Etiket arşivi: CIA

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// YANDAŞ MEDYA : “Dinlemeler CIA ve Mossad’a servis edildi”


ALİ DEĞERMENCİ

AK Parti milletvekili Şamil Tayyar, paralel yapının Emniyet’teki telekulak ekibin vasıtasıyla elde ettiği dinleme bilgilerini Mossad ve CIA ile paylaştığını öne sürdü. Tayyar, Aydın Doğan’ın, kendisinin ve yakınlarının yasadışı bir şekilde dinlenmesinden şikayetçi olmaması hakkında da şok bir iddiada bulundu.

Tıpkı Ergenekon süreci gibi. Paralel yapı da operasyondan hemen sonra algı operasyonu yapıp soruşturmayı karalamaya çalıştı. Fakat Ergenekon sürecindeki hatalar Paralel dava sürecinde yaşanmadı. Çok daha başarılı ve dikkatli şekilde hukuk kuralları işletildi. Fakat Türkiye çok ciddi bir darbe sürecinden geçti. Hatta bu darbe klasik askeri darbelerden daha beter ve tehlikeli olacaktı eğer başarı olsalardı. Sivi görünümlü kişilerin vesayeti altında tam bir polis devletine dönüştürülecekti ülke. Zaten milyonlarca insan dinlendi, kayıtlar tutuldu, fişlemeler yapıldı. Darbe gerçekleşmiş olsaydı Gestapo polisi edasıyla ülke yönetilecekti.

Paralel çeteye en sert eleştirileri yapan AK Parti Gaziantep milletvekili, Gazeteci-Yazar Şamil Tayyar ile konuştuk. Tayyar elde edilen bütün gizli bilgilerin CIA ve Mossad ile paylaşıldığını söylüyor.

30 Mart seçimleri öncesinde çok tartışıldı ilk olarak 22 Temmuz’da paralel yapıya operasyon yapıldı. Bunun sonucunda tutuklamalar oldu. Toplumdan nasıl tepki aldınız?

Türkiye tarihinde Ergenekon ve Balyoz süreçlerini yaşadı. Sabahın erken saatlerinde, gece yarısı elleri kelepçeli çok sayıda soruşturma süreçleri yaşandı ve o süreçte en çok öne çıkan isimlerde yine bugün yargı önüne çıkarılan ve cemaat mensubu olduğu iddia edilen emniyet görevlileriydi. Geçmişle mukayese ettiğimizde daha özenli bir soruşturmanın yürütüldüğünü düşünüyorum. Bundan dolayı da 17 Aralık’tan bugüne kadar da işin gecikmesinin bir sebebi de budur diye düşünüyorum.

Operasyonların daha önce yapılmayışı tartışılmıştı

Evet hatta zaman zaman eleştirilerde oldu. ”Niye gizliyorsunuz, madem bu kadar iddianız var gereğini yapın” gibi ve bunun bir intikam davası değil bir hukuk davası olacağı ve hukuken delil oluşturacak tüm bilgi ve belgelerin toplanmaya çalışıldığı ifade ediliyordu. Zannediyorum ki soruşturmayı yürüten savcılarda şartlar olgunlaştıktan sonra böyle bir operasyon için talimat verdiler.

ZANLILAR PROFÖSYENELCE ALGI OPERASYONU YAPTILAR

Tartışma nereden çıktı?

Buradaki problem şu: Operasyonu yapanlarla şüpheliler arasında çok önemli bir farklılık var. Şüphelilerin düne kadar devletin en önemli kademelerinde görev yapan ve son teknolojik gelişmeleri yakından takip eden dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini bilen bir kadroydu ve oldukça profesyonelleşmişlerdi. Yeni gelen kadro ise eski olmakla beraber önemli kısmı yıllarca sistemin dışında kaldığı için kendilerini çok fazla geliştirme fırsatı bulamadılar. Onun için bu şüpheliler önceki tecrübelerinden yararlanarak operasyonu yapan ekibe göre daha profesyonel oldukları için ilk andan itibaren algı operasyonu yapmaya başladılar.

ZANLI ELLERİNİN ARKADAN KELEPÇELENMESİNİ KENDİSİ İSTEDİ

Örneğin sahur vakti alındı, namaz kıldırmadılar, polisler iftardan önce karşımızda yemek yiyordu gibi algı operasyonu yaptılar. Bu iddiaların hiçbirisi doğru değildi. Arkadan elleri kelepçelenen emniyet görevlisi problem çıkardığı için ve bunun sonucunda kelepçelenmek istendiğinde o zaman arkadan kelepçeleyin diyen emniyet görevlisiydi. Nitekim bunların emniyette görüntü kayıtları var.

”UMREYE Mİ GİTTİKLERİNİ ZANNEDİYORLAR”

İftardan önce bazı polislerin zanlılar önünde yemek yediği iddia edildi

İftardan önce herhangi bir polisin bunların karşısında yemek yemesi asla söz konusu değildi. Tümden yalandı. Yine sahur vakti alındı denildi ama operasyona sahurdan önce 01.00 sularında başlandı. O saat olmasının sebebi ise bir gün önce cemaat yayın organlarının gizli operasyonu deşifre etmesidir. Onun dışında yine karton kutuların üzerinde namaz kılındı gibi iddialar gündeme getirildi herhalde bu arkadaşlar umreye falan gittiklerini düşünüyorlar. Çünkü sonuçta bunlar çok ağır suçlamalara muhatap ve sorgulaması yapılan şahıslar nezarethanedeler.

“PARALEL ÇETE DEVLETİN İÇİNDE HALA GÜÇLÜ”

Göz altına alınanların hepsinin cep telefonu vardı. Nezarethanede herkesle iletişim kurabildiler, birbirinin videosunu çektiler bu nasıl bir durum?

Evet sonra kendilerini çekip, kendileri yayınladılar. Orada beraber ziyafetler çekiyorlar, konuşuyorlar falan. Demek ki hala devlet içerisinde etkili ve güçlüler. Çünkü operasyon talimatını kim veriyor? Savcı veriyor. Savcının talimatını uygulayacak olan kim? Oradaki emniyet görevlileri. Demek ki bunları hala koruyan ve kollayan bir irade var. O görüntüler üzerine çok ileri bir şekilde soruşturma açılması gerekir. Buna müsemma gösterilmemesi gerekirdi. Garip bir durum. Nitekim operasyonun bir gün önceden sızdırılmasının da hala bu yapının etkisini ve gücünü gösteriyor.

HALK BUNLARIN NE KADAR ALEVERACI-DALEVERACI OLDUĞUNU BİLİYOR

Halk ne düşünüyor?

Ama şunu söyleyeyim bütün bu yaygaraya rağmen millet bunların ne kadar alevereci dalevereci olduklarını bildikleri için bu numaraları yemiyor. Sadece kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ama toplumun ekseriyeti buna asla prim vermiyor. Onun için de şunu söyleyebilirim şuana kadar paralel yapıya yönelik olarak indirilmiş en ağır darbedir. En can alıcı darbedir. Çünkü bu çetenin merkezinde odağında emniyet mensupları ve yargı mensupları yer alıyordu. Başka ayakları da var tabii (..) dı medyaydı vs. ama odağında iki tane unsur vardı biri emniyet diğeri yargı bu operasyonun emniyet mensuplarıyla da sınırlı kalmaması gerekiyor.

Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?

Şikayetler ve ihbarlar üzerine bildiğim kadarıyla bütün illerden bu usulsüz dinlemeler, teknik takipler ve elde edilen veriler casusluk amacıyla ya da şantaj tehdit amacıyla kullanıldığına dair çok önemli iddialar var ve bu iddialar üzerine başlatılmış idari soruşturmalar var. Ülke müfettişleri, polis müfettişleri çalışıyor bunların yakın zamanda biteceğini tahmin ediyorum. Bittikçe bunlar yargıya intikal edilecek ve İstanbul’daki gibi lokal soruşturmalar açılır.

İLLERDE OPERASYONLAR KAÇINILMAZ OLARAK YAPILACAKTIR

Lokal davalar ”Ergenekon Davası” gibi birleştirilir mi?

Bu soruşturmalar sonucunda bu dosyaların tamamı ana davada birleştirilir mi onu bilemiyorum. Ergenekon dosyası biliyorsunuz 21 ayrı iddianamenin birleştirilmesiyle oluştu. Böyle bir süreç izlenir mi onu bilemiyorum ama yani çok sayıda ilden benzer operasyonların olması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Adana, Mersin, Gaziantep, Ankara gibi bir çok ilde benzer soruşturmalar olursa hiç kimseye sürpriz olmasın çünkü burlara çok önemli soruşturmalar var ve devam ediyor.

CEMAATİN TABANI ÇETEYE KARŞI TAVIR ALARAK ÖZGÜRLEŞEBİLİR

Cemaatin bildiğimiz sıradan bir tabanı vardı. Bir de bu operasyonları yapan casusluk suçlamasıyla karşı karşıya kalan bir kesim var, paralel yapı denen bir örgüt var. Cemaatle bunların arasında mesafe olmaya başladı mı sizce?

Tam olarak olduğunu düşünmüyorum. Bu çete uluslararası istihbarat örgütleriyle bağlantılı. CIA, Mossad ve küresel sermayeyle bağlantılı. Bunlar cemaatin içerisine odaklanarak zaman içinde bütün bünyeyi etki altına almaya başladılar. Cemaat ise bu tehlikeyi fark ederek, görerek çeteyi dışlayabilecek, onlardan uzaklaşabilecek güçlü bir iradeyi ortaya koyamadı. Bu ayrışmanın yavaş yavaş başladığını ama arzu edilen bir noktaya gelmediğini görüyoruz.

CEMAAT TABANI % 50 ORANINDA AYRIŞTI

Eğer bu ayrışma başlarsa cemaat de kendini özgürleştirir. Ancak bugün cemaat adına söz söyleyen ne kadar önemli isim var ise, ya da onlar sözcülüğünü yapan ne kadar yayın organı var ise, bu çeteye sonuna kadar destek veriyor. Demek ki arzu edilen noktada değil. Ancak zamanını ve parasını emeğini bu hizmete adadığını düşünenler yavaş yavaş kendilerini çekmeye başladılar. Bunların bir kısmı bize 30 Mart’ta bize oy vermişti. İnşallah bu kesimin 10 Ağustos’ta da ciddi bir şekilde oy vereceklerini düşünüyorum.%50 civarında tabanında bir ayrışma olduğunu kaba taslak söyleyebiliriz.

DİNLEMELERLE ELDE EDİLEN BİLGİLER CİA VE MOSSAD’A SERVİS EDİLDİ

Burada bir casusluk davası var bir paralel örgüt var. Bu sebeple casusluk davasından dolayı da tutuklamalar oldu. Peki usulsüz milyona yakın insan dinlendi. Elde edilen veriler hangi ülkelere ya da hangi istihbarat örgütlerine verildi?

Bununla ilgili çok farklı iddia var ama ağırlıklı olarak CIA ve Mossad’ın adı geçiyor. Ancak bu istihbarat ilişkileri kirli ilişkilerdi. Zaman zaman kendi aralarında paslaşırlardı. Yani İngilizlerle de Almanlarla da İranla da Ruslarla da çünkü bu bölgede etkili güçlü istihbarat birimleri var. Bunlarla zaman zaman görev esnasında çakışabilirler, çatışabilirler. Kavgayı derinleştirmemek için paslaşabilirler. Çok sayıda yabancı ülkenin istihbarat örgütünden söz etmek mümkün ama öne çıkan CIA ve Mossad gibi görünüyor.

22 TEMMUZ OPERASYONU ÇETENİN İNİNE GİRDİ

Peki, bundan sonra paralel devlet yapılanmasıyla ilgili mücadele başladığına göre, en önemli darbeyi aldı dediniz şuanda köşeye sıkışmış olan örgüt çok sert bir cevap verebilir mi ya da buna yönelik bir çalışması olduğunu düşünüyor musunuz, bilginiz var mı?

Sayın Başbakanımızın "inlerine gireceğiz" ifadesinin aslında tam vücut bulduğu bir operasyon. Gerçekten bu operasyonla inlerine girildi. Bu beyin takımına çok ciddi bir müdahale yapılmış oldu. Bunların eylem kabiliyetleri eskisi gibi değil çok ciddi yara aldılar. Ancak bunun kalıcı olabilmesi için bu operasyonun sonuca ulaşması lazım. Onun içinde yargı ayağı önemli ancak yargıda çok ciddi bir destek görüyorlar. O engelde Ekim’de yapılacak HSYK seçimlerinden sonra aşılabilirse, ben artık bu mücadelede emin adımlarla ve hızlı bir yolculuğun başlayacağını söyleyebilirim. Aksi halde yargıdaki çete yandaşlarıyla bu süreç akamete uğratılmak istenebilir. O yüzden burada siyasi iktidarın, bizlerin çok kararlı bir duruş sergilemesi gerekir.

Yargıda paralel örgüt üyeleri varsa bunlara yönelik bir operasyon yapılabilir mi?

Eğer soruşturmayı yürüten savcıların elinde bu manada güçlü bilgiler varsa kaçınılmaz diye düşünüyorum. Fakat şöyle bir kaygım var. Biz bunu Ergenekon sürecinde de yaşadık. Maalesef bir mesleki taassup oluyor. Birbirlerini sevmeseler, birbirlerine düşman olsalar bile koruyabiliyorlar çünkü sonuçta o da bir yargı mensubu diğeri de yargı mensubu. Yine hatırlayın Ergenekon’da Genel Kurmay Başkanını ceza evine aldılar ama içeriye alınan hakim, savcı olmadı. Peki Ergenekon gibi büyük bir örgütün yargı içinde mensubu olmadığını düşünebilir misiniz? Yani yargıdan bağımsız bir çetenin Türkiye’de var olduğunu söyleyebilir misiniz? Asla mümkün değil. Ama yargı önüne çıkarılmadı. Burada da soruşturmayı yürüten savcılar ve kararı verecek olan hakimler diğer yargı mensubu bir mesleki taassupla Ergenekon sürecinde olduğu gibi hareket ederlerse operasyonun yönü yargıya kaymayabilir. Böyle bir kaygımı da buradan paylaşmak isterim. Ama olması gerekir mi? Evet olnası gerekir. Çünkü bu çetenin odağında Emniyet mensuplarıyla yargı mensupları var.

YASA DIŞI DİNLEMELERİ TEDİT VE ŞANTAJ OLARAK KULLANDILAR

İlginç bir iddia ortaya çıktı. Ünlü işadamları yasadışı işlemlerle dinlenmişler. Bunlardan bir tanesi Aydın Doğan, Leyla Alaton.. Peki bunların şuana kadar çıkıp mahkemeye gitmesi, suç duyurusunda bulunmamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karışık işlere bulaşırsanız eğer mahkeme sonrası haklı çıksanız bile o karışık işlerinizin deşifre olmasını istemeyebilirsiniz. Zannediyorum ki bunların kamuoyunda tartışılmasını çok doğru bulmuyorlar. Zaten cemaati güçlü ve etkili kılan neydi? Onları dinleyerek elde ettikleri özel bilgileri tehdit ve şantaj aracı olarak kullanabilmeleriydi. Zannediyorum ki o eski tehdit ve şantaj unsuru olan dosyaların açılmasını istemiyorlar.

Court : Poland violated human rights by allowing CIA to torture suspects at secret prison


Poland became the first EU country held to account for its involvement in the CIA’s extraordinary rendition programme on Thursday when the European court of human rights found it guilty of the unlawful detention and torture of two men at a secret prison in the north of the country after 9/11.

In two damning judgments, the court also ruled that the Polish government had failed to conduct a proper investigation into the episode, and ordered it to pay €100,000 (£79,000) compensation to each of the men, who are currently held at Guantánamo Bay.

The rulings are the first in a series of cases being brought against European states, with Lithuania and Romania also facing accusations that it allowed the CIA to open secret prisons on their territory.

The case against Poland was brought by two men, Zayn al-Abidin Muhammad Husayn, a Saudi-born Palestinian known as Abu Zubaydah, and Saudi national Abd al-Rahim al-Nashiri.

Abu Zubaydah was initially detained in Pakistan in 2003 and accused of being a senior al-Qaida figure, although there has since been some doubt over the role he may have played. He was flown to Poland from a CIA prison in Thailand in December 2002, remaining there until September the following year.

Nashiri is accused of masterminding the October 2000 suicide bomb attack against the USS Cole in which 17 people died, and is facing prosecution before a military commission. He was flown to Poland on the same executive jet as Abu Zubaydah, and transferred to Morocco the following June.

The court heard that the two men were held at a prison codenamed Quartz that the CIA operated at the Stare Kiejkuty military base in the north-east of the country.

The judgment in the Abu Zubaydah case recounted how he had described being repeatedly beaten, confined in a small box, and brought out to be repeatedly water-boarded.

“I was … put on what looked like a hospital bed, and strapped down very tightly with belts. A black cloth was then placed over my face and the interrogators used a mineral water bottle to pour water on the cloth so that I could not breathe. After a few minutes the cloth was removed and the bed was rotated into an upright position.

“The bed was then again lowered to horizontal position and the same torture carried out again with the black cloth over my face and water poured on from a bottle. I struggled against the straps, trying to breathe, but it was hopeless. I thought I was going to die.”

The court said that Abu Zubaydah’s continuing detention without trial was “a flagrant denial of justice”. In addition to the compensation, given because of what was described as the “extreme seriousness of the violations” of the European convention of human rights, Abu Zubaydah was awarded €30,000 costs.

The judgment in the Nashiri case described how he had been kept naked, subjected to mock executions, hoisted by his wrists while his arms were shackled behind his back, and told that his mother would be sexually abused before him.

The two unanimous rulings found that the rendition programme was completely illegal, as its rationale had been “specifically to remove those persons from any legal protection against torture and enforced disappearance and to strip them of any safeguards afforded by both the US Constitution and international law”.

The court at Strasbourg said it was inconceivable that the rendition aircraft could have landed in Poland, and the that the CIA could have operated its secret prison on Polish territory, without the Polish authorities awareness.

“It is also inconceivable that activities of that character and scale, possibly vital for the country’s military and political interests, could have been undertaken on Polish territory without Poland’s knowledge and without the necessary authorisation being given at the appropriate level of the state authorities.”

It also ruled that the Polish government must seek assurances from the US that Nashiri will not face the death penalty.

The Guardian reported more than seven years ago on the existence of the secret CIA prison on Polish soil, quoting the former director of a nearby airport who witnessed the rendition aircraft being met by military vehicles with blacked-out windows.

“On one occasion an American lady – I was told she was from the embassy – came with the man who made the payments. She was standing in front of the airport office when the military vehicles left. She turned her back on the vehicles. It seemed as if she did not want to be a witness.”

Since then, the Polish authorities have said that they have been conducting their own investigation, but have faced accusations that it has been drawn-out and ineffective. The European court ruled that the Polish response failed to provide an effective remedy, and that it too amounted to a breach of the European convention on human rights.

Amrit Singh, a lawyer at the Open Society Justice Initiative who represented Nashiri, said: “This is a historic ruling by the European court of human rights, which has become the first court to confirm the existence of a secret CIA torture centre on Polish soil between 2002 and 2003, where our client was held and tortured.

“The court’s findings include a damning indictment of the US military commission system, where our client is now facing trial for his life, and also a condemnation of the death penalty itself.”

Joseph Margulies, one of Abu Zubaydah’s American lawyers, said: “It’s always gratifying when a court speaks truth to power. The question now is whether Poland will listen. The rule of law demands more than words on a page. It demands justice.”

A Polish presidential spokesperson, Joanna Trzaska-Wieczorek, said: “The ruling of the tribunal in Strasbourg on CIA jails is embarrassing for Poland and is a burden both in terms of our country’s finances as well as its image.”

She added that it was possible the government would appeal.

guardian.co.uk © Guardian News and Media 2014

[Two men prepare to torture and interrogate a suspect. Photo: Shutterstock.com, all rights reserved.]

IŞİD DOSYASI : CIA’nın “Yeni Türkiye” vizyonu !


Artık bir CIA tasarımı olduğu delilleriyle ortaya çıkan IŞİD örgütü, Irak ve Suriye’de Müslümanları boğazlarken, fırsattan istifade, İsrail de Gazze’deki Müslümanları katlediyor. Geçen yıl bu zamanlar, Gazze’ye gideceğini söyleyen ve hâlâ gidememiş olan Tayyip Erdoğan ise şimdi IŞİD’e “Türk rehineleri bırak” diye ricada bulunuyor!

Aslında Musul’daki rehine olayı, Türkiye’nin Irak’taki katliama müdahale etmemesi veya edememesi için düzenlenmişti. Nitekim AKP iktidarı, rehineleri bahane ederek, Irak’ta Şii Türkmenlerin katledilmesini ve Kerkük’ün Barzani kuvvetleri tarafından işgal edilmesini seyrediyor.

***

1995 yılında ABD adına, Dinesh D’Souza’nın “Biz İslam köktenciliğini dönüştürmeliyiz. Onları liberalleştirmeliyiz” diye başlattığı fikir jimnastiği, CIA görevlisi Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” vizyonu ile birlikte, Türkiye’yi “İslam dünyası içinde bir Truva atı” olarak kullanarak bütün Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmak girişimine işte böyle dönüştürüldü.

Fuller, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” diye kitap yazdığı zaman, Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarma projesini Osmanlıcılık diye gösterecekti.

CIA ajanları Graham Fuller ve Paul Henze, 1980’li yıllardan itibaren, “Atatürkçülük ölmüştür. Ulus devletler dönemi bitmiştir. Türkiye, Osmanlı gibi çok kültürlü, çok dinli ve çok ırklı bir yapıyı benimsemelidir. Bunun için en iyi yol Ilımlı İslam’dır. Etnik kimlikler kendilerini ifade edebilmelidir” demeye başlamıştı.

Daha sonra “ordu içinde bölünmeler stratejisi”ni takip ettiler. Başaramayınca, doğrudan orduya operasyon yaptılar!

Büyük Ortadoğu Projesi’ni de “Yeni Osmanlı coğrafyası” diye yutturdular! O harita, Büyük İsrail haritasıdır.

***

Büyük Orta Doğu Projesi’ni uygulayabilmek için “İslam içi çatışma stratejisi”ni geliştirdiler. Müslümanları birbirine kırdıracak stratejiyi hayata geçiren ülkeler ise Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’tir!

IŞİD’i tasarlayan, Bağdadi adını verdikleri kişiyi lider olarak yetiştiren CIA’dır. Örgütün başlangıç sermayesi olan 30 milyon doların Katar’dan gönderildiğini Bağdadi’nin cezaevi arkadaşları Arap televizyonlarında anlattı. Suriye’de iken örgütün lojistik desteğini AKP iktidarının verdiğini bizzat Tayyip Erdoğan açıklamıştı. Tabii muhalif gruplara verilen lojistik destekten bahsediyordu. Suriye’ye gönderilen TIR’ların IŞİD’in kuruluşu ile ilgili olduğunu da artık herkes anladı!

Şimdi bütün bunlar ne demektir?

Bu olaylar, Türkiye, Suudi, Arabistan, Katar, Kuveyt, Mısır, Fas, Tunus gibi İslam ülkelerini yönlendirenlerin, emperyalist projeleri hayata geçirmek içen çalıştığını, kendi ülkelerine de İslam’a da ihanet ettiklerini gösterir. Dolayısıyla, böyle bir siyasi yapılanma içinde İslam dünyasının hiçbir kurtuluş ümidi olamaz.

Kurtuluş ümidi, söz konusu İslam ülkeleri halklarının, emperyalistlerle iş birliği içindeki kendi siyasi iktidarlarını alaşağı etmesi ile ancak söz konusu olabilir.

***

Tayyip Erdoğan, 2011’in Mart ayında “Türkiye, mevcut rejimiyle, demokrasi tecrübesiyle, bugün ulaştığı ileri demokratik standartlarla, değişimi yöneten iradesiyle, İslâm ile demokrasinin yan yana olabileceğini tüm dünyaya başarılı şekilde göstermiştir” diyordu. Bu yaklaşımın ardında, “Mevcut rejimle bu kadarını yapabildik, rejimi de değiştirdikten sonra bakın daha neler yapacağız” zihniyeti vardı.

İşte Graham Fuller’e ait olan Tayyip Erdoğan’ın Yeni Türkiye vizyonu, Abdullah Öcalan’ın da hayal ettiği, federal cumhuriyetlerden oluşan yeni devletin rejimidir.

Dolayısıyla gerçek bir kurtuluş için Türk halkının “bilinçli hipnoz”dan uyandırılması gerekir!

Yeniçağ

LİBERYA DOSYASI : Charles Taylor CIA ajanı çıktı


Lahey’de yargılanan Liberya eski cumhurbaşkanı Charles Taylor’un ABD istihbarat servisi CIA’ya çalıştığı ortaya çıktı. CIA’ya bağlı Savunma İstihbarat Ajansı, Taylor’la yıllar süren ilişkinin varlığını kabul etti. Ajans bu dönemi kapsayan 48 belge bulunduğunu açıkladı. 1985’te ABD’de hapisten kaçan Charles, Liberya giderek 1997’de devlet başkanı olmuştu. Taylor, Adalet Divanı’nda savaş suçundan yargılanıyor

1821 yılında ABD’de azad edilen kölelerin kurduğu Liberya, Latin dilinde “özgür insanlar” anlamına geliyor. Ancak Afrika’nın hiçbir zaman sömürgeleştirilmeyen tek ülkesi olan Liberya son çeyrek asırdır tam olarak kaç kişinin hayatını kaybettiğinin bile bilinmediği bir iç savaş içerisinde

Liberya tam bağımsızlığını ise 1847 yılında ilan etti. Ülkenin ilk devlet başkanı ABD’nin özel valisi Joseph J. Roberts seçildi. 1895 yılında Afrika’nın sömürgeci güçler arasındaki paylaşımının gerçekleştirildiği Berlin Konferansında ülkenin bugünkü sınırları çizildi.

Ülkenin en büyük doğal zenginliği olan kereste ve kauçuk üretimi için 1926 yılında ABDli Firestone ve Goodrich şirketleri ülkenin yarısını 100 yıllığına kiraladı. Kereste ve kauçuk üretimi nedeniyle ülke halen dünyanın en büyük ikinci deniz ticaret filosuna sahip.

1960 yılı ise Liberya için bir dönüm noktası. Ülkede maden ve elmas yataklarının bulunmasının ardından halkın ekonomik refah düzeyi biraz yükseldi. Ancak bu kaynakların asıl karları ABD şirketleri tarafından ülkeden alınıp götürüldü.

1971 yılında ülkenin başına William R Robert’ın geçmesinin ardından yaşanan pahallılık nedeni ile Liberya’da ilk küçük çapta ayaklanmalar gerçekleşti. Şiddet olaylarının artık kontrolden çıkması üzerine 12 Nisan 1980 tarihinde Liberya ordusu yönetime el koydu. Darbenin başındaki isim olan General Doe 1990’da muhalifler tarafından öldürülünceye kadar “ABD’nin azınlık işbirlikçilerine” karşı yerli Liberyalıları birleştirdi. Darbenin ardından eski yönetimin tüm üyeleri öldürüldü ve ülkede sıkıyönetim ilan edilerek tüm siyasi partiler yasaklandı. 1985 yılında ülkede yapılan seçimlerde ise Doe resmen Devlet Başkanlığına seçildi.

Ancak ülkede Doe döneminde artık doruk seviyesine ulaşan yolsuzluklar ve rüşvet sistemi büyük huzursuzlukların neden olması ve ABD’nin de dıştan müdahalesi ile 24 Aralık 1989 tarihinde iç savaş başladı. Ülkeden en büyüğünün başında Taylor’un bulunduğu altı ayrı gerilla grubu silahlı mücadeleye başladı.

Nijerya’nın öncülüğünde kurulan ECOMOG adlı Afrika barış gücünün ülkeye yerleştirilmesi ile mevcut iktidarın bir süre daha korunmasına rağmen kısa bir süre sonra rejim devrilerek Devlet Başkanı Doe, Taylor’a bağlı gerillalar tarafından burnu ve kulakları kesilmek suretiyle işkence edilerek öldürüldü.

Doe’nin öldürülmesinden sonra Amos Sawyer başkanlığında tüm gerilla gruplarının temsil edildiği bir hükümet kurulmasına rağmen kısa bir sürede hükümet parçalanmayı yaşadı. Doe’nin devrilmesinin ardından gruplar arasında imzalanan anlaşmaya hiçbir tarafın uymamasının ardından yaşanan çatışmalarda 200 bine yakın kişi hayatını kaybetti. Bu tarihler arasında canını kurtarmak isteyen 1 milyonu aşkın Liberyalı komşu ülkelere sığındı. Bu rakam her üç Liberyalıdan birinin mültecileştiğini gösteriyor.

Uluslararası güçlerin de araya girmesi ile ülkede 19 Temuz 1997 tarihinde tüm grupların uzlaşması ile Devlet Başkanlığı seçimi yapıldı. Charles Taylor seçimlerde yüzde 75 gibi bir oranla Devlet Başkanı seçildi. Ancak Taylor’un da eski liderler gibi hareket etmesi ülkedeki muhalefetin yeniden örgütlenerek silahlı mücadeleye başlamasına neden oldu. Yeniden Yapılan ve Demokrasi için Birleşik Liberyalılar (LURD) adı altında örgütlenen muhalefet dört yıllık bir süreç içerisinde ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmeyi başardı. Bugün de başkent Monovria’yı kuşatma altında tutuyor. LURD’un dışında ülkede ayrıca MODEL adlı bir örgüt de Taylor’a karşı mücadele veriyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 25 Ocak 2001 tarihinde Liberya’ya ekonomik ve askeri ambargo kararı aldı. Kararın gerekçesi ise Devlet Başkanı Charles Taylor’un 1991 yılında başlayan iç savaşta Sierra Leone’de elmas yatakları üzerinde söz sahibi olmak için bazı silahlı gruplarını desteklemek ve elmas karşılığında silah ticaretine bulaşması. BM bu nedenle Taylor’u savaş suçlar mahkemesine çıkarma girişimlerine başladı. Bu kapsamda Sierra Leone’de kurulan mahkeme Taylor için uluslararası tutuklama kararı çıktı.

Taylor 2003 yılında 14 yıllık iç savaş ardından görevden indirilmiş ve Nijerya’ya sığınmıştı. Nijrya’nın güneydoğusundaki Calabar’da bir villada yaşıyordu. Savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle yargılanması istenen eski Liberya lideri Charles Taylor daha sonra kayıplara karıştı. Ortadan kaybolması ardından bir soruşturma başlatıldı ve korumaları sorgulamaya alındı.

29 Mart 2006’da Nijerya polisi, kayıplara karışan Taylor’ın yakalandığını açıkladı. Taylor, Sierra Leone’deki Birleşmiş Milletler savaş suçları mahkemesine teslim edildi.

Dönemin ABD Başkanı George Bush da Taylor’ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı ve yargılamanın Lahey’e naklinin yapılacağını söyledi. Taylor, Nisan 2006’da ilk kez Sierra Leone’deki Birleşmiş Milletlere bağlı Özel Savaş Suçları Mahkemesi’ne çıkarıldı. Taylor, önce mahkemenin otoritesini tanımadığını söyledi. Ancak yargıcın ısrarlı soruları üzerine, suçlu olmadığını belirterek, "Sayın hakim, kardeş ülke Sierra Leone’de böyle bir işe girişmiş olamam" dedi.

Dava güvenlik nedeniyle Sierre Leone’nin Freetown kentinden Lahey’e taşındı ve 11 ayrı savaş suçuyla, insanlığa karşı suç işlemek ve uluslararası yasaları çiğnemekten hakim karşısına çıktı. Taylor, hakkındaki tüm iddiaları reddetti. Birçok ünlü isminde tanık olarak dinlendiği Taylor’un Lahey’deki davası sürüyor.

ANF NEWS AGENCY

SAĞLIK DOSYASI : CIA ve Türklerin genetik şifreleri


Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldığı bildirilen bir araştırmaya göre Türkiye’nin genetik çeşitlilik haritası çıkarıldı. 2010’da başlatılan Türkiye Genom Araştırması için, 17 ilden, en az 4 kuşak aile geçmişi bulunan 17 kişinin gen haritasına bakıldı.

Konuyla ilgili olarak Hürriyet’ten Mesude Erşan’a bilgi veren Dr. Cemalettin Bekpen, “Bu bir ilk adım, pilot proje. Arkası gelecek, en az 100 bireyin genetik haritasının çıkarılması gerekir. Bu çalışmada, Türkiye’de genomik çalışmalar başladı ve ’Genomik DNA Çeşitlilik Haritası’ çıkarıldı diyebiliriz” dedi.

Ekipte Harvard, Simon Fraser ve Bilkent Üniversiteleri’nden uzmanlar da var.

***

Bu ekibin çalışması hakkında elimizde başka bir veri yok ama Amerikan üniversitelerinin uzun zamandan beri Türklerin genetik yapısı üzerinde araştırmalar yaptığını biliyoruz.

Amerika’dan gelen bazı kişilerin Doğu Karadeniz’de “bilimsel deneyler yapıyoruz, burada salgın bir hastalık var mı tespit ediyoruz” gibi sözlerle yöre halkından kan örnekleri alarak ABD’ye gönderdikleri ve bölge halkının genetik haritasını çıkarmaya çalıştıkları biliniyor.

Bu arada gen araştırmacıları, nesilden nesile kendini temizleyen genin sadece Türklerde bulunduğunu tespit etti. Diğer milletlerin genleri ise her nesil daha kötüye gidiyor. İlginçtir, Dr. Oktar Babuna için düzenlenen “ilik nakli için uygun kişi” arama temalı kampanya sırasında sadece Balkan kökenli Türklerden kan alınmıştı. Kanlar da ABD’ye gönderilmişti.

***

Kampanyanın düğmesine The Wall Street Journal gazetesinin 28 Kasım 2006 tarihli sayısında, Huge Pope basmış ve Türkiye Türklüğünün Türklük oranının yüzde 10 olduğunu iddia etmişti. Ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde bir anket yaptırıldı. Newsweek dergisinde 28 Kasım 2008 sayısında Owen Matthews bu araştırmayı yazısında kullandı ve Türkiye’de Türk oranını yüzde 20 olarak gösterdi!

Bu uydurmalarla birlikte önce Niyazi Öktem, sonra Özdemir İnce, Ertuğrul Özkök ve İsmet Berkan, bu sözde araştırmaları doğru kabul eden yazılar yazdılar!

Benzer iddiaları ABD’de Kaliforniya Üniversitesi’nde yetişmiş İTÜ’lü profesör Timuçin Binder de Sabah gazetesinde gündeme getirdi.

Türklüğün genetik yapısı veya DNA’sı ile neden uğraşıyorlar bu kadar? Çünkü Anadolu’yu ele geçirmeye uğraşıyorlar. Bunun için uydurma verilerle, Anadolu’nun Türk vatanı olmadığını ispatlamaya çalışıyorlar.

***

Hem Anadolu’yu hem de Orta Asya’yı Avrupalılar ve Amerikalıların dünyaya yayıldığı merkezler olarak gösterme çalışmaları da var. Macit Gürbüz, Selenge Yayınları arasından çıkan “Kürtleşen Türkler” eserinde şu bilgileri veriyor: “Genetik çalışmalarından biri de 1991 yılında başlatılan ’İnsan Genom Çeşitliliği Projesi’dir. Bu konuda yer olarak Orta Asya seçilmiştir! Sonuçta Avrupa ve Amerikalıların tek bir bölgeden, Orta Asya’dan, yani Kazakistan ve bütün Türkistan’dan dünyaya dağıldığını gösteriyor.”

Aslında bu tür verileri, ağırlıklı olarak bir CIA kuruluşu olan National Geographic propaganda ediyor. Bu konularda MİT ne yapıyor bilmiyoruz!
Oysa bugün Etrüsklerin Türklüğü İtalyan üniversiteleri tarafından da ispatlanmıştır. Avrupa medeniyeti, Etrüsk temeline dayanır. Latin alfabesinde de Etrüsk alfabesi esas alınmıştır. Yani Batı medeniyetinin şifreleri Türklere aittir ama Türklerin genetik şifresini çözemediler.

CIA involved in US spy operation against Germany


The alleged US spy operation in Germany that sparked a scandal last week was conducted with the participation of the Central Intelligence Agency (CIA), Reuters reported Tuesday citing anonymous sources in the American government.

According to the news agency, the sources refused to unveil the details of the CIA’s involvement into the spy scandal. CIA representatives did not comment on the accusations.

Earlier, a 31-year-old employee of the German intelligence service, the BND, was arrested and confessed to having leaked information about the government’s special committee investigation into American intelligence activities in Germany to the NSA. The employee allegedly sold at least 300 top-secret documents from the BND’s computer system to the United States. On Friday, Germany’s Federal Foreign Office summoned the US ambassador to Berlin to swiftly clarify the case. Berlin has said any attempts to hide evidence in this scandal would be unacceptable and urged Washington to assist in the investigation.

The White House responded by saying that US authorities value cooperation with Germany on safety issues and hope to soon resolve the spy issue, which has stirred disappointment from Chancellor Angela Merkel. White House Spokesperson Josh Earnest said during a recent press conference that this incident does not correspond to the high level of cooperation between the two partner countries. (Cihan/Ria Novosti)

CIA ANALİSTİ REVA BHALLA : CIA RAPORUNDA : GÜLEN CEMAATİNİN UYUYAN HÜCRELERİ VE TÜM YAPISI


Gülen’in Uyuyan Hücreleri

Onunla konustum, baskasindan ogrendigim Gülenci aileleri. Bunu onayladi ve eve nasil calistigini, detayli sekilde anlatti. Bir ailede ,modern gorunumlu kadin, basortu yok, koca icki icen, fransiz Rivierasinda tatil yapan, rus metresi olan… Cocuklar laik buyuyen, askeri cocuklarla sosyal aktiviteler yapiyorlar. Fakat tum bu sure zarfinda herseyi Gülen’in adamina rapor ediyorlar, bu adam onlari stratejik pozisyonlara, enstitutulere koyuyor, etkilemek insaasi amacli. Gulen in hedef aldigi onun gibi dusunmeyenleri bir cok yolla kandirma, etkileme eylemleri… (benim bilmem iyi oldu TR nin stratfor profili gorunen o ki Cin metoduna cok benziyor, etkileme ,asagi tabakada satin alma gibi)

Kimle konustugun ,ne dusundugunu bilmek cok zor, yani viski icerken birisine akp yi kotuledigin esnada sıkı bir gulenci olabilir.

Gulen in akp ile iliskisi:

Birbirleriyle simbiotik bir iliski icinde olmalarina ragmen, anlasamazliklari da var.

Gulen Erdogan’ı sevmiyor, akp yasaklanma tehlikesi gecirdiginde gulen akp nin yaninda gorunmesine ragmen,olay akp lehine dondugunde gulen in medyası haberlerde Erdogan’a saldirdi. Gulen gul ve davutogluna ideolojik olarak daha yakin, bu iliskiyi izlemeli yakinen.

Gulenci nasil anlasilir:

Gulenci gulen hareketi demez, hoca effendi der, anti gulenci gulen veya daha kotu sey soyler, liderlerse fethullah der. Bir insanın telefonuyla davranisi ne derece paranoyak oldugunu belirtiyor, bir toplantiya gelince , pili icinde ve konusmaktan korkmayanlar gulenci, telefonunun pilini cikartip, lobby onunde parcalayanlar (bu TR de olagan )gulen/polis ten korkanlar.

Biriyle konusurken, yuzugunun metaline dikkat edin, siki islamci altin takmiyor, gumus takiyor,TR de bu sembolik.,tersi de olabilir.

Gulenciler, organizasyonlari icin kozmik isimler seciyor, samanyolu, baris , harmoni gibi

Gulen etkisi polis icinde inanilmaz, bu nasil gerceklesti diye sordum,uzun ve detayli anlatti:

TR de polis cok zayifti, asker kuvvetliydi, jandarma %97 yeri control ediyordu. Polis sadece %3,1990 basinda , Ciller basbakanken, laik ken, polisi kuvvetlendirip, askeri kuvvetle es kuvvet yapip daha iyi sonuc elde etmek istedi. Amerika izleme olayi, teknik alet ve ekip olarak yardimda bulundu. Cep telefonlari daha yeni basliyordu. Turkler kuvvetli ve saglam polis teskilatina sahip oldu, derken gulen bu sirada adamlarini yerlestirmege basladi polis kuvveti icine , bugun tum ergenekon davalari, vergi davalari vs. herseyden polis kurulusu sorumlu ve cok etkili.

TR imf ten para almayacak. Ekonomide ki firtinalari atlattigindan bahseden TR neden imf ten borc almiyor? Cunku imf TR yeye borc verirse bir sart ileri suruyor,(to create an independent tax audit body) ve bu ne akp ne de gulen in isine gelmiyor. Vergi isleri ve media yi notralize etme,(rusya gibi)

Gulen en cok kuvvetli oldugu alanlar polis ve alt yargi sistemi, dis isleri bakanligi, bazi yeni kurulmus universiteler.

Akp/gulen hala banka sektorunde geride, milliyetciler ilerde.

Emre ve ben 10 adet forbes TR is adamlari listesi yaptik, buna gore bunlar laik, sabanci, koc, dogan demislerdi ki akp/gulen multi bilyonerlerden guc alamaz, ama ufak-orta captaki aileler inkar edilemez, bu iki grup buyuk guc teskil ediyorlar.

Tartismamizda 4 grup is adami ailesi ortaya cikardik modern TR de:

a)anti akp ve anti gulen siki milliyetci laik>koc ,dogan

b)laik ve milliyetci anti gulen ama akp ye karsi daha pozitif bakan, is iliskisi olanlar> sabanci,sahenk ntv-,dogus,ozyegin.

C)akp ci,gulen in cakma taraftarlari is durumu , sahsi korunma yuzunden>calik,zorlu

d)akp ci ve gulenci aleni sekilde>ulker, the gulen business cycle

Gulen iste boyle yayiliyor TR’nin is alanina:

Diyelim ki ben bir dugmeciyim gomlek icin denizli, konya vs de (buralar daha mutaasip yerler)br is bulunuyor kontrat yapiliyor,eger kabul gormezse vergi polisini yolluyor.

Balkanlarda gulen, eski rus sovyet yeri, islam satmak zor boyle rejimlerin yerinde ama Afrika da gulen, Dunya capinda nasil olsa seffaflik yok, bakir bir yer, kaos mevcut, muslumani bol ve geri kalmis yer,o yuzden gulen icin pozitif.

Gulen/akp tarafindan AFRIKA memleketinde, buyuk bir sirket toplantisi, genellikle Tuscon business lobi grupunun organize ettigi, MFA adamlari ve konsolos isleri kolaylastirir, hemen iyi bir kontrat. Karsiliginda buyukce bir miktar bagis, memlekette bir okul icin . Bu gulen okullari, cogu Amerika’da, bu konuda cok arastirmam vardir, super okullar, disiplin ve yer olarak ustunler, ulkedeki elitler cocuklarini gonderirler.

Fikir su ki bu liderlerin cocuklarinin bir sekilde beynini sekillendirerek, gücü ele geçirdiklerinde bu cocuklar gulene bagli olacaklar. Çok sofistike, uzun zamanda olacak ama etkili yontem ulkelerde boyle bir akim yaratmak. Bir cok elit te bu isten çekinecek, bu cocuklar beyinleri yikanmis vaziyette ailelerine karsi gelip neden iyi musluman olmadiklarini sorarsa diye… Önemli olan nokta gulen bu ulkelerde politik vs bir cok konuda soz sahibi olabilir.

Bir harita,gulen in nerede faal oldugu hakkinda:

a-)nerede TR yeni bir konsolosluk actiysa(bir suru yer)

b-)nerede THY sube-yolu yeni acildiysa

*calik Sudan da bir rafineriyle kontrat yapti,hindistani yenerek… akp/gulen yardimlariyla tabii.

Sudan son zamanlarda en buyuk fokuslari nedense.

Gulen ve universiteleri:

TR de universiteler eskiden beri milliyetci ve laikler tarafindan idare edilir. Ama gulen yeni universiteler yaratiyor, 7 yilda TR de universiteler iki Katina cikti 70 iken 140 oldu. Bunlar ozel, gulenci bir isadaminin universiteleri. Bu universitelerle bir ilgilenecegim oradayken.

CIA ANALİSTİ REVA BHALLA /// TÜRKİYE’Yİ NASIL KANDIRMIŞLAR : ERMENİ AÇILIMI GERÇEĞİ ORTAYA DÖKÜLDÜ !


CIA’CILARIN TÜRKİYE FAALİYETLERİ

Selam emre, bir cok seyi ,bilgiyi saglam sekilde yolladim ama bazi seyleri gormeni istedim, ne dusunursun diye, dogrulugunu arastirmak icin calismali. Telefonda da konusabiliriz. Asagida 2 ayri kaynaktan bilgi var. Heyecanliyim Turkiye’deki toplantılar hakkinda. İyi bir doner restoranti isterim, sec bana Ist da. Planlarimi bildiririm. Teşekkürler. THY’daki calismalarin icin, gelecek is MFA’yi analiz etmek. TR’ nin gerceklesmis diplomatic misyonlari ve yerlerini bul son senelerde ki. Konusuruz.

Reva

ERMENİ AÇILIMININ AMACI ABD ASKERLERİNİ TÜRKİYE ÜZERİNDEN GEÇİRMEK

Amerika baski yapiyor TR’ye su an Ermeni protokolllarini imzalaması icin ve sınırı açsın diye.(bana sordu neden amerika boyle yapiyor diye ve sonra asagidaki cevabi verdi) cunku Amerika alternatif bir yol ariyor Afganistan’a, 30.000 asker goturmek uzere. O yuzden Turk-ermeni sinirinin acilmasi gerek, yol Turkiye’den Ermenistan’a ,Azarbeycan’a oradan Turkmenistan’a. Tren yolu TR ermenistan arasindaki 15’un icinde hazir, problem yok, o yol askeri olmayan esyalar icin kullanilmak uzere . Su bilinsin ki TR modern, herseyin oldugu bir memleket, Amerika’nin ihtiyaci olan patetes cipsinden, sisede suya kadar hersey ucuz ve mevcut. Bir is adamindan ogrendigime gore TR bu isin lojistik durumlarini hallediyor, Amerikalilar da bu isi kotarmaya calismaktalar. Amerika li gorevliler bu isi 24 nisan Ermeni soykirimi, yildonumune kadar halledip yetistirmek istiyorlar. Konusmalarda bir kopukluk var, Amerika TR’ye artik bu ermeni protokolunu hallet ayagini surüme, dağlık-karabag olayini ayri tut ve sınırı ac once diyor. Buna karsilik Amerika soykirimin tartisilmasi icin bir tarih komisyonu kurarak bu konuyu ve TR’nin Ermenistanla mesru sınırını taniyacak. Fakat TR dağlık-karabağ olayini ayiramaz ermeni protokolundan. Biz Amerika’nin imzalayacagini belirttik ama Amerika ermenistana baski uygulamali Dağlık karabağ konusunda oncelikle, zira bu TR nin azarbeycan a verdigi soz. Neden Amerika baski yapmaz ermenistana?

Rusya faktorunu ortaya koydum ve Amerika’nin bu konuda rusyayi ikna etmesi gerek. Diyor ki nereden biliyorsunuz konusmuyorlar, Rusya afganistan’in ihtiyac giderici ağına dahil olmayi istemez mi? Rusya icin onemli bu.

O yuzden Amerika TR’ye imzala dedigi zaman,TR dağlık karabağı bahane ediyor. Türk hukumeti inaniyor ki Amerika baskani kongreyi control edebilir ve bu soykirim tartismasini kapatir. Bu konu komiteye gitse de, tartismalarin nasil gidecegine bagli ama yine de sahsen ben daha uzayacagini sanmiyorum. (bu konudaki kaynak israil hakkinda cok negatifti)

TR Iran la savas istemiyor, kisitlamalari kabul etmez. Birleşmiş milletlerde de oy vermeyiz. Amerika ile Iran savasi TR ‘nin senelerdir yaptigi tum dis ticaret iliskilerini cokertir. Filistin olayi, Suriye tartismalari hersey bozulur. İsrail haketmedigi, buyuk bir kuvvet kazanir, Iranla savas olursa. israil hicbirsey odemiyor, hicbirsey … İsrailliler Amerika icin buyuk bir problem, daha cok sordum bu konuda. Bakarmisin israil ne kadar etkili azarbeycan ve TR nin ic politikasinda. Azarbeycan da cok kuvvetli ve iyi pozisyonda olan yahudiler, azarbeycan hukumetini TR hukumet dinci diyerek,TR aleyhine etkilemek istiyor, Israil de ayni seyi yapiyor, TR de yasayan yahudi is adamları akp hukumeti aleyhine, asker, laiklerle bir olup akp icin problem cikartmak istiyorlar. Tahminimce TR-Israil iliskileri kotuye gidecek. Amerika’ya sorup duruyoruz neden Israile hicbir konuda baski uygulanmiyor. TR olarak Israil’e biraz zorluk cikartmak, Amerika nin Iran’a gosterdigi ambargo vs gibi seyleri Israile uygulamali. Moskova’da netenyahu karsilastiklarinda yunan baskana Turkiye’ye dikkat et demis. Kaynaga gore TR US BMD’yi agirlayacak ve bu konuda ayni fikirde olacak.

CIA ANALİSTİ REVA BHALLA’NIN YAZIŞMASI /// WASHINGTON’DA EĞİTİLEN CEMAATİN BEYİN TAKIMLARI, BAŞBAKANIN ABD AJANI DANIŞMANLARI


TÜRKİYE GÜLEN OPERASYONLARI VE NÜKLEER ENERJİ TESİSLERİ NİN İÇ YÜZÜ

Reva Bhalla dan Stratfor analistler listesine 2 Şubat 2010 saat 19:25 te mesajı

Bu kaynakla çeşitli konuları konuştuk. Haftaya tekrar buluşacağız. Bana Gülen Cemaatii iç işlerinin nasıl yürüdüğünü anlatacak. (Çok heyecanlıyım.)Bu kişi Gülen Cemiyetinde yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra ayrılmış biri. Özgürlüğüne kavuştuğu için memnun fakat cemiyetin iç işlerinin nasıl yürüdüğü hakkında geniş bilgisi olduğundan can güvenliği için endişeli. Konuştuklarımız arasında en ilgi çekicisi Gülencilerin, nasıl TSK içine sızdıkları. Askerler abartarak bunu dile getiriyorlar sürekli ancak Gülenciler ciddi baskı ve saldırı yolları bulmuşlar TSK ya sızmak için doğrusu.

80 lerin sonu 90 ların başından beri devam eden büyük, gizli bir operasyon olarak gelişiyor. Esasen, Gülenciler belli elemanlarına dini inançlarını saklıyarak nasıl yaşayacaklarını, çocuklarını nasıl yetiştireceklerini dikte ediyor. Çocuklar üniversite yaşına geldiklerinde Gülene rapor veren memurlar oluyorlar. Genç Gülenciler genellikle yüksek eğitimli, donanımlı, istedikleri her üniversiteye girebilecek kadar başarılı iken Cemaat tarafından Askeri Akedemiye gönderiliyorlar. Genellikle Askeri Akademi de okumayı seçen öğrenciler, çok akıllı, parlak olmadıklarından aralarında kolayca sıyrılıp yüksek rütbelere kolayca yerleşiyorlar ve görülecek işlerine koyuluyorlar. Bugün Askeriyede her rütbede Gülenci subay dolu. Yüzdesini tam olarak bilemesekte hatırı sayılır bir miktar olduğunu biliyoruz. Polis ve istihbarat ofiside aynı durumda.

Gülenciler tüm Ergenekon olayını yönetiyor. AKP ile olan ilişkisini konuştuk. (Hatırlarsan Türkiyede İslami ihtilaf bütüncül değil.) Erdoğan birçok defa geri adım atmak istese bile, Gülen çok daha baskıcı olduğundan Erdoğanı çeşitli meselelerde ittirmiştir. Buna örnek olarak AKP nin askerleri suçladı AKP ye karşı gerçekleştirilmek istenen sözde askeri darbeyi gösterebiliriz. Türkiye’de genel kanı Başbuğ’un cesur olmadığı. Bana son basın toplantısında, dinleyicilerin dikkatini toplayabilmekte nasıl zorlandığını anlattı.

Gülenist/AKP hareketi dünya çapında oldukça kuvvetli, özellikle DC de. Her an yeni bir beyin takımı çıkıyor ortaya. SETA bunlardan biri (Systems Engineering and Technical Assistance- American savunma bakanlığına çalışan sivil veya devlete bağlı mühendisler) Erdoğanın üst iki danışmanı bu gruptan. Kaynağım, daha önce Türkiye nin nükleer enerji projesinde çalışmış. 2007 yılında pazarlıklar başladığı sırada ona söylendiğine göre AKP nükleer enerji konusunda ciddi değilmiş. Anlaşmanın şartları çok saçma ve haksızdı. Kimsa ihaleye katılmak istemedi ve AKP nin buna itirazı yoktu. Bütün konu Türkiye yi statü sembolu olarak Nükleer enerji ile bağdaştırmak, acelemiz yok ne zaman istersek nükleer enerji tesisi kurabiliriz intibaa yaratmaktı. ( IMF ilede aynı politikayı uyguladılar) Sadece Ruslar ihaleye katıldı ve geçen sene bu anlaşmada bozuldu. Erdoğan Putin görüşmesinden sonra yeniden ihale gündeme geldi ancak, kaynağın söylediğine göre henüz kimse para yatırmadı. Gözümüz hala üzerinde.

AKP nin medya da aldığı sıkı tedbirleri başkalarından da duyduğum şekilde açıkladı bana. Gazeteci olduğundan bir çoğunu ilk elden biliyor. AKP için Ciner yeni Çalık olma yolunda( bunu ne anlama geldiğini şimdilik anlamadığınızı biliyorum. İleride açıklayacağım.) George ile konuştuğumda Türkiyedeki banka sisteminin politik olarak nasıl yürütüldüğünü araştıracağım. AKP son derece agresif ilerliyor fakat henüz finansal sistemi kontrol edemiyor. Hala ulusalcıların elinde. Devamı sonra…

2 Şubat 2010 saat 8;07 Kamran Bokharı nın mesajı

Ben SETA yı oldukça iyi biliyorum. Ankara da birçok yabancı diplomatın katıldığı bir toplantıda konuşma yapmıştım. Hepsi Gülenci değil ama eski başkanı şimdi Erdoğanın baş danışmanı. Yakın arkadaşım ve kaynağım.

Rena nın cevabı;

Evet özellikle o kişiyi tanıyor kaynağım. Tüm SETA Gülenist demedim fakat AKP tarafından yönetiliyor.

2 Şubat 2010 8:44 te Marko Papiç in mesajı

Doğrusu bu son derece komplo ve hayali geliyor kulağa. Aynı Bizans, Osmanlı, Türk… hikayeleri gibi. Ne dersen de Gülen cemiyeti AKP üzerinde etkili. Bu kesin fakat Türklerin tertipçi, komplo teorilere ne kadar düşkün olduklarını unutmamalıyız. Türkleri Moron Alex Jones( Amerikalı radyo spikeri) ile bir tutmamalıyız. Türkler böyle bir komplo deneyebilirler fakat Türkiye büyük ve gelişmiş bir ülke. Çeşitli seviyelerde değişik gruplardan güçler var. Gülenin potansiyelini fazla şişirmemeliyiz.

2 Şubat 2010 8:47 Reve Bhalla nın mesajı

İnan bana, komplo teorici türkleri yeterince biliyorum fakat bu kaynak güvenilir. Bu operasyonların başında bulunan adamlardan biri.Başka yerlerden duyduğum haberleri kanıtlıyor.Abartılmış değil. Eskiden gizli saklı yaptıklarını, Gülen kendi gücüne güvenmeye başladığından beri korkmadan ulu orta yapıyorlar.

Marko Papiç in Reva ve Kamrana mesajı

Bu konuda kararı ikinize bırakıyorum.

CIA-Gladio’s Zionist Operatives Urge Obama to Overthrow Erdogan’s Administration


Morton Abramowitz, Eric Edelman & Blaise Misztal Demand Immediate Regime Change in Turkey

Earlier this week I wrote a lengthy analysis on the recent political crisis in Turkey- Turkish PM Erdogan: The Speedy Transformation of an Imperial Puppet and illustrated how U.S.-Installed puppets go from democratic presidents to despots and & terrorists when their time comes. I followed up the analysis with an exclusive interview on this topic: Click Here

Today, Washington Post dutifully provided a platform for three outspoken Israel Lobbyists who are jointly calling on the Obama Administration to overthrow the current Turkish Administration. That’s right. You heard it right. Morton Abramowitz, Eric Edelman and Blaise Misztal jointly penned a hysteria-reeked article to declare Turkish PM Recep Tayyip Erdogan a despot, and a great threat to democracy and U.S. interests. Let’s provide a few excerpts from this propaganda-ridden article [All Emphasis Mine]:

Whatever his achievements over the past decade, Turkey’s prime minister, Recep Tayyip Erdogan, is destroying his country’s parlous democracy. That is a profound problem for Turks and Turkey’s Western allies. Staying silent, out of fear that speaking out would harm some short-term interests, risks Turkey’s longer-term stability.

Turkey’s democratic decline creates a pressing dilemma for the United States. Erdogan’s current course would take Turkey from an imperfect democracy to an autocracy. Such a fate for a close ally and NATO member would have profound implications for our partnership, the United States’ beleaguered credibility and the prospects for democracy in the region.

U.S. policymakers should lay aside their reluctance to confront the disastrous impact of Erdogan’s dictatorial tendencies and remind the Turkish leader of the importance the United States attaches to Turkey’s political stability and democratic vitality. Particularly as their influence is greater than it appears

Erdogan is doing great harm to Turkey’s democracy. The United States should make clear, privately and publicly, that his extreme actions and demagoguery are subverting Turkey’s political institutions and values and endangering the U.S.-Turkey relationship.

The article is geared to achieve several objectives by the CIA-State Department connected and avid Israel Lobby operatives: 1- Declare Erdogan as a dictator, despot & a great threat to Turkey’s democracy; 2- Emphasize Erdogan and the AKP administration as a major threat to NATO and the United States; 3-Paint the Obama administration’s lack of overt meddling (because covertly there has been plenty of meddling) as severely weak and consequential; 4- Pressure the Obama Administration for an overt action against Erdogan (Regime Change a la Obama).

In my article and follow up interview I emphasized the role of Turkish Mullah Fethullah Gulen, who has been residing in the United States since 1998, as a major operative for CIA-NATO operations, not only in Turkey, but also in Central Asia and the Caucasus. During the past few years I have been a lone voice in the United States when it comes to real coverage of Gulen and his operations under the CIA. Here are a few examples of my coverage since 2009:

Boston Terror, CIA’s Graham Fuller & NATO-CIA Operation Gladio B-Caucasus & Central Asia

Turkish Intel Chief Exposes CIA Operations via Islamic Group in Central Asia

Turkish Imam Fethullah Gulen Nabs George Bush PR Queen

The Sanitized Gulen Coverage Continues…

Now, let’s review the strong ties that exist between the individuals who wrote this propaganda article for the Washington Post and Turkish Mullah Fethullah Gulen.

Mort Abramowitz, a known neocon, Israel lobbyist, CIA and State Department Operative, and PNAC signatory, has been one of Fethullah Gulen’s main handlers and backers. In fact, when the FBI and Homeland Security Department tried to kick the Islamic Mullah out of the United States, Abramowitz was one of the first Gulen CIA-State Department handlers to step in:

After years of investigating him the FBI and the Department of Homeland Security, due to his guardian angels in the State Department and the CIA, are prevented from bringing an indictment against him, so they try to kick him out of the US. But once again Gulen’s CIA angels step in and portray Gulen as a scholar, despite the fact that Fethullah Gulen doesn’t even have a high-school diploma and never went beyond the 5th grade. Among his angels who vouched for him were Graham Fuller, George Fidas, and Morton Abramowitz.

As for Eric Edelman? Let’s go back nine years and check him out in my State Secrets Gallery: I presented State Department-CIA’s Eric Edelman as one of the top culprits in my State Secrets Privilege Case when the government invoked the State Secrets Privilege and several additional gag orders to cover up the FBI’s investigations and files pertaining to CIA-NATO terror operations in Central Asia & the Caucasus since the mid-1990s.

Just like Abramowitz, Edelman has been known as an avid Israel lobbyist and a neocon. Here are a couple of excerpts from an article that was written in 2007:

Edelman has close ties to Vice President Cheney and several other administration hardliners. He served under Cheney, then Secretary of Defense, in the first Bush administration. At that time, Cheney set up a “shop” to “think about American foreign policy after the Cold War, at the grand strategic level.” The project also included Paul Wolfowitz and Scooter Libby. [New Yorker, 4/1/02]

From 2001-2003, Edelman served as a national security adviser to Cheney. In 2003, he was named as U.S. ambassador to Turkey, attempting to convince Turkey to cooperate with the Bush administration’s plans to invade Iraq. Turkish columnist Ibrahim Karagul noted, “Edelman is probably the least-liked and trusted American ambassador in Turkish history.”

While not as crusty as Abramowitz and Edelman, Blaise Misztal has also been making a name for himself as a Zionist operative. His recent operations have been mainly geared towards Iran: Click Here

We have three avid Israel lobbyists known as hawks and neocons with backgrounds connected to the CIA-State Department who have upped their operations and propaganda dissemination calling for a “regime change” in Turkey. Neither one has ever been known as pro democratic values, human rights concerns or peace advocacy. Just the contrary: All three have been known as great advocates for wars and regime installations in the Middle East and elsewhere. They are saying it is time for Erdogan to go, and for a new puppet to be installed. Will Americans fall for this; again? Will the people in Turkey counter this, and take matters into their own hands? Time will tell, and not much time is left. And with that I’ll leave you with my in-depth interview on PM Erdogan & the Empire’s Reverse Engineering:

VİDEO LİNK :

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=1apl7s-FNqc

/// DUYURU /// ERGENEKON SANIĞININ AĞZINDAN “ERGENEKON OPERASYONUNDA CIA’NİN ROLÜ” ///


Ek’te bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne arz ettiğim savunmamda ABD GİZLİ SERVİSİ CIA’nin ERGENEKON OPERASYONU’na müdahilliğine dikkat çektim.

Dikkatinize sunar, iyi günler dilerim.

Erkut ERSOY

Ergenekon Sanığı

01.06.2012 FADEM.pdf

RESEARCH DOCUMENT : The Battle for Iran, 1953: Re-Release of CIA Internal History Spotlights New Details about anti-Mosaddeq Coup


U.S. Ambassador Loy Henderson and Some CIA Officials Initially Disagreed with Certain Premises of Coup Planners

Declassified History Implies British Ties to the Operation, Criticizes London’s Policies in Period Leading up to the Overthrow

National Security Archive Electronic Briefing Book No. 476

Posted June 27, 2014

Edited by Malcolm Byrne

For more information contact:
Malcolm Byrne 202/994-7043 or nsarchiv

Washington, DC, June 27, 2014 –During early planning for the 1953 Iran coup, U.S. Ambassador Loy Henderson warned not only that the Shah would not support the United States’ chosen replacement for Prime Minister Mohammad Mosaddeq but that the Army would not play its hoped-for leading role without the Shah’s active cooperation, according to a newly released version of an internal CIA history of the operation posted today by the National Security Archive.

The Archive, based at The George Washington University, obtained the latest release of this history — The Battle for Iran, written in the mid-1970s — in response to a Mandatory Declassification Review request.

The document goes on to say that members of the CIA’s station in Tehran and certain officials at agency headquarters sided with Henderson against some of the assumptions of American coup planners, who were working under "closely held" conditions in Washington during Spring and Summer 1953.

Mainly through interviews with coup participants, scholars have known generally that disagreements existed (and eventually Henderson went along with Mosaddeq’s overthrow), but freshly declassified portions of the document posted today provide a few more specifics about the nature of the differences and who held to which views. (An earlier internal CIA account downplayed Henderson’s dissenting views, choosing to emphasize that he was "always thoroughly cooperative" and "absorbed in a search for constructive suggestions.")[1]

A tank patrols a neighborhood in Tehran, soon after August 19, 1953. (National Security Archive collections)

The document also offers the most explicit declassified CIA references to-date to British participation in the operation. London’s role — undoubtedly the worst-kept secret in Britain’s relationship with Iran over the past 60 years — has never been formally acknowledged by either British or U.S. authorities. However, in this latest CIA release at least two references are tantamount to an official admission of the fact (see below).

Furthermore, the CIA study concludes that the British "misjudged their adversaries badly" in several respects, and that their actions effectively forced the Mosaddeq government to adopt untenable policies. London’s rash approach also risked a war with the Soviets, according to the author (see below).

The Battle for Iran is one of three agency histories of the coup that are known to exist. Although heavily excised, it contains a number of interesting details as well as insights into U.S. thinking both in the 1950s and two decades later. It also contains evidence to support the conclusion that the participation of both outside intelligence agencies and Iranians themselves (from the Shah to Mosaddeq to his political opposition to the clerics, the military and finally members of the general population) contributed to the eventual outcome:[2]

  • The document’s author does not view the coup as an undiluted success, noting that it left considerable "debris" in its wake (p. 71)
  • The history implies American coup plotters worked directly with certain Iranian clerics on the timing of the critical August 19 demonstration, noting "the mullahs wanted to hold it on Friday, 21 August, which was a religious festival day" but that this might be too late to stave off rumored plans by the authorities to hang a number of arrested officers on August 20 (p. 62). The previous and subsequent sections are excised, so it is not possible to tell how extensive the cooperation was or who the religious leaders were.
  • The document gives a less belittling portrait of the deposed prime minister than many Western accounts from the 1950s. It mentions his "often bizarre behavior" but concludes "most of his actions, even his most emotional and apparently irrational ones, were probably well calculated" (p. B-2).
  • The history repeats several of the generally negative characteristics of the Shah that many other U.S. and British accounts have noted. The author writes that "his indecision and susceptibility to bad advice were notorious," and he describes the monarch as a "mistrusting but gullible ruler" (pp. 47-48)
  • Fazlollah Zahedi, the general picked by the U.S. to replace Mosaddeq, had a "career balance sheet" with "nearly as many minuses as pluses" (p.32), according to the author. The document also highlights some of the personal and political conflicts between Zahedi and the Shah.
  • Contradicting published accounts that Mosaddeq was pinned down in his home on August 19, and that he was forced to escape over a garden wall, this version asserts, without sourcing, that the ousted prime minister "was not even in his house" but had gone next door and "taken temporary refuge" with none other than the head of the U.S. aid program Point Four – William Warne (p. 70). (The Wilber history speculates that Mosaddeq "had probably already left" his house by early afternoon [p. 70].)
  • The New York Times and other accounts "grossly exaggerated" the number of casualties during the coup, according to the history, which disparages Times reporter Kennett Love’s descriptions of events, including his use of the phrase "torn to pieces" to describe the fates of Foreign Minister Hossein Fatemi and Col. Ezatollah Momtaz, who led the defense of the prime minister’s residence on August 19. (Love put the number of dead at over 300. By comparison, a British report in early September 1953, without attribution, gave an estimate of over 50 dead and 300 wounded.[3])

Shortly after the overthrow, Shaban Jafari, celebrated wrestler and political enforcer, leads a pro-Pahlavi procession through Tehran. Propped up in the backseat of the crowded Cadillac is a large portrait of the Shah. (National Security Archive collections)

The CIA had first reviewed The Battle for Iran for release in 1981, but riddled it with exceptionally heavy excisions. A re-review occurred in 2011, and again in 2013 as the result of a National Security Archive request, leading to release of the version posted today. (The posting includes all three versions.) As a rough approximation, about 40 of the 150 pages include some amount of newly released material, sometimes the better part of a page, at other times only a few words. Most of the released text is in Sections III, IV and V, with about two-and-a-half pages newly available in Appendix D. Unaccountably, Appendix E, a chronology of events, has been withheld in its entirety.

The remaining excisions are too extensive to allow a thorough evaluation of the document, but some additional, preliminary comments are possible.

The earliest of the CIA’s three internal histories of the 1953 coup was a 1954 "Clandestine Services History" prepared by coup operative Donald Wilber. The Battle for Iran was produced some two decades later, followed by "Zendebad, Shah!": The Central Intelligence Agency and the Fall of Iranian Prime Minister Mohammed Mossadeq in June 1998. Both Battle and Zendebad were written by historians at the CIA. The agency has released portions of the latter two documents, albeit with heavy excisions. Only one sentence of Wilber’s account has been officially declassified (see Archive posting) — although in 2000 The New York Times posted virtually the entire document on its Web site after an unnamed former official leaked it to reporter James Risen.

It is important to note that this version of The Battle for Iran is a draft. Each page bears the stamp "Administrative — Working Paper," and typed and handwritten edits are visible throughout. There is nothing in the public record to indicate whether a final version ever appeared and, if so, what happened to it.

Another important point, and a difference between this and the earlier Wilber report — other than the amount of time that passed between their writing — is that the author of this document was a member of CIA’s History Staff, not a direct participant in the operation. The current author therefore theoretically would have had less of a stake in portraying the coup in a positive light (one of the criticisms of skeptics of the Wilber history). Beyond that, it is unclear why the agency would have commissioned another internal history on the subject — much less seek a third account 20 years later.[4]

The Battle for Iran consists of five sections and six appendices. The 150-page document begins with a short introduction then 24 pages of background on Iran’s history, population, economics, politics and government (reminiscent of the content of CIA’s current "World Factbook"), more than half of which covers the Cold War period. After this section the agency, without identification or explanation, has inserted two pages of a handwritten outline of what may be the actual coup plan.

The third section is entitled "Covert Action" and over the course of 45 pages discusses the operation’s various stages, including planning, involving the Shah, putting the operation into play, the failure of the first attempt, and the recovery that finally produced success. A 9-page description of the aftermath follows, then the main body of the document ends with a one-and-a-half-page assessment of the coup’s long-term effects. Again, much of this remains classified, despite the wide public availability of corroborating material originating from other CIA sources.

Finally, seven appendices cover topics ranging from a history of the Anglo-Iranian oil dispute, to biographic information about key participants, to a set of talking points used with the Shah (heavily excised), to details about operational plans (entirely excised), and the trial of Mosaddeq.

The document’s overall perspective is interesting. On the one hand it accepts as given the standard precepts about the Cold War — primarily the threat of Soviet aggression, including the perception that Mosaddeq seriously intended to move closer to the Soviets. It also makes dubious assertions about the Iranian character — for example, "their tendency to be talkative was notorious" (p. 54) — that are of a piece with many Westerners’ attitudes in the 1950s. On the other hand, 20 years after the fact, the author does not fall entirely in line with Eisenhower administration caricatures of Mosaddeq, pronouncing him "neither a madman nor an emotional bundle of senility" (p. 26; see also p. B-2).

The matter of identifying Britain’s role in the coup has become something of a poor joke. While the deletion of several passages in the text is clearly aimed at concealing the British role, at least two declassified references spotlight the issue. The first characterizes the operation as an "official admission by both the United States and United Kingdom that normal, rational methods of international communication and commerce had failed." The second notes that a few weeks before the operation a State Department office insisted that, if a coup were to go forward, London would have to provide a "firm commitment" to be "flexible" on any future oil settlement with "the new government." Shortly thereafter, the British cabled their acceptance of the conditions (pp. 39-40).

In this connection, the State Department is reportedly close to publishing its long-awaited retrospective volume on the coup as part of its Foreign Relations of the United States series, which will apparently include much valuable new information. However, it seems unlikely Britain’s role will be discussed.

As mentioned above, the author freely criticizes the British approach. London’s main misjudgment was to assume that the loss of revenue from the oil crisis would "bring the Iranians to their knees." Instead, it "merely forced them to take the risky steps that increasingly endangered their country’s future" (p. 27). Moreover, if the British had "sent in the paratroops and warships," as earlier envisioned, it was "almost certain" the Soviet Union would have invaded, making the "danger of a third world war" seem "very real" (p. 27-28).

As noted, the history does not see the overthrow as an unqualified good. It may have removed Mosaddeq and restored the Shah but "it left behind a good deal of debris [words excised] to clean up, plus not a few complications." (The next half page of detail is excised.) (p. 71) The coup changed Iranian history, but it "did not, as Churchill hoped, enable the West to turn things around in the Middle East" (p. 79).

The author’s characterization of the Shah may raise some eyebrows. He was "by no means a dedicated Western ally" even though he served Western interests by being staunchly anti-Soviet. His reforms brought important changes, according to the author, and the White Revolution is credited with having "solidified the foundations of the throne that seemed so shaky and insecure in the violent days of 1952 and 1953." At the same time, the history acknowledges the obvious, that "the Shah has a monopoly of political power … although parliamentary elections and procedures may furnish the window-dressing of democratic government" (p. 79-80).

In one particular respect, the document is a reflection of its time. Written in the mid or possibly late 1970s, it comes in the wake of the revelations of widespread CIA misconduct by journalists such as Seymour Hersh and official investigations, notably the Church and Pike congressional committees and the Rockefeller Commission on CIA abuses. This was the era when the agency was publicly pilloried as a "rogue elephant" operating without presidential authority or accountability.

That is the background for the opening comments in Part III, which have a distinctly defensive tone. "The many chroniclers of Central Intelligence Agency misdeeds … have long placed the August 1953 coup … near the top of their list of infamous Agency acts … The point that the majority of these accounts miss is a key one: the military coup that overthrew Mosadeq and his National Front cabinet was carried out under CIA direction as an act of U.S. foreign policy, conceived and approved at the highest levels of government" (p. 26).

THE DOCUMENT: The Battle for Iran, CIA History Staff, ca. mid-1970s

For purposes of comparison, this posting includes all three releases of the document — each of which has very different excisions. Each version has been broken into segments for ease of viewing.

The Battle for Iran, 2014 release

A: Sections I and II (with attached handwritten outline of plans)

B: Section III, IV, and V

C: Appendixes

The Battle for Iran, 2011 release

A: Sections I and II

B: Section III

C: Appendixes

The Battle for Iran, 1981 release

A: Sections I and II

B: Appendixes

NOTES

[1] Mark Gasiorowski of Tulane University has done the most extensive interviewing of former operatives. The leaked history is: Donald N. Wilber, CIA Clandestine Services History, Overthrow of Premier Mossadeq of Iran: November 1952 – August 1953 , March 1954, especially p. 18. When Wilber wrote this document, Henderson was still an active diplomat, and in fact still posted to Iran, necessitating some significant diplomacy on this point on Wilber’s part. (See Archive EBB No. 435.)

[2] This is the conclusion of the editors of the volume Mohammad Mosaddeq and the 1953 Coup in Iran, edited by Mark J. Gasiorowski and Malcolm Byrne (Syracuse University Press, 2004). In recent years a handful of analyses, downplaying or dismissing altogether the evidence in certain American and British sources, have claimed neither the CIA nor British intelligence contributed meaningfully to Mosaddeq’s actual overthrow.

[3] "Persia: Political Review of the recent Crisis," origin unknown but likely Foreign Office or British Embassy in Washington, September 2, 1953. SeeForeign Relations of the United States, Vol. X, "Iran, 1951-1954," p. 786. Love evidently did not make up the phrase that Battle’s author called "a favorite" of his. This same British document reports that pro-Shah forces announced from the radio station at 2:30 p.m. on August 19 that Fatemi had been "torn to pieces" (p. 785).

[4] An attempt in June 2014 to contact a member of the CIA History Staff familiar with the background of the 1998 history received no response.

SURVEILLANCE : MuckRock sues the CIA for denying Freedom of Information Act requests


MuckRock, a US-based organisation that helps people submit freedom of information requests, is suing the CIA under the freedom of information act.

The so-called “transparency journalism site” that helps people submit public information requests to US government agencies, decided to launch legal action because, it says, the CIA frustrates its work.

MuckRock says the agency “has a track record of holding itself apart from, and largely above, the freedom of information act, consistently ignoring deadlines, refusing to work with requesters, and capriciously rejecting even routine requests for what should be clearly public information.”

In its lawsuit document, it lists seven specific examples of the CIA’s refusal to respond to requests under the act.

Additionally, says MuckRock, “we are suing against the CIA’s general practice of rejecting requests for email records which do not include the time frame, subject, and to and from fields, regardless of what other information is including to help narrow the request.”

In its four years of operation MuckRock claims to have published more than 324,000 pages of documents, hours of video, dozens of databases, and built a publicly accessible database of thousands of government agencies.

Source, and full legal document: MuckRock Hat tip: BoingBoing

ARAŞTIRMA DOSYASI /// BİR CIA – (ABD GİZLİ SERVİSİ) – GİZLİ OPERASYONU : MAJESTIC 12


NOT : DÖKÜMANLAR İNGİLİZCEDİR.

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ARAŞTIRMA DOSYASI : ABD İSTİHBARAT SERVİSİ CIA’DE BULUNAN FBI (FEDERAL BUREAU OF INVESTIGATION) BE LGELERİ


NOT : DÖKÜMANLAR İNGİLİZCE’DİR.

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

İSTİHBARAT DOSYASI : Sibel Edmonds – CIA Erdoğan’ı neden hedef aldı ? /// @mehmeteymur1


MEHMET EYMÜR

“Amerikalı insanlar şaşırıyor, Erdoğan önceleri bir melekken, nasıl oldu da ABD için şimdi bir şeytan, bir düşman haline gelebildi, bu sistem nasıl çalışıyor? CIA’nın kukla hükümetler kurduğu, onları kullandığı ve ardından bir gecede onları nasıl yok ettikleri bilenen bir gerçek. Aynı şey Erdoğan’ın da başına getirilmeye çalışılıyor. Ah evet, bu durum pek çok Amerikalıya, Donald Rumsfeld’in Saddam’la tokalaştığı o unutulmaz görüntüleri ve daha sonra gözden düştüğünde işgal ve yok edilişini, hatırlatıyor. Aynı süreç, Erdoğan’la ilişkilerde de açıkça görülüyor.”

Bu sözlerin sahibi, 1970 İran Azeri’si bir baba ile Türk anneden olma, eski FBİ tercümanı Sibel Deniz Edmonds’a ait. Sibel Edmonds’un çuk uzun olan anlatımını kısaltarak ve kullandığı bazı yakışıksız ifadelere yer vermeyerek devam edelim:

GLADYO’NUN A PLANI

“Evet, bütün bunlar Gülen ve Erdoğan arasındaki kavgayla başladı. Gülen cemaati AKP’nin hükümet olması için çok ciddi destek verdi. Ancak burada şuna dikkat etmek gerekiyor, Gülen sadece bir sembol. Asıl önemli olan ve işi yapan Gülen markası. Yani, «Gülen» markasının arkasına sığınarak iş yapılıyor ve Gülen de buna müsaade ediyor.

1997’den sonra CIA Gülen’i oyuna dahil etti, onu ABD’ye getirdi. Gülen 15 yıldır ABD’de yaşıyor ve 20-25 milyar dolarlık bir ağı kontrol ediyor ve kimse gerçekten bu paranın nerden geldiğini bilmiyor. Bu Gladyo’nun A planı idi.

CIA İLE ORTAK OKULLAR

Gülen’in ABD dışında CIA ile birlikte açtığı okullar, camiler, medreseler birer birer kapatılıyor, çünkü bu ülkeler, Gülen cemaatinin varlığının kendi ülkelerinin ulusal güvenliğine bir tehdit olduğunu, CIA ile ortak operasyonlarda kullanıldığını kavradılar. Gülen cemaati ve CIA bununla kalmadı tabii ki, Türkiye’de büyük bir medya ağı kuruldu, satın almalar yoluyla, polis teşkilatına, hukuk ve askeri alanlara sızdılar. Ve işte bu güç ağı, yani Gülen ve CIA ortak hareketi, Erdoğan’ı parlatarak hükümete taşıdı. Aslında 97’de Erdoğan’ın üyesi olduğu parti, askerlerin müdahalesiyle kapatılmış, Erdoğan hapse atılmış iken, 2002’de bu kez askerler geri adım attı, sessiz kaldı ve Erdoğan’ın başbakan olmasına izin verdi.

GLADYO’NUN B PLANINA GEÇİŞİ

Peki, 1997-2002 arasında değişen neydi? Evet, artık Gladyo B planına geçilmişti, Gülen ABD’deydi artık. Erdoğan o sırada değişmiş, aşırı güven kazanmış, beslenmiş ve ‘bu imama (Gülen’e) artık boyun eğmek zorunda değilim, halk beni seviyor’ demeye başladı. ‘İmam kabul etse de etmese de ben kendi istediklerimi artık özgürce yapabilirim’ diyordu. ‘Gülen’ markasının arkasındaki CIA vb. derin yapılara da başkaldırıydı bu.

Erdoğan’daki bu aşırı güven sadece bir neden. Diğer bir neden de Erdoğan’ın İsrail’e karşı sert tutumu, sözünü geçirebiliyor görüntüsüydü. Türkiye’deki bütün partilere medyaya rağmen bunu eleştiren de Fethullah Gülen’di. Ve bu arada, bir yan not olarak şunu söyleyeyim ki, Gülen’in ABD’deki en büyük destekçisi de oradaki Yahudi lobisidir.

YAHUDİ LOBİSİ GÜLEN’İN DESTEKCİSİ

Yahudi lobisinin desteklediği Gülen, Erdoğan’ın İsrail’e karşı sert çıkışlarını doğru bulmuyordu. Ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Ve ardından Suriye konusu geldi. ‘Türkiye, AKP hükümeti Suriye’deki muhalifleri eğitiyor, silahlandırıyor ve bütün bunların ABD tarafından İncirlik üzerinden yönetiliyor’ iddiası vardı.

Buraya kadar her şey yolunda gidiyordu. ABD’nin mevcut hükümetiyle Erdoğan iyi anlaşıyordu. Esad’ın devrilmesi için gereken her şeyi yapılıyorlardı. Ancak beklenmedik bir şey oldu ABD’de. Obama karşıtı derin yapılanma, Esad’a şiddet (!) uygulandığına herkesi ikna etti, ABD müdahalesi hoş karşılanmamaya başlandı. Obama bu konudaki desteğini yitiriyordu. Ve tam bu noktada Rusya’nın devreye girmesi, ABD’yi geri adım atmak zorunda bıraktı. Ve işte tam bu sırada, Türkiye kamuoyuna da, ‘Esad ile son derece iyi ilişkiler varken, muhalifler yüzünden ilişkiler bozuldu’ inancı aşılandı. ABD geri çekilince, Erdoğan tamamen ortada kaldı. Artık halkı arasında popüler değil, nefret edilen bir lider olmaya başlamıştı. ABD artık verdiği sözleri tutmuyor, Erdoğan’ı tamamen yalnız bırakıyordu ki bu da Erdoğan’ı oldukça sinirlendirmişti. Bu da üçüncü bir neden oldu.

Bu noktada başka bir olay patlak verdi; Gezi Parkı olayları. Gülen, Erdoğan’la aralarındaki kavgada, bunu bir fırsat olarak değerlendirmek istedi. Ve Gülen protestolara kendi cemaatinden insanları soktu. Erdoğan, başına neler geleceğini anlamıştı. CIA ve Gülen işe el atmış, protestolarda aktif rol oynamaya başlamıştı. Erdoğan bunu net olarak görüyordu. Gezi Parkı olayları gerçek halk tarafından başlatılmış olabilirdi ancak, CIA’nın kontrolündeki Gülen cemaati ve AKP karşıtı Türkiye’nin eski güç sahipleri, bu fırsatı değerlendirmekte gecikmemişti. Ve eş zamanlı olarak ABD ve Avrupa basınında Erdoğan ‘diktatör’ olarak anılmaya başlandı.

ERDOĞAN REST ÇEKTİ

Asıl önemli olan, bu sembolleri yönetmeye çalışan güç, yani CIA, yani ABD Silah Sanayi. CIA’nın yapmak istediği, söz konusu hangi ülke ise, onu tamamen kontrol altına almak, iç ve dış politikasını yönetmekti. Ki son derece düzgün bir şekilde çalıştı bu sistem uzun seneler. Diledikleri hükümeti getirmeyi ve uzun süre hükümette tutmayı başardılar. CIA’nın planı, Türkiye’yi bir model ülke olarak kullanmak ve diğer ülkeleri de aynı şekilde hizaya getirmekti. Ilımlı İslam projesini Orta Doğu’da uygulamaya geçirmekti. Erdoğan ve Gülen, daha doğrusu CIA arasındaki sorun, bu planları aksatıyordu. CIA, Erdoğan’ın kontrolünü kaybediyordu, Bu arada Gülen’le hiçbir sorunları yoktu. Erdoğan, CIA ile sorunu daha da büyütmek için rest çekti.

Boyun eğmeyeceğini göstermek için, bir mesaj vermek için ‘milyarlarca dolarlık silah alımlarını ABD ile değil, Çin’le yapacağım’ dedi. Tüm dünya bu reste şaşırdı. Bu, ABD ve NATO’nun en üst düzey kurallarından birinin ihlali anlamına geliyordu, yapılabilecek son şeydi. İşte bu, NATO ve ABD Silah Sanayiini çileden çıkardı. Ve Erdoğan daha da ileri giderek, ‘AB’ye girmek için yıllardır beklediklerini ve bunun gerçekleşmeyeceğini anladığını, bunun yerine Şangay Birliği’ne katılmak istediğini’ söyledi. Ve resmen başvuruda bulundu. Ve bu davranış yine, çiğnenebilecek en son kurallardan biriydi. Batı, zorla kurduğu bu düzenini, kolay yıktırmazdı. İşte bunları yaptığınızda, son kullanma tarihiniz dolmuş demektir. Kim olursanız olun artık bitmiştir. Ve ABD’nin uygulayacağı cezanın diğer ülkeler için ibretlik olması gerekiyordu, çünkü bu durum başkaları tarafından örnek alınabilirdi, bu risk göze alınamazdı.

ERDOĞAN’A SUNULAN SEÇİMLER

Erdoğan’a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde duyamazsınız;

1) Geri adım atacaksın. Her şeyi geri saracak, İsrail’le ilişkilerini düzeltecek, Çin’den silah almaktan vazgeçeceksin. Şangay’dan uzak duracaksın. Gülen’den özür dileyeceksin. Bu, senin birinci seçeneğin.

2) Sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali hazırda senin yerine gelecekleri belirledik. Paralarınla İngiltere’ye gitmene izin vereceğiz.

3) Bunları kabul etmezsen, bizi bekle. Bu sana iki senaryo sunar;

a) Kaddafi gibi, Saddam gibi yok olursun.

b) Mübarek gibi teslim olabilirsin. Seni İngiltere’de bir hapishaneye atarız, yaşamının kalanını orda sürdürürsün.

İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle karşı karşıya…”

TÜRKİYE’Yİ KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ BEYANLAR

Bu ifadeler, her ne kadar birtakım yakışıksız terimleri temizlemiş olsam bile, Türkiye Cumhuriyeti ve onun hükümeti Başbakanı için çok ağır ve utanç verici ifadeler. James Corbett’in yaptığı ‘Bir Gladio Projesi’ başlıklı bu röportajın

Bu ifadenin sahibi Sibel Edmonds, zamanında benim için de iddialarda bulunmuştu. İddialarından biri benim ABD vatandaşı olduğumdu. Amerika’da 9 yıl kalmama rağmen değil vatandaşlık, devamlı oturma ve çalışma müsaadesi dahi alamadım. Türkiye’ye döndükten sonra Amerikalı avukatıma artık uğraşmamasını belirttim. Diğer iddiası ise hatırladığım kadarıyla, benim Amerikalı istihbaratçılarla ilişkim olduğuna dair idi. Altı ay FBI’da tercümanlık yapıp her şeyi bildiğini zanneden Sibel Edmonds’a gülmüştüm. Ben zaten ABD’ye CIA, NSA ve FBI’a akredite MİT Temsilcisi olarak gitmiştim. Yani işim bu idi. Ne ise o tarihlerde bazı mülakatlarda bu iddiaları cevapladım.

Sibel Edmonds her ne kadar Türkiye’yi sevdiğini söylese de Türkler ve Türk resmi makamları hakkındaki iddiaları nedeniyle bir soruşturma da geçirmişti. Kız kardeşi Nisan 2002’de Ataköy Emniyet Müdürlüğüne çağrılınca, Amerika’ya iltica etmiş, iltica dilekçesinde ‘Türk Polisi’nin casus ve vatan haini olduğunu düşündüğü Sibel Edmonds’u döndürmek için kendisini çağırdığını, Türk Polisinin kaba ve işkenceci olduğunu, insanların bazen ortadan kaybolduğunu belirtmiştir.

Anladığım kadarıyla Sibel Edmonds o tarihten beri popülerliğini arttırmış ve “Milli Güvenlik İhbarcıları «muhbirleri» Koalisyonu” (NSWBC – National Security Whistleblowers Coalition) diye bir grup kurmuş. Bazı ihbarları nedeniyle de mükâfatlar kazanmış. Yani Türkiye dâhil büyük bir kitle tarafından takip edilmekte. Arkasında bazı organizasyonların olması da bir olasılık.

Umarım Başbakan ve hükümet üyeleri sadece seçimle uğraşmayı bırakıp, Türkiye’nin yerlerde sürünen itibarını korumak için harekete geçerler. Gülen Cemaatinin durumunu da aydınlatmak devletin öncelikli bir görevidir.

Yoksa bu macera, çok can yakacak gibi…

FBI DOSYASI : FBI’dan İstihbarat Uygulaması Siparişi


FBI sosyal medya ortamında halka açık bilgileri gözetleyebilecek, takip edecek, stratejik bazı anahtar kelimeleri ve söz öbeklerini tanıyacak, ayrıştıracak, analiz yapacak bir bilgisayar uygulamasının kendisine özel geliştirilmesi için resmen kendi birimi olan Stratejik Bilgi ve Operasyonlar Merkezi ‘nin(SOIC) sitesi üzerinden bilişim sektörüne talepte bulundu.

OLASI SALDIRILARA VE ACİL DURUMLARA KARŞI ÖNCEDEN HAZIRLIKLI OLMAK İÇİN

Amaç ise son zamanlarda sosyal medyada Anonymous gibi grupların yaptıkları siber saldırı olasılıklarına yönelik önceden istihbarat toplayabilmek ve yine sosyal medya üzerinden terör eylemleri gerçekleştirmek için faaliyette bulunan ve örgütlenen grupların yapacakları olası saldırılara ve acil durumlara karşı önceden hazır olmak.

UYGULAMA ESNEK OLMALI, DEĞİŞEN TEHDİTLERE KARŞI HIZLA ADAPTE OLABİLMELİ

FBI’nın projeye dair yayınladığı ilanda uygulamanın kesinlikle esnek, olması, stratejik ve taktik avantajı sürdürebilmek adına değişen tehditlere karşı hızla adapte olabilmesi şartları aranıyor ve bu uygulama talebinin FBI’ın SOIC biriminin olası vakalar karşısında uyanık olması ve stratejik karar verme işlevini geliştirmek için yaptığı söyleniyor.

Bu istihbarat faaliyetini yürütecek uygulamanın " keşif ve gözetleme görevlerinde,Ulusal Özel Güvenlik Vakaları (NSSE) operasyonlarında ve planlamasında, SOIC operasyonlarında, karşı istihbarat, terörizm ve daha fazlasında" kullanılacağı da vurgulanıyor.

HALKA AÇIK VERİLERİ DİDİKLEYEBİLECEK ANAHTAR KELİMELERİ KULLANABİLMELİ

Globalpost theAtlantic.com sitesine dayandırarak verdiği haberde, "sistemin terörizm, suç ve diğer FBI ilişkili operasyonlarda internet aracılığıyla oluşabilecek tehditlere karşı halka açık verileri didikleyebilecek anahtar kelimeleri kullanacağını" söyledi.

CIA VE SAVUNMA BAKANLIĞI GİBİ ABD’NİN FEDERAL BİRİMLERİ HALİHAZIRDA BENZER UYGULAMALARI KULLANIYOR

Aynı zamanda diğer ABD federal birimlerinin de benzer uygulamalar sahip olduğu, bu birimler arasında CIA ve savunma bakanlığı olduğu vurgulanıyor.

CIA’IN VIRGINIA EYALETİNDE YILLARDIR KULLANDIĞI SOSYAL MEDYA TAKİP MERKEZİ VAR

"CIA yıllardır Virginia’daki sosyal medya takip merkezinde bunu sürdürüyor" deniyor. ABD Savunma Bakanlığı’nın da Ağustos ayında sosyal ağ analizinde eğitimli kişilere açık çağrı yaptığının altı çiziliyor.

Habertürk

http://www.turkishny.com/technology/91-technology/78834-fbidan-istihbarat-uygulamasi-siparisi

SURVEILLANCE : MuckRock sues the CIA for denying Freedom of Information Act requests


MuckRock, a US-based organisation that helps people submit freedom of information requests, is suing the CIA under the freedom of information act.

The so-called “transparency journalism site” that helps people submit public information requests to US government agencies, decided to launch legal action because, it says, the CIA frustrates its work.

MuckRock says the agency “has a track record of holding itself apart from, and largely above, the freedom of information act, consistently ignoring deadlines, refusing to work with requesters, and capriciously rejecting even routine requests for what should be clearly public information.”

In its lawsuit document, it lists seven specific examples of the CIA’s refusal to respond to requests under the act.

Additionally, says MuckRock, “we are suing against the CIA’s general practice of rejecting requests for email records which do not include the time frame, subject, and to and from fields, regardless of what other information is including to help narrow the request.”

In its four years of operation MuckRock claims to have published more than 324,000 pages of documents, hours of video, dozens of databases, and built a publicly accessible database of thousands of government agencies.

Source, and full legal document: MuckRock Hat tip: BoingBoing

guardian.co.uk © Guardian News and Media 2014

UĞUR MUMCU’DAN KÜRTLER, CIA VE MOSSAD AÇIKLAMASI /// SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ


CIA DOSYASI : CIA’den güldüren tweet !


NSA ile birlikte dünyanın adından en çok söz ettiren kurumlarından CIA’nın resmi hesabından yazdığı Tweet, pek çok kişinin yüzünde tebessüm yarattı.

Çevirdiği iddia edilen gizli kapaklı işler nedeniyle, dünyanın en çok bilinen ve NSA (National Security Agency – Ulusal Güvenlik Ajansı) ile birlikte en çok tartışılan devlet kurumu olan CIA (Central Intelligence Agency – Ulusal İstihbarat Ajansı) geçtiğimiz gün attığı Tweetle yüzlerde tebessüm ettirirken, Twitter’da, 578.000′den fazla da takipçi kazandı.

Kendi politikaları ile de inceden inceye alay eden Tweet’de şu ifadeler bulunuyor: We can neither confirm nor deny that this our first tweet. Türkçe meali ise “Bunun attığımız ilk Tweet olduğunu ne doğrulayabiliriz, ne de yalanlayabiliriz.”

Bu ifadeler Ulusal İstihbarat Ajansı’nın özeleştirisi olarak da yorumlandı.

Söz konusu Tweet 300.000′a yakın kez retweetlendi.

%d blogcu bunu beğendi: