Etiket arşivi: ERGENEKON DAVASI

ERGENEKON DAVASI /// Ergenekon davasının ilk hakimi : Bir şey bulamayınca süsleme sanatı yaptılar !


Ergenekon davasının ilk hakimi Köksal Şengün, Ergenekon Davasının gerekçeli kararının gecikmesi ile ilgili olarak ‘Bulamadılar birşey, ne yapacaklar? ‘Süsleme Sanatı’ yaptılar’ dedi

Ergenekon Davası’na bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üç yıl boyunca başkanlığını yapan ve yargılama sürecinde mahkeme başkanlığından alınan emekli hakim Köksal Şengün, gerekçeli kararın gecikmesi ile ilgili olarak, “Bulamadılar birşey, ne yapacaklar? ‘Süsleme Sanatı’ yaptılar” dedi.

Gerekçeli kararı “sansasyonel” olarak niteleyen Şengün, 17 bin sayfa gerekçeli karar olur mu? Ciddi bir eylem bile yok. Bir tek Danıştay cinayeti var. O da nasıl birleşti ortada” şeklinde konuştu.

Musa Kesler’in Milliyet’te yer alan haberine göre, Şengün, “Hangi yönden sansasyonel?” sorusuna “Esasa müessir karar yazılır. Yani dosyanın içeriğindeki delil ve bilgilere göre yazılır. Hayali ya da ütopik karar yazılmaz” yanıtını verdi.

Danıştay bağlantısı açıklanamamış

Şengün, “Danıştay Davası ile çoğu konuda ‘bağlantı bulamadık’ diyor. O zaman niye birleştirildi? Açık ve net delillerle ortada olan birşey yok. O (iki dava arasında hukuki ve fiili irtibat var) kararını o zaman Yargıtay verdi. İşgüzar Yargıtay işte… Gittiler savcı Zekeriya Öz’le inceleme yaptılar, bulguları incelemeden Yargıtay’a yolladılar. O şekilde bağladılar” dedi. İlker Başbuğ’a iligili yorumları da değerlendiren Şengün, şöyle devam etti:

“Başbuğ hakkındaki yorumlar hepten mesnetsiz ve yanlış. Devletin Genelkurmay Başkanı’a ‘anarşişt’ ya da ‘terörist’ diyorsunuz. Dünyada örneği var mı? Nerede, hangi Gladyo? Türk Gladyosu nedir? Bana bunu biri açıklasın. Telefon defterinde senin numaran çıktı, ortaksın, örgütsün diyorsun. Böyle olur mu?”

Siyasi bir dava

Mahkemenin (Uğur Mumcu cinayeti, Maraş ve Gazi olayları gibi) 51 dosyayı ‘fuzuli yere’ incelediğini belirten Şengün, “Davanın nasıl açıldığı, nasıl yürüdüğü belli. Her şey kamuoyu önünde gerçekleşti. Birbirini tanımayan, kanlı bıçaklı olan insanlar örgüt yapıldı. Siyasi bir dava. Ama hükümet de anladı neyin ne olduğunu. Sen Genelkurmay Başkanı’nı yargılıyorsun ama onu atayan Başbakan’a bir şey sormuyorsun, Savunma Bakanı’na sormuyorsun” diye konuştu.

Tanık olurum

Şengün “Dava süreciyle ilgili bir soruşturma inceleme olsa tanık olur musunuz?” sorusuna “Olurum tabii. Bildiğim her şeyi anlatırım” karşılığını verdi. Şengün, “Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozar mı?” sorusuna da “Yargıtay’ın ne yapacağını bilmiyorum ama çok da bir şey yapacağını sanmıyorum. Balyoz’u naptılar? ‘Adil karar vereceğiz’ dediler ama hepsini onadılar. O dosyada ne vardı? Hiçbir şey. İnsan hayatı bu kadar ucuz değil, yazık” dedi.

ERGENEKON DAVASI : İşte Ergenekon davasında 16 bin sayfalık gerekçeli kararın tam metni


Ergenekon davasında gerekçeli karar, 8 ayın ardından yayınlandı. 16 bin sayfayı aşan iddianame 3 kitaptan oluşuyor

Ergenekon davasını gören İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8 ayda tamamladığı, 16 bin 798 sayfa ve 3 kitaptan oluşan gerekçeli kararı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yayınlandı.

Kararda, eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ’un terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanmasıyla ilgili olarak, “Sanıklar tarafından ‘Bir genelkurmay başkanından nasıl terörist olur’ söylemleriyle oluşturulan bir algı söz konusu olmuştur. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, ‘terörist’ kelimesi hukuki değil, basın yayın organlarının kullanmayı tercih ettiği siyasi bir kavramdır. Hukukta ise terör suçlusu kavramı tercih edilir. Bunun yanında bir genelkurmay başkanının bu tür bir örgütün içinde olabileceği algısı ilk olarak mahkememizdeki yargılama ile de oluşmuş değildir. ‘Genelkurmay Başkanından terörist mi olurmuş’ söylemi bir başka açıdan da çelişki içermektedir. Çünkü bir mahkeme eğer böyle bir kişinin hiyerarşik olarak altındaki kişilere aynı eylem dolayısıyla ceza vermişse, ‘yasalar önünde herkes eşittir’ ilkesi gereği bu kişilerin eylemlerinin ortağı olan komutana da ceza vermesi kaçınılmazdır” denildi.

16 bin 798 sayfalık gerekçeli kararda yer alan şu ifadeler öne çıktı:

– Bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani Gladyo/ Kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak TSK içinde yasadışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği, mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır.

– Sanıklar tarafından ‘Bir genelkurmay başkanından nasıl terörist olur’ söylemleriyle oluşturulan bir algı söz konusu olmuştur. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, ‘terörist’ kelimesi hukuki değil, basın yayın organlarının kullanmayı tercih ettiği siyasi bir kavramdır. Hukukta ise terör suçlusu kavramı tercih edilir. Bunun yanında bir genelkurmay başkanının bu tür bir örgütün içinde olabileceği algısı ilk olarak mahkememizdeki yargılama ile de oluşmuş değildir. ‘Genelkurmay Başkanından terörist mi olurmuş’ söylemi bir başka açıdan da çelişki içermektedir. Çünkü bir mahkeme eğer böyle bir kişinin hiyerarşik olarak altındaki kişilere aynı eylem dolayısıyla ceza vermişse, ‘yasalar önünde herkes eşittir’ ilkesi gereği bu kişilerin eylemlerinin ortağı olan komutana da ceza vermesi kaçınılmazdır.

– Anayasal düzene, Yasama Organı ve Yürütme Organına karşı işlenen bu tür suçların gerek işleniş biçimi ve gerekse vahim sonuçları dikkate alınarak doktrinde, yazılı hukukta ve uygulamada bunlar terör suçları arasında yer almaktadır. Terör suçları siyasi içeriği de olan suçlardır. Bu yüzden yukarıda da değinildiği üzere bu suçun failleri işledikleri eylemleri suç kapsamında kabul etmezler. Bu suçların hemen hemen tüm sanıklarının sahip olduğu ortak düşünce, ‘işledikleri eylemlerin insanlık, vatan ve memleket için’ faydalı olduğu yönündedir. Bu yüzden bu suçların sanıkları kendilerini bir terör suçlusu saymazlar.

– Ergenekon Terör Örgütü’nün kendine özgü bir yapısı vardır. Bu örgüt, birbirlerini tamamlayan ve destekleyen kompartımanları olan, ancak bu kompartımantasyon /perdeleme sistemi gereği birimler arasında sınırlı bir iletişimin söz konusu olduğu herkesin kendi uzmanlık alanında örgüte katkı sağlayıp örgütsel faaliyette bulunduğu bir yapılanmadır.

– Ergenekon Terör Örgütü’nün ismi çok uzun süredir kamuoyunun gündeminde olmasına, Susurluk kazası sonrası bu örgüt hakkında üst düzey generallerin açık beyanlarına ve dosyadaki benzeri somut olaylara rağmen özellikle Genelkurmay Başkanlığı’nın ‘Ergenekon/derin devlet/ kontrgerilla’ konusunda hiçbir işlem yapmadığı anlaşılmıştır.

– Sanık Mehmet İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı, sanık İsmail Hakkı Pekin’in Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı ve sanık Hıfzı Çubuklu’nun Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri olduğu dönemde, Mahkememizce, Danıştay olayı ile ilgili olarak elde mevcut tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesini istenmişse de, bu şema yargılama başladıktan yaklaşık 4 yıl sonra 22 Haziran 2012 tarihinde, yani adı geçen sanıklar mahkemece tutuklandıktan sonra mahkememize gönderilmiştir.”

Ecevit, Gül ve Erdoğan hükümetleri hedef alındı

– Ergenekon Terör Örgütü’nün özellikle Bülent Ecevit başbakanlığındaki 57. Hükümeti ve Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlıklarındaki 58. ve 59. hükümetleri hedef alan faaliyetlerini yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.

– Ergenekon Terör Örgütü’nün hemen hemen tüm mensupları ülkede bir askeri müdahale veya darbe ortamının oluşmasını istemekte, hatta memleketin kurtuluşu için bunun olmazsa olmaz olduğunu düşünmektedirler.

– Derin devlet/ Gladyo yapılanmasına Türkiye’de ‘Ergenekon’ ismi verilmiştir. Örgütün ismi örgüt belgelerinde açıkça bu şekilde telaffuz edilmiştir. Derin Devlet yapılanması için toplumda destek görecek bu ismin seçilmesi dahi başlı başına bir psikolojik harp çalışması ürünüdür.

– Sanıklarda yapılan aramalarda ele geçen dijital ve yazılı hiçbir belgede sanık Alparslan Arslan’ın işlediği bu eylemle (Danıştay saldırısı) sanıkların arasında bağı gösterecek bir belge ele geçmemiştir.

– Tuncay Güney’in mülakatı hiçbir sanığın suçunun sübutunda belirleyici olmamıştır, olamaz da.

‘Derin devlet için ilk kez cezalandırıldı’

– Derin devlet yapılanması hakkında ilk kez bir yargı kararı verilmiştir.

– Bugüne kadar hesap sorulamaması örgütün gücünü ortaya koyar.

– Sanıkların işlediği sabit görülen suçların en önemlisi, ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme’ suçudur.

– Bugüne kadar yasama ve yürütmeye karşı işlenen suçlar cezasız kaldı.

– Ergenekon davası, demokratikleşme için katkı sağlayacaktır.

– Her davada görülebilecek hatalar büyütüldü.

– Haftanın 4 günü yapılan ve toplamda 620’ye ulaşan duruşmalarda her sanık her yönüyle gözlemlenmiş, deliller değerlendirilmiştir. Sadece duruşma zabıtları 42 bin sayfa tutmuş, 157 tanık dinlenmiştir. ’30 yılda bitmez’ denilen davayı mahkememiz, gece gündüz çalışarak tamamlamıştır.

– Tüm yargılama üreci görsel ve sesli olarak kayıt altına alınmış, bundan sonra yazılı hale getirilmiştir.

– Bu büyüklükteki bir dosyanın gerekçesi yazılırken delillerin insicamlı olarak ortaya konması, tekrardan kaçınılması, bireysel hukuki durumlarla genel değerlendirmeler arasında makul bir köprü kurulabilmesi aşamasında çeşitli zorluklarla karşılaşılmıştır.

– Mahkememizin verdiği kararın ne kadar isabetli olduğunu, gerekçenin yazım sürecinde gördük.

– Kararlar, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sistematiği göz önüne alınarak ‘vicdani kanaatle’ alındı.

Karalama kampanyası var

– Dava esnasında beklenen bir dirençle karşılaşılmıştır. Sanıklar, örgütün özelliklerine uygun olarak psikolojik harp tekniklerinin her türlüsünü kullanmışlardır.

– Her davada görülebilecek hatalar büyütülmüş, aleyhteki önemli deliller özenle gündemden kaçırılmıştır.

– Sanıklar, hakim ve savcılar dışında, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök hakkında hakaretlerde bulunmuş, yoğun bir karalama faaliyeti yürütmüştür.

– Bir kısım sanık avukatları, kendilerini duygusal olarak yakın gördükleri müvekkillerinin yerine koyarak sergiledikleri eylemlerle avukatlık etiğine aykırı hareketler sergilemiştir.

Ergenekon davasının 16 bin 798 sayfalık gerekçeli kararının tam metni için tıklayınız…

ERGENEKON DAVASI /// Şamil Tayyar : Ergenekon’dan boşalan yere Gülen Cemaati talip oldu


24 TV’ye açıklamalarda bulunan Şamil Tayyar, Ergenekon’dan boşalan yere Cemaat’in girmeye çalıştığını ve bunların Ergenekon’dan daha tehlikeli olduğunu söyledi.

24 TV’de Ergenekon Davası’nın gerekçeli kararını yorumlayan AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, oldukça çarpıcı bilgiler verdi.

Tayyar, gerekçeli kararın yazılmasının kasıtlı olarak geciktirildiğini söyledi, asıl niyetin AK Parti hükümetine yönelik baskı oluşturulmasının ve Erdoğan’ın zor durumda kalmasının sağlanması olduğunun altını çizdi.

Kadrolaşma neticesinde Cemaat’in bir güç sarhoşluğu içerisine girdiğini belirten Şamil Tayyar, Ergenekon’dan boşalan yere Cemaat’in talip olduğunu, son aylarda yaşanan sıkıntıların sebeplerinden birinin de bu olduğunu söyledi.

Tayyar konuyla ilgili şöyle konuştu:

Gerekçeli kararın yazımının 8 ay sürmesi üzerinde durulması gereken bir noktadır. Karar ne zaman verildi? 5 Ağustos. Gezi olayları ne zaman başladı? 31 Mayıs gecesi. 19 Haziran’a kadar çok yoğun bir şekilde devam etti Türkiye’nin her yerinde.

Hatırlayın cezaevinde Mustafa Balbay’ın bir açıklaması oldu. "Sonbahar Türkiye’de daha sıcak geçecek" demişti.

Türkiye’de Gezi atmosferinin oluştuğu bir süreç yaşanmaya başladı. Ve süreçte 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıklamıştı.

ÖNCE TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR DİYE BAKTILAR

Zannediyorum ki, kararı açıklayanlar irtibatlı oldukları kesimlerle şöyle bir durup bir gözlemlediler. Türkiye nereye gidiyor? Arkasından bir dershane tartışması yaşandı. Arkasından 17 Aralık darbe girişimine yeltendiler.

GEREKÇELİ KARARI GECİKTİRDİLER ÇÜNKÜ…

Gerekçeli kararı yazanlar da Türkiye’yi gözlemlemek istediler. Çünkü geciktikçe Türkiye üzerindeki baskı artmaya başladı. Biz de parlementoda bir kanun çıkardık. Uzun tutukluluk sürelerini 5 yıla indirdik.

Arkasından, tahliye kararları çıktı. Bunun üzerine inanılmaz bir kamuoyu oluşturuldu. "Ergenekon aslında bir hikayeymiş" algısı oluşturuldu. Peki bu algıyı kim oluşturdu? 17 Aralık darbe girişiminin içinde yer alan ve ona destek veren şahıslar yer aldı bu algıyı oluşturanlar arasında.

"HÜKÜMET ERGENEKONCULARI KURTARIYOR" ALGISI OLUŞTURMAYA ÇALIŞTILAR

Yine bu süreci tetikleyen, ama bir dönem Ergenekon sürecine de destek verdiği sanılan Emre Uslu, Mehmet Baransu gibi kalemler de Twitter üzerinden etkin bir şekilde bir kampanya yürüttüler. "Hükümet Ergenekoncuları kurtarıyor" gibi.

UZUN TUTUKLULUK MAĞDURİYETİNİ GİDERDİK, BU SİLAH OLARAK BİZE DÖNDÜ

Ne oldu, uzun tutukluluk gibi maduriyetlerin giderilmesi adına attığınız bir adım sizin karşınıza bir silah olarak getirildi.

ERGENEKON’DAN BOŞALAN YERE GÜLEN CEMAATİ TALİP OLDU

Gülen Cemaat’i güç sarhoşluğuyla iktidar devşirmeye kalkıştı. Özellikle 2010 referandumundan sonra yargıda da önemli şekilde konumlanma fırsatı bulunca, Emniyet’te zaten güçlenmişlerdi, Emniyet ve Yargı gücü birleşince, bu süreçte Ergenekon da ayaklarının üzerine çökünce, Ergenekon’dan boşalan yere kendileri talip oldular. Ve kavga da böyle başladı.

CEMAAT ERGENEKON’DAN DAHA TEHLİKELİ

Şu anda yeni bir Ergenekon’dan söz etmek mümkün. Hatta eskisiyle mukayese ettiğimizde daha tehlikeli bir örgütle karşı karşıyayız. Çünkü bunlar daha profesyonel, daha tecrübeliler ve daha birikimliler. Çünkü bunların görev aldığı dönemde teknoloji çok hızlı gelişti. Bugün bunların önemli bir kısmı tasfiye oldu.

Yerine getirilen kadroların birikimi ve tecrübesi bu kadar güçlü değil. Bunlar 10 yıl önceki daktilo döneminden kalma. Yeni teknolojiden bu kadar haberdar değiller. İstihbarat teknolojisi ve kullanımından bu kadar haberdar değiller. Yeni ekip şu anda savruluyor. Daha tehlikeli derken bunu anlatmaya çalışıyorum.

BUNLARIN OPERASYON AKLI DEVLETTE YOK

Bunlardaki operasyon aklı üzülerek söylüyorum, devlette yok. Onun için, Gezi’de olsun, 17 Aralık’ta olsun devlet aklının bir miktar aciz kalması buradan kaynaklanıyor. Hükümet olarak biz o yüzden çok önemli bir görev düşüyor. Devlet kurumlarını çağın teknolojisine göre yeniden organize etmemiz gerekiyor.

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

ERGENEKON DAVASI : Ergenekon’da Balbay’a şok suçlama


CHP’li Mustafa Balbay’ın ‘asker ve sivil’ arasında köprü vazifesi gördüğü belirtiliyor. Tuncay Özkan ise ‘örgüt yöneticisi’ olarak tanımlanıyor.

Ergenekon davasında 34 yıl 8 ay hapis cezası alan ve cezaevinde 4 yıl 9 ay kaldıktan sonra Anayasa Mahkemesi kararıyla serbest bırakılan gazeteci ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, ‘çok sayıda örgütsel toplantı’ya katılmakla suçlanıyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8 ay sonra açıkladığı gerekçeli karara göre Mustafa Balbay, ‘Cumhuriyet Çalışma Grubu (ÇÇG)’ adlı ekiple dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasında köprü görevi gördü. Bu sayede de hükümetin atama ve yasama faaliyetlerinin engellenmesi için yapılan görüşmelere katıldı.

‘SUÇ TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALDI’

Mahkeme kararında, "Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) faaliyeti kapsamında planlanan ‘Yakamoz’, ‘Ayışığı’, ‘Eldiven’ adı verilen darbe yoluyla hükümeti devirmeye teşebbüs faaliyeti içinde aktif olarak yer aldığı, ancak gerek darbeye karşı olan dönemin Genelkurmay Başkanı’nın aşılamaması, gerekse dış desteğin sağlanamaması nedeniyle darbe çalışmalarının amacına ulaşmadığı ve CÇG ekibinin dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök tarafından 2004 yılı Ağustos ayında dağıtıldığı…" ifadeleri yer alıyor.
Devamı şöyle:

"Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları çerçevesinde pek çok eylemin hayata geçirildiği, yani suçun icrasına başlandığı, ancak gerek iç, gerekse dış koşullar nedeni ile sonuçlandırılamadığı anlaşılmıştır. Bir başka deyişle suçun icrasına başlanmakla birlikte sonuç gerçekleşmediğinden, suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. İcra hareketlerinin hepsi tamamlanmadığından da suçun eksik teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmiştir."

Gerekçeli karara göre, Cumhuriyet Çalışma Grubu 7 Ekim 2003’te faaliyete geçirildi ve 2004 Ağustos’ta Şener Eruygur’un emekli olduğu zamana kadar faaliyetlerini sürdürdü.

‘GAZETECİLİKLE İLGİSİ YOK’

Mustafa Balbay’ın Danıştay cinayeti sonrası ‘Er er Ergenekon, Gel her yere kon’ gibi köşe yazıları da ‘kamuoyunda böyle bir gizli örgütün olmadığı algısını oluşturmaya çalışmak’la ilişkilendirildi.

Kararda, "2008’de örgüte yönelik başlatılan soruşturma sürecinde aynı söylemi yayarak soruşturmayı sulandırmaya çalıştığı, örgüt mensuplarına slogan ürettiği, Ergenekon terör örgütünün kontrolü altında bulunan sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine katıldığı anlaşılmıştır" denildi.

Mustafa Balbay yine Ergenekon sanığı Mustafa Özbek’in kontrolündeki ART’de ‘mevcut hükümeti yıpratıcı propaganda faaliyetlerine’ katılmakla da suçlandı. Mahkemeye göre delillere bakıldığında, Balbay’ın eylemlerinin gazetecilik olarak değerlendirilmesi mümkün değil.

DARBE ZEMİNİ OLUŞTURMA GİZLİ BELGELERİ TEMİN

Ergenekon davasının gerekçeli kararında, davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan gazeteci Tuncay Özkan ile ilgili bölümler de dikkat çekiyor.
Gerekçeli kararda, tutukluluk süresinin 5 yıla indirilmesiyle 6 yıl kaldığı cezaevinden çıkan gazeteci Tuncay Özkan’ın adreslerinde yapılan aramalarda çok sayıda örgütsel doküman ele geçirildiği hatırlatıldı.

Tuncay Özkan’ın ‘örgüt yönetici’ olarak tarif edildiği bölüm şöyle:

"Tuncay Özkan’ın 2003-2004 yıllarında başlayan ve ağırlıklı olarak sonraki yıllarda devam eden askeri darbe teşebbüsü eylemine basın yayın ve siyaset alanındaki eylemleri ile katıldığı, o tarihte akim kalan ancak Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nce toplumda askeri darbe zemini oluşturma amaçlı Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay saldırısı gibi vahim nitelikteki eylemler ile devam ettirilen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek eylemine, basın yayın ve sivil toplum alanındaki legal görünüşlü, ancak toplumda kaos ve kargaşa ortamı çıkartarak askeri darbeye zemin hazırlamak amaçlı eylemleri ile katıldığı, örgütsel faaliyetleri kapsamında birçoğu askeri mahiyette olan gizli belgeleri temin ettiği…"

Tuncay Özkan ayrıca sanıkların bir kısmına doğrudan emir ve talimat vermekle suçlandı.

‘ÖRGÜTSEL GÖRÜŞMELERİ TELEFONDA YAPMADI’

Gerekçeli kararda, "Aramalarda ele geçirilen doküman içerikleri de sanığın diğer sanıklarla irtibatını teyit etmektedir. Sanığın diğer örgüt mensubu sanıklarla olan görüşmelerinin sayısı, içeriği, süresi, yer ve zamanı dikkate alındığında bu irtibatlarının olağan ve sıradan bir irtibat olmadığı, görüşmelerin örgüt belgelerinde belirtilen amaç ve yönteme uygun olarak sağlandığı, yine bu görüşmelerde örgütün gizlilik prensibine olabildiğince uygun davranıldığı, bu nedenlerle sanığın örgüt mensubu diğer sanıklarla olan irtibatlarının örgütsel nitelikte olduğu…" denildi.

Yani mahkemeye göre Tuncay Özkan ‘örgütsel görüşmeleri’ni telefonla yapmadı ve böylece ‘gizlilik’ prensibine uymuş oldu.

‘CEBİR VE ŞİDDET KULLANARAK…’

Tuncay Özkan ile ilgili bölümde ‘Cumhuriyet mitingleri’ne de atıf var:

"Sanık Ahmet Tuncay Özkan’ın 2003-2004 yıllarında başlayan ve ağırlıklı olarak sonraki yıllarda devam eden (2007 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ‘Cumhuriyet Mitingleri’ adı altında yürütülen) eylemlerini askeri darbeye zemin hazırlamaya yönelik başlattığı, amaç suça yönelik eylemlerini basın yayın ve siyaset alanındaki faaliyetleri ile katıldığı, o tarihte akim kalan ancak Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nce toplumda askeri darbe zemini oluşturma amaçlı Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay saldırısı gibi vahim nitelikteki eylemler ile devam ettirilen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek eylemine, basın yayın ve sivil toplum alanındaki legal görünüşlü, ancak toplumda kaos ve kargaşa ortamı çıkartarak askeri darbeye zemin hazırlamak amaçlı eylemleri ile katıldığı, örgüt faaliyeti çerçevesinde birçoğu askeri mahiyette olan gizli belgeleri temin ettiği yasak niteliği haiz eşya bulundurduğu…"

‘BELGELER LEGAL İŞ YAPMADIĞININ KANITI’

Mahkeme, Mustafa Balbay için olduğu gibi Tuncay Özkan hakkında da ‘faaliyetlerinin gazetecilikle ilgili olmadığına’ karar verdi.

"Sanığın yargılama boyunca sürekli olarak eylemlerinin gazetecilik faaliyeti ve siyasi parti kurma faaliyetleri kapsamında olduğunu ileri sürmesine karşın, ele geçirilen çok sayıda "gizli" ibareli belgelerin devletin güvenliğine ilişkin bilgileri içermesi, yasaklanan bilgileri içeren çok sayıda belgenin bulunması, keza ‘Susurluk Raporu’ gibi gizlilik derecesi olan belgenin sanıkta bulunması gazetecilik faaliyetiyle izah edilemez. Kaldı ki bu belge ve bilgiler ancak gizlilik kararı veren makamlarca bilinmekte ve bilinmesi gerekmektedir. Gazeteci bile olsa niteliği itibarıyla gizli olan bu belge ve bilgileri temin etmesi mümkün değildir. Oysa ki bahse konu gizlilik derecesi olan çok sayıdaki belgelerin sanıkta bulunması bile tek başına sanığın legal işler yapmadığının açık kanıtıdır. Sanığın her fırsatta ve sürekli olarak "benim suçum nedir söylensin!" şeklindeki beyanları da örgütsel tavrını açıkça ortaya koymaktadır."

‘TEHLİKE OLUŞTURMAYA ELVERİŞLİ’

‘BizKaçKişiyiz?’ platformu ise yine mahkemenin Tuncay Özkan’ın karşısına çıkardığı ‘suç’ delillerinden biri:

"Sanığın uhdesinde yürüttüğü ve yönettiği ‘Bizkaçkişiyiz’ platformu, ‘Memleket Sevdalıları Derneği’ gibi oluşumlarla mevcut yönetim aleyhine halkı kışkırtarak askeri darbeye zemin oluşturacak şekilde demokratik sivil toplum görünümlü eylemlerinin "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" şeklinde tanımlanan amaç suçu işlemeye uygun ve elverişli bir eylem olduğu tartışmasız sabit görülmüştür."
Kararda Tuncay Özkan için, "Suça yönelik eylemi tehlike oluşturmaya uygun ve elverişlidir. Eylemin devamı halinde ise cebir ve şiddetin gerçekleşeceği kaçınılmazdır" denildi.

ERGENEKON DAVASI /// Ergenekon mahkemesi : Bazı uzantılar için yeni soruşturma gerekli


Ergenekon davasının gerekçeli kararında mahkemenin bir değerlendirmesi ise dikkat çekti. Mahkeme, Ergenekon’un bazı uzantılarının tespiti için yeni ve ayrı bir soruşturmaya ihtiyaç olduğunu belirtti.

İSTANBUL – Kararın ilgili bölümünde şöyle denildi:

“Ergenekon Terör Örgütü, dosyamız kapsamında tüm bu birbirini tamamlayan eylemleriyle amaç suçların oluşması, iddianamedeki ifadesiyle “darbeye zemin hazırlama” yönünde faaliyet göstermektedir. Yapılan yargılamada bu örgütün çok karışık bir ilişkiler yumağına sahip olduğu görülmüştür. Örgütün yargılanan ve mensuplarının cezalandırıldığı belli bir kısmı açığa çıkarılmış ise de, bazı hücrelerine ulaşılamadığı görülmüştür. Yine Ergenekon Terör Örgütü’ nün bazı birimleri ve uzantıları hakkında dosya kapsamına göre isabetli yorum yapılabilmesi mümkün olsa da, bunlarla alakalı dosyada hukuki olarak yeterli delile ulaşılamadığı ortadadır. Bu yüzden bunların ayrı bir soruşturma ile ortaya çıkarılmasının mümkün ve gerekli olduğu düşünülmektedir ."

PSİKOLOJİK HARP TEKNİĞİ

Gerekçeli kararda bir diğer çarpıcı nokta ise mahkemenin sanıkların duruşmalardaki tutumuna yönelik değerlendirmeleri oldu. Mahkeme heyeti, sanıkların kendi aleyhlerine olabilecek bir ifade kullanmamasını ve duruşmalardaki tutumlarını, sanıkların çok etkili ve sistematik bir Psikolojik harp ve propaganda taktiği kullanmasına bağladı:

“Dosya kapsamı, yapılan yargılamada ulaşılan deliller ve mahkememizin gözlemi Ergenekon Terör Örgütü’nün “Psikolojik Harp(Harekat) ve Propaganda” tekniğini çok etkili ve sistematik olarak kullandığını göstermektedir. Özellikle Genelkurmay Başkanlığı Bilgi destek Dairesi (Önce ki ismiyle “Psikolojik Harp Dairesi”) de çalışan bir kısım sanıkların faaliyetleri buna güzel bir örnektir. Yine özellikle Sanık Doğu Perinçek’e yakın çevresi bu tekniği en etkin kullanan Ergenekon Terör Örgütü üyeleri arasındadır. Sanık

Nusret Senem esas hakkında savunmasında psikolojik propaganda sanatını çok iyi bildiğini ve uyguladığını ifade etmiştir.

Sanık Durmuş Ali Özoğlu, Mustafa Özbek gibi sivil sanıklardan ve Sanık Hurşit Tolon’ dan Genelkurmay Başkanlığı’na ait olduğu ilgili kurumca belirtilen “PH( Psikolojik Harp)” isimli birçok Word dosyası ele geçmiştir.

Gerekçeli kararımızda açıklanan sanıklar arasında ki ilişkiler ile muhtelif yer ve zamanlarda ki açıklamalarının değerlendirilmesi ve anlaşılabilmesi bakımından ilgili bölümlerde bu hususa özellikle yer verilmiş ve ayrıca delil klasörleri içinde bulunan ‘Psikolojik Harekat (Harp) Sanatı’nı anlatan metinler müstakil bir başlık altında özetlenerek bu konuda aydınlatıcı bilgiler verilmiştir. Sanıklar savunmalarında bu yöntemi ustalıkla kullandıkları için, bu davada olayların yalnızca düz mantıkla değerlendirilmesi eksik olur. Gerek sanıkların kişisel özellikleri, gerek örgütün girift yapısı ve gerekse örgüt belge içerikleri daha değişik mantık önermelerinin de katkısından yararlanarak konuların ve sanıkların durumlarının değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır Genelde tüm sanıkların hitap ve psikolojik propaganda yetenekleri bir hayli yüksek olduğu ve yargılama sırasında bu özelliklerini etkin olarak kullandıkları gözlemlenmiştir.”

ERGENEKON DAVASI : Hükümetten Ergenekon davasının gerekçeli kararına ilk tepki


Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Ergenekon davasının gerekçeli kararında İlker Başbuğ için "Terörist değil ama terör suçlusu" ifadesinin kullanılmasına tepki gösterdi.

Yazıcı, Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen Uluslararası Rize Tanıtım, Kültür ve Sanat Günleri etkinliğinde gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

"Ergenekon davasında gerekçeli karar yayınlandı. Değerlendirmeleriniz neler?" sorusu üzerine Yazıcı, bu sürecin çok uzadığını ve geciktiğini belirterek, "8 ay kadar uzadı. Demek ki yazımı süre aldı. Kararı irdeleyeceğiz. Bunun ötesinde bir değerlendirme yapacak veriye sahip değiliz. İddianameleri okumuştum ama esas olan gerekçeli karardır" diye konuştu.

Bakan Yazıcı, Anayasa Mahkemesi’nin Twitter’e erişim engelinin kaldırılması yönündeki kararını da değerlendiren Yazıcı, mahkeme kararlarının uygulanmasının zaman alabileceğini söyledi. "Mahkeme kararı çıktı, hemen otomatikman devreye girecek diye bir şey yok" diyen Yazıcı, kesinleşmiş mahkeme kararlarına, başka bir prosedür yoksa uyulmak zorunda olduğunu, dolayısıyla ilgili kurumların gereğini yapacağını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin soruya da Yazıcı, "Adaylık sürecine ilişkin bizim partimizin çok kurumsal bir yapısı var. Kolektif akıl egemendir. Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediklerine katılıyorum. Oturulup, konuşulur. Bizim Türkiye’ye kazandırdığımız siyasi performans çerçevesinde o süreçler yürütülür. Dolayısıyla bir sorun yaşanacağı kanısında değilim" yanıtını verdi.

-"Hırsızsa ‘hırsız’ diyecek"

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ için Ergenekon davasının gerekçeli kararında yer alan "Terörist değil ama terör suçlusu" ifadesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de Yazıcı, şunları kaydetti:

"Hiç bir hakim ve savcı kanunun öngörmediği bir sözcüğü şüpheli için kullanamaz. Dolayısıyla kanıtlar itibariyle öyle bir ayrım yapılmış. Bir örnek vereyim, birinin mal varlığından rızası dışında bir miktarını almanın ismi hırsızlıktır. Şimdi böyle bir fiili işleyen kişiye ‘Hırsız demeyelim, bu çok kötü. Başka bir şey diyelim’ diyebilir mi? Hırsızsa ‘hırsız’ diyecek. Onlar uygun görülmüyorsa, kanun koyucu o nitelemeleri değiştirir, o zaman yargı da başka şekilde değerlendirme yapar."

ERGENEKON DAVASI : ‘Ergenekon’un örgüt olduğu kararına mahkeme heyetinin gözlemi de etkili oldu’


Ergenekon davasının gerekçeli kararında, Ergenekon’un örgüt olduğu kararı verilirken dava dosyasındaki deliller kadar mahkeme heyetinin gözlemlerinin de etkili olduğu belirtildi.

Ergenekon davasının gerekçeli kararında, Ergenekon’un örgüt olduğu kararı verilirken dava dosyasındaki deliller kadar mahkeme heyetinin gözlemlerinin de etkili olduğu belirtildi.

Yargılamanın her aşamasında mahkemenin, yargılanan örgütün varlığını çok açık ve net olarak devamlı gözlemlediği belirtilen gerekçeli kararda, mahkeme heyetinin sanıklara ilişkin gözlemlerine de yer verildi. Kararda, dosyadaki deliller ve tanık ifadelerinin yanında bu gözlemlerin de örgütün varlığı konusunda verilen kararda etkili olduğu ifade edildi.

Gerekçeli kararda, mahkemenin gözlemlediği yüzlerce olgudan bir kısmı ard arda sıralandı. Ergenekon Terör Örgütü’nün kamuoyu oluşturma gücüne yer verilen gözlemler arasında, "Sanıklar arasındaki hem henüz haklarında dava açılmamışken hem de dava açıldıktan sonraki dayanışma ve görünürde aralarında herhangi bir irtibat ve tanışıklık olmayan sanıkların adeta gözü kapalı birbirlerini yargılama öncesi ve sırasında savunmaları ve kefil olduklarını beyan ettikleri…" ifadesi dikkat çekti.

Sanıkların özellikle yargılama aşamasında birbirleri lehlerine beyanda bulundukları ve birbirleri aleyhinde olan önceki ifadelerini değiştirdikleri, daha sonra bu yeni ifadeleri kullanarak geçmişte verilen ve aleyhlerinde olan ifadeleri tevil (inkar) ettikleri ve düzelttikleri anlatıldı.

Sanıkların ‘Burada yargılanan kişileri saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet’e bomba atanlar ve Danıştay’a saldıranlar dışında buradaki hiç kimsenin suçu yok, herkes vatansever, sanıklar delikanlı çıktı, kimse aleyhte konuşmadı. vs..’ gibi sözleri devamlı dile getirdikleri de gözlemler arasında yer aldı.

Sanıkların mahkeme hakimlerini gözü kapalı eleştirdikleri ve sıklıkla redd-i hakim talebinde bulundukları, aynı zamanda sistematik bir şekilde hakaret ve tehdit ettikleri belirtilen gerekçeli kararda, bu durumun ortak savunma stratejisine uygun bir davranış olarak değerlendirildiği belirtildi.

Bazı sanıkların, savunmalarında mahkemeye yansıtmaya çalıştıklarının aksine yakın ve samimi irtibatlarının gözlemlendiği, genel olarak birbirlerinin aleyhine beyanda bulunmaktan ısrarla kaçındıkları, hatta çok açık bir şekilde kendilerinin aleyhinde bilgi ve belge yakalatan veya konuşan sanıklar hakkında en küçük bir tepki göstermeyip, ‘Yargılamanın sonunu beklemek gerekir. vs..’ şeklinde yaklaşım sergilemeleri ifade edildi.

%d blogcu bunu beğendi: