Etiket arşivi: CIA

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : “Dinlemeler CIA ve Mossad’a servis edildi”


ALİ DEĞERMENCİ

AK Parti milletvekili Şamil Tayyar, paralel yapının Emniyet’teki telekulak ekibin vasıtasıyla elde ettiği dinleme bilgilerini Mossad ve CIA ile paylaştığını öne sürdü. Tayyar, Aydın Doğan’ın, kendisinin ve yakınlarının yasadışı bir şekilde dinlenmesinden şikayetçi olmaması hakkında da şok bir iddiada bulundu.

Tıpkı Ergenekon süreci gibi. Paralel yapı da operasyondan hemen sonra algı operasyonu yapıp soruşturmayı karalamaya çalıştı. Fakat Ergenekon sürecindeki hatalar Paralel dava sürecinde yaşanmadı. Çok daha başarılı ve dikkatli şekilde hukuk kuralları işletildi. Fakat Türkiye çok ciddi bir darbe sürecinden geçti. Hatta bu darbe klasik askeri darbelerden daha beter ve tehlikeli olacaktı eğer başarı olsalardı. Sivi görünümlü kişilerin vesayeti altında tam bir polis devletine dönüştürülecekti ülke. Zaten milyonlarca insan dinlendi, kayıtlar tutuldu, fişlemeler yapıldı. Darbe gerçekleşmiş olsaydı Gestapo polisi edasıyla ülke yönetilecekti.

Paralel çeteye en sert eleştirileri yapan AK Parti Gaziantep milletvekili, Gazeteci-Yazar Şamil Tayyar ile konuştuk. Tayyar elde edilen bütün gizli bilgilerin CIA ve Mossad ile paylaşıldığını söylüyor.

30 Mart seçimleri öncesinde çok tartışıldı ilk olarak 22 Temmuz’da paralel yapıya operasyon yapıldı. Bunun sonucunda tutuklamalar oldu. Toplumdan nasıl tepki aldınız?

Türkiye tarihinde Ergenekon ve Balyoz süreçlerini yaşadı. Sabahın erken saatlerinde, gece yarısı elleri kelepçeli çok sayıda soruşturma süreçleri yaşandı ve o süreçte en çok öne çıkan isimlerde yine bugün yargı önüne çıkarılan ve cemaat mensubu olduğu iddia edilen emniyet görevlileriydi. Geçmişle mukayese ettiğimizde daha özenli bir soruşturmanın yürütüldüğünü düşünüyorum. Bundan dolayı da 17 Aralık’tan bugüne kadar da işin gecikmesinin bir sebebi de budur diye düşünüyorum.

Operasyonların daha önce yapılmayışı tartışılmıştı

Evet hatta zaman zaman eleştirilerde oldu. ”Niye gizliyorsunuz, madem bu kadar iddianız var gereğini yapın” gibi ve bunun bir intikam davası değil bir hukuk davası olacağı ve hukuken delil oluşturacak tüm bilgi ve belgelerin toplanmaya çalışıldığı ifade ediliyordu. Zannediyorum ki soruşturmayı yürüten savcılarda şartlar olgunlaştıktan sonra böyle bir operasyon için talimat verdiler.

ZANLILAR PROFÖSYENELCE ALGI OPERASYONU YAPTILAR

Tartışma nereden çıktı?

Buradaki problem şu: Operasyonu yapanlarla şüpheliler arasında çok önemli bir farklılık var. Şüphelilerin düne kadar devletin en önemli kademelerinde görev yapan ve son teknolojik gelişmeleri yakından takip eden dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini bilen bir kadroydu ve oldukça profesyonelleşmişlerdi. Yeni gelen kadro ise eski olmakla beraber önemli kısmı yıllarca sistemin dışında kaldığı için kendilerini çok fazla geliştirme fırsatı bulamadılar. Onun için bu şüpheliler önceki tecrübelerinden yararlanarak operasyonu yapan ekibe göre daha profesyonel oldukları için ilk andan itibaren algı operasyonu yapmaya başladılar.

ZANLI ELLERİNİN ARKADAN KELEPÇELENMESİNİ KENDİSİ İSTEDİ

Örneğin sahur vakti alındı, namaz kıldırmadılar, polisler iftardan önce karşımızda yemek yiyordu gibi algı operasyonu yaptılar. Bu iddiaların hiçbirisi doğru değildi. Arkadan elleri kelepçelenen emniyet görevlisi problem çıkardığı için ve bunun sonucunda kelepçelenmek istendiğinde o zaman arkadan kelepçeleyin diyen emniyet görevlisiydi. Nitekim bunların emniyette görüntü kayıtları var.

”UMREYE Mİ GİTTİKLERİNİ ZANNEDİYORLAR”

İftardan önce bazı polislerin zanlılar önünde yemek yediği iddia edildi

İftardan önce herhangi bir polisin bunların karşısında yemek yemesi asla söz konusu değildi. Tümden yalandı. Yine sahur vakti alındı denildi ama operasyona sahurdan önce 01.00 sularında başlandı. O saat olmasının sebebi ise bir gün önce cemaat yayın organlarının gizli operasyonu deşifre etmesidir. Onun dışında yine karton kutuların üzerinde namaz kılındı gibi iddialar gündeme getirildi herhalde bu arkadaşlar umreye falan gittiklerini düşünüyorlar. Çünkü sonuçta bunlar çok ağır suçlamalara muhatap ve sorgulaması yapılan şahıslar nezarethanedeler.

“PARALEL ÇETE DEVLETİN İÇİNDE HALA GÜÇLÜ”

Göz altına alınanların hepsinin cep telefonu vardı. Nezarethanede herkesle iletişim kurabildiler, birbirinin videosunu çektiler bu nasıl bir durum?

Evet sonra kendilerini çekip, kendileri yayınladılar. Orada beraber ziyafetler çekiyorlar, konuşuyorlar falan. Demek ki hala devlet içerisinde etkili ve güçlüler. Çünkü operasyon talimatını kim veriyor? Savcı veriyor. Savcının talimatını uygulayacak olan kim? Oradaki emniyet görevlileri. Demek ki bunları hala koruyan ve kollayan bir irade var. O görüntüler üzerine çok ileri bir şekilde soruşturma açılması gerekir. Buna müsemma gösterilmemesi gerekirdi. Garip bir durum. Nitekim operasyonun bir gün önceden sızdırılmasının da hala bu yapının etkisini ve gücünü gösteriyor.

HALK BUNLARIN NE KADAR ALEVERACI-DALEVERACI OLDUĞUNU BİLİYOR

Halk ne düşünüyor?

Ama şunu söyleyeyim bütün bu yaygaraya rağmen millet bunların ne kadar alevereci dalevereci olduklarını bildikleri için bu numaraları yemiyor. Sadece kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ama toplumun ekseriyeti buna asla prim vermiyor. Onun için de şunu söyleyebilirim şuana kadar paralel yapıya yönelik olarak indirilmiş en ağır darbedir. En can alıcı darbedir. Çünkü bu çetenin merkezinde odağında emniyet mensupları ve yargı mensupları yer alıyordu. Başka ayakları da var tabii (..) dı medyaydı vs. ama odağında iki tane unsur vardı biri emniyet diğeri yargı bu operasyonun emniyet mensuplarıyla da sınırlı kalmaması gerekiyor.

Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?

Şikayetler ve ihbarlar üzerine bildiğim kadarıyla bütün illerden bu usulsüz dinlemeler, teknik takipler ve elde edilen veriler casusluk amacıyla ya da şantaj tehdit amacıyla kullanıldığına dair çok önemli iddialar var ve bu iddialar üzerine başlatılmış idari soruşturmalar var. Ülke müfettişleri, polis müfettişleri çalışıyor bunların yakın zamanda biteceğini tahmin ediyorum. Bittikçe bunlar yargıya intikal edilecek ve İstanbul’daki gibi lokal soruşturmalar açılır.

İLLERDE OPERASYONLAR KAÇINILMAZ OLARAK YAPILACAKTIR

Lokal davalar ”Ergenekon Davası” gibi birleştirilir mi?

Bu soruşturmalar sonucunda bu dosyaların tamamı ana davada birleştirilir mi onu bilemiyorum. Ergenekon dosyası biliyorsunuz 21 ayrı iddianamenin birleştirilmesiyle oluştu. Böyle bir süreç izlenir mi onu bilemiyorum ama yani çok sayıda ilden benzer operasyonların olması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Adana, Mersin, Gaziantep, Ankara gibi bir çok ilde benzer soruşturmalar olursa hiç kimseye sürpriz olmasın çünkü burlara çok önemli soruşturmalar var ve devam ediyor.

CEMAATİN TABANI ÇETEYE KARŞI TAVIR ALARAK ÖZGÜRLEŞEBİLİR

Cemaatin bildiğimiz sıradan bir tabanı vardı. Bir de bu operasyonları yapan casusluk suçlamasıyla karşı karşıya kalan bir kesim var, paralel yapı denen bir örgüt var. Cemaatle bunların arasında mesafe olmaya başladı mı sizce?

Tam olarak olduğunu düşünmüyorum. Bu çete uluslararası istihbarat örgütleriyle bağlantılı. CIA, Mossad ve küresel sermayeyle bağlantılı. Bunlar cemaatin içerisine odaklanarak zaman içinde bütün bünyeyi etki altına almaya başladılar. Cemaat ise bu tehlikeyi fark ederek, görerek çeteyi dışlayabilecek, onlardan uzaklaşabilecek güçlü bir iradeyi ortaya koyamadı. Bu ayrışmanın yavaş yavaş başladığını ama arzu edilen bir noktaya gelmediğini görüyoruz.

CEMAAT TABANI % 50 ORANINDA AYRIŞTI

Eğer bu ayrışma başlarsa cemaat de kendini özgürleştirir. Ancak bugün cemaat adına söz söyleyen ne kadar önemli isim var ise, ya da onlar sözcülüğünü yapan ne kadar yayın organı var ise, bu çeteye sonuna kadar destek veriyor. Demek ki arzu edilen noktada değil. Ancak zamanını ve parasını emeğini bu hizmete adadığını düşünenler yavaş yavaş kendilerini çekmeye başladılar. Bunların bir kısmı bize 30 Mart’ta bize oy vermişti. İnşallah bu kesimin 10 Ağustos’ta da ciddi bir şekilde oy vereceklerini düşünüyorum.%50 civarında tabanında bir ayrışma olduğunu kaba taslak söyleyebiliriz.

DİNLEMELERLE ELDE EDİLEN BİLGİLER CİA VE MOSSAD’A SERVİS EDİLDİ

Burada bir casusluk davası var bir paralel örgüt var. Bu sebeple casusluk davasından dolayı da tutuklamalar oldu. Peki usulsüz milyona yakın insan dinlendi. Elde edilen veriler hangi ülkelere ya da hangi istihbarat örgütlerine verildi?

Bununla ilgili çok farklı iddia var ama ağırlıklı olarak CIA ve Mossad’ın adı geçiyor. Ancak bu istihbarat ilişkileri kirli ilişkilerdi. Zaman zaman kendi aralarında paslaşırlardı. Yani İngilizlerle de Almanlarla da İranla da Ruslarla da çünkü bu bölgede etkili güçlü istihbarat birimleri var. Bunlarla zaman zaman görev esnasında çakışabilirler, çatışabilirler. Kavgayı derinleştirmemek için paslaşabilirler. Çok sayıda yabancı ülkenin istihbarat örgütünden söz etmek mümkün ama öne çıkan CIA ve Mossad gibi görünüyor.

22 TEMMUZ OPERASYONU ÇETENİN İNİNE GİRDİ

Peki, bundan sonra paralel devlet yapılanmasıyla ilgili mücadele başladığına göre, en önemli darbeyi aldı dediniz şuanda köşeye sıkışmış olan örgüt çok sert bir cevap verebilir mi ya da buna yönelik bir çalışması olduğunu düşünüyor musunuz, bilginiz var mı?

Sayın Başbakanımızın "inlerine gireceğiz" ifadesinin aslında tam vücut bulduğu bir operasyon. Gerçekten bu operasyonla inlerine girildi. Bu beyin takımına çok ciddi bir müdahale yapılmış oldu. Bunların eylem kabiliyetleri eskisi gibi değil çok ciddi yara aldılar. Ancak bunun kalıcı olabilmesi için bu operasyonun sonuca ulaşması lazım. Onun içinde yargı ayağı önemli ancak yargıda çok ciddi bir destek görüyorlar. O engelde Ekim’de yapılacak HSYK seçimlerinden sonra aşılabilirse, ben artık bu mücadelede emin adımlarla ve hızlı bir yolculuğun başlayacağını söyleyebilirim. Aksi halde yargıdaki çete yandaşlarıyla bu süreç akamete uğratılmak istenebilir. O yüzden burada siyasi iktidarın, bizlerin çok kararlı bir duruş sergilemesi gerekir.

Yargıda paralel örgüt üyeleri varsa bunlara yönelik bir operasyon yapılabilir mi?

Eğer soruşturmayı yürüten savcıların elinde bu manada güçlü bilgiler varsa kaçınılmaz diye düşünüyorum. Fakat şöyle bir kaygım var. Biz bunu Ergenekon sürecinde de yaşadık. Maalesef bir mesleki taassup oluyor. Birbirlerini sevmeseler, birbirlerine düşman olsalar bile koruyabiliyorlar çünkü sonuçta o da bir yargı mensubu diğeri de yargı mensubu. Yine hatırlayın Ergenekon’da Genel Kurmay Başkanını ceza evine aldılar ama içeriye alınan hakim, savcı olmadı. Peki Ergenekon gibi büyük bir örgütün yargı içinde mensubu olmadığını düşünebilir misiniz? Yani yargıdan bağımsız bir çetenin Türkiye’de var olduğunu söyleyebilir misiniz? Asla mümkün değil. Ama yargı önüne çıkarılmadı. Burada da soruşturmayı yürüten savcılar ve kararı verecek olan hakimler diğer yargı mensubu bir mesleki taassupla Ergenekon sürecinde olduğu gibi hareket ederlerse operasyonun yönü yargıya kaymayabilir. Böyle bir kaygımı da buradan paylaşmak isterim. Ama olması gerekir mi? Evet olnası gerekir. Çünkü bu çetenin odağında Emniyet mensuplarıyla yargı mensupları var.

YASA DIŞI DİNLEMELERİ TEDİT VE ŞANTAJ OLARAK KULLANDILAR

İlginç bir iddia ortaya çıktı. Ünlü işadamları yasadışı işlemlerle dinlenmişler. Bunlardan bir tanesi Aydın Doğan, Leyla Alaton.. Peki bunların şuana kadar çıkıp mahkemeye gitmesi, suç duyurusunda bulunmamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karışık işlere bulaşırsanız eğer mahkeme sonrası haklı çıksanız bile o karışık işlerinizin deşifre olmasını istemeyebilirsiniz. Zannediyorum ki bunların kamuoyunda tartışılmasını çok doğru bulmuyorlar. Zaten cemaati güçlü ve etkili kılan neydi? Onları dinleyerek elde ettikleri özel bilgileri tehdit ve şantaj aracı olarak kullanabilmeleriydi. Zannediyorum ki o eski tehdit ve şantaj unsuru olan dosyaların açılmasını istemiyorlar.

Court : Poland violated human rights by allowing CIA to torture suspects at secret prison


Poland became the first EU country held to account for its involvement in the CIA’s extraordinary rendition programme on Thursday when the European court of human rights found it guilty of the unlawful detention and torture of two men at a secret prison in the north of the country after 9/11.

In two damning judgments, the court also ruled that the Polish government had failed to conduct a proper investigation into the episode, and ordered it to pay €100,000 (£79,000) compensation to each of the men, who are currently held at Guantánamo Bay.

The rulings are the first in a series of cases being brought against European states, with Lithuania and Romania also facing accusations that it allowed the CIA to open secret prisons on their territory.

The case against Poland was brought by two men, Zayn al-Abidin Muhammad Husayn, a Saudi-born Palestinian known as Abu Zubaydah, and Saudi national Abd al-Rahim al-Nashiri.

Abu Zubaydah was initially detained in Pakistan in 2003 and accused of being a senior al-Qaida figure, although there has since been some doubt over the role he may have played. He was flown to Poland from a CIA prison in Thailand in December 2002, remaining there until September the following year.

Nashiri is accused of masterminding the October 2000 suicide bomb attack against the USS Cole in which 17 people died, and is facing prosecution before a military commission. He was flown to Poland on the same executive jet as Abu Zubaydah, and transferred to Morocco the following June.

The court heard that the two men were held at a prison codenamed Quartz that the CIA operated at the Stare Kiejkuty military base in the north-east of the country.

The judgment in the Abu Zubaydah case recounted how he had described being repeatedly beaten, confined in a small box, and brought out to be repeatedly water-boarded.

“I was … put on what looked like a hospital bed, and strapped down very tightly with belts. A black cloth was then placed over my face and the interrogators used a mineral water bottle to pour water on the cloth so that I could not breathe. After a few minutes the cloth was removed and the bed was rotated into an upright position.

“The bed was then again lowered to horizontal position and the same torture carried out again with the black cloth over my face and water poured on from a bottle. I struggled against the straps, trying to breathe, but it was hopeless. I thought I was going to die.”

The court said that Abu Zubaydah’s continuing detention without trial was “a flagrant denial of justice”. In addition to the compensation, given because of what was described as the “extreme seriousness of the violations” of the European convention of human rights, Abu Zubaydah was awarded €30,000 costs.

The judgment in the Nashiri case described how he had been kept naked, subjected to mock executions, hoisted by his wrists while his arms were shackled behind his back, and told that his mother would be sexually abused before him.

The two unanimous rulings found that the rendition programme was completely illegal, as its rationale had been “specifically to remove those persons from any legal protection against torture and enforced disappearance and to strip them of any safeguards afforded by both the US Constitution and international law”.

The court at Strasbourg said it was inconceivable that the rendition aircraft could have landed in Poland, and the that the CIA could have operated its secret prison on Polish territory, without the Polish authorities awareness.

“It is also inconceivable that activities of that character and scale, possibly vital for the country’s military and political interests, could have been undertaken on Polish territory without Poland’s knowledge and without the necessary authorisation being given at the appropriate level of the state authorities.”

It also ruled that the Polish government must seek assurances from the US that Nashiri will not face the death penalty.

The Guardian reported more than seven years ago on the existence of the secret CIA prison on Polish soil, quoting the former director of a nearby airport who witnessed the rendition aircraft being met by military vehicles with blacked-out windows.

“On one occasion an American lady – I was told she was from the embassy – came with the man who made the payments. She was standing in front of the airport office when the military vehicles left. She turned her back on the vehicles. It seemed as if she did not want to be a witness.”

Since then, the Polish authorities have said that they have been conducting their own investigation, but have faced accusations that it has been drawn-out and ineffective. The European court ruled that the Polish response failed to provide an effective remedy, and that it too amounted to a breach of the European convention on human rights.

Amrit Singh, a lawyer at the Open Society Justice Initiative who represented Nashiri, said: “This is a historic ruling by the European court of human rights, which has become the first court to confirm the existence of a secret CIA torture centre on Polish soil between 2002 and 2003, where our client was held and tortured.

“The court’s findings include a damning indictment of the US military commission system, where our client is now facing trial for his life, and also a condemnation of the death penalty itself.”

Joseph Margulies, one of Abu Zubaydah’s American lawyers, said: “It’s always gratifying when a court speaks truth to power. The question now is whether Poland will listen. The rule of law demands more than words on a page. It demands justice.”

A Polish presidential spokesperson, Joanna Trzaska-Wieczorek, said: “The ruling of the tribunal in Strasbourg on CIA jails is embarrassing for Poland and is a burden both in terms of our country’s finances as well as its image.”

She added that it was possible the government would appeal.

guardian.co.uk © Guardian News and Media 2014

[Two men prepare to torture and interrogate a suspect. Photo: Shutterstock.com, all rights reserved.]

IŞİD DOSYASI : CIA’nın “Yeni Türkiye” vizyonu !


Artık bir CIA tasarımı olduğu delilleriyle ortaya çıkan IŞİD örgütü, Irak ve Suriye’de Müslümanları boğazlarken, fırsattan istifade, İsrail de Gazze’deki Müslümanları katlediyor. Geçen yıl bu zamanlar, Gazze’ye gideceğini söyleyen ve hâlâ gidememiş olan Tayyip Erdoğan ise şimdi IŞİD’e “Türk rehineleri bırak” diye ricada bulunuyor!

Aslında Musul’daki rehine olayı, Türkiye’nin Irak’taki katliama müdahale etmemesi veya edememesi için düzenlenmişti. Nitekim AKP iktidarı, rehineleri bahane ederek, Irak’ta Şii Türkmenlerin katledilmesini ve Kerkük’ün Barzani kuvvetleri tarafından işgal edilmesini seyrediyor.

***

1995 yılında ABD adına, Dinesh D’Souza’nın “Biz İslam köktenciliğini dönüştürmeliyiz. Onları liberalleştirmeliyiz” diye başlattığı fikir jimnastiği, CIA görevlisi Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” vizyonu ile birlikte, Türkiye’yi “İslam dünyası içinde bir Truva atı” olarak kullanarak bütün Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmak girişimine işte böyle dönüştürüldü.

Fuller, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” diye kitap yazdığı zaman, Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarma projesini Osmanlıcılık diye gösterecekti.

CIA ajanları Graham Fuller ve Paul Henze, 1980’li yıllardan itibaren, “Atatürkçülük ölmüştür. Ulus devletler dönemi bitmiştir. Türkiye, Osmanlı gibi çok kültürlü, çok dinli ve çok ırklı bir yapıyı benimsemelidir. Bunun için en iyi yol Ilımlı İslam’dır. Etnik kimlikler kendilerini ifade edebilmelidir” demeye başlamıştı.

Daha sonra “ordu içinde bölünmeler stratejisi”ni takip ettiler. Başaramayınca, doğrudan orduya operasyon yaptılar!

Büyük Ortadoğu Projesi’ni de “Yeni Osmanlı coğrafyası” diye yutturdular! O harita, Büyük İsrail haritasıdır.

***

Büyük Orta Doğu Projesi’ni uygulayabilmek için “İslam içi çatışma stratejisi”ni geliştirdiler. Müslümanları birbirine kırdıracak stratejiyi hayata geçiren ülkeler ise Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’tir!

IŞİD’i tasarlayan, Bağdadi adını verdikleri kişiyi lider olarak yetiştiren CIA’dır. Örgütün başlangıç sermayesi olan 30 milyon doların Katar’dan gönderildiğini Bağdadi’nin cezaevi arkadaşları Arap televizyonlarında anlattı. Suriye’de iken örgütün lojistik desteğini AKP iktidarının verdiğini bizzat Tayyip Erdoğan açıklamıştı. Tabii muhalif gruplara verilen lojistik destekten bahsediyordu. Suriye’ye gönderilen TIR’ların IŞİD’in kuruluşu ile ilgili olduğunu da artık herkes anladı!

Şimdi bütün bunlar ne demektir?

Bu olaylar, Türkiye, Suudi, Arabistan, Katar, Kuveyt, Mısır, Fas, Tunus gibi İslam ülkelerini yönlendirenlerin, emperyalist projeleri hayata geçirmek içen çalıştığını, kendi ülkelerine de İslam’a da ihanet ettiklerini gösterir. Dolayısıyla, böyle bir siyasi yapılanma içinde İslam dünyasının hiçbir kurtuluş ümidi olamaz.

Kurtuluş ümidi, söz konusu İslam ülkeleri halklarının, emperyalistlerle iş birliği içindeki kendi siyasi iktidarlarını alaşağı etmesi ile ancak söz konusu olabilir.

***

Tayyip Erdoğan, 2011’in Mart ayında “Türkiye, mevcut rejimiyle, demokrasi tecrübesiyle, bugün ulaştığı ileri demokratik standartlarla, değişimi yöneten iradesiyle, İslâm ile demokrasinin yan yana olabileceğini tüm dünyaya başarılı şekilde göstermiştir” diyordu. Bu yaklaşımın ardında, “Mevcut rejimle bu kadarını yapabildik, rejimi de değiştirdikten sonra bakın daha neler yapacağız” zihniyeti vardı.

İşte Graham Fuller’e ait olan Tayyip Erdoğan’ın Yeni Türkiye vizyonu, Abdullah Öcalan’ın da hayal ettiği, federal cumhuriyetlerden oluşan yeni devletin rejimidir.

Dolayısıyla gerçek bir kurtuluş için Türk halkının “bilinçli hipnoz”dan uyandırılması gerekir!

Yeniçağ

LİBERYA DOSYASI : Charles Taylor CIA ajanı çıktı


Lahey’de yargılanan Liberya eski cumhurbaşkanı Charles Taylor’un ABD istihbarat servisi CIA’ya çalıştığı ortaya çıktı. CIA’ya bağlı Savunma İstihbarat Ajansı, Taylor’la yıllar süren ilişkinin varlığını kabul etti. Ajans bu dönemi kapsayan 48 belge bulunduğunu açıkladı. 1985’te ABD’de hapisten kaçan Charles, Liberya giderek 1997’de devlet başkanı olmuştu. Taylor, Adalet Divanı’nda savaş suçundan yargılanıyor

1821 yılında ABD’de azad edilen kölelerin kurduğu Liberya, Latin dilinde “özgür insanlar” anlamına geliyor. Ancak Afrika’nın hiçbir zaman sömürgeleştirilmeyen tek ülkesi olan Liberya son çeyrek asırdır tam olarak kaç kişinin hayatını kaybettiğinin bile bilinmediği bir iç savaş içerisinde

Liberya tam bağımsızlığını ise 1847 yılında ilan etti. Ülkenin ilk devlet başkanı ABD’nin özel valisi Joseph J. Roberts seçildi. 1895 yılında Afrika’nın sömürgeci güçler arasındaki paylaşımının gerçekleştirildiği Berlin Konferansında ülkenin bugünkü sınırları çizildi.

Ülkenin en büyük doğal zenginliği olan kereste ve kauçuk üretimi için 1926 yılında ABDli Firestone ve Goodrich şirketleri ülkenin yarısını 100 yıllığına kiraladı. Kereste ve kauçuk üretimi nedeniyle ülke halen dünyanın en büyük ikinci deniz ticaret filosuna sahip.

1960 yılı ise Liberya için bir dönüm noktası. Ülkede maden ve elmas yataklarının bulunmasının ardından halkın ekonomik refah düzeyi biraz yükseldi. Ancak bu kaynakların asıl karları ABD şirketleri tarafından ülkeden alınıp götürüldü.

1971 yılında ülkenin başına William R Robert’ın geçmesinin ardından yaşanan pahallılık nedeni ile Liberya’da ilk küçük çapta ayaklanmalar gerçekleşti. Şiddet olaylarının artık kontrolden çıkması üzerine 12 Nisan 1980 tarihinde Liberya ordusu yönetime el koydu. Darbenin başındaki isim olan General Doe 1990’da muhalifler tarafından öldürülünceye kadar “ABD’nin azınlık işbirlikçilerine” karşı yerli Liberyalıları birleştirdi. Darbenin ardından eski yönetimin tüm üyeleri öldürüldü ve ülkede sıkıyönetim ilan edilerek tüm siyasi partiler yasaklandı. 1985 yılında ülkede yapılan seçimlerde ise Doe resmen Devlet Başkanlığına seçildi.

Ancak ülkede Doe döneminde artık doruk seviyesine ulaşan yolsuzluklar ve rüşvet sistemi büyük huzursuzlukların neden olması ve ABD’nin de dıştan müdahalesi ile 24 Aralık 1989 tarihinde iç savaş başladı. Ülkeden en büyüğünün başında Taylor’un bulunduğu altı ayrı gerilla grubu silahlı mücadeleye başladı.

Nijerya’nın öncülüğünde kurulan ECOMOG adlı Afrika barış gücünün ülkeye yerleştirilmesi ile mevcut iktidarın bir süre daha korunmasına rağmen kısa bir süre sonra rejim devrilerek Devlet Başkanı Doe, Taylor’a bağlı gerillalar tarafından burnu ve kulakları kesilmek suretiyle işkence edilerek öldürüldü.

Doe’nin öldürülmesinden sonra Amos Sawyer başkanlığında tüm gerilla gruplarının temsil edildiği bir hükümet kurulmasına rağmen kısa bir sürede hükümet parçalanmayı yaşadı. Doe’nin devrilmesinin ardından gruplar arasında imzalanan anlaşmaya hiçbir tarafın uymamasının ardından yaşanan çatışmalarda 200 bine yakın kişi hayatını kaybetti. Bu tarihler arasında canını kurtarmak isteyen 1 milyonu aşkın Liberyalı komşu ülkelere sığındı. Bu rakam her üç Liberyalıdan birinin mültecileştiğini gösteriyor.

Uluslararası güçlerin de araya girmesi ile ülkede 19 Temuz 1997 tarihinde tüm grupların uzlaşması ile Devlet Başkanlığı seçimi yapıldı. Charles Taylor seçimlerde yüzde 75 gibi bir oranla Devlet Başkanı seçildi. Ancak Taylor’un da eski liderler gibi hareket etmesi ülkedeki muhalefetin yeniden örgütlenerek silahlı mücadeleye başlamasına neden oldu. Yeniden Yapılan ve Demokrasi için Birleşik Liberyalılar (LURD) adı altında örgütlenen muhalefet dört yıllık bir süreç içerisinde ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmeyi başardı. Bugün de başkent Monovria’yı kuşatma altında tutuyor. LURD’un dışında ülkede ayrıca MODEL adlı bir örgüt de Taylor’a karşı mücadele veriyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 25 Ocak 2001 tarihinde Liberya’ya ekonomik ve askeri ambargo kararı aldı. Kararın gerekçesi ise Devlet Başkanı Charles Taylor’un 1991 yılında başlayan iç savaşta Sierra Leone’de elmas yatakları üzerinde söz sahibi olmak için bazı silahlı gruplarını desteklemek ve elmas karşılığında silah ticaretine bulaşması. BM bu nedenle Taylor’u savaş suçlar mahkemesine çıkarma girişimlerine başladı. Bu kapsamda Sierra Leone’de kurulan mahkeme Taylor için uluslararası tutuklama kararı çıktı.

Taylor 2003 yılında 14 yıllık iç savaş ardından görevden indirilmiş ve Nijerya’ya sığınmıştı. Nijrya’nın güneydoğusundaki Calabar’da bir villada yaşıyordu. Savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle yargılanması istenen eski Liberya lideri Charles Taylor daha sonra kayıplara karıştı. Ortadan kaybolması ardından bir soruşturma başlatıldı ve korumaları sorgulamaya alındı.

29 Mart 2006’da Nijerya polisi, kayıplara karışan Taylor’ın yakalandığını açıkladı. Taylor, Sierra Leone’deki Birleşmiş Milletler savaş suçları mahkemesine teslim edildi.

Dönemin ABD Başkanı George Bush da Taylor’ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı ve yargılamanın Lahey’e naklinin yapılacağını söyledi. Taylor, Nisan 2006’da ilk kez Sierra Leone’deki Birleşmiş Milletlere bağlı Özel Savaş Suçları Mahkemesi’ne çıkarıldı. Taylor, önce mahkemenin otoritesini tanımadığını söyledi. Ancak yargıcın ısrarlı soruları üzerine, suçlu olmadığını belirterek, "Sayın hakim, kardeş ülke Sierra Leone’de böyle bir işe girişmiş olamam" dedi.

Dava güvenlik nedeniyle Sierre Leone’nin Freetown kentinden Lahey’e taşındı ve 11 ayrı savaş suçuyla, insanlığa karşı suç işlemek ve uluslararası yasaları çiğnemekten hakim karşısına çıktı. Taylor, hakkındaki tüm iddiaları reddetti. Birçok ünlü isminde tanık olarak dinlendiği Taylor’un Lahey’deki davası sürüyor.

ANF NEWS AGENCY

SAĞLIK DOSYASI : CIA ve Türklerin genetik şifreleri


Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldığı bildirilen bir araştırmaya göre Türkiye’nin genetik çeşitlilik haritası çıkarıldı. 2010’da başlatılan Türkiye Genom Araştırması için, 17 ilden, en az 4 kuşak aile geçmişi bulunan 17 kişinin gen haritasına bakıldı.

Konuyla ilgili olarak Hürriyet’ten Mesude Erşan’a bilgi veren Dr. Cemalettin Bekpen, “Bu bir ilk adım, pilot proje. Arkası gelecek, en az 100 bireyin genetik haritasının çıkarılması gerekir. Bu çalışmada, Türkiye’de genomik çalışmalar başladı ve ’Genomik DNA Çeşitlilik Haritası’ çıkarıldı diyebiliriz” dedi.

Ekipte Harvard, Simon Fraser ve Bilkent Üniversiteleri’nden uzmanlar da var.

***

Bu ekibin çalışması hakkında elimizde başka bir veri yok ama Amerikan üniversitelerinin uzun zamandan beri Türklerin genetik yapısı üzerinde araştırmalar yaptığını biliyoruz.

Amerika’dan gelen bazı kişilerin Doğu Karadeniz’de “bilimsel deneyler yapıyoruz, burada salgın bir hastalık var mı tespit ediyoruz” gibi sözlerle yöre halkından kan örnekleri alarak ABD’ye gönderdikleri ve bölge halkının genetik haritasını çıkarmaya çalıştıkları biliniyor.

Bu arada gen araştırmacıları, nesilden nesile kendini temizleyen genin sadece Türklerde bulunduğunu tespit etti. Diğer milletlerin genleri ise her nesil daha kötüye gidiyor. İlginçtir, Dr. Oktar Babuna için düzenlenen “ilik nakli için uygun kişi” arama temalı kampanya sırasında sadece Balkan kökenli Türklerden kan alınmıştı. Kanlar da ABD’ye gönderilmişti.

***

Kampanyanın düğmesine The Wall Street Journal gazetesinin 28 Kasım 2006 tarihli sayısında, Huge Pope basmış ve Türkiye Türklüğünün Türklük oranının yüzde 10 olduğunu iddia etmişti. Ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde bir anket yaptırıldı. Newsweek dergisinde 28 Kasım 2008 sayısında Owen Matthews bu araştırmayı yazısında kullandı ve Türkiye’de Türk oranını yüzde 20 olarak gösterdi!

Bu uydurmalarla birlikte önce Niyazi Öktem, sonra Özdemir İnce, Ertuğrul Özkök ve İsmet Berkan, bu sözde araştırmaları doğru kabul eden yazılar yazdılar!

Benzer iddiaları ABD’de Kaliforniya Üniversitesi’nde yetişmiş İTÜ’lü profesör Timuçin Binder de Sabah gazetesinde gündeme getirdi.

Türklüğün genetik yapısı veya DNA’sı ile neden uğraşıyorlar bu kadar? Çünkü Anadolu’yu ele geçirmeye uğraşıyorlar. Bunun için uydurma verilerle, Anadolu’nun Türk vatanı olmadığını ispatlamaya çalışıyorlar.

***

Hem Anadolu’yu hem de Orta Asya’yı Avrupalılar ve Amerikalıların dünyaya yayıldığı merkezler olarak gösterme çalışmaları da var. Macit Gürbüz, Selenge Yayınları arasından çıkan “Kürtleşen Türkler” eserinde şu bilgileri veriyor: “Genetik çalışmalarından biri de 1991 yılında başlatılan ’İnsan Genom Çeşitliliği Projesi’dir. Bu konuda yer olarak Orta Asya seçilmiştir! Sonuçta Avrupa ve Amerikalıların tek bir bölgeden, Orta Asya’dan, yani Kazakistan ve bütün Türkistan’dan dünyaya dağıldığını gösteriyor.”

Aslında bu tür verileri, ağırlıklı olarak bir CIA kuruluşu olan National Geographic propaganda ediyor. Bu konularda MİT ne yapıyor bilmiyoruz!
Oysa bugün Etrüsklerin Türklüğü İtalyan üniversiteleri tarafından da ispatlanmıştır. Avrupa medeniyeti, Etrüsk temeline dayanır. Latin alfabesinde de Etrüsk alfabesi esas alınmıştır. Yani Batı medeniyetinin şifreleri Türklere aittir ama Türklerin genetik şifresini çözemediler.

CIA involved in US spy operation against Germany


The alleged US spy operation in Germany that sparked a scandal last week was conducted with the participation of the Central Intelligence Agency (CIA), Reuters reported Tuesday citing anonymous sources in the American government.

According to the news agency, the sources refused to unveil the details of the CIA’s involvement into the spy scandal. CIA representatives did not comment on the accusations.

Earlier, a 31-year-old employee of the German intelligence service, the BND, was arrested and confessed to having leaked information about the government’s special committee investigation into American intelligence activities in Germany to the NSA. The employee allegedly sold at least 300 top-secret documents from the BND’s computer system to the United States. On Friday, Germany’s Federal Foreign Office summoned the US ambassador to Berlin to swiftly clarify the case. Berlin has said any attempts to hide evidence in this scandal would be unacceptable and urged Washington to assist in the investigation.

The White House responded by saying that US authorities value cooperation with Germany on safety issues and hope to soon resolve the spy issue, which has stirred disappointment from Chancellor Angela Merkel. White House Spokesperson Josh Earnest said during a recent press conference that this incident does not correspond to the high level of cooperation between the two partner countries. (Cihan/Ria Novosti)

CIA ANALİSTİ REVA BHALLA : CIA RAPORUNDA : GÜLEN CEMAATİNİN UYUYAN HÜCRELERİ VE TÜM YAPISI


Gülen’in Uyuyan Hücreleri

Onunla konustum, baskasindan ogrendigim Gülenci aileleri. Bunu onayladi ve eve nasil calistigini, detayli sekilde anlatti. Bir ailede ,modern gorunumlu kadin, basortu yok, koca icki icen, fransiz Rivierasinda tatil yapan, rus metresi olan… Cocuklar laik buyuyen, askeri cocuklarla sosyal aktiviteler yapiyorlar. Fakat tum bu sure zarfinda herseyi Gülen’in adamina rapor ediyorlar, bu adam onlari stratejik pozisyonlara, enstitutulere koyuyor, etkilemek insaasi amacli. Gulen in hedef aldigi onun gibi dusunmeyenleri bir cok yolla kandirma, etkileme eylemleri… (benim bilmem iyi oldu TR nin stratfor profili gorunen o ki Cin metoduna cok benziyor, etkileme ,asagi tabakada satin alma gibi)

Kimle konustugun ,ne dusundugunu bilmek cok zor, yani viski icerken birisine akp yi kotuledigin esnada sıkı bir gulenci olabilir.

Gulen in akp ile iliskisi:

Birbirleriyle simbiotik bir iliski icinde olmalarina ragmen, anlasamazliklari da var.

Gulen Erdogan’ı sevmiyor, akp yasaklanma tehlikesi gecirdiginde gulen akp nin yaninda gorunmesine ragmen,olay akp lehine dondugunde gulen in medyası haberlerde Erdogan’a saldirdi. Gulen gul ve davutogluna ideolojik olarak daha yakin, bu iliskiyi izlemeli yakinen.

Gulenci nasil anlasilir:

Gulenci gulen hareketi demez, hoca effendi der, anti gulenci gulen veya daha kotu sey soyler, liderlerse fethullah der. Bir insanın telefonuyla davranisi ne derece paranoyak oldugunu belirtiyor, bir toplantiya gelince , pili icinde ve konusmaktan korkmayanlar gulenci, telefonunun pilini cikartip, lobby onunde parcalayanlar (bu TR de olagan )gulen/polis ten korkanlar.

Biriyle konusurken, yuzugunun metaline dikkat edin, siki islamci altin takmiyor, gumus takiyor,TR de bu sembolik.,tersi de olabilir.

Gulenciler, organizasyonlari icin kozmik isimler seciyor, samanyolu, baris , harmoni gibi

Gulen etkisi polis icinde inanilmaz, bu nasil gerceklesti diye sordum,uzun ve detayli anlatti:

TR de polis cok zayifti, asker kuvvetliydi, jandarma %97 yeri control ediyordu. Polis sadece %3,1990 basinda , Ciller basbakanken, laik ken, polisi kuvvetlendirip, askeri kuvvetle es kuvvet yapip daha iyi sonuc elde etmek istedi. Amerika izleme olayi, teknik alet ve ekip olarak yardimda bulundu. Cep telefonlari daha yeni basliyordu. Turkler kuvvetli ve saglam polis teskilatina sahip oldu, derken gulen bu sirada adamlarini yerlestirmege basladi polis kuvveti icine , bugun tum ergenekon davalari, vergi davalari vs. herseyden polis kurulusu sorumlu ve cok etkili.

TR imf ten para almayacak. Ekonomide ki firtinalari atlattigindan bahseden TR neden imf ten borc almiyor? Cunku imf TR yeye borc verirse bir sart ileri suruyor,(to create an independent tax audit body) ve bu ne akp ne de gulen in isine gelmiyor. Vergi isleri ve media yi notralize etme,(rusya gibi)

Gulen en cok kuvvetli oldugu alanlar polis ve alt yargi sistemi, dis isleri bakanligi, bazi yeni kurulmus universiteler.

Akp/gulen hala banka sektorunde geride, milliyetciler ilerde.

Emre ve ben 10 adet forbes TR is adamlari listesi yaptik, buna gore bunlar laik, sabanci, koc, dogan demislerdi ki akp/gulen multi bilyonerlerden guc alamaz, ama ufak-orta captaki aileler inkar edilemez, bu iki grup buyuk guc teskil ediyorlar.

Tartismamizda 4 grup is adami ailesi ortaya cikardik modern TR de:

a)anti akp ve anti gulen siki milliyetci laik>koc ,dogan

b)laik ve milliyetci anti gulen ama akp ye karsi daha pozitif bakan, is iliskisi olanlar> sabanci,sahenk ntv-,dogus,ozyegin.

C)akp ci,gulen in cakma taraftarlari is durumu , sahsi korunma yuzunden>calik,zorlu

d)akp ci ve gulenci aleni sekilde>ulker, the gulen business cycle

Gulen iste boyle yayiliyor TR’nin is alanina:

Diyelim ki ben bir dugmeciyim gomlek icin denizli, konya vs de (buralar daha mutaasip yerler)br is bulunuyor kontrat yapiliyor,eger kabul gormezse vergi polisini yolluyor.

Balkanlarda gulen, eski rus sovyet yeri, islam satmak zor boyle rejimlerin yerinde ama Afrika da gulen, Dunya capinda nasil olsa seffaflik yok, bakir bir yer, kaos mevcut, muslumani bol ve geri kalmis yer,o yuzden gulen icin pozitif.

Gulen/akp tarafindan AFRIKA memleketinde, buyuk bir sirket toplantisi, genellikle Tuscon business lobi grupunun organize ettigi, MFA adamlari ve konsolos isleri kolaylastirir, hemen iyi bir kontrat. Karsiliginda buyukce bir miktar bagis, memlekette bir okul icin . Bu gulen okullari, cogu Amerika’da, bu konuda cok arastirmam vardir, super okullar, disiplin ve yer olarak ustunler, ulkedeki elitler cocuklarini gonderirler.

Fikir su ki bu liderlerin cocuklarinin bir sekilde beynini sekillendirerek, gücü ele geçirdiklerinde bu cocuklar gulene bagli olacaklar. Çok sofistike, uzun zamanda olacak ama etkili yontem ulkelerde boyle bir akim yaratmak. Bir cok elit te bu isten çekinecek, bu cocuklar beyinleri yikanmis vaziyette ailelerine karsi gelip neden iyi musluman olmadiklarini sorarsa diye… Önemli olan nokta gulen bu ulkelerde politik vs bir cok konuda soz sahibi olabilir.

Bir harita,gulen in nerede faal oldugu hakkinda:

a-)nerede TR yeni bir konsolosluk actiysa(bir suru yer)

b-)nerede THY sube-yolu yeni acildiysa

*calik Sudan da bir rafineriyle kontrat yapti,hindistani yenerek… akp/gulen yardimlariyla tabii.

Sudan son zamanlarda en buyuk fokuslari nedense.

Gulen ve universiteleri:

TR de universiteler eskiden beri milliyetci ve laikler tarafindan idare edilir. Ama gulen yeni universiteler yaratiyor, 7 yilda TR de universiteler iki Katina cikti 70 iken 140 oldu. Bunlar ozel, gulenci bir isadaminin universiteleri. Bu universitelerle bir ilgilenecegim oradayken.

%d blogcu bunu beğendi: