Etiket arşivi: IRAK DOSYASI

IRAK DOSYASI /// VİDEO : DENİZ FIRAT’IN KAMERASINDAN SON ÇEKİLEN SAVAŞ GÖRÜNTÜLERİ


VİDEO LİNK :

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=ndeOxWe5QrM

IRAK DOSYASI : Maliki Yeniden Başbakan Olabilir mi ?


Bilgay Duman

Araştırmacı, ORSAM

Haziran ayında başlayan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) operasyonları sonrası Irak için bölünme senaryoları konuşulurken, 30 Nisan 2014’te yapılan seçimlerin ardından siyasi süreç de ağır aksak yürütülmeye çalışılıyor. Irak Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın seçilmesinin ardından siyasetin yeni gündem maddesi hükümetin kurulması.

Meclis başkanının Sünnilerden, cumhurbaşkanının Kürtlerden seçilmiş olması, Irak’ta dengeleri yeniden sağlamaya yönelik olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak Nuri Maliki, bir yandan iktidarını korumak ve üçüncü dönem başbakanlığı almak için IŞİD’e karşı özellikle Bağdat ve güneyini savunmaya çalışırken, bir yandan da Maliki’nin yeniden başbakanlığına karşı muhalefetin giderek güçlenmesi, Irak’taki siyasi dengenin ayarını kaçırmaktadır. IŞİD’in operasyonlarına karşı olarak bütün Şii gruplar ve hatta dini merci Maliki’ye destek verirken, aynı destek Maliki’nin üçüncü dönem başbakanlığına ilişkin olarak bir karşı duruşa dönüşüyor. Nuri Maliki halen ısrarla başbakan olmak için mücadele etse de bu oldukça zor görünmektedir.

Maliki’ye muhalefetin nedenleri

Irak’taki Sünni ve Kürtlerin yanı sıra, Şii gruplar içerisinde de Maliki’nin üçüncü dönem başbakanlığına ilişkin ciddi bir muhalefet sergilenmektedir. Bu muhalefetin hem Bağdat politikası hem de Şii iç politikasıyla ilgisi olduğunu söylemek mümkündür.

Öncelikle Nuri Maliki’nin özellikle ikinci başbakanlığı döneminde iktidarını tekelleştirmeye çalışması Şii grupların tepkisine yol açmıştır. 2010’daki seçimlerin ardından hükümet kurma sürecinde güvenlikle ilgili bakanlıkların belirlenememesini kendisi için bir avantaja çeviren Maliki, savunma bakanlığı, içişleri bakanlığı ve ulusal güvenlik bakanlığını vekaleten kendisi yürütmüş ve böylece güvenlik teşkilatını da tekelleştirmiştir.

2012’deki hükümet krizinin ardından görevinden ayrılan bakanların yerine kendisine yakın isimleri de vekaleten bakan olarak görevlendiren Nuri Maliki, hükümeti ulusal birlik hükümetinden çoğunluk hükümetine dönüştürmüştür. Bu süreçte 2010’dan sonra neredeyse tüm Şii grupların içerisinde yer aldığı Ulusal İttifak’ın kurulmasına rağmen Maliki’nin bu ittifaktan bağımsız hareket etmesi diğer Şii grupları rahatsız etmiş ve Maliki’nin Şii birlikteliğini bozduğuna ilişkin görüş birliğine yol açmıştır.

Bununla birlikte merkezi hükümette elde ettiği pozisyonu yerel siyaset için de kullanan Nuri Maliki’nin, diğer Şii grupların vilayet yönetimlerindeki etkisini sınırlamaya ve Şii bölgelerinde hakimiyet kurmaya çalışması da Şii gruplar içerisinde Maliki’ye yönelik tepkiyi artırmıştır. Öte yandan Irak’taki siyasi ve güvenlik krizinin sorumlusu olarak da Maliki görülmekte ve Sünniler ile Kürtleri ötekileştirerek krizi derinleştirdiğine inanılmaktadır.

Zira Necef merciliğinin hükümetin kurulmasına ilişkin ön gördüğü şartlar Nuri Maliki’ye ilişkin tutumu da ortaya koymaktadır. Necef’in hükümetin kurulmasına ilişkin üç temel unsur üzerinde durduğu görülmektedir. Necef eski hataların tekrarlanmaması, bütün kesimleri tatmin edecek ve ulusal farklılıklara saygı gösterecek bir hükümetin oluşturulması ve çoğunluk hükümeti yerine ulusal birlik hükümetinin kurulması yönünde görüş bildirmektedir. Bu görüş dikkate alındığında Nuri Maliki’ye ilişkin tutum ortaya çıkmaktadır.

Mevcut durum itibarıyla hükümetin kurulma görevinin kime verileceğine ilişkin yoğun bir tartışma yaşanmaktadır. Nuri Maliki, Irak Federal Yüksek Mahkemesi’ne lideri olduğu Kanun Devleti Koalisyonu’nun meclisteki en büyük grup olduğunu tasdik ettirmek için nabız yoklarken, Şii gruplar Ulusal İttifakı ayakta tutmaya çalışmaktadır. Maliki, Şii birlikteliğini bozmamak için Ulusal İttifak içerisinde yer aldıklarını ifade etse de Ulusal İttifak içerisindeki genel tutumdan farklı davranmaktadır. Maliki meclisteki en büyük grubun Kanun Devleti Koalisyonu olduğunu belirterek, hükümeti kurma görevinin kendilerine verilmesi yönünde ısrarcı davranmaktadır.

Ancak burada Nuri Maliki, 2010’da başbakan olduğu yöntemi reddetmekte ve kendisiyle çelişkiye düşmektedir. Bilindiği gibi 2010 seçimlerinde İyad Allavi liderliğindeki Irakiye Listesi birinci parti olarak çıkarken, Ulusal İttifak’ın kurulmasından sonra hükümeti kurma görevi Ulusal İttifak’a verilmiştir. Mevcut durum itibarıyla Irak meclisindeki en büyük grup Ulusal İttifak olarak görünmektedir. Bu nedenle hükümeti kurma görevinin Kanun Devleti Koalisyonu’na değil, Ulusal İttifak’a verilmesi yönünde görüş birliği bulunmaktadır.

Maliki’nin, Ulusal İttifak içerisindeki en büyük grubun Kanun Devleti Koalisyonu olmasına rağmen, hükümet kurma görevinin doğrudan Kanun Devleti’ne verilmesini istemesi, Ulusal İttifak içerisinden tekrar kendisinin aday gösterilmeyeceğine yönelik güçlü duruştan çekindiğini gösterir niteliktedir. Maliki, Kanun Devleti Koalisyonu’nun aldığı milletvekili sayısıyla en güçlü aday gibi gözükürken, Irak genel siyasetinin eğilimi açısından başbakanlık için düşünülmediği görülmektedir.

Bununla birlikte Irak siyasetinin etkin iki aktörü olan hem İran hem de ABD, ulusal birlik hükümetinden yana tavır sergiler görünmektedir. Her iki taraf da Nuri Maliki’ye IŞİD’e karşı mücadelede destek verirken, Irak’ın ulusal birliği ve toprak bütünlüğü yönünde yapılan açıklamalar, Maliki’nin üçüncü dönem adaylığını zora sokmaktadır. Nuri Maliki’nin, Türkiye ile de ilişkilerini bozması, Türkiye’nin desteğini de kendisinden uzak bırakmaktadır.

Maliki ve Irak’ın geleceği

Bu süreçte Nuri Maliki’nin üçüncü dönem başbakanlığı hem iç hem de dış faktörler açısından zor görünmektedir. Kulislerden Maliki’nin yerine pek çok isim konuşulmaya başlamıştır. Burada temel meselenin başbakan adayının Kanun Devleti Koalisyonu içerisinden olmaması değil, Nuri Maliki’nin üçüncü dönem başbakan olmaması olduğu görülmektedir.

Zira Kanun Devleti Koalisyonu içerisinden Hudair Kuzai, Ali Edip, Tarık Necim gibi isimlerin başbakan adayı olabileceği konuşulmaktadır. Ayrıca Adil Abdülmehdi, Ahmet Çelebi, Cabir Solak, Bakır Zubeydi gibi isimlerin de başbakan adaylığı için isimleri geçmektedir. Ancak Irak siyasetindeki genel eğilime bakıldığında konuşulan isimlerden daha çok perde arkası isimler üzerinde anlaşmaya çalışıldığı görülmektedir.

Irak meclis başkanı ve cumhurbaşkanının seçilmesi Irak iç siyasetinde sürecin oturmaya ve ulusal uzlaşının yeniden sağlanmaya başladığının ilk işaretleri olarak değerlendirilebilir. Özellikle Irak siyasetini gerginleştirdiği söylenen Nuri Maliki ve Usame Nuceyfi’nin siyasetten çekilmelerine yönelik görüş birliğinin ilk hamlesinin Nuceyfi’nin meclis başkanlığı görevini bırakarak yapılması, ayrılma sürecini yüksek sesle tartışan Kürtlerin yeniden cumhurbaşkanlığı görevini alarak, merkez siyasetten kopmayacaklarına yönelik verdikleri mesaj, Irak siyasetinin yeniden rayına oturmaya başladığını gösterir niteliktedir. Burada ana nokta, bütün tarafları tatmin edebilecek bir adayın belirlenmesidir.

Yeni başbakanın siyasi duruşu ve tavrı Irak’ın geleceğini de belirleyebilecek niteliktedir. Maliki’nin Irak iç siyasetindeki tavrı hem Kürtleri hem de Sünnileri radikalleştirmiş, Irak merkez siyasetinden uzaklaştırmıştır. Irak’ın siyasi birliği ve toprak bütünlüğüne yönelik genel eğilim dikkate alındığında Kürtleri ve Sünnileri merkeze çekebilecek bir adayın belirlenmesi mümkün görünmektedir. Nuri Maliki dışında üzerinde azami olarak anlaşılabilecek ve ulusal uzlaşıyı sağlayabilecek bir isim Irak’taki siyasi barışı yeniden sağlayabileceği gibi bölgesel ve uluslararası düzeyde Irak’ın konumu güçlendirecek nitelikte olacaktır.

*Bu yazı 2 Ağustos 2014 tarihinde Al Jazeera Türk-Görüş’te yayınlanmıştır.

IRAK DOSYASI : Ömer Faruk Eminağaoğlu’ndan TAYYİP ERDOĞAN’a mesaj var !!


IRAK DOSYASI : 21.YÜZYILDA KERKÜK’TEKİ GELİŞMELER, TÜRKİYE’YE YANSIMALARI VE BÖLGEDEKİ T ÜRKMEN HALKIN DURUMU


21.YZYILDA KERKK’TEK GELMELER, TRKYE’YE YANSIMALARI VE BLGEDEK TRKMEN HALKIN DUR UMU.pdf

IRAK DOSYASI : KUZEY IRAK’IN YAPISI, BÖLGEDEKİ OLUŞUMLAR, BÖLGE İÇİ VE DIŞI DEVLETLERİ N AMAÇLARI VE ETKİLERİ


KUZEY IRAK’IN YAPISI, BLGEDEK OLUUMLAR, BLGE VE DII DEVLETLERN AMALARI VE ETK LER.pdf

IRAK DOSYASI /// PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ : Kerkük’ü Barzani’ye veren Dışişleri Bakanı Davut oğlu


Ümit ÖZDAĞ

Bir süre önce Ahmet Davutoğlu’nun tarihe Kerkük’ü Barzani’ye veren Dışişleri Bakanı olarak geçeceğini bu köşede yazmıştım. Bugün köşemi 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün enerji ve enerji güvenliği konusunda danışmanı olan ve konusunda Türkiye’de en ciddi isimlerden birisi olan Dr. Tuğçe Varol Sevim’e bırakacağım. Dr. Sevim, “Türkiye artık Kerkük Petrolünü İsrail’e Gönderecek” başlıklı yazısında şöyle diyor: “İsrail’in Gazze’ye bir kez daha askeri operasyon başlatması ve sivilleri katletmeye başlamasının üzerine gözler bir anda Türkiye’nin Ceyhan limanına çevrildi.

Ceyhan’dan İsrail’e Kürt petrolü gidiyor muydu gerçekten? Yabancı basının alenen yazdığı ve İsrail ve Kürt taraflarının reddetmediği petrol ticareti bizzat Halk Bankası’nın resmi duyurusuyla netleşmiştir. Türkiye’nin Kürdistan Özerk Yönetimi (KÖY) ile kurduğu enerji ilişkisi o kadar içinden çıkılmaz bir hal almıştır ki, Türkiye, Kerkük’ün statüsünü koruyamadığı gibi artık Ceyhan’dan Kerkük petrolünün satılmasına aracılık etmektedir.

IŞİD’in Irak’a saldırması ile birlikte Kerkük’ü ilhak ederek Kürdistan’ın bağımsızlığına hazırlanan Barzani yönetiminin ilk işi, Kerkük’ün petrol sahalarının kontrolünü sağlamak olmuştur.

Türkiye’nin (AKP ve Davutoğlu diye okuyun Ü.Ö.) ise Erbil’in “Kerkük, artık bir daha Irak yönetimine bırakılmayacaktır, Kerkük, Kürdistan’ın başkentidir” söylemlerine karşılık en ufak bir itiraz sesi duyulmamakla birlikte, Barzani petrolünün satışına aracılık etmeye devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından Gazze olayları seçim döneminde olunmasının da etkisiyle iç politikaya yönelik olarak seslendirilirken, çok net bir şekilde anlaşılmıştır ki Barzani petrolü İsrail’e gitmekte, İsrail rafinerisinde işlendikten sonra jet yakıtı ya da tank yakıtı olarak (artık nasıl bir yakıta çevireceği İsrail’e kalmış) kullanılmaktadır. Dolayısıyla burada şunu da eklemek gerekmektedir. Türkiye’nin İsrail’e jet yakıtı satıp satmadığının tartışılmasının bir mantığı yoktur. Çünkü zaten Barzani petrolünün İsrail’e ulaşması aynı zamanda İsrail uçaklarına jet yakıtının da ulaşması anlamına gelmektedir.

Kerkük’ün petrol kaynaklarının üzerine oturan KÖY ve Peşmergeleri, IŞİD saldırısını fırsat bilerek Kerkük’ten, Türkiye sınırının altında Kerkük-Ceyhan petrol boru hattı ile birleşen kendi boru hatlarına ulaşan ek bir boru hattı inşa etmişlerdir. IŞİD, Irak hükümeti ve Irak ordusu kontrolündeki şehirlere saldırırken, Barzani peşmergelerinin kontrolündeki şehirlere saldırmamakta ve nasıl oluyorsa kolaylıkla boru hattı inşa edebilmektedir.

Üstelikte Kerkük’ten kuzeye doğru inşa edilen ek boru hattı, Türk şirketi olduğu iddia edilen fakat İngiltere borsasına kayıtlı Genel Enerji şirketinin çalışma sahasının bulunduğu Tak Tak sahasına ulaşmaktadır. Acaba bu ek boru hattını kim inşa etmiştir. (Kaynak: http://blogs.platts.com/wp-content/uploads/2014/06/iraq-oil-and-gas-map.jpg)

Bu bağlamda Halkbank’ta biriken petrol parasında artık Kerkük’ün de hakkı vardır. Fakat hesap KÖY adına açılmıştır ve Barzani’nin paranın tamamını istediği bilinmektedir. Oysa ki Irak anayasasına göre paranın % 83’ü Irak merkezi hükümetinin, % 17’si ise Erbil’in olmalıdır. Irak’tan aylardır % 17’lik petrol payını aylardır alamayan Erbil yönetimi mali olarak sıkışmış durumda ve Türkiye’ye muhtaç durumdadır. Böyle bir durumda Türkiye’nin Erbil’e taleplerini kabul ettirmesi gerekirken, tam tersi olarak Erbil, Türkiye’ye taleplerini neredeyse itirazsız kabul ettirmektedir. Türkiye’nin Barzani’nin hiçbir politikasına sessiz kalmadığı bir nokta da Kerkük’ün hali hazırdaki petrol üretimi Barzani yönetiminin yardımına yetişmiştir.

KÖY enerji politikalarının mimarı Hawrami’ye göre mevcut durumdaki Kürdistan bölgesinin 200-250 bin varil üretimi yıl sonuna kadar 400 bin varile ulaşacaktır. Üretimdeki bu artış pek tabii ki Kerkük kaynaklarının eklenmesiyle gerçekleşecektir. KÖY’ün petrolünün satış için tek geçiş noktası Türkiye olduğuna göre, Türkiye, Ceyhan limanından Kerkük petrolünü de tankerlere yükleyecektir. Bu durumda Kerkük petrolü pek tabii ki İsrail’e de gidecektir.

Bu nasıl bir dış politika ve enerji politikasıdır ki Kerkük üzerindeki Türkiye’nin bütün tezleri, söylemleri veya hassasiyetlerini bitirmiş ve Türkiye, Kerkük petrolünün parasını Kürdistan hesabına yatırır hale gelmiştir? Türkiye, ne ve hangi amaçlar için Irak’ın bölünmesine ve Kerkük’ün Barzani peşmergelerinin eline geçmesine izin vermiştir? Eğer bunun ekonomik bir açıklaması olacaksa, bu da geçersizdir çünkü Irak merkezi hükümetinin Türkiye’ye vaat ettiği enerji projeleri ve kaynakları Kürdistan’ın vaat ettiğinden kat kat fazladır. Maalesef tüm bu politikalar oluşturulurken Kerkük’ün Türkmen halkının ise esamesinden bile bahsedilmemektedir.”

Evet, Dr. Sevim’in sözlerine eklenecek bir tek kelime yok.

Yeniçağ

IRAK DOSYASI : Musul’un Düşmesinden Sonra Türkiye ve Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin İlişkileri


Sardar Aziz

Gorran Stratejik Araştırmalar Merkezi Üyesi

Yüzyıl önce, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde Irak üç vilayete ayrılmıştı. Haziran ayında Musul’un düşmesinden sonra ülke bu duruma geri dönüş yolunda ilerledi. Bu kısa makalede Musul’un düşmesinin, Türkiye ve Kürt Bölgesel Yönetiminin ilişkisine olumlu yöndeki katkılarından bahsedeceğim.

Musul’un düşüşü, Türkiye ve Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) ilişkilerini sağlamlaştıracak ve derinleştirecektir. Geçmişte barış, ticaret ve güç dengesi gibi faktörler Türkiye’nin ve IKBY’nin ilişkilerini şekillendirdiyse, Musul’un düşüşü de bu faktörlerden biri olarak yerini alacaktır. IKBY’nin Irak içinde ve Ortadoğu’da daha fazla etkinlik ve mevcudiyet kazanma isteği bilinen bir gerçektir. Diğer taraftan, Türkiye de aynı şekilde dünyada ve özellikle de Ortadoğu’da çok daha fazla etkinlik kazanmak istemektedir. Türkiye ancak, Ortadoğu’da çok etkili olursa küresel anlamda büyük bir güce sahip olabilir. Kürtler, Türkiye’nin Ortadoğu politikasında önemli bir rol oynuyor. Bu durumda Türkiye ve Kürt Bölgesel Yönetiminin ilişkisi için bir mantık birliği ve köklü bir değişim demektir. IKBY, merkezi hükümetin ülke toprağı üzerindeki kontrolünü kaybettiği zaman ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak Irak, Sovyet biçimi merkeziyetçilikten başarısız devlete dönüşmüştür. Bu durum da Irak’ta federal sistemin çıkışı için uygun bir zemin hazırlamıştır. Diğer uluslararası güçler gibi Türkiye de, uzun bir süredir Irak’ta merkezi birlik hükümetini desteklemektedir. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına endekslenmiş klasik yaklaşımı, Irak’taki sosyal bütünlüğü onarılamayacak bir şekilde bozmuştur. Türkiye’nin duruşu uzun yıllar kendi çıkarlarını gözetmekten daha ziyade ideolojik gözükmekteydi(Şu günlerde Türkiye’deki iki ana muhalefet partinin de, bu epeyce eski görüşü sürdürmekte olduğunu belirtmekte fayda vardır).

Saddam sonrası dönemin ilk yıllarında Türkiye Irak ile ilgili tek bir politika benimsemenin mümkün olmadığının farkına vardı. Sonraki dönemde ise ülkenin farklı etmenlerini ve onlarında farklı çıkarlarını içine alan bir dizi politika gerekli olmuştur. Musul’un düşüşü Iraklı grupları birbirinden daha çok uzaklaştırmaktadır. Şu bir jeopolitik gerçektir ki: Irak ne kadar karışırsa, Türkiye ve IKBY birbirine o kadar yakınlaşacaktır. Bu sonuç bazı sebeplere dayanmaktaydı. Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) ortaya çıkışı ile Irak’ta güç dengesi tamamen değişmiştir. Medya, IŞİD’in ismini neredeyse bütün Sünni silahlı gruplar için kullanmaktadır. Sünni gruplar temel olarak milliyetçiler (Baas partililer) ve İslamcılardır. Bu gruplardan hiç birisi iktidarı ne başkalarıyla ne de birbirleriyle paylaşmak istemektedir.

Bütün bu etkenler ise bölgede istikrarsızlığa yol açmaktadır. Ancak hem IŞİD hem de Baas partililer yalnızca Sünni topluluklardan oluşmaktadır; bu yüzden şu an kendi bölgelerini ellerinde tutmayı ve yönetmeyi amaçlamaktadırlar. Şii Araplar ve Türkmenlerin IŞİD’in hakimiyet kurduğu bölgelerden ülkenin güneyine gitmeleri ile ve diğer bölgelerden ise Sünnilerin kaçmalarıyla, temizlenme sürecine (etnik temizlenmeye) şahit oluyoruz. Bu tehcir ve zorunlu göç yaklaşık son on yıldır yeni bir Irak kurma yolunda atılan adımlardan biriydi; Kürtler ise bu olayın ilk kurbanları oldular. Irak demografik olarak üç farklı bölge şeklinde ayrılmaya başlıyor. Ayrıca her bir toplum özerk olup, kendi bölgelerini kendileri yönetmek istemektedirler. Bu ise Irak’ın farklı grupların üyeleri tarafından yönetilmeyi reddeden üç farklı gruba ayrıldığını gösteriyor; yani çok kültürlülüğün her şeklini tamamen reddetmektedirler. Sonuç olarak, Irak üç farklı mezhebe, kültüre, dile ve yaşam biçimine sahip bir ülke haline gelmektedir. Bu ise Irak’ı medeni bir birlik olmaksızın coğrafi anlamda kısıtlı bir görünüme sahip olmasına neden olmaktadır.

Bu durumda, Türkiye ve IKBY farklı sebeplerden dolayı birbirlerine doğru itilmektedirler. Eğer geçmişte bu iki tarafı birbirinden uzaklaştıran ve daha sonra birbirlerine yaklaşmasına sebep olan etmen PKK ise, günümüzde aynı şekilde bu iki ülke arasındaki ilişkiye katkıda bulunan da IŞİD’dir. IŞİD, Irak’taki Sünniler, Şiiler, Kürtler ve Türkiye için bir sorundur. Türkiye ancak IKBY (ve Rojava’daki Kürtler) ile yakın ilişkilerde bulunarak kendi sınırlarının güvenliğini sağlayıp, bölgedeki çıkarlarını devam ettirebilir. Irak’taki ve Suriye’deki Kürtler, Türkiye’nin Ortadoğu’daki ihtilaflı bölgelerle sınırlarının yüzde doksandan fazlasının korunmasını katkıda bulunabilecektir. Bu yüzden Kürtlerin daha çok güçlenmesi, Türkiye’nin sınırlarının daha güvenli olacağının ve piyasanın da daha iyi durumda olacağının göstergesidir. Irak fiili bir birliğe doğru yol alırken, Türkiye’nin ve IKBY’nin ortak çıkarları bulunmaktadır. Yakın gelecekte Irak’taki Sünniler coğrafi ve kültürel sebeplerden ötürü, Kürtler vasıtasıyla Türkiye’nin stratejik derinliğinin bir parçası konumunda olacaklardır. Bu ise Türkiye’nin Irak topraklarında daha güçlü bir iradeye sahip olmasını sağlayacaktır. Bu şekilde, Türkiye dolaylı yollardan bütün Irak’ı etkileyebilir. Türkiye bir ‘ticaret devleti’ olarak dinamizmini korumak için, bölgenin yeniden yapılanma aşamasıyla karşılaştığı bir zamanda, stratejik derinliğini artırdıkça ülke daha fazla odak noktası haline gelecektir.

Irak yapısal anlamda üçe ayrılmıştı: federal Kürdistan, ihtilaflı bölgeler ve diğer bölümler. Bugün ise Irak daha fazla bölünmeler yaşamaktadır. Eğer Kürtler tartışmalı bölgelerin kontrolünü ele geçirirse, Şii ve Sünniler arasında bütün ülkede seçim bölgelerinin çizilmesi üzerinden çatışma yaşanacaktır.

Bu günlerde, IKBY parlamentosu bölgenin yeni bölümünü nasıl yöneteceklerine dair yasa çıkarma aşamasındadır. Bu yasalardan biri, yeni IKBY içindeki farklı toplulukların görevleri ve haklarına odaklanmaktadır. Bu yasa, IKBY’yi çok kültürlü bir toplum yaparak, diğer topluluklarında tanınmasını ve onların da bütün haklarına sahip olmasını sağlamaktadır. Irak Türkmenleri ise bu yasadan, diğer topluluklardan daha çok yararlanmaktadır. Türkmenler sonunda onlara daha fazla hak veren ve etkinliğini sağlayan Bölgede, ikinci etnik grup olarak yerini alabileceklerdir. Bu ise, Türkiye’nin ve IKBY’nin ilişkilerinin güçlenmesine katkı sağlayacak bir diğer faktördür.

%d blogcu bunu beğendi: