Etiket arşivi: GÜNDEM ANALİZİ

GÜNDEM ANALİZİ /// Prof.Dr. Levent Seçer : APTALLAR VE MASUMLAR


Kapitalist zihniyet savaş ister,silah baronları tüccarları savaşı körükler,savaşa önce aptallar yollanır,ama sonunda olan masumlara olur ve günahsız insanlar birilerinin ihtirasları uğruna katledilir ölür.Şimdi Türkiye’de yaşananlara baktığımda,Birileri tarafından kirletilmiş siyaset ve kurnaz anlayış,işte bu tablonun yaşanmasını istiyor.Adını varın siz koyun bu savaşın.

Türkiye’de siyaset tam anlamıyla bir çarkın ortasında tıkanıp kalmış durumda.İnançların gölgesinde bırakılmış bir toplum,buna güdülmeye hazır bir toplum desek daha doğru olacak.Nereye sürükler sen oraya giderken bile sesini çıkaracak durumda değil,zira tüm beyinleri din afyonuyla uyuşturulmuş durumda,sadece dinliyor,bakıyor,anlamıyor neyin ne olduğundan habersiz gözlerini kapatarak kulaklarıyla dinliyor saklı kalmış gerçeklerden haberi olmadan,ve her geçen gün nereye sürüklendiğinden habersiz,birilerinin siyasal geleceklerinin ülkeye getirdiği felaketten bile haberi yok.Ama yine habersiz,asıl bu felakete ortak olan kendisinin olduğundan.CAHİL bir toplum olmanın adı bu yaşananlar.Ben bu inanmada ne bir aydınlık,ne bir çağdaş değişim,ne Atatürk’e sevgi,nede bizi hala ayakta tutan değerlerin özellikle cumhuriyetin faziletlerinin yer almadığını düşünüyorum.Atatürk ve Cumhuriyetten nefret eden rahatsız olan bir anlayışın ülkeyi getirdiği nokta bu aslında,ve yarattığı inanç kültürünün dinsel korku dürtülerinin kendi yarattığı kısır cahil toplum yapılanmasındaki şu anda gösterdiği gelinen nokta değil mi yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız.

Öyle bir toplum yaratılmış ki,Cahil,eğitimsiz,okumayan,araştıra mayan,konuşamayan,ama yalanları korku içinde dinleyen bir toplum,yarınlarında yaşayacaklarının elinden alınacağı korkusu verilerek toplanmış bir arada tutulan bir toplum.Daha sosyal iletişim olanaklarından,okumaktan,kitaptan bile haberi olmayan insanların yaşadığı bir ülke Türkiye.Beynine din afyonu saldığın narkozla uyutulan bir beyin,sana inanır ve sadece senin anlattıklarına inanır.Sen bu yarattığın koyun sürüsünü zaman zaman beslediğin de,sana itaat eder inanır dinler ve BİAT eder,tıpkı kendini sanatçı sanan ama sanattan anlamayanların kendilerine küfredildiği halde yalakalık ve yağdanlık yaptıkları gibi.Her geçen gün hiç bir dilde yaşanmamış bir kültürün içine sokulmaya çalışılan bir Türk toplumu,ve askeri darbelerden daha tehlikesi yaşanır duruma gelen siyasi darbe.Bunun adına (RTE) darbesi demek için zamanın çok yaklaştığını söylemeliyim,aslında 12 yıl Türk toplumu bunu yaşıyor.Şimdi bu anlayış ülkeyi adı olmayan bir dünyanın ortasında bırakmak için çalışıyor,yani (RTE) Cumhurbaşkanı olmak sevdasında,adil bir seçim olmadığı ortada,sen ne desende ne yazarsan yaz bu kimin umurunda.Her şey onun bu seçimi kazanması için kurgulanmış hazırlanmış bir kere,öyle yada böyle (RTE) bu seçimi kazanacak bunun için ülkeyi felaketin ortasında bıraksa dahi her türlü çıkar bedelini verecek.İşte asıl bu ülke için tarihi parçalanma korku sonun başlangıcı uçurumlar ve erken ölüm burada başlayacak,tek başına koca bir devleti yönetmek her şeye karışmak tek kanun kurucu olmak işte endişelendiğim ve korktuğum gerçek budur.Kurumlar konuşamıyor,her şey bir tek kişinin emrinde,insan hak ve özgürlüklerinin topluma yansıtılmadığı bir sistemin adına demokrasi diye bilir misiniz?.

NASIL BİR CUMHURBAŞKANI…

Toplumu kucaklayacak sevecek bir kişi,parti çıkarlarını gözetmeyen,hırsızlıklara rüşvet ve talana karşı duran,inanç saygınlığı diyorsa bunun gereğini çıkarsız yerine getiren,devletin kasasının soyulmasına öncelikle kendisinin hassas olmasının,en tehlikelisi de yüzde elli benim diyerek toplumu iki ayrı korkunç bir yaşamın ortasına sürüklemeyen.Vatandaşına ulan ya da çapulcu demeyen,insan hak ve özgürlüklerinin sözde değil özde dolaysız yaşanmasını sağlayan,modern değişim çağımızın gerekçelerinden olan sosyal iletişim kanallarının kapatılması diye bir felakete evet demeyen,insanların her türlü fikri rahatlıkla paylaşmalarını sağlayan,topluma polis devleti kurarak korku salmayan korkutmayan,kendi vatandaşına bağırıp çağırmayan,eleştiri kültürüne saygı duyup bundan feyz alan.Literatürde bile yeri olmayan farklı bil dil kullanarak hakaret etmeyen,siyaset kültüründe bile kendisi gibi düşünmeyen birine bu dille hakaret etmeyen.Atatürk ve devrimlerine karşı olmayan,onun hala sıcaklığının yer aldığı izleri soğutmaya çalışmayan,cumhuriyete ve çağdaş düşünceye Türk kimliğine karşı olmayıp. Türküm diyebilen,siyaseti karşı fikirlerin paylaşımı olarak görüp ülke yararı adına paylaşımını sağlayan kavga etme kültüründen uzak duran,toplumu adı bile konulamayan iki ayrı kültürün ortasında çekişme ortamında bırakmayan.Ülke çıkarlarını ve uluslararası saygınlığını kendi çıkarlarından üstün tutan,ayrıştırıcı kavgalı bir toplum değil,her şeyi paylaşan bir aydın toplum yaratmaya çalışan,kendisi gibi düşünmeyenlere karşı siyaset kültürünün gereğinde saygılı olmasını bilen,konuşmasında davranışlarında farklı bir dil kullanmayıp çağdaş kültürün gereği Türk toplumu adına bunu yansıtmaya çalışan,her kültür ve düşünceye karşı baskı kurmayıp bunu aydınlık değişim adına kullanılmasını sağlayan.

Yakınlarına karşı bazı çıkar ve kazanımlar noktasında bulunduğu konumu bu doğrultuda kullanmayıp her kesime ellerini kucağını açmasını bilen,kin ve ihtiras, öfke öç alma hırsından uzak duran,kısacası o yüce makama yakışır bir görüntü veren,bilgisiyle düşünceleriyle bilgeliğiyle aydın düşünce ve fikirleriyle,her fikre saygıyla yaklaşan toplumu kutuplaştırarak bir mezhepler savaşına dönüştürmeyen.Ülkeyi farklı amaçlarla bölmeyen,şanlı Türk tarihini ayaklar altına almayan.Ne Mutlu Türküm diyebilen,kavga kültürünü değil,barış ve bilimsel paylaşım noktasındaki çağdaşlaşmanın önünü açan,güdülmeye hazır bir toplum olmaktan çıkarılmış cumhuriyete bağlı bir Türk toplumu yaratan.Andımıza Atatürk ve Türk kimliğine saygının önünü açan,yargının bağımsızlığı noktasında herkesin düşünce haklarını savunan bağımsız mahkemelere güvenin çoğalmasına yardımcı olan,Ümmet değil laik düşüncenin saygınlığını bilen,aynı zamanda inançlara saygının kirlenmiş siyasete alet edilmemesini gören,ülkeyi bir karmakarışık lığa değil barış içinde herkesin kucaklaş tığı tüm dünyanın örnek aldığı bir Türkiye yaratmanın gayreti içinde gören bir Cumhurbaşkanı.

Ancak Ilımlı İslam cumhuriyeti adıyla tüm çağdaş değişime cumhuriyete Atatürk ve devrimlerine inadına düşman bir anlayışta ısrar etmek, bu ülkeye felaket getirir,o zaman bunun adı sivil bir darbe olur ki. Türkiye bunun bedelini çok ağır öder.Böyle bir anlayışın getirdiği sistemle ülke bu karmaşayı yaşayacaktır.Dilerim hala cumhurbaşkanı olmakta ısrar eden zihniyet, bu gerçeği görür basit kültürel değeri olmayan ve bir cumhurbaşkanı’na yakışmayan tarz ve konuşma dilini değiştirir.Bu mümkün olur mu derseniz ben bunun gerçekleşeceğine ihtimal vermiyorum.Bilim ve cumhuriyete düşman bir anlayışın bunu yapacağına inanamıyorum.Başbakanın ” sen kimsin. prof.muş üç dil biliyormuş ben kaç dil bilen insan çıkarırım” demesi insanın kanını donduracak bir açıklama,bir cumhurbaşkanı adayına yakışmayacak sözler bunlar,rakibin olacak seni eleştirecek demokrasinin gereği budur,fikirler paylaşılırken siyasetin saygınlığı unutulmamalı,topluma sadece kendi inandığın sistemi zorlayacak olmanın adına da demokrasi demek mümkün mü?.Türkiyeyi daha zor yılların beklediğini görür gibiyim.Kim bilir yanılan belkide ben olurum felaketi görebilen duyarlı Türk halkı,narkozun etkisinden kurtulur ve gerçeği görür diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Ne zaman APTALLAR uykudan uyanırlar, o zaman ülkeyi ve mazlumların da hayatını kurtarmış olurlar.Bir hafta sonra cumhurbaşkanı seçimleri yapılacak,ben bu yazıyı yazarken korkularım dahada artmakta,zira malum zihniyet kazanmak için adil bir davranış içinde değil,belki de seçimi kazanacak görünen o dur.Ama asıl ondan sonrasında ülkede nelerin yaşanacağıdır benim korkum budur.Cumhurbaşkanlığı makamı saklı kalmış ihtiras kin ve öfkenin getirdiği felaketlerin yaşanacağı yaşatılacağı yer olmamalı.Başkomutan benim istediğimi buradan yaparım demek ülkeye zarar verecektir,Fransız devrimini yaşayan 14′LUİ ”kanun benim bu ülkede benim dediğim olur” zihniyetinin yaşatılmaması temennimdir.Dilerim 11 Ağustos sabahı Türkiye bu korkularla uyanma malı.Daha aydınlık Atatürk ve laik düşünce anlayışının cumhuriyetin kazanımlarını yansıtır biçimde bir sevinç tablosuyla uyanmalı tüm dileğim budur.

Prof.Dr. Levent Seçer

GÜNDEM ANALİZİ /// YANDAŞ GAZETE YENİ AKİT : ‘Demirel milleti arkadan vurdu’


Yahudi asıllı işadamı Doğan Kasadolu, 28 Şubat darbesinin temelinin 1997’de değil, 1994’te atıldığını söyledi. 3 bankanın batması bahane edilerek dönemin Başbakanı Çiller’in imzası ve Cumhurbaşkanı Demirel’in onayıyla bankalara yüzde yüz mevduat güvencesi sağlayan kararnamenin yürürlüğe girdiğini belirten Kasadolu, bu şekilde 28 Şubat sürecinde 22 bankanın hortumlanmasının zemininin hazırlandığını söyledi.

Akit’e konuşan Yahudi asıllı işadamı Doğan Kasadolu, 28 Şubat darbesinin temelinin 1997’de değil, 1994’te atıldığını söyledi. 3 bankanın batması bahane edilerek, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in imzası ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in onayıyla bankalara yüzde yüz mevduat güvencesi sağlayan kararnamenin yürürlüğe girdiğini belirten Kasadolu, bu şekilde 28 Şubat sürecinde 22 bankanın hortumlanmasının zemininin hazırlandığını vurguladı. Kasadolu, “Hiçbir ülkede böyle bir kepazelik yoktur. Mevduatta yüzde yüz devlet garantisi hiçbir yerde yoktur. 28 Şubat’ın temeli bu kararnameyle atılmıştır. 22 tane banka battı. Eğer sen yüzde yüz güvence vermeseydin hiçbir bankacı bu tip kredilerle bankaları batırmazdı. Demirel ile Çiller’in bu devlete ve millete ihaneti, bu kanunu çıkarmaktadır. Demirel ve Çiller bu milleti, bu vatanı arkadan vurmuştur. Diyor ki; ben sana güvence veriyorum, al paraları çal” dedi.

“KİMİN TALİMATIYLA ÇIKARDILAR”

28 Şubat’ın asıl mağdurunun kendisi olduğunu savunan Çiller’in ülkeyi zarara uğratan düzenlemenin hesabını vermeden mağdur koltuğuna oturamayacağının altını çizen Kasadolu, Demirel’e de ağır ithamlarda bulunarak, “Dünyada eşi, emsali olmayan bu kanunu kimin talimatıyla çıkardılar? Türkiye Cumhuriyeti hükümetine kim talimat verdi de bu kanunu çıkardınız? Hangi ekonomik gerekçeyle çıkardınız? Bütün bu 28 Şubat’ın temeli Demirel’dir. O kanunu çıkaran Demirel’dir. Batık bankaların kaynağını bu oluşturuyor” diye konuştu.

“İRTİCAYI KILIF OLARAK KULLANDILAR”

Askerin hortumcular tarafından kullanıldığını belirten Doğan Kasadolu, şöyle devam etti: “Yahu kardeşim dini bütün insanları hiçbir delil olmadan neden içeri tıkıyorsun? Sen niye bu kızın başını açtırıyorsun? İşte milleti oyalıyorlar, kavga var orada… İrticayı kılıf olarak kullandılar. IMF’yle ortak yaptılar bu işi. Bülent Orakoğlu çıkmış, ‘MOSSAD var’ diyor. Yahu MOSSAD leblebi-çekirdek bunun yanında. MOSSAD’a bir cep harçlığı vermişlerdir! Bu partiyi IMF götürdü. Sonra Derviş geldi bilmem ne. Koordineli bir şekilde bu para pompalandı. 200 milyar dolar bu devlet bütçesi, bu paralar nerede? Bu başörtüsü olayı kamuflajdır. Dini bütün arkadaşları haksız bir şekilde mahkûm ettiler. Bu çalınan paraları örtbas meselesidir. Bunların yatacak yeri yok. Süleyman Demirel sanıktır, Tansu Çiller sanıktır. Hiç boşuna uğraşmasınlar. Hanımefendi çıkmış ‘ben mağdurum’ diyor. İfade vermeye de gelmiyor.”

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ : EMEKLİ TUĞAMİRAL TÜRKER ERTÜRK : GÜNDEM ANALİZİ


turker

Geçtiğimiz cumartesi günü Cumhuriyetimize sahip çıkma misyonuyla kurulan bir gazetemizin yaşı itibarıyla kelli felli sayılan bir köşe yazarı yazısının bir yerinde “70’li yıllarda Yeşil Kuşak Projesi vardı tutmamıştı ve Büyük Ortadoğu Projesi her defasında düş olarak kaldı” demiş.

Bu değerlendirmenin neresinden tutsanız elinizde kalır. Bilgiden, yaşadığımız yakın tarihin derinliğinden uzak ve stratejik zekaya dayanmayan bu tür iddialı kıymetlendirmeler ancak ve ancak emperyalizmin ekmeğine yağ sürer.

Yeşil Kuşak, Soğuk Savaş (1945-1990) döneminde ABD’nin Sovyetler Birliğine Karşı kullandığı en önemli enstrümanlardan biriydi. Sovyetler Birliği silahlanma yarışına sokularak, kaynakları yararsız alanlarda tükettirilerek, kuşatılarak ve boğazı sıkılarak çökertildi ve dağıtıldı.

Bölgesel dönüşüm yapılıyor

Bugün bile ülke olarak yaşadığımız zorlukların, koşar adım Ortaçağ karanlığına doğru gidişin ve karşı devrim sürecinde geldiğimiz yerin geçmişte Yeşil Kuşak Projesi’nde görev verilen ülkemizin bu proje için elverişli hale getirilmesine yönelik yatırımları var.

Ya Büyük Ortadoğu Projesi! Emperyalizmin ortaya koyduğu uzun vadeli bir plan olan Büyük Ortadoğu Projesi gerek ülkemizde gerekse bölgemizde hedeflerine adım adım ulaşmaktadır. Bu kafayla gidildiği müddetçe zaman emperyalizmin lehine çalışmaktadır.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefleri; Türkiye’nin de yer aldığı geniş Ortadoğu coğrafyasını istikrarsızlaştırmak, burayı şehirlerde yapılan kentsel dönüşüm gibi bölgesel dönüşüm ile yeniden yapılandırmak, siyasi haritayı etnik, dinsel ve mezhepsel olarak yeniden çizmek, enerji ve hammadde kaynaklarının üzerine oturmak ve askeri olarak devamlı varlık göstermektir.

Basra’dan denize mi döktüler?

Şimdi bir düşünelim; Emperyalizm bu hedeflerine ulaşmak bakımından Türkiye’de ve bölgede mesafe mi kat etmiştir, yoksa geriye mi gitmiştir? “Emperyalizm Afganistan’da, Irak’ta ve Suriye’de yenildi ve çekildi, ABD çöküyor” demek doğru bir değerlendirme değildir. Bakınız Kurtuluş Savaşı sonunda emperyalizmi ve onun Anadolu’yu işgal eden işbirlikçilerini yendik, denize döktük, Cumhuriyetimizin tapusu olan Lozan antlaşmasını imzaladık ve 1924 Anayasası’nı yaptık.

ABD’nin Irak’ta yenildiğini ve Iraklılar tarafından Basra’dan denize döküldüğünü söyleyebilir misiniz? ABD Irak’ta bir kısım hedeflerine ulaştıktan bir kısım hedeflerine de zaman içinde ulaşacak gelişmelerin önünü açtıktan sonra maliyet-etkinlik analizi yaparak 2011’de kendi isteği ile çekilmiştir.
Irak’ın, toplumu etnik ve mezhepsel kompartımanlara bölen 2005 Anayasa’sını ABD dikte ettirmiştir. Bugün bile yaşanan huzursuzluğun ve istikrarsızlığın temelinde bu Anayasa var.

IŞİD’in Musul’u işgal eden ve Bağdat’a tehdit olan operasyonunun arkasında ABD var. ABD Irak’ta yenilmiş olsaydı şimdi taşeronlar vasıtası ile bu operasyonu yapamazdı ki!
O gün sağladığı elverişli ortamlar ona bugün istediği gibi operasyon yapmak imkanı tanıyor.

Cumhuriyetimize karşı hainliktir

Bugün Türkiye bölünme, parçalanma, çözülme ve dönüştürülme süreci içinde koşar adım ilerlemektedir. Bu sürecin arkasında emperyalizm var. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu süreci geriye çevirmek için bir şans olabilirdi. Ama “Çatı aday” beklentisi fos çıktı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı için yaptığı girişim kelimenin tam anlamıyla Cumhuriyetimize karşı hainliktir. Bu isim kendisine okyanus ötesinden sufle edilmiştir.

CHP’ye operasyon yapanlar Deniz Baykal gitsin kim gelirse gelsin dememişler, geleceği de planlamışlardır. Kılıçdaroğlu operasyon öncesinde Türkiye için kurgulanan emperyalist girişimlere destek vermesi, hiç değilse köstek olmaması için okyanus ötesinden planlanan ve parlatılan isimdir. Kendisinden bekleneni yapmıştır!

Saygılar sunarım.

GÜNDEM ANALİZİ : Quo Vadis ?


Diyarbakır’da Türk Bayrağının indirilmesi ve hemen ardından Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) militanlarının Musul’daki Türkiye Konsolosluğu’nu işgal ederek çok sayıda konsolosluk çalışanını rehin alması ve Türk bayrağını indirmesi, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Alman Birinci Kanalı ARD’nin Tahran muhabiri Reinhard Baumgarten’a göre Musul’daki Başkonsolosluk baskını, Türkiye’nin izlediği dış politikanın bir sonucudur. Fransız Le Figaro gazetesinde Laure Marchand, “Türkiye ağa takıldı” başlıklı yazısında benzer bir yorum yapmıştır.

Diyarbakır ve Musul’da Türk bayrağına karşı yapılan büyük saygısızlıktır ve Türkiye Cumhuriyetinin egemenlik haklarının açıkça ihlalidir.

TCK’da devletin egemenlik alametlerini aşağılama madde 300/1’de şöyle belirlenmiştir: “ Türk Bayrağını yırtarak, yakarak veya sair surette ve alenen aşağılayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu hüküm, Anayasada belirlenen beyaz ay yıldızlı al bayrak özelliklerini taşıyan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik alâmeti olarak kullanılan her türlü işaret hakkında uygulanır.”

Çözüm süreci olmasaydı tıpkı Kıbrıs’ta olduğu gibi asker önce uyarı ateşi açacaktı. Ateş sonunda olay devam ediyorsa hedef gözetilmeksizin ateş açılması gerekirdi. Çünkü, askerin bu hakkı vardır.

Çözüm süreci olmasaydı kimse de buna bir şey de diyemezdi. Şimdi asker görevini yapmayarak suçlu duruma düşmüş, kendisine emanet edilen yeri koruyamamıştır.

Olayın bir diğer yönü de şudur: Bayrağı indirene engel olmayan ve “o kişiyi indirmeyen” askeri kişiler aldıkları emri yerine getirmiş ve çözüm süreci zarar görmesin diyerek savunmaya çekilmişlerdir. Eğer ateş açıp bayrağı indireni öldürse ya da yaralasalar büyük infial olacak ve sürecin ruhuna Fatiha okunacaktı. Zaten süreci engellemek isteyenlerin de amacı buydu.

Nitekim Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Sebahat Tuncel Lice’deki gösterilerin amacına ulaştığını belirterek, “İnsanlarımız burada cenazelerinin acısını yaşarken, Diyarbakır’da gerçekleşen bayrak indirme olayı bir provokasyondur” demiştir ama provokasyonun kimler tarafından yapıldığını açıklamamıştır. Ortam gergin olduğu için önceki olaylarda teröristlere silahla karşılık verenlerin silahlarına el konulmuş ve bir kısmı gözaltına alınmıştır.

Genelkurmay’dan yapılan açıklamada “…Bölgeye sevk edilen tim tarafından şahsı ikaza yönelik havaya iki el uyarı ateşi yapılmış ve sesle ikazda bulunulmasına rağmen söz konusu şahıs bayrağımızı gönderden almıştır” denmiştir. Gerekli önlem alınmamış ve sadece “saldırıda bulunulmasını nefretle kınıyor, … hiçbir kişi veya grubun Şanlı Türk Bayrağını dalgalandığı gönderinden indiremeyeceğinin bilinmesi” kamuoyuna duyurulmuştur.

Benzer bir durumu kamuoyunu bilgisine sumak istiyorum. 14 Ağustos 1996 tarihinde Magosa sınır kapısında protesto eylemleri sonrasında KKTC topraklarına geçerek sınırdaki Türk Bayrağını indirmeye çalışan Rum Solomos Solomu, Türk askerinin “dur” emrini ve uyarı ateşini dinlemeyip eylemine devam etmesi sonucunda vurularak öldürülmüştür.

Kıbrıs’taki Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı,Barış Kuvvetleri’nin Kıbrıs’ta Türk halkının huzur ve güveni için bulunduğuna dikkat çekerek, bu kuvvetin asla saldırgan niyet taşımadığını, başkalarının topraklarında gözü olmadığını, sadece kendi hudutlarını koruduğunu vurgulamıştır.

Kundakçı Paşa hakkında soruşturma açılmamış, kimse de görevinden alınmamıştır.

ABD Başkanı Bill Clinton’un Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke “Bir bez parçası için bir gencin hayatını sonlandırmak doğru değil” diyerek Türk bayrağına hakaret etmiştir ama, kendisi yabancı olduğundan TCK’da devletin egemenlik alametlerini aşağılama madde 300/1’e göre işlem yapılmamıştır. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, eğer üzerinde kan yoksa o zaman “bez parçasıdır.”

HDP Eş Başkanı Sebahat Tuncel Türk Bayrağı’na tıpkı Richard Holbrooke gibi “Bir bez parçası” deseydi durum farklı olurdu. Eski Beşiktaşlı futbolcu Pascal Nouma’nın “Bu ülkede yaşıyorsan, bu ülkenin değerlerine saygı göstereceksin” görüşüne acaba Sebahat Tuncel dahil HDP ve diğerleri katılıyor mu? Arif Nihat Asya ne güzel söylemiş: “Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim.”

Bayrağımıza yapılan menfur saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum.

Reza Zarrab Vergi Listelerinde Neden Yok?

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kuruluşunun 20’nci yıldönümü sebebiyle bu yıl ilk defa hazırladığı Ekonomi ve Dış Ticaret Raporu 2014 ile altın ticaretiyle cari açık arasındaki ilişkiye açıklık getirmiştir.Rapor, altın ticaretinin cari açığı kapatmak bir yana, ithalat rakamlarını artırarak açığı olumsuz etkilediğini belirlemiştir.

17 Aralık soruşturması kapsamında yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla tutuklanan Reza Zarrab, (Rıza Sarraf) serbest bırakıldıktan bir süre sonra katıldığı bir programda, altın ticareti yaparak cari açığın yüzde 15’ini tek başına kapattığını iddia etmişti.

TİM’in Raporu’nda, altın ticaretinin Türkiye’nin net ihracatını yüzde 18 daralttığı tespit edilmiştir. Rapora göre, 2013 yılı ihracatında altın ihracatındaki düşüş etkili olmuş, bir önceki yıl sekiz kat ihracat artışı gerçekleştiren altın, 2013 yılında yönünü ithalata çevirmiştir. Net ihracatın yüzde 18 daralmasına yol açan altın, Türkiye’nin ithalatını da artırarak cari açığı olumsuz etkilemiştir.

Altın ticareti yaparak cari açığın yüzde 15’ini tek başına kapattığını açıklayan Zarrab’ın bu işi nasıl “becerdiğini” yılların ekonomi hocası olarak anlamış değilim!

Türkiye`nin önde gelen Gıda firmalarından ETİ`nin kurucusu ve Onursal Başkanı Firuz Kanatlı 2013 yılı vergi rekortmenleri listesinde 76’ncı sırada yer alırken “200 ton altın ihraç edip Türkiye’ye 25 milyar TL gelir sağladım. Cari açığın yüzde 15′ini ben kapattım” diyen Zarrab vergi rekortmenleri listesinde bulunmamaktadır. Eşi Ebru Gündeş geçen yıl 898.324 TL gelir vergisi ödeyerek kocasını geçmiştir.

İran’da tutuklanan Zencani’nin Türkiye’deki ortağı hayır sever işadamı Zarrab Kurumlar vergisi listesinde de yer almamış, 2013 yılında ticari faaliyetleri üzerinden 133 bin lira gelir vergisi ödemiştir. 2012 yılında ise kira geliri beyan ederek 30 bin 400 TL vergi ödemişti.

Vergi listelerinde her yıl önlerde yer alan Eti Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. 2013 yılı vergilendirme dönemi kurumlar vergi sıralamasında Türkiye’de 57’nci sırada yer almıştır. Ama ETİ`nin kurucusu ve Onursal Başkanı Sayın Firuz Kanatlı Zarrab gibi “Cari açığın yüzde 15′ini ben kapattım” dememiştir.

Devlete 25 milyar TL (25 katrilyon lira) gelir sağlayan Zarrab’ın her iki listede de yer almayışı çok dikkat çekicidir ve Maliye Bakanlığınca bu konunun soruşturulması gerekir.

Dünya Bankası’ndan Şok Rapor

Türkiye ekonomisinde ilk çeyrek büyüme rakamları yüzde 4.3 ile beklentileri aşarken Dünya Bankası’ndan geçen hafta sürpriz Türkiye büyüme tahmini gelmiştir.

Banka, Küresel Ekonomik Görünüm raporunda Türkiye için 2014 yılı GSYH büyüme tahminin yüzde 3,5′den 2,4′e indirirken, 2015 tahminini yüzde 3,9′dan yüzde 3,5′e ve 2016 tahminini yüzde 4,2′den 3.9′a revize etmiştir.

Türkiye’de iç talebin yüksek enflasyon ve TL’deki değer kaybı ile yavaşlamakta olduğuna dikkat çekilen raporda, Türkiye’nin sanayi üretiminin ilk çeyrekte güçlü dış talebin etkisiyle dirençli olmaya devam ettiği açıklanmıştır. Ancak, ivmenin yavaşladığı ve yüksek enflasyonun etkisiyle iç talebin gerilemekte olduğu belirtilmiştir. Dünya Bankası küresel ekonomi için büyüme tahminini ise bu yıl için yüzde 3.2′den yüzde 2.8′e indirmiştir.

GÜNDEM ANALİZİ /// TÜNAY SÜER : YAZIK ! BİR TÜRLÜ DEVLET ADAMI OLAMADIN !!!


Barış ve Demokrasi Partisinin (BDP)Ağrı mitinginde Demirtaş, Erdoğan’a seslenerek:

Bir de B ve C planından söz ediyorsun. Senin B planın İmralı’ya gidip Sayın Öcalan’a yalvarmak C Planında olmadı bir daha Sayın Öcalan’a yalvaracaksın” dedi

Bu ne rezil bir sözdür?

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Türk olarak, Cumhuriyetin Başbakanına söylenen bu sözleri işitmekten hem esef hem de utanç duydum.

Düşünebiliyor musunuz, binlerce kişinin katili olan bir terörist başına başbakan sırf Güneydoğu ve Doğu oylarını alabilmek için yalvaracak!

Yani bu kadar alçalacak!

O zaman lanet olsun o oylara derim ben de.

PKK’nın meclisteki uzantısı olan bu adamlara öylesine yüz, öylesine taviz verildi ki, sonunda tepemize çıktılar.

Siyasette ne saygı kaldı ne de terbiye…

Yazıklar olsun…

Bence başbakan bu sözleri hak ediyor mu?

Elbette hak ediyor.

Hatırlayalım:

Oslo görüşmeleri ortaya çıktığı zaman demişti ki “hükümetin doğrudan ya da dolaylı müzakere yaptığını ispatlamayan şerefsizdir, namussuzdur, müfteridir”.

Daha sonraları İmralı ile müzakereler devam ediyor dedi.

Peki, o zaman kim müfteridir? Kim namussuzdur? Kim şerefsizdir?

Beş kere düşünecek bir kere konuşacak, söylediğinin arkasında da duracaksın ey başbakan!

Durmazsan işte böyle elin adamı gelir olmadık hakaretler eder.

Yazık bir türlü devlet adamı olamadın çok üzülüyorum.

Halka güven veremedin ve yüzde 53 bundan ötürü seni istemez oldu.

Üç yüz çocuk dağa kaçırılıyor 30 küsur ana Diyarbakır’da çocuklarımız isteriz diye ağlayıp sana sesleniyor, sen ise sanki devletin başbakanı değil de vatandaş sarı çizmeli Mehmet ağasın.

Televizyonlarda,konuşmalarında BDP ve HDP ye sesleniyorsun.

Onlar bu işi iyi bilirler birkaç kere yaptılar yine yapsınlar çocukları getirtsinler diyorsun.

Olacak iş değil ya!

Demirtaş’ın yanıtı ise:

“Oturma eylemi yapan ailelerin taleplerini bir gün sonra KCK yetkililerine ilettik. O konuda girişimlerimiz sürüyor.

KCK yetkilileri kim?

PKK’nın şehir yapılanması!

Hani büyük kentlerde hak aramak için protesto toplanan masum kitlenin arasına karışıp, maskeli, Molotof kokteylli, askere, polise saldıranlar, taş taş üstüne bırakmayan, otobüs yakan veletler var ya,işte onları yönlendirip yetiştiren yetkililer.

Geçtiğimiz Nisan ayında İstanbul’daki KCK ana davasında içlerinde üst düzey oldukları söylenenlerle birlikte 33 sanık tahliye ediliverdiler.

Öte yanda PKK ile savaşan, ömürlerinin çoğunu bu rezillerle savaşarak ailesinden ayrı geçiren kahraman Türk subayları demir parmaklıklar ardında…

Hem de, kumpas olduğunu itiraf etmene rağmen.

Bu haksızlıktır, bu günahtır ve bu utanmazlığın daniskasıdır.

Hiç düşünüyor musun acaba, Allah korusun yarın bir gün bir karışıklık çıksa o içeride tutsak tuttuğun subaylar var ya, seni korumak için bedenlerini siper ederler yine.

Bunu sakın unutma!

***

Diyarbakır’da Çalıştaymış!

Neyin çalıştayı imiş bu?

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay diyor ki:

Yol kesmeler vesaire, bunları anlamakta zorlanıyoruz. Güvenlik birimlerimiz çözüm sürecinin hassasiyeti nedeniyle çok temkinli dikkatli. Çünkü bizim talimatımızdır o ama bölgede de bu hassasiyetin çok fazla dikkate alınması gerekiyor. Bu sabrın istismar edilmemesi gerekir.

Hay Allah müstehakını versin be adam, şu bir ay içinde kaç askerimiz yaralandı ha?

Kaç devlet malı zarara uğratıldı?

Artık analar ağlamıyor, cenazeler gelmiyor diye öğünüyorsunuz. Hem de hiç utanmadan, sıkılmadan.

Askeri PKK karşısında armut gibi diker, elini kolunu bağlarsanız, valiniz İmralı’daki caniye saygılarını gönderirse ve terör örgütü her istediğini rahatça yapabiliyorsa, siz her şeye gözlerinizi kör ediyorsanız cenazeler gelmez, olan bizim gariban askerimize olur.

Çözüm süreci diyorsunuz ya dilerim Allahtan hepiniz çözülürsünüz inşallah!

Sizlerde biraz akıl olsa, silahlı örgüte karşı cesaretle eylem yapan, isyan eden o Kürt bacılarımın yavrularına kavuşmaları için, ondan bundan medet umacağınıza Kandilin tepesine biner, taş taş üzerine koymaz o çocukları alır analarına teslim ederdiniz.

Ha, işte o zaman alamadığınız oyları alırdınız, güçlü bir devlet, iktidar olduğunuzu ispatlardınız.

Yazık be! Sizde o bacılar kadar yürek yokmuş…

Genel Kurmay Başkanı Necdet beyin de gücü ancak emekli bir generalin eşine geçiyor.

Neymiş efendim Orduevine girişini yasaklamış!

Ey Necdet Bey sen evvela Roboskî (Ortasu) Köyünde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 34 yurttaşımızın katledilmesi hesabını ver.

Halen zulüm hanelerde ömür tüketen Türk Ordusunun kahraman subayları, meslektaşların, bir tabirle personelin için ne yaptın?

Bunların hesabını ver.

Hesap soracak, yazacak o kadar konu var ki şaşırdım ne yazacağımı.

Sayfalar yetmiyor, yazı uzadıkça uzuyor. Ben coştukça coşuyor ve yazıp duruyorum.

Neyse artık keseyim de son olarak birkaç kelam daha edeyim. CHP Yalova seçimlerini kazandı. Demek ki yıllardan beri yaptığım çağrı Atatürk çizgisinde birleşmek olunca işler iyi gidiyormuş. Şimdi önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi var. Çok öneml, çooook.

Birleşerek, ortak aday çıkartırsak yani tek yumruk olursak önümüzde hangi güç olursa olsun nakavt ederiz.

Sevgiyle kalın

Tünay Süer

7 Haziran2014

GÜNDEM ANALİZİ /// HÜSEYİN MÜMTAZ : VEHBİ’NİN KERRAKESİ


Etkili olması için, “kerrake”deki çift “r”nin üzerine basılarak dolu dolu telaffuz edilmelidir.

Van’lılar niyetlenmiş rekor kırıp Guiness kitabına geçmeye.. Van Ticaret Odası’nın öncülüğünde, geniş katılımlı bir “Van kahvaltısı” plan¬lamışlar.

Ticaret Odası işin içinde olunca TOBB da müdahil/davetli oluyor. Hisarcıklıoğlu, Hüseyin Çelik’le beraber teşrif ediyor.

Çelik’in, yuhalanıp taşlandığını, PKK’lı terörist başı lehine sloganlar atıldığını, koruma ordusuna rağmen konuşmanın 6 dakika sürebildiğini Saygı Öztürk aktarmıştı.

http://sozcu.com.tr/2014/yazarlar/saygi-ozturk/batida-ayri-guneydoguda-ayri-polis-523204/

TOBB ve Hisarcıklıoğlu dikkatinizi çekmiştir, bir kenara not edin.

TOBB için “Türkiye’nin kâr amacı gütmeyen en büyük iş kuruluşu” tanımını tercih ederler.

TOBB “kâr amacı gütmez” ama Hisarcıklıoğlu hayli faaldir.

Bir ara Cumhurbaşkanlığı adaylığı için bile adı geçmişti.

“Van’la TOBB, Hisarcıklıoğlu ne alâka?” demeyin..

Hisarcıklıoğlu çat orada çat kapı arkasında.. Van’dan iki gün önce de Kıbrıs’ta idi.

Haziran başında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO), Kıbrıs Rum Ticaret Odası (KEVE) ve Yunanistan Ticaret Odaları Birliği yönetim kadroları Kıbrıs’taki ara bölgede bir araya geldi.

Hisarcıklıoğlu açılışta, Yunanistan ve Türkiye’deki odaların ilk defa Kıbrıs konusunda konuşmak için bir araya geldiğini söyledi ve “Sadece bu bile Kıbrıs görüşmelerinden ne kadar umutlu olduğumuzun bir göstergesidir” dedi.

Sonuç bildirgesinde, liderler tarafından imzalanan ortak açıklama metnine verilen destek kaydedildi. Çözümün Ada ekonomisine önemli katkılar sağlayacağının belirtildiği açıklamada, Kıbrıslı Türkler ile Rumların refah ve zenginliğini artıracağına inandıkları aktarıldı. Ortak açıklamada, “Odalar ayrıca kapsamlı çözümün tüm bölgeye özellikle demokratik değerler, insan hakları ve temel özgürlüklerin hâkim olduğu refah içinde ortak bir geleceğin sağlandığı genişlemiş bir Avrupa Birliği içinde Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin de yer alacağı coğrafyada önemli yararlar sağlayacağına inanmaktadırlar” denildi. Statükonun kabul edilebilir olmadığı kaydedilen açıklamada, çözümsüzlüğün devamının tüm taraflar için olumsuz sonuçlar doğuracağı, bu çerçevede odaların sürece katkı yapma ve siyasi liderlikleri çabalarına destek olma yönünde kararlı olduğu vurgulandı.

Ortak açıklamanın bir kısmını tekrar okuyan Yunanistan Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Başkanı Constantine Michalos, çözümün ada ekonomisine önemli faydalar sağlayacağını, refah ve zenginliği artıracağını kaydetti. Michalos, “Çözüm için ilk defa bu kadar umutluyum” dedi.

Odaların olumlu bir atmosferin oluşumunda katkı yapmakla kalmayıp, ticari işbirliğinde önünün açılmasına katkı sağlayabileceği ifade edilen açıklamada, “Önümüzde Kıbrıs sorununu doğru şekilde çözmek için büyük bir fırsat var. Odalar bu fırsatın kaçırılmaması için ellerinden geleni yapacaktır” denildi. “Lefkoşa Ekonomi Forumu” olarak isimlendirilen grubun 14 Eylül’de İstanbul’da yeniden bir araya geleceği, bu toplantı öncesinde odaların amaca yönelik insiyatifler geliştirerek bunların ilgililere iletileceği de belirtildi.

“Kapsamlı çözüm, demokratik değerler, insan hakları, ortak gelecek”..

“Genişlemiş AB”.

“Statükonun kabul edilememesi”, “Çözümsüzlüğün devamı”..

Hepsi çok cilalı laflar.. Ama boş laflar..

“Statüko” dediğiniz şey bağımsız KKTC’dir. 31 yıldır vardır. Neden kabul edilemezmiş? KKTC’nin varlığı bile başlı başına “çözüm” değil midir?

“Toplantı” neden “ara bölgede” yapılmıştır? Türk Lefkoşa’nın suyu mu çıkmıştı? Neden İstanbul’a taşınacaktır?

Rum/Yunan görüşlerinin hâkim olduğu ikinci bir “açıklama” da İstanbul’da yapılıp, emri vakîye bir tür meşruiyet mi kazandırılacaktır?

TOBB’un konuya tam vâkıf olmadan gerçekleştirdiği bu “FORUM” KKTC’de şüphe/tepki ile karşılanmıştır.

46 kuruluşu bünyesinde barındıran Milli Varoluş Konseyi şu açıklamayı yapmak durumunda kalmıştır;

“Bu temaslarda, TAM EŞITLIK kriterinin her koşul altında gözetilmesinin hayati bir önem taşımakta olduğunu vurgularız. Adada her iki tarafta REFAH ve ZENGİNLİĞİN ARTTIRILMASI’nın Kıbrıs Türk tarafının temel müzakere pozisyonları olan tam siyasal eşitlik, sulandırılmamış iki Kesimlilik, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin vazgeçilmezliği, KKTC Devletinin devamlılığı ve kurulması olası ORTAKLIK DEVLETININ yeni bir devlet olması gibi temel prensiplerin önüne ve öncesine konulmasına karşıyız. Bu temel ilkeler güvence altına alınabildiği takdirde refah ve zenginliğin arttırılması bir hedef olabilir. Kıbrıs Türkleri açısından yıllarca olduğu gibi yaşam güvencesi olmayan insanların refah ve zenginliğe sahip olmaları bir illüzyondan ibarettir.

Son olarak, Lefkoşa Ekonomik Formu adını verdiğiniz dörtlü birlikteliğinizin yapısı içerisinde Kıbrıs Türk tarafını temsilen bulunmakta olduğu anlaşılan KTTO Başkanı Sayın Fikri Toros’un Kıbrıs Sorununun çözümüne ilişkin şahsi ve kurumsal görüşlerinin, 50 yılı aşkın bir süredir bekası için mücadele vermekte olan Kıbrıs Türk Halkının görüş ve düşüncelerini ne ölçüde temsil etmekte olduğu hususunu ciddi bir irdelemeye tabi tutmanızda yarar gördüğümüzü belirtiriz.

Bizlere göre, Ortak Açıklamanıza yansımış bulunan “Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin AB içinde birlikte yer alması..” hedefi daha uzunca bir süre ütopya olarak kalmaya mahkumdur. Bu nedenle, Kıbrıs Türk Halkının gündemini bu ve bu tür oyalamalarla işgal etmek bu cefakâr ve fedakâr Halka karşı en hafif deyimiyle bir saygısızlık teşkil etmektedir”.

Dün Lefkoşa, bu gün Van?

“Para”, hangi millettendir ey okuyucu, bir fikrin var mı? 6 Haziran 2014

57’İNCİ ALAY HER YERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

GÜNDEM ANALİZİ : ENDİŞE EDİYORUZ !..


ÇEMBER DARALIYOR MU?

PKK Cizre’nin hakim tepelerine Doçka uçaksavarlarını yerleştirdikten sonra, şimdi de Yüksekova’nın Dağlıca mevkiine silahlarını mevziliyor. PKK yığınak ve mevzilenmeyi bitirdikten sonra ne yapacak acaba?..

TSK,9/15 Mayıs tarihleri arasında terör gruplarının kontrolündeki Suriye sınırında yüklü miktarda klor ve sülfürik asit ele geçirildiğini duyurmuş. Sülfürik asit “sarin gazı“nın üretiminde kullanılıyor!..

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, CHP Milletvekili Mehmet Şeker’in soru önergesine verdiği yanıtta; Suriyeli muhaliflerin toplandığı Suriye Ulusal Komisyonu-SUKO’nun faaliyetini Türkiye’den yürüttüğünü, itiraf etmiş!..

Lafın tamamını söylemeye gerek var mı?

Bu gidişat pek yakında Türkiye’yi sanık sandalyesine oturtacağa benziyor…

***

MUHALEFET HÜKÜMETİN DÜMEN SUYUNA GİRMİŞ!..

Bir taraftan kamuoyu Balyoz Davası ile ilgili AYM kararını bekliyor, diğer taraftan Soma’dan daha tehlikeli madenlerin varlığı tartışılıyor. Türk-İş Başkanı, “Soma’nın sorumlularına katil

muamelesi yapmalı” demiş… Ölümlerin trafo patlamasından meydana geldiği açıklaması, pek çok kişi gibi bizi de olayda “bilinçli taksir” olduğu sonucuna ulaştırmıştı. Sınırları aşan gaz ve ısı ölçümlerine rağmen, şirketin üretime devam edilmesi yönünde talimat verilmesi, işin rengini değiştirdi. Türk-İş Başkanı haklı: Sorumlular hakkında, “olası kast“la birden çok adam öldürmekten dava açılmalıdır!..

Sonuçları itibariyle, hükümeti düşürmeye elverişli olan Soma olayını, ne yazık ki, muhalefet doğru değerlendirememiştir. TKİ’ye bağlı ELİ müessesesinin “hizmet alımı yoluyla ihaleye verdiği” ocakta, kanuna karşı hile yapıldığı da ortaya çıkmıştır. Asıl işverenin devlet olduğu ve bütün sorumluluğunun üzerinde olduğu tartışma dışıdır artık. Muhalefet, bu noktada hükümetin üzerine gideceği yerde, Meclis’teki grup toplantısında koyu renk takım elbise defilesi yaparak ve ölenleri “şehit” ilan ederek olayı geçiştirmiştir… Dikkatinizden kaçtı mı bilmem, dinsel bir mevkiyi gösteren “şehit” kavramı, son yıllarda hükümete yakın iş adamlarının hukuki ve siyasi sorumluluklarını gizlemek için kullanılmaya başlanmış ve siyasallaşmıştır. Ne yazık ki, Kılıçdaroğlu da hükümet gibi, benzer dil kullanarak bu korkunç katliama “kader-kaza” çerçevesinde yaklaşmış olup, Erdoğan’ın bu badireyi atlatmasını kolaylaştırmıştır…

Ana muhalefet partisinin yapması gereken işi, yine Aydınlık gazetesi yapmıştır. 21 Mayıs 2014 tarihli nüshasında, Soma katliamının sorumluları saptanmıştır. Bu korkunç katliamda; Cumhurbaşkanından Başbakana, Çalışma Bakanından, Enerji Bakanına, Diyanet İşleri Başkanından, ocağı işleten şirket yetkililerine, yandaş sendikalardan AKP Manisa İl Başkanlığına kadar, herkesin sorumluluğu bir bir açıklanmıştır!..

***

HASTALIĞA TEŞHİSİ KİM KOYAR?..

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi, Erdoğan’ın Gaziantep Mitingi’nde Berkin Elvan’la ilgili sarf ettiği sözler üzerine, 15 Mart tarihinde yaptığı basın açıklamasında:” Başbakan Erdoğan’ın duygu durumundan endişe ediyoruz. Fevkalade endişe duyuyoruz. Kendisi, çevresi ve ülkemiz adına endişe duyuyoruz. Endişemizi kamuoyu ile paylaşıyoruz” demişti…

Doğrusunu söylemek gerekirse, o tarihte birkaç cümle içerisinde “endişe” sözcüğünün dört kez kullanılmasını garipsemiştim!.. Meğer, bu açıklama bir “tanı” koyma işiymiş!.. Başbakanın o “tanıyı” doğrularcasına; 20-30 kişilik liseli bir grubun, Soma katliamı ve Berkin Elvan’ı anma amacıyla Okmeydanı’nda yaptığı protesto gösterisi sırasında, iki yurttaşın ölümü üzerine sarf ettiği sözler, durumun vahametini sergilemeye yetiyor!.. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı: “Polis eli kolu bağlı mı duracak? Nasıl sabrediyorlar ben anlamıyorum” diyerek, Gezi olayları sırasında şiddet kullandığı için “kahraman” ilan ettiği polisleri yine savundu!.. Koşar adım “polis devleti”ne doğru gidiyoruz!..

Polis, Erdoğan’ın bu sözlerini “vur emri” olarak algılayabilir!

Erdoğan’ın evinde “zorla tuttuğu” milyonlar, bu sözlerden “sokağa inin” mesajını alabilir!..

Bundan sonraki toplumsal olaylarda, polisin şiddeti artırması veya silah kullanması söz konusu olursa eğer, işlenecek olan suçların azmettiricisi Başbakan Erdoğan olacaktır elbette!.

Türkiye’nin ulusal çıkarlarını gözetmediği için “açılım” ve “Kıbrıs politikaları” yüzünden gün gelir Erdoğan yargı önüne çıkartılabilir.

12 yıllık AKP iktidarı boyunca işlenen pek çok Anayasal suç yargılama konusu yapılabilir. Başbakanın bir de sokaktaki muhalefete karşı şiddet kullanılmasını özendiren sözleri var ki, savunulması imkansız gibi… O sözler, bir anlamda “kanunsuz emir” gibi değerlendirilse de sonuçta polisin işlediği tüm suçların azmettiricisi olarak Başbakanın sanık sandalyesine oturtulma olasılığı gündemdedir. O da bunu biliyor olacak ki, mezhep kışkırtıcılığı dahil, her yola başvurarak tabanını diri tutmak istiyor.

Ne yazık ki, bu basit stratejiye muhalefet partilerinin çapsız yöneticileri de çanak tutuyor: Soma’da ölen madenciler için Güvenpark’ta, bir Alevi geleneği olduğu belli olan “lokma dağıtmak” da neyin nesidir? İdeolojisinin merkezine “laiklik ilkesi“ni koyan bir partinin, dinsel bir ritüeli, parti içerisinde yaşatmaya çalışması hangi kafanın ürünüdür? İnançlarının gereği ise ve illa da lokma dağıtılacaksa, bu “dua” bir Cemevi’nde yapılamaz mı? Benzer hata CHP grup toplantısındaki yoklamada da yapıldı. İsimleri Ali olan ölü madencilerin alt alta sıralanarak, vurgulu şekilde okunması da Erdoğan’ın “gerilim siyaseti“ne hizmet etmiştir… Siyasi parti ile Cemevi’ni biri birinden ayıramayan odun kafalılar, CHP’nin yönetiminde bulundukça, Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmak günden güne zorlaşmaktadır!..

***

CHP AKP’NİN YEDEĞİ Mİ?

Cumhurbaşkanlığı seçimine muhalefetin ortak adayla gitmesi şarttır!..

Siyasette varlık sebepleri, sadece “Baykal’ın adamı” olmak olanlar, vefa borçlarını ödemek için, CHP’nin Cumhurbaşkanlığı adayının, partili biri olarak tarif ettikleri Deniz Baykal olmasında ısrarcılar. Bunun için nabız yoklamaya başladılar bile. Gerçekte bu fikri savunanların her biri CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olabilirler ama Baykal asla olamaz!.. Neden mi? Çünkü, Baykal’ı Cumhurbaşkanlığına aday göstermek, hiç yarışmadan Cumhurbaşkanlığı makamını Recep Tayyip Erdoğan’a teslim etmekten farksızdır.

Bu saptamanın seçmenin aklına yatkın önemli sebepleri var. Bunlardan birincisi; 30 Mart’ta yapılan yerel seçim kampanyası boyunca, 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk soruşturmasının konusunu teşkil eden olayların anlatılamadığı halka, Deniz Baykal’ın istifasına neden olan “kaset olayının”, onun özel hayatına ilişkin olduğu ve hiç kimseyi ilgilendirmeyeceği hususunu anlatmaktaki zorluktur. Anlatılabilseydi eğer, neden baştan anlatılmadı da bu günlere gelindi?..

Anayasa oylamasını bile ciddi ölçüde etkileyen bu handikabı aşmak imkansız gibidir. Baykal’ın özel yaşamının hoşgörü ile karşılanmasını Türk halkından beklemek hayal gibidir. Çünkü böyle bir durumu CHP üyeleri bile sindirememiştir… İkincisi; Türk siyasetinin en deneyimli ve eskilerinden olan Baykal’ın, o gün yaptığı doğru saptamanın, şimdi neden yanlış olduğunu kanıtlamaktır…

Baykal, o kasetin sosyal medyada paylaşılmaya başlanmasından sonra, CHP’nin daha fazla zarar görmemesi için istifa kararı almıştı ve bu karar son derece yerindeydi… Baykal’ın, CHP’nin Genel Başkanlık koltuğunda oturmaya engel görüldüğü bir durumun, bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmaya neden engel olmadığına halkı nasıl ikna edeceksiniz?

Baykal’ın, Cumhurbaşkanlığına aday olamayacağının bir başka nedeni de yetenekli, inançlı, birikimle partilileri kendisine rakip görüp, tasfiye etmiş olmasıdır…

Savunduğu ilkelerden çok, kendi durumunu ön planda tutan biri, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna yakışmaz. Bu söylediğimin en çarpıcı kanıtı; Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’den milletvekili yapması ve genel başkanlığa getirilmesini desteklemesidir. O günden sonra yaşadıklarımız ise ortadadır: Soroscu bir ekip, partiyi teslim almıştır ve CHP’de buna direnebilecek bir tek adam kalmamıştır. Çünkü Deniz Baykal, vaktiyle “Baykalcılık” şeklinde çağdışı bir ölçüyü esas almıştı ve söz dinleten adamları dışarı atıp,söz dinleyenleri partiye doldurmuştu… Bu kadrolarla gelebildiğimiz yer burasıdır: Ne yazık ki, “aşure günü tertip etmek” ve “lokma dağıtmak”, Atatürk’ün CHP’sinin en önemli “siyasi” mesaisi haline gelmiştir!..

Kısaca söylemek gerekirse; Kılıçdaroğlu, Baykal’ın milletvekili seçildiği ilin kongresinde, yuhalanmasına neden olan hatalı bir tercihidir… Bu durum bile, Baykal’ın kadro seçimindeki yeteneksizliğini ve bencilliğini göstermeye yeter. O bakımdan iyi bir siyasetçi olarak kabul edilemez. Bu nedenlerle RTE’nin karşısında Cumhurbaşkanlığını kazanması imkansızdır!..

Dolayısıyla RTE’nin karşısına Baykal’ın çıkartılması, ona “itibarının iadesi”ni sağlamayacağı gibi, eski defterlerin yeniden açılması sonucunu doğurur ve yeniden daha fazla yıpratılmasına neden olur!..

Doğrusunu söylemek gerekirse, Kılıçdaroğlu’nun grup içerisinde yaptırdığı “Cumhurbaşkanı adayımız kim olmalıdır?” anketine verilen yanıt da ibretliktir. Öne çıkan isim, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’dir. Acı gerçek de budur işte. Kılıçdaroğlu›nun seçtiği milletvekilleri bile, kendisini Cumhurbaşkanlığına layık görmüyorlar!.. Bu anket bir tür güven oylaması sonucunu vermiştir. Partisi tarafından Cumhurbaşkanlığına layık görülmeyen bir lidere, Cumhurbaşkanı adayını belirlemek, elbette bırakılamaz!.. Bu yüzden CHP’nin göstereceği aday da ABD tarafından belirlenmiş ve Kemal Derviş derhal göndermiştir. Kılıçdaroğlu sorulan Derviş Cumhurbaşkanı adayınız mı şeklindeki soruya “Niçin olmasın” yanıtını vererek, Atlantik ötesinin “emrini” tebliğ etme görevini de yerine getirdi!.. Kemal Derviş ise, “Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim biliyorsunuz” diyerek, bu aşamada verilmesi gereken cevabı vermiştir!..

CHP’yi, ABD’nin Türkiye ofisi haline getirenler yönetimden uzaklaştırmadan AKP’yi iktidardan uzaklaştırmak imkansızdır!.. Bunun için ilk işimiz partimizi geri almak olmalıdır!..

%d blogcu bunu beğendi: