Etiket arşivi: Ahmet Kılıçaslan Aytar

YAHUDİ BİRADER, VAHHABİ KARDEŞ // Ahmet Kılıçaslan Aytar


YAHUDİ BİRADER, VAHHABİ KARDEŞ

Suudi Arabistan’da Şii lider Nimr El Nimr, ırkçı ve mezhepçi hanedanlığı eleştiriyordu.
Demokrasiyi savunuyor, Suud ailesinin Şii azınlığı yabancılaştırma politikalarına karşı çıkıyordu.
İdam edilerek susturuldu.
Suudiler Nimr’i itibarsızlaştırmak için islamcı terör ile suçlanan 43 Kaideci ile aynı kefeye koydu…

*
Suudi Arabistan’ın İran ile arasındaki ipler koptu.
Bahreyn, Sudan, BAE uluslararası normlara uyması koşuluyla İran ile sürdürdükleri diplomatik ilişkilerini askıya aldılar.

*
2011’de Başkan B.Obama, "Birliğin Durumu" konuşması yapıyordu.
"Tehlikede olan şey, Amerika’nın dünya haritasında yalnızca bir yer edinmesini sağlayan değil aynı zamanda tüm dünyayı aydınlatmasını sağlayan liderliğini sürdürüp sürdüremeyeceğidir" diyordu.
Güya ABD, liderliğinin sürmesi için Ulusal Güvenlik Stratejisinde belirtildiği üzere farklı coğrafyaların sorunlarını, sadece askeri değil yeniden yapılanma, kalkınma, yetki devri, eğitim gibi insan odaklı yöntemlerle, "demokrasi" esasındaki dış politikasıyla çözeceğini savunuyordu…

*
Halbuki, giderek dünyadaki her uygulama sonucunun daha fazla çifte standarda ulaştığı görülüyordu.
Mesela ABD, PKK terör örgütünün kanlı lideri bebek katili Abdullah Öcalan’ı idam sehpasından çekip almıştı.
Ama neden İŞİD terör örgütünün insan öldürmesinden daha vahşi yöntemleri kullanan Suudi Arabistan’a engel olmuyordu?

*
Doğrusu ABD’nin dünyada bir takım genel modellere göre yaşayamayan ülkeler ve bölgelerdeki farklı inanış ve geleneklerden gelen toplumlara hiç aldırışı yoktu.
Ama ip kopmaya başlamıştı…
Mesela Rusya; Friedrich Nietzsche`nin, "Sen yeni bir kudret ve yeni bir hak mısın? Kendi kendine dönen bir çark mısın? Yıldızları da zorlayabilir misin senin etrafında dönsünler diye?" ifadesindeki ruhla isyan ediverdi…

*
Şimdilerde Rusya, Suriye’de krize siyasal bir çözüm getirilmesi düşüncesini sağlamaya çalışıyor.
Karşılığında uluslararası hukukun yalnızca ABD ve müttefiklerinin çıkarları doğrultusunda değil, diğer yakada yer alan kendisi gibi ülkelerin de çıkarları yönünde geliştirilecek stratejik müttefikliğin,
BM merkezinden küresel sistem ağlarına yansıtılmasını ve yeni dünya statüsünün oluşturulması talebini sürüklüyor.

*
Ama BM Güvenlik Konseyi’nin de Suriye’de siyasi diyalog sürecinin başlaması ve ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini isteyen karar tasarısını kabul etmesi paralelinde bir dolu sıkıntılı gelişmeler yaşanıyor.
Çünkü bir kural işliyor; bir kere üstünlük sağlayan bir güç kendi gücünü başka devletlerle paylaşmak istemiyor.
ABD, SSCB’nin çöküşünden sonra kendi lehine oluşan düzenin korunması için Rusya ve Çin gibi kendisine rakip olabilecek devletlerin statükoyu delecek davranışlarını reddediyor.

*
Sonuç ne olur bilinmez ama Rusya, Ortadoğu’da ABD’nin yıllardır sürdürdüğü jeopolitik yapıyı dağıtmıştır.
ABD’nin bölgesel sisteminin askerî, sınaî ve malî merkezi rolünde stratejik ve daimî müttefiki olan İsrail ise Washinton’un giderek kendisini desteklemeyi sürdürecek askeri ve ekonomik kaynaklarının olamayacağına, üstelik İsrail’e verilen destekte ABD halkında güçlü muhalefet oluştuğundan endişelidir.

*
Öyle ki, ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın bir yanda İslami uyanış, öte yanda radikalizmin yükselişi karşısında "Eğer trilyonlarca ilâve dolar verir ve ordumuzla düşmanlarına yeteri kadar vurursak İsrail kurtulabilir, 2022 yılında İsrail olmayacak" ifadesi,
Ya da ABD İstihbarat Topluluğu’nun, "İsrail Sonrası Ortadoğu’ya Hazırlık" raporunda Çin’in, İslami uyanış, radikalizm ve Filistin yanlısı kuvvetin yükselişi sonunda İsrail’in ayakta kalamayacağını bildirmesi, İsrail’i kabuslara sürüklüyor.
İran’ın Şii hilaliyle yayılma olasılığı ise İsrail’i olduğu gibi Suudi Arabistan’ı da derinden etkiliyor…

*
Nitekim İsrail’in 10-15 yıl içerisinde İran’la gireceği doğrudan bir savaş, daha kısa vadede de HAMAS’la Gazze’de savaş yaşayabileceğinden sözediliyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri’nin, İran ilebir savaşa hazırlığa yönelik çalışmalarını da kapsayan "Gideon Çalışma Planı" üzerinde yoğunlaştığı da biliniyor.

*
Bir taraftan da bölgedeki Sünni ülkelerin, Yahudi devleti İsrail’i tanıması karşılığında Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması yapılabileceği noktasında yeni bir strateji geliştiriliyor.
İsrail’in güvenliği ve Ortadoğu’nun bölüşümü için Suudi Arabistan liderliğinde Sünni Arap ülkeleri ve Türkiye’nin Rusya – İran’a karşı geliştirdikleri bir mekanizmanın,
İsrail’in güvenliği yanında Sünni Arap’ların da güvenliğini teminata alacağı öngörülüyor.

*
Ortadoğu’da Rusya ve İran’ın nüfuz ettikleri alanlarda karşılarında Sünni Arapların oluşturduğu NATO uzantısı bir savunma örgütü oluşturulmaktadır.
Suudi Arabistan merkezli ve nüfusunun çoğunluğu Sünni Müslüman olan Ürdün, BAE, Pakistan, Bahreyn, Bangladeş, Türkiye, Filistin Yönetimi, Katar,Sudan, Lübnan, Libya, Mısır, Fas, Nijerya ve Yemen’in oluşturduğu ve semayı "Allah-û Ekber" nidalarıyla dolduracak bir koalisyon…

*
Şimdi bu idamlarla birlikte Sünni koalisyonun önüne;
Suriye’deki krizi çözüme yönelik Viyana sürecini bozabilecek,
Rusya ve İran’ı bölgede yalnızlaştıracak,
Rusya ve İran arasındaki dengeyi bozmaya çalışacak,
Ama mutlaka Ortadoğu’da kırılgan dengeyi çok ciddi şekilde istikrarsızlaştıracak bir sorunlar kümesi konuluyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri’nin İran ile savaşa hazırlık kapsamında Gideon Çalışma Planı gereği,doğrudan bir savaş öncesinin ön hazırlığı yapılıyor gibidir.
"Önce sallandırmak, sonra vurmak " stratejisi gibi bir şey işliyor.

*
Bu gelişmeler,Rusya’nın işlerinin düzgün gitmesi halinde Suriye’deki trajedide işlenen suçların savaş hukukunun gelişmesi doğrultusunda kategorize edilmesi sırasında,
BM ‘de uluslararası hukuk karşısında suçlu olacağı kesin olan Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın eteklerinin zil çalmasına neden oluyor.

*
Sarayında bir odadan diğerine,sonra diğerine ve yine diğerine, diğerine geçerken "Yürü,kim tutar seni? Benim güzel Yahudi biraderim,benim güzel Vahhabi kardeşim" dediğini duyar gibiyim…

6.1.2016

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

İKİBİNONALTI // Ahmet Kılıçaslan Aytar


İKİBİNONALTI

Sermaye 2016’ya kadar her biri bir önceki aşamaya nazaran diyalektik bir gelişme ile piyasa kapitalizmi ve emperyalizmin ardından çok uluslu sermaye sürecinden geçti.
Her bir aşamanın farklılığı, niteliksel gelişimini belirleyen teknoloji yüzündendir.
Makinalar mütemadiyen daha çok insan bilgisini ve emeğini depoladı, insanın temsil gücü zorlandı.
Sınır ve engel tanınmadı, ulusal değerler yok oluyordu.
Ülkelerin savunması, sosyal barış ve adaletin sağlanmasında ekonomik ve sosyal hayata müdahale eden sosyal devlet anlayışı hızla gündemden düşüyordu…

*
Bütün bu gelişmelere rağmen küresel ekonomik artış sağlanamadı.
Dünyada bir takım genel modellere göre yaşayamayan ülkeler ve bölgelerdeki farklı inanış ve geleneklerden gelen toplumlara da aldırış edilmeyince de ip kopmaya ramak kaldı.

*
Oh, ne güzeldi! 1989’da ABD’li tarihçi Francis Fukuyama tarihin sonunu ilan etmişti.
O komünizmin çökmesinden sonra Batı liberalizminin zafere ulaşacağına inanıyordu.
Ama çeyrek yüzyıl sonra Fukuyama’nın yanıldığı ortaya çıktı.
Aksine dünya siyasi istikrarsızlığın pençesinde kıvranıyordu.

*
Çünkü, ABD ekonomik krizlerinin önüne geçmek üzere ileri sürdüğü askeri sanayisiyle diğer sektörlerini ivmeleyen,
Bu suretle rezerv döviz doları güçlendiren, ülkelerin güçlü doları satın almasıyla finansal sistemini ve ekonomisini etkili kılan yolun sonundaydı.
Öyle ki, bugün kendinden güçsüz ülkelere yaptığı savaş harcamalarının masraflarını dahi kaldıramıyordu.
Hakeza Avrupa birlikte borç krizlerine çözüm bulumazlarsa, bırakınız ekonomik artışı, bölgesinde barış riske giriyordu…

*
Artık ABD ve Avrupa’da milyonlarca insan mali sistemin iyileştirilmesi, servet dağılımındaki eşitsizlik ve sınıflar arasındaki büyük uçurumların ortadan kaldırılmasını talep ediyor.
Neoliberal mali politikalar, yolsuzluk ve yoksulluk ve bütçe kısıtlamaları protesto ediliyor.
O protestolardan dünyanın her yerine ABD’nin bireyi eşit fırsatlar ve özgürlüklerle gelişen rekabet ortamında fakat kaynakların izin verdiği ölçüde üretim ve tüketim faaliyetinde bulunur diyen demokrasi tanımının dişleri dökülüyor.

*
İşte Çin, artan ekonomik ve diplomatik rolü paralelinde Asya’da hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışını geliştirmektedir.
Çok sayıda serbest ticaret anlaşmasıyla "Asya’nın kaynakları, Asya’nın hizmetine" sloganıyla, çok zengin kaynaklar Asya barışının ve kalkınmasının hizmetine sunuluyor.

*
Halâ kaybedeceği çok şey olan ABD ve Avrupa ise direnmektedir.
ABD, Asya’ya dönerken Rusya’nın yüzyıllardır orada olmasına aldırmıyor.
Ukrayna krizinde Rusya, ABD ve AB’nin ekonomik ilişkilerini sınırlaması, Japonya’nın stratejik bağ kurma fikrinden vazgeçmesiyle karşı karşıyadır.
Rusya’nın geniş Avrupa inşa etme ya da Japonya ile stratejik ortaklık kurma umutları kırılmıştır…

*
Petrolün ucuzlatılmasıyla Ruble’nin değer kaybetmesi Rusya’da enflasyona ve uzun vadeli resesyona yol açmasına ne demeli?
Bir taraftan da Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki potansiyel çatışma alanında, ‘Rusya’nın saldırganlığına’ karşı koymak için yeni bir strateji oluşturuluyor ve NATO askeri varlığını Doğu Avrupalı ülkelere konuşlandırıyor!

*
Ama kaşla göz arasında Rusya’nın Suriye’ye gelmesiyle birlikte Filistin sorununun çözüme kavuşturulamadığı müddetçe Ortadoğu’daki hiçbir sorunun üstesinden gelinemeyeceği anlaşılıyor.
Üstelik IŞİD bütün bir bölgenin çehresini değiştirirken İsrail-Filistin sorunu geri plana itilmiş,
IŞİD’in Suriye ve Irak’a hâkim olmaya kalkışması ve hilafet kurma hevesine kapılması,
I. Dünya Savaşı galiplerinin dikte ettirdiği Ortadoğu düzenini alt üst etmiş, istikrarsızlığın merkez üssü Ortadoğu’ya kaymıştır.

*
Haydi…İslamcılığın doğal sonucu terör Ortadoğu’dan Bangladeş’e Mali’ye kadar ülkeleri ve kıtaları titretiyor.
Asya’dan Afrika’ya kadar uzanan terör kimi zaman El Kaide, bazen Boko Haram, kimi yerde de El Nusra ya da El Şebab adlarıyla kendini gösteriyor.

*
Avrupa’ya da yayılıyor, işte Paris iki kez vurulmuştur.
Avrupa’ya sığınan mültecilerin sayısı artarken Avrupalı kendini inzivaya çekiyor, sınırlar kapatılıyor, Avrupalılar birbirleriyle kavgalı hale geliyor.
Sağcı hareketlerin artması kaygı veriyor ama bu gelişmeye siyasi ve sosyal anlamda nasıl karşılık verileceği bilinmiyor.
Alman Fransız ortaklığı Ukrayna’daki anlaşmazlıkta barışı sağlayamamış ancak dondurmuştur.
Avrupa dış politikasının zaaflarını gözler önüne serilmiş, Avrupa’nın kendine güvenemediği, daha fazlasına cesaret edemediği anlaşılmıştır.

*
Endişe ve ürkeklik hüküm sürerken iki büyük nükleer güçten biri Rusya’nın, Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki bölgeden Orta Doğu’da "Suriye İç Savaşına Siyasi Çözüm" başlığında manevra alanını genişletmesi;
ABD ile arasında savaş ile siyaset, asker ile sivil, barış ile çatışma, cephe ile emniyetli bölge, dost ile düşman kavramları arasındaki hatların belirsizleşmesine yol açmıştır.

*
Rusya yaptırımlara rağmen dünya siyaset sahnesine geri dönmüştür.
Putin’in güç politikası ülkesine itibarını iade ettirirken, ABD kendi kabuğuna çekilmiş bir görüntü veriyor.
Yine de insan, ABD de başlayan başkanlık kampanyasının, görevden ayrılmak için gün sayan Obama’yı bilerek bir sessizliğe büründürdüğünü düşünmeden edemiyor.

*
Çünkü, BM denetiminde Şam ile muhalefet arasında ateşkes ilan edileceği 1 Ocak 2016′ ya girilmiştir.
BM’in Suriye’nin farklı bölgelerinde uygulanabilecek üç olası ateşkes taslağından bahsediliyor.
Birincisi; Terörist olarak nitelendirilen grupları dışlayan bir ateşkes,
İkincisi; Temel prensipleri benimseyen her gruba açık bir ateşkes,
Üçüncüsü; Belirli silahların kullanımını yasaklayarak şiddeti azaltacak sınırlı bir ateşkestir.

*
Ancak bu üç modelde de Suriye ve muhalifleri arasında derin anlaşmazlıklar bulunuyor.
Doğrusu Suriye’ye gelen Rusya koalisyonu ortakların amaçlarına ulaşmasını engellemek üzere ABD ve Suriye Dostları’nın yeni stratejiler geliştirildiğine ilişkin kanaatler de yoğundur. .

*
Yine 1 Ocak 2016’da Rusya’da Devlet Başkanı V.Putin tarafından imzalanan yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi yürürlüğe giriyor.
Buna göre, Ukrayna’da olduğu gibi Batı destekli iktidar değişiklikleri ulusal çıkarlar açısından tehdit olarak tanımlanıyor..
Gürcistan örneğinden hareketle yurtdışından organize edilen renkli devrimlerin istikrarsızlaştırma potansiyeli içerdiğine dikkat çekiliyor.
Batı, meşru siyasi yönetimlerin devrilmemesi konusunda uyarılıyor.
İzlenen çifte standart politikasının sonucunda IŞİD gibi terör örgütlerinin ortaya çıkabildiğine dikkat çekiliyor.
Suriye bir Ulusal Güvenlik sorunu haline getirilmiştir.

*
NATO, ABD ve AB ile işbirliğine sıcak bakılıyor ama böyle bir ortaklığın eşit seviyede olması öngörülüyor.
Bu noktada Rusya’nın dünya çapında lider güç olma iddiasını sürdüreceği kaydediliyor.

*
Rusya’nın 2010 askeri doktrininde hangi durumlarda nükleer silah kullanabileceği açık bir şekilde belli şartlara bağlıyken,
Şimdi Rusya kendine konvansiyonel silahlar kullanılsa bile devletin varlığını tehdit eden bir saldırı durumunda nükleer silah kullanabileceğini söylüyor.
Bu Rusya’nın ABD ve Avrupa’ya karşı etkin bir uyarı mekanizması anlamına geliyor.

*
Uyarı mekanizması önünde en büyük tehlike;
Suriye hükümeti ile siyasi görüşmelerde bulunacak muhalif grupların belirleneceği ateşkes sürecinde,
İşlenen suçların savaş hukukunun gelişmesi doğrultusunda kategorize edilebilmesi için kimin terörist kimin muhalif olduğunun bilinmesi aşamasıdır.

*
Bu noktada Recep Tayyip Erdoğan’ın nükleer bir savaşın sınırlarını zorlayabileceğinden bahsediliyor.
Geleceği 2016 ile birlikte daha zorlu yıllar bekliyor…

4.1.2016
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

HER TAŞIN ALTINDAKİ UĞURSUZ // Ahmet Kılıçaslan Aytar


HER TAŞIN ALTINDAKİ UĞURSUZ

Batı ile Rusya arasında "Kafkasya sorunu", Hazar’daki enerji kaynaklarının hangi hatlar üzerinden dünya pazarlarına açılacağına dair anlaşmazlıktan çıkıyor.
Hazar kaynakları büyük oranda Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden Batı’ya akıyor.
Kaynakların 2018’de tamamlanması öngörülen Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı ile Avrupa’ya taşınması halinde Azerbaycan, Avrupa’nın ihtiyacını önemli ölçüde karşılayan Rusya’ya rakip olacaktır…

*
Ama Batı’nın enerji kaynaklarını kontrol etmek üzere geliştirdiği jeopolitikler, bu kaynaklara sahip ülkelerin eski Sovyetler Birliği üyesi olmaları yüzünden Rusya’nın Transkafkasya ve Orta Asya’dan sonra Orta Doğu’da da nufuz genişletme çabasına yol açtığı bir dönemden geçiliyor.
Nitekim Rusya, Avrasyacı dış politika doktriniyle eski Sovyet topraklarındaki Rus kökenlilerin yaşadıkları devletler ile etno-kültürel, tarihsel ya da siyasal anlamdaki sorunlarını kullanmakta,aleyhine hareket eden ve Batı ile yakınlaşan devletleri kendi lehine hareket eder hale getirmeye çalışmaktadır.
İşte Ukrayna’ya müdahale etmiştir ve Kırım’ı, Abhazya, Güney Osetya’yı ilhak!

*
Şimdi Batı,Suriye’ye de gelen Rusya’nın amacına ulaşmasını engellemek üzere ardarda yeni stratejiler geliştiriyor.
Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya’daki siyasi ve ekonomik entegrasyon süreçlerinin engellenmesi,
Rusya’nın bölgedeki kilit aktörlerle çevrelenmesi,
Bölge halklarının çöken ekonomiler, düşük sosyal standartlar ve terörle karşı karşıya kalmasıyla istikrarsızlığın Rusya’ya yansıması gibi öngörülerin realize edilmesine çaba gösteriliyor.

*
19 Aralık’ta İsviçre-Bern’de, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İ.Aliyev ile Ermenistan Cumhurbaşkanı S.Sarkisyan Dağlık Karabağ sorununun çözümünü ve cephe hattında artan ateşkes ihlallerini görüşmektedir.
Görüşmeye Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde Karabağ sorununun çözülmesi için kurulan Minsk Grubu’nun eşbaşkanları da katılıyor.

*
Ev sahibi İsviçre Dışişleri Bakanlığı sorunun ancak kapsamlı bir müzakere süreciyle çözülebileceğini ifade etmektedir.
AGİT temsilcileri ise "Bu toplantı tarafların diyalog içinde kalması açısından önemliydi" derken, görüşmenin ana gündeminin artan gerilim olduğu doğrulanıyor…
Taraflar, 1994-Bişkek’te sağlanan ateşkesin ardından başlayan diplomatik çabalara öncülük eden AGİT- Minsk grubunun arabulucuğuna bağlı olduklarını teyit ediyor.

*
Ama Dağlık Karabağ’ın cephe hattında ateşkes ihlalleri de durmak bilmiyor.
Ermenistan Savunma Bakanlığı "Ateşkes bitti, savaş halindeyiz" derken,
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı "Ateşkes, Ermeni güçlerinin Azerbaycan’daki yasadışı varlığı nedeniyle bozulmuştur" diyor.
BM ise Karabağ sorunu nedeniyle artan çatışma ortamına yönelik tarafları şiddeti yükseltecek eylemlerden kaçınmaya çağırıyor…
Rusya, Ankara’nın kısa süre önce Karabağ konusunda Azerbaycan’a yapılan destek açıklamasını da dikkate alarak, Ermenistan’daki askeri üssünü güçlendiriyor.
Rus egemenliğinin sürdüğü Kafkasya mütemadiyen sorun yükleniyor…

*
Öte yanda PKK terör örgütü doğu vilayetlerinde etnik huzursuzluk çıkarmak, Kürt gençliğini silahlandırmak benzeri etkinliklerini artırmaktadır.
Saldırıları geliştirerek Türkiye’nin Ermenistan ile sınır topraklarını kontrol altına almak ve bölgede yaşayan Azerbaycan kökenlileri göçe zorlamayı öngörüyor.
Terör örgütünün bu bölgeyi tamamen kontrol altına alması halinde, Ermenistan’ın bu bölgeyi kendine merkez seçeceği ve faaliyetlerini genişleteceğini düşünüyorlar…

*
Abhazya ve Güney Osetya ile Gürcistan yönetimi arasındaki anlaşmazlıklar ve Dağlık Karabağ’daki gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşmesi durumunda enerji kaynaklarının sevkiyat hatlarında güvenlik sorunları büyüyecektir.
Batı,bütün bu işleri Kafkaslar’da meydana gelecek bir istikrarsızlığın kendi enerji güvenliği planlarına önemli darbe vuracağı öngörüsünde olan Rusya’nın tetiklediğini ileri sürüyor…

*
Halbuki, Rusya Devlet Başkanı V.Putin, bağımsız Avrasya ülkelerinin özgür iradesiyle çok kutuplu dünyanın bir kutbunu oluşturacak özgün Avrasyacı felsefeye sahip bir birlik düşüncesinin temsilcisidir.
Bu yüzden "SSCB’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi ardından Batı’da bize karşı oluşan hırsın ve tek kutuplu dünyanın sağırlık döneminin sözde değil uygulamada sona ermesi gereklidir" diyor.

*
Eşitlik mücadesi adına BM merkezinde adalet ve ulusal çıkarlara saygı ilkelerine dayalı yeni bir küresel statü, bunu belirleyen yeni bir uluslararası hukuk talep ediyor.
Bu yüzden Ortadoğu’da aşırılık ideolojisi, mezhepsel-etnik ayrılıkların yükseldiği şu sırada "Laik,Birleşik, Bağımsız" olmak kaydıyla Suriye’ye ve Irak’a aktif olarak müdahalede bulunuyor.

*
Aslında Batı, fütursuzca BM İnsan Hakları Bildirgesi ve BM’in aşırıcılık, ayrımcılık ve terörizmle mücadele ilkeleri ve konvansiyonlarını gözardı ederek çıkarları peşinde koşuyor.
Rusya ise Suriye’nin Nasturiler,Kürtler,Sünni Araplar ve Dürziler arasında 4 parçaya,
Irak’ın Sünni Araplar, Şiiler ve Kürtler arasında 3 parçaya bölünmesine engel olmaya çalışıyor.

*
Mesela, bir süreden beri Musul’dan gelen İŞİD çetelerine ait ham petrol yüklü tankerlerin Duhok’a gittiği,
Başure’dan benzin, mazot ve gıda ürünleri gibi malzemelerin de İŞİD çetelerinin bulunduğu alanlara doğru gittiği belgelenmiştir.
Rusya, İŞİD ile yapılan kirli ticaretin başında Kuzey Irak Kürt Bölgesinde "bağımsızlık" vaadleriyle birlik oluşturmak isteyen Mesud Barzani ve ailesinin olduğunu tüm dünyaya afişe ediyor.
"Kürtlerin Bağımsızlığını" teşvik eden "Böl-parçala-yut" siyasetini üreten çevrelere diplomatik ve hukuki bir darbe vuruyor.

*
Neden,Yahudilerin daha 1806’larda Ermenileri o bölgeye yerleştiren ve Erivan’ı kuranlar olduklarına, bugün Ermenistan’daki siyasi partiler,cemiyetler ve diaspora üzerindeki etkisine bakılmıyor?
Neden Azerbaycan’ da da o günlerden bugüne gelen Yahudi etkisine ya da Azeri hükümetin bugün paralel yapıyla mücadele ederken, Fethullah Gülen’in olduğu her yerde CIA ve MOSSAD’ın cirit attığına dikkat edilmiyor?

*
Ya PKK? Yahudilerin Doğu’dak umudu olan PKK terör örgütü Moskova’ da ne aramış, ne bulmuştur?
PKK’nın talep ettiği sözde "demokratik özerklik" ya da "özyönetim" açıkça Türkiye’nin bölünmesini istemektir.
Herşeyden önce Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerine aykırı bu taleplerin hukuken ve fiilen gerçekleşme şansı bulunmuyor.

O halde Moskova’da PKK’nın sırtının sadece Türkiye’deki iktidarın aşırıcılık, ayrımcılık ve terörizmle mücadele ilkelerinde Rusya ile ters düşmesinin sonucu olarak şöyle bir okşandığı anlaşılıyor.
Ama nereye kadar?

30.12.2015

* Yeni Yılınız Uğurlu Olsun ,Efendim…
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

PANAMA MODELİ GİBİ BİR ŞEY // Ahmet Kılıçaslan Aytar


PANAMA MODELİ GİBİ BİR ŞEY

18 Aralık’ta BM Güvenlik Konseyi, Suriye’de siyasi diyalog sürecinin başlaması ve ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini isteyen, Cenevre Bildirisi ile Viyana toplantılarında alınan kararları teyit eden karar tasarısını oy birliği ile kabul etti.
ABD Dışişleri Bakanı J. Kerry, karar tasarısını dünya kamuoyuna," Viyana’da Suriye Zirvesi’nde sağlanan mutabakat gereğince, 1 Ocak’ta BM denetiminde ateşkes ilan edilmesi,
Suriye önderliğinde 6 ay içinde geçiş hükümeti kurulması ve yeni bir anayasanın hazırlanması,
18 ay içinde ise adil bir seçim yapılması ve BM denetiminde ‘kimin terörist kimin muhalif’ olduğunun belirlenmesi konularında anlaşma sağlandı" ifadesiyle takdim etti.

*
Nitekim BM Suriye Özel Temsilcisi S.de Mistura, Esad rejimiyle muhalifler arasındaki görüşmeyi 25 Ocak’ta Cenevre’de düzenlemeyi hedeflediklerini söyledi.
De Mistura, Suriye’deki bütün tarafların tam işbirliğine bel bağladıklarını ifade etti.
"Sahadaki gelişmelerin süreci rayından çıkarmasına izin vermemek gerekir" dedi…

*
Suriye Dışişleri Bakanı V.Muallim, Cenevre görüşmelerine katılmaya hazır olduklarını açıkladı.
"Umarız görüşmeler ‘ulusal birlik hükümeti’ oluşturmaya yardımcı olur" dedi.
Muhalifler ise Esad’siz siyasi çözüm sürecinin gerçekleşmesi için uluslararası camiayla işbirliği yapmaya hazır olduklarını ifade ettiler.
Rejimle herhangi bir diyaloğun 2012’de varılan Cenevre Bildirgesi’ne dayalı olması gerektiğinin altını çizerek,
Geçici dönemde oluşturulması hedeflenen yönetim formülünün "ulusal birlik hükümeti" değil, Cumhurbaşkanı yetkileri dâhil tam yetkili "geçiş hükümeti" olması gerektiğini savundular.

*
Cenevre II Barış Konferansı, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun tek hedefi olan rejimi değiştirme ısrarıyla sonuçsuz kapanmıştı.
Suriye rejimi ise anayasal, kanuni ve meşru sorumluluk olarak güvenliğin tesis edilmesinden birinci derecede sorumlu olduğunu savlıyor,
Suriye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü için BM garantisinde savaşan silahlı güçlere her türlü desteği veren devletlerin desteklerini kesmesini, sınırların denetimi için bir mekanizmanın oluşturulmasını istiyor,
Sonra ulusal bir misak çerçevesinde toplumun tüm bileşenlerinin temsil olacağı genişletilmiş bir hükümetle yeni Suriye’nin siyasi geleceğinin resmedilmesini savunuyordu…

*
O günden bugüne iki tarafında taleplerinde ısrarlı olduğu anlaşılıyor.
Ancak muhaliflerin, 1 Ocak’ta BM denetiminde ateşkes ilan edilmesi ve Suriye önderliğinde 6 ay içinde kurulacak geçiş hükümeti sürecinde rejime prim verdikleri,
Ama kurulacak geçiş hükümetinin karakterinin rejiminin istediği "ulusal birlik hükümeti" ile değil kendi istedikleri "Cumhurbaşkanı yetkileri dâhil tam yetkili geçiş hükümeti" ile yapılması ısrarını sürdürdükleri görülüyor.
Kısaca muhalif kesimler halâ Esad’siz siyasi çözüm sürecinin arkasında duruyor.

*
Esasen siyasi görüşmeler sürecinde birbirinden ayrışmış ve yerel çıkarlara bağlı olarak hareket eden muhalif güçlerin nasıl tek çatı altında toplanıp tek bir delegasyon oluşturabilecekleri ya da müzakereler sürecine nasıl katkıda bulunacaklarının yanıtı yoktur.
Bununla birlikte siyasi görüşmeler sürecinde muhalif gruplara terörist gönderen ve finanse eden Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve kimi Batılı ülke de Suriye’de yaşanmakta olan insani durumu ahlaksız bir ticarete dönüştürmekle suçlanıyor.
O yüzden krizinin çözümüne giden yolda daha işin başındayken iki taraf arasında denge oluşturulması gerekiyor.
Ama krizin faturasını en azından ortak ödemek dahi kimsenin işine gelmiyor.

*
Geriye Suriye’ye ağırlığını cihatçıların oluşturduğu binlerce yabancı militan nasıl geldi ve kimler tarafından silahlandırıldı sorusunun yanıtlanması kalıyor.
Bu noktada "Panama Modeli"nin örnek alınacağı söyleniyor.

*
1980’lerde ABD, Manuel Noriega’nın Panama Devlet Başkanı olmasının yolunu açmıştı.
Halbuki 1972’de Noriega’nın uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin duyumlar Uyuşturucuyla Mücadele Ajansı’nda büyük sıkıntı yaratmıştı.
1984’te Panama seçimlerini kazanmak için hile ve şiddet kullandı.
Aynı sıralarda Kontralara silah taşıyan uçaklarla kokain kaçırıyordu.
Noriega 1989′ da Nikaragua’daki Sandinistlere muhalefet konusunda tereddüde düştü.
ABD’yi kızdırdı, huzursuz edici başka itaatsizlik işaretleri de gösteriyordu.
1989 Aralık’ta, ABD askerleri Noriega’yı "yakalamak" için Panama’yı işgal etti.
İşgal sırasında 2 bin ilâ 4 bin arasında masum sivil katledildi.
Noriega şu an ABD hapishanelerinde gün dolduruyor.

*
M.Noriega silah,petrol ve uyuşturucu satışını doğrudan değil, birbirine bağlı zincir halkaları gibi bir mekanizma aracılığıyla gerçekleştiriyordu.
1. aracı malı, 2. aracıya teslim ediyor ve 2 ya da 4. aracıda malı herhangi bir ülke ya da tanınan bir şirkete ulaştırıyordu.
Malı son olarak teslim alan ülke ya da şirket, malı terörle alakası olmayan bir işadamından aldığını söylüyordu…

*
Bugün de Suriye’deki teröristlere ya da teröristlerden işadamlarına ya da başka ülkelere yapılan silah, petrol, antika eşya, uyuşturucu satışları aynı mekanizma ile yapılıyor.
Sonuçta alıp-satılan bu mallar sadece Suriye’de, Irak’ta değil Fransa’da, Ankara’dave dünyanın herhangi bir yerinde insanları öldürmek için silah ve militan satın almaya yarıyor.

*
İşte bir süreden beri İŞİD çetelerine ait Musul tarafından gelen ham petrol yüklü tankerlerin Duhok’a gittiği,
Başure’dan da benzin, mazot ve gıda ürünleri gibi malzemelerin İŞİD çetelerinin bulunduğu alanlara doğru gittiğinin belgelendiği bildiriliyor.
İŞİD ile yapılan bu ticaretinin başında Barzani ailesinin olduğu söyleniyor.
Bu yüzden Türk askerinin o bölgede bulunmasına itiraz ediliyor.

*
Irak’ta siyaset yapan Şii Bedir Tugayı sözcüsü, Irak İstihbaratının elinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın IŞİD’le iş yaptığını gösteren çok sayıda belge bulunduğunu iddia ediyor.

*
Ya da Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü M.Zaharova, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Türkiye’nin IŞİD’le petrol ticareti yaptığı ispat edildiği anda ben bu makamda durmam" sözlerini hatırlatıp, "Biz zaten bunu kanıtladık" diyor.

*
M.Noriega’nın kaderi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin ve Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin kesişmekte olduğu ihtimali her geçen gün pekişiyor.

*
Ooo, Panama’ya gelince, aynı gün içerisinde hem Atlantik Okyanusu’nda hem Pasifik Okyanusu’nda,
Atlantik tarafında ise aynı zamanda Karayip denizinde yüzebileceğiniz ve müthiş bir heyecan fırtınası yaşayabileceğiniz bir ülkedir…

28.12.2015

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

RUSYA’NIN SATH-I MÜDAFAA STRATEJİSİ // Ahmet Kılıçaslan Aytar


RUSYA’NIN SATH-I MÜDAFAA STRATEJİSİ

İki büyük nükleer güçten biri Rusya’nın, Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki bölgeden Orta Doğu’da "Suriye İç Savaşına Siyasi Çözüm" başlığında manevra alanını genişletmesi;
ABD ile arasında savaş ile siyaset, asker ile sivil, barış ile çatışma, cephe ile emniyetli bölge, dost ile düşman kavramları arasındaki hatların belirsizleşmesine yol açmıştır.

*
Çünkü yüksek teknolojiye dayanan enformasyon ve askeri teknoloji, hem alt sistemlerinin karmaşıklığı ile çok pahalı sistemlere ihtiyaç göstermekte, hem bu sistemlerin kullanılması felâkete eşdeğer sonuçlar yaratmaktadır.
O yüzden bu teknolojiye sahip ülkeler güçlerini tam anlamıyla gösteremiyor…

*
…ve şimdi dünya, ateş ve manevra gücünün savaşın esas unsuru olmaktan çıktığı,
Karmaşık, tek bir merkezden yönetilmeyen, ekonomik, politik, sosyal ve askeri cepheleri olan,
Devlete bağlı olmayan aktörlerin, psikolojik harekâtın, sivil toplum örgütlerinin ve hukukun bir operasyon gücü olarak kullanıldığı III.Dünya Savaşı’ndadır.

*
Ekonomik yaptırımlar bu savaşın en etkili silahlarından biridir.
İşte ABD; Ukrayna’daki krizin sürdüğü gerekçesiyle Rusya’ya ardarda yaptırımlar getirirken, doğrudan doğruya Rus rejiminin yıkılmasını hedefliyor.
Son olarak Devlet Başkanı V.Putin’in yakın dostları oldukları bilinen işadamlarına, kimi Rus bankasının yurtdışı şubelerine, sigortacılık, leasing, emeklilik, para transferi gibi hizmetlerine ve kimi üretici firmaya yaptırım başlatmıştır.

*
Fakat Rusya BM Güvenlik Konseyi’nde sürekli üyelik ve veto hakkı, uzay ve nükleer silahlar teknolojisi, Çarlık Rusya’sı-Ortadoks geleneği, bu paralelde yetişmiş insan kaynağı,
biri; NATO’nun Ukrayna-Gürcistan istikametinde Doğu’ya doğru genişlemesi,
diğeri; ABD/NATO’nun Füze Savunma Sistemlerini ulusal güvenliğine tehdit sayan eksendeki Askeri Doktrini ile tüm gereklilikleri işleyen bir pazar ekonomisi oluşturulmasında; uluslararası siyasi baskılarla içişlerine karışılmasına rıza göstermeyen karakteriyle öne çıkıyor.

*
Kremlin Washington’un yeni yaptırımlarını sözcü D.Peskov’un "Aklıselime, işbirliğini artırma ihtiyacına rağmen ABD’nin zamanın ihtiyaçları ile tezat oluşturan bir politikayı seçmesiyle ilgili olarak sadece üzüntü dile getirilebilir" ifadesiyle karşılıyor.
Devlet Başkanı V.Putin ise ABD ve AB’nin yaptırım politikalarından vazgeçmemesi üzerine Rusya’nın Asya coğrafyasındaki uluslararası oluşumlarla işbirliğine döneceğini açıklıyor…

*
Son zamanda Asya’da karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı gelişmektedir.
"Asya’nın enerji kaynakları, Asya’nın hizmetine" sloganıyla, çok zengin enerji kaynakları Asya barışının ve kalkınmasının hizmetine sunuluyor.

*
Çin modernizasyona tabi tuttuğu sosyalizmiyle küresel büyümenin en önemli motoru ve orta gelir düzeyi ile dünyanın ikinci ekonomisidir.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında küresel ekonominin dengeleyicisidir.
Bu Çin’in küresel ekonomide sadece gelişmiş ülkelerle dikey rekabette olmadığını, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerle kollayıcı ve yatay rekabette olduğunu,
ABD ekonomisi dursa bile Çin’in küresel ekonominin sigorta mekanizması haline geldiğini göstermektedir.

*
Ya da Çin ve Rusya’nın ve Hindistan, Brezilya, Güney Afrika’nın oluşturduğu BRICS işbirliği çerçevesinde,
Ortak gelişme yönünde ekonomide istikrarın dayanak noktası olmak amacıyla bir Kalkınma Bankası ve Kurtarma Fonu kurulmuştur.
Bu üye ülkelerin güçlerini birleştirerek ABD ve doların egemenliğine meydan okumaları anlamına geliyor.

*
Çin, Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndaki öncülüğünde İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve Deniz İpek Yolu inşasının ilerlemesiyle oluşan yeni yatırım fırsatlarına finansman hizmeti sunuyor.
Ya da Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği, Doğu Asya Zirvesi çok sayıda serbest ticaret anlaşmasına neden oluyor.
Ya da Şanghay İşbirliği Örgütü, Shangri-La Diyaloğu ve Asya Bölgesel Forumu gibi önemli platformlarda bölgesel işbirliği mekanizmaları geliştiriyor.

*
Asya’da barışa, istikrara, gelişmeye ve güvenlik ihtiyacının karşılanmasına yönelik güçlü adımlar atılırken,
Hazar’ı kuşatan ülkelerin de etkinliği artmaktadır.
Kazakistan,Türkmenistan ve İran arasında önemli ekonomik, siyasi işbirlikleri geliştiriliyor.
Azerbaycan Hazar’dan gemiler vasıtasıyla Rusya’ya, Kazakistan,Türkmenistan üzerinden Orta Asya’ya, Mançurya ve Çin’e ulaşmaya katkı veriyor.

*
En önemlisi şimdi Asyalı, Afrikalı ve Latin Amerikalı gelişmekte olan ekonomiler;
ABD ve müttefiki batılı gelişmiş ülkelerin yakın zamana kadar kendilerini yalnızca kaynak ve pazar olarak algılamalarına,
ekonomik olarak kendilerine bağımlı kılıp bu ekonomik sistemle dünya ekonomisi üzerinde tam egemenlik kurmuş olmalarına hayıflanıyor.
Artık ABD ve gelişmiş ülkeler bilmedikleri bir dünyanın sabahına uyanmanın korkusunu sürüyor.

*
ABD ve müttefikleri, Asya’da değişmeye-yazan mekanizmaya karşın Rusya’ya ardarda ekonomik, siyasi ve askeri yaptırım paketleri açmak,
Belâyı sürüklemek üzere Suriye’de, Irak’ta Rusya’nın jeopolitiğini yıkmaya çalışmak,
Emri altına aldığı soysuz İslamcı çetelerle bozgunculuk yapmak,
Çin’i frenlenmek, geleceğini şekillendirmek üzere Asya-Pasifik’te rolünü genişletmek ve bölgede kalıcı olmaya çalışmaktan başka iş yapmıyor.
Bu amaçla, mesela Avustralya’da askeri personel,malzeme ve ekipman yerleştiriyor, istihbarat faaliyetlerini geliştiriyor ve bölgede uçak gemileri,nükleer denizaltılarını görevlendiriyor.
Ya da Vietnam ile askeri işbirliğini artırıyor, Filipinlere yeniden dönüş yapıyor, Japonya ve Güney Kore’deki üsleri geliştiriyor,Endonezya’da askeri ağırlık ve etkinliğini geliştirmeye çalışıyor…
Bu esnada binlerce insanın yaşamlarını yitirmesine, ailelerin sönmesine, ülkelerin tarih ve kültür birikimlerinin yağma edilmesine, insanların köleleştirilmesine hiç aldırış etmiyor.

*
ABD’nin anlayamadığı husus artık hiçbir ülkenin, gelişmiş bir askeri ittifakın bile 21. yüzyılın sorunlarıyla tek başına mücadele edemeyeceği,
işbirliğinin daha fazla zorluklar başlamadan kurulmasının tek etkili çözüm olduğunda pekişilmesi ve işbirliği ruhunun geliştirilmesi gerektiğidir.

*
III.Dünya Savaşının yaşandığı şu günlerde ABD ve müttefiklerinin karşısındaki cephe;
ABD’nin iteklemesi ve Rusya’nın çabasıyla Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki bölgeden ve Orta Doğu’dan gelişerek giderek Asya ve Asya-Pasifik’e genişliyor.
Asya cephesinin genişlemesi halinin zamanla doğru orantılı, önce Avrupa Birliği’ni güçsüzleştireceği öngörülüyor…

26.12.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

ZENGİN MUSEVİ’DEN VE SARHOŞ RUM’DAN KORK * // Ahmet Kılıçaslan Aytar


ZENGİN MUSEVİ’DEN VE SARHOŞ RUM’DAN KORK *

Nisan’da Mısır/ Şarm El Şeyh’de 26. Arap Birliği Zirvesi’nde, barışa yönelik bölgesel bir güvenlik tehdidi durumunda devreye girmek üzere NATO uzantısı birleşik Arap Ordusu kuruldu.

*
Şimdilerde Ortadoğu’da Sünni ülkelerin İsrail’i tanıması karşılığında Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması yapılabileceği konseptinde yeni bir strateji geliştiriliyor.
İsrail’in ve Suudi Arabistan’ın İran’ın Şii hilâliyle yayılma stratejisine karşı güvenliği ve bölgenin bölüşümüne yönelik,
Suudi Krallığı liderliğinde Sünni Arap ülkeleri ve Türkiye’nin katılımı ile Ortadoğu’da Rusya ve İran’ın nüfuz ettikleri alanlarda karşılarında bulacağı savunma paktı emsali bir mekanizma oluşuyor.

*
Yeni mekanizma için Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile soğuk ilişkilerinin düzeltilmesine çalışılıyor.
Türk ve İsrailli diplomatlar iki ülke arasındaki buzları eritmek için İsviçre’de yarı resmi statüde görüşmeler yapıyor.

*
Nitekim Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesi için talep ettiği,
İsrail’in özür dilemesi, Mavi Marmara mağdurlarına tazminat ödenmesi ve Gazze’deki ablukanın kaldırılması konularında,
2013’te ABD Başkanı B.Obama’nın arabuluculuğunda özür dilendiği,
Tazminat konusunda ise maddi miktarlar üzerinde tarafların anlaştığı biliniyor.

*
Ancak asıl sorunun 2007’de HAMAS’ın Gazze’de tek taraflı ilan ettiği yönetim sonrasında İsrail’in denizden, Mısır’ın karadan başlattığı Gazze Ablukası’nda düğümlendiği görülüyor.
Mısır, Sina yarımadasının HAMAS ve IŞİD gibi pek çok cihatçı örgütün eğitim kampına dönüşmesi nedeniyle ablukadan vazgeçmiyor.
İsrail ise son dönemde Kudüs’ten yayılan terör olayları ve HAMAS intifadası sürerken, Abluka’nın denizde balıkçılık alanının artırılması, hastane inşası, sınırdan inşaat, gıda, ilaç gibi malzemelerin geçişinin rahatlatılması dışında devamından yanadır…

*
İsrail’in Gazze ablukasını kaldırmak yerine Türkiye’ye Rusya’nın uyguladığı ekonomik yaptırımların telafi edilmesi,
Akdeniz’de giderek belirginleşen İsrail-Kıbrıs-Mısır ekseninde enerji işbirliği yapılması önerilerinde olduğu bildiriliyor…

*
Kıbrıs deyince;
Birincisi: Kıbrıs, ABD ve Rusya’nın Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşmalarında karşı karşıya geldikleri bir adadır.
Petrolün,doğal gazın olduğu yerde en önemli unsur olarak öne çıkan güvenlik konusunda, NATO’nun Stratejik Konsept Belgesinin omurgasını oluşturan füze savunma araçlarının Kıbrıs’ta konuşlandırma yerleri, imha araçlarının hızı ve sayısı, konum algılama sistemleri gibi konularda askeri güç dengesinin ve küresel ortaklaşmanın bir eşiğini oluşturuyor.

*
Eşiğin üstünde nimetin ortakları, altında külfetin ortakları yer alıyor…
Külfet, 1960 Ankara Anlaşmasıyla Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliğini, idareye etkin katılımını, aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlükleri,
Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesini,
Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında 1960 Kıbrıs Ortaklık Devletinin garantilenmesini,
Mülkiyet, toprak gibi konularda sakata düşülmemesi anlamına geliyor.
Türkiye’nin mutlaka eşiğin üstünde kalması gerekiyor…

*
İkincisi; Kıbrıs sorunu çözümünde Doğu Akdeniz ve Mısır’da bulunan önemli miktarda hidrokarbon kaynağı şimdilerde katalizör bir güç olarak devrededir.
ABD/ AB’nin "Enerji Güvenliği" için öngördüğü Avrupa pazarlarına ulaşan enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi kapsamında,
İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ve Mısır’ın doğalgazını Avrupa’ya nakli konusunda attığı adımlar giderek hız kazanmış bulunuyor.

*
Bu paralelde ABD’nin, İsrail’i "NATO üyesi olmayan Büyük Stratejik Ortak" statüsüne almasıyla birlikte,
AB liderliğinde Mısır, Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail’in değişik seviyedeki yetkilileri,
Enerji kaynaklarının az maliyet ve hızlı getiri sağlamak kaydiyle Avrupa’ya satılabilmesi için komşu ülkelerin mevcut boru hatlarının kullanılması şartlarını oluşturmaya çalışıyor.

*
Güney Kıbrıs’ın Türkiye ile KKTC sorunu ve İsrail-Türkiye’nin mevcut kopuk ilişkileri yüzünden Türkiye’deki boru hatlarından hangi koşullarda faydalanılabileceği,
Ya da Türkiye’yi devre dışı bırakarak gazın, Mısır ve İsrail gazı ile birleştirerek gemilerle nakliyatını sağlama alternatifi tartışılıyor…

*
Ama enerji kaynaklarının Türkiye gibi komşu ülkelerin mevcut boru hatlarıyla taşınması daha kârlıdır.
O yüzden Türkiye’nin elinin zayıflatılması,
Türkiye’nin Ada’daki 40 bin askerini geri çekmesi,
Türkiye’den gelip adaya yerleşenlerin geri dönmesi,
Toprak değişikliklerinin yapılabilmesi,
Türkiye’nin bu alanda bulunan gazda KKTC’nin de payı olduğu tezini bırakması gerekiyor.
Türkiye’ye daha fazla baskı yapılmasını teminen garantörlük konusunu uluslararası alana taşıma çabası sürdürülüyor.

*
Rumlar uluslararası tanınmışlığı kullanarak avantaj elde etmek için kabul edilemez şartlardan biri olan kendi egemenliğini kabul ettirme konusunda direniyor, bu yüzden garantörlüğü askıya aldırmanın çabasını gösteriyor.
Halbuki "Rum egemenliği kabul etmek" "Kıbrıs sorununun" ortadan kalkması anlamına geliyor.
Bu 1963 Akritas Planının uygulanması ısrarıdır.
Akritas Planı, Rumların Türkleri zayıflatarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a birleştirilmesini yani ENOSİS’i amaçlıyor…

*
O nedenle Rum Yönetimi, Kıbrıs Cumhuriyetini kendilerinin temsil ettiği iddiasındadır.
Sık sık "Akdeniz’de bulunan doğal gazı Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya hazır olduklarını" belirtiyor.
Türkiye ve Kıbrıs Türk Yönetimine "Bir an önce çözüm bulun,ancak çözüme ulaşılmadan önce bile, eğer bir rezerv bulursak, bunu iki toplumun da kazanç sağlayabileceği şekilde göreceğiz" garantisini verirken; Egemenlik taslanılıyor.

*
Türkler ve KKTC bundan rahatsız oluyor.
Şimdi İsrail’in Gazze’de ablukanın kaldırılması yerine enerji işbirliği yapılması önerisi de aynı anlama geliyor.

24.12.2015

*İSRAİL ATASÖZÜ

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

HAMAS’ I ÇİZMEK // Ahmet Kılıçaslan Aytar


HAMAS’ I ÇİZMEK

Rusya’nın, Suriye krizine siyasal bir çözüm getirilmesi düşüncesini sağlamaya çalıştığı,
BM Güvenlik Konseyi’nin de Suriye’de siyasi diyalog sürecinin başlaması ve ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini isteyen karar tasarısını kabul etmesi paralelinde bir dolu gelişme yaşanıyor.

*
Ortadoğu’da ABD’nin yıllardır sürdürdüğü jeopolitik yapı dağılmıştır.
Bu durum ABD’nin bölgesel sisteminin askerî, sınaî ve malî merkezi rolünde stratejik ve daimî müttefiki olan İsrail’i,
İran’ın Şii hilaliyle yayılma olasılığı ise Suudi Arabistan’ı derinden etkiliyor.

*
Bölgedeki Sünni ülkelerin İsrail’i tanıması karşılığında Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması yapılabileceği noktasında yeni bir strateji geliştiriliyor.
İsrail’in güvenliği ve Ortadoğu’nun bölüşümü için Suudi Arabistan liderliğinde Sünni Arap ülkeleri ve Türkiye’nin Rusya – İran’a karşı geliştirdikleri bir mekanizmanın,
İsrail’in güvenliği yanında Sünni Arap’ların da güvenliğini teminata alacağı öngörülüyor.
Ortadoğu’da Rusya ve İran’ın nüfuz ettikleri alanlarda karşılarında Sünni Arapların oluşturduğu NATO uzantısı bir savunma örgütü oluşuyor…

*
Savunma Örgütü, ilk faaliyeti olarak Filistinlilerin kutsal değerlerini savunmak için ayaklanmalarını,
Yahudi yerleşkelerinin inşaatını ve yerleşimcilerin saldırılarını durdurmak için başlattıkları intifadayı,
Kudüs ve Batı Şeria’nın çeşitli kentlerinde yaşanan ciddi gerginlikleri önlemeyi iş edinmiştir.

*
Teminen Türk ve İsrailli diplomatlar iki ülke arasındaki buzları eritmek için İsviçre’de yarı resmi statüde görüşmeler yapıyor.
Resmi açıklamanın yapılmadığı görüşmelerde karşılıklı ön mutabakata varılan konular arasında HAMAS yetkilisi Saleh al-Arouri’nin Türkiye’ye girmesinin yasaklanması maddesi de bulunuyor.
Ama aynı sıralarda HAMAS lideri Halit Meşal, İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüyor!

*
Filistin Devleti ile HAMAS arasında görüş ayrılıkları ve güvensizlikler İsrail-Filistin barış görüşmelerini eksik bırakmıştır.
HAMAS, Filistin Devleti’nin Kudüs’ü işgal altında tutan İsrail ile aynı masaya oturmasından endişe duyuyor.
Filistin Devleti lideri Mahmut Abbas’ın İsrail’in Gazze şeridinde HAMAS’a açtığı savaşlarda etkisiz kalmasını,
Barış müzakerelerinde Filistin topraklarının işgal altında olmasına rağmen müzakerelere devam etmek ısrarında olmasını affetmiyor.
Filistinliler arasında yönetim krizi yaşanıyor.

*
İsrail Filistin’de yaşanan yönetim krizini fırsata dönüştürmüştür.
HAMAS liderleri ile aktivistlerini mütemadiyen takip ediyor.
İsrail’in hışmı HAMAS’ın güç merkezleri ve etki yöntemlerini çok başlı bir kurumsallığa dönüştürmesine yol açmıştır.

*
Siyasi Büro, Şura Konseyi’nin yanında HAMAS’ın en üst birimidir.
Bunu Gazze Şeridi Siyasi Bürosu, Batı Şeria Bürosu, İsrail hapishanelerinde yatan tutukluların liderleri ve Gazze’de kendi başına kritik kararlar alabilen silahlı kanat takip ediyor.
HAMAS yaşadığı sarsıntı ve şoklar bu kurumsallık ile atlatılıyor.
Hareketin tepe liderleri arasında güç dengesi değişse de yıllar içerisinde oluşan bu yapı özenle korunuyor.

*
Salih El Aruri, HAMAS’ın bilinen yapısı içinde önemli bir güce sahiptir.
İsrail, onu Gazze’de yaşaması hâlinde tehdit olur düşüncesiyle sınır dışı etmiştir.
O da İstanbul’da yaşıyor, HAMAS’ın Türkiye Siyasi Bürosunu yönetiyor ve Gazze’deki silahlı kanada benzer şekilde kendi başına kararlar alıyor.
Attığı adımlarda ve bir çok eylemde hareketin geneli için yarattığı sonuçları dahi hesaba katmıyor!

*
Ama İsrail Başbakanı B.Netanyahu’nun "Aslolan Filistinlilerin İsrail’i kabul etmeyişleridir. Bu vahşi Ortaçağ’dan kalma güçlerin ülkemizi ve halkımızı tehdit etmelerine asla izin vermeyeceğiz " ifadesinin Ortadoğu’daki gelişmelere ışık tuttuğu bir sırada,
Halit Meşal’in İstanbul’a gelişinin nedenlerinin düşünülmesi gerekiyor.

*
Birincisi; HAMAS krizin başladığı günlerde Şam’daki bürosunu kapatmış, Suriye ile ilişkilerini kesmiştir.
İkincisi; Hakeza İran ile de ilişkiler kesilmiştir.
Üçüncüsü; İran ve Suriye ile ilişkilerini kesen HAMAS, bu kez yüzünü Türkiye’ye çevirmiştir.
İşte, Salih El Aruri, HAMAS’ın Türkiye Siyasi Bürosu lideri olarak eylemlerini İstanbul’dan yönetiyor.
Dördüncüsü; İsrail etrafında Sünni Arap ülkeleri ve Türkiye’ninde içinde bulunduğu bir savunma örgütü kurulurken,
İsrail ile ilişkileri düzeltme safhasına giren Türkiye’nin HAMAS’le mevcut ilişkisinden endişeye kapılan Halit Meşal,
HAMAS’ın düştüğü durumdan bir çıkış umudu bulmak için İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüyor!

*
Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesi için talep ettiği,
İsrail’in özür dilemesi, Mavi Marmara mağdurlarına tazminat ödenmesi ve Gazze’deki ablukanın kaldırılması konularında,
2013’te ABD Başkanı Barack Obama’nın arabuluculuğuyla özür dilendiği,
Tazminat konusunda maddi miktarlar üzerinde iki tarafın da anlaştığı biliniyor.

*
Ancak İsrail, son dönemde Kudüs’ten yayılan terör olayları tüm şiddetiyle devam ederken ve HAMAS İntifada’yı sürdürürken,
Gazze’nin abluka altında olmasıyla Mısır’ın da ilgili olması gibi nedenlerle,
Gazze’deki ablukanın kaldırılması bir yana Salih El Aruri şahsında Türkiye’den HAMAS’ın İstanbul Ofisinin kapatılmasının istenmesi,
Giderek ABD ve İsrail’in terör örgütü olarak kabul ettiği HAMAS’ın tasfiye edilmesinde Türkiye desteğinin aranmakta olduğunu gösteriyor.

*
Türkiye ziyaretinde Halit Meşal’in, HAMAS’ın düştüğü durumdan bir çıkış umudu bulamadığı anlaşılıyor.
Bunun görünür karşılığı ise İsrail’in Gazze’deki ablukayı denizde balıkçılık alanının yükseltilmesi dışında aynen devamı olacaktır..
Türkiye ise İsrail’den Rusya’nın uyguladığı ekonomik yaptırımları telafi edeceği,
Akdeniz’de giderek belirginleşen Rusya-Kıbrıs-Mısır ekseninde enerji işbirliği vaadleri koparmıştır ki;
Bu ayrı bir fasıldır…

22.12.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

%d blogcu bunu beğendi: