Etiket arşivi: ATİLLA KART

DUYURU /// CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : “Şaibeli ve Gizli” İli şkileri Olan Bir Cumhurbaşkanı Adayı….


8 Ağustos 2014

Basın Toplantısı Metni ;

(Konuşmaya esas metin)

“Şaibeli ve Gizli” İlişkileri Olan Bir Cumhurbaşkanı Adayı….

(I) Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşları arasında “Sünni, Alevi, Zaza, Kürt, Türk, Laz….” diye gruplandırma ve sıralama yapan bir aday…..

“Affedersiniz bana Ermeni bile dediler….” diyerek, nefret ve ayırımcılığa dayalı olan zihniyetinden kurtulamadığını bir kez daha ifade ve itiraf eden bir aday….

Recep Tayyip Erdoğan’ın bâriz vasıflarından söz ediyoruz. Recep Tayyip Erdoğan’ın 10-11 yıldan bu yana uyguladığı politikalar, Türkiye’nin toplumsal barışını tehdit eder hale gelmiştir. R.T.Erdoğan ; Orta Doğu coğrafyasındaki çatışma ortamını körükleyen ve buradan siyaseten nemalanmak isteyen bir “siyasi vakadır”.

Ayırımcılık, nefret dili ve hamasetten beslenen bu anlayış; Recep Tayyip Erdoğan’ın ve aile bireylerinin doğrudan ve dolaylı olarak gerçekleştirdikleri yolsuzlukların ve hukuksuzlukların üstünü örtmek için; kutuplaşma siyasetini yöntem ve araç olarak kullanmıştır.

(II)Bir Diğer Önemli Vakıa;

(1)Recep Tayyip Erdoğan ve aile bireyleriyle ilgili yolsuzluk bulguları….

Recep Tayyip Erdoğan ile 1 ve 2. dereceye kadar kan ve sıhri akrabalığı bulunan kişiler hakkında; 3628 sayılı Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele yasasına muhalefetten dolayı yapılmış olan suç duyuruları vardır.

Bu suç duyurularına konu olan iddialar hakkında, bugüne kadar kamuoyuna hiçbir tatminkar açıklama getirilememiştir.

(2) TÜRGEV İlişkileri-Rüşvet Havuzu….

(3) İsviçre Bankalarındaki hesaplar…..

(4) Üsküdar – Bağlarbaşı’nda – Kısıklı’daki taşınmazla ilgili gelişmeyi ve yeni bir bulguyu kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz;

Sorun şudur; Recep Tayyip Erdoğan’ın aile bireyleriyle birlikte yaşamını sürdürdüğü Üsküdar-Bağlarbaşı-Kısıklı’daki taşınmaz, mevcut tapu kayıtları öncesinde Kime/Kimlere aitti?

Bu taşınmaz , Recep Tayyip Erdoğan’a ne yolla intikal etti?

Bu taşınmaz , Cemal Sarıca isminde bir kişiye ait iken, miras yoluyla eşi Flor Tortor ve devamında da kızı Elizabeth Tortor’a neden intikal etmemiştir?

Öncesinde Cemal Sarıca’ya ait olan bu taşınmaz hakkında, Milli Emlak Müdürlüğü kayyum tayini ve müteakiben de gaiplik davası açmış mıdır

Bu davanın sonucunda, taşınmaz “gaiplik kararıyla” Hazine’ye ve müteakiben de Belediye’ye intikal etmiş midir?

Bu taşınmazın Recep Tayyip Erdoğan’a intikali öncesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyet durumu nedir?

(III) Cumhur’un ve Devletin Başı, Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı olma vasıflarını bünyesinde barındırması gereken R.T.Erdoğan’da bu vasıfların hiçbirisi mevcut değildir.

Aksine, toplumsal barışı sabote eden, anayasal kurumları çatışma içine sokan ve bu Kurumların işlevini kaybetmesine yol açan politikaları 10 yıl boyunca uygulamıştır.

Mal varlığını edinme yolları şaibeli olan, rüşvet ve yolsuzlukla Mücadele Yasasına muhalefet ederek 1 ve 2. Derece akrabalarına haksız kazanç sağlayan , garip-gurebanın, öksüz ve yetimlerin hak ve hukukunu gasbeden ;

Devlet nüfuzunu kötüye kullanarak, kamu ihaleleri üzerinden ve vakıf ilişkileriyle rüşvet havuzu oluşturan,

İsviçre Bankalarındaki gizli hesaplarla ilgili uluslararası düzeye intikal eden suçlamalara cevap veremeyen, bu konuda dava açmaya cesaret edemeyen ,topluma karşı ahlaki ve yasal sorumluluğunu yerine getiremeyen , yüz kızartıcı nitelikteki suçlamalara rağmen dava açamaz hale gelen,

Toplumu her dönem husumet ve intikam duygularıyla ve ayrıştırarak yöneten ,

Cumhuriyetin kazanımları ve demokrasiyle kavgalı olan bir kişinin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olması ;

Türkiye’nin ve Orta Doğunun hayrına olmayacaktır.

Türkiye, “kifayetsiz ve muhteris” bir Cumhurbaşkanı Adayına mahkûm değildir. Geçen 10 yıldaki politikaları, R.T.Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına engeldir.

Buna karşılık; uluslararası saygınlığı olan; Müslüman dünyada ve uluslararası ilişkilerde kadın hakları, kadın-erkek eşitliği , yoksullukla mücadele konularında ciddi başarılar gösteren ;

Türkiye’yi kucaklayan, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları arasında ayırım yapmayan, toplumsal barışımızı tesis edecek, anayasal kurumlarımızın işlevlerini yerine getirmesini sağlayacak ; Cumhuriyetin kazanımlarına ve demokrasiye sahip çıkan Ekmeleddin İhsanoğlu;

Cumhur’un ve Devlet’in Başı olarak , Türkiye’de; siyaseten de , anayasal olarak da “normalleşme” dönemini başlatacak ehliyet ve birikime sahip olan bir Aday’dır.

AKP’ye oy veren yurttaşlarımızın da dahil olduğu halkımız; engin sağduyusu ve sorumluluk anlayışıyla, bu değerlendirmeyi ve elemeyi yapacak ve Türkiye’de yeni bir dönemi başlatacaktır.

8 Ağustos 2014 basın toplantısı metni şaibeli ve gizli ilişkiler i olan bir Cumhurbaşkanı Adayı.doc

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Yüksek Seçim Kurulu’nu İvedi Olarak Göreve Davet Ediyoruz.


06 Ağustos 2014

Basın Duyurusu ;

Yüksek Seçim Kurulu’nu İvedi Olarak Göreve Davet Ediyoruz.

Konya Sanayi Odası’nın; yasalara, mevzuata ve etik ilkelere aykırı olarak ve seçim güvenliğini ihlal ederek, Recep Tayyip Erdoğan’a haksız oy teminine yol açacak şekilde bağış yapılması yönünde kampanya başlattığı haricen öğrenilmiştir.

Konya Sanayi Odası’nın tüzel kimliğini istismar ederek, görev ve yetkilerini kötüye kullanan yetkililer hakkında ayrıca suç duyurusu sürecini başlatacağız.

Şimdiki hal; görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle Anayasal ihlal içinde bulunan Sanayi Odası’nın bu kampanyasına yönelik olarak, Yüksek Seçim Kurulu’nun Anayasa’dan doğan denetim görevini yapması için göreve davet ediyor ve duyuruda bulunuyoruz.

Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

06.08.2014 Konya Sanayi Odasnn R.T. Erdoan iin balatt ba kampanyas hakknd a duyuru.docx

06.08.2014 Konya Sanayi Odasnn R.T. Erdoan iin balatt ba kampanyas hakknd a duyuru.pdf

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : “Haksız Kazancın” Yeni Örnekleri !!!


06 Ağustos 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Efkan ALA tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Bilindiği gibi, 5393 sayılı Belediye Kanununun 49. maddesinde; “ ……Kamu Kurum ve Kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, Belediye Başkanının talebi, kendilerinin ve Kurumlarının muvafakatiyle Belediyelerin birim müdürü ve üst yönetici kadrolarında geçici olarak görevlendirilebileceği ve bu personelin görevlendirildikleri süre zarfındaki, kadroya ait her türlü mali hakları ile Kurumları tarafından karşılanması gereken sosyal güvenlik ve benzeri diğer haklarının belediye tarafından ödeneceği……” düzenlemesine yer verilmiştir.

Bir başka ifadeyle; İçişleri Bakanlığı’nda görev yapan bir kamu görevlisi, Belediyelerde birim müdürü veya üst yönetici olarak görevlendirildiğinde, bu dönemdeki sosyal güvenlik ve diğer haklarının, görevli bulunduğu Belediye bütçesinden ödenmesi yasal bir zorunluluktur.

Ancak, İçişleri Bakanlığının yaptığı görevlendirmelerin yasanın 49. maddesine açıkça aykırı olduğu, aykırılığın yanında ayrıca AKP’li ve CHP’li belediyelere göre ayırımcılık yapıldığını gösteren uygulama örnekleri vardır.

AKP’li Kayseri Büyükşehir Belediyesinde görevlendirilen Teftiş Kurulu Başkanı, yine İktidar partisine mensup Belediye Başkanlarının yönetiminde bulunan Denizli Belediyesi, Ankara-Keçiören Belediyesi, Bursa-Osmangazi Belediyelerinde, Belediye Başkan Yardımcısı olarak Bakanlık onayıyla görevlendirilen ve 2005 yılından bu yana görev yapan ve halen görevleri devam eden bu Kamu görevlilerinin aylık ve diğer sosyal haklarının Bakanlık bütçesinden ödendiği ; bu durumun yukarıda sözü edilen yasaya aykırı olduğu; yerel yönetimler üzerinde yasal denetim yapmak durumunda olan İçişleri Bakanlığı’nın; aslında tüm bu eylem ve ihlallerin “asli sorumlusu” durumunda olduğunu gösteren bu örnekler; Türkiye’nin, Kamu yönetimindeki tıkanmışlığının ve tükenmişliğinin de bir resmidir.

Bu bilgi ve değerlendirmeler ışığında soruyoruz.

1- Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Denizli Büyükşehir Belediyesi, Keçiören Belediyesi, Bursa Osmangazi Belediyesinde; 5393 Belediye Kanununun 49. maddesine açıkça aykırı olarak yapılan bu görevlendirmeleri neden iptal etmiyorsunuz? Bu ihlallerin sürmesine neden göz yumuyorsunuz?

2- Türkiye genelinde benzeri uygulamalar söz konusu mudur?

3- Yasaya aykırı olarak yapılan bu görevlendirmelerden dolayı oluşan kamu zararı tutarı nedir? Doğmuş olan bu zararın yasal faiziyle birlikte tazmini yoluna başvuracak mısınız?

4-Mevzuata aykırı görevlendirme işlemlerinde imzası bulunan üst düzey yöneticiler hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanunun ilgili hükümleri uyarınca ön inceleme ve müteakip yasal işlemler, bugüne kadar neden yapılmamıştır?

5- Mevzuata açıkça aykırı olan personel görevlendirme işlemini onaylamak suretiyle, işlemi sonuçlandıran ve idari işlemde siyasi sorumluluğu bulunan kişiler hakkında bugüne kadar Cumhuriyet Savcılıklarına neden suç duyurusunda bulunmadınız?

06 Austos 2014 Belediyelerdeki grevlendirmeler hakknda soru nergesi.docx

06 Austos 2014 Belediyelerdeki grevlendirmeler hakknda soru nergesi.pdf

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Kulu Belediyesi’nin Dokunulmazlığı !!!!


06 Ağustos 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Efkan ALA tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

AKP Hükümetleri döneminde; hem kamu yönetimleri ve hem de yurttaşlarımız arasında, her anlamda ayırımcılık yapıldığını gösteren yeni olaylar ortaya çıkmaktadır.

Konya-Kulu Belediyesinde de, bu anlamda ayırımcılık ve yolsuzlukların yapıldığına dair bulgular Tarafımıza ulaşmıştır.

İçişleri Bakanlığı; Kulu Belediyesiyle ilgili yasal inceleme sürecini başlatmış, inceleme sonucunda kontrolörler tarafından “Ön İnceleme Raporu” düzenlenmiştir.

Ön İnceleme Raporuna göre;

1– Atatürk Caddesi – Kulu Site Alışveriş Merkezinde 11.07.2013 tarihinden itibaren faaliyet gösteren marketin bulunduğu binanın, yapı kullanma izin belgesi olmadığı halde faaliyetini sürdürdüğü, bu sebeple Belediye Başkanı hakkında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanunun 6. maddesi gereğince soruşturma izni verilmesi gerektiği;

2– 01.07.2011 Tarih -34 Sayılı, 01.03.2012 Tarih -16 Sayılı, 04.04.2013 Tarih – 27 Sayılı Belediye Meclis kararlarıyla bağlantılı olarak tesis olunan işlemler hakkında; 5393 Sayılı Belediye Kanunun 68. maddesinin ilgili bendlerine göre, İller Bankasından kredi talebi aşamasında, İçişleri Bakanlığından izin alınması gerektiği halde, izin alınmadan kredi alındığı – borçlanıldığı; bu sebeple izin alındığına dair bir belgenin ibraz edilemediği, daha doğrusu bu yönde bir belgenin mevcut olmadığı anlaşıldığından; Kulu Belediye Başkanı hakkında , 4483 sayılı Yasanın 6. Maddesi gereğince soruşturma izni verilmesi gerektiği;

3– 2009, 2011, 2012 ve 2013 Yıllarında, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 21. maddesinin (b ve f bendi) hükümlerine göre gerçekleştirilen 2009/8786, 2009/14997, 2009/82844, 2011/71322, 2012/66895, 2013/42281 ve 2013/42993 Kayıt Numaralı7 ihalede; en az 3 isteklinin davet edilerek ihalelerin yapılması gerekirken , davet yapılmadan ihalelerin gerçekleştirildiği; ayrıca 2009/8786 kayıt Numaralı ihalenin ise İhale Komisyonu kurulmadan yapıldığı, İhale Komisyonu kararının 23.01.2009 tarihinde Belediye Başkanı tarafından onaylandığı, komisyon üyelerinin isim ve imzalarının kararda bulunmadığı anlaşılmakla ve bu ihlallere rağmen yüklenicilere ödeme yapılmak suretiyle; 4734 sayılı İhale Kanununun 6. ve 21. maddelerine aykırı hareket eden Belediye Başkanı, Belediye Başkan Vekili, İhale Komisyonu Üyesi ve Muhasebe Yetkilisi, İhale Komisyonu Üyeleri hakkında; 4483 Sayılı Yasanın 6. Maddesi gereğince soruşturma izni verilmesi gerektiği;

4-19.08.2011, 22.09.2011, 23.11.2011, 15.12.2011, 01.10.2012, 14.10.2011 ve 01.07.2013 tarihlerinde açık artırma usulü – ihale yöntemiyle satışa çıkarılan mülkiyeti Belediye’ye ait taşınmazların satışına ilişkin toplam 7 ihalede; bu ihalelerin Basın İlan Kurumunca belirlenen günlük gazetelerin birinde en az 10 gün önce ilan edilmesi gerekirken, sadece yerel gazetede ve Belediye ses yayın cihazıyla ilan edilmesi suretiyle, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun hükümlerine aykırı hareket eden Belediye Başkanı ve İhale Komisyonu üyeleri hakkında, 4483 Sayılı Yasanın 6. Maddesi uyarınca soruşturma izni verilmesi gerektiği;

yönünde rapor düzenlenmiştir.

Yukarıda sözü edilen “Ön İnceleme Raporunda” yapılan tespitler resmi belgelere dayalıdır. Siyasi İktidarın açık himayesine rağmen, AKP’li Belediyelerin yolsuzluklarının üstü örtülemez hale gelmiştir.

İçişleri Bakanlığının yukarıda sözü edilen bulguları göz ardı ederek, Belediye Başkanı ve diğer yetkililer hakkında “soruşturma izni” sürecini engellediği yönünde algı ve beklenti ortaya çıkmış olmakla;

1-Yukarıda sözü edilen Ön İnceleme Raporuna rağmen; Kulu Belediye Başkanı ve diğer yetkililer hakkında, soruşturma izni verilmesi sürecini engelleyecek misiniz?

2-Bu durumun sürdürülmesi, yolsuzlukların Bakanlık tarafından himaye edildiği, kamu hizmetlerinin zarar uğratıldığı, yurttaşlarımız arasında ayırımcılık yapıldığı anlamına gelmez mi?

06 Austos 2014 Kulu Belediyesi’nin dokunulmazl.docx

06 Austos 2014 Kulu Belediyesi’nin dokunulmazl.pdf

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : “Araç” Saltanatı…


05 Ağustos 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Efkan ALA tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Bilindiği üzere; Türkiye Belediyeler Birliği, ulusal ve uluslararası düzeyde Belediyeleri temsil yetkisine sahip olan ve ülke düzeyinde faaliyet gösteren bir Kamu idaresidir.

Birliğin en önemli geliri; Genel Bütçe Vergi Gelirleri tahsilat toplamından Belediyeler için ayrılan pay üzerinden, kaynağından kesilerek İLBANK A.Ş. tarafından her ay Birlik hesaplarına düzenli olarak yatırılan üye belediyelerden alınan katılım payından oluşmaktadır.

Ancak, Belediyeler Birliğinin kaynaklarının kullanımında da ciddi suiistimal ve ayırımcılık yapıldığını gösteren bulgular ortaya çıkmıştır.

Halen mevcut 1395 Belediye idaresi Türkiye Belediyeler Birliğinin doğal üyesi olduğuna göre;

1-Türkiye Belediyeler Birliğinin taşınır malenvanterine kayıtlı araçlar ile Birlik Başkanlığınca; ihale ya da doğrudan temin yöntemiyle hizmet alımı suretiyle çalıştırılan ve üçüncü kişi ve kuruluşlara ait toplam araç sayısının ne kadar olduğunun bildirilmesi,

2- Birliğe ait ya da ihale veya doğrudan temin yöntemiyle hizmet alımı suretiyle çalıştırılan araçlardan kaç adedi, hangi tarih itibariyle hangi belediyelere tahsis edilmiş ya da kiralama yöntemiyle verilmiştir?

3- Halen Belediye Başkanlıklarınca belediye hizmetlerinde kullanılan Birliğe ait ya da Birlik yetkililerince belediyelere tahsis edilen araçlar için belediyelerden kira ücreti alınmakta mıdır? Kira ücreti alınıyorsa yıllar itibariyle ne kadar araç kiralama ücreti alınmıştır?

4- Kahramanmaraş İli Türkoğlu ve Afşin Belediye Başkanlıklarınca (yönetimleri AKP’li Belediye Başkanları tarafından sürdürülmektedir.) halen kullanılan Türkiye Belediyeler Birliğine ait binek araçları, belirtilen Belediye Başkanlıklarına hangi yöntemle verilmiştir? İhale yapılmış mıdır?

İhalesiz verilmiş ise kira ücreti alınıp alınmadığının bildirilmesi, belirtilen binek araçlarının hangi tarihten bu yana belirtilen belediyelere verildiğinin bildirilmesi, söz konusu araçlar için ihale yapılmamış ve kira ücreti alınmamış ise, Birlik yöneticileri hakkında; 4483 sayılı Yasa kapsamında Ön İnceleme başlatmayı düşünüyor musunuz?

5- CHP’li Belediyelere; Türkiye Belediyeler Birliğince araç tahsisi yapılmış mıdır? Ya da kiraya verilmiş midir? Yapılmış ise hangi belediyelere, hangi tarihler arasında kaç adet araç tahsisi yapıldığı ya da kiraya verildiğinin bildirilmesi?

6- Yukarıda anlatımı yapılan tablo, İktidar gücü ve nüfuzuyla, Belediyeler Birliğinin kaynaklarını siyasi partiler arasında keyfi ve ayırımcı bir anlayışla kullanıldığı anlamına gelmez mi?

05 Austos 2014 Belediyeler Birlii’nin tanr mal envanterinde kaytl aralar hakknda so ru nergesi.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Vakıf ve “Aile Şirketi” İlişkileri !


05 Ağustos 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Kamu kaynaklarının partizan bir şekilde ve ayırımcı bir anlayışla kullanıldığını gösteren yeni bulgular ortaya çıkmıştır.

Bir Vakıf Yönetim Kurulunca, 13.11.2003 tarihinde İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’ne “Genelde Siyasette Özelde de Yerel Siyasette Kadınların Sayısını ve Niteliklerini Artırmayı Amaçlayan” bir proje sunulduğu; Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünce, Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulu Genel Sekreterliğine iletilen bu proje önerisi için Kurulun; 05.02.2004 günlü toplantısında, başvuruda bulunan Vakfa, 300.000 USD yardım yapılmasının kabul edildiği, bu kararın 23.02.2004 tarihinde yürürlüğe girdiği, ilgili Vakıf tarafından söz konusu Konferansın, 25-27 Şubat 2004 tarihinde gerçekleştirildiğinin belirtildiği, konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı yetkilileri ile Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulu arasında 03.03.2004 tarihli protokolün düzenlendiği, protokolde; İçişleri Bakanlığına “Koordinatörlük Görevinin” verildiği, görev mahiyetinin ise: “proje sahibinin yaptığı harcamalarla ilgili belgeleri ve projenin tanıtmaya katkısını içeren raporları Tanıtma Fonu Kurulu Genel Sekreterliğine iletmek” olarak belirlendiği;

Söz konusu Protokol ile İçişleri Bakanlığına verilmiş olan Koordinatörlük görevi gereğince, Vakfın sunduğu harcama belgeleri ve raporları incelemek üzere İçişleri Bakanlığınca 3 Kontrolörün görevlendirildiği, harcamalar usulüne uygun olmadığı halde, Kontrolörlerin; harcamalar usulüne uygunmuş gibi kendilerine inceleme görevi 08.03.2004 tarihinde görev verilmiş olmasına rağmen, 24 saat içinde, çok hızlı bir şekilde 09.03.2004 tarihli ve gerçeği yansıtmayan bir rapor düzenledikleri, Kontrolörlerce düzenlenen 09.03.2004 tarihli inceleme raporunun gerçeği yansıtmadığı ve 300.000 USD’nin harcanması konusunda usulsüzlük yapılıp yapılmadığı, İnceleme Raporunu düzenleyen 3 Kontrolör ile İçişleri Bakanlığı üst düzey yöneticilerinin görevlerini görevlerinin gereklerine uygun yapıp yapmadıkları konusunda ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı, Cumhuriyet Başsavcılığınca bilirkişi heyetinin görevlendirildiği, bilirkişilerin yaptıkları inceleme sonucunda; 4.500 USD’lik harcama belgesinin eksik olduğu, “proje ücreti” adı altında yapılan harcamaya ilişkin olarak 4.500 USD’lik belgenin ibraz edilmesi gerektiğini, aksi taktirde inceleme raporunu düzenleyen Kontrolörlerin ve İçişleri Bakanlığı üst düzey yetkililerinin “Görevlerini ihmal ettiklerinin kabul edilmesi gerektiğinin” belirtildiği,

Daha sonra, Cumhuriyet Başsavcılığınca; İçişleri Bakanlığı Kontrolörleri ile Bakanlığın üst düzey yetkilileri hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında Ön İnceleme yapılabilmesi için dosyanın, İçişleri Bakanlığına gönderildiği, İçişleri Bakanlığınca konuyu incelemek üzere bir mülkiye müfettişinin görevlendirildiği, mülkiye müfettişinin düzenlediği 27.02.2009 tarih ve 6/7 sayılı Ön İnceleme Raporuna istinaden dönemin İçişleri Bakanı tarafından 04.03.2009 tarih ve 2009/37 sayılı gerekçeli karar ile harcamaların incelemesini yapan 3 kontrolör ile Bakanlığın üst düzey yetkilileri hakkında; “Soruşturma İzni Verilmemesi” ne karar verilerek proje karşılığı verilen yardımın usulüne uygun harcanmış gibi rapor düzenleyerek, denetim görevlerini gereği gibi yerine getirmeyen Bakanlık yetkilileri hakkındaki soruşturma dosyasının, bu şekilde kapatılmış olduğuna dair bilgi ve bulgular Tarafımıza ulaşmıştır.

Yukarıda anlatımı yapılan konular ve iddialar, hem Başbakan’ı ve hem de Hükümet Üyelerini ilgilendirmiş olmakla, iş bu önergenin Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yöneltilmesi zorunluluğu doğmuştur.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda;

1-Söz konusu Vakfa proje karşılığı yardım olarak verilen 300.000 USD’nin; ne kadarlık kısmı protokol yapılmadan önce sarf edilmiştir?

2- Vakfa, proje karşılığı olarak verilen 300.000 USD’nin tamamen veya kısmen, AKP Kadın Kolları Teşkilatının 2004 mahalli idareler seçimleri öncesindeki seçim çalışmaları için kullanıldığı yönündeki bilgiler doğru mudur? Kullanılmış ise ne kadarı, amacı dışında kullanılmıştır?

3- Vakfa, proje karşılığı olarak verilen 300.000 USD’ nin, sarfına ilişkin karar, protokol, proje belgeleri, sarf belgeleri ve eklerini, yeniden tarafsız (3) kişilik bir heyete inceletmeyi ve tüm gider belgelerinin içeriğini kamuoyuna açıklamayı ve kamuoyou ile paylaşmayı düşünüyor musunuz?

4- Başbakanlık Tanıtma Fonu Genel Sekreterliğinden, Vakfa verilen 300.000 USD’nin;

a) Ne kadarı kimlerin yol ücretinin sarfında kullanılmıştır?

b) Ne kadarı, kimlerin transferi ve hangi çevre gezilerinin finansmanında kullanılmıştır. Hangi firmalara ne kadar, ne miktarda ödeme yapılmıştır.?

c) Kimlere ait yol, yemek ve konaklama gideri için hangi otel ve lokantalara, hangi firmalara ne kadar ödeme yapılmıştır?

d) Çeviri gideri olarak, hangi şahıslara ve firmalara hangi tarihlerde ne kadar ödeme yapılmıştır?

e) Tanıtım malzemesi gideri olarak kimlere, hangi tarihlerde ne kadar ödeme yapılmıştır?

f) Ses, görüntü kaydı ve fotoğraflar için kimlere hangi tarihlerde ne kadar ödeme yapılmıştır.?

g) Yönetim Gideri ve Proje Yöneticisi olarak kime hangi tarihte, ne kadar süre için kaç aylık ödeme yapılmıştır.

h) Ofis gideri olarak, hangi adresteki ofisin giderleri karşılanmış ve hangi numaralı ve kimlere ait telefonların faturaları ödenmiştir.?

i) Günlük yemek bedeli olarak; kimlere ait yemek bedelleri ödenmiş ve ödemeler hangi firmalara yapılmıştır?

5- (3) Kontrolörün düzenlediği 09.03.2004 tarihli inceleme raporu ve ek rapor ile Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen bilirkişi heyetinin düzenlediği bilirkişi raporları arasında fark olması nedeniyle, bilirkişi heyetinin raporunda belirtilen; 4.500 USD’lik proje ücretine ilişkin olduğu, ancak ibraz edilemeyen belge için rapor düzenleyen Konrolörler ile İçişleri Bakanlığı üst düzey yöneticileri hakkında inceleme bugüne kadar neden başlatılmamıştır?

6- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca İçişleri Bakanlığı Kontrolörleri ile Bakanlığın üst düzey yetkilileri hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında Ön İnceleme yapılabilmesi için dosyanın, İçişleri Bakanlığına gönderildiği, İçişleri Bakanlığınca muhakkik olarak görevlendirilen ve 27.02.2009 tarih ve 6/7 sayılı Ön İnceleme Raporunu düzenleyen mülkiye müfettişinin; müfettişliğe atanma tarihi nedir?

7- 09.03.2004 tarihli ve gerçeği yansıtmayan bir rapor ve ek rapor düzenleyen ve gerçeğe aykırı düzenlenen bu raporları; 27.02.2009 tarih ve 6/7 sayılı Ön İnceleme Raporuyla kamufle etmeye çalışan denetim elemanı ile 04.03.2009 tarih ve 2009/37 sayılı gerekçeli kararı düzenleyen ve imzalayan İçişleri Bakanlığının bürokratları hakkında, Ön İnceleme başlatılabilmesi için bir çalışma yapacak mısınız?

Yoksa, anlatımı yapılan bu somut bulgulara rağmen, inceleme ve soruşturmayı kamufle etmeye devam mı edeceksiniz?

8- Gerek, 2009 yılındaki belediye seçimlerinden önce ve gerek 2014 yılı yerel yönetim seçimleri öncesinde; Başbakanlık Tanıtma Fonu Genel Sekreterliğinden başkaca vakıf ya da derneklere proje karşılığında ödenek tahsis edilmiş midir?

Ödenek tahsis edilmiş ise, hangi Dernek veya Vakıflara, ne kadar ödenek tahsis edilmiştir? Ayrıca başka Vakıf ya da Derneklere, Başbakanlık Tanıtma Fonundan ödenek tahsis etmeyi sürdürecek misiniz?

05 Austos 2014 Vakf ve aile irketi ilikileri !.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Gelecek nesillere intikal edecek bir sorun…


04 Ağustos 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Efkan ALA tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Suriye’deki savaş sebebiyle, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Suriyelilerin 1,5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Savaş şartları sonucunda Türkiye’ye sığınmak durumunda kalan Suriyelilere, en başta insani sebeplerle yardımcı olmak gerektiği tartışmasızdır. Türkiye, bu amaçla Suriye sınırında bütçesini zorlayarak kamplar açmıştır. Ancak bu kamplara gelen Suriyelilerin, gerçekten sığınma amacıyla mı yoksa başka sebeplerle mi geldikleri konusunda soru işaretleri vardır. Türkiye Cumhuriyetinin ilgili mercileri, bu anlamda üstüne düşen denetim görevini yapmamış ve bu konuda özen göstermemiştir.

Hatta ve maalesef, Suriye’de çatışan gurupların bir bölümüne, Türkiye’nin silah ve mühimmat desteği sağladığına dair ciddi ve somut bulgular vardır. Hükümetin yarattığı iklim sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından “cihada” gidenler olmuştur. Çatışma ortamında hayatlarını kaybeden yurttaşlarımızın sayısı bilinmemektedir.

Suriyeli sığınmacılar başta İstanbul, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Mardin, Adana, Konya olmak üzere muhtelif illerimizde yaşantılarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Suriyelilerin yoğunlaşmaya başladığı bu illerde ciddi sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Kayıt dışı ve kaçak bir şekilde Türkiye’ye yapılan girişler sonucunda asayiş sorunları yaşanmaya başlanmıştır. Suriyelilerin bir bölümü “kayıt dışı işyerleri” açarken, bir bölümü de “inşaat, ayakkabı” sektörü gibi alanlarda “ucuz işçi ihtiyacı” için ve yine kayıt dışı bir şekilde çalışmaktadır. Bazı İl’lerimizde “yağma” olayları yaşanmaktadır. Her türlü provokasyona açık olan bir ortam yaratılmıştır.

Suriye’li sığınmacılar olayı, Türkiye’nin sosyal yapısını ve güvenliğini tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Bu sorun, artık Türkiye’nin “kronik” sorunlarından birisi haline gelmiştir.

Bu bilgi ve değerlendirmeler ışığında soruyoruz;

1- Türkiye’de ve Konya’da mevcut olan Suriyeli sayısı nedir?

2- Bu insanların ne kadarı kamplarda, ne kadarı kamplar dışındadır? Kampların kapasitesi nedir?

3- Suriyelilerin akıbeti ve geleceklerine yönelik olarak; Birleşmiş Milletler ve diğer ilgili kuruluşlar nezdinde yapılan çalışmalar hangi aşamadadır?

4- Suriyeli sığınmacılar için yapılan toplam harcama tutarı nedir? Sığınmacılara hangi isimle- hangi harcama kalemiyle ödeme yapılmaktadır?

04 Austos 2014 Suriyeli snmaclar hakknda soru nergesi.docx

04 Austos 2014 Suriyeli snmaclar hakknda soru nergesi.pdf

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Yüksek Askeri Şüra’nın “İhraç” Kararı Vermesine Gerek kalmamıştır.


04 Ağustos 2014

Basın Duyurusu ;

Yüksek Askeri Şüra’nın “İhraç” Kararı Vermesine Gerek kalmamıştır.

Silahlı Kuvvetlerimizde disiplin soruşturmaları, Disiplin Kurulları yerine artık ilgili Komutanlığın istihbarat birimleri tarafından yapılmaktadır. İlgili istihbarat birimi ise, MİT havuzundan beslenmektedir. MİT’in yasa dışı yol ve yöntemlerle oluşturduğu belgeler ve fişlemeler, ihraç işlemlerine dayanak alınmaktadır.

Bir başka ifadeyle; Silahlı Kuvvetlerimizde tasfiyeler, MİT eliyle yapılır hale gelmiştir.

211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 13. ve 30. maddeleriyle 6413 sayılı TSK Disiplin Kanununun 7. maddesi; bu yasalarla uyumlu bir şekilde düzenlenmiş olan İç Hizmet Yönetmeliğinin 45, Subay Sicil Yönetmeliğinin 92 ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 61. maddeleri göz ardı edilmekte ve uygulanmamaktadır.

Yukarıdaki anlatım çerçevesinde, YAŞ’ın artık ihraç kararı vermesine gerek kalmamıştır. Askeri Yüksek İdari Mahkemesinde de, hukuka aykırı bir yapılanmayı gerçekleştiren Hükümet; bu yolla bir taraftan sorumluluk almamakta, bir taraftan da istediği subay ve astsubayı keyfi bir şekilde ihraç edebilmektedir.

YAŞ çalışmalarının bu çerçevede izlenmesi ve değerlendirilmesi zorunluluğu vardır.

Temel hak ve özgürlükleri yok eden, ayırımcılığı esas alan ve Anayasal Kurumlarımızın işlevini kaybetmesine yol açan bu ihlalleri takip etmeye ve sorgulamaya devam edeceğiz.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur.

image.jpg

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Yalan üstüne yalan…


18 Temmuz 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Başbakanın aile bireylerinin, kan ve sıhri akrabalarının, çocuklarının arkadaşlarının, dünürlerinin, AKP’li Milletvekillerinin, iş adamlarının yönetim ve genel kurul üyesi oldukları TÜRGEV’le ilgili iddia ve bulguların, tahmin ve tasavvurun ötesinde boyutlara ulaştığı anlaşılmaktadır.

Başbakanlık Müşaviri İbrahim Eren’in; TRT Genel Müdür Yardımcısı, Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyesi, Turkuvaz grubunda Genel Müdür olarak ve nihayet Türgev üyesi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu tablo, “Milletin Adamı” sloganıyla aday olan R.Tayyip Erdoğan’ın ve Hükümetin; devlet yetkilerini ve kamu kaynaklarını acımasızca istismar ve talan ettiklerini gösteren bir tablodur.

Bu tablonun oluşmasında, Bakanlar Kurulunun tüm üyelerinin siyasi ve anayasal sorumluluğu vardır.

“Devlet Memuru” olma şartlarını kazanmadığı için Başbakanlık Müşaviri olmaması gereken bir Kişinin; TRT mevzuatı, Anayasanın 133.maddesi ve Anayasa Mahkemesinin kararlarına rağmen, TRT Genel Müdür Yardımcılığı görevine getirilmesi hukuk adına, siyasi etik adına ihlalden öte utanç verici bir durumdur.

TRT ve kamu yayıncılığı konusunda “temayüz” etmesi söz konusu olmayan bir kişinin, tüm bu ihlallerin dışında ayrıca Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyesi olarak görevlendirilmesi ve ticaret siciline göre Turkuvaz grubunda halen Genel Müdür olarak görev yaptığının sabit olmasına göre; Hükümet adına birilerinin, bu hukuksuzluğa ve talana açıklama getirmesi gerekir.

Türkiye, AKP’nin Kamu yönetiminde 10-11 yıldan bu yana yarattığı tahribata rağmen; Muz Cumhuriyeti olmamıştır, herhangi bir 3. Dünya ülkesi haline gelmemiştir. Türkiye’nin, bu keyfilikleri sorgulayacak vicdanı, ortak aklı ve sağduyusu vardır.

Önerge konusunun, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın görev alanına girmesi ve ayrıca Hükümet sorumluluğunu gerektiren ihlallerin varlığı sebebiyle; işbu önergenin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yöneltilmesi gereği doğmuştur.

Buna göre;

Adı geçenin, 1 günlük kamu görevi olmadığı sabit olduğuna göre; Ticaret Sicili ve RTÜK kayıtlarına göre halen Turkuvaz grubunda Genel Müdürlük, Türk Telekom Yönetiminde ve Başbakanlık Müşavirliğinde görev yaparken; bir taraftan da TRT Genel Müdür Yardımcılığı görevini sürdürmesi hangi hak, hukuk, adalet ve takdir yetkisiyle bağdaşır?

Bu görevlendirmenin yasal ve takdiri gerekçesi nedir?

17 Temmuz 2014 Yalan stne yalan….pdf

17 Temmuz 2014 Yalan stne yalan….docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : TRT “Gerçek Dışı Açıklama” Yapmaya Devam Ediyor.


17 Temmuz 2014

Basın Duyurusu ;

TRT “Gerçek Dışı Açıklama” Yapmaya Devam Ediyor…

Turkuvaz Televizyon ve Radyo İşletmeciliği A.Ş. vekili Av.Cem Şahin imzasıyla, RTÜK’e sunulan 15.05.2014 tarihli dilekçeye-başvuru formuna göre; (Dilekçenin evrak kaydı 15.05.2014-016881 sayılıdır) İbrahim Eren, 11.04.2013 tarihinden bu yana sözü edilen şirkette “Genel Müdür” olarak görev yapmaktadır.

Bu sebeple; adı geçenin, Turkuvaz grubundaki görevinden 11.07.2013 tarihi itibariyle ayrıldığı yönünde, TRT Genel Müdürlüğü tarafından bugün yapılan açıklama, gerçeklerle ve resmi kayıtlardaki beyanlarla-kabullerle örtüşmemektedir.

TRT ve İbrahim Eren, kayıt ve yasa dışı ilişkilerini bugün bile sürdürme gayreti içindedir. Yasal ve etik ihlalleri, görev ve yetki süistimallerini bünyesinde barındıran bu ilişkileri, sorgulama ve kamuoyunu doğru bilgilendirme görevimizi bundan böyle de sürdüreceğiz.

–Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur.

17 Temmuz 2014 Basn duyurusu.pdf

17 Temmuz 2014 Basn duyurusu.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Çevre ve Doğa Katliamlarına Ne Pahasına Göz Yumulur ?


10 Temmuz 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

09.10.2013 Tarihinde kabul edilen 4982 sayılı “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu”, AKP İktidarları döneminde, demokratikleşme konusunda gerçekleştirilen en önemli düzenlemelerdir.

Özü itibariyle halkın doğru bilgilendirilmesini, belgeye erişimini amaçlayan bu yasanın uygulanmasında ise, ciddi sorunlar ve engeller yaşanmaktadır. Engellemeler doğrudan Hükümet nüfuzuyla gerçekleştirilmektedir. Başvuru ve itirazları değerlendiren ve Başbakanlık bünyesinde görev yapan “Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu” ise, görevini yasanın amacına aykırı bir şekilde yapmaktadır. “Hükümet ajanlarından“ oluşan bu Kurul, çoğu zaman temel hak ve özgürlükleri ihlal pahasına görev yapmaktadır.

Hükümetin, halkın doğru bilgilendirilmesi ve belgeye erişim konularında samimi ve tutarlı olmadığını gösteren yoğun ihlaller mevcuttur. Bu ihlalleri ayrıca değerlendirmek kaydıyla şimdiki hal, Çevre Konularında “Belgeye Erişim, Karar Vermeye Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru” esaslarını düzenleyen “Aarhus Sözleşmesinin” Türkiye tarafından onaylanmasının önemini vurguluyoruz.

Çevre ve doğa katliamının kontrol edilemez bir hal aldığı bu dönemde, Kasım 2009 tarihi itibariyle, Avrupa Birliği’nin yanı sıra 43 Ülke tarafından bu sözleşmenin imzalandığına dikkati çekiyor ve Hükümeti olumlu tavır almaya davet ediyoruz.

Türkiye halen bu sözleşmeyi imzalamayan ülkeler arasındadır.

Bu açıklama ve değerlendirmeler Işığında soruyoruz;

(1) Bu sözleşmenin onaylanmasının, Avrupa Birliğine üyelik yolunda yerine getirilmesi gereken şartlardan olduğu; keza özellikle son 4-5 yılda doğa ve çevre konularında “katliam” boyutlarında ihlallerin gerçekleştirildiği göz önüne alındığında;

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu çerçevesinde hazırlanıp, 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın “Aarhus” kentinde imzaya açılan ve Kasım 2009 tarihi itibariyle 43 Ülke tarafında imzalanan bu sözleşmeyi, Türkiye neden imzalamamaktadır?

(2) Bu sözleşmenin, TBMM’nin onayına sunulması yönünde çalışma yapılmakta mıdır?

10 Temmuz 2014 Aarhus Szlemesi hakknda.pdf

10 Temmuz 2014 Aarhus Szlemesi hakknda.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART :“Soru Çalanlar” Üzerinden “Sulh Ce za Hakimi” Yaratmak İsteyenler…


10 Temmuz 2014

Basın Toplantısı Metni ;

(Konuşmaya esas metin)

“Soru Çalanlar” Üzerinden “Sulh Ceza Hakimi” Yaratmak İsteyenler…

15 Haziran 2012 tarihinde yaptığımız basın toplantısında; “AKP İktidarlarında Özel Yetkili Mahkemeler bitmez !!!” başlığıyla hazırlamış olduğumuz metinde;

AKP döneminde artık yargıçlık sınavlarında bile “soru servis edilerek-sorular çalınarak” yargıçlık sınavlarının yapıldığını dile getirmiş; bu yönetim anlayışından “adalet ve toplumsal barışın” çıkamayacağını; haksız uygulamalar sonucunda sınavları “hakkıyla ve emeğiyle” kazanmış olan Yargıç-Savcı adaylarının da mağduriyet yaşadıklarını dile getirmiş ve bu süreci sorgulamıştık.

Hükümet eliyle yaratılan bu adaletsizliğe karşı, Cumhurbaşkanlığı Makamının, Devlet Denetleme Kurulunu ivedi olarak harekete geçirmesi gereğini ifade etmiştik.

Bu açıklama ve değerlendirmelerin devamında; 03 Temmuz 2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, Adalet Bakanlığına ve ÖSYM Başkanlığına yaptığımız başvurularda ise;

06 Mayıs 2012 tarihinde yapılan Avukatlıktan Yargıçlığa Geçiş Sınavlarında, usulsüzlük ve ayrımcılık yapıldığını ve soruların bir bölüm adaya önceden servis edildiği gerekçesiyle, somut delillerle suç duyurusunda bulunmuştuk.

İleri sürülen iddiaların ciddiyeti ve ortaya çıkan somut bulgular üzerine;

ÖSYM Başkanlığı 28.08.2012 tarihli ve 13 sayfalık raporu esas alarak; sınav sorularının sınavdan önce bir kısım adaya ulaştırıldığı, sınavın ölçme ve seçme niteliğini kaybetmiş olduğu, sınavın gizlilik ve güvenlik içinde gerçekleşmediği gerekçesiyle; 06 Mayıs 2012 tarihli “Adli Yargı-Avukat-1” sınav sonuçlarının iptaliyle, yerine eş değer sınav yapılmasının uygun olacağı yönünde işlem tesis etmiştir.

ÖSYM yapmış olduğu incelemede; usulsüzlük anlamında “skandal verilere” ulaşmıştır. Skandal boyutlarına ulaşan bu maddi bulguları yok edemeyen ÖSYM, sonuç bölümünde ise; “somut bir delil yok, bu sebeple faile ulaşamıyorum, ancak sınav güvenliği kalmadığı için sınavı iptal ediyorum…” diyerek; bir taraftan maddi olayın üstünü örtemez hale geldiğini itiraf etmiş; bir taraftan da kendi kurumunu ve personelini koruma telaşına düşmüştür.

Adalet Bakanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu arada ne yapmıştır?

Bu konuları kararlılıkla dile getirdiğimizde, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin; “…. Kart’ın bu tür iddiaları dile getirmesinden ötürü işi gücü bırakıp ona cevap verecek mecalimiz yoktur…” diyerek; bir taraftan kendi sorumluluğunun ve suçluluğunun üstünü örtme telaşına girmiş, bir taraftan da kendince bir kibir içerisinde, sorumsuz ve gayri ciddi tavrını sürdürmüştür.

Yaratılan “kaos ortamı” sebebiyle, Sayın Sadullah Ergin acaba “vicdani bir değerlendirme” yapma erdemini ve sorumluluğunu gösterebilecek midir? İhtimal vermiyorum….

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise,

05.03.2013 tarih-2012/85109-213/15958 sayılı kararıyla;

ÖSYM Başkanlığının yukarıda sözü edilen 28.08.2012 tarihli inceleme raporuna atıfta bulunarak; 100’den fazla adayın usulsüzlük yoluyla sınavı kazandıklarını, ancak Adalet Bakanlığı görevlileri ile ÖSYM bürokratlarının bu kişilere soruları servis ettiğine dair delil elde edilemediğini; şüphelilerin tümü yönünden 06 Mayıs 2012 tarihli sınav ile 13 Ekim 2012 tarihli sınav sonuçlarına göre bariz farklılıklar var ise de, şüphelilerin sınavlara hazırlanma sürecindeki özel ve ailevi nedenlerin bu sonuçlarda etkili olabileceği gerekçesiyle; tüm şüpheliler yönünden “kovuşturmaya yer olmadığına” karar vermiştir.

17-25 Aralık 2013 tarihinde ortaya çıkan “yolsuzluk operasyonu” sonrasında ise, tablo ve dengeler bir kez daha değişmiştir. Kartlar yeniden karılmış ve yeni bir dönem başlamıştır.

Takipsizlik kararıyla üstü örtülen dosya yeniden canlandırılmış, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/20429 soruşturma sayılı dosyasıyla soruşturma evrakı yenilenmiştir.

Dosyanın yenilenmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması Bizim de amaçladığımız bir durumdu.

Bu sebeple, dosyanın yenilenmesi üzerine, daha önce görev ve yetkilerini kötüye kullanarak takipsizlik kararını verilmesini sağlayan dönemin Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş, ilgili savcılar Ömer Faruk Tezel ve Şadan Sakınan hakkında, 2802 sayılı yasa uyarınca gereğinin yapılması için başvuruda bulunduk.

Ancak, gelinen aşamada da; maddi gerçeğin ortaya çıkartılması, tüm fail ve sorumluların tespiti yerine; ayırımcı bir anlayışla ve husumet duygularıyla soruşturmanın sürdürüldüğünü ve yönlendirildiğini görüyoruz. Şöyle ki;

ÖSYM Başkanlığı ve HSYK’nın tespitlerine göre; kendilerine soru servis edilen ya da soru çalarak Yargıç Adayı konumuna gelen ve halen Yargıç-Savcı olarak görev yapan 73 Kişi vardır. Bu kişilerin isimleri savcılık dosyasına ulaşmış durumdadır. Bu kişiler yönünden “meslekten ihraç” prosedürünün başlatılacağı anlaşılmaktadır. Bu kişiler yönünden, yasal unsurlarıyla eylem “sübut” bulduğu takdirde, elbette yasal gereği yapılmalıdır. Bunda tereddüt etmemek gerekir.

Ancak bu isimlerin arasında, AKP İl ve İlçe örgütlerine mensup olan isimlerin bulunmadığı, bu isimlerin özenle ayıklandığı görülmektedir. Bir başka ifadeyle, bu aşamada da kanunsuzluk, ayırımcılık ve görevi kötüye kullanma durumu devam etmektedir.

3 Temmuz 2012 tarihli suç duyurusu dilekçemizde somut olarak ortaya konulduğu gibi; suç ilişkileri içinde sınavı kazananlar arasında, AKP’nin Belediye Meclis üyeleriyle, İl ve İlçe yöneticileri de vardır. Bu şekilde suç ilişkileri sonucunda soru çalarak-soru servis edilerek sınavı kazandığı belli olan en az 50 Kişi, 73 Kişilik listenin dışında bırakılmıştır.

Tipik bir AKP klasiği yaşanmaktadır.

Yine görev suistimali yoluyla soruşturmaya müdahale edilmektedir.

Maddi gerçeğe ulaşmak yerine; intikam duygularıyla ve ayırımcı bir anlayışla soruşturma mercilerini araç olarak kullanan bir zihniyet yargıya müdahale etmektedir.

Süreç ve bulgular göz önüne alındığında; soruların servis edilmesi yoluyla, halen Yargıç ve Savcı olarak görev yapan kişilerin sayısının en az 125 Kişi civarında olduğu kanısındayız. Esasen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda sözü edilen takipsizlik kararında ve ÖSYM’nin bulgularında da, usulsüzlük yoluyla Yargıç ve Savcı konumuna gelen kişi sayısının 100’ün üzerinde olduğu sabittir.

Hal böyle olduğuna göre; bu kişiler neden korunmaktadır?

Çünkü; bu kişiler, Başbakanın “bizim arkadaşlarımız” dediği yargıçlar ve savcılardır. Bunlara artık “Sulh Ceza Hakimi sıfatıyla” ve acil olarak ihtiyaç vardır!!! El koymalarda, gözaltı, arama kararlarında, tutuklamalarda, itirazlarda bu savcılar-yargıçlar; üstlerine düşen görevi yapacaklardır….

Soruşturmayı sürdüren Savcılık Makamına, HSYK’ya ve Adalet Bakanlığına bir kez daha sesleniyoruz;

Sınav soruları ÖSYM bünyesinde her Kim-Kimler tarafından servis edilmiş ise, ayrım yapmadan bu durumu tespit edin ve bu kişiler yönünden “soruşturma izni” prosedürünü başlatın.

Keza, servis edilen soruları alarak-çalarak Yargıç ve Savcı olan her Kim

Kimler varsa; ayrımcılık yapmadan, AKP ile mevcut olan İl-İlçe Yöneticiliği, üyelik ya da Belediye Meclisi üyeliği ilişkisine bakmaksızın, tüm fail ve sorumlular yönünden yasal süreci başlatın.

Adalet Bakanlığı olarak, soruşturmalara müdahale etmekten artık vazgeçin.

Açıklaması yapılan bu tablo, tarafımızdan “genel unsurlarıyla” tespit

edilmiş durumdadır. Ancak, isimlendirmeyi yapmak-illiyeti kurmak, Bizim görev ve yetki alanımızda olmadığı için, isimlendirme yapmak yerine; Anayasal Kurumları, son 10 yıldaki haksız ve keyfi uygulamalardan ders alarak, (HSYK ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başta olmak üzere) görevlerini “doğru ve tarafsız” bir şekilde yapmaya davet ediyoruz.

AKP’ye de; “yeni ve Özel Yetkili Mahkemeler” yaratarak, “adaleti ve toplumsal barışı” tesis edemeyeceğini bir kez daha hatırlatarak; Türkiye’nin Hukuk Sistemini talan etmekten vaz geçmeye davet ediyor ve uyarıyoruz.

10 Temmuz 2014-Avukatlıktan Yargıçlığa geçiş sınavları hakkında Basın Toplantısı metni.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : “Atatürk Anıtı” üzerinden ticaret yapanlar ve “oldu-b itti” yaratmak isteyenler ?


10 Temmuz 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Efkan ALA tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

İlgi; İçişleri Bakanı Efkan ALA’ya Tarafımızdan Yöneltilen 23 Nisan 2014 tarih-42929 sayılı yazılı soru önergesi.

İlgi önergemizde; Konya kent merkezinde bulunan Atatürk Anıtının; Cumhuriyet tarihimizde 1926 yılında inşa edilen 2. Anıt olduğu, anıtın bulunduğu alanın Konya’nın en önemli ve bilinen alanı olduğu, bu bölgenin “Anıt Alanı” olarak adlandırıldığı; resmi törenlerin ve kutlamaların yapıldığı bu alanın, Cumhuriyetin sembolü haline geldiği ifade edildikten sonra; Anıtın bulunduğu alanda görünürde sürdürülen bir tadilat çalışması olmamasına rağmen, neden üstünün örtüldüğü ve resmi törenlerin neden bu alanda yapılamaz hale geldiği sorgulanmıştır.

Önergemizi müteakip; anıt ve kaidesi üzerinde tadilat çalışmalarının sürdürüldüğüne dair “bir tabela” ortaya çıkmıştır. Bu tabelaya göre; anıtın bakım ve onarım işi ile havuz ve çevre düzenlemesi çalışmalarının, 27 Mayıs 2014 tarihinde bitirileceği ilan edilmiştir. Tüm bu hususları sorgulayan ilgi önergemize Muhatap Bakan Tarafından süresi içerisinde cevap verilmediğinden, önergemiz TBMM’de 05 Haziran 2014 tarihli Gelen Kağıtlarda yayımlanmıştır.

İçişleri Bakanının sorumsuz ve duyarsız tavrı, Atatürk Anıtıyla ilgili konuda da kendisini göstermiştir. Keyfilik, sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik içeren bu yaklaşımın, Atatürk Anıtının bulunduğu bölgede, imar planları yönünden “oldu-bitti” yaratacağı yönündeki kaygılarımızı daha da pekiştirdiğini önemle ifade ediyoruz. Stadyumun, DSİ’nin ve okulların bulunduğu bu alanda; Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde kapalı kapılar ardında rant yaratma çalışmalarının sürdürüldüğüne dair sorularımıza ısrarla cevap verilmemektedir.

Teknik olarak zorluğu olmayan “bakım ve onarım ve çevre düzenlemesinin” bu kadar uzaması ve bu dönemde resmi törenlerin anıt alanında yapılamaz hale gelmesi, başlı başına sorgulanması gereken bir haldir. Öte yandan, yapılan ilanda ayrıca “havuz” düzenlemesi yapılacağı ifade edilmiş ise de; Atatürk anıtına havuz yapılmasının kabul edilemez bir çalışma olacağını ve esasen projeye aykırılık teşkil edeceğini, bu yönde yapılacak bir tadilatın Atatürk anıtının “orjinalliğine ve özelliğine” zarar vereceğini, bu sebeple havuz yapımına dair çalışmadan vazgeçilmesi gereğini de önemle ve yeri gelmişken vurguluyoruz.

Bu bilgi ve değerlendirmeler ışığında bir kez daha soruyoruz:

Atatürk anıtına müdahale niteliğindeki bulguları içeren, ilgi önergemize neden cevap verilmemiştir? Bu durum başlı başına “keyfilik, sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik” anlamına gelmez mi?

27 Mayıs 2014 tarihinde bitirileceği ifade edilen bakım ve onarım çalışmaları neden sonuçlanmamıştır? İlgili firma hakkında neden hukuki yaptırımlar uygulanmamaktadır? Çalışmalar ne zaman sonuçlandırılacaktır?

İlgili Firma neden korunmaktadır?

Anıtın bulunduğu alanda ve projede havuz söz konusu olmamasına rağmen, hangi amaç ve gerekçeyle, bakım ve onarım çalışmalarının içine “havuz da” ilave edilmiştir? Havuz yapımının projeden çıkarılması ve işin bedelinden indirim yapılması için, üstünüze düşen idari ve yasal müdahaleyi yapacak mısınız?

Cumhuriyetin hafızasını ve kazanımlarını sembolize eden bu anıtın bulunduğu bölgede (Atatürk stadyumu, Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü ve Okulların bulunduğu alan); imar değişikliği ya da ticari alana dönüştürme yönünde sürdürülmekte olan her hangi bir çalışma var mıdır?

Bu kaygılarımızı ısrarla dile getiren önergelerimize rağmen, bu konuya neden açıklama getirilmemektedir?

10 Temmuz 2014 Ant iin Soru nergesi.pdf

10 Temmuz 2014 Ant iin Soru nergesi.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : “İhaleye fesat karıştırma” konusu nda uzman olanlar !!!


09 Temmuz 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

Konya Büyükşehir Belediyesinin “Granit Taş alımı” şartnamesine göre; 15.000 metrekare –Bergama Granitinin alımı yapılacaktır. Teslim süresi 20 gündür.

Konunun uzmanlarının verdiği bilgiye göre; bu nitelikte ve bu hacimde taşın asgari teslim süresi 75-80 gündür. 20 gün içinde teslimi mümkün değildir.

İhale şartnamesinin ilan edildiği tarih ve işin niteliği göz önüne alındığında; Belediye bünyesinde bu işin-bu işlerin daha önceden danışıklı olarak ve yasaya aykırı bir şekilde bağlantılarının yapıldığına dair ciddi bulgular söz konusudur. Sadece bu işte, Büyükşehir Belediyesinin kamu zararının asgari 500.000TL tutarında olduğu öngörülmektedir.

Büyükşehir Belediyesinin benzeri uygulamalarının, pek çok ihalede yapıldığına dair iddia ve bulgular söz konusudur.

Bu açıklamalar ve değerlendirmeler ışığında soruyoruz;

(1) Yukarıda anlatımı yapılan bulgulara göre; Granit Taş alım ihalesinin 75-80 günden evvel sonuçlanması mümkün olmadığı halde; 20 günlük teslim süresinin ihale şartnamesine konulmuş olması; “ihaleye fesat karıştırıldığı” anlamına gelmez mi?

(2) Sözü edilen maddi bulgular ve başka ihalelerde de benzeri ihlallerin gerçekleştirildiği göz önüne alındığında; diğer ihlaller bir tarafa, açıklaması yapılan iddia ve bulgular yönünden, idari inceleme ve sonucuna göre soruşturma sürecini başlatacak mısınız?

09 Temmuz 2014 Granit Taş Alım İhalesi hakkında.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Hava Kuvvetleri’nde ayırımcılık devam ediyor


07 Temmuz 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

İlgi ; (a) Milli Savunma Bakanı’na Tarafımızdan yöneltilen önergeye karşı, Bakanın 6 Ocak 2014 Tarih – 33041 sayılı önerge cevabı.

(b) Milli Savunma Bakanı’na Tarafımızdan yöneltilen 8 Mayıs 2014 Tarih- 44548 sayılı yazılı soru önergesi.

İlgi (b) önergemizde; Genel Kurmay Başkanlığı bünyesinde ağırlıklı olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda subay-astsubayların bir bölümüne yönelik olarak “özel hayatları, mezhepleri ve etnik kökenleri” üzerinden usulsüz soruşturma yöntemleri ile ayrımcılık yapıldığı; bu suretle “ fişleme ve tasfiyeye” yol açıldığı iddiaları bir kez daha dile getirilmiştir.

Disiplin soruşturması niteliğinde olan bu soruşturmaların, subay ve astsubay mevzuatına göre ilgili disiplin amiri tarafından yapılması gerekirken, Hava Kuvvetlerinin İstihbarat Birimi tarafından yapıldığı görülmektedir.

Hava Kuvvetleri İstihbarat Biriminin ise, MİT ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında mevcut olan bilgi ve belgeleri esas alarak bu operasyonları yaptıkları anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle, Hava Kuvvetleri İstihbarat Birimi, MİT’in havuzundan beslenmektedir. MİT’in “ kanunsuz emir ve talimat” pahasına fişlemeler yaptığı, en son 17.4.2014 tarihinde kabul edilen 6532 sayılı yasa ile bu hususun ayrıca “ yasal güvenceye” kavuşturulduğu göz önüne alındığında, “tasfiye ve fişlemenin” Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde de, operasyon ve tasfiye boyutlarına ulaştığı anlaşılmaktadır.

Genel Kurmay Adli Müşavirliği’nde; bu konularda Tarafımıza 14 Mayıs 2014 tarihinde aralarında 1 General’in de bulunduğu 6 Subay tarafından bilgi verilmiş ise de; yukarıda açıklaması yapılan safahat karşısında, Heyetin yaptığı bu bilgilendirmenin “ hukuki ve yasal bir değerinin” olmadığı açıktır. Heyet; İstihbarat Biriminin, disiplin soruşturması yapması vakıasına, hiçbir ciddi ve yasal açıklama getirememiştir.

Olay böylesine “kronik” bir aşamaya gelmesine rağmen, kanunsuz emir ve talimat niteliğindeki uygulamaların aynı tempo ile sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Milli Savunma Bakanlığı ilgi (b) de sözü edilen önergemize süresi içinde cevap vermediğinden, önergemiz 3 Temmuz 2014 tarihli “ Gelen Kağıtlar” listesinde yayımlanmıştır.

Milli savunma Bakanlığı “tasfiye ve fişleme bulgularına” karşı hiçbir açıklama getirememiştir. Silahlı Kuvvetlerimize yönelik olarak 2006-2007’li yıllardan bu yana sürdürülen psikolojik harekat ve yasadışı uygulamaların “ bir başka boyutuyla” devam ettiği anlaşılmaktadır.

Ayırımcı bir anlayışla ve ısrarla sürdürülen tasfiye-fişleme sürecine karşın, Genel Kurmay Başkanlığının sessiz kalması, kendi mensuplarının ve camianın hukukuna sahip çıkmaması kaygı vericidir. Hükümetin sessizliği ise olayın vahametini arttırmaktadır.

Bu değerlendirmelerle, 44548 sayılı soru önergemize konu olan soruları bir kez daha dile getiriyoruz;

1. Böylesine somut ve ciddi bulguları içeren soru önergesine cevap verilmemesi, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde tasfiye ve fişlemenin sürdürüldüğü anlamına gelmez mi?

2. 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu 13 ve 30. maddeleri ile 6413 sayılı TSK Disiplin Kanunun 7. maddesi ; bu yasalarla uyumlu olarak düzenlenmiş olan TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 45, Subay Sicil Yönetmeliğinin 92 ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 61. maddelerine göre; Silahlı Kuvvetlerimiz bünyesindeki disiplin soruşturmalarının Sıralı Sicil Amirleri tarafından yapılması zorunlu olmasına rağmen; bu soruşturmalar neden İstihbarat Birimleri tarafından yapılmaktadır?

Kanunsuz Emir ve Talimat” niteliğinde olan ve bir taraftan TSK’nın işlevini zaafiyete uğratan , bir taraftan da ayırımcı uygulamalar sebebiyle başlı başına huzursuzluğa yol açan bu haksız uygulamalar neden ısrarla sürdürülmektedir? Bakanlığınız tarafından neden müdahale edilmemektedir?

(3) 2013 ve 2014 yıllarında Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde emeklilik veya istifa sebebiyle Kurumdan ayrılanların sayısı nedir?

07 Temmuz 2014 soru nergesi Hava Kuvvetleri.pdf

07 Temmuz 2014 soru nergesi Hava Kuvvetleri.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Başbakan’ın Kamuoyundan Sakladığı “Aklanma” (!) Raporu


Basın Duyurusu ;

Başbakan’ın Kamuoyundan Sakladığı “Aklanma” (!) Raporu…

Başbakan’ın, oğlu Bilal Erdoğan ile yaptığı telefon konuşmalarıyla ilgili TÜBİTAK raporu hakkında; Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu Başkanlığı’na, Tarafımızdan yapılan başvurunun örneği 3 sayfa olarak ilişikte sunulmuştur.

Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur.

08 Temmuz 2014

Başbakanlık – Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu Başkanlığına

Ankara

İtiraz eden :

Atilla Kart (TC 45304554606)

Konya Milletvekili – Anayasa Komisyonu Üyesi

TBMM Ankara

İtiraz olunan işlem : TÜBİTAK’ın 2.07.2014/126350 sayılı işlemi.

Tebliğ tarihi : 7 Temmuz 2014

İtiraz sebepleri : (I) 17 Aralık yolsuzluk operasyonu sürecinde Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın, oğlu Bilal Erdoğan ile yapmış olduğu konuşmalarla ilgili ses kayıtları, Türkiye gündemindeki önemini korumaktadır. 6 ay boyunca ses kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmaktan kaçınan Başbakan’ın, aradan 6 ay geçtikten sonra, tüm kadroları değiştirilen TÜBİTAK’tan aldığı-aldırdığı rapora göre; ses kayıtlarında hece hece montaj…”yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı hakkında böylesine ağır iddiaları içeren suçlamalardan dolayı, “aklanma sonucunu” doğuracak yasal gelişmelerin ortaya çıkmasından, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak memnuniyet duyarız. Böyle bir sonucun ortaya çıkması halinde, Başbakan’ın da göğsünü gere gere sözü edilen raporu ve dayanaklarını, kamuoyuyla paylaşması ve Uzmanların incelemesine açması gerekir.

(II) Bu gerekçeyle Başbakanlığa yaptığımız başvuru, ilgisi sebebiyle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na gönderilmiş; Bakanlığın ise evrakı TÜBİTAK’a göndermesi sonucu, TÜBİTAK yukarıda sözü edilen işlemi tesis etmiştir. TÜBİTAK; 2.07.2014-126350 sayılı işleminde; 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanununun 20. Maddesine göre; adli kovuşturma ve kovuşturmaya ilişkin bilgi veya belgeleri;

Suç işlenmesine yol açması, Soruşturma ya da kovuşturmayı tehlikeye dönüştürmesi, Yargılama görevinin gereğince yerine getirilmesini engellemesi, Hakkında dava açılmış bir kişinin adil yargılanma hakkını ihlal edecek, nitelikte olması halinde; “mezkûr belgenin kamuoyuna açıklanamayacağı” gerekçesiyle talebimizi reddetmiştir.

(III) Mezkûr işlemin; kamu yönetimi ciddiyeti ve sorumluluğuyla, halkın doğru bilgilendirilmesi hakkıyla bağdaşır bir yönü olmadığından; itirazımızın kabulüyle, bilgi ve belgeye erişimin sağlanmasına karar verilmesi için, iş bu başvuruyu ve itirazı yapmak gereği doğmuştur; Şöyle ki

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı adayı ile aile bireyleri hakkında, içeriğinde suç bulgularını barındıran “yasal ve somut bulgulara” dayalı olan ses kayıtları mevcuttur. Bu ses kayıtlarının gerçeğe uygun olduğu, her hangi bir montajın olmadığına dair uluslararası kuruluşlardan alınan raporlar vardır. Hal böyle olmasına rağmen; TÜBİTAK bünyesinde kadro değişiklikleri yapıldıktan ve aradan 6 ay geçtikten sonra, ses kayıtlarının “hece hece montaj” olduğuna dair, TÜBİTAK’tan rapor alınmış olması, başlı başına soru işaretlerini beraberinde getirmiştir.

Bu raporun tüm bulgularıyla birlikte kamuoyunun bilgisine sunulması gerekir.

Bir ülkenin Başbakanı hakkında “aşama ve ciddiyet kazanmış” olan iddiaların tahkiki zorunludur. Bu iddiaların, ilgili idari ve adli mercilerde tartışılması gerekir. Bu tartışmaların sağlıklı ve verimli bir şekilde yapılabilmesi için, iddialarla ilgili bulgular hakkında kamuoyu bilgilendirilmelidir. Suçlamaya konu olan bulgular, suçlamayla ilgili olarak Başbakan tarafından yapılan savunmalar ve nihayet bu iddiaların “Uzman Kurum’lar” tarafından tartışılıp, değerlendirilmesi; demokrasinin ve şeffaf bir toplum olmanın gereğidir.

Maddi gerçeğe ancak bu şekilde ulaşılabilir.

Böylesine ağır iddialar açıklık kazanmadığı, üstü örtüldüğü takdirde; bir taraftan suçlamaların önü kesilmeyecek, bir taraftan da Başbakanlık makamı sürekli olarak tartışılacak ve yıpranacaktır. Türkiye normalleşemeyecektir.

(3) Öte yandan ve esasen; İhtilafa ve talebe konu olan raporun, kamuoyunun bilgisine sunulmasında ”üstün kamu yararı” vardır. Kamu yararının söz konusu olduğu hallerde, hiçbir istisnai hüküm söz konusu olamaz. Kaldı ki, raporun kamuoyuyla paylaşılması, Başbakan’ın da yararınadır. Böylece, yukarıda ifade edildiği gibi, Başbakan’a yönelik olarak dile getirilen haksız eleştiri ve yorumlar da son bulacaktır. Başbakan, hukukunu koruyacak ve hakkını arayacaktır. Başbakan’ın bu anlamda yeterince gücü vardır.

Aksine bir yaklaşımla ve “Kamu yetkisinin kötüye kullanılması” suretiyle bilgi akışının engellenmesi, halkın doğru bilgilendirilmesinin engellenmesi anlamına gelecektir. Böyle bir anlayış ise, ancak “Dikta” yönetimlerinde söz konusu olabilir. Bu taktirde, Başbakan’ın, yolsuzluk suçlamalarının üstünü örttüğü yönünde toplumda mevcut olan kanı, yaygın hale gelecektir.

Böylesine ağır şaibelerin varlığını sürdürmesi halinde, Türkiye’nin “normalleşmesi“ ve toplumsal barışın tesisi mümkün olamayacaktır.

(IV) Özetle;

Açıklanan sebeplerle; Başbakan’ın; kendisini aklayan (!) bir raporu, kamuoyundan gizlemesi, ancak “3. Dünya ülkelerinde görülebilecek dramatik ve antidemokratik” bir uygulamadır. Türkiye, “kara mizahın” bu kadarını hak etmiyor….

Türkiye, “3. Dünya Ülkesi” değildir.

Türkiye, Başbakan ve aile bireyleriyle ilgili “ciddi şaibelerin” , Başbakan’ın nüfuzuyla üstünün örtülebileceği bir ülke olamaz, olmamalıdır.

Talebe konu olan raporun, kamuoyunun bilgisine sunulmasında “üstün kam yararı” vardır.

Bu değerlendirmelerimiz ışığında itirazımızım kabulüyle, bilgi ve belgeye erişimin sağlanmasına karar verilmesini saygıyla talep ederim.

Eki :

TÜBİTAK’ın 2.07.2014-126350 sayılı yazısı

Muteriz

Atilla Kart

Konya Milletvekili

08 Temmuz 2011 TBTAK– Bilgi edinme deerlendirme kurulu bakanlna.pdf

08 Temmuz 2011 TBTAK –Bilgi edinme deerlendirme kurulu bakanlna.docx

08 Temmuz 2014 TBTAK Basn duyurusu.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Başbakan’ın Haksız Edindiği Mal Varlığı


4 Temmuz 2014

Basın Duyurusu ;

Başbakan’ın Haksız Edindiği Mal Varlığı….

Cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan’ın; danışıklı yollarla “Oğulları, Kızları, Damatları, Dünürleri” üzerine intikal ettirdiği mal varlığıyla ilgili olarak;

3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa muhalefet ettiğinden dolayı, Tarafımızdan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına fezleke düzenlenmesi talebiyle, 4 Temmuz 2014 tarihinde suç duyurusunda bulunulmuştur.

7 Sayfadan ibaret suç duyurusu dilekçesi ilişikte sunulmuştur.

Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur.

Atilla Kart

Konya Milletvekili

04 Temmuz 2014

Cumhuriyet Başsavcılığına

Ankara

Suç Duyurusunda

Bulunan ;

Atilla Kart.( 45 30 45 54 606)

CHP Konya Milletvekili.

TBMM Anayasa ve Karma Komisyon Üyesi.

TBMM-Ankara

Hakkında Duyuru Yapılan-

Şüpheli ; R.Tayyip Erdoğan

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı-Ankara.

Müsned Suç ;

Haksız çıkar ilişkileri ve nüfuz suiistimali yoluyla ; 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa muhalefet etmek.

Suç Tarihi ; 2005 yılı ve sonrası.

Olay ve Değerlendirme ;

(A) Olay;

(I) Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal, siyasi ve ekonomik anlamda en büyük rüşvet ve yolsuzluk olayı olduğu anlaşılan 17 Aralık’la ilgili gerçeklerin üstü artık örtülemez hale gelmiştir. Son 10-15 gün içerisinde yeni bulgular ortaya çıkmıştır.

Bakan’lar ve Bakan çocukları, iş adamları, bürokrat” üçgeninde gelişen rüşvet ve yolsuzlukların, Başbakan’ın dahliyle gerçekleştiğini gösteren bulgular ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bulgular, Hükümetin meşruiyetini tartışılır hale getirmiştir. Rüşvet ve yolsuzluğun tutarının milyar dolarlar seviyesinde olduğu anlaşılmaktadır.

(II) Diğer suçlar, suçlular ve sorumluların araştırılması, soruşturulması ve yargılanması bir tarafa; 24 Şubat 2014 günü saat 22.00 civarında internete düşen ve Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Necmettin Bilal Erdoğan arasında gerçekleştiği anlaşılan, gün boyunca devam eden görüşme içerikleri hep birlikte değerlendirildiğinde; 17 Aralık’ın asli failinin, Recep Tayyip Erdoğan olduğu görülmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Sözcüleri bu temel gerçeği daha evvel de hep dile getirmişlerdir. Siyasi ve anayasal sorumluluk boyutuyla, Recep Tayyip Erdoğan’ın bu olaylardaki dahli hep ifade edilmiştir. Ortaya çıkan bulgular; Recep Tayyip Erdoğan’ın adli anlamda da birinci derecede sorumlu olduğunu doğrular niteliktedir.

Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı konumunda olan Recep Tayyip Erdoğan; bir taraftan Konya’da Şeb-i Arus Törenleri programını uygulamak zorunda kalmış, bir taraftan da mesaisinin önemli bir bölümünü ise yolsuzluk soruşturmasının şüphelilerinden olan oğlu Necmettin Bilal ile yaptığı görüşmelere ayırmıştır. Bu görüşmelerin Ankara’da başlayıp, Konya’da devam ettiği görülmektedir.

17 ve 18 Aralık tarihlerinde yapılan bu görüşmelerde; R.Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal’e paraların – dövizlerin taşınması-sıfırlanması yolunda talimatlar verdiği, bu paraların – dövizlerin hangi evlerde olduğu, bu paralarda aile bireylerinden hangilerinin ne miktarda hisse sahibi olduğu, bu paraların nerelere-hangi iş adamlarına aktarılması gerektiği bilgileri ve ifadeleri yer almıştır.

Başbakan ile “özel ve yakın ilişki” içinde olduğu kamuoyu tarafından bilinen iş adamlarına aktarılacak bedeller dile getirilmiştir. Avukatın bakiye vekalet ücretinden de söz edilmiştir. Başbakan, her ne kadar aradan 6 ay geçtikten sonra, bu ses kayıtlarıyla ilgili olarak Tübitak’tan rapor almış ya da aldırmış ise de; bu raporu Kamuoyunun bilgisine ve uzmanların tartışmasına açamamıştır. Bu durum dahi; ses kayıtlarının gerçekliğin göstermesi bakımından son derece önemlidir.

(III) Telefon görüşmelerinde sözü edilen ve evlerde muhafaza edildiği, evlere sığmaz hale geldiği anlaşılan bu paraların yasa dışı faaliyetlerden elde edildiği açıktır.

Başbakan’ın konumu sebebiyle; bu paraların kendilerine ihale tevzi edilen ya da çıkar sağlanan iş adamlarından nüfuz suiistimali yoluyla elde edilen haksız kazancın ürünü olduğuanlaşılmaktadır.

Başbakanın eylemlerinin boyutunun, tahmin ve tasavvur edilenin ötesinde olduğu anlaşılmaktadır. Kamuoyuna yansıyan diğer bulgularla birlikte, bu konuda yapılacak soruşturmayla elde edilen rüşvetin gerçek bedeli tespit edilebilecektir.

(B) Hukuki Değerlendirme;

(I) Bilindiği gibi, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 1. maddesi; kanunun amacının, rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele olduğu,

4. maddesi ise; Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışların, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme anlamında olduğu, düzenlemesini getirmiştir.

Mezkûr yasanın amacı; kamu hizmeti veren, kamu görevi yapanların nüfuz suiistimali yoluyla haksız çıkar edinmelerini önlemektir. Kamu görevlisinin suç teşkil eden diğer eylemleri doğal olarak ayrıca tahkike konu edilecektir, edilmelidir. Bu yöndeki tahkikatın sübut bulup bulmaması bir tarafa; kamu görevlisinin mal varlığında kaynağı gösterilmeyen olağanüstü bir artış varsa , ilgili kişi öncelikle 3628 sayılı Yasaya muhalefetten yargılanacaktır.

Olağanüstü artışın varlığı sübut bulmakla, eylemin gerçekleştiğinin kabulü gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı konumunda olan Recep Tayyip Erdoğan’ın , Başbakanlık Makamının verdiği nüfuz ve güçle ; ihaleleri tevzi ettiği, iş takipçiliği yaptığı, görevini kötüye kullandığına dair onlarca olaydan dolayı hakkında ciddi bulgular söz konusudur. Bu yöndeki iddiaların tahkiki ayrı bir prosedüre tabi olmakla, şimdiki hal iş bu suç duyurumuzun konusu dışında kalmaktadır.

İş bu suç duyurusunun konusu ise, yukarıda ifade edildiği gibi , Şüphelinin geliriyle kıyas kabul etmeyecek ve kaynağı belli olmayan mal varlığındaki artış durumudur.

. Başbakanın haksız olarak edindiği bu mal varlığını; 1 ve 2. Dereceden “kan ve sıhri hısımları” olan “oğulları, damatları ve dünürleri” üzerine ve “danışıklı yollarla” intikal ettirdiğine dair “yeni ve somut” bulgular ortaya çıkmıştır. Bu bulgularla ilgili bilgileri de ilişikte sunuyoruz.

(II) Her ne kadar ses kayıtları mahkûmiyet için tek başına yeterli delil niteliğinde değil ise de , sözü edilen telefon görüşmelerini doğrulayan pek çok maddi bulgu söz konusu olmakla , sözü edilen ses kayıtlarının yasal anlamda son derece önemli olduğu kanısındayız. TİB kayıtları, baz istasyonu tespitleri ve diğer bulgular hep birlikte değerlendirildiğinde, maddi vakıanın sübut bulduğu kanısındayız.

Soruşturma içeriği ve sonucuna göre, ailenin diğer bireyleri hakkında da tahkikatın yapılması kaçınılmaz olarak söz konusu olacaktır. Şimdiki hal, olayın önemi sebebiyle “asli fail” konumunda olan Recep Tayyip Erdoğan’dan başlayarak, iş bu suç duyurusunun yapılması zorunluluğu doğmuştur.

(III) Şüpheli R.Tayyip Erdoğan’ın sözü edilen eylemleri , Bakanlar Kurulu’nun genel siyaseti ile ilgili olan bir konudan kaynaklanmamaktadır. Başbakanlık nüfuzunun kişisel suç yoluyla oluşturduğu eylemlerin sonucu olarak ortaya çıkan suçlar söz konusudur. Eylemler bu yönüyle “kişisel suç” niteliğindedir. Başbakan ve Hükümet üyelerinin genel siyaset veya görevleriyle ilgili olan sorumlulukları ayrı bir zeminde elbette hem siyasi , hem anayasal ve hem de adli boyutuyla değerlendirilmelidir.

Bu sebeple, Adalet Bakanlığının 21.12.2011 tarih-100/1 sayılı genelgesinin 3. bendi gözönüne alınarak;

Başbakan R.Tayyip Erdoğan’la ilgili olarak basına ve kamuoyuna yansıyan bilgi ve bulgular hep birlikte değerlendirilerek, R.Tayyip Erdoğan’ın ifadesine başvurulmadan ; yukarıda “müsned suç” bölümünde ifade edilen suçlamalardan dolayı fezleke düzenlenmesine karar verilmesi gerektiği açıktır.

(C ) Özetle ;

(I) Şüpheli Recep Tayyip Erdoğan’ın olağanüstü değerlere ulaşan gayri menkul mal varlığı dışında, yukarıda sözü edilen ve evlere sığmaz hale gelen paraların öncelikle 3628 sayılı yasa anlamında suç teşkil ettiği açıktır.

Başbakan gerçek mal varlığını gizlemektedir. Suç ilişkileriyle oluşturduğu mal varlığını muvazaalı ilişkilerle 3. kişilere intikal ettirmiştir. 19. madde uyarınca yapılacak incelemede bu husus açık bir şekilde ortaya çıkacaktır. Bu sebeple, isnadın sübutu ve ciddiyeti bakımından, 19. maddede tanımlaması yapılan kan ve sıhri akrabaların mal varlıklarının mutlaka araştırılması gerektiği kanısındayız.

Başbakanın 1 ve 2. Derece kan ve sıhri akrabaları durumunda olan “oğulları, kızları, damatları ve dünürleri” üzerine suç tarihi itibariyle kayıtlı olan mal varlığı, hak ve alacaklar, Tapu kayıtları ve Banka kayıtları üzerinden incelendiğinde “aradaki illiyet” ortaya çıkacaktır. Bu bilgiler basına yansımış ve kamuoyuna mal olmuştur. Buna dair özet bilgiler Sözcü gazetesinin 3 Temmuz 2014 tarihli nüshasında yayımlanmıştır. Bu yazıda sözü edilen “medya yapılanması-havuz medyasıyla” ilgili iddialar ve bulgular, ayrı bir tahkikat konusu gerektirecek nitelikte olmakla, iş bu suç duyurumuzun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Öte yandan; TİB kayıtlarının tahkiki, Başbakan’ın çocuklarının telefonlarının baz istasyonu kayıtları ve diğer bulgular hep birlikte değerlendirildiğinde; basına yansıyan ses kayıtlarının doğruluğu ortaya çıkacaktır.

Cumhuriyet Başsavcılığının tahkikatla birlikte, Başbakan hakkında yukarıda sözü edilen kapsamda fezleke düzenlemesi gerektiği; 3628 sayılı yasanın 19. maddesi uyarınca da; Başbakanın 2. dereceye kadar kan ve sıhri hısımları ile gelinleri ve damatlarından da mal bildiriminde bulunmalarını talep etmesi ve müteakip işlemleri yapması yasal bir zorunluluktur.

(II) Başbakan’ın mal varlığının, Başbakanlık kayıtlarına göre ; 16 Haziran 2011 tarihi itibariyle Rize-Güneysu-Dumankaya köyünde 2000 metrekare arsa, Banka hesaplarında toplam 3.390.384 TL, 25.000 Euro, 199.867 Dolar, 500 bin TL tutarında olduğu beyan edilmiştir.

Yukarıda sözü edilen bulgulara göre ise ; Başbakan’ın sözü edilen gerçek mal varlığı milyar dolarlar seviyesindedir.

Tüm bulgu ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; Başbakanın menkul , gayrimenkul mallarıyla hak ve alacaklarının , 3628 Sayılı yasanın 4. maddesinde ifade edildiği gibi “geliriyle kabili telif olmadığı” açıkça görülmektedir. Başbakanın gelirinin kaynağı belli değildir. Başbakanın geliri olağanüstü boyutlardadır. Bu kaynağın araştırılması gereği vardır.

(III) Başbakanın mal varlığında olağanüstü artışa yol açan nüfuz suiistimalleri Ankara ağırlıklı gerçekleştirildiğinden, soruşturma mercii olan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.

Arz olunan ve re’sen görülecek sebeplerle;

3628 sayılı yasada 18, 19 ve diğer ilgili maddelerde sözü edilen usuli tedbirlerin öncelikle ittihazıyla ;

TİB kayıtlarının celbi ve kıyaslamasını müteakip,

Adalet Bakanlığının yukarıda sözü edilen 100/1 sayılı genelgesinin 3. bendi gözönüne alınarak, Recep Tayyip Erdoğan hakkında fezleke düzenlenmesini saygıyla talep ederim.

Suç Duyurusunda Bulunan

Atilla Kart

Konya Milletvekili

Deliller;

(1) Başbakan ses kayıtlarını inkar edememiştir. Bir anlamda maddi vakıayı doğrulamıştır. Diğer bulgular bir tarafa salt bu durum bile “ciddi ve somut delilin” varlığını gösteren önemli bir delil niteliğindedir. Bu bulguyu doğrulayan onlarca bulgu mevcuttur.

(2) Başbakan ile oğlu N.Bilal Erdoğan’ın 17-18 Aralık tarihli konuşma kayıtlarının dökümü. 3 sayfa olarak örneği sunulmuştur.

(3) Evlerden para naklini –sıfırlamayı gösteren kayıtlar. 6 sayfa olarak örneği sunulmuştur.

(4) Başbakanlık sitesindeki mal bildirimi beyanı. 1 sayfa olarak örneği sunulmuştur.

(5) Başbakanın, 1 ve 2. Derece kan ve sıhri akrabalarına ve dünürlerine “danışıklı yollarla” mal kaçırdığına ilişkin Sözcü gatezesinin 3 Temmuz 2014 tarihli haberi. 2 sayfa olarak örneği sunulmuştur.

(6) “Montaj” olduğu ifade edilen raporla ilgili olarak Başbakanlık makamına, bilgi edinme yasası uyarınca tarafımızdan yapılan başvuru. 1 sayfa olarak örneği sunulmuştur.

(7) “Montaj” olduğu iddia olunan raporu teknik olarak çürüten ve “Demokrasi Denetçileri Derneği” tarafından İngiltere’de uzman kuruluşa hazırlattırılan “ses kaydı analizi-ses analizi inceleme raporu”. 16 sayfa olarak örneği sunulmuştur.

(8) Savcılık Makamının takdiri sonucunda ve re’sen celp edilecek diğer sair deliller.

04 Temmuz Babakann Mal Varlyla ilgili bavurumuz hakknda basn duyurusu.docx

04 temmuz 2014 Babakann malvarlyla ilgili Ankara C. Basavclna fezleke dzenlenm esi hakknda yaplan bavuru dilekesi.docx

04 temmuz 2014 Babakann malvarlyla ilgili Ankara C. Basavclna fezleke dzenlenm esi hakknda yaplan bavuru dilekesi.pdf

04 Temmuz Babakann Mal Varlyla ilgili bavurumuz hakknda basn duyurusu.pdf

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : “Havuz ve Rüşvet İlişkileri” Ne Pahasına Korunur…..


24 Haziran 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

İlgi ;

(a) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yöneltilen 19 Mart 2014 tarih-7/41293 esas numaralı yazılı soru önergemiz.

(b) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yöneltilen 25 Nisan 2014 tarihli ve TBMM Başkanlığının 14.05.2014 tarih-177752 sayılıyazısıyla işleme alınmadığı Tarafımıza bildirilen yazılı soru önergemiz.

(c) TBMM İç Tüzüğünün 100. maddesi uyarınca, TBMM Başkanı’na

Tarafımızdan yöneltilen 25 Nisan 2014 tarih 42794 sayılı yazılı soru önergemiz.

–İlgi (a) önergemiz ile ; Cumhuriyet Gazetesinden Aykut Küçükkaya’nın 18 Mart 2014 tarihli haberindeki bilgileri esas alarak ; Üsküdar’da 81511 metrekarelik tarihi koruyu satın alan iş adamı Mehmet Cengiz’in yönetimindeki Cengiz Grubunun, öteden beri Başbakan’ın “özel himayesine mazhar” sermaye grubu olduğunu ifade ederek; 100 Milyon Dolarlar seviyesinde olan bu taşınmazların satışı ya da trampasından kaynaklanan kamu alacaklarının, vergilerin alınıp – alınmadığını sormuş ; böylesine yüksek değerlere sahip olan bu taşınmazın satış bedelinin neden “0 TL” olarak gösterildiğini sormuş; bu konulardaki yasal gelişmeleri ve akıbetini dile getirmiştik.

Bu önergemizin muhatabı olan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç; sorumsuz ve keyfi bir ifadeyle ; “…önergede dile getirilen konuların Bakanlığına bağlı Kuruluşların görev alanlarıyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını…” ifade ederek, Kendince bir cümlelik açıklama ile olayı geçiştirmek istemiştir.

“Cevap” niteliğinde olmayan bu “ gayri ciddi “açıklama karşısında; 25 Nisan 2014 tarihi itibariyle bir kez daha Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a ve TBMM Başkanına aynı içerikte, ancak farklı soruları içeren 2 ayrı önerge Tarafımızdan yöneltilmiştir.

Aynı içerikte olan ve TBMM Başkanına yöneltilen ilgi ( c) önergemiz işleme 42794 esas numarasıyla alınmış ve önergemizin 06.05.2014 tarih-….-176403 sayılı yazıyla Başbakanlığa gönderildiği, Tarafımıza 08.05.2014 tarih-177001 sayılı cevap ile bildirilmiştir.

. TBMM Başkanlığı adına dramatik olan yaman çelişki burada ortaya çıkmıştır. TBMM Başkanlığını hedef alan önergeye cevap veren TBMM Başkanı, bu kez 14.05.2014 tarih – 177752 sayılı yazısıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yöneltilen önergemizi ise, işleme koymadığını cevaben Tarafımıza bildirmiştir.

TBMM Başkanlığı , daha doğrusu Yasama Organı adına “kabul ve izah edilemez” bir zaafiyet hali söz konusudur. Genel olarak kritik konularda yasama denetimini engelleme konumuna gelen TBMM Başkanlığı; ayrıca Hükümetin “özel himayesinde olan Sermaye Gruplarıyla” ilgili olan soru önergelerini de fiilen engeller konuma gelmiştir.

19 Mart tarihinden bu yana konu kararlılıkla takip edilmesine rağmen, iddialar ve gelişmeler hakkında bilgi alınamamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumları işlemez hale gelmiştir, getirilmiştir. İçerisinde 3000’i aşkın ağacın bulunduğu bilinen tarihi Hüseyin Avni Paşa Korusunda bu ağaçların akıbeti konusunda bilgi alınamamaktadır. Ağaçların aralıklı olarak kesildiği ve böylece yapılaşmanın önünün açıldığına dair bilgiler söz konusudur.

19 Mart ve 25 Nisan tarihli önergelerimize atıfla, konuyu bir kez daha dile getiriyoruz ;

17 Aralık Yolsuzluk Operasyonundaki “ana aktörlerden” birisi olduğu yönünde bulgular bulunan Cengiz Grubunun , Başbakan’ın öteden beri “özel himayesine mazhar” olduğu yönündeki ciddi ve somut bulgular, 2005’li yıllardan bu yana kamuoyunun gündemindedir. Ancak, Türkiye Cumhuriyetinin idari, adli ve yasama denetimine dair tüm mekanizmalarının işlemesi Hükümet eliyle engellenir hale geldiğinden , bu firma ve benzeri durumdaki firmalar hakkında, yasal süreçler “bihakkın” işletilememektedir.

Bu değerlendirmeler ve gelişmeler ışığında, bir kez daha soruyoruz;

(1) Tapu devir tarihi olarak görünen 8 Mart 2013 öncesinde ve sonrasındaki imar düzenlemelerinde herhangi bir düzenleme ve değişiklik yapılmış mıdır? Yapıldıysa , yapılan düzenleme ve değişikliklerin niteliği nedir?

(2) 100 Milyon Dolarlar seviyesinde olan bu taşınmazların satışı ya da trampası halinde uygulanması gereken , tahsili gereken kamu alacakları – vergiler neden gözönüne alınmamış, bedel olarak neden “0 TL” gösterilmiştir? Sahtecilik yoluyla vergi mevzuatına aykırılık anlamına gelen bu ihlallerden dolayı, satışın tarafları ve ilgili kamu görevlileri yönünden bugüne kadar herhangi bir yasal işlem yapılmış mıdır? Yapılmadıysa neden yapılmamıştır?

(3) Satışa konu alanda mevcut olan ağaçların tespitine dair herhangi bir kayıt mevcut mudur?

Satışın yapıldığı tarihten bu yana mevcut olan ağaçların kesildiği yönündeki bilgi ve iddialar doğru mudur? Tarihi koruda mevcut olan ağaç sayısı nedir? Bu ağaçların türü ve özellikleri nelerdir?

(4) Tarihi ve kültürel değerlerimiz ile çevre bakımından olağanüstü özellikleri olan bu alanla ilgili, iddia ve sorularımıza neden cevap verilmemektedir?

Salt bu durum bile, Cengiz Grubunun “özel olarak himaye edildiği” yönündeki iddia ve suçlamaların bir kez daha doğrulandığı anlamına gelmez mi?

23 Haziran 2014 soru nergesi Mehmet Cengiz tarihi koru Sn Blent Arn.doc

23 Haziran 2014 soru nergesi Mehmet Cengiz tarihi koru Sn Blent Arn.pdf

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : R.Tayyip Erdoğan’ın, Konya’da katılamadığı seçim mitingi ha kkında suç duyurusu


28 Mart 2014

Basın Duyurusu ;

Suç üstüne suç….

Recep Tayyip Erdoğan’ın , Konya’da bugün yapacağı seçim mitinginin programı, Konya Valiliği tarafından kamuoyu ile Devletin ilgili birimlerine yazı ile duyurulmuştur. Başka bir anlatımla ; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Valilik Makamı , AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın “Özel Sekreteryası” görevini üstlenmiştir.

Benzeri uygulamaların diğer İl’lerde de yapıldığı anlaşılmaktadır. Hem seçimlerin temel hükümlerine ve hem de YSK kararlarına aykırılık teşkil etmekten öte; Devlet nüfuzunun kötüye kullanılması ve seçim suçu niteliğinde olan bu olayın takipçisi olacağımızı öncelikle ifade ediyor ve YSK’nu ivedi olarak göreve davet ediyoruz. Öte yandan; yine Tarafımıza ulaşan bilgilere göre, Konya’da bazı Okullardaki öğrenciler ile (Selçuk ve Anadolu İmam Hatip Lisesi gibi) Seydişehir Eti Alüminyum’daki çalışan işçiler Kanunsuz Emir ve Talimat yoluyla ve zorla mitinge götürülmek üzere hazırlıklar yapılmaktadır. Bu olayın da takipçisi olunacağını yine kamuoyunun bilgilerine sunuyoruz.

Anlatımı yapılan her 2 olayla ilgili olarak YSK’nun; derhal önleyiciuygulamaları yaparak, ilgililer ve kanunsuz emir ve talimat verenler ve yine seçim suçu işleyenler hakkında re’sen Cumhuriyet Savcılığı sürecini başlatması gereğini ihbar ediyor ve duyuruda bulunuyoruz.

Atilla Kart

Konya Milletvekili

28 Mart 2014 Basn Duyurusu (1).docx

28 Mart 2014 Basn Duyurusu.docx

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : R.Tayyip Erdoğan’ın, Konya’da bugün yapacağı seçim mitingi ha kkında


28 Mart 2014

Basın Duyurusu ;

Suç üstüne suç….

Recep Tayyip Erdoğan’ın , Konya’da bugün yapacağı seçim mitinginin programı, Konya Valiliği tarafından kamuoyu ile Devletin ilgili birimlerine yazı ile duyurulmuştur. Başka bir anlatımla ; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Valilik Makamı , AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın “Özel Sekreteryası” görevini üstlenmiştir.

Benzeri uygulamaların diğer İl’lerde de yapıldığı anlaşılmaktadır. Hem seçimlerin temel hükümlerine ve hem de YSK kararlarına aykırılık teşkil etmekten öte; Devlet nüfuzunun kötüye kullanılması ve seçim suçu niteliğinde olan bu olayın takipçisi olacağımızı öncelikle ifade ediyor ve YSK’nu ivedi olarak göreve davet ediyoruz. Öte yandan; yine Tarafımıza ulaşan bilgilere göre, Konya’da bazı Okullardaki öğrenciler ile (Selçuk ve Anadolu İmam Hatip Lisesi gibi) Seydişehir Eti Alüminyum’daki çalışan işçiler Kanunsuz Emir ve Talimat yoluyla ve zorla mitinge götürülmek üzere hazırlıklar yapılmaktadır. Bu olayın da takipçisi olunacağını yine kamuoyunun bilgilerine sunuyoruz.

Anlatımı yapılan her 2 olayla ilgili olarak YSK’nun; derhal önleyici uygulamaları yaparak, ilgililer ve kanunsuz emir ve talimat verenler ve yine seçim suçu işleyenler hakkında re’sen Cumhuriyet Savcılığı sürecini başlatması gereğini ihbar ediyor ve duyuruda bulunuyoruz.

Atilla Kart

Konya Milletvekili

su stne su.pdf

28 Mart 2014 Basn Duyurusu.docx

%d blogcu bunu beğendi: