CUMHURBAŞKANI’na talimat veriyor.

Bu talimatı da İsrail’in HARETZ gazetesi sayfalarına taşıyor.
Patronun talimatları bununla da bitmiyor.

Adam devam ediyor; "Bu NATO ülkesinin rayından çıkan VAHŞİ davranışlarını ve kabul edilebilir bütün uluslararası kanunlara karşı davranmasını ENGELLEYEC EĞİNİ Avrupa’dan ümit ediyoruz."

Küçücük bir devletin bakanı, Avrupa Birliği’nin lideri Almanya’nın Cumhurbaşkanına bunları gözlerinin içine bakarak söylüyor.
Edepsizce, hayasızca, yüzsüzce…

9 Türk’ü öldürmenin pişkinliği içinde hem de… Talimat veriyor…
"OTURTUN" ve "ENGELLEYİN" diyor.

Ve o günden sonra Türkiye’ye saldırılar başlıyor.

Alman medyası, İngiliz medyası, Amerikan medyası, ne kadar YAHUDİ MEDYA BARONU varsa BATIDAN saldırıya geçiyor.

Bizi şapa "OTURTMAYA" çalışıyorlar.

Aynı İsrailli Bakan "PKK’yı desteklemeye karar verdik" diyor.
Askeri yardımdan söz ediyor.

Yedioth Ahronoth gazetesi Liberman’ın "Türkiye’yi cezalandırma" planını açıklıyor.

C PLANI adı verilen operasyonda maddeleri alt alta sıralıyor.
Birinci sırada "PKK’ya askeri yardım" yer alıyor.

İsrail aleyhine yazdığı vaki olmayan Hürriyet Gazetesi de bu planı alıp sayfalarına taşıyor.
Yedioth Ahronot gazetesinden İbranice uyarı…
Hürriyet’ten Türkçe tercüme.

Ama gelin görün ki ortaya bir sıkıntı çıkıyor.

Bedel ödetme OPERASYONU projesinin C Planı hayata geçemiyor.
Çünkü Türkiye bir hamle ile KÜRTLER’İ yanına çekip kucaklaşıyor.
Ülkede silahlar susuyor, BARIŞ görüşmeleri başlıyor.

Çözüm Süreci İsrail’in C PLANI’nı alt üst ediyor. Ancak adamlar için nema problema.
PLAN üretmekte ustalar.

Dünyayı kullanmakta ustaların ustası noktasındalar.
Çünkü İsrail’i kuran GÜÇ var.

DÜNYA PARA İMPARATORLARI New York’talar, Londra’dalar…
Bu GÜÇ Lordlar kamarası üyelerini seçiyor.

CFR ve Brooking Enstitüleriyle, AIPAC’larla ABD Genelkurmay Başkanı’ndan CIA Başkanlarına kadar bilumum koltuğu dolduran bir GÜÇ var arkalarında.

İstedikleri koltuğa istediklerini OTURTUYORLAR.
CIA da elindeyse ortada ballı börek var demektir.
Bir plan boşa gitmiş hiç önemli değil.
Gezi ile G PLANI’nı sahneye koyuyorlar.

Tüm dünyaya CNN ve Kraliçe’nin BBC’si aracılığıyla yayın yapıyorlar.
Türkiye’de İÇ SAVAŞ var diye bas bas bağırıyorlar.

Helikopterlerden halka ateş açıldığı YALANINI haykıracak kadar hayvanlaşıyorlar.
G PLANI da tutmuyor.

Ama önemli değil.
Dedik ya adamlarda PLAN çok.

Uygulamaya koymak için buralara gelmelerine de gerek yok.
Her ülkede TAŞERON işçiler bulmak zor değil onlar için. "OTURTACAĞIZ" diyorlarsa oturtacaklar.

Ve durmuyorlar.

Sürekli yeni PLANLARI sahaya sürüyorlar.
Şu anda E mi desem F’mi desem bir PLAN daha hayata geçirildi.

Bu ülkeye yine OPERASYON yapıyorlar.
Evet her zamanki sorumu yöneltiyorum.
Ne yapacağız? "OTURACAK MIYIZ?"

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// Ergün Diler : Derin gırtlak konuşuyor


00000.jpg

Derin gırtlak konuşuyor!

17 Aralık’tan sonra Türkiye bambaşka bir makasa girdi! Devlet kendisine KAST edenlerle önceden gizliden gizliye götürdüğü BİLEK GÜREŞİNİ, meydanlara taşıdı ve resmen rakibine elense atmaya başladı!

Rakibin finale kadar nasıl geldiği bu millet tarafından tam olarak bilinmese de sonuçta devlet son noktada rakibini TUŞ etmek zorunda! Zaten iki şık masada! Ya yenecek, ya yenilip devlet teslim edilecek!

1699’dan beri Türkiye hiç bu kadar mutlu sona yaklaşmamıştı! Yerli-yabancı koalisyonunun oluşturduğu ŞER CEPHESİ her ne kadar hışımla, hınçla, kinle ve kirli hesapla saldırsa da karşılarında KOCA BİR MİLLET sapasağlam durmakta!

Devlet kenetlenmiş cevap vermekte!

Tapeler, montajlar, ortam dinlemeleri, restler, ananaslar, istihbarat oyunları arasında gidip gelirken Amerikalı çok önemli dostum, herkesin "Ne çıkacak!" diye merakla beklediği 25 MART’ta sıra dışı bilgiler gönderdi! Bu benim 25 Mart’ım oldu doğrusu…

Washington’da herkesi yakından tanıyan, Başkanlarla çok sıkı dost olmayı becerebilen, Pentagon’da büyük etkisi olan, CIA ve FBI şefleriyle oturup kalkan DOSTUM, Türkiye’deki gerginliği görünce bu kez bana kendisi ulaştı! İnanın hiçbir yerde bulamayacağınız bilgileri paylaştı!
Ben dinlerken de okurken de heyecanlandım!
Günlük koşuşturmalarda, benim de atladığım noktalar olduğunu fark ettim!
Savaşın boyutlarının nereye dayandığını anlatan çok faydalı bir alış-veriş oldu!
Amerika’nın, BEYAZ SARAY’ın nabzını öğrenmiş oldum!
Büyük keyif aldım!

İşte hiçbir yerde bulamayacağınız kadar ÖZEL olan DOSTUMUN Türkiye hakkındaki yansıttıkları…
Bakalım sizler de beğenecek misiniz?

Paralel Yapı, CIA’dan ya da FBI’dan destek alıyorsa bizim MİT ne yapıyor Allah aşkına? Karşı hamleleri olmuyor mu?

İyi yerden başladın! Doğru soru ayrıca… Şu kesin ve net! Türk istihbaratının çok güvendiği ve herkesten sakladığı çok özel biri, Pensilvanya’nın kalbinde! Nasıl MİT içinde Gülen’e çalışan isimler varsa, MİT için Gülen’in hemen yanıbaşında olan istihbaratçılar var! Ve bu isim, MİT’in yıllardır gözü gibi baktığı ve büyüttüğü bir isim!

Eminim MİT’te bile ismini bilen çok kişi yok! "Kim olduğundan haberi olanlar" bir elin parmakları kadar bile değil!

Gülen’e destek veren servisler, bunu araştırmıyor mu?

Araştırmaz mı? Yılardır bu MİT’çinin peşindeler! Çünkü öyle şeyler gizliden gizliye sızıyor ki bunu bir türlü bulamıyorlar! CIA ve FBI özel bir ekip kurdu ve araştırdı! Ama sonuç alamadılar! Sızıntı her daim devam etti!

Yani bir MİT’çinin Pensilvanya’da olduğunu onlar da biliyor?

Tabii tabii… Bu nedenle Gülen, özel ve önemli toplantılarıyla gizemli misafirlerini, oturduğu kampusun dışında ağırlıyor! MİT’çiden korktukları için!

Hatta Gülen’e "Sizin güvendiğiniz İKİ İSİMDEN BİRİ YA MİT’e çalışıyorsa?" diyen birkaç kişi biliyorum! Gülen’in hiç sevmediği soru da bu!

Siz cemaate nasıl bakıyorsunuz? Pek hoşlanmadığınızı düşünüyorum!

Fethullah Gülen için bugün ne düşünüyorsam, 1999 yılında ülkeme geldiğinde de aynı fikirleri taşıyordum.

Ben de değişen bir durum yok! Benim gibi çok insan var!
Neden peki? İslami bir birlik olduğundan söz edenlerin, Las Vegas’ta striptiz bar işletmesini hiçbir zaman anlayamadım.
Nasıl yani?

Gülen’in sahibi olduğu Coral Academy’nin 2 yetkilisi, Las Vegas’ın önemli striptiz barlarından birinin sahibi.

Bu barın geliri de okula aktarılıyor. Ben Müslüman değilim ama DİNİ BİR HAREKET nasıl oluyor da bu paraları kabul edebiliyor! Aklım almadığı için geldiği günden beri ben ve benim gibi çok kişi şüpheyle bakıyor!

Ama Gülen yine de orada çok güçlü değil mi?

Bir kez daha anlatayım istersen!

Fethullah Gülen burada çok güçlü! Eğer dışarıdan gelen biri İSLAM kalkanı arkasında güçleniyorsa ve Amerika buna ses çıkarmıyorsa o isim sadece burada değil dünyanın her yerinde güçlüdür!
Bu kesin mi?

Elbette! Amerika içinde FBI, Amerika dışında ise CIA önemli destek veriyor!

Gülen ve okulları böyle serpiliyor! Bunun aksini söyleyen hiç bir şey bilmiyor demektir! Ankara Büyükelçisi Ricciardone neden "Bir imparatorun devrilişini göreceksiniz!" dedi sence! CIA’nın ve onun arkasındaki gücü bildiği için!

İş dünyasının Gülen’e destek için Pensilvanya’ya geldiğini söylemiştiniz! Durum şimdi nasıl?

Eskisinden çok daha fazla ziyaretçi gelip gidiyor! Birçok önemli AMERİKALI Saylorsburg’a gitti!

Şimdiki görüşmeleri daha da gizli kapaklı! Bunlar açık ve net ortada! Ama anlamadığım Türkiye’nin tavrı!

Nedir o?

Buradaki Yahudi isimler, sık sık Saylorsburg’a gelip gidiyor! Ama aklımın hiç almadığı neden birçok Türk milletvekili ve bakan, Fethullah Gülen’i ziyarete geldi! Oyunu görememiş olamazlar! Gülen geldiğinden beri netti!

Bizler bunu görürken, Türkler’in görmemiş olması akla yatkın değil!
Başbakan Erdoğan "Müslüman" kimliklerine güvenip kapıları açtı! Yanılttılar! İhanet olamaz mı? Öncelikli olarak büyük devletler birilerini kullanır ve sonra bitirir. Bu değişmez kuraldır! Sizin hükümetinizin de onu kullandığını ve günü geldiğinde bitireceğini düşünüyordum. Ancak durum çok farklı çıktı. Ama yıllarca böyle düşündük!
Farklılık derken?

Büyük devlet gibi davranmadınız! Siz onları kullanacağınız yerde, Gülen hükümeti kullandı! Günü geldiğinde de "Şimdi Erdoğan’dan kurtulma zamanı!" diyerek düğmeye bastı! Açıkçası tersi olması gerektiğini savunuyorum! 17 Aralık beni çok şaşırttı! Tersi olmalıydı!
17Aralık hamlesi başarısız oldu ve karşı taraf yara aldı! Bu önemli bir başarı değil mi?

İlk hamleleri çok güçlüydü açıkçası.
Ancak güvendikleri bazı kaleler çabuk düştü. Şimdi durum tersine döndü.

Hükümetiniz ve Erdoğan zararlı çıkacak mı sorusuna ise ‘evet’ demek zorundayım. Ancak şu anda hükümetin Gülen’den çok daha güçlü bir konumda olduğu kesin. 40 milletvekilinin istifa etmesi gerekiyordu ama olmadı. Bu planlarının şaşmaz parçasıydı!

Yapamadılar! Erdoğan’ın gitmesi için aynı odada toplanan işadamları da şimdi Gülen’i eleştirmeye başladı. Çünkü onlar Gülen’den daha büyük risk aldı. Gülen, Pensilvanya Saylorsburg’dan ayrılırsa gidecek en az 10 ülke bulur. Ancak ona destek veren işadamları için risk, çok daha fazla.

Erdoğan onlara fatura çıkarır mı?

Seçimlerden istediği sonucu aldığında hesabı ilk verecek olanlar bazı işadamları!
Bunlar kendilerini biliyor! MİT de hepsiyle ilgili dosya tutuyor!
Hakan Fidan-Gülen görüşmesini söylemiştiniz! İçeriğine ilişkin bilgi verir misiniz?
Tabii ki!

Çok sevineceğim çünkü herkesin merak ettiği bir konu bu!
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Gülen’le görüşmek için Amerika’ya geldi! Ancak sanılanın aksine görüşme Saylorsburg’ta olmadı! Bambaşka bir yerde bir araya gelindi! Yani o çiftliğe gelmedi Fidan!

Ne konuşuldu peki?

Fidan çok netti! Gülen’e açık açık FBI ve CIA ile işbirliği yapmamasını söyledi ve uyardı! Bak çok net olarak söylüyorum ki Fidan, Gülen’i Amerika’ya yanaştığı ve onlar adına hareket ettiği için gözlerine baka baka uyardı! Nedeni vardı bu uyarının!

Nasıl bir neden?

Arap Baharı başladığı zaman CIA görevlileri Ortadoğu’da kaçacak delik arıyordu! MİT kimsenin bilmediği büyük jestler yaptı! Bölgede çok güçlü olan Türk istihbaratı, CIA ajanlarını büyük tehlikelerden, ölümlerden kurtardı! İşin en garip tarafı, MİT’ten yardım isteyen CIA ajanlarının tamamına yakınının Gülen’in okullarında çalışıyor olmasıydı!

Yani MİT, Arap Baharı’nın Amerikan kabusuna dönmesini engelledi!

NOT: Bugünlük yerim doldu!
Asıl şoke edici bilgiler yarın!
Bence şimdiden yarınki gazetenizi ayırtın! Pişman olmazsınız!
Benden söylemesi…

Ergün Diler

%d blogcu bunu beğendi: