Etiket arşivi: AK PARTİ DOSYASI

AK PARTİ DOSYASI : AKP’nin Irak iflası


AKP’nin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimiyle yaptığı yasadışı petrol ticaretine Irak Merkezi Yönetimi’nin tepkisi ağır oldu. Irak Petrol Bakanlığı Türk Şirketlerinin Irak’ta petrol ve dağıtım-üretim işlerine girmesini engelleyen bir genelge yayımladı.

AKP’nin Irak politikası her anlamda iflasın eşiğine geldi.

Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetimiyle AKP’nin giriştiği petrol ticareti macerasının bedeli ağır oldu. CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, Irak Merkezi Yönetimi’nin Türk petrol şirketlerine ambargo koyduğunu açıkaldı.

Gök, Türk şirketlerinin kaybının 2 milyar dolar civarında olduğun vurguladı.

Gök, Irak petrollerinin yasadışı yollarda İsrail’e taşınmasını hatırlattı.

ulusalkanal.com.tr

VİDEO LİNK :

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/akpnin-irak-iflasi-h34154.html

AK PARTİ DOSYASI : Kaset planını Rotahaber bozdu


AKP’nin gurbetçi oylarında yaşadığı 2 puanlık kaybı telafi etmek etmeye yönelik kaset planını Rotahaber deşifre etti. Rotahaber’in deşifresinin ardından kasedin yayınlanacağı iddia edilen siteyi duyuran Troll hesap alelacele kapandı. Sitede ise sayaçta belirtilen sürenin dolmasına rağmen herhangi bir yayın yapılmadı.

Tepki oylarını toplamak amacıyla hazırlanan kaset planını Rotahaber bozdu.

Twitterdan 2 gün önce açılan bir Troll hesaptan Başbakan Erdoğan’ın görüntülerinin yer aldığı kasetin bugün saat 16.00’da yayınlanacağı duyrulmuştu.

Rotahaber ise öğle saatlerinde yayınladığı haber analizde söz konusu kasetin AK Parti’nin oylarını artırmaya yönelik bir plan olduğunu yazmıştı.

Rotahaber’in planı deşifre etmesinin hemen ardından twitterda açılan ‘Haramzadaler333’ isimli troll hesabı da panikle kasetin yayınlanacağı sitenin duyurusunu yaptığı twitleri sildi.

Hesabına twitter tarafından kapatıldı görüntüsü veren Troll hesap, yine Rotahaber’e yakalandı. Twitterin, hesaplarının gizlendiğini göstermek için kullandığı ‘Withheld’ kelimesini yukarida yanlis asagida ise dogru yazdı. Bu da Troll hesabın söz konusu değişikliği kendi profil ayarlarından yaptığını gösteriyor.

Kaset planının deşifre olmasının ardından kasetin yayınlanacağının duyurulduğu saatte ise herhangi bir kaset yayını yapılmazken, deşifre olan Troller bu sefer cemaati hedef aldı. Ve siteye bazı yazı ve resimler eklediler…

İşte sitenin o hali:

ROTAHABER’İN KASET PLANINI DEŞİFRE ETTİĞİ HABER ŞÖYLE:

AHMET MEMİŞ – ANALİZ HABER / ROTAHABER –

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 2 gün kala Twitterda açılan trol bir hesaptan, Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın kasetlerinin yayınlanacağı ileri sürüldü.

Daha önceki kasetleri yayınlayan Haramzadeler hesabının bir harfinin değiştirilmesiyle oluşturulan çakma bir hesaptan anons edilen ve bir sitede yayınlanacağı duyurulan kasetlerin, Başbakan Erdoğan’ın oylarını artırmaya yönelik yeni bir plan olduğu ileri sürülüyor.

DIŞİŞLERİNDEKİ SIZDIRMANIN GÜNCELLENMİŞ VERSİYONU MU?

İki gün önce sosyal medyada dolaşıma sokulan iddia daha önce yaşanan benzeri skandaları akıllara getirdi.

30 Mart seçimlerine 3 gün kala Dışişleri Bakanlığında Bakan Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ferdidun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in yaptığı görüşmenin ses kaydı internete sızdırılmıştı. Sonrasında ise Başbakan Erdoğan ses kaydını cemaatin sızdırdığını ileri sürerek miting alanlarında bunu malzeme yapmıştı.

Yaşanan bu gelişmenin ardından ses kaydını toplantıya katılan isimlerden birinin sızdırdığı ileri sürülmüştü. Ses kaydının, Erdoğan‘ın işine yarayacak şekilde kontrollü ve zaman ayarlı bir şekilde sızdırıldığı da iddialar arasındaydı.

Seçim sonrasında yapılan kamuoyu araştırmalarında alınan sonuçlar da bu iddiaları doğrular nitelikteydi.

GURBETÇİ OYLARINDAKİ SÜRPRİZ BU PLANI MI DEVREYE SOKTU?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk yapılan anketlerde ilk turda kazanacağı belirtilen Erdoğan‘ın hesaplarını yurt dışı oyları bozdu. Yüzde 2-3 civarında olduğu belirtilen bu oy kaybının ardından Erdoğan‘ın oylarının yüzde 48 civarına indiği bugün medyada da geniş şekilde yer aldı.

Yaşanan bu oy kaybı da akıllara yine Dışişleri skandalını akıllara getirdi. Kamuoyu "Bu yüzde 2’lik oy kaybı tıpkı Dışişlerinde olduğu gibi kasetlerle ve oluşacak tepkiyle mi giderilecek?" sorusunu sormaya başladı.

O SİTE HALA NEDEN KAPATILMIYOR?

Söz konusu iddianın AKTroller tarafından yayılması şüpheleri iyice artırırken, duyuruyu yapan twitter hesabının ve kasetlerin yayınlanacağının belirtildiği sitenin hala kapatılmamış olması dikkat çekiyor..

Deniz Baykal‘ı koltuğundan eden kasedi, internetten kendisinin kaldırttığını defalarca söyleyen Erdoğan‘ın, 2 gündür hem sosyal medyadan hem de internetten yayınlanacağı duyurulan görüntüler için harekete geçmemesi ve siteyi kapattırmaması iddiaları güçlendiriyor.

AKTROLLERİN NUMAN KURTULMUŞ’UN MONTAJ GÖRÜNTÜLERİNİ YAYINLAMIŞTI

Yine yerel seçimler öncesinde Numan Kurtulmuş’a ait olduğu iddia edilen ve ahlaksız görüntülerin yer aldığı montajlı görüntüler sosyal medyada dolaşıma sokulmuştu. Bu görüntüler üzerinden de cemaat hedef haline getirilmiş ve seçim meydanlarında kullanılmıştı.

Ancak Numan Kurtulmuş ile alakası olmayan bu görüntülerin twitterdaki AKTroller tarafından hazırlanıp dolaşıma sokulduğu ortaya çıkmıştı.

Geçmişte yaşanan tüm bu skandallar bugün yayınlanacağı iddia edilen görüntülerin yine aynı amaçla servis edileceği iddialarını güçlendiriyor.

HER ŞEKİLDE ERDOĞAN’IN KAZANMASI HEDEFLENİYOR

Sosyal medyada konuşulan bir diğer iddiaya göre de; yayınlanacağı iddia edilen görüntüler yayınlanmayacak ya da Erdoğan‘ı etkilemeycek bir görüntü yayınlanacak. Ve ‘Benim de Baykal gibi kasedimi yayınlayacaklardı" denilerek aynı tepki oluşturulacak ve Erdoğan bunu meydanlarda kullanacak. Yani her şekilde kazanan yine Erdoğan olacak

KAYNAK: ROTAHABER

AK PARTİ DOSYASI : Erdoğan’ın kökeni nerelere dayanıyor ??


Erdoğan’ın, cumhurbaşkanlığı seçimi kapsamında canlı yayında söylediği "Benim için Gürcü dediler. Affedersin daha çirkinini söylediler, Ermeni dediler" sözleri büyük tepki çekmiş ve tartışma konusu olmuştu.

Tartışmalar devam ederken bu kez Erdoğan’ın 2004 yılında Gürcistan gezisi sırasında söylediği iddia edilen "Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir" sözleri hatırlatıldı.

TARTIŞMALARLA İLGİLİ YENİ KİTAP

Erdoğan’ın kökeni ile ilgili tartışmalar devam ederken ortaya çıkan bir kitap, tartışmanın boyutunu daha da alevlendirecek gibi görünüyor.

"Türkiye’de Kim Kimdir" ismi ile yazar Oğuz Hakan Göktürk tarafından kaleme alan kitapta Erdoğan’ın kökeni ile ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.

e-kitap olarak satışa sunulan kitapta, Erdoğan ailesinin kökeni olan "Bakatoğlulları" ile ilgili şu ifadelere yer verildi:

"(…)Gürcü Bagratuniler, Osmanlı Devleti’ne en fazla direnen unsurlardan biriydi. Safevilerin ve Osmanlıların Kafkasya’daki çekişmeleri, Gürcü Bagratunilerin varlıklarını devam ettirmelerindeki en önemli faktördü. Osmanlı devletinin Gürcü Bagratuni kralları üzerine düzenlediği seferlerin bir sonucu da bunların asilzadelerinin farklı bölgelere sürgün edilmesiydi. Bir kısım Bagratuni aileleri, İstanbul’da esaret altında tutulurken, bir kısmı da Trabzon, Potamya (Rize) taraflarına zorunlu iskân edilmişlerdi.(…)"

Devamında ise şu ifadelere yer verildi:

"Doğu Karadeniz’e doğru yayılmış olan Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları da bu sınıfa dâhildi. Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları diğer ayanlardan farklı olarak Osmanlı Devleti’ne hiçbir zaman itaat etmemişti."

Yani kitaba göre Erdoğan’ın dedeleri Osmanlı’ya itaat etmemişti.

Şİİ-İRAN ETKİSİ VAR

"Erdoğan’ın kökeni" ile ilgili yeni bir tartışmaya kapı açan kitap, Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin ismi olan Teyyup isminin tarihte ve günümüzde Ağrı, Iğdır ve Tuzluca yöresinde de kullanıldığını hatırlatarak şu iddiada bulunuyor:

Ağrı-Iğdır-Tuzluca, Şii-İran kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bir bölgedir. İran’dan Potamya’ya göçler olduğu bilinmektedir. Teyyub isminin hem Iğdır-Tuzluca hem de Potamya’da kullanılması bu iki bölgeye İran’dan göçler olmasının bir sonucudur. Zira Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2014 yılındaki İran ziyaretinde “ikinci evimizdeyiz” açıklaması İran’ın Potamya’ya etkisinin tarihsel ve coğrafi olarak ifadesidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın aile büyükleri içerisinde yer alan Havuli, Fatuli ve Farfuli gibi isimlere sadece Potamya’da rastlanılmaktadır."

BAGRATUNİLER "PAPAZ ELBİSESİ" İLE SIZDILAR

Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken söylediği “Demokrasi bir araçtır. Müslüman’ın laik olması mümkün değildir. Eğer benim emir-komuta merkezim bana Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.” sözlerinin hatırlatan yazar,

Bu sözün de "tarihsel bir gerçeğin ifadesi" olduğunu belirterek şunları yazdı:

"Zaten Bagratuniler, Gürcüler ve Ermeniler içerisine papaz elbisesi giyerek sızmışlardır. Bu söz, Bagratuniler’in Ermeniler arasına sızma mantığının dışa vurumundan ibarettir."

TAYYİP ERDOĞAN’IN EŞİ EMİNE ERDOĞAN

Kitapta Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile ilgili iddialara da yer verildi. Emine Erdoğan’ın, Siirtli Gülbaran ailesinin kızı olduğunun belirtildiği kitapta, Gülbaran ailesi ile ilgili şu ifadelere yer verildi:

"Emine Erdoğan, Siirtli Gülbaran ailesinin kızıdır. Gülbaran ailesinin kökenlerinin dayandığı Siirt’te önemli sayıda Yahudi, Ermeni, Süryani, Nasturi, Keldani ve diğer Hıristiyan unsurların yaşadığı bilinmektedir.(…)

BAGRATUNİ KRALI AŞOT’UN KARDEŞİ NASRA

Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nasra, tarihin derinliklerinden gelen çok önemli bir isimdir. 870’li yıllarda yaşayan Bagratuni Kralı Aşot’un kardeşinin adı olan Nasra, yüzyıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşi olan Emine Erdoğan’ın büyük ninesi Nasra ile tarih sahnesine çıkacaktır. Nasra ismi günümüzde, Güneydoğu, Doğu Anadolu’da Ermeni ve Süryani görünümlü Bagratuniler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.(…)

YAHUDİ CASUSLUK ÖRGÜTÜ NİLİ

Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nili, kadim Yahudi isimlerindendir. I.Dünya Savaşı’nda Ortadoğu’da Osmanlı Devleti’ne karşı casusluk faaliyetinde bulunan Yahudi terör örgütünün adı da Nili’dir.(…)"

TARTIŞMALAR DEVAM EDİYOR

Erdoğan’ın kökeni ile ilgili tartışmaları daha önce yazar Ergun Poyraz, yazdığı "Musa’nın Çocukları" isimli kitapla gündeme getirmişti. Söz konusu kitap Ergenekon davasına da konu olmuştu. Poyraz için ise mahkeme 29 yıl hapis cezası kararı vermişti.

Yine gazeteci Soner Yalçın "Kayıp Sicil, Erdoğan’ın Çalınan Dosyası" kitabında Erdoğan ailesi ile ilgili detaylı bilgilere yer vermişti.

Anlaşılan Erdoğan’ın "kökeni" ile ilgili tartışmalar bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Sözü Soner Yalçın’ın şu cümleleri ile bitirelim:

"Kim kendini hangi inanç ve etnik kimlikle tanımlıyorsa, benim için "doğru" odur. Erdoğan "Gürcü’yüz" diyorsa, öyledir. Emine Hanım "Arap’ım" diyorsa doğrudur."

Odatv.com

AK PARTİ DOSYASI : Havuzda paralar böyle depolandı


Fezlekeye göre havuz işinde "örgüt lideri" olan Binali Yıldırım, "aldığı talimat üzerine iş adamlarından yüksek miktarlarda para toplamak ve ihaleye fesat karıştırmakla" suçlanıyor.

Fezlekeye göre havuz işinde "örgüt lideri" olan Binali Yıldırım, "aldığı talimat üzerine iş adamlarından yüksek miktarlarda para toplamak ve ihaleye fesat karıştırmakla" suçlanıyor.

AKP’nin Sabah-ATV’yi ihale karşılığı işadamlarına aldırarak yandaş medya oluşturma operasyonu, gün gün, saat saat telefon dinlemelerine takıldı ve 25 Aralık fezlekesine girdi. Erdoğan’ın işadamlarına talimatı her şeyi özetliyordu: ‘Bu işi halledeceksiniz kardeşim.’

Geçen yıl bugünler…

Tarih: 7 Ağustos 2013.

Saat 15.00’de işadamı Mehmet Cengiz’in Başbakan Erdoğan’la randevusu var.

Cengiz, Başbakan’ın hemşerisi… İlk günden beri yanında olan, onun iktidarıyla birlikte büyüyen, en büyük ihalelere giren, en kârlı projeleri alan işadamı…

Lakin bu kez ortam gergin…

Cengiz, ortaklarıyla birlikte, SKY televizyonu ile Akşam gazetesini 60 milyon dolara satın almış. Alırken de “Ben çok hevesli değildim. Bunu Başbakan’ın hatırı için alıyorum” dediği söylenmiş. Bu da Başbakan’ın kulağına gitmiş. Oysa Başbakan’ın onun için başka planı varmış. Çalık’ın zarar ettiği için elden çıkarmak istediği, ölü haldeki Sabah-ATV grubunu almasını istiyormuş. Hem de yüksek bir fiyata…

‘S.çtı ağzıma…’

2 saatlik görüşme çok sert geçiyor.

Cengiz görüşmeyi, “S.çtı ağzıma” diye özetliyor:

“Bu kadar iyilik yapıp da böyle fırça yediğim tek iş oldu.”

Konuştuğu işadamı onu teselli ediyor:

“Ben ‘Efendim’ dedikçe bana da kaydı.”

Peki neydi Başbakan’ı bu kadar kızdıran?

Bunun yanıtını bulmak için, Türkiye’de medyanın Başbakan’ın talimatıyla, oğlu ve damadının katkısıyla nasıl el değiştirdiğine delil teşkil eden telefon kayıtlarına bakalım şimdi:

‘İlk defa diklendim ona’

Saat 17.04…

Mehmet Cengiz, Başbakan görüşmesinden çıkar çıkmaz telefona sarılıyor ve bir arkadaşına içini döküyor:

“- Şimdi Beyefendi’den çıktım. 2 saattir onunla beraberiz.

“- Ha… Ne diyor?”

“- Ya birisi demiş ki, ‘Biz çok hevesli değiliz bu işe…’”

“- Haaa. O da gitti onu mu söyledi; o… çocuğu…?”

“- Oy… Ooy oooy… Dedim ona, ‘Ya şefkatimi kırma benim. Biz de 55 yaşında adamız. Nerde ne konuşulur, onu biliyoruz’.”

“- Hem bir iş yapıyorsun, hem de şey yapıyor, öyle mi?”

“- He… ‘Niye onları aldın, niye şöyle oldu’ bilmem ney… Ama ben bugün ilk defa diklendim ona… ‘Ya şefkatimi kırma’ dedim. ‘Ben ne yaparsam kötü oluyor ya…’ Yanlış mıyım?”

‘Sabah’a girmedim ya’

Cengiz o konuşmada, gerginliğin asıl nedenini açıklıyor:

“O bana şeyden takıldı, Sabah’a girmedim ya…”

İşin sırrı bu cümlede gizli…

Çünkü 25 Aralık polis fezlekesine bakılırsa, Cengiz’in başı çektiği üçlü konsorsiyum, SKY-Akşam medya grubunu talimatla alıyor, yine talimatla vazgeçiyor. Hatta Mehmet Cengiz, SKY’i yeni sahibi Ethem Sancak’a devrederken “Son anda başka görev aldık, ondan vazgeçtik” diyor.

“Başka görev”in adı, Sabah-ATV grubu…

Erdoğan adlı şahıs

Cengiz, başta direndiği bu operasyona “fırça”dan sonra razı oluyor ve -fezlekedeki tabirle- “görevlendiriliyor.”

Kim tarafından?

Yine fezlekeye göre, “doğrudan Başbakan tarafından…

İşte bu bölümde Başbakan’dan, “Recep Tayyip Erdoğan adlı şahıs” diye söz ediliyor.

“Görevlendirmeyi” onun yaptığına bir başka kanıt, 17 Eylül’de Erdoğan’ın Çankaya Köşkü’ndeki bir davette görüştüğü işadamı Nihat Özdemir’e söylediği cümle:

“Bu işi halledeceksiniz kardeşim.”

Örgüt lideri Yıldırım

Fezlekeye göre, havuz işinde “örgüt lideri”, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım…

Yeni medya grubu için para toplama talimatı ona veriliyor. O da hemen tanıdık işadamlarını çağırıp görev emrini tebliğ ediyor. İşadamları mecburen boyun eğiyor.

20 Ağustos 2013 günü, Kolin İnşaat’ın sahibi Celal Koloğlu, Bakan Yıldırım’la görüşüyor. (Dinleme kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Bakan, takibe karşı son derece dikkatli… Ziyaretçiler, bazı konuşmalarda dinlemeyi önlemek için telefonu bizzat söktüğünü aktarıyor.) Koloğlu, görüşmeden çıkar çıkmaz MehmetCengiz’i arıyor ve anlattıklarıyla, kirli pazarlığın tüm ayrıntılarını, telefonunu dinleyen polise vermiş oluyor:

‘Kaçarı yok’

MEHMET CENGİZ: “- Abi görüşebildin mi?”

CELAL KOLOĞLU: “- Görüştüm de kafam karmakarışık oldu ya… ‘Kırk yılda böyle bir görev verilir. Sizlerin de bunu yapmanız lazım’ diyor. ‘Bunun kaçar tarafı yok’ diyor.”

“- Sen ne dedin?

“- ‘Ne emir verirseniz elimizden geleni yaparız’ dedim. Başka ne diyim abi söyle…”

“- Yaa…

“- ‘İkiye ayrılmış’ diyor: ‘İşte bir tarafta ATV var, öbüründe de gazete ve A Haber var’ diyor.”

“- Onu biliyorum.”

“- ‘Öyle de böyle de bunu halledeceğiz. Sıkıntıdayız, hallolacak. Belki başkalarını da bakacağım’ diyor. Diyecek bir şey bırakmadı ki…”

FEZLEKEDEN: ‘Bakan rüşvet anlaşması yaptı’

Bakan Yıldırım, ATV-Sabah için gereken parayı toplama işini Mehmet Cengiz’e devrediyor.

Cengiz gönülsüz.

İbrahim Çeçen’e, “Ben ne gireyim abi ya… Anlamam ben bu tip işlerden. Bana ne görev düşüyorsa ben varım. Ama ‘Git şunla konuş, bunla konuş’… Mümkünü yok…” diyor.

Ama mümkün oluyor. Çünkü karşılığında milyar dolarlık ihale vaadi var.

Örgütten” Celal Koloğlu, Bakan’ın taahhütlerini Mehmet Cengiz’e şöyle aktarıyor:

“‘Çok iş alacaksın kardeşim’diyo, ‘O kadar şeyimiz var. Daha çok alacaksınız, bu kadar avantajınız var’ diyo…

İkilinin konuşmasından, “avanta(j)”ın boyutu anlaşılıyor:

“- Az bir iş değil ki, 2.5 milyar dolar.”

“- Doğru. 2.5 milyar dolar…”

“- Bizim havaalanı da 3 milyar Avro’luk iş…”

“- Evet, aynen öyle vallaha…”

“- Bakan gitmeden, bunu onaylatmamız lazım.”

Bakan, yerel seçim için aday olmadan projeler onaylanıyor.

Son derece kârlı demiryolları, karayolları, havayolları ihaleleri, fezlekede “örgüt üyesi” denen işadamlarına veriliyor.

Binali Yıldırım da fezlekede, “Aldığı talimat üzerine, işadamlarından yüksek miktarda para toplamak, paraların karşılığında ise bu işadamlarına bakanlığına bağlı kurumların ihalelerini vermek, rüşvet anlaşmasıyla ihaleye fesat karıştırmak”la suçlanıyor.

Talimat, Erdoğan’dan

Ama fezlekeye göre asıl talimat “yukarıdan” geliyor:

Örgüt üyelerinin, R. Tayyip Erdoğan’dan çekindikleri, bir anlamda korktukları ve onun talimatıyla hareket ettikleri görülmüştür. Sabah-ATV grubunun devredilmesi, şirketin başına Kalyoncu’nun geçmesi talimatının yukarıdan verildiği tespit edilmiştir.

Keriz değiliz. Verilmesi gerekiyor ki veriyoruz’

Bundan sonrası bir komedi dizisinde rastlanacak diyaloglarla dolu…

Medyayla ilgisi olmayan 4 işadamı, Başbakan’ın talimatıyla ve büyük ihaleler havucuyla, bir medya havuzu için fon yaratmaya soyunuyor. Sanal krediler alıp ödüyorlar.

Bazen şaşkınlık, bazen uyanıklık kokan, küfürlü diyalogları ise büyük harflerle, polis fezlekesine konuluyor.

İşte o diyaloglardan birkaç örnek:

Adnan 30 şey yaptı, mahvoldu. Görmedin mi akşam, simsiyah olmuştu.”

“Senin paran az kardeşim, biz 100 veriyoruz.”

Kayıtlarda nasıl göstereceğiz?

“Ben 100’ü açıktan veriyorum ya… Battım a.. koyum. Bütün düzenim bozuldu.”

Buna rağmen bir de havaalanını şey edersek, vallahi duman oluruz.

“Beyefendi bana söyledi, ben canla başla ne söylense yaptım onun için… Ne diyim abi.”

O şeyi şey yapıcaz da, yolu tam tespit edemedim. Yani üstüme mi alayım, şirket adına mı alayım?

“Ben yurtdışından şey getirtecem de, senin tanıdığın var mı, parayı burda almak istiyorum.”

“A… koyum, telefonda konuşuyorsun. Var.

“Binali kalırsa yaşadık.”

Yav bi şey değil de ben nasıl taşıycam, nerde vericem, nasıl vericem, nerde parayı getiricem yav..

“Ben ne biliyim, a….koyim… Biz de keriz değiliz; verilmesi gerekiyor ki veriyoruz o parayı… Yolda bulmuyoruz ya…”

Siz gayriresmi yapıyorsunuz değil mi?

“Tabii, tabii öyle yapıyoruz.”

Bu milletin a… koyacağız. Sen merak etme…

“Türkiye’de yer yerinden oynar, bunlar farkında değiller ya…”

NASIL TAŞINDI?

…Ve paralar depolanıyor

Para toplandıktan sonra, sıra taşınmasına geldi.

Bir zorluk da oradaydı. Banka transferi yapılamayacağına göre onca para nasıl taşınacaktı?

İşadamlarından birinin telefonda, “Bana acil bir araba lazım, renkli cam olsun. Bagajı büyük olsun. Bir de o depodaki çantalar lazım” demesiyle polis harekete geçti.

Bir başka konuşmada, “Çektiler mi traktörü?” sorusu yankılandı; ardından “Zırhlı araba geliyor” dendiği duyuldu.

Araba kapıya yanaştı. Onu izleyen polis aracı da çevreye konuşlandı. Ama zırhlı minibüs garaja sığmadı. Kapıya yanaştı.

Paralar yüklendi; yüklenirken görüntülendi.

Sonra bankaya gidildi. Polis kamerası çekimdeyken paralar indirildi, bankaya kondu, misyon tamamlandı.

Havuz dolmuş, iktidar, yeni bir medya sahibi olmuştu.

Şimdi sıra tahsilata, yani ihale paylaşımına gelmişti.

FEZLEKEDEN: Kim ne kadar para verdi?

“Toplanacak para miktarlarına ilişkin teknik takip çalışmalarında elde edilen bilgiler neticesinde, işadamlarının aşağıdaki miktarları ödedikleri anlaşılmıştır:

Mehmet CENGİZ 100.000.000 ABD DOLARI

Celal KOLOĞLU 100.000.000 ABD DOLARI

Nihat ÖZDEMİR 100.000.000 ABD DOLARI

İbrahim ÇEÇEN 100.000.000 ABD DOLARI (Ancak şahıs, 3. Havalimanı’nı yapacak konsorsiyuma katılmak istediği için ve 150.000.000 ABD DOLARI vermeyi taahhüt etti)

Adnan ÇEBİ 30.000.000 ABD DOLARI

Hayrettin ÖZALTIN 20.000.000 ABD DOLARI”

Albaraka Türk’ün açıklaması

25 Aralık operasyonunu yapan polisler, telefon dinlemelerine dayanarak, Albaraka üzerinden kayıt dışı para aktarıldığını iddia ediyordu.

Dizide, fezlekeye atfen yer verdiğimiz bu “iddia”ya, Albaraka’dan bir açıklama geldi. Aynen yayınlıyorum:

“Dizinizdeki konular bankamızı hiçbir şekilde ilgilendirmemekle birlikte, dizinin 2. bölümünde, bankamız üzerinden kayıt dışı para aktarıldığı ifadesi yer almıştır.

Halka açık, ulusal ve uluslararası kurumlarca en ciddi biçimde denetlenen yasa ve etik değerlere üst derece saygılı bankamızın hiçbir şekilde yasadışı bir işlemi gerçekleştirmiş olması düşünülemez bile…

Herhangi bir kaynaktan edinilmiş olsa da sizin gibi deneyimli ve değerli bir gazetecinin, bu cümleyi kullanmadan önce asgari bankamızdan bilgi edinmiş olması gerekeceğini düşünüyoruz. Bunun, hukuk ve basın ilkelerinin bir gereği olduğu da muhakkak bilginizdedir.”

SON SÖZ

Yargıdan kaçamaz

Derin uykudayken evi soyulanlara bağırır gibi, son kez “Hırsız var” diye haykırdık 6 gün boyunca…

Savcılığa ulaşmış, 1000 sayfalık bir resmi belgeden, 25 Aralık fezlekesinden, büyük soygunu belgeleyen sayfalar, belgeler, diyaloglar aktardık.

Fezleke, devlet yönetimine yerleşmiş bir örgütün, kamu nüfuzunu kullanarak nasıl kişisel rant elde ettiğini ortaya koyuyor özetle…

Yüce Divanlık bir iddianameye dayanak teşkil ediyor.

Bütün bu iddiaların muhatabı konumundaki Başbakan ise “Hırsız var” haykırışlarını duymazdan gelerek adım adım Cumhurbaşkanlığı’na yürüyor.

Dosyayı okuyunca, Köşk’ün dokunulmazlık zırhını neden bu kadar çok istediği daha iyi anlaşılıyor.

Silinebilir mi?

Herkesin aklındaki soru şu:

Şimdiye kadar başarıyla hasıraltı edilen dosya, Erdoğan’ın devlete tamamen el koymasıyla, ortadan yok edilebilir mi?

İçindeki veriler, dinleme kayıtları, suç kanıtları silinebilir mi?

Konuştuğum yetkililer, “Evet, bu mümkün” diyor.

Verilerin korunduğu TİB’in, MİT’e devrinden sonra kanıtlara ne olacağı soru işareti…

Dosyayı devralan yeni savcıların bir süredir, fezlekede adı geçenleri sessiz sedasız çağırıp ifadelerini aldığı bildiriliyor.

Daha önce yaptıkları gibi, iddialar hakkında “takipsizlik” kararı verdirerek iddia sahiplerini yargıya götürme yolunu seçebilirler.

Ancak “inşallah, maşallah” diye diye yapılan bütün bu yolsuzluklar, hırsızlıklar, iltimaslar, Cumhuriyet tarihinin en büyük soygununun bütün sesleri internete dağılmış, bürokraside kopyalanmış, kamuoyunun hafızasına kazınmış durumda…

Bu dosya kapatılamaz

Bu tablo karşısında,

Yurttaş olarak bu soygunu bilmek hakkımız.

Gazeteci olarak yazmak sorumluluğumuz.

Başbakan olarak hesap vermek de Erdoğan’ın görevi…

Diziye son verirken bir kez daha yazayım:

Bu çapta bir dosya kapatılamaz.

Çankaya, Yüce Divan’dan kaçanlara sığınak olamaz.

Suçlular -cumhurbaşkanı bile olsalar- yargılanacaklardır.

CAN DÜNDAR- CUMHURİYET

AK PARTİ DOSYASI /// ÖMER SAĞLAM : Kur’an Ayetlerini inkâr eden İmam-Hatipli !


“Sözlerime son verirken İstiklal Marşı’nın son kıtasını bir kez daha gönül huzuruyla dile getiriyor ve hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal,
…dökülen kanlarımın hepsi helal,
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal,
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun…”(1).

Yukarıdaki sözler, “İstiklal Marşı’nı bilmiyor” diye Çatı Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tenkit eden Tayyip Erdoğan’a ait. Şiir yazma kabiliyeti olmasa da sözüm ona şiir okuma üstadı olan Tayyip Erdoğan bile İstiklal Marşı’nı yanlış okuduktan sonra, Ekmel Bey’in, bir şehitlik ziyareti sırasında hazırlıksız olarak ayaküstü okuduğu birkaç mısralık şiirin, İstiklal Marşı’na mı, yoksa “Çanakkale Şehitlerine” isimli ünlü şiire mi ait olduğunu karıştırması son derece normaldir.

Neticede bu ülkede bütün insanlar, oturup İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezberlemek için uğraşmıyor. Esasen herkesin İstiklal Marşı’nın tamamını ezberlemek gibi bir görevi ve sorumluluğu da yoktur. Daha da önemlisi, ne Mehmet Akif Ersoy Allah veya peygamberdir, ne de “İstiklal Marşı” da dahil olmak üzere; onun yazdığı şiirler birer ayet veya hadistir. İstiklal Marşı’nı yanlış okumakla ve başka şiirlerle karıştırmakla günah işlenmiş de olmaz. Asıl günah olan şey, Tayyip Erdoğan’ın, Ekmel Hoca hakkında yapmış olduğu bel altı vuruşları ve onu hak etmediği ve hoşlanmayacağı sıfatlarla yaftalamasıdır. Unutulmasın ki; bu dünyada “Sürç-ü Lisan” diye bir vakıa vardır ve Tayyip Erdoğan’da vaktiyle Eskişehir meydanında “Ben çocuklarıma helal lokma yedirmediğim halde…” diye höykürmüştü Kılıçdaroğlu’na karşı(2). Elbette sürç-ü lisan olarak…

Tayyip Erdoğan Kur’an Ayetlerini İnkâr Ediyor!

Açık söylemek gerekirse; Recep Tayyip Erdoğan, uzunca bir süredir Kur’an ayetlerini ve bu ayetlerle çelişmeyen hadisleri inkâr içindedir. Dolayısıyla; Tayyip Bey, derhal tövbe edip iman tazelemelidir! Aksi takdirde sık sık kullandığı “Kötüler için yaşasın cehennem!” sözü, dönüp dolaşıp kendisini vuracaktır Tayyip Bey’in.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli gibi müzmin muhalifleri hakkında söylediği onca hakareti, onca küfrü ve onca yaftalamayı bir tarafa bırakalım, son bir, bir buçuk aydır Çatı Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında söyledikleri, tövbe edip helallik dilemediği ve hakkını helal ettirmediği takdirde, kendisini cehenneme götürmek için yeter de artar bile! Zira, oldukça “muhterem” ve “ağırbaşlı” bir karakter çizen Ekmel Hoca hakkında söyledikleri, öyle yenir yutulur cinsten şeyler değildir Tayyip Erdoğan’ın. Üstelik hepsi de haksız yaftalamalardır bunların.

Önce “saksı” ve “vazo” benzetmesi yaptı Ekmel Hoca hakkında. Bu benzetme tutmayınca, arkasından “Monşer” yaftası geldi. Hoca, bu “Monşer” lafının “Azizim” anlamına geldiğini beyanla, kendisine bu sıfatla hitap ettiği için bilhassa teşekkür edip ustalıkla savuşturunca bu seferde Ekmel Hoca’nın etnik kökenini ve Mısır’da doğmuş olmasını bir nakısa olarak sundu topluma. Ekmel Hoca, bu iddiayı da “Yurtdışında doğmak bir nakısa değildir, mühim olan vatana ne kadar bağlı olduğunuzdur” diyerek sıyırıp geçince Tayyip Erdoğan bu sefer de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu için kullanmış olduğu “Çarkçı” sıfatını getirip giydirdi Ekmel Hoca’nın üstüne. Doğrusu ya; Ekmel Hoca’nın bu yaftalama karşısında vermiş olduğu cevabı pek tuttum ben. Şöyle cevap verdi Tayyip Erdoğan’a:

“Bana monşer diyor, dün de çarkçı demiş. Benim çarkçı kardeşlerime saygım sonsuzdur. Çarkçılık nasıldır pek bilmem, gemim yok, gemicilik de yapmıyorum. Ama şu memlekette çarkçılık yapan birçok insan var, helal para kazanıyor. Helal para kazananlara saygılı olmak lazım. Çarkçı da olsa dümenci de olsa saygı duymak lazım. Bunu söyleyen mahallede kavga eden bir genç değil, Sayın Başbakanımız”(3).

Yani Ekmel Hoca demek istemiş ki; “Tayyip Bey, benim gemilerim filan yok. Gemi(cik)ler sizde. O sebeple, çarkçılığı ve dümenciliği siz benden daha iyi bilirsiniz…” Ekmel Hoca, son derece kibar ve çelebi bir adam. Eğer onun yerine R.Tayyip Erdoğan olsa, internetteki iddiaları(!) ciddiye alır şak diye muhatabının yüzene çarpardı! Çünkü Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’a ait gemilerin, İsrail ve Mısır ile ticaret yaptığına, daha doğrusu Burak Erdoğan’ın gemiciklerinin, babasının kavgalı olduğu Binyamin Netanyahu’ya ve Abdülfettah Sisi’ye mal taşıdığına ilişkin yığınla iddia dolaşıyor internette(4).

Yukarıda dedik ki; “Tayyip Bey, derhal tövbe edip iman tazelemelidir! Aksi takdirde sık sık kullandığı ‘Kötüler için yaşasın cehennem!’ sözü, dönüp dolaşıp kendisini vuracaktır Tayyip Bey’in.”

Neden böyle dedik? Çünkü R.Tayyip Erdoğan, uzunca bir zamandır öfkesine hakim değil. Siyasi rakipleri hakkında olmadık hakaretlerde bulunuyor ve onları hoşlanmayacakları sıfatlarla çağırıyor, onlara son derece çirkin ve hak etmedikleri lakaplar takıyor. Bakın Kur’an-ı Kerim, Tayyip Erdoğan ve benzerleri hakkında ne diyor:

“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.”(5).

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz(değil mi). O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”(6).

Açık söylemek gerekirse; Tayyip Erdoğan’ın en başta bu iki Kur’an ayetiyle sorunu vardır ve Tayyip Bey, söz ve davranışlarıyla bu iki Kur’an ayetinin hükmüne inkar etmekle karşı karşıyadır. Dolayısıyla derhal tövbe edip, iman tazelemelidir.

Bakınız Tayyip Erdoğan’ın, her sene koşa koşa gidip adeta siyasi şov arenasına çevirdiği “Şebi Arus” törenlerinin adına düzenlendiği Hz. Mevlana ne diyor Tayyip Erdoğan ve benzerlerine:

“Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörülülükte deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol ”

Ertuğrul Gazi’nin, oğlu Osman Gazi’ye yapmış olduğu öğütün ilgili kısmı da sanki Tayyip Erdoğan’a yapılmış gibidir. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın olmadık yaftalamalarla kalbini kırdığı Ekmeleddin İhsanoğlu, en başta bir alim, yani ulemadan bir zattır. Bakınız Ertuğrul Gazi, ulemalar konusunda oğlu Osman Gazi’ye neler tavsiye ediyor: “Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!..”

Şimdi de Tayyip Bey’in “Atalarımızın at sırtında gittiği yerlere biz de gideceğiz” diyecek kadar sevdiğine inandığımız Osmanlı’nın manevi temellerini atan Şeyh Edebali’nin Osman Gazi üzerinden Tayyip Erdoğan’a yapmış olduğu nasihatin bazı bölümlerini hatırlayalım hep birlikte:

“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana….Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır… Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

Hışşşt Gel Buraya!

Tayyip Erdoğan, önceki gün İstanbul’da yapmış olduğu konuşmada İhsanoğlu’na saldırırken şöyle demiş: “Neymiş 3 dil biliyormuş, biz tercüman mı yoksa ülkeyi yönetecek adamı mı arıyoruz?”

Doğru olmasına doğru da, sizin gibi dil bilmediği için Obama’nın karşısında mel mel bakan devlet adamı olursa, elin oğlu da kalkar sizin arkanızdan bir el hareketi yaparak ve sizden izin almaya gerek duymadan Dış İşleri Bakanınızı “Hışşşt gel buraya!” dercesine ve evindeki süs hayvanını çağırırcasına çağırır erenler(7).

1-https://www.youtube.com/watch?v=4vAc7WKQYJE&feature=youtube_gdata_player,
2-
3-http://www.ortadogugazetesi.net/haber.php?id=36817&haber=ihsanoglu-39ndan-aday-erdogan-39a-39carkci-39-cevabi,
4-http://www.rahatsiz.com.tr/basbakan-erdoganin-oglu-israil-ile-ticaret-yapiyor-26636.html & http://sozcu.com.tr/2014/gundem/tayyipin-oglu-babasinin-darbeci-dedigi-sisiye-mal-tasiyor-551071/,
5-Kur’an-ı Kerim, Hucurât Suresi; 49/11,
6-Kur’an-ı Kerim, Hucurât Suresi; 49/12
7-https://www.facebook.com/video/video.php?v=330265750355957

AK PARTİ DOSYASI /// DR. BEŞİR DOSTER : Nereden Nereye ??


ABD Başkanı Obama, aylardan beri Recep Tayyip Erdoğan’ın telefonlarına çıkmıyormuş. Başbakan, Abdullah Gül’den başlayarak, dışişleri bakanlığının her kademeden bürokratlarını aracı olarak kullanmasına rağmen, karşı tarafta ne ses var ne de cevap. R. T. Erdoğan zor durumda, sitemkâr, sıkıntılı…

Bitmedi. Almanya Başbakanı Merkel, Avusturya’nın başbakanı ve dışişleri bakanı, Erdoğan’ın geçtiğimiz aylardaki Almanya ve Avusturya ziyaretlerinde sözlerini sakınmadan, hatta yüz yüze, “Lütfen ülkemize gelmeyin. Halkın huzurunu bozuyorsunuz” dediler.

Uzak Asya’nın, Yakın Doğu’nun, Balkanların ve bilumum İslam ülkelerinin en büyük lideri olduğu, yandaşlarınca yazılıp söylenilen Türk başbakanının düştüğü duruma bakar mısınız? Daha da önemlisi, Türk başbakanının Müslüman ülkelerde bile muhatabı yok.

Günümüzde Suriye’de, Mısır’da, Libya’da Türkiye’nin büyükelçisi yok. Musul’daki maslahatgüzarımızdan iki aydır haber alamıyoruz. İsrail – Filistin sorununda arabuluculuğu Mısır yürütüyor. İsrail devleti ve yurtdışındaki etkin Yahudi lobileri Türk başbakanına verdikleri madalyaları geri istemeye başladılar. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, bugün sınır komşularıyla olan dostça ilişkilerini amansız bir düşmanlığa çevirdi. Devletler değil, kanlı çetelerdir artık müttefiki ve muhatabı.

2014 yılında dışişlerimizi kimin ve hangi kurumun yönetip yönlendirdiği belli değil. Kısaca, Ahmet Davutoğlu mu, Hakan Fidan mı? Türkçesi; hariciye vekâleti mi, Milli İstihbarat Teşkilatı mı?

1920’li yıllarda Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış genç Cumhuriyet, son derece saygın bir devletti. Gerek bölgesinde, gerekse tüm dünyada saygınlığı, güvenilirliği vardı. Savaştığı düşmanlarıyla dost olmuştu. Ülkesinin hem doğusunda hem batısında oluşturduğu antlaşmalarla öncü devletti. Lider ülkeydi, gücü vardı, itibarı vardı. Batılı devletlerin siyaset adamları, aydınları, yazarları, Türkiye’yi sık sık ziyaret eder, Türk Devrimi’ni izlemeye, anlamaya çalışırlardı. Keza, doğunun kralları, şahları ülkemize gelir, Türk Devrimi’ni ülkelerinde uygulayabilmenin yollarını, yöntemlerini öğrenmeye çabalarlardı.

Cumhuriyet’le ve Cumhuriyet’in kurucularıyla hesaplaşmayı siyasetinin temeli ve hedefi sayan R. T. Erdoğan, şimdi cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi açıkhava toplantılarında bile ABD Başkanı Obama’nın, telefonlara çıkmamasını adeta yana yakıla anlatmaya başladı. Bu tablo düşündürücüdür ve üzücüdür. Dahası, ülke yönetiminin 2014 yılında iflas ettiğinin tartışmasız belgesidir, itirafıdır.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde böylesine perişan ve çaresiz olmamıştır. Şimdi, R. T. Erdoğan’ın şunu bilip öğrenmesinde, öğrenip uygulamasında yarar var:

Tam yarım asır önce İsmet İnönü, Kıbrıs görüşmelerinden sonra ABD’den Türkiye’ye dönerken, uçakta gazetecilere “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini bulur” demişti. ABD yöneticileri, İsmet Paşa’nın bu çıkışı üzerine hop oturup hop kalkmışlardı o günlerde. Çünkü İsmet İnönü, eski bir asker olmasının yanında, diplomatik yetenekleri yüksek bir devlet adamıydı. Dünya dengelerini değerlendirmesini bilen, uzak görüşlü bir liderdi.

İşte o eski “sarhoşlar”, işte bu yeni ayıklar…

AK PARTİ DOSYASI : 1991’den 2014’e Tayyip demokrasisi !


AKP iktidarından önce, seçimler yaklaştığı zaman siyasi parti liderleri televizyonda tartışırdı. AKP iktidarıyla birlikte televizyonlar yalnızca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık hale geldi.

AKP iktidarından önce, seçimler yaklaştığı zaman siyasi parti liderleri televizyonda tartışırdı. AKP iktidarıyla birlikte televizyonlar yalnızca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık hale geldi.

Sözcü, 1991 Genel Seçimleri öncesi TRT’de yapılan seçim program ile 10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi’nde AKP Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın tek başına yandaş gazeteci Mehmet Barlas’la katıldığı programın görüntülerini yan yana koyarak Türkiye’de AKP iktidarıyla birlikte medyanın ve demokrasinin geldiği noktayı gözler önüne serdi.

1991 yılında TRT’de yapılan programda Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Erdal İnönü; hem seyircilerin sorularını yanıtladı hem de kendi aralarında tartıştı.

Recep Tayyip Erdoğan ise 12 yıldır, siyasal baskı ve ekonomik kıskaçla yandaşlaştığı televizyon kanallarında yandaş gazetecilerin kendi siyasetine uygun sorularını yanıtlıyor. Muhalefetin sesini duyurabileceği ekran sayısı ise yok denecek kadar az.

İşte 1991 yılında TRT’de yayınlanan o programın görüntüleri:

VİDEO LİNK :

%d blogcu bunu beğendi: