Etiket arşivi: FETULLAH CEMAATİ DOSYASI

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI : EMNİYET’İN EKİM 2000 TARİHLİ FETHULLAH GÜLEN VE NUR CEMAATİ RAPORU


Ergenekon davası ekleri arasında yer alan 13 Ekim 2000 tarihli rapor, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına sunulmak üzere hazırlanmış. Savcılığın talebi üzerine hazırlanan rapor, dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcılarından Ramazan Er’in imzasını taşıyor.

Savcılığın "Fethullah Gülen grubu ve Nur Cemaati’nin amaç ve stratejisinin nelerden ibaret olduğu ve niteliği" konusundaki bilgi talebi üzerine hazırlanan 13 Ekim 2000 tarihli "çok gizli" raporda, cemaatin silahlı eylemi bulunmadığına özel vurgu yapılıyor.

Şimdi, cemaatin amacı, stratejisi, eğitim alanındaki faaliyetleri, iş dünyası bağlantıları, dershaneleri ve örgütlenme yapısı hakkında bilgiler içeren rapora göz atalım.

T.C. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
Emniyet Genel Müdürlüğü
Sayı: B.05.1.EGM.0.14.05.03
17000-8250-8110-6893

13 Ekim 2000

Konu: Bilgi Talebi
DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ CUMHURİYET

BAŞSAVCILIĞI’NA-ANKARA
Ramazan ER

1. Sınıf Emniyet Müdürü
Emniyet Genel Müdürü.
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı

Fethullah Gülen Grubu:
Kuruluşu:

Erzurum ili Pasinler ilçesi Korucuk köyü nüfusuna kayıtlı Ramiz-Rabia oğlu, 27.04.1941 (tashihli, aslı 1942) Erzurum Hasankale doğumlu, Fethullah Gülen’in 1968 yılında İzmir ilinde Kestane Pazarı Kur’an Kursu’nda hoca olarak göreve başladığı, yoğunlukla Bornova ilçesi olmak üzere İzmir, Edime, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve Çanakkale gibi illerimizde bulunan çeşitli camilerde imam ve vaiz olarak görev yaptığı, verdiği vaaz ve etkili konuşması ile kısa süre içerisinde çeşitli kesimlerden etrafında bir kitlenin oluştuğu, Başlangıçta Nur Cemaati içerisindeki en büyük yelpazede yer alan Yeni Asya Grubu içerisinde faaliyet gösteren Fethullah Gülen’in özellikle verdiği vaazlar ile tanındığı, gündelik politikalarla uğraşılmasının her şeyin önüne koyulmasının yanlış olduğu, bunun kendilerini asıl8 amaçlarından gittikçe uzaklaştırdığı, amaçlarının topluma imanın hakikatlerini anlatmak fikrini savunduğu, bu yaklaşımın çevresindeki iş adamlarından destek bulması üzerine 1970 yılında Yeni Asya Grubu’ndan ayrılarak kendi adıyla anılan grubu oluşturduğu, Grubu’nu maddi olarak güçlendirmek ve geliştirmek için yakın çevresindeki iş adamlarına vakıf kurma ve sermayelerini birleştirerek genç kuşağa yatırım yapmaları şeklinde telkinlerde bulunduğu, 1978 yılında Türkiye Öğretmenler Vakfı (TÖV-İzmir) tarafından Sızıntı Dergisi’ni çıkararak dergide madde ile mana, ruh ile beden, iman ile hakikat konularını işlediği, 1980’li yılların gelmesiyle "HURUÇ" harekatı adı altında büyük bir atılım yaptığı, yayınlanan kasetleri ve çeşitli illerimizdeki konuşmaları ile Said-i Nursi talebelerinin gönüllü reklamları sayesinde tanınmaya başladığı, Fethullah Gülen’in, Nurculuk kavramının oluşturmuş olduğu olumsuz imajdan dolayı Nurcu olduğunu hiçbir zaman söylemediği, Said-i Nursi’den aldığı alıntılarında da onun isminden hiç bahsetmediği, öğrenim çapındaki gençlere önem vermesi sebebiyle çevresindeki iş adamlarına kurduğu çok sayıdaki şirketler ve vakıflar vasıtasıyla yurt çağında okullar, yurtlar ve dershaneler açtırdığı, grubun iş adamlarına yönelik bu örgütlenmesinin ardında, yoğun bir ticari faaliyetin bulunduğu gözlemlenmektedir.

Stratejisi:

F. Gülen grubunun, gençlik kesimini hedef alan ağırlıklı kuruluşları, geniş kitlelere ulaşma hedefi doğrultusunda oluşturduğu medya yapılanması ve kamuoyunun dikkatini çeken propaganda amaçlı etkinliklerinin temelinde, grubun doğal lideri olan Said-i Nursi tarafından belirlenip formüle edilen "İman, Hayat ve İktidar" görüşü bulunmaktadır.

Grubun görüşlerine göre; Said-i Nursi, fikirleri ve eserleri ile imani manada dirilmeyi sağlamıştır. Hali hazırdaki safha, imanı hayata geçirme ve yaşama safhasıdır. Bu aşamada F. Gülen’in "İslam dini, hayata hayat olmalıdır" sözü esas alınarak "Altın Nesil" yetiştirilecektir. Altın nesil ise iktidarı sağlayacaktır.

Bu stratejinin uygulanmasında, lider F. Gülen’e rabıta (bağlılık) esastır. Cemaat içerisinde ana liderin Hz. Muhammed, fikir liderinin Said-i Nursi, görünürdeki liderin ise F. Gülen olduğu empoze edilmektedir. Cemaat bireylerinin büyük bölümünün gözünde F. Gülen, "Mehdi" (son kurtarıcı) konumundadır. F. Gülen, cemaatin birliği ve devamı için çok önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, anılan şahıs cemaatin birliğini sağlamada, cemaat dışı hayatın cehennem olduğu, cemaatten çıkanın bir daha iflah olmayarak cehenneme sürükleneceği8* temasını sık sık işlediği, Ülke içerisinde ve dışında cemaat mensuplarının kamuoyunun dikkatini çekmemek ve kamuoyunda "Nurcu" kelimesinin bıraktığı olumsuz izlenimden dolayı aralarında "Nurcu" kelimesinin yerine "Işık"ı (Nur) kullandıkları, cemaate itaatin çok önemli olduğu, kurallara uymayanların cemaatin idari kadrosuna rapor edildiği anlaşılmıştır.

Grubun eğitimden medyaya, vakıf ve demeklerden ticari işletmelere kadar birçok alana yayılan kuruluşlarının ve tüm insanları kucaklayan, diyalog ve uzlaşma arayışı olarak kamuoyuna lanse edilmeye çalışılan etkinliklerinin, gerçekte Said-i Nursi’nin belirlediği stratejinin peyderpey uygulamaya geçirilmesine yönelik alt yapı ve propaganda çalışmaları olduğu değerlendirilmektedir.

Amacı:

F. Gülen grubunun amacı, Türkiye’deki siyasal ve ekonomik güç dengesinde söz sahibi olmaktır. Ancak yeterince güçlü olunmadığına inandığı süre zarfında, ülkedeki güç dengesine direkt temas etmekten veya açıkça siyasi tavır almaktan kaçınan bir hareket tarzı izlenmektedir. Bunda, Said-i Nursi’nin, "Türkiye’de İslamın hâkim olması için ülke nüfusunun %50-60’ının dindar olması gerektiği" yönündeki tespiti esas alınmaktadır.

Cemaat tarafından amaç, büyümek olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda insan kaynağı olarak "gençler", para ve lojistik olarak "esnaflar" hedef alınmıştır. Cemaatin hedef aldığı gençlik kitlesi, idealizmin en güçlü olduğu 13-18 yaş arasındaki kesimdir.

Bu amacın gerçekleştirilmesi için askeriye, mülkiye-hukuk ve eğitim branşları, cemaatin öncelikle kadrolaşmak istediği müesseseler olarak ortaya çıkmaktadır.

F. Gülen grubu, belli bir süre sonra Türk toplumunun tamamını ifade eden cemiyete dönüşmeyi gaye edinmektedir. Bunda, Said-i Nursi’nin "çekirdekten bir ağacın ortaya çıkabileceği" benzetmesiyle cemiyet sözüne atfettiği önem etken olmaktadır.

Yapılanması:

Burada, Said-i Nursi’nin Nur talebeleri için yaptığı "Talebe-Arkadaş-Sempatizan" şeklindeki sıralama önemli bir husus olarak ortaya çıkmaktadır.

Talebe: Bizzat cemaatin içerisinde olan kişi,

Arkadaş: Cemaat çıkarları doğrultusunda irtibat kurulan kişiler,

Sempatizan: Cemaate müspet bakan kişileri tanımlamaktadır.

Sempatizan kitle, stratejinin iktidar aşamasında ortaya çıkabilecek muhtemel halk reaksiyonuna sağlayacağı katkı itibariyle cemaat çalışmalarında önemli konuma haizdir.

Öğrencilerin halledemediği sorunları "semt imamları" olarak tabir edilen kişilere ilettiği, "semt imamlarTnın halledemediği sorunları "il imamı" olarak bilinen kişilere ilettiği, onların da halledemediği sorunları "bölge imamlan"na ileterek, belli bir hiyerarşi içerisinde sorunları çözmeye çalıştıkları, cemaat içerisinde alttan yukarıya doğru yetki bakımından yükselen hiyerarşik bir yapı olduğu, Türkiye ve diğer ülkelerde; eğitim kurumları başta olmak üzere açılan kurum ve kuruluşların koordinesini sağlamak ve tüm faaliyetlerini sürdürmek amacıyla hiyerarşik olarak ülke, bölge, il, semt, ev sorumlularının bulunduğu, bazı büyük şirket ve vakıflara bağlı Bölge ve İl Şube Başkanlarının da yapılanmada etkili oldukları anlaşılmaktadır.

Faaliyetleri:

– Faaliyetlerin ağırlıklı olarak legal kuruluş ve kurumlar vasıtasıyla yürütüldüğü,

– Dershaneler, özel kolejler, yurt ve öğrenci evleri ile gençliğe yönelik eğitim faaliyetleri içerisinde bulundukları,

– Hem yurtiçi hem de yurtdışında eğitim kurumları vasıtasıyla çeşitli dallarda (ulusal-uluslararası) başarılar sağlamak suretiyle eğitim alanlarında kendi propagandalarını yaptıkları eğitim

– Ülke genelinde çeşidi vakıflar-dernekler kurmak suretiyle faaliyetlerini yasal zeminlerde ve kuruluşlarda toplamaya gayret ettikleri görülmektedir (Türkiye Öğretmenler Vakfı, Akyazılı Orta ve Yüksek Öğretim Vakfı, Büyük Koyuncu Hizmet Vakfı gibi).

– TV, radyo, dergi, gazete gibi iletişim alanındaki faaliyetlere ağırlık verildiği, uluslararası ve ulusal bazda bu alanda birçok yayının bulunduğu, (Samanyolu TV, Zaman, Aksiyon, The Fountain, Burç-Dünya Radyo gibi)

– Finansal kaynakların ise gruba mensup şirketler ile basın yayın alanında elde edilen gelirler, okul, yurt ve pansiyonlardan istifade eden öğrencilerden alınan paralar, toplanan kurban derileri ve gruba ilgi duyan zengin iş adamlarının desteklerinden sağlandığı,

– Anılan gruba mensup öğrencilerin, çoğunlukla yurtlarda, yurt bulunmayan veya yurt kapasitesi yeterli olmayan illerde ise öğrenci evi, dershane, Işık Evi gibi isimlerle anılan evlerde kaldıkları, bu yerlerde Kur’an ve ilmihal kitaplarının yanında Said-i Nursi’nin ve Fethullah Gülen’in kitaplarını okudukları ve kasetlerini izleyerek grubun görüşleri doğrultusunda eğitim aldıkları,

– Son yıllarda ise Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından organize edilen çeşitli platformlarda; Din-Devlet İlişkileri, Demokratik Hukuk Devleti, Birlikte Yaşama Sanatı, Kültürlerarası Diyalog, İslam ve Laiklik gibi konuların işlendiği ve platform sonrası hazırlanan sonuç bildirgelerinin kamuoyuna sunulduğu anlaşılmaktadır.

Cemaatin, öğrenci faaliyetleri ve ticari faaliyetler olmak üzere iki tür faaliyeti bulunmaktadır.

Öğrenci faaliyetleri; öğrencilerin yiyecek, giyecek ve barınma ihtiyacını karşılama şeklinde özetlenebilecek bu faaliyette, cemaate mensup maddi durumu zayıf ve uzak illerden gelen öğrencilerin, kamuoyunda "Işık Evleri" diye nitelendirilen öğrenci evlerinde barındıkları, bu öğrencilerin ihtiyaçlarının, maddi durumu iyi olan cemaat mensupları veya cemaate sıcak bakan kişilerce karşılandığı, Ticari faaliyetler; esnaf kesimi diye adlandırabileceğimiz ticari alandaki faaliyetlerinin, vakıflar, şirketler, basın-yayın ve finans alanında ağırlık kazandığı, bu amaçla çeşitli meslek gruplarına hitap eden Hür, Aktif, Müteşebbis gibi isimlerle çeşidi illerimizde dernekler kurulduğu, işadamlarına yönelik diğer yapılanmanın da merkezi İstanbul’da bulunan İş Hayatı Dayanışma Derneği (İŞHAD) olduğu, bu vakıf ve şirketlerin çoğunun orta öğrenim okulları, üniversite ve dershane açmak amacıyla kuruldukları tespit edilmiştir.

Işık Evleri:

Cemaate mensup ve maddi durumu zayıf, uzak illerden gelen öğrencilerin, yiyecek, giyecek ve barınma ihtiyaçlarının karşılandığı evlerdir.

Kamuoyunda "Işık Evleri" diye nitelendirilen öğrenci evlerinde barınan öğrencilerin ihtiyaçları, maddi durumu iyi olan cemaat mensupları veya cemaate sıcak bakan kişilerce karşılanmakta, bu evlerdeki çalışmalar bir disiplin içerisinde sürdürülmekte ve barınanlara, gizliliğe azami derecede riayet etmeleri ve çevrelerini rahatsız edecek hareketlerden kaçınmaları öğütlenmektedir.

Şakird; Işık Evleri’nde kalan ve talebe-öğrenci manasına gelen erkek öğrenci,

Şakirde; Işık Evleri’nde kalan ve talebe-öğrenci manasına gelen bayan öğrenci,

Abi; Cemaate daha önce katılan ve Işık Evlerinde daha eski olan öğrenci,

Öğrenci Evi Sorumlusu (İmamı); Öğrenci evinde "abi" diye bilinen en eski, yaşça en büyük olan ve bu evlerde kalan öğrencilerin tüm maddi ve manevi sorunları ile ilgilenen ve "abi" diye adlandırılan kişilerdir.

Öğrenci evlerinde, Kur’an-ı Kerim, Fethullah Gülen’e ait kitaplar ile Said-i Nursi’nin "Nur Külliyatı" olarak bilinen kitaplarının okunduğu, yine Fethullah Gülen’e ait sesli ve görüntülü vaaz kasetlerinin dinlendiği,

Bu evlerde barınan öğrencilerin ihtiyaçlarının, özellikle o bölgede bulunan cemaat mensubu esnaf tarafından (himmedi, bağışlayan, hayırsever kişi anlamına gelen) "Himmet" adı altında ayni ve nakdi yardımlarla karşılandığı anlaşılmaktadır.

Dershaneler:

Her kesimden öğrenciye hizmet veren hazırlık dershanelerinde; her sınıfın rehber öğretmeninin bulunduğu, rehber öğretmenin "Ser Rehber" (Rehberlerin başı, Baş Rehber) kişilere bağlı olarak faaliyet gösterdiği, rehber ve ser rehber öğretmenlerin diğer devlet okullarında olduğu gibi öğrencilerin, dersleri ve üniversitede branş seçimi gibi sorunlarıyla ilgilendiği, ayrıca cemaatin görüşlerini benimseyen kişilerin kurduğu vakıflar ve şirketler vasıtasıyla dünyanın değişik ülkelerinde açılan okullarda "İmam" olarak adlandırılan kişilerin bulunduğu, bu kişilerin öğrencilerin barınmadan beslenmeye, İslam dininin, Türk örf, adet, gelenek ve göreneklerinin öğretilmesine kadar tüm sorunlarıyla ilgilendikleri, bu kişilerin Türkiye içinde olduğu gibi hiyerarşik bir sistem içerisinde ülke imamına bağlı oldukları anlaşılmaktadır.

Grubun, tüm ülke çapında faaliyet gösterdiği gibi ülkemiz dışında da Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere Kore’den ABD’ye kadar birçok ülkeye eğitim temelindeki faaliyetlerini taşıdığı tespit edilmiştir.

Diğer yandan anılan grubun, 1990’lı yıllarda kendileri tarafından şeffaflaşma olarak nitelenen kamuoyuna açılma çabaları doğrultusunda, aynı döneme rastlayan siyasi radikal İslamcı unsurların söylemlerinin, laik-demokrat kitlede yarattığı olumsuz İslami imajı değiştirmeye yönelik olarak, uzlaşma ve diyalog motiflerini sıkça kullanarak, bu kesimlerde farklı, "ılımlı bir İslami görüşü" temsil ettiği izlenimini vermeye çalıştığı gözlemlenmekte olup, söz konusu grubun, günümüze kadar silahlı herhangi bir faaliyetine rastlanılmamıştır. 13.10.2000."

FETHULLAH GÜLEN: BİZ LÜKS OLSUN FANTEZİ OLSUN DİYE MİLLETE ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK KURSU AÇMADIK

Burada Ergenekon davası eklerindeki belgelere ara verip, Fethullah Gülen’in, eğitim, dershaneler ve Emniyet’in 2000 yılındaki raporunda yer verilen "rehberlik" konusuna verdiği önemi, "Rehberlik oranımız belli bir seviyenin üstüne çıkmıyor.

Bu sıkıntının aşılması için bizlere neler tavsiye edersiniz?" şeklindeki soruya verdiği yanıtı kendi sözleriyle okuyalım:

"Şimdi rehberlik ruh ve manası ayrı bir şeydir, bu sorulmuyor bana. Rehberlik ruh ve manası ile alakalı bu söylediğim sözleri bir kere size hatırlatıp geçiyorum. Arzettiğim şeyler rehberlik, ruh, mana ve muhtevasıdır; rehberliğin varlığından gaye budur.

Rehberlikle alakalı bu ruh, bu mana, bu muhteva yoksa rehber olsa ne olur olmasa ne olur.

Her gün çıraklarını üstatlığa ulaştırma mevzuunda bazen problemleri çözemediğinden dolayı, sancıya oturup kalkmıyorsa rehber, öyle rehber olsa ne olur olmasa ne olur.

ÇIRAKLARI YÜZDE 100 HALLETMELİ

Yüzde yüz eline geçen talebeleri, halletmenin ıstırabını ruhunda zehir yutmuş gibi hissetmeyen bir rehber öyle rehber olsa ne olur olmasa ne
olur?

Evvela ruh, muhteva ve manayı yakalamış rehber, haftada birkaç defa deli gibi yatağından fırlayıp deli gibi evinin salonunda yapacağı işleri yapamamış olmanın ezikliğinden dolayı deli gibi dolaşmıyorsa, rehber, rehberlik ruhunu yakalayamamıştır demektir.

Evvela rehberliğin mana muhteva ve kendi enginliğini sizin insaflı ruhlarınıza havale ediyorum.

TEKNEDEKİ HAMURU YOĞURAMIYORUZ

Diğeri suri, sathi, şekli lafzi rehberlikle alakalı bir şey. Kof bir rehberlikle alakalı bir şey.

Ben muhtevasından bahsettim. Bu da cemiyet planında bu işleri halletme adına gerektiği ölçüde rehbere sahip olmuyoruz. Tabii gerektiği ölçüde rehbere sahip olmayınca da bu kocaman teknenin içindeki hamuru gerektiği gibi halledemiyor, yoğuramıyoruz.

Oysa ki bunun yoğrulması lazım. Kof da desek, lafzi de desek, şekli de desek, bu rehberlikle alakalı mülahazalarımızı acizane kıt miriniz defaatle arz etmiştir.

KOMÜNİSTLERLERDEN EMANET SÖZLER: HAK VERİLMEZ ALINIR

Bir dönemde komünistlerin bizlere emanet ettiği güzel İslam’dan alınan güzel şeyler de var. İslamdan alınan, mesela onlardan bir tanesi her batılın her yanı batıl değildir.

Bazen batıllar içinde çok haklar vardır.

Mesela "hak verilmez alınır", diyorlar mıydı demiyorlar mıydı? Şimdi bu lafı alın evvela Mehmet Akif’e uğrayın. Der ki, dünyada tek hak sahibi hakkımı vermem diyendir. Kaptırdıktan sonra istirdat eden demektir yani. Yeryüzü mirasçıları istirdatı arz ediyorum, yeryüzü mirasçıları yeryüzündeki zimamdarlığı başkalarına kaptırmışlarsa haklarını kaptırmışlar, dünya getirip bu altın anahtarı onlara teslim edecek değildir. Haklarını istirdat edecekler, etmezlerse elalem onların haklarını yerken, onlar da daha acı bir tabir ile ifade edeyim aval aval, saf saf onların yüzlerine bakacaklardır.

Dünyada tek hak sahibi hakkımı vermem diyendir. Hak verilmez alınır. Alacaksınız orda da alacaksınız imam da oturacak, kavga edip yaka paça olmayacaksınız, fakat gereğini lüzumunu anlatmak manasında gereğinde yaka paça da olacaksınız. İkna edeceksiniz, zaten bizim yolumuz temelde ikna yoludur. Çünkü medeni olduğumuza inanıyor, muhataplarımızın da medeni olduğuna inanıyor, medenilere galebenin ancak ikna ile olduğuna inanıyoruz.

Rehberlik çok önemlidir, çünkü neden yani, biz lüks olsun fantezi olsun diye millete üniversite hazırlık kursu açmadık.

DEVLETE ZARAR VERMEMEK LAZIM

Benim devletten gizli bir işim, devlete ters bir yanım yoktur. Bunu, devleti idare eden adamlarla karşılaştırmamak lazım. Onları beğenmeyebilirsiniz, sorgulayabilirsiniz. Ama devlet meselesine gelince o farklı bir meseledir. Onun iç ve dış tehlikelere karşı korunması ve gelecekte onu sizin kucaklamanız açısından devlet çok önemlidir. Devlete, katiyen zarar vermemek lazım. En kötü devlet devletsizlikten bin kat iyidir.

BİZ LÜKS OLSUN FANTEZİ OLSUN DİYE MİLLETE ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK KURSU AÇMADIK

Ve ben bunu tekrar ediyorum burada; fantezi olsun diye üniversite hazırlık kursu açmadık. Başkaları idlal ediyordu tadlil ediyordu, küfür yollarını gösteriyordu, millet düşmanlığını gösteriyordu, geçmişten habersiz, geleceği hazırlıksız yaşıyordu, bütün bu olumsuz şeylere karşı9′ geçmişi de değerlendiren, geleceği de değerlendiren ciddi bir metafizik gerilim içinde geleceğe açılan nesilleri yetiştirme mevzuunda bir yol olarak, bir köprü olarak üniversite hazırlık kurslan açıldı, okullar açıldı.

Ve burada elimize geçen insanlar, çıraklar yüzde yüz hepsi halledilmeli mutlaka. Bunun fert olarak rehberliğine ihtiyacı varsa mudaka ne yapıp edip onu elde etmek mecburiyetindeyiz. Rehberin ruha, manaya, muhtevaya ihtiyacı varsa ne yapıp yapıp onu kazandırmak mecburiyetindeyiz.

Ve bu iş için kamplar yapılacaksa onu yapmak mecburiyetindeyiz. Geceleri değerlendirmek icap ediyorsa onu yapmak mecburiyetindeyiz.

Yurtlara ihtiyaç varsa mutlaka onları yapmak mecburiyetindeyiz, yapma mecburiyetindeyiz. Öyleyse sadece arkadaşlarımız rehberliği soruyorlar, ben rehber ile birlikte rehberlik dedim, rehberlik mekânları dedim, rehberlikte muhteva dedim, derinlik dedim, enginlik dedim, ruh ve mana dedim.

Bütün bunlarla bir rehberlik bir yönüyle bizim üniversiteye hazırlık kursları ve okullarımızdaki gayeyi hayalimizi gerçekleştirme mevzuunda, yani asıl problemi çözebilecek en önemli en hayati eleman rehberlik mevzuudur.

Tabii rehberler de rehberlik mevzuunun birer rüknü birer uzvudur. Allah inayetini üzerinizden eksik etmesin. Evet alın mutlaka ihtiyacınız olan ister okullar ister üniversiteye hazırlık kurslan isterse başka şekildeki hizmetler evlerin içinde, ihtiyacınız olan her şeyi Allahın hikmeti kerimiyle isteyin, alın. Bizim bu sistemden gayemiz odur."

FETHULLAHÇI POLİSLER FETHULLAH GÜLEN OPERASYONUNU ENGELLEDİ Mİ?

Şimdi gelelim 2000-2002 dönemine.

1998’dan itibaren Fethullah Gülen ve cemaat faaliyederi hakkında birçok dava açıldı. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu davaların tamamından ya takipsizlik ya da beraat kararları çıktı. Ancak bu kararlar tartışmaları sona erdiremedi.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından Fethullah Gülen hakkında açılmış olan dava sürerken, Ergenekon soruşturmasının dokuzuncu dalgasında gözaltına alınarak tutuklanan İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan 16 Temmuz 2001 tarihinde İstanbul DGM’ye başvurarak, büyük bir operasyon planlamıştı. Bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan zamanın İstanbul DGM Başsavcısı Aykut Engin Cengiz, 23 Temmuz 2001 tarihinde operasyona izin verdi. İş dünyasında, emniyette, asker ve bürokrasi içinde Fethullah Gülen’in oluşturduğu iddia edilen "silahsız terör örgütü"nü ortaya çıkarmaya çalışan operasyon, iddialara göre yine Fethullah Gülen Cemaati’nin etkili olduğu Emniyet içindeki istihbaratçılar tarafından engellenmişti. Adil Serdar Saçan bu durumu, İstanbul DGM Başsavcılığına yazdığı yazı ile resmiyete de dökmüştü. Saçan’ın iddiasına göre, büyük bir Fethullah Gülen operasyonu yine "Fethullahçı polisler" tarafından engellenmişti.

Belgelere yansıyan o dönemdeki gelişmeler İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’ın 16.07.2001 tarihinde DGM Başsavcılığına gönderdiği yazıyla başladı:

"DGM Cumhuriyet Başsavcılığına
Sayı:B05.1.EGM.4.30.00.16.Opr.Br2001/585

Konu: Fethullah Gülen ve Grubu

Şubemiz görevlilerince yapılan çalışmalar neticesinde ülkemizde Fethullah Gülen grubu olarak bilinen silahsız terör örgütünün özellikle İstanbul ilinde yoğun faaliyetlerde bulunduğu, ülke genelinde maiyet adı altında 350 kişiden oluşan bir gruplarının olduğu bunun altında ana mütevelli heyet, bunun altında da mütevelli heyet olduğu tüm oluşumların başında baş imam olarak Fethullah Gülen’in bulunduğu,

İçlerinde,

Bölge İmamı (Serrehber Talebe sorumlusu)
Esnaf İmamı
Mıntıka İmamı
Küçük Esnaf İmamı, olarak yapılandığı

Ayrıca Yüksek İstişare Konseyi (ayda bir toplanır), Bölge İstişare (ayda bir toplanır) konseylerinin oluşturulduğu, Bölge İstişare konseyinin maltında bölge sorumluları, semt sorumluları (15 günde toplanır), ev sorumluları (ayda bir toplanır) oluşturulduğu, İstanbul ili imamı A. K olduğu, 4 bölgeye ayrılan İstanbul’da,

1- Suriçi Bölge imamı C. K… ,
2- Şirinevler Bölge İmamı A., S., O. T
3- Gaziosmanpaşa, Esenler, Bayrampaşa bölge imamını
4- Anadolu yakası bölge imamı H. B…(aynı zamanda il imam yardımcısı) oldukları H. B…’nun yardımcılığını F. Ö ‘nın yaptığı, şahsın Kartal,
Maltepe, Altunizade F… dershanesinde derslere girdiği, bu hiyerarşik yapılanmada finansal sorumlunun İ. K… olduğu bu gruba bağlı müesseselerin olduğu…

Anılan grubun, İstanbul merkezli olmak üzere esnaf, mıntıka, küçük esnaf, askerler, polisler, diğer kamu görevlileri imamlanyla üyelerinden her ay belirli miktarda para topladıkları, bu paraların bölge imamı vasıtasıyla finans sorumlularına iletildiği, paraların özellikle istihbarat şubesinde görevli mensuplarınca resmi arabalarla nakledildiği para vermeyen ya da gruptan ayrılmak isteyenlerin mensuplarının gerek özel yaşamları ile ilgili oluşturulan arşiv sayesinde şantaj yapmak suretiyle korkutularak, gerekse tehdit yoluyla sindirilerek grupta kalmalarının veya para vermelerin sağlandığı, özellikle İstihbarat Dairesi Başkanlığı ve önemli illerin İstihbarat Şube Müdürlükleri ile Narkotik, Mali ve Organize Şuçlar’la Mücadele Şube müdürlükleri teknik takip birimlerini ellerine geçirdikleri, bu yolla düşman addettikleri kişiler hakkında arşiv çalışması9e yaparak bunu muhtemelen gazetesi arşivinde sakladıkları, grubun asıl amacının başlangıçta silahsız mensupları vasıtasıyla T.C. devletinin üç temel gücü olan yasama, yargı ve yürütme erklerine gizlice sızmak ve devlet rejimini değiştirerek dini esaslara dayalı Said-i Nursi düşünceleri temelinde bir Kürt-İslam devleti kurmak olduğu yönünde ciddi istihbari bilgiler alınmıştır."

Saçan, bazı teknik detaylar ve isimler dışında Fethullah Gülen Cemaati hakkında oldukça genel değerlendirmeler yaparak savcılıktan soruşturma izni istedi.

İstanbul DGM Başsavcısı Aykut Engin Cengiz 23.07.2001 tarihinde soruşturma izni vererek, Bekir Raif Aldemir’i Savcı olarak görevlendirdi.

Ancak Gülen Cemaati hakkındaki operasyonda aşama kaydetmek mümkün değildi. Saçan’a göre bunun sebebi de Emniyet içindeki "Fethullahçı polisler"di.

10 Temmuz 2002 tarihinde İstanbul DGM Başsavcısı Cengiz’e bir yazı gönderen Saçan, Fethullah Gülen ve grubuna yönelik operasyonda ilerleme sağlanmadığını bildiriyordu.

Saçan, soruşturmanın başka bir birime verilmesini talep ettiği yazısında şunları söylüyordu:

"Çalışma izni alındığı 23.07.2001 tarihinden itibaren birkaç defa ilgili grubun izlenmesi için takip ve tarassut faaliyeti icra edilmeye çalışılmış ve inanılmaz baskı ve engellemelerle karşılaşılmıştır. Örneğin A. K…’nin ikameti tespit edilmeye çalışılmış, ancak bunun duyulması üzerine bizzat tarafıma konunun ne olduğunun öğrenilmesi için ilin en üst düzey yöneticilerinden baskı uygulanmıştır (O tarihte İstanbul Valisi Erol Çakır’dı). Fethullah Gülen grubunun Emniyet içindeki etkinliği, özellikle İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Daire Başkanlığının teknik takip birimlerinde odaklanmaktadır. Bu nedenle ilgili birimlerden habersiz dinleme ve izleme faaliyetlerinde bulunulmuş, ancak 30.10.2001 tarihli talimatnamenin bentlerine göre bu birimlerden habersiz, yargı kararı da olsa teknik takip ya da izleme faaliyederinin yapılması imkansız hale getirilmiştir. Bu talimatnamenin de esasen bu grubun girişimleriyle çıkartıldığı kanaati tarafımızda mevcuttur. Yine yapılan idari düzenlemelerle İstanbul ilinde alınan dinleme kararlarının İstihbarat ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığınca dinlenmesi olanağı sağlanmıştır.

Yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı Şube Müdürlüğümüzce verilen görevin bugüne kadar yerine getirilmesinin olanaksız olduğu kanaati hasıl olmuştur. Bu nedenle ilgili çalışmanın yerine getirilmesi için teknik takip ve tarassut faaliyetlerinde bulunmak üzere uygun göreceğiniz

Emniyet dışı birimlere talimat verilmesi ve operasyonun bu birimlerin desteğinde Şube Müdürlüğümüzce yapılması için gerekli görüş ve talimatlarınızı arz ederim."

Adil Serdar Saçan, "Fethullahçı Polisler"in Emniyet içindeki yapılanmasının Fethullah Gülen ve grubuna yönelik operasyonu engellediklerini 2002 yılı Temmuz ayında bu ifadelerle açık şekilde dile getirmişti.

Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz bir televizyon kanalındaki açıklamasında Emniyet içindeki örgüdenmeye işaret ediyor ve şöyle diyordu:

"Emniyet içindeki grupların içinde farklı hizipleşmelerin olduğunu görüyorum. Bizzat Emniyet kaynaklı bilgiler geliyor ki, Emniyet içinde filan tipi yapılanmalar oluyor. İstihbarat diyorlar, tamamen F-tipi."

Cumhuriyet gazetesine yaptığı açıklamada ise Mesut Yılmaz, "O dönem MİT içerisindeki yasadışı yapılanma bugün Emniyet’te bulunmaktadır. Emniyet’te yalnızca Hükümet’e değil, Fethullah’a da çalışan bir yapılanma var" diyecekti.

EMNİYETTE "FETHULLAHÇI POLİS’ TEN "F TİPİ YAPILANMA" İDDİASINA

"Emniyet’teki Fethullahçı" olşumu, 2006 yılına gelindiğinde, "Emniyet’te F Tipi yapılanma" şeklini alacaktı. Bu yeni tanım, Fethullah Gülen Cemaati ile polis ilişkisi konusunda son zamanların en tartışmalı belgelerinden birinin açıklamasıyla şekillendi… İddiaya göre Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Necati Altıntaş ile Personel Dairesi Başkanı İbrahim Selvi, Şube Müdürleri Mevlüt Demir ve Mehmet Akdeniz bir liste hazırlamışlardı. Altuntaş’ın arkadaşlarıyla "EGM’deki F Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları" başlığını taşıyan listeden 10 suret fotokopi çektirildiği, savcılık dahil bazı makamlara bunların üst yazıyla gönderildiğini öne sürüldü.
Bu listeyle ilgili hukuki süreç oldukça karışık.

Hatta bu listeyle ilgili ilk haberi yazan gazeteci Saygı Öztürk ile listeyi hazırlayan Emniyet müdürleri hakkında soruşturmalar açıldı. İşin ilginci dava açanlar arasında, listeyi hazırladığı iddia edilen kişiler de vardı. Listede adları bulunanlar da başkaları hakkında şikâyetçi oldu.

Tüm bunlara rağmen, Ergenekon davasının savcıları hazırladıkları iddianamede, bu listeye yer verdi. Liste hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyette bulunan İşçi Partisi avukatı ve Ergenekon davası sanığı Nusret Sanem’e gözaltındayken konuyla ilgili sorular soruldu.

Sanem’in verdiği yanıtlar da iddianamede şöyle yer aldı:

"29 Ocak 2008 tarihinde Ankara C. Başsavcılığına Emniyetteki F Tipi örgütlenmeyi anlatan 4 sayfalık 57 kişilik bir listeyle şikâyetçi oldum. Bu belge gazeteci bir arkadaşım tarafından verildi. Ben de savcılığa verdim ve 2008/16541 sayılı soruşturma numarasına kaydedildi. Ancak husumet olmasın diye dilekçeme isimleri yazmadım ama, ekli belgeyi sundum. Bu belge, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Necati ALTINTAŞ tarafından9 hazırlandı. Saygı Öztürk de bunu bizzat Tempo dergisinde yazdı."

Emniyet’teki F Tipi yapılanma listesiyle ilgili en kuvvetli itiraz, listedeki bir polis tarafından yapıldı. Onun dışında adı geçen 57 Emniyet görevlisinden basına yansıyan herhangi bir tepki olmadı.

Listede adı geçen Ö.Z.’nin avukatının suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Savcılığı listeyi hazırladığı iddia edilenler hakkında ön inceleme yapılmasını istedi. Dilekçede listede yer alan el yazılarına ilişkin bilirkişi raporuna da yer verildi. Rapora göre, listede yer alan el yazıları Mevlüt Demir tarafından kaleme alınmıştı. Bilirkişi, listeye el yazısı ile eklenen "Bozkurt ve Karagöz" yazılarının ise Personel Daire Başkanı İbrahin Selvi tarafından kaleme alındığını rapor etti.

Savcı kanalıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderilen yazıda, Emniyet’te 57 personel hakkında liste hazırladığı öne sürülen polis müdürleri hakkında ciddi ithamlarda bulunuldu. Yazıda, polis müdürlerinin sahte belge düzenleyip iftira attıkları, hakarette bulundukları iddiaları sıralandı.

Bu başvuru üzerine Savcı Mehmet Cihan Kısa, adı geçen dört polis müdürünü yargılamak için İçişleri Bakanlığından izin istedi. Bakanlık da, eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Necati Altıntaş, Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi, Emniyet Müdürleri Mevlüt Demir ile Mehmet Akdeniz hakkındaki iddiaların soruşturulması için müfettiş görevlendirdi. Listede parafı olduğu iddia edilen Mehmet Akdeniz, konunun basına yansıması üzerine avukatı aracığıyla yaptığı yazılı açıklamada, İşçi Partisi’nin yaptığı başvuru üzerine Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın 31.01.2008 tarih ve 2008/10913 sayılı kararı ile iddiaların asılsız olduğu gerekçesiyle İŞLEME KONULMAMASINA karar verildiğine dikkat çekti. Akdeniz, "Olmayan bir işlemin bir belgesi de olmaz" diyerek listenin yok sayılması gerektiğini belirtmesine rağmen, Ergenekon savcıları listeyi Ergenekon davasının ekleri arasına koymayı tercih etti.

Evrensel hukuk ve Anayasa’nın teminat altına aldığı basın özgürlüğünün gerekleri doğrultusunda, bu tartışmalı listeyi kitaba almaktaki temel amacımız, bu belgenin Ergenekon davası dosyasının ekleri arasına konulmuş olmasına dayanıyor.

Söz konusu belgenin altında, listeyi bir "Bilgi Notu"yla Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderen Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Dr. Necati Altıntaş’ın imzası vardı.

Diğer bir ifadeyle "Emniyette F Tipi Yapılanma" tanımlamasını ilk kez kullanan kişi yine Emniyet içindeki önemli bir isim olan Necati Altıntaş’tı.

Ergenekon davasında yargılanan sanıkların arşivlerinde ele geçirilen ve davanın ekleri arasında yer bulan belge, şu ifadelerle başlıyordu:

"Sayın Savcım,

Geçen hafta yetkili arkadaşlarla bir araya gelerek değerlendirdiğimiz Emniyet’teki F Tipi yapılanmanın etkin isimlerini gönderiyorum.

Malumunuz İstihbarat tamamen Fethullahçıların kontrolünde olduğundan sizden ricam listeyi ilgili kurumlara gizli olarak iletmeniz. Bu bilgi notunu ise okunduktan sonra imha etmenizi istirham ediyorum.

Saygılarımla
Necati Altıntaş

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı 1. Sınıf Emniyet Müdürü"

Ek olarak gönderilen liste "EGM’deki F Tipi örgütlenmenin ETKİN elemanları" başlığını taşıyordu.

Listenin ilk kısmı İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na ayrılmış, 16 önemli isim içinde ilk sırada İstihbarat Dairesi Başkanı R. A.’in adı yer almıştı. Bilgi notunda İstihbarat Dairesi’nin yüzde 90 oranında F Tipi yapılanmanın kontrolü altında bulunduğu iddia ediliyordu. Bu bölümdeki isimler arasında, halen İstanbul İstihbarat Şubesi Müdürü olan isim de vardı.

Her iki ismin de ne ölçüde F Tipi yapılanma içinde yer aldıkları bilinmez. İddia iftira da olabilir. Ancak, bu arada R. A. ve Y.’in Dink cinayetiyle ilgili araştırmalarda yer aldığını bu vesileyle vurgulamakta yarar var.

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun hazırladığı Dink cinayetiyle ilgili araştırma raporunda, A. ve Y. hakkında "görevi ihmalden" inceleme yapılması talep edilmişti.

Hakkındaki görevi ihmalden inceleme yapılması istemi, A.’in Trabzon Emniyet Müdürü olduğu dönemde ve halen bulunduğu İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevi sırasında, Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili tüm süreçleri bilmesine rağmen görevini yerine getirmediği iddialarına dayanıyor.

Dink öldürüldüğünde İstihbarat Dairesi Başkanlığı C Şube Müdürü olan İstanbul İstihbarat Şube Müdürü A. F. Y. hakkındaki suçlama ise, Hrant Dink’in öldürüleceğinin bildirilmesine rağmen, C Şube Müdürü olarak, Koruma Dairesi Başkanlığı ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne uyarı yazısı göndermemiş olmasına dayandırılıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık Teftiş Kurulu başmüfettişlerinin tespitlerini yerinde görmüş, kısa süre önce A. ve Y. hakkında
mülkiye müfettişlerinin inceleme yapmasının yolunu açmıştı.

Bu kısa bilgiyi verdikten sonra şimdi gelelim listenin içeriğine:

7….7 2006
(MUTLAKA İMHA EDİNİZ) BİLGİ NOTU

Sayın Savcım,

Geçen hafta yetkili arkadaşlarla bir araya gelerek değerlendirdiğimiz Emniyetteki F tipi yapılanmanın etkin isimlerini gönderiyorum. Malumunuz İstihbarat tamamen Fettullahçıların kontrolünde olduğundan sizden ricam listeyi ilgili kurumlara gizli olarak iletmeniz. Bu bilgi notunu ise okuduktan sonra imha etmenizi istirham ediyorum. 1C Saygılarımla. Dr. Necati Altıntaş Emniyet Genel Müdür Yardımcısı 1. Sınıf Emniyet Müdürü

EKİ:

Daktilo İle Yazılı 4 Sayfa Liste
M. A. İ. S.

Tipi:

İstihbarat Dairesi:

1- R. A. Daire Eski Başkanı
2- A. F. Dai.Bşk.Yrd.
3- R. G. Değerlendirme Şb.Md.
4- S. A. Eğitim Şb.Md.
5- S. D. Organize Şb.Md.
6 -İ. D. Teknik Şb.Md.
7- C. Ç. Personel Şb.Md.
8- F. S. A Şb.Md.
9- N. Y. B Şb.Md.
10- A. F. Y. C Şb.Md.
11- Y. Y. Tekop Şb.Md.
12- B. A. İd.Mali İş.Şb.Md.
13- H. Ç. Bilgi İşi.Şb.Md.
14- M. D. Ankara İst.Şb.Md.
15- A. İ. G. İstanbul Şb.Md.
16- H. A. O. İzmir İst Şb.Md.

Teşkilatın ve ulusal istihbaratın en etkin elemanları ve cemaatin gözbebeği konumundadırlar. Not: İstihbarat Dairesi’nin yaklaşık %90’ı bu grubun kontrolündedir.

Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi:

1- A. P. Daire Başkanı
2- Ö. A. Başk.Yrd (İzmir Buca Müdürü idi, buradan geldi.)
3- C. B. Tadoc Md.
4- O. B. Mali Şb.Md.
5- Ö. T. Yük.Tek.Şb.Md.
6- H. B. Araşürma Şb.Md.
7- M. A. K. Organize Md.
8- M. Ç. Narkotik Şb.Md.Yrd.
(Başbakanlık Güvenlik İşleri Bşk.V.) (M. Ç.’ın kardeşidir.)
9- N. U. İns.Kay.Md.
10- M. Bey Tadoc Şb.Md.Yrd.

Terör Dairesi:

1- C. K. Başk.Yrd. (En etkinlerindendir.)
2- Z. B. Arge Md.
3- S. A. E. Şb.Md.Genel Kurmay

Bşklığı,Ter.Müc.Mük.Merkezinde

Güvenlik Dairesi:

1. A. Z. G.-Bşk.Yrd.

2. M. Ç.-Başkomiser: Cemaatin tüm işleri ile aktif sorumlusu baş koordinatör durumundadır. Atama işleri, komplo faaliyetleri, Müsteşar Ş. H. ile cemaatin koordinesi, gerektiği zaman genel müdür yardımcıları da dahil olmak üzere talimatlandırmalar. Her kademedeki atama, karalama faaliyetleri, emniyet temsilcisi olarak Genel Kurmay. de görevli ve cemaatin has elemanı olan Şube Müdürü S. A. E. ile gerekli koordinasyon (Gen.Kur.önündeki zarf verme konusu ile ilgili iki kurum arasındaki bilgi sızdırma ve koordinasyon faaliyetleri).

Vali, kaymakam, emniyet müdürü temasları ile ilgili gerekli istihdam araştırmaları. (Çünkü istihbarat dairesi tamamen bu kişi emrinde görevli.)

Önemli not: İstihbarat Daire Başkanlığı’na R.A. getirildi. Bu kişi uluorta, "Emniyet tamamen ele geçirildi, diğer taraflar da kolay" çığlıkları atmıştır.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün son mülkiye teftişinde Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanı’na Müsteşar Bey’in (Sn.H….) talimatıyla gitmiş ve daha teftişten önce daire başkanları hakkında artı, eksi nötr şekilde yaptığı not dağılımını K.A. Bey’e elden vermiş ve ona göre daire başkanları notunu almıştır. H. Bey’in özel müdürü, danışmanı Ö …. Müsteşar Bey ve danışmanı A. Bey, bakanlıktaki bu kişinin öncelikle temas ettiği cemaatın elemanlarıdır. Kendisi Diyarbakırlı ailenin henüz evlenmemiş bir ferdidir ve bu yönü ile Fethullah Gülen hocanın "sünnetini işleyen bir hizmetkar görünümündedir. Aynı kişi ….Amerika ve diğer ülkelere gönderilecek mastır ve doktora öğrencisi…. Cemaat mensuplarını bu konulara bakan dış ilişkiler başkanı R.T. ile koordineli olarak yürütmektedir. Cemaatin içinde ön hazır … ve özel sınavlar bu kişice yapılmakta, sonra da emir R. G. tarafından hayata geçirilmektedir. Bu kişi dil bilmediği halde birçok kez yurtdışına gitmiştir. En son yaklaşık bir ay kadar önce cemaatin Amerika’da organize ettiği ve Emniyet Gelen Müdürü’nün saf dışı edilerek heyet başkanı olarak R.G.’in T.C. Polisi’nin baş temsilcisi ve de 2007 Mayısında Türk Polisinin Genel Müdürü olarak lanse edilerek konferansa katılmış ve orada bu konferansı organize eden mastır ve doktora öğrencilerini talimatlandırmıştır. Ayrıca bu konferansa katılanlar önceleri 60 kişi iken birtakım atraksiyonlarla sadece çekirdek
Gidebilmesi için 30 civarında bir sayıya çekilmiştir.

Bu kişi Danıştay saldırısı sonrası dezenformasyon faaliyetlerinde. . . . Atabeylerde, zarf verme işlerinde, aradaki gizli yazışmaların tek . . . aktif olarak organizatörlük görevini cemaat adına yürütmüştür.

3. Ö.Z. -Başkomiser, M. Ç.’in yardımcısı konumundadır.

4. M. B.-Emniyet Amiri (2 yıldan fazla Başbakan Erdoğan’ın koruma amirliğini yapmıştır).

Dış İlişkiler Dairesi:

1. R. G.-Daire Başkanı: Cemaatin en etkin üyelerindendir. 1 Yılından bugüne biri kısa süreli olmak üzere dört kez bu dairenin Başkanlığı’nda bulunmuş ve halen aynı görevi yürütmektedir. Özellikle son dört beş dönemdir Amerika’ya gönderilen mastır ve doktora öğrencilerini bizzat cemaat üyelerinden seçerek büyük bir katılım yaptığını ve ileride Türkiye’yi yönetecek ve Amerika ile direkt ilişki içinde olabilecek . . . elit bir "hizmet ekibi" oluşturduğunu, bunlar kanalıyla Türkiye’nin kurtuluş reçetesinin hayata geçirileceğini ifade etmektedir.

Bu mastır ve doktora grubu içinde kendi kızı ve damadı da bulun . . . Müsteşar H.’un en önemli bilgi paylaştığı kişilerden biridir ve. . . . müsteşar bey asaleten atanmadan önce, müsteşar ve eşini alarak Amerika’daki ilgili mihrak ve odaklarla temasını sağlamış ve en önemlisi de. . . . müsteşar beyin Fethullah Hoca’nın elini öptürerek yerini sağlama almasını sağlamıştır ve şu sıralar samimi ortamlarda bu durumu anlatıp müste …. Aynı şekilde karşılık vermediğinden yani vekaleten de olsa emniyet genel müdürlüğü yardımcılığına getirilmesinde risk almadığını vurgulamaktadır!A

Zira …. Daha önce atama işlemi köşkten onay alamamıştır. Diğer yandan şu an hukuk müşaviri O. K. (aynca genel müdür yardımcısı ), polis koleji müdürü A. K., kom … daire başkanı A. P., eğitim daire başkanı M. Ç., ve polis akademisi başkanı V. Ç., bizzat R. G.’in müsteşar beyle organize ederek getirttikleri cemaat üyeleridir.

Diğer yandan, yine cemaatin Amerika’daki öğrenci üyelerince Amerika … yetkililerle işbirliği ve koordinasyonla gerçekleştirdikleri sıradan Bir toplantıya katılım hazırlıkları 13 Ekim tarihlerinde Boston . . . yapılarak bir önceki konferansa genel müdüre attıkları kazığı telafi etme gayrederi içindedir.

Bir başka husus da bu yıl doğu görevinden müdür rütbesinde hiç kimse … genel müdürlük kadrosuna atanması yaptırılmamış ve bu konuda hedef sn genel müdür gösterilmiştir. Asıl hedef aralık ayında genel müdür görevi biteceğinden gelecek yeni genel müdüre geçen yıl en eski genel. . . . hiçbir müdürü genel müdürlük kadrosuna almadı. Hizmederin yürütülmesinde sıkıntılar var deyip cemaat üyesi olmayan müdürler taşraya sürülüp Kendi yandaşlarını tamamen merkez kadrosuna atayarak genel müdürlükte … "tulum çıkarmak". Bu düşüncenin baş mimarı R. G., çünkü kendisini bir önceki Amerika ziyaretinde Amerikalılara 2007 Mayıs ayında Sonra Türk polisinin yeni genel müdürü olarak lanse etmişlerdir.

Diğer yandan R. G. Amerika ile olan ilişkileri yeterli görmem Amerika’da doktora öğrencisi dördüncü sınıf şube müdürü M. Ö. başkanlığındaki cemaat mensubu elemanlarla, ocak yılının 11-13 2007 tarihinde Harvard Üniversitesi ile adalet bakanlığından yetkililerin de katılımıyla "yeni ceza kanununun etkileri" konulu bir faaliyeti devletin kasasından yerine getirip Amerikalılara, "bakın biz Türkiye’de … kadar güçlü ve etkiliyiz, güç bizde" mesajını cemaat olarak vermek İstemektedirler.

Yine R. G. ve meşkur üyelerce, geçen yıl İstanbul’da yapılan ve … cemaatin "askerler terörle mücadelenin uluslararası boyutlarını da bizden, yani cemaatten öğrenecek" tarzındaki çevreye karşı caka satmalarının bir ikinci faaliyeti olarak, 9-11 Haziran 2007’de yine yaklaşık 2000 kişinin katılımıyla (uluslararası düzeyde) yeni bir toplantının hazırlığını yapmaktadırlar. Bu faaliyette de yine R. G.’in sağ kolu olan aynı dairede çalışan Bşk. Yrd. M. A., Şb. Md. Hat İ. K., Şb. Md. B. U. (bu iki şube müdürü, G.’in kızı … Makedonya’da Agit’te görevli iken yabancı dili yetersiz olduğu için R. B.’in kızının yerine tüm orada görev yaptığı dönem içinde derslere girmiş ve bu hizmetlerinin karşılığı olarak da dış ilişkile?c dairesinde görev aldırttırmışlardır. Tabi ki bunlar da cemaatin has evlatlarıdır. Tabi ki bu kızımız şimdi Amerika’da nişanlısıyla birlikte Amerika’da mastır ve doktora yapmak üzere baba kontenjanından hak etmediği halde gönderilmiştir). Yine aynı ekibin vazgeçilmez üyesi bilgi işlem dairesinde yıllarca hiç doğu görevi yapmadan cemaatin himayesi R. G.’in kanatları altında olan şube müdürü rütbesini hak etmiş, fakat doğu görevine gitmediği için halen emniyet amiri olan A. D., kadrosu dış ilişkiler dairesinde olan, fakat cemaatin Avrupa Birliği genel sekreterliğindeki gözü kulağı olan emniyet amiri R. K., şu an belli bir dönem Azerbaycan Agit’te görevli olan şube müdürü M. E., Haziran 2007’de yapılacak "demokrasi ve küresel güvenlik" konulu cemaatin uluslararası faaliyetlerini gerçekleştirmek hazırlığındadır.

2. M. A., Başkan Yardımcısı
3
4. B. U., Şube Müdürü ( )

Polis Akademisi:

1. V. Ç., akademi başkanı, (cemaate sonradan dahil olanlardan, R. G.’le müsteşar beyin cemaatin yönlendirmesi ile yaptırdıkları atamayla bu göreve geldi).
2. O. Z., Başkan Yardımcısı
3. A. O. E., Şube Müdürü
4. Dr. S. Ö., Başkomiser, (cemaatin akademideki en etkin elemanlarındandır. Özellikle tüm yurtdışı faaliyetlerinde vardır).

5. Doç. Dr. Ö. A., Cemaatin özellikle medyatik konularında uzman olarak lanse ettiği biridir ve çok faaldir. Babası Fethullah Gülen’in en has adamlarından olup eski Milli Eğitim Müdürü’dür. Küçük kardeşi… Bakam’nın danışmanlığını yapmaktadır. Bakanlık üzerinden gelen cemaat mensuplarının işi danışman Ö. A. tarafından takip edilmektedir.

6. Doç. Dr. İ. C.
7. Doç. Dr. E.
8. Kısaca bu üç doçentin tüm dönem arkadaşları. (Akademide görevli).

Personel Dairesi:

1. M. B., Başkan Yardımcısı. Tüm atamalar fiili olarak emniyetin . . . konumundaki başkomiser …. ile koordine olarak yapılır.
2. O. Ş., Şube Müdürü.
3. Başkomiser E. Bey. M. Ç.’in bu dairedeki özel sırdaşı ve cemaatin etkin gücü konumundadır. Atamalarda M. B.’tan önce cemaatin işlerini hazırlayan bir konuma sahiptir.

Kriminal Dairesi:

1. M. A., Başkan Yardımcısı. Etkin bir konuma sahiptir ve istişare heyetindedir.
2. O. K., Şube Müdürü. Bir dönem baş imamlık yapmıştır.

Asayiş Dairesi:

1. Başkan Yardımcısı, M. Bey
2. Özel Güvenlik Şube Müdürü, H. Bey
3. Toplum destekli polis faaliyetleri yürüten Şube Müdürü Ö. Z.
4. N. Ö., Şube Müdürü, parmak izi biriminden sorumlu. Eğitim Dairesi:

1. M. Ç., Daire Başkanı
2. Şube Müdürü M. Bey
3. Başkan Yardımcısı A. Bey

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI : ANKARA ESKİ EMNİYET MÜDÜRÜ CEVDET SARAL’IN “CEMAAT RAPORU”


Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, bu yazının ardından yapılan araştırmaların sonucunu, 21 Nisan 1999 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’na göndermişti. Yazı oldukça ağır iddialar içeriyordu:

T.C.
ANKARA VALİLİĞİ
Emniyet Müdürlüğü
DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ
CUMHURİYET BAŞ SAVCILIĞINA
ANKARA

10.01.1999 tarihinde yayımlanan haftalık Aydınlık Dergisi’nin 599. sayısının 1. 4. ve 5. sahifelerinde "Haftanın Konusu" başlığı altında "Devlete Sunulan Rapor Fettullah Emniyeti Ele Geçirdi" başlığı ile verilen ve Emniyet Teşkilatının başta Personel Daire Başkanlığı olmak üzere eğitim ve öğretim birimlerindeki örgütlenmeleri kapsayan haber ve değerlendirmeler paralelinde Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Daire Başkanlığınca soruşturma açıldığı mezkûr kurum tarafından konuyla ilgili bilgi, belge ve doküman istenmesi üzerine müdürlüğümüzce başlatılan çalışmalarda;

Fettullah GÜLEN hareketinin veya tarikatının örgütsel yapı taşıyıp taşımadığını, tin mevcut anayasal nizamını yıkarak yerine şer-i esaslara dayalı bir sistem mayı amaçladığını anlamak için taraftarlarını etkilemede kullandığı yöntemin ideolojik tahlilinin yapılmasına gerek duyulmuştur.

Fettullah GÜLEN, alışılmış "Din Adamı" profilinden uzak, din adına farklı söylemleri bulunan kimi zaman "Sfenks" kadar sessiz. Kimi zaman Atatürk’ü övmeye gerek duyan, kimi zaman 8 yılık eğitime destek verecek kadar reformcu, rejim yandaşı ve aydın bir düşünür, kimi zaman da farklı dinlerin temsilcilerine dünya barışı adına çağrılar yapacak, hatta Papa ile fikir teatisinde bulunabilecek kadar da enternasyonal yanı güçlü biri olarak görüntüler vermektedir. Tarikat mensupları da baş imam Fettullah GÜLEN’den aldıkları fetvalar doğrultusundaki davranışları ile kendi düşüncelerinin zıttı olanlara karşı "hile mubahtır" yöntemi ile tedbirler geliştirmektedirler.

Fettullah GÜLEN’in yeterli bir din eğitimine ve bilgisine sahip olduğu kuşkuludur. Ama, dini bütünüyle bilmeyen fakat itikatlı olduklarına inanan insanları etkileyebilecek noktayı iyi keşfetmiş, üstün bir zekâ sahibi olduğu söylemleri de gündemdedir. Alim olmayı gerektirmeyen dini hikayeleri, ızdırap yüklü ses tonu eşliğinde, sohbetlerinde gözyaşı suyu ile kişilerin manevi alanlarına nüfuz edecek şekilde anlatan ve kişileri istediği yöne sevk etmeyi başarması birçok entelektüel kesimin kendisinden etkilenmesini sağlamıştır.

Özellikle birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz ve 2000′ li yıllara girmek üzere olduğumuz şu günlerde Türkiye sathını mücadele alanı olarak değerlendiren ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak, parçalamak en hafifinden Cumhuriyet’inin temel niteliklerini değiştirme veya kendine göre yön verme ya da devlet içinde hâkim güç olma sevdasındaki bu gibi organize suç yapılanmalarını o günlerde olduğu gibi bu günlerde de etkileyip kullanmada ön planda tuttuğu hedef kitlenin başında, aktiviteleri heyecanları ve coşkuları ile gençlerimizin gelmesi son derece düşündürücüdür.

Gençlerimizin ülke menfaatleri ve değerleri acısından hangi noktalarda bulundukları, nihayi hedeflerinin ne olduğu tam olarak belirlenmiş olanlarla kamufle yeteneğine sahip bulunan çeşitli maskeler ve kamuoyu desteği ile yollarına devam etmekte olan ve üzerindeki "Giz" perdesi tam olarak kaldırılmamış masumane görüntülü kimi organizasyonların çekim alanlarına girmelerine mani olabilecek ölçülerde uyarmadığımız ve yeterli bilgilerle teçhiz edemediğimiz de bir başka gerçektir. Böyle olduğu içindir ki gençlerimizin halen bir takım kişi ya da legal masumane görünümlü gruplaşmanın etkinliğini arttırmada bu kişi veya örgüüerin hedefledikleri noktalara ulaşma ve bu yöndeki planlarını hayata geçirmeleri konusunda cazibe merkezi olmaya devam etmektedirler.

Gençlerimiz üzerinde oynanan bu oyunlardan da anlaşılacağı gibi devletin bazı önemli mevkileri ile birlikte teşkilatımız bünyesinde bulunan başta Polis Koleji ve Akademisi olmak üzere birçok eğitim kurumumuz adı geçen tarikatın ilgi alanına girmiş teşkiladanmaları adeta bir sistematiğe bağlanmış gibi devam etmektedir.

Fetullah GÜLEN cemaatinin devlet içerisindeki yapılanması alışılmış örgütlenme modelinin dışındadır. Tarikata göre makamlar öncelikli, kişiler ikinci plandadır. Bu nedenle kişiler makamlara tercih edilmekte ve gerekirse ya da herhangi bir nedenle güç durumda kalındığında kişiler feda edilerek yerlerine hazır tutulan kendilerinden olan kişilerin getirilmesi için yoğun çaba sarf edilmektedir. Mümkün olmaması halinde mevcut bürokrat ya da siyasetçilere hoş görünmek suretiyle kendi tabirleri ile "Kullanabildiği sürece ya da sana zarar vermeyecekse istifade et" taktiği ile yönetim kademelerini kontrol altında tutmaya çalışmaktadırlar.

"IŞIK TARİKATI" olarak adlandırdığımız Fettulah Gülen örgütlenmesinin yol göstericilik ve irşad edicilik şeklinde tanımlanan yapısının dışında; Fettullah Gülen’in kendi deyimi ile "Dava adamı ne muzafferiyetinde ne de mağlubiyetinde tavrını değiştirmez… Her yüce davada, yerinde sebat edip cepheye koruma bir yiğitlik nişanesidir" tarzındaki karakter telkini ile "İbni Erkanı (IŞIK) evlerinde yetiştirilmeden sabırla pişirip olgunlaştırmadan yapılacak her şey ham hayaldir" şeklinde mensuplarına ihtiat telkin eden, söylemleri gibi birçok beyanı ışığında "IŞIK TARİKATI’na" geçirilmiş örgütsel yapı ortaya çıkacaktır.

Marksist literatürde, genelde "Militan" olarak adlandırılan tiplerin yetiştirilmesindeki telkin ve inandırma yöntemleri ile Fettullah GÜLEN’in "IŞIK EVLERİ" ya da "IŞIK KIŞLALARI" diye tanımladığı ve "Bayrak yere düşmüştür oradan kaldırılmalıdır" şeklinde örtülü olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önceki döneme gönderme yaptığı ve büyük bir titizlikle gizlemeye çalıştığı hedefi için "Hizmet insanı gönül verdiği dava uğrunda kandan, irinden dar yolları geçip gitmeye azimli ve kararlı; varım hedefine ulaştığında da sahibine verecek kadar olgun ve yüce yaratıcıya edepli ve saygılı… muvaffakiyetinden ötürü alkışlayacağı kimseleri de putlaştırmayacak… " şeklindeki izahı hem mücadelenin tarzını anlatmaya, hem de lidere tabi olmak suretiyle ondan irşad ve emir beklemeyi telkin ettiği açıkça ortadadır.

Esasında yazının ekindeki rapordan da anlaşılacağı gibi Fettullah GÜLEN’in kitaplarında gerçek niyetini gizlemek için kullandığı bazı kelimelerin yerine, gerçekte onun niyetini ihtiva eden sözcükleri koyduğumuzda çok kullandığı, ancak ne olduğunu bir türlü izah etmediği8: "hedefinin gelecekte zümre hâkimiyetini hedefleyen teokratik bir rejim olduğu hemen anlaşılmamaktadır.

Şeriat yerine İslam, Cumhuriyet dönemi yerine talihsiz dönem veya karanlık ya da upuzun hicranlı dönem, militan yerine hizmet erleri ya da Işık Erleri veya Işık Süvarileri, laik kesimler yerine karşı cephe veya hasım cephe, Cumhuriyet dönemi yöneticileri yerine o kafalar, Atatürk dönemi ya da İsmet İNÖNÜ Dönemi yerine mabede giden yolların kapatıldığı zaman dilimi, şeriat düzeni yerine hedef, Atatürk yerine deccal şeklinde deyimler "hedefinin" ne olduğunu açıklamaya yeterlidir.

Militanlarına nasihaderde bulunurken ya da eleştirel boyutlara girdiği konularda adeta ölçüyü kaçırdığını fark etmişçesine İslami sürecin arkasına saklanarak Cahiliye Dönemi veya Müslümanlığın ilk dönemleri ile tanınmış İslam Alimleri ve onların içtihatlarından veyahut Haçlı zihniyetinden örnekler vermesi, gerçek niyeti saklama bakımından geçmiş dönemlere indirgediği düşüncelerini takiyye kuralı ile günümüze aktarmaktadır.

Fethullah GÜLEN, henüz evrim aşamasında olduklarını, daha devrim aşamasına geçemediklerini, eserlerinin satır aralarına sıkıştırıldığı düşüncelerinde ima etmektedir.

Şu anda yeteri kadar güçlü olmadıklarını ifade ettiği örgütsel seviyelerine Marksist anlatımlarla tanımlarsak stratejik savunma aşamasından stratejik denge aşamasına hızla yol aldıklarım, bunun içinde zaten "mevsimin ve ortamın müsait olduğunu eğer bir muhalif rüzgâr esmezse, arzulanan hedefe ulaşmakta güçlük çekilmeyeceğini" belirtirken endişesini de açıklamaktan çekinmediği, ekli raporun muhtelif bölümlerinde görülecektir.

Zira, Fetullah GÜLEN için kuvvet dengesi çok önemlidir. Ona göre "aksiyoner olmayan" Müslüman görevini yapmamaktadır. Yani, atadan dededen öğrenilen Müslümanlık, sadece teoride kalmakta ve "karşı cephe"nin "karanlık emellerine" hizmet etmektedir. Bunun için de Mutlaka Müslümanların kuvvetle dengesini kurmaları ve harekete geçmeleri gerekmektedir" derken oluşturduğu cepheye uyarmakta ve bir anlamda dinsel bölücülüğü nedeştirmektedir.

Fettullah GÜLEN’in genel olarak askerin terminolojisinde kullanılan kışla, süvari, er, cephe, ordu, mevzi, kuvvet, nefes, asker gibi kelimeleri kitaplarında özenle seçerek sıkça kullanması dikkat çekicidir.

Tarikat liderinin 1950’li yıllara atıfta bulunarak Said-i Nursi’yi "karşı cepheye aksiyoner tavır almamak" gerekçesiyle üstü kapalı eleştirerek "…50’li yıllardan bu yana tam 40-45 yıl geçmiştir. O dönemde, 10 yaşında olanlar şayet mevsimi geldiğinde üniversite okusalardı şimdi zirvelerde ya da zirveleri zorlayan konumlarda olacaklardı. 20 yaşında olanlar 60-65 yaşında olacaklardı ki bu da onların başbakanlar, reis-i cumhurlar seviyesinde en olgun dönemlerini yaşıyor olmaları demektir… " ifadesi ile devleti diğer önemde mevkileri ile en üst düzeyde ele geçirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

"…Bir yandan hasım cepheyi mükemmel işleyen haber alma teşkilatıyla içinden tanırken, öte yandan da hasım cephenin faaliyetleri kendi içimizde sürdürmesine müsaade edilmemeli… " tarzındaki mantalitesi ile de emniyet ve istihbarat birimlerini ele geçirme teşebbüsündeki niyeti açıkça ortaya çıkmaktadır.

Yazının ekinde pasajlar şeklinde alınan ve konunun bütününden kopmayan düşüncesi ile … anlatıları okunduğunda Fetullah GÜLEN’in nelere özlem duyduğu net olarak anlaşılacaktır.

Fettulah GÜLEN değişik kitaplarında geçen IŞIK EVLERİ ya da IŞIK KIŞLALARI veya IŞIK SÜVARİLERİ, IŞIK ERLERİ gibi tabirleri sık sık kullanarak "bir örgütsel yapılanma" içerisinde olduğu teşhisine kuvvet kazandırmaktadır. Örgütsel yapının ekli raporda da görüleceği gibi genel hatları bizzat Fettulah GÜLEN tarafından çizilmiştir.

IŞIK TARİKATI’NDAN koparak bir televizyonun "Ceviz Kabuğu" adlı programında kamuoyuna yönelik itiraflarda bulunan ancak, hakkında şu ana kadar herhangi bir işlem yapılmayan Eyüp KAYAR isimli şahsın FETTULAHÇILIK (IŞIK TARİKATI) örgütlenmesi ile ilgili yaptığı açıklamalar genel hatları şu ana kadar inceleme ve araştırmaları teyit eder beyanlar olması bakımından büyük önem taşımaktadır.

Eyüp KAYAR’ın beyanlan özetlendiğinde "Işık Evleri" cemaat mensuplarının yaşadığı evler, hücre evleri mahiyetinde, Fetullah GÜLEN’e göre kapıları kilit vurulmuş zaviyelerin, kışlaların, tekkelerin görevini yapan evlerdir. Bu evlere giriş ve çıkışlar mümkün olduğunca gizlilik içinde yapılır.

Işık Evleri’nden sorumlu bir ev imamı vardı. Bu imamlar 6 ayda veya yılda bir değişir. Evin maddi girdisi ve çıktısıyla ilgilenir yukandaki imamlara rapor verir, bu evlerde genelde 4-5 kişi yaşar umumiyetle kiralanır. Evlerde insanlara yaklaşım tarzları özellikle öğretilir, Fettulah GÜLEN’ in sesli ve görüntülü kasederi izlenir; lise ve üniversite öğrencileri kalır.

Cemaat üç saç ayağı üzerine kurulmuştur. Işık Evleri, ağabeyler ve talebeler. Bu evlerde belirli bir sure kalan örgencilerin beklenen düzeye geldiği anlaşılınca cemaate adam kazandırması istenir.

Yeni ilişki kurulan örgenciler ders çalışma bahanesi ile evlere davet edilir, örğencilere dersleri konusunda yardımcı olunur. Zamanla bu öğrenciler sesli ve görüntülü kasetler izletilir ve Fettullah GÜLEN’in kitapları okunur.

Cemaat mensuplarına kendilerinin beklenen nesil, beklenen cemaat Türkiye’yi kurtaracak cemaat, Peygamber’in hadisi ile övülmüş cemaat olduğu vurgulanmaktadır.

Bu cemaat ikinci ilklerdir. Birinci ilkler Peygamberimiz ve arkadaşları, ikinci ilkler de bu cemaat mensuplarıdır.

Cemaat 1992 yılından sonra çok hızlı gelişmeye başladı. Cemaat "Söyleyemiyorsan söylet" taktiği çerçevesinde cemaat liderine herkes hüsnü kabul göstermeye, hoşgörü ile bakmaya başladı.

Bayrak yere düşmüştür, ayaklar altına alınmıştır. Tekrar bu bayrağın yerden kaldırılması, ellere alınması, omuzlarda taşınması, uzaya götürülmesi meselesi bu cemaat yapacaktır.

Fettullah GÜLEN ve cemaati hiçbir lakabı kabul etmezler. Her zaman radikal İslam’dan farklı olduklarını vurgularlar. "Biz farklıyız, radikal İslamcılardan farklıyız, bize hoşgörü ile davranmazsanız radikal İslam güçlenir."

Cemaatin en güçlü olduğu eğitim öğretim kurumları, Işık Evleri, yurtlar, kolejler, finans kurumları… holdingler, talebeler, mesleki örgütlenme şeklinde de doktorlar, öğretmenler, polisler gibi.

Siyaset alanında da örgütlenme vardır fakat bu sempatizan bazındadır. Basın yayın alanında cemaat çok güçlüdür. Zaman, Sızıntı, Yeni Ümit, Ekoloj, Aksiyon, STV, Burç FM gibi örgütlenmeler vardır. Ayrıca prodüksiyon şirketleri vardır.

Kadın kolları örgütlenmesi vardır. Kadın cemaat mensuplarına "Şakirde", erkek cemaat mensupların "Şakird" denir.

Alınan kararlara mutlak uyulma zorunluluğu vardır. Uymayanlara fırça atılır, şefkat tokatı ile tehdit edilir, cemaatten uzaklaştırılır.

Cemaatin Finans Kaynakları

Cemaat mensuplarından alınan aidatlar, iş adamlarından, esnaftan, cemaate yakın kişilerden toplanan paralar ve diğer ticari kuruluşlardan elde edilen gelirler oluşturulduğu.

Cemaatin Hiyerarşik Yapısı

1- İstişare grubu: (7) kişiden oluşur başkanlığını Fettullah GÜLEN yapar
2- Dünya İmamı: İstişare grubundan biridir. Görevi dünyadaki bölge ve ülke imamlarım atamak, istişare sonucu alman kararları uygulamaktadır.
3- Coğrafi Bölge İmamı: Bir dünya coğrafi bölgesinden sorumlu olan kişidir (Orta Asya İmamı, Doğu Pasifik İmamı gibi.)
4- Ülke İmamı: Bir ülkenin tamamından sorumlu olan kişidir. (İngiltere, Fransa, Türkiye gibi.)
5- Bölge İmamı: Bir coğrafi bölgeden sorumlu kişidir.(Marmara bölgesi, Ege bölgesi, Karadeniz bölgesi gibi)
6- İl İmamı: Bir ilin tamamından sorumlu kişidir.
7- İlçe İmamı: İlçenin tamamından sorumlu olan kişidir.
8- Semt İmamı: Semtten sorumlu kişidir.
9- Mahalle İmamı: Mahalleden sorumlu olan kişidir.
10- Ev İmamı: Evden veya yurttan sorumlu olan kişidir.
11- Serrehberler.
12- Belletmenler.
13- Öğrenciler ve cemaat mensupları.

Eğitim ve öğretimde başı çeken Işık Evleri’dir. Işık Evleri kökünü Hz. Muhammed devrinden alır. Fettullah GÜLEN bu evleri Işık Evleri olarak niteler, vaazlarında ve kitaplarında bu evlere "ibn-i erkam evleri" der. İbn-i erkam sahabedir. Hz. Muhammed’i herkesin dışladığı bir vakitte evine almıştır. İbn-i irkam evlerinde yetişmede, sabırla pişip olgunlaşmadan yapılan her şey ham hayaldir. Bu evler cemaatin hücreleri durumdadır. Hiyerarşik sistemin yaratılışa uygun prensiplerinin devlet bazında temsil edilmesinin ilk adımı ilk şartı olan evlerdir. Müjde ve müşlunur, en karanlık ve karamsar günlerinde billur bir avize gibi asılı durduğu evlerdir. Ahir zamanda gelerek … tahrip eden Deccal’in bir daha hortlamak üzere öldürüldüğü evdir.
Her evin bir programı vardır. Her iş bu program dahilinde yapılır. Atatürk’e ait hiçbir kitap okunmaz ve okutulmaz.

Fettullah GÜLEN’e mehdi nazari ile bakılır. Mehdi ahir zamanda bayrağı yere düştüğü vakitte zuhur edecek ve beklenen cemaatin başına geçerek bayrağı kaldıracaktır. Cemaat içinde Atatürk için, Beton Kemal, Kefere Deccal, Öküz Aleyhisselam gibi ağır lakaplar kullanılır.

Fettullah GÜLEN yurtdışına giden talebeler için hicret eden kişiler kelimesini kullanıyor. İkinci ilklerin beklenen cemaatin vazifesi de Hz. Muhammed’in yaptıklarının aynısını yapmaktır.

Fettullah GÜLEN’in Ölçü (1) adlı kitapçığının 60. sayfasında "Yerinde durup mevziini koruma, düşmanı aşt etme, hedefe varmanın en birinci vazifesidir, cepheyi terk edip ayrılanlar ise yerlerinden ayrıldıkları andan itibaren kaybetme yoluna girmiş sayılırlar" tarzındaki telkin ile ciddi bir (cephe) faaliyetinin varlığına işaret edilmekte ve bu stratejinin mevcut çalışma süresinin içerisinde uygulandığı müşahede edilmektedir.

Tarikatın lideri konumundaki Fettullah GÜLEN’in imzasına havi kitapların tetkikinden de anlaşılacağı gibi kendisini dinsel bir dava adamı olarak anlatmasına rağmen daha ziyade tarikatın propagandisti konumunda gözükmektedir. Kitaplarının tetkikinden de anlaşılacağı gibi propaganda ağırlıklı kitaplarının üslubu ve ağdalı deyimleri ile dinsel telkin içeren kitapların üslup ve deyimlerin farklılığı da eserlerin tek kaynağa ait değil mal edilmiş şekilde yazılmış olduğu görülmektedir.

Devletin Anayasal nizamını değiştirip yerine şer-i esaslara dayalı bir İslam devleti kurmayı hedeflediği değerlendirilen Fettullah GÜLEN ve yandaşları, 28 Şubat Kararları’nın alınmasından sonra ve özellikle soruşturma ile ilgili yazışmalarının başlaması ile birçok örgüt evini boşaltmış, örgütsel yapılanmaya zarar vermemek için faaliyetlerini mevzii koruma kuralına uyarlamışlardır.

Şu anda birçok örgüt mensubu ve talebeleri aile evlerinde örgütsel faaliyetlerini sürdürmektedirler.

GÜLEN örgütlenmesinin ekonomik boyutu da göz önüne alındığında, gelecekte ülkemizi bekleyen tehlikenin büyüklüğü endişe verici boyuttadır.

1992 yılında alınan cemaade ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Daire Başkanlığı’nca başlatılan soruşturma neticesinde konu müdürlüğümüzün 8.05.1 egııı. 4.06.00.14 III. ve Sor.(F).92/8303 sayılı yazısı ile DGM’ne intikal ettirilmiş ancak, intikal ettirilen mezkur raporda adı geçen şahıslar ile ilgili teknik belgesel ve ideolojik değerlendirmeye havi ilave argümanlar sağlanamadığından DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 1998/24 sayılı yazılarıyla takipsizlik kararı verildiği anlaşılmıştır.

Genel Müdürlüğümüz Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın konu ile ilgili başlattığı soruşturmaya … cemaat mensupları arasında tedirginliğin arttığı, buna paralel olarak GÜLEN örgütlenmesinin temel taktiklerinden olan takiyye yöntemleri uygulanmak suretiyle tabirlerin giderek arttırıldığı ve hatta savunma boyutundan saldırı boyutuna geçildiği.

"Işık Tarikati illegal örgütlenmesi" ile ilgili Emniyet Müdürlüğümüzce hazırlanan rapor tetkik ve gereği yapılmak üzere ekte gönderilmiştir

Gereğini arz ederim."

Burada şuna tekrar dikkat çekmek gerek: "Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün yaptığı çalışma, Fethullah Gülen Hareketi’nin taktiğini ve stratejisini ortaya koyma adına çok önemli bir çalışma" olarak değerlendirildi.

Ancak daha önce de dikkat çekildiği gibi "Emniyet’in içinde açığa çıkmış Fethullahçı polislerle, teşkilatın içinde sevilip sayılan Emniyetçiler’in adeta bir torbaya doldururcasına hazırlanan listeye konulmaları kafaları karıştırdı" yorumu ilgili çevrelerde dile getirildi.

Konuyu bilen Emniyetçiler tarafından ifade edildiğine göre, bu safhada böyle önemli bir çalışmanın ekine aceleye getirilen bir liste eklenmemesi gerektiği, listenin Emniyet, MİT ve benzeri diğer kurumların çalışması sonucu oluşturulmasının uygun olacağı ifade edildi.

Fakat bu çalışmayla ilgili yargılanan Emniyetçiler’in müfettişlere ve mahkemeye verdikleri ifadelere bakılırsa, liste çalışması için oluşturulan 6 kişilik görevli grubu, oldu bittiye getirerek listeyi hazırlamışlar ve çalışmanın ekine koymuşlardı.

Ankara Emniyeti’nin yetkilileri dahi bu çalışma grubunun ikisinin Fethullahçı gruba mensup olduğunu sonradan öğrendiklerini ve aceleyle liste hazırlanmasının bunların yönlendirmesiyle yapıldığını dost çevrelerindeki söyleşilerde dile getirdiler.

O dönem Emniyet’teki yaygın kanaate göre, bu şekilde bir liste iki amaca hizmet etmişti; birincisi büyük yolsuzluk operasyonlarında görev almış kişilerin listeye konulmasıyla Fethullahçıların, dürüst, namuslu insanlar olduğu, çekinilecek kimseler olmadığı imajı yaratılmaya çalışıldı.

İkincisi ise, Emniyet teşkilatı içinde Fethullahçı örgütlenmeye karşı olan, fakat yapıya nasıl engel olunacağını bilemeyen Emniyetçiler’in bir kısmının listeye eklenmesiyle, bu kişiler arasında bölünme yaratıldı.

Oluşuma karşı olanların bir kısmı listede yer aldıklarından, bunlar Fethullahçı örgütlenmeye "karşı durma" yerine kendilerinin Fethullahçı olmadığını ispat etmeye çalıştılar. "Böylece kamuoyunda algı karmaşası yaratılarak Emniyet’teki örgütlenmeyle yeterince mücadele edilemedi"ği iddiası güçlü biçimde ortaya çıktı. O yüzden bugün dahi "Fethullahçı yapı var mı yok mu", "F Tipi yapılanma var mı yok mu" tartışmaları sürüp gidiyor.

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI /// NEDİM ŞENER : FETHULLAH GÜLEN VE POLİS


• Işık Evleri’nde "altın nesil" mi yetiştiriliyor?
• Ünal Erkan, polis atamalarının yapıldığı akademiye neden baskın yaptı?
• Emniyetteki "F tipi örgütlenme" nasıl deşifre edildi?
• Cemaatten olmayanlar polis okullarından atıldı mı?
• 28 Şubat öncesinde yayınlanan kasette Fethullah Gülen, cemaate hangi mesajları iletiyordu?
• Polis raporlarında tehdit algısı nasıl değişti?
• Fethullah Gülen Cemaati nasıl örgütlendi?
• Dershaneler neden önemli?
• Hangi komünist fikirlerden yararlanıldı?
• Operasyonu polisler mi engelledi?
• Adil Serdar Saçan, operasyonu hangi polislerden gizli yapmaya çalıştı?
• Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Necati Altıntaş savcıdan hangi ricada bulundu?
• Emniyetteki "F Tipi örgütlenme" listesinde hangi isimler yer alıyordu? "FETHULLAHÇI POLİSLER ÖZALTIN PROJESİYDİ"

Bedrettin Dalan: Harp Akademileri’nin daha eleştirel, daha ulusal, daha milli çıkarlarını öne alan tavn ile yavaş yavaş Türk Silahlı Kuvvetleri son 20-25 yıl içerisinde oldukça güzel bir yere geldi. Bir Türk ordusu haline dönüştü. Eskiden … yoktu. Silahlı Kuvvetler, dışarıdan gelen isteklere Türklüğün penceresinden de bakmaya başladı. Tabii bu uluslararası dengeler açısından fevkalade kötü oldu. Özellikle Turgut Özal’ın kışkırtmasıyla, yavaş yavaş Amerikax Silahlı Kuvvetler’den ürkmeye başladı. Bir alternatif yapmaya kalktılar. Silahlı Kuvvetler’in karşısına polisi dikmeye kalkıştılar.

Bu rahmetli Özal’ın projesiydi. Amerika ile beraber yaptıkları projeydi. Ben o zaman uyardım. Bakın sarımsağın karşısına soğanı dikiyorlar. Fethullah Hoca’yı da onun içine yerleştirdiler adamlarını da. 20-30 tane de Fethullahçı öğrenciyi Amerika’ya gönderip eğitim yaptırıp Polis Akademisi’nin içerisine hoca olarak sürdüler.

Levent Ersöz: Sayın başkanım hangi… devam ediyor?

Bedrettin Dalan: Bana tartışma eden tek şey, sonunda kapışacaksınız, oraya gelmeden önce… Levent Ersöz: Siz ne yapacaksınız, biz ne yapacağız? Polis ne yapacak? Bedrettin Dalan: Bunları bilmeden önce tabloyu göremezsiniz."

Bu görüşme tutanağı, Ergenekon davası ekleri arasında yer alıyor. Görüşme, bir zamanlar Turgut Özal’a çok yakın isimlerden ve Anavatan Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalan ile Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz arasında geçiyor.

Dalan, içinde bulunduğu Anavatan Partisi’nin Genel Başkanı Turgut Özal’ın, askerin ağırlığı karşısına polisi dikme çalışmasının ayrıntılarını işte böyle anlatıyor. Dalan, projenin Özal ve Amerika tarafından hazırlandığını, polisin içine Fethullah Gülen’e yakın isimlerden oluşan bir grubun5 yerleştirilmesi ve ABD’de eğitime gönderilmesinin de bizzat Özal’ın karan olduğunu belirtiyor.

Fethullah Gülen ile adı, en fazla yan yana geldiğinde tartışma yaratan kurum Türk polis teşkilatıdır. Polis açısından Fethullah Gülen olayının iki yönü bulunuyor.

Birincisi, Emniyet Müdürlüğü antetli belgelere yansıyan, Fethullah Gülen ve Işık Evleri konulu, istihbarat ve araştırma belgeleri. Diğeri ise, Emniyet içindeki Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın polisler konusu.

Emniyet’in Fethullah Gülen’le ilgili hazırladığı gizli belgelere geçmeden önce, Emniyet içinde, adına kimi yayın organlarında "Fethullahçı polisler" ya da "Emniyet’te F tipi yapılanma" olarak nitelenen örgütlenmeyle ilgili birkaç notu aktaralım.

"Fethullahçı polisler" ya da "Emniyet’te F tipi yapılanma" tanımları kimi basın organları ve siyasetçilerin ağzından düşmüyor.

Bu konuda birçok kitap ve binlerce gazete haberi yayınlandı.

Ergenekon dosyası eklerinde, Fethullah Gülen’in veya ona bağlı olanların isimlerinin geçtiği belgeler arasında Emniyet Müdürlüğü antetli olanlar oldukça fazla yer tutuyor.

İlki 1992 tarihini taşıyan raporlar 2006 yılına kadar uzanıyor. Bu belgelerin içeriğini tek tek açıklamadan önce Emniyet içinde Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın olanlar, belli kesimlerin deyimiyle "Emniyet’teki Fethullahçılar" ya da "Emniyet’te F Tipi yapılanlanma" ile ilgili değerlendirmeleri anımsatalım.

Bu değerlendirmelere göre, Fethullah Gülen Cemaati’ne bağlı polislerin ilk eğitim yerleri daha orta öğrenimde başlar. "Işık Evleri" adı verilen öğrenci evlerinde lise ya da yüksek öğrenim sırasında nerelere ginneleri gerektiği telkin edilir.

1980’li yılların ortalarından itibaren eğitim yoluyla bürokrasi içine girmeye başlayan "Işık Evleri" müdavimlerinden polislik mesleğine girecekler, 1987-1991 yıllarında polis akademisi, polis koleji, polis okulları ve bazı daire başkanlıklarında etkili olmaya başladı.

1987 yılında başlayan bu örgütlenme, 1991 yılında bakanlık ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki değişiklikler sonrası, kısmen açığa çıkarıldı ve bazı isimler aktif görevlerden uzaklaştırıldı.

Bu konuda en önemli çalışma Ünal Erkan’ın Emniyet Genel Müdürlüğü zamanında yapıldı.

Ünal Erkan’ın Emniyet Genel Müdürü olduğu 1991 yılında Personel Daire Başkanlığındaki kura yolsuzluğu sonrası, görevlendirdiği müfettişlerin yaptığı inceleme sonucu ortaya çıkan ve Fethullahçı yapılanma diye adlandırılan oluşumla ilgili çalışmalar, bu konuda gerçekleştirilen en tutarlı araştırmalardan biri olarak değerlendirildi.

Ancak çalışmayı yapan Polis müfettişleri İzzet Sezgin Şener ve Ahmet ‘in bu görevden sonra meslek hayatlarında karşılaşmadıkları sorun kalmadığı dilden dile dolaşıyor.

O dönemde Emniyet’te üst düzey makamda bulunan bir görevli olayı şöyle anlatıyor:

"Bu müfettişlerin biri soruşturmayı bırakmak mecburiyetinde kalırken, İzzet Sezgin deyim yerindeyse ‘yaşarken öldü’.

Her devirde iktidara yakın olmayı başanııış, iktidarlar yıpranmaya başladığında muhtemel iktidara oynamayı ilke edinmiş Fethullahçı yapılanma, yılların istihbarat uzmanı İzzet Sezgin’in bir göreve atanmasını engelledi. O kadar ki, çocuklarının dahi bir işe yerleştirilmesine sanki bilinmeyen güçler mani oldu. Bu duruma kahrolan Sezgin felç geçirdi ve hayatını yarı sakat olarak sürdürmeğe çalışıyor."

O zamanlar tespit edilen listenin gerçeği yansıttığı konusunda yetkililer hemfikirdi. Ancak tespit edilen isimler o yıllarda akademi son sınıfa alınıp 8 aylık bir eğitimle mezun edilen ve "özel sınıf" denilen emniyetçiler ile lisan kursu adı altında yurtdışına gönderilen kaymakamlar ve diğer bürokratların bir kısmı zaman içinde izlerini kaybettirmeyi başardı.

Zaman zaman bazı polisler hakkında "Fethullahçılık" iddiasıyla davalar açıldı, ancak bunlar bürokratik rekabet şeklinde kamuoyuna yansıyan kavgalar arasında sonuçsuz kaldı. Bu konuda haklarında dava açılanların büyük bölümü ise beraat ettiler.

Bu arada, Fethullah Gülen de bu davaları örnek göstererek, yurt içi ve yurt dışında, kendisine sürekli iftira atıldığını ve hepsinde de mahkemelerce aklandığını bu örnekleri üzerinden savunmaya çalıştı.

Emniyet içindeki yaygın yöntemlerden biri de "mesleki rekabet" nedeniyle polislerin birbiri hakkında "Fethullahçı" suçlaması yaparak listeler hazırlanmasıdır.

Durum, gerçekten de suyun bulanmasına ve kimi çevrelerin yorumuyla, cemaatin adamlarının faaliyetlerini gizlemelerine yaradı. Böylece düzmece ve şişirilmiş listelerin arasında yer alarak "kamufle" olan cemaate yakın kişiler, bir yandan da bu listelerin kamuoyuna sızmalarında etkili oldular.

Gerçekte herhangi bir yapılanmayla ilgisi bulunmayan, hatta Emniyet teşkilatında sevilen ve sayılan görevlilerin adının da listelerde yer almasının, Fethullah Gülen yanlılarına malzeme sağladığı şeklinde yorumlar yapılmaya devam ediyor.

Hatta Fethullahçı olarak tanımlanan kişilerin bundan da azami olarak yararlandığı iddia ediliyor. Kendileriyle ilgisi olmayan fakat toplumun saygı duyduğu isimlerin Fethullahçı diye tanınmasına kendileri de büyük destek verdiği konuşuluyor. Çünkü bu şekilde cemaate yakın olanlar gözden uzak kalabileceklerdi. Dahası böylesi bir durum, gözden uzak olacağı gibi, "Emniyetin tanınmış, sevilen ve büyük yolsuzluk, mafya ve mali operasyonlarında görev yapmış saygın isimleri Fethullahçı olduğuna göre, demek Fethullahçılar zararlı değil, ahlaklı kişilermiş" imajının5 oluşmasında katkı sağlayacaktı.

1990’larda bu listeleri hazırlayan üst düzey bir Emniyet yetkilisi, adı listeye giren ama Fethullahçı olmayan meslektaşından yıllar sonra sıkı bir azar işittikten sonra şu itirafta bulunuyordu:

"Müdürüm ne deseniz haklısınız. Emniyet içindeki Fethullahçılara yönelik operasyon için altı kişilik bir ekip görevlendirdik. Bu kişiler araştırmaları yapıp, listeleri de oluşturdular. Sonradan ikisinin cemaatin adamı olduğunu anladık ama iş işten çoktan geçmişti."

Fethullahçı örgütlenme, kayıtlara göre, her meslek grubunda, sorumlu kişiler tarafından koordine ediliyordu.

Yapının, İstanbul’da ve belki de ülke genelindeki etkili kişisi bir işadamıydı. Yardımcı durumundaki kişisi ise, adı AKP iktidarı ile duyulmaya başlanan bir başka işadamıydı. Bu işadamları İstanbul’daki üst düzey bürokratları ziyaret ettiklerinde de büyük bir saygıyla karşılanıyorlar.

Emniyetle ilgili işleri yürütme görevi ise Ankara’da bir başka işadamı -gerçek adı O. Ö. olan ama Ö diye bilinen kişi- tarafından yürütülmektedir. Üst düzey bir kamu yöneticisinin kayınpederi olan ve Maltepe civannda işyeri bulunan bu kişi Emniyet içinde "Fethullahçı" olarak bilinenler tarafından büyük saygı görüyor.

Emniyet’teki bazı üst düzey atamaları herkesten önce bilen Ö’nün bürosunun yakınındaki bir lokantada yemek yiyenler, buraya bazı Emniyet
yetkililerinin sıklıkla gelip gittiğine tanıklık ediyorlar.

Uzun yıllardır "Altın Nesil" yetiştiriyoruz felsefesiyle etki alanını genişleten grubun, özellikle Emniyet içindeki mensupları arasında kısmen de olsa bölünmeler yaşandı. Bu parçalanmanın bir kısmı, AKP zamanında göreve gelmeleri ve aynı makamlara talip olmaları nedeniyle makam hırsından kaynaklandı. Bu "mağdur" gruptaki polislerin diğerleri hakkındaki yorumu şöyleydi:

"Bu hırslı kişiler, pek çok kamu kurumunda etkin göreve gelmelerinden sonra demokratik bir çalışma görüntüsü altında yapılan ve kendilerinden olmayan kilit mevkilerdeki kişileri bertaraf etmeye yönelik suçlamalar ve iftira atılması sürecine girdiler. Organizasyonun hukuksuz ve vicdanın kabul etmeyeceği, ihbar mektubu atma, iftira, ısmarlama operasyon ve benzeri talimatlarıyla hareket etmek istemeyen, kanunlara ve vicdani kanaatlerine uygun hareket etmek isteyen "Fethullahçılar", çeşitli gerekçelerle dışlanarak görevlerinden uzaklaştırıldı. Münferiden yapıldığı intibaı verilen uygulamalarla kendilerinden olmayan ve bu birimlerde yapılacak kanunsuzlukları açığa çıkarabilecek kişiler, yıllara yayılan bir programla yavaş yavaş uzaklaştırılmaktalar."

Bugün Polis Akademisi ve Polis Koleji de dahil eğitim ve personel birimlerinin tamamına yakınının Fethullahçılar’ın denetiminde olduğu yazılıp çiziliyor.

Değerlendirmelere göre, Özal zamanında özellikle Eğitim Daire Başkanlığı’nı, Ankara, İzmir ve İstanbul Polis kolejlerinin yönetim kadrolarını öncelikle ele geçiren organizasyon, bu kilit yapıyla sürekli Emniyet içinde kadrolarını genişletme olanağını buldu. İddialara göre, Emniyet’in ilgili birimlerine alınacak yeni personel ile Emniyet içindeki terfi, yurtdışı görevlendirme ve benzeri sınavlarda da iş şansa bırakılmıyordu. Başarılı olması istenen belirli yerlerden referanslı isimler dershane ve benzeri yerlerde kursa alınıyor, çıkması muhtemel (!) sorular üzerinden eğitim programına tabi tutuluyorlardı. Bu arada, dışarıya bilgi sızma olasılığı da göz önüne alınıyor ve yedek sorular da hesaba katılarak tamamlanan eğitim programlarıyla seçilmiş kişilerin sınavı kazanmaları sağlanıyordu.

Polis şûraları da cemaat için her zaman büyük önem taşıdı… 2003 yılında yapılan şûranın önemine ise ayrıca vurgu yapılıyor. Zira, Emniyetteki Fethullahçı örgütlenme ile ilgili şikâyetler doğrultusunda çalışma yapan mülkiye müfettişlerince bazı önemli bilgilere ulaşılmış ve belirlenen görevlilerle ilgili bir liste hazırlanmıştı. Ve listede adı bulunan görevliler bu şûrada terfi alamamışlardı. İlgili mevzuat gereği mayıs ayının ilk haftasında toplanan şûra, terfileri onaylayıp ilan ettikten bir hafta sonra şûra üyeleri tekrar toplantıya çağırılmışlar ve "Fethullahçı" listedeki isimlerin tamamına yakını ikinci bir kararla terfi ettirilmişlerdi. Şûranın, mevzuat gereği yılda bir defa toplanabileceğini ve o toplantının da sonuçlandığını söyleyen 11 kişilik üyeden ikisi bu gerekçeyle ikinci şura kararlarına muhalefet şerhi koymuşlardı. Biri eski, diğeri ise o dönemde görevde bulunan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı iki üyenin de 1991 soruşturmasını yürüten müfettişlerin yaşadıklarına benzer talihsiz olaylarla karşı karşıya kaldıkları söyleniyor.

Bu konuda aktarılan bilgilere göre, kararlara şerh koyan ve istihbaratın başarılı bir personeli olarak bilinen eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı emekliye ayrılmış, oğlu ise bir süre sonra kadrosuzluk gerekçesiyle istihbarat hizmetlerinden çıkarılmıştı. Görevdeki üye ise, ardı arkası kesilmeyen asılsız ihbar mektuplarıyla yıldırılmaya çalışılmış, 2005 yılında görevinden alınmış ancak, yargı kararıyla tekrar göreve iade edilmişti.

Polis içinde Fethullah Gülen’e yakın görevlilerin durumuyla ilgili en ilginç yazıyı 25 Nisan 2008 tarihinde Hürriyet yazarı Yalçın Bayer kaleme aldı.

"Polis Şûrasına Dikkat" başlığını taşıyan yazıda Bayer şunları yazıyordu:

"Polisin içindeki Fethullahçı yapılanma artık herkesin bildiği bir olgu… Herkes onlardan korkuyor! Özellikle, İstihbarat, Organize Şube ve Terörle Mücadele Şubesi’nde F. Gülencilerin ne kadar etkili olduğunu anlatmak için Hrant Dink cinayeti ile müfettişler ve dolayısıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik soruşturmalara bakılırsa, bağlantı kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Neyse konu bu değil.

Polis Şûrası’nın gelecek toplantısına bakalım. Anımsayanlar bilir… 1986 yılında F. Gülencilerin baskısıyla Turgut Özal lise ve üniversite mezunlarına doğrudan Polis Koleji’ne girme imkânı tanıdı. Bunlara Emniyet içinde ‘özel sınıf’ deniliyor. Hepsinin Fethullahçı olduğu herkes tarafından biliniyor.

O yıl koleje giren cemaatin çocukları, dokuz aylık eğitimden sonra göreve başladılar. Hem de üst rütbeden…

Bu kişiler Anayasa Mahkemesi’nin Dışişleri mensupları için verdiği bir karardan yararlanarak askerlik sürelerini rütbelerine de saydırmayı başardılar. Ve bugün o gençler, polis teşkilatının en önemli şubelerinde Daire Başkan Yardımcılığı rütbesine kadar çıktılar.

Şimdi sıra Daire Başkanı olmalarına geldi.

Ama bunun için küçük bir pürüz var. Polis Şûrası kararı ile II. sınıf emniyet amirinin I. sınıfa çıkması için dört yıl beklemesi gerekiyor. Gelenekler böyle…

Fakat ‘özel sınıf’ polislerin bekleme süresi üç yılını doldurdu. Yani geleneklere göre bir yıl daha beklemeleri gerekiyor. Ancak Polis Şûrası, dört yıllık bekleme süresini dikkate alarak atamaları onaylıyor.

Ama ‘özel sınıfın’ acelesi var.

‘Özel sınıf’ öğrencileri, siyasiler nezdinde girişimlerde bulunuyor ve gelenekleri bir kenara bırakıp üç yıl bekleme süresinin yeterli olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar.

Başbakan’a kadar rahatlıkla ulaşan ‘özel sınıf’ öğrencileri İçişleri Bakanı’na, oradan da şûra üyelerine etki edebiliyorlar.

Sonuçta istediklerini elde ederlerse, sayıları 100’ü geçen ‘özel sınıf’ polisler, birinci sınıf emniyet amiri olacaklar. Böylece hepsine Daire Başkanlığı yolu da açılmış olacak. Böylece zaten kilit noktalardaki başkan yardımcılıkları yerine etkili konuma gelecekler."

Yazıda sözü edilen polisler 2008 yılındaki şûradan istediği sonucu alamadı. Ancak "özel sınıf" denilen bu polisler, bu yıl kanundan gelen haklarını alarak 1. Sınıf Emniyet Müdürü olarak, teşkilatın yönetiminde görev aldılar. 2009 yılında yapılan Polis Yüksek Şûrası sonrası bu özel sınıfların çok büyük bir kısmı 4 yıldızlı 1. sınıf emniyet müdürü olarak şimdi önemli görevlere atanabilecek konuma geldiler.

Böylece, onlar da daha önce terfi etmiş ve şu anda görev bekleyen 1065 1. sınıf emniyet müdürü ile birlikte, il emniyet müdürlüğü, daire5 başkanlıkları ve polis okulları müdürlükleri olmak üzere aktif görev yerlerinden birine talip olacaklar…

Ayrıca emekli kimi polislerin ifadelerine göre, yakın dönemde Emniyet içindeki önemli birimlerde, özellikle istihbarat ve kaçakçılık dairelerinde görev yapan cemaat dışından görevliler, olağan görüntülü nedenlerle buralardaki görevlerinden birer ikişer uzaklaştırıldılar.

Ne var ki, rahatça güçlendikleri ve etkili görevlere geldikleri AKP iktidarında Fethullahçı olarak nitelenen Emniyet görevlileri arasında da bölünme baş gösterdi. Emniyetteki sayılarının artması ve kilit noktalar olarak değerlendirilen dairelerin önemli bir kısmının cemaatin kontrolüne girmesi bazı sorunlan da beraberinde getirdi. Sayılarının az olduğu dönemde güçlü şekilde birbirlerine sahip çıkan cemaat mensupları, sayının artmasıyla birlikte çatışmaya, rekabete ve hatta birbirlerini karalamaya giriştiler. Anlatılanlara göre, büyük "abilerin" ağırlığını koyması sonucu adaylardan biri göreve atanınca, bu görev için kendini daha uygun gören diğer adaylar rahatsızlıklarını dile getirmeye başladılar. Bu "kayırma"dan rahatsızlık duyan kimi görevliler, maaşlarından her ay düzenli olarak yaptıkları "himmet" ödemelerinden "soğuyor" ve cemaat toplantılarına katılım konusunda artık eskisi kadar hassas davranmıyorlardı.

Ayrıca yine anlatılanlara göre, samimi inanç sahibi görevliler çeşitli operasyonlarda izlenen yöntemlerden dolayı da vicdani açıdan rahatsızlık duyuyorlardı. Bu noktada özellikle, belli yerlere gönderilen isimsiz ihbar mektupları veya elektronik posta mesajları ile hazırlığı başlayan operasyonlar, "altın nesil" yaratılacağına inananlarda da büyük hayal kırıklığı yaratmaya başlıyordu. Nitekim, gelinen noktayı sorgulayanların çalıştıkları birimlerden uzaklaştırılmaya başladıkları, bunlardan bazılarının yargı kararıyla görevlerine olmasa da memuriyete iade edildikleri çeşidi yollarla kamuoyuna yansıyordu.
YIL 1991…

POLİSTE FETHULLAH GÜLEN OPERASYONU

Fethullah Gülen’in sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile ilişkisi 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesine, Özal’ın Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı dönemine kadar gidiyordu. Darbe sonrası askerlerin yönetimde olduğu dönemde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında Gülen’i açıkça destekleyen Özal’ın Ekim 1989’da Cumhurbaşkanlığı köşküne çıkması ve Süleyman Demirel-Erdal İnönü’nün kurduğu DYP-SHP hükümeti dönemi Fethullah Gülen için de birçok değişikliğin başlangıcı oldu.

İşte, özellikle Emniyet içindeki Fethullahçılık iddiaları o dönemde Türkiye gündemine girmeye başladı.

Emniyet içindeki Fethullah Gülen grubuna yakın kişilerin ilk ortaya çıkarılması ise, 1991 yılının Haziran ayında dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’nin, Ünal Erkan’ı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne atamasıyla başladı.

Erkan göreve gelir gelmez en fazla Polis Akademisi’yle ilgili şikâyetlerle karşılaşmıştı.

Daha önce, Polis Koleji’nden mezun olanların devam edebildiği Polis Akademisi’nin ilk ve son sınıflarına, yapılan bir düzenleme ile dışarıdan da öğrenci alınmasından yakınılıyordu.

Mezun olacak "Fethullahçı polislerin," Emniyet’in istihbarat, personel, muhabere birimleri ile polis okullarına atanacakları ihbar edildi.

Erkan kendine iletilen bir ihbar üzerine, Polis Akademisi’nde saat 24.00’te yapılan mezuniyet kura çekimine katılma kararı aldı. Kura çekimi yaptıran görevlileri masadan kaldıran Erkan mezunların listesine göz attı ve listedeki bazı isimlerin karşısına işaret konulduğunu gördü. Bir şeyi daha fark etti Ünal Erkan: masanın altında iki ayrı kura torbası bulunuyordu. Torbalardan birinin içinde Emniyet’in istihbarat, personel, polis koleji gibi önemli görev noktaları bulunuyordu…

Diğer torbada ise karakollar ve diğer sıradan görev yerleri vardı. Listede adının karşısında işaret bulunanlar tek tek incelendiğinde hepsinin daha önce ayarlanmış torbadan kuralarını çektiği ortaya çıktı. Öğrencilerin Akademi’ye girişlerini araştırdığında ise, yüzde 90’ının kolej kökenli olmadığını, son anda yapılan düzenlemeye göre Akademi’ye birinci sınıftan veya son sınıftan katılanlar olduğu ortaya çıktı. İfadeleri alınan bu öğrenciler "Biz Karşıyaka Semti’nde Fethullah Gülen Hocaefendimizin açtığı Işık Evi’nde toplanırız. Orada eğitim alırız… " cevabını verdiler. Ünal Erkan, Karşıyaka’daki adrese baskın yaptırdı. Verilen bilgilerin doğruluğu ortaya çıktı. Evde Fethullah Gülen’e ait kitaplar, video kasetler ve başka bazı yayınlar bulundu. Geniş çaplı bir operasyon başlatıldı.

Erkan o günleri Çağın Polisi isimli dergiye şöyle anlatıyordu:

"Polis mesleğinde haksızlık yaparsanız, polisi resmen şoke edersiniz. Hiçbir alanda haksızlık yapılmamalı ama, polis mesleğinde hiç haksızlık yapılmamalıdır. Gerek terfilerde, gerek okullara öğrenci alınırken asla senden benden ayrımına gidilmemelidir. Polis akademisi gibi ülkeye idareci yetiştiren eğitim ve öğretim yuvasında asla kayırma olmamalıdır.
Kura çekimi sırasında kayırmacılık yapılacağı yönünde duyum almıştım. İlgili genel müdür yardımcısı arkadaşımı uyardım. Konuyu takip ettim. Bir arkadaşıma, öğrenci velisi gibi, akademiye telefon ettiriyordum. Gün boyunca çekilmesi gereken Akademi mezuniyet kuraları gecenin 24’üne5" kadar hâlâ çekilmemişti. Nihayet kuralar çekilmeye başladı diye haber aldığımda, yanıma emniyet genel müdür yardımcısı Ümit Erdal’ı alarak sivil bir taksiyle Akademi’ye gittim. Bizim kolejde okuduğumuz Anıttepe’deki binanın kütüphane olarak kullanılan salonunda bir heyet tarafından kura çekimi işleminin sürdüğünü gördüm.

Yeni mezunlar içeri tek tek alınıyordu. Başkanın önündeki masanın altındaki sehpalarda birkaç tane torba bulunuyordu. Her bir torbada istihbarat, kaçakçılık, trafik gibi birimler için lazım gelen sayıda kura kağıtları vardı. Geri kalanlar da ayn bir torbadaydı. İçeri giren yeni mezun, eğer kayırılacak eleman ise özel olarak hazırlanmış torbadan kura çekiyordu. Gariban ise yani herhangi bir kayıranı yoksa masa üstündeki torbadan kura çekiyordu. Kadrolaşma ve gruplaşma anlayışı çirkindi. Üstelik önceden ilgili görevlileri ikaz da etmiştim. Orada gördüklerimizi bir tutanakla tespit ettirdim ve soruşturma açıldı elbette. Polis teşkilatında haksızlık olursa, polis başkasına haksızlık yapmayı hak sayar diye endişeleniyorum. Şimdi bunları anlatalım ki, bir daha olmasın."

Ünal Erkan’ın sözünü ettiği gelişmelerle ilgili olarak Ergenekon belgeleri arasında yer alan belgelerden ilki 1992 yılına ait.

Polis Teftiş Kurulu Başkanlığı’na sunulan bu fezlekede adı geçenlerle ilgili olarak açılan ilk soruşturma için takipsizlik kararı verildi. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne "Fethullah Hoca’nın talebeleri" adlı 28.09.1992 tarihli bir yazı ile ayrı bir soruşturma açıldı. Bu yazıyla ilgili karar da 6 yıl sonra, 20 Mart 1998 tarihinde takipsizlik kararıyla sonuçlandı. Ergenekon dosyasında bulunan ve Ankara Polis Akademisi’nde 1988-1991 yılları arasındaki gelişmeleri değerlendiren yazı ve fezlekelerin cemaatten ayrılan R.Y. isimli öğrencinin ihbanyla başladığı anlaşılıyor.

İşte o yazı. ÇOK GİZLİ 10.03.1992

TEFTİŞ KURULU BAŞKANLIĞINA

Em.Gnl.Md.Polis Başmüfettişliğinin 24.10.1991 gün ve 91/316-12 sayılı yazısı. Em.Gnl.Md.Polis Başmüfettişliğinin 04.03.1992 gün ve 439/92 sayılı yazısı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulunun 91/312-12 sayılı yazılarında belirtilen konular üzerinde sürdürülen çalışmalarda; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan illegal "Fettulah Hoca’nın talebeleri" adlı örgütün, tüm Türkiye genelinde olduğu gibi, Teşkilatımız içinde de örgütlendiği, özellikle hareket noktası olarak seçtiği Polis Kolejleri, Polis Akademisi ve Polis Okulları içindeki faaliyetlerinin, Teftiş Kurulu’ndan gelen yazıya bağlı olarak askıya aldıkları, buna rağmen sempatizan kadroları ile bağlarını zayıflatmamak için toplantı ve çalışmalarını yoğun olarak sürdürdükleri ve51 illegaliteye son derece bağlı kaldıkları gözlenmiştir.

Elde edilen bilgiler doğrultusunda yapılan takip-tarassut ve tahkikatlarda, Ankara Polis Koleji öğrencilerinin %50’sine yakın bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olarak üzerindeki ajıtasyon çalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler.
Örgütün yapılanmadaki temel stratejisine bağlı olarak, devlet dairelerinin önemli yerlerine yerleşme planını, en tabandan uygulamaya koymaları teşkilatımızda da gözlenmektedir. Gelecekte Emniyet Teşkilatı’nın bürokratlarını oluşturacak Polis Koleji öğrencileri için, koleje seçimden itibaren her aşamada sistematik bir çalışmanın yürütüldüğü görülmektedir.

Örgütün tüm yurt sathında çeşitli görünümler altında kurulu bulunan vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen zeki, çalışkan öğrencilerin meslek okullarına yerleştirilme planından Polis Kolejleri de payını almıştır. Bu öğrenciler Polis Kolejleri’ne geldiklerinde hiyerarşik sıra içinde sınıf, dönem ve okul imamları ve kadrolarının denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitilmektedirler. Sınıfların ve okulun kendi bünyesinde sorumlu imamlarının olmasına rağmen, örgüte karşı asıl sorumlu olan dışarıdan bir üniversite öğrencisidir. Örneğin: Ankara Polis Koleji 3. sınıflar sorunlusu SBF Kamu Yönetimi 3. sınıf öğrencisi A.A., buna bağlı olarak yine soyadı tespit edilemeyen Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Tank . . . ? Gazi Üniversitesi Arap Dili öğrencisi S. Ö. Polis Koleji’nin ve Akademisi’nin sorumlularıdır.

Cumartesi ve pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına katılmaktadırlar. Genelde Polis Koleji ve Polis Akademisi öğrencilerini birbirleri ile karşılaştırmamaya özen gösteren idareci kesim öğrencilerin Abidinpaşa Tıp Fakültesi Caddesi Şadırvan sokak adresinde bulunan Terzi S.B.’nın dükkânında sivil elbise giymelerini ve daha sonra toplantı evlerine gitmelerini sağlamışlardır. Yapılan bu toplantılarda masumane sohbet ve çay partilerinden sora Nur Külliyatı ile ilgili kitapların okunması ve açıklamaları yapılarak Fetullah GÜLEN’in kaset ve videoları seyredildiği, öğrencilerin konulara olan yatkınlığına göre değişik gurup toplantılarına katıldıkları gözlenmiştir.

Ankara’da:

– Dikmen Sokullu,
– Abidinpaşa,
– Cebeci,
– Keçiören,
– Yenimahalle,
– Demetevler’de, teşkilata mensup kişilere ait evler ile bu işler için kamufle edilmiş eğitim evleri mevcut.

Sağlık Koleji öğrencilerinin ise, Demeteveler 12. cadde … sokaktan köşede bulunan ev ve Örnek Mahallesi Faik Suat caddesi 7. sokaktaki51 yerleri kullandıkları tespit edilmiştir.

Polis Akademisi ve Polis Koleji öğrencileri ile bağlantılı oldukları sanılan şahısların adresleri aşağıya çıkarılmıştır.

Hukuki konularda kendilerine yardımcı olan Avukat A. B. isimli şahsın yazıhanesine sık sık gidip geldiği gözlenmiştir.

Fethullah GÜLEN grubunun Ankara liderlerinin, Atatürk Anadolu Lisesi Din dersi öğretmeni K.Ö. isimli şahsın olduğu, Fethullah GÜLEN ile direk irtibatı olduğu, emir ve direktifleri kendisinden aldığı, Ankara ili ve ilçelerinde, örgütlenme çalışmalarını yönettiği, haftanın değişik günlerinde il dışında düzenlenen toplantılara katıldığı, özellikle esnaf kesiminin toplantılarına katılarak esnaf üzerinde sempati uyandırdığı böylece maddi çıkar teminini kolaylaştırdığı kendisinden habersiz hiçbir işin yapılmadığı, kendi görüşleri doğrultusunda faaliyet gösteren evler, okul ve pansiyonların bütün iaşe giderleri, harcamalarının kendisi tarafından yapıldığı, zengin esnaflar ile para toplamak amacıyla yapılan toplantılara Himmet toplantısı adının verildiği, bu tip toplantılara bizzat kendisinin iştirak ettiği, taraftarlarınca kendisine Ankara’nın Valisi dendiği, amaçlarını hizmet için önlerine çıkabilecek engelleri aşmak amacıyla değişik kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaştıkları, işlerini yaptırabilmek için rüşvet ve hediyelere başvurdukları söylenmektedir.

Kamu kurum ve kuruluşlarına kendi fikirleri doğrultusunda bulunan şahısları yerleştirmede tavassutta bulundukları, başarı elde ettikleri, telefon irtibatlarını asgaride tuttukları, önemli haberleşmelerde kurye kullandıkları, Azarbaycan’a gruplar halinde kendi fikir ve düşüncelerini empoze edebilecek nitelikli elemanlar gönderildiği, kendi örgüt mensupları arasında söylenmektedir.

Yapılan araştırmalar sırasında Geçit Sokak Cebeci Ankara adresinde arkadaşları ile beraber kalan Komiser Yardımcısı İ.K.’nün muhtelil zamanlarda diğer illerden yanına gelen aynı fikir ve düşünceleri paylaştığı arkadaşları ile sohbetler yaptığı duyumlanmıştır. Konuların müfettişlerce araştırıldığının duyulması, özellikle konuyu gündeme getiren müstafi Polis Akademisi öğrencisinin kendisini koruyabilmek için müfettişlikte vermiş olduğu ifadeleri, örgüt taraflarına aktarmış olması çalışmalarımız sırasında sık sık karşımıza çıkmış ve hareket imkanımızı kısıtlamıştır.

Her ne kadar ifadelerde belirtilen konuların doğruluğu tartışılmaz bir gerçek ise de bunların delillendirilmesi zaman içerisinde mümkün olacağı kanısı ile her türlü takip ve tarassuta devam edilmektedir.

Gereğini bilgilerinize arz ederim.

DAĞITIM:
Gereği:

Ank. Em. Müdürlüğü’ne Bilgi Teftiş Kurulu Başkanlığı’na

TEFTİŞ KURULU FETHULLAHÇI POLİSLERİ TESPİT EDİYOR

Polis Teftiş Kurulu, hazırladığı raporla Emniyet içinde Fethullah Gülen grubuna yakın polisleri isim isim belirlerken, onlara dışarıdan yardımcı olanları da şu fezlekeyle belirledi:
B.05,EGM,0,06,01/15-92

Em. Gn. Müd. Polis Teftiş Kurulu Ankara

POLİS TEFTİŞ KURULU BAŞKANLIĞINA FEZLEKE

a) Törerle Mücadele Kanununun 1. Maddesinde belirtilen cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuku, sosyal, laik ekonomik düzenini değiştirmek, Türk Devletinin ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek.

b) Görevin yerine getirilmesinde Siyasi Düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, Emniyet mensupları arasında bu yolda ayrım yapıcı, tutum ve davranışlarda bulunmak

Suç Yeri ve Tarihi: Ankara Polis Akademisi 1987-1991 Tarihleri arasında.

Davacı (Müşteki): R.Y . .. Mamak/ANKARA adresinde oturur.

Sanıklar

1- Prof. Dr. A.Ş Polis Akademisi öğretim üyesi.
2- Prof..Dr. R.K Polis Akademisi öğretim üyesi.

TAHLİL:

Yapılan inceleme ve soruşturma sonucu elde edilen bilgi ve delillere göre;

Müşteki, tanık R.Y. 1987 yılında Polis Akademisi’ne girmiştir. Okula girdikten sonra geçmişte olduğu gibi dini vecibelerini yerine getirmeye devam etmiş, bilahere okulda bulunan örgüt organizasyonuna mensup dini inanç ve esasları temel kabul edip faaliyet gösteren kişiler tarafından kendisine yaklaşılarak, kişinin bazı zaaflarından da yararlanılarak söz konusu grubun içersine dahil edilmiştir.

Bu grubun içersine girdikten sonra, eğitim çalışmalarına katılmış ve okulun son sınıfına kadar aynı grubun içersinde faaliyetine devam etmiştir. Zaman içersinde malum grubun sorumlularıyla ters düşmesi üzerine bu teşkilat tarafından dışlanmış ve okul idaresinin de söz konusu grubun görüşlerine yakın hareket etmesi sonucu, okulu bitirme sınavlarına bir gün kala disiplin puanlarını düşürmek suretiyle okuldan atılmıştır.

Bunun üzerine İdare Mahkemesi’ne başvurmuş, aynı zamanda da Emniyet Teşkilatı’nda 1991 Temmuz’unda geniş çaplı bir yönetim değişikliğinin olması üzerine, okuldaki faaliyetler hakkında bir ihbar mektubu yazarak çeşitli makamlara başvurmuştur.

Müşteki R.Y. gerek tarafımıza verdiği ifadede gerekse kendi el yazısıyla yazdığı mektuplarda, Polis Akademisi başta olmak üzere, Emniyet teşkilatının birçok kademesinde bulunan şahısların R.Y. grubunun görüşleri doğrultusunda faaliyet gösterdiğini açıklamıştır.

Bu örgütlenmenin yapılanması eğitim faaliyetleri ve illegalitesi hakkındaki hususlarda itiraflarda bulunmuş. R.Y.’ın verdiği bilgiler ışığında itiraf ve mektuplardaki konular üzerinde tarafımızdan geniş bir araştırma çalışması yapılmış ve ifadelerinin doğruluğu elde edilen belge ve tanık6 ifadelerinden anlaşılmıştır.

Elde edilen bilgi ve verilere göre operasyona yönelik daha geniş bir inceleme ve tespitin yapılması amacıyla, makamın emirleri üzerine konu İstihbarat Daire Başkanlığına aktarılmış, bu birimin yaptığı araştırmalarda da R.Y. tarafından verilen bilgilerin doğru olduğu saptanmıştır.

R.Y.’ın ifadesinde belirttiği ve devre imamı İ.K. ile birlikte gittiği Demetevler ve diğer semtlerdeki değişik amaçlarla kullanılan konutların, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın tespitlerinde de yer aldığı anlaşılmaktadır.

Devletin temel nizamını dini inanç ve esaslar üzerine oturtmak amacıyla faaliyet gösteren ve stratejik amacına ulaşmak için bir örgüt yapılanması içersine giren, siyasi iktidarı bir ihtilal hareketiyle ele geçirmek için teorik ve pratik eğitim aşamasına giren bu örgütün, temel hareket noktası Said-i Nursi tarafından kurulan ve onun çeşitli fonksiyonlarından biri olan Fetullah GÜLEN tarafından organize edilmektedir.

Teori bir siyasi hareket için gereklidir. Amaca ulaşmak için pratiğin esas hareket noktası olarak kabul edilir. Bu grubun nihai hedefi olan siyasi iktidarı ele geçirmek amacıyla çeşidi örgütlenme birimlerine girdiği gözlenmektedir. Örgüt içersinde çalışmış R.Y.’ın da ifade ettiği gibi mevcut durumdaki amacın hedefe ulaşacak ve Devlet kademesindeki belli kadrolara yeterli eleman yetiştirmek olduğu ifade edilmektedir. Bu amaçla, Devlet’in varlığının temel koruyucusu ve kollayıcısı olan Emniyet Teşkilatın’da da amaca uygun bir örgütlenmeye gidildiği müşahade edilmektedir.

Başta Emniyet Teşkilatı’nın gelecekte lokomotifi olacak olan ve teşkilata yön verecek, amir kadrosunu yetiştiren polis Akademisi’nde illegal bir yapılanmaya gidildiği, kademe kademe mezun olan örgüt görüşüne göre militan veya sempatizan durumuna getirilen kişilerin, teşkilattaki diğer eğitim kurumlarına atanarak, uzun vadeli bir program uygulanmaya koyduğu gözlenmektedir. Yine akademi son sınıfta branşlar uygulanmaya koyduğu gözlenmektedir. Yine akademi son sınıfta branşlar ayırımında, bu gruba mensup öğrencilerin daha çok siyasi kışıma ayrıldığı belirtilmektedir.

Polis Akademisi’nde genellikle üyesi olan A.Ş., İ.T., R.F., C.Y., A.T., A.K., İ.B., M.K., R.K., B.C., H.İ.O., Emniyet Müdürü A.Ö. ve A.E.’den oluşan bir teorisyen kadronun bulunduğunu, bu kişilerin şeriat düzeninin daha iyi olduğunu empoze ettiklerini bütün tanıklarca ifade edilmiştir. Bu teorisyen kadrosuna okul idarecisi durumunda olan H.B.E. ve İ.T.’ın yardımcı olduğu belirtilmektedir.

Öğretim üyelerinden sanık durumunda olan, İ.Y.T., A.Ş., R.F., B.C., A.K., H.İ.O., R.K. ve C.Y.’nun ders konularının işledikleri sırada mevcut6: rejimi yererek şeriat düzenini övmek suretiyle hoş göstermeye çalıştıklarını ifadesine başvurulan, H.B., E.G., C.K., İ.Ç., S.Y., E.B., K.Ö., L.S., F.R.A., A.T., S.Y., A.T., M.İ.Y., C.A., E.M., A.T., A.U., L.C.Y., adlı tanıklar tarafından açıkça ifade edilmektedir. Yine tanık ifadelerinde bu öğretim üyelerinin öğrenciler arasında ayırım yaptığı, derslerle ilgisi olmasa bile sürekli şeriat düzenini övmeye gayret sarf ettiklerini belirtmiştir.

Her ne kadar sanık sıfatı ile ifadesine başvurulan söz konusu öğretim üyeleri iddia ve isnatları reddetseler bile, tanık ifadelerine göre, verdikleri sırada şeriat düzenini savunduklarını öğretim üyelerinin din ve felsefi inanç ayırımı yaptıkları hususu, açıkça görülmektedir.

R. Y/m ifadesinde, şeriat düzenin kurallarının daha iyi, T.C. kanunlarının ve nizamlarının derme çatma olduğunu belirten öğretim üyesi kişiler haklarında tanıklık yapabilecek aynı dönemlerde akademide okumuş, şahısların tanık olarak bilgilerine başvurulmuş, söz konusu tanıkların tamamına yakını R. Y.’ın ifadelerini doğrulamıştır.

Müşteki Tanık R.Y. ifadesinde bu örgüt tarafından tehdit edildiğini, İstihbarat Daire Başkanlığı’nda görevli A.T.’le karşılaştığını, A.T.’in kendisine cemaati karşısına almaması gerektiğini söylediğini, bu örgüt hakkında yazmış olduğu mektuptan haberleri bulunduğunu belirttiğini, kendisinin de bu teşkilatın gücünden korktuğunu, çünkü bu örgütün kendisini okuldan attırdığını, ifade etmiştir.

A.T.’in uyarısı üzerine endişeye kapıldığını, ne yapmam gerekiyor diye sorduğunda da, A.T.’in notere giderek, önceki yazdığı ihbar mektubunun yalandan ibaret olduğu konusunda tutanak tanzim ettirmesi gerektiğini belirttiğini, bunun üzerine A. T.’in Altındağ Emniyet Amirliği’ndeki Lojmanlar’da bulunan evine giderek, A. T.’le birlikte ihbar mektubunu inkar eden bir rapor yazdıklarını, bilahere Maltepe semtinde bulunan 18. Noter’e birlikte giderek bu raporu "ifade beyannamesi" başlığı altında noter katibine yazdırdıklarını ifade etmiştir. Daha sonra alınan bilgiler üzerine Ankara 18. Noter’e tarafımızdan müracaat edilerek, bu belge elde edilmiştir.

Noterde A.T.’le birlikte yaptıkları belge, müşteki tanık R.Y. tarafından A.T.’in evinde el yazısıyla yazılarak, müfettişliğimize sunulan belgedir.

(EK: 8)

Bu durum R.Y.’ın ifadesinin doğruluğunu belgeleyen bir husustur.

A. T.’in, R.Y.’ın nişanlısının evine gitmesi müştekiyi "Cemaati karşına alma" diyerek dolaylı olarak tehdit etmesi, kendi evinde ihbar mektubuna neler yazmıştın diyerek defalarca sorduktan sonra, tutanak düzenletmesi bilahare resmiyet kazandırmak için birlikte notere gidilmesi ve önceden62 belirlenip, ayarlandığı anlaşılan noter katibine belge tanzim ettirilmesi A.T.’in anılan grupla bağlantısını açıkça ortaya koymaktadır.

Bahse konu teşkilatla bağlantısı olmayan birinin kendisini ilgilendirmemesi gereken bir konuda, bu kadar aktif davranması düşündürücüdür. A.T.’in gizli kalması gereken hususların açıklığa kavuşmaması için böyle bir faaliyet göstermesi dikkate şayandır. Kaldı ki talimatlı olarak alınan ifadesinde, sorulan soruyu senaryo olarak nitelendirmekte ve R.Y.’la birlikte noterde düzenlettiği belgeyi ifadesine eklemektedir. Bu da göstermektedir ki A.T., bahse konu grubun bütün faaliyetleri konusunda bilgi sahibidir ve ilgilidir.

Bu sebeple Sanık A.T. de diğer sanıklar gibi belirtilen suçu işlemiş bulunduğu mevcut bilgi ve delillere göre subuta ermektedir.

Müfettişliğimizce soruşturmanın derinleştirilmesi üzerine söz konusu grup içersinden rahatsız olanlar olmuş, R.Y.’ın ifadesinde belirttiği örgütün yayın organı olan Zaman gazetesinde soruşturmayı yürüten müfettişler aleyhine "Komplocular ne yapmak istiyor" başlığı adı altında iftira ve isnatlarda bulunulmuştur.

Genel Müdürlüğümüzce Genel Müdür adına yapılan açıklama ile müfettişlerin soruşturmayı usulüne uygun ve hukuk kuralları içersinde yürüttüğüne dair haber ile iddialar tekzip edilmiştir.

R.Y.’ın ifadesine göre, bahse konu örgütün Fetullah GÜLEN’in görüşleri doğrultusunda hareket ettiği, mevcut T.C. Anayasa ve düzenini değiştirmek isteyen yerine şeriat düzenini hakim kılmak arzusunda olan ve bunu bir ihtilalle gerçekleştirmek isteyen, bu amaçla eğitim yapan, yurtlar açan, dershane adı verilen evlerde eğitim yaptıran, bu yurtların altında karate kursu adı altında yakın döğüş öğreten eyleme dönük pratik eğitim yaptıran bir örgüt olduğu ifade edilmektedir.

Söz konusu örgütün amacına ulaşmak için ve bir örgüt niteliği kazanmak için hiyerarşik ölçüler içersinde gerek sivil gerekse Emniyet Teşkilatı’nda örgütlendiği elde edilen bilgilerden anlaşılmaktadır.

Bu amaçla, Fettullah GÜLEN’in genel sorumlu, buna bağlı bölge sorumluları, bunların altında da il sorumlulan olduğu anlaşılmaktadır.

Vali diye adlandırılan il sorumlularının altında birçok kurum ve alanda örgütlenmeye gittikleri müşahade edilmektedir.

Genel bir teşkilatlanma, illegalite, sorumlu tayini, Görev bölümü, aidat toplanması şakirde dedikleri mensuplarına kod isim verilmesi yayın faaliyeti, üyelere para cezası uygulanması mensuplarının kişisel haklarını müdahale, teorik ve pratik eğitim yaptırılması gibi hususların uygulanması tam anlamıyla ideolojik literatürde illegal bir örgütlenmenin varlığını ortaya koymaktadır.

Örgütün koyduğu kurallar çerçevesinde de Emniyet teşkilatında illegal bir örgütlenmeye gidildiği, elde edilen bilgilerden anlaşılmaktadır. Fettullah GÜLEN’e bağlı olarak İç Anadolu bölge sorumlusu K. Hoca’nın, bu şahsa bağlı olarak da Polis Akademisi’nde İ.T. ve H.B.E.’ ün adı geçmektedir. Yine öğretim üyeleri olarak A.Ş., İ.T, R.F., C.Y., A.T., A.K., İ.B., M.K., R.K., B.C., H.İ.O., A.Ö.’ in yer aldığı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde de M.T. ve S.T.’nun bulunduğu yine Polis Akademisi öğrenci kesiminde 3. ve 4. sınıflar sorumlusu olarak Kom. Yrd. C.M., 1. ve 2. sınıflar sorumlusu olarak da Kom. M. E.’ın bunların altında da 4. sınıflar sorusu Devre imamı İ. K., buna bağlı olarak olarak para sorumlusunun M. K., yardımcı imamın İ.Ö., kitap sorumlusunun Z. A., yine bunların altında yardımcı imama bağlı olarak siyasi sınıf imamının M. S., Adli Sınıf imamının A.K. D., Trafik Sınıfı imamının Z. K., İdari Sınıf imamının M.K.’ın sorumlu olarak görev aldığı alınan ifade ve belgelerden anlaşılmaktadır.

T. C. Anayasası’nın demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan illegal "Fettullah Hoca’nın Talebeleri" adlı örgütün, ülke genelinde olduğu gibi, teşkilatımız içersinde örgütlendiği bu sebeple devlet güvenliğini ilgilendiren bir faaliyetin akamete uğratılması ve suçluların fiillerinin subuta erdirilmesi amacıyla yapılacak operasyondan sonra, yukarıda bahsedilen meslek mensuplarının suçları kanıtlanmış olacaktır.

İşbu (38) sahifeden oluşan (4) nüsha olarak tanzim edilen bu fezleke (133) parça ekleriyle birlikte dizi pusulasına bağlanarak sunulmuştur.
Arzederim. 28.08.1992

İSTİHBARATTAN FETHULLAH GÜLEN İN DİYALOG ÇABALARINA VURGU

Mahkemeye gönderilen bu fezleke nedeniyle davalar açıldı. Ünal Erkan, dokuz ay sonra Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne atandı.

1992 yılında cemaatle ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Daire Başkanlığı’nca başlatılan soruşturma sonucunda konu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne intikal ettirildi. Ancak raporda geçen kişilerle ilgili teknik, belgesel ve ideolojik değerlendirmeye havi ilave argümanlar sağlanamadığından DGM takipsizlik karan verdi. Aradan geçen zaman içinde o dönemde görevden el çektirilenler davalar açarak hemen tamamı Emniyet’e, kritik noktalardaki görevlerine geri döndüler.

Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın toplumda kanaat önderi olarak görülen kişilerle, aydınlarla yakınlaşması olumlu sonuçlarını gösterecekti. Turgut Özal’ın 1993 yılında ölümünün ardından Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesi, Fethullah Gülen için yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı.

En önemlisi Demirel’in başbakanlığı döneminde bürokrasi içinde mücadele edilen Fethullah Gülen’in destekçileri rahat bir nefes alabilecekti.

Fethullah Gülen-Tansu Çiller görüşmesi 30 Kasım 1994 tarihinde gerçekleşti.

Böylece Fethullah Gülen, Adnan Menderes’in 35 yıl önce Nur Cemaati’nin lideri Said-i Nursi ile görüşmesinden sonra bir başbakan ile yüz yüze görüşen ilk cemaat lideri unvanına sahip oldu. Cemaatin desteğinin peşinde olduğu iddia edilen Çiller’in, Gülen ile anlaştığı iddiaları ortaya atıldı. Gülen bu konudaki rahatsızlığını dile getirdi. Ardından Gülen, 1995 yılı ortalarına kadar "herkese eşit mesafedeyim" mesajı vermek için tüm siyasi liderlerle görüştü. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Hikmet Çetin, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş ve Aydın Menderes ile bir araya gelen Fethullah Gülen, 1995 yılı Ağustos ayında da Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile görüştü. Gülen, bu turlarla da tüm parti liderleri ile yüz yüze görüşen ilk cemaat lideri oldu.

Fethullah Gülen grubunun artık bir tehlike olarak görülmemesinden vazgeçilmiş olmasından mı, tehlike arz etmemesinden mi, devletin bakışının değişmesinden midir, yoksa cemaate bağlı kişilerin Emniyet teşkilatında etkili görevlere dönüşünün etkisinden midir bilinmez, İstihbarat Dairesi Başkanlığı, bu kez de 1996 ve 1998 yılları arasında Gülen Hareketi hakkında olumlu görüşler içeren kitapçık ve bültenler yayınladı.

İstihbarat Dairesi Başkaniığı’nın 1999 tarihli "İslam’da Mezheplar, Tarikat ve Dini Akımlar-İDB yayınları No.53" sayılı kitapçıkta, Nur grubu içinde en geniş bölüm, liderliğini Fethullah Gülen’in yaptığı gruba ayrıldı.

Ülkenin yoğun terör eylemleri içinde olması nedeniyle İstihbarat’ın aktif terör gruplarıyla uğraşması ve o dönemde şiddet dışı kaldığı için Fethullah Gülen örgütlenmesinin boyutunu görememesi ya da küçük rütbelerde de olsa İstihbarat ve benzeri birimlerde yer almaya başlayan cemaat mensuplarının etkisiyle raporda, Fethullah Gülen ile ilgili şu değerlendirmelere yer verildi:

"Mahkeme tarafından hakkında takipsizlik kararı verildikten sonra 1989 yılından itibaren İzmir, Ankara, İstanbul illerinde tekrar vaazlar vermeye başlayan Gülen’in günümüzde yazmış olduğu çeşitli kitaplarla da faaliyetlerini devam ettirdiği gözlenmektedir. Akyazılılar Vakfı ve Türkiye Öğretmenler Vakfı gibi kuruluşlarla başlayan faaliyetler, günümüzde hayata geçirilen çok sayıda dernek ve şirket aracılığıyla çok daha geniş bir yelpazede sürdürülmektedir. İlk önceleri öğrencileri barındırmak amacıyla açılan evler, zamanla yerini yurtlara daha sonra özel okullar ve üniversite hazırlık dershanelerine bırakmıştır. Eğitim konusundaki çalışmaları kapsamında özel kolejler açmaya başlayan söz konusu grup bu( sahadaki başarılarıyla faaliyetlerini yurtdışına da taşıma imkanı bulmuş ve böylece de büyük çoğunluğu Orta Asya Cumhuriyetleri’nde olmak üzere 200’e aşkın özel okulu faaliyete geçirmiştir. Ülkemiz içerisinde açmış olduğu özel kolejlerin yanı sıra hemen hemen her ilde açılan üniversite hazırlık dershaneleri de yoğun bir eğitim faaliyetleri içerisinde olduğu gözlenen grubun eğitim alanında yurtiçi ve yurtdışında büyük başarılar elde etmesi halkın büyük ölçüde bu eğitim kurumlarına rağbet etmesine de neden olmuştur."

Raporda, Sızıntı dergisinin bu grubun en eski yayın organı olduğu, buna ilave olarak günümüzde iki gazete, bir dergi, bir televizyon ve çeşidi radyo istasyonlarının yine bu grubun görüşleri doğrultusunda faaliyeüerini sürdürdüğü kaydedildi. Gülen’in son dönemlerde toplumun bütün kesimleriyle diyalog kurmakta sakınca görmeyen yaklaşımları ve gençlik içinde gözlenen radikal kaymalara karşı almış olduğu tavırlarıyla da dikkaüeri üzerine topladığı ifade edilen raporda, değişik görüşlere sahip kesimleri aralarındaki düşmanlıkları bir tarafa bırakarak diyalog ortamı oluşturma gayretlerinin de kamu oyunda yankı bulduğu ifade ediliyordu.

Raporda, Fethullah Gülen için övgü dolu şu sözler de yer alıyordu:

"Toplumun her kesimini kucaklayıcı tavrı, davranışları, yaklaşımı nedeniyle dini motifli terör örgütleri ve radikal dini kesimler tarafından çok büyük eleştiri ve hakaretlere maruz kalan Fethullah Gülen, bu kesimler tarafından demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin savunuculuğunu yapmakla da suçlanmaktadır. Ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği bilinen grup genelde, eğitim düzeyi yüksek şahıslardan oluşmaktadır. Kendi amaçlarını, devlet kademeleri için imanlı bir gençliğin yetiştirilmesi olarak açıklayan grubun, siyasi yelpazede ağırlığını demokratik parti çizgisini takip eden sağ partilerden yana koyduğu da bilinen hususlar arasında yer almaktadır."

İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nın Temmuz 1998’de yayınladığı 70 numaralı aylık bültende de Fethullah Gülen grubunun toplumun tüm kesimleriyle diyalog kurma çabasında olduğuna dikkat çekiliyordu.

Bültende şu görüşler dile getiriliyordu:

"… 1970’li yıllarda başlamış olduğu çalışmalarını, çizgisini hiç değiştirmeden günümüze kadar getiren Fethullah GÜLEN’in, bilhassa son dönemler itibariyle, geniş açılımlar sergilediği ve toplumumuzdaki bütün kesimlerle diyalog kurma yönünde çaba sarfettiği gözlenmektedir.

Son olarak; TÜRKİYE GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI bünyesinde yürütülen ve değişik görüşlere sahip olan kesimleri birbirine6′ yakınlaştırma yönündeki gayretleri de bu doğrultudaki yaklaşımlarının bir sonucudur.

F. GÜLEN, ılımlı İslami yorumları, dini değerlerin siyasal hedeflere alet edilmemesi yolundaki telkinleri ve farklı kesimlerle diyalog arayışlarının yanı sıra bilhassa Papa başta olmak üzere Yahudi ve Hristiyan din adamları ile kurduğu irtibatlar nedeniyle de, dini motifli terör örgütleri ve radikal dini gruplarca yoğun biçimde eleştirilmiştir.

Şu anki durum itibariyle ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği bilinen grup, genelde eğitim düzeyi yüksek şahıslardan oluşmaktadır. Kendi amaçlarını, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya çapında önemli bir devlet olma potansiyeline sahip olduğu gerçeğinden harekede, eğitim faaliyetleri ile bu sürece katkı sağlama ve bunun gerçekleşmesi için de ülkede toplumsal barışa hizmet etme olarak açıklayan grubun siyasi yelpazede ağırlığını Demokrat Parti çizgisini takip eden sağ partilerden yana koyduğu da bilinen hususlar arasında yer almaktadır.

Yurtdışında ve yurtiçinde açılan eğitim kurumları çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin mali giderlerinin kurulan şirkeüer vasıtasıyla karşılandığı bilinmektedir. Her il ve ilçenin durumuna göre yurtdışındaki bir ülkenin veya ülkelerdeki birkaç okulun tüm masraflarını karşılayacak şekilde planlamalar yapıldığı ve masrafların bu şekilde taksim edilmek suretiyle yurtiçinden karşılandığı bilinmektedir.

Son dönemde kamuoyunda önemli tartışmalara yol açan 8 yıllık eğitim ve türban konusundaki uygulamalarla ilgili olarak da, bu tarz meselelerin dinin aslından olmayıp teferruat olduğu, dolayısıyla da bu konuların toplumsal huzur ve barışı zedeleyecek ölçüde tırmandırılmasının zararlı olacağı görüşünü savunan F. GÜLEN Grubu’nun, geleneksel ılımlı tavırlarına uygun olarak tutumunu devam ettirdiği gözlemlenmiştir.

Gruba ait ülkemizde faaliyet gösteren eğitim öğretim kurumlarından bazıları aşağıda belirtilmiştir:

İzmir Yamanlar Fen Lisesi, İstanbul Fatih Koleji, İstanbul Safiye Sultan Kız Lisesi, Mersin Yıldınmhan Lisesi, Ankara Samanyolu Lisesi, Van Serhat Lisesi, Denizli Server Lisesi, Erzurum Aziziye Lisesi, Erzincan Otlukbeli Lisesi, Eskişehir Ertuğrul Gazi Lisesi, Sakarya Işık Lisesi, Manisa Şehzade Mehmet Türk Lisesi, Aydın Nizami Erkek Lisesi, Fatih Üniversitesi.

Ayrıca yurtdışında; Özbekistan’da (17) eğitim kurumu ve (1) dil merkezinin bulunduğu, Türkmenistan’da (1) üniversite, (13) ortaöğretim kurumu ve (1) dil merkezinin olduğu, Kazakistan’da ise (30) lise ve (1) üniversite, ABD, Kamboçya, Malezya, Bangladeş, Gürcistan, Kırgızistan, Irak, Romanya, Moldova, Ukrayna, Azerbaycan, Tacikistan, Arnavutluk, Fas ve Pakistan gibi ülkelerde okullarının bulunduğu bilinmektedir."

28 ŞUBAT SÜRECİ VE SONRASI FETHULLAH GÜLEN

1997 yılı 28 Şubatı’nda yaşanan ve "postmodern darbe" olarak nitelenen süreçte, "irticai akımlar"la ilişkili birçok grup hakkında davalar açıldı. Bunlardan biri de Fethullah Gülen ve grubuyla ilgili açılan davaydı.

Fethullah Gülen ve cemaati 28 Şubat 1997 tarihine kadar büyük bir sorunla karşılaşmamıştı.

Başbakan olduğu dönemde sorunlar yaşanmasına rağmen, Süleyman Demirel’in 1993 yılında başlayan cumhurbaşkanlığı dönemi, cemaat açısından rahat faaliyet gösterilen bir dönemdi. Ancak askerlerin rahatsızlığı vardı. Fethullah Gülen o günleri ve üzüntüsünü şöyle anlatıyordu:

"O dönemde birçok kişi geçmişiyle tenakuza düşen bir tavır sergiledi. Demirel, bizim okullar için zamanında 30 tane imzasız açık mektup verdi. Özal’ın başlattığı devlet geleneğini sürdürdü. Ama sonra bizi üzen bir beyanatı oldu, Kurtul Altuğ’la konuşmasında ‘devlet için tehlikeli’ dedi. İnsan üzülüyor tabii. Daha sonra telefonla konuştuk, sesi sopsoğuktu. Belki bilemedi gerçekleri. Bu iş bitti diye inandırdılar onu. Aynı şeyi Cindoruk da yaptı. Geçmişte, 2000’lerin başında bizim avukatlığımızı istedi. Herhalde vermeyince böyle oldu. Ama ben yine de kimseye kırgın değilim."

Fethullah Gülen hakkında açılan davaların tamamından, 2008 yılına kadar verdiği hukuki mücadele sonucunda beraat etti.

Ancak o dönemde ortaya çıkan bir kaset kafaları ve ortalığı çok karıştırdı. Diyalog ve hoşgörü temalı Fethullah Gülen Hareketi’nin başındaki isim devleti ele geçirmekten söz ediyordu.

Akıllarda yer eden ve daha sonra hakkında açılan davanın iddianamesinde de kendisine isnat edilen suçlara dayanak oluşturan ve ATV kanalında yayınlanan o konuşmasında şu görüşleri dile getiriyordu Gülen:

"Arkadaşlarımızın mevcudiyeti İslami geleceğimiz adına bu işin garantisidir. Bu açıdan adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyeüer şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ülkelerde garantimizdir. Bizim varlığımızın bunlar nabzıdır.
Zayiata meydan vermeyin.

Daha bunun neye ihtiyacı var, nasıl takviye edilmeli, bu denmeli, sürekli o araştırılmalı, daha bir takviye edilmeli, fakat mevcuttan da bir ölçüde taviz verilmemeli derken yani fevkalade korumaya alınmalı, katiyyen zayiata meydan verilmemelidir. Bu açıdan bizim ister bu dairede, ister diğer dairede arkadaşlarımızın korunması çok önemlidir. Bu koruma mevzuunda işte arz ettiğim gibi belki işin esnekliğinden istifade edilebilir.

Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın.

Bu açıdan, bir taraftan bu kanun ve kuralları kullanma, biraz önce anlattığım esneklik içinde, diğer taraftan bir kanun ve kural adamı olma6′ imajını uyarmak, yani harfiyen riayet ediyor bunlar denmeli, denmeli ki muntazam terfilerin arkasında bir ölçüde bu vardır. Ve sizin ileriki dönemde daha hayati, daha önemli yerlere gelmenizin arkasında da bu vardır. Yani sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, iş de bu iki müessesede olduğu gibi hayati dinamik bir kısım müesseselerde söz konusudur. Ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma ve eğer dönülüp gelinecekse yara alınmadan, hissettirmeden dönüp geriye gelme meselesi geleceğimizin adına çok esaslı hususlardır.
İstikbale yürümek için sistemin püf noktalarını keşfedin.

Hâlâ bu sistem devam ediyor. Bu sistem içinde arkadaşlarınız istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse bu sistemin püf noktalanın keşfetmeleri lazım. Hava boşluğu gibi, bu meselenin bir yanıdır. Bir diğer yanı da ister adliyede, ister mülkiyede, arkadaşlarımızın gittikleri yerlerde daha rahat iş yapmalan, tutulmaları, kaymakam iseler vali olmalan, sıradan bir hakim iseler takdir olunan bir hakim olmaları… , siyasi güçlerle ve bize yüzde yüz ters olan insanlarla açık bir diyalogumuz olmasa bile böyle çatışmamak. Fakat az buçuk aynı cephe sayılabilecekler, yani duygu ve düşüncelerimize, siyasi mülahaza ile bile sıcak bakan ve bizi terk etmeyen bir çevre içinde mülahaza edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah’tan bu günkü manası ile DYP’sine kadar uzanan bir siyasi yelpazedir. Bu insanlarla çatışmadan, onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide münasebet tesisinde yarar vardır.

Kaynakça
Kitap: ERGENEKON BELGELERİNDE FETHULLAH GÜLEN VE CEMAAT
Yazar: NEDİM ŞENER

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI : MİT’te ‘paralel istihbarat’ tasfiyesi


MİT içinde paralel yapı mensubu olan 50’ye yakın meslek memuruyla ilgili soruşturma başlatıldı. İddialara göre, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olarak atanması durumunda Hakan Fidan Dışişleri Bakanı olarak kabineye alınacak

Devlet içinde başlatılan paralel yapı soruşturması Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) uzandı. Emniyet ve ordu içinde tahkikatlar devam ederken benzer bir soruşturmanın MİT içinde yapıldığı öne sürülüyor.

MİT, emniyet/ordu/yargı/mülki idareye göre Gülen hareketinin görece daha seyrek olduğu kurumlardan biri. Teşkilatın ilk açılımı Sönmez Köksal zamanında olmuştu. Ancak özellikle AK Parti iktidarları döneminde çok sayıda meslek memurunun kuruma alındığı belirtiliyor.

7 Şubat soruşturması sırasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı almaya giden paralel yapı elemanlarının asıl hedefi Fidan’ı tutuklatmaktı. Fidan’ın tutuklanması sonrası MİT, Cemaat yapılanmasının kontrolüne geçecek ve emniyet istihbarat kökenli polisler yönetime el koyacaklardı. Ancak Fidan’ın ifade vermeye gitmekten son anda vazgeçmesi tüm oyun planını bozmuştu.

MİT ile Emniyet arasındaki rekabet özellikle KCK tutuklamaları sırasında zirveye çıkmıştı. Emniyet içindeki paralel yapının KCK maskesi altında MİT’i ele geçirme planı, hükümetin durumu son anda fark etmesiyle önlenmişti.

‘Bu birimi kapatın’

Yıllar önce bir MİT görevlisi ironik bir anekdot anlatmıştı. Bir bayramlaşma esnasında departmanları dolaşan eski Müsteşar Emre Taner, bir kapının önünde durup sakin bir edayla ‘siz hangi işleri takip ediyorsunuz’ diye sorar. Departman şefi ‘Biz irticai faaliyetleri ve F.Gülen’i takip ediyoruz’ şeklinde cevap verir. Bunun üzerine Emre Taner, ‘Biliyorum ama bunca zaman takip ettiniz ne oldu? Bakın ne kadar ileri gittiler. En iyisi siz burayı kapatın’ der.

Bu olaydan günümüze Gülen hareketine bakışta radikal değişim oldu. Güvenlik bürokrasisi bir yana kurumlarının yardımcı olmak için seferber olduğu bir yaklaşımdan mücadele edilmesi gereken ‘iç tehdit’ haline dönüştü. Dün el üstünde tutulan ‘hizmete’, bugün topyekün mücadele kararı verildi.

Memurlar kızağa çekildi!

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre, MİT içinde paralel yapı mensubu olan 50’ye yakın meslek memuruyla ilgili soruşturma başlatıldı. Yenimahalle’deki riyasette istihbarat elemanı olarak görev yapan personelin bu statüden alınarak alt görevlere verildiği iddia ediliyor. Ana karargahtaki tasfiyeye yönelik benzer bir durumun bölge başkanlıkları yaygınlaştırılacağı öne sürülüyor.

Teşkilatla ilgili bir diger gelişme ise riyasette oluşturulan İstihbarat Koordinasyon Kurulu’yla ilgili. Son dönemde bu kurula Emniyet’ten çok sayıda personelin geldiği ancak bunların neredeyse tamamının paralel yapıya mensup oldukları iddiasıyla kurumlarına gönderildikleri ifade ediliyor. Yeni dönemde bu kurulun, bakanlıklardan gelen temsilcilerle yeniden yapılandırılacağı ve paralel yapının tasfiye edileceği söyleniyor.

MİT Müsteşarlığı Muammer Türker’e

MİT için dile getirilen bir diğer iddia, Hakan Fidan’ın bakan olacağı yönünde. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olarak atanması durumunda Hakan Fidan’ın büyük olaslıkla kabineye Dışişleri Bakanı olarak gireceği konuşuluyor. Hakan Fidan’ın müsteşarlıktan ayrılması durumunda ise daha önce de MİT için ismi geçen MGK Genel Sekreteri Muammer Türker’in buraya atanacağı belirtiliyor. Türker, PKK’nın ‘devrimci halk savaşı’ ilan ettiği ve yoğun çatışmaların yaşandığı dönemde Hakkari Valiliği yapmıştı.

Müsteşar Yardımcısı kim olacak?

Bunun yanında 50 günlük bir tatile çıkan Müsteşar Yardımcısı M.D.’nin durumu başka bir soru işareti oluşturuyor. M.D.’nin emeklilik yaşı gelmiş ancak hükümet İmralı’da devam eden müzakerelerde koordinasyon görevini yürüttüğü için görev süresini uzatmıştı. Geçmişte Emre Taner için de benzer bir durum yaşanmıştı. Taner’in görev süresi 4 defa uzatılmış, Habur sonrası 2010’da emekli olmuş ve yerine Hakan Fidan atanmıştı. Bunun yanında Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen müsteşar yardımcısının ayrılmasıyla müsteşar yardımcılığı boşalmış bulunuyor.

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI : CEMAATİN SIZINTI DERGİSİ BAŞYAZARINDAN BOPÇU FETO’YU YALAMA OPERASYONU :))


FETULLAH CEMAATİ DOSYASI /// SABAHATTİN ÖNKİBAR : Cemaat Bahçeli’ye şantaj mı yaptı ?


-”Hırsızlar hırsız avcılarını kovalıyor.”
Bu ifade Devlet Bahçeli’ye aittir ve önceki gün edilmiştir.. Bahçeli’nin hırsız avcılarından kastı bu aralar operasyona tabii tutulan F tipi örgütün Emniyet’te yuvalanmış mürit ya da militanlarıdır.

Oysa aynı Bahçeli MHP’li genel başkan yardımcılarına yapılan kaset operasyonlarının sorumlusu olarak açıktan okyanus ötesi ve Pensilvanya’yı işaret etmiş ve onlar hakkında ağır ifadeler kulanmıştı.

Söyleyin lütfen hangi Bahçeli’ye inanacağız ?
Böylesine temel bir konuda bile kısa zaman içinde taban tabana zıt şeyler söyleyen birinin söz itibarı olur mu?
Bahçeli’nin hırsız avcıları ifadesini televizyonda işitince birden Zaman gazetesinin cemaat mensubu bir yazarının kendisi hakkında yazdıkları geldi aklıma.

Şöyle diyordu:
-”Bahçeli’nin kasetini iğrenerek seyrettim.”

Böylesine ispatsız rezil bir ithamdan sonra o cemaat ya da örgüte hırsız avcıları diye sahipilenmeyi söyleyin nasıl izah etmeliyiz?

EVET AMA YETMEZ!

Yandaşların “Yetmez ama evet” sloganını ben tersinden kullanacağım…
-Evet ama yetmez…
Ne için mi?

F tipi örgüte yapılan operasyon için!
Bu operasyonlarda dağ fare doğurmamalı.
Polis ve yargıda ağırlıklı olmak üzere devletimizin bu emperyal çete tarafından işgal edildiğini artık uzaylılar bile biliyor.

Dolayısı ise patinaj söz konusu olmamalı, örgüt behemehal tasfiye edilmelidir.
Emniyet Teşkilatı gibi örgütün karargahı olan ve on binlerce müridin bulunduğu bir yapıda 30 tutuklu sadece ses bombasıdır. Yapılması gereken toplu tasfiye olmalıdır.
Maazallah bu operasyondan sonuç alınamaz ise F tipi örgüt dokunulamaz olarak tescil görecektir.

Bu arada CHP ile MHP’nin bu örgütü sahiplenmesi tek kelime ile Türkiye’ye ihanettir.
Hep söyledik yine tekrar edelim, bu soruşturma eşyanın tabiatı gereği Tayyip Erdoğan’ın da sonunu getirecektir.

TAYYİP – BARZANİ KUMPANYASI

Tayyip-Barzani kumpanyası gümledi..
Teksas mahkemesi Kürt petrolü için Irak Merkezi devlete ait hükmünü verdi.
Peki bunun okuması mı?

Paxamericana Ankara ile Erbil’e , “Irak petrolünün patronu benim, kararı ben veririm” dedi.
Göreceksiniz çok sürmez Bağdat’ın ifadesi ile bu petrol hırsızlığının uluslararası müeyyidesi de olacak zira Irak Merkezi hükümetin müraacatı var.
Bu şekilde Türkiye sadece rezil olmadı aynı zamanda tazminat ödeyecek!
Türkiye gibi bir ülkenin peşmerge ile işbirliği yapıp uluslararası arenada suçüstü olmuş hırsız konumuna düşmesine yorumu siz okurlarıma bırakıyorum…

IŞİD’E İSTANBUL’DA KAMP!

Her şey ispatlı…
IŞİD’in Türkiye uzantıları İstanbul’da kamp yapıyor.
Peki Tayyip Devleti ne mi yapıyor?

Sadece kamp merkezi tahsis etmedi aynı zamanda lojiistik destekler veriyor.
Evet 48 konsolosluk görevlimizi iki aya yakın zamandır rehin tutan bu rezil güruh AKP’nin kutlu misafirleri olarak İstanbul’da ağırlanıyor.
Ben zerre şaşırmadım zira IŞİD’i yaratan , ona silah-para ve türlü destekleri veren bu iktidardır.
Söylemedi demeyin çok sürmez bu sürü içerde de cihada(!) başlayacak yanı oluk gibi kan akıtacaktır.
Türkiye AKP ile nereden nereye geldi hâlâ görülemiyorsa bu toplumun milletlik vasfı sorgulanmalıdır….

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI /// KURTULUŞ TAYİZ : Cemaat’in polis devleti


kurtulus.tayiz

Çok değil, daha üç beş ay önce Türkiye’nin "polis devletine dönüştüğü" iddiaları gündemin ilk sırasında yer alıyordu. Cemaat, Doğan Grubu, ulusalcılar, bazı liberal kalemler ve solcu yazarlar neredeyse her gün Tayyip Erdoğan’ın ülkeyi otoriterleştirdiğini, kişisel özgürlükleri yok ettiğini, yaşam biçimlerine saygı duymadığını ve ülkeyi "polis devleti"ne çevirdiğini koro halinde tekrarlıyordu.

Peki Cumhuriyet tarihinin en büyük dinleme skandalı ortaya çıkınca bu çevreler neden suskunluğa gömüldü?

Polisin sadece İstanbul’da 60 bin 500 kişiyi dinlediği belirlendi. Aralarında Doğan Grubu’nun önde gelen isimleri de bulunuyor. Ünlü işadamları, gazeteciler, akademisyenler, her siyasi partiden önemli isimler dinlenmiş. Başbakan Erdoğan, MİT Müsteşarı, hükümet üyeleri de bu dinlemelerin mağduru.

O halde neden bu çevreler açığa çıkan bu polis devletinden şikayetçi değil?

Bunun nedeni ülkeyi polis devletine dönüştüren Gülen Cemaati ile bu çevrelerin aynı ittifakın parçası olmasından kaynaklanması olabilir mi?

Gerçek şu ki ne Cemaat’in, ne Doğan Grubu’nun, ne ulusalcıların, ne liberallerin, ne solcuların polis devletiyle bir sorunu var; onların siyasal iktidar ve Başbakan Erdoğan ile sorunları var. Nitekim bunun için de son bir yılda bulaşmadıkları kötülük, çirkinlik kalmadı. Her türlü hilenin, yalanın, komplonun içinde oldular. Şu anda da açığa çıkan bu polis devleti gerçeğine karşı üç maymunu oynuyorlar.

"Polis devletine dönüşüyoruz" diye kıyameti kopardıkları sırada aslında cemaat, Türkiye’yi zaten polis devletine dönüştürmüştü. Cemaat, Başbakan’ın, bakanların, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Genelkurmay Başkanı’nın aldığı nefesi bile dinleyip kaydediyordu. Cemaat’in dışında bu ülkede polis devleti kuracak başka bir güç zaten yoktu. Gerçek polis devleti açığa çıktığında ise bu çevreler susmayı tercih etti. Müfettiş raporları internet sitelerine kadar düşmesine rağmen merkez medyaya bir türlü ulaşamadı. Ne gazeteler, ne televizyonlar Cumhuriyet tarihinin bu en büyük dinleme skandalını görüyor.

"Otoriterleşme", "polis devleti", "diktatör" sloganlarının arkasında aslında Cemaat ile ona bağlı liberal yazarlar ve merkez medyanın etkili kalemleri bulunuyordu. Emniyet ve Yargı’nın Başbakan Erdoğan’a karşı başlattığı darbe sürecinin psikolojik alt yapısını oluşturmak için bu kavramları piyasaya sürdüler. Komik olan şu ki Türkiye’yi tam da polis devletine dönüştürmeyi amaçlıyorlardı. Darbeci polis şeflerinin Erdoğan’ı devirerek ülkeye "demokrasi" ve "özgürlük" getireceğini savunanlara ise bu topraklarda "liberal", "demokrat", "solcu" deniyor maalesef. Cemaat ile birlikte ülkeyi polis devletine dönüştürmek için az uğraşmadılar. Polis şeflerinin peşine takılarak ortak psikolojik operasyonlar düzenlediler. Ancak başarılı olamadılar. Bugün artık gerçek polis devletinin nasıl bir şey olduğunu daha iyi görüyor ve anlıyoruz. Şimdi bu çevrelerin topluma bir açıklama yapma borcu var; polis şeflerinin peşine neden takıldıklarını bu topluma açıklamak zorundalar. Tabii hala halkın önüne çıkacak yüzleri varsa.

%d blogcu bunu beğendi: