Kategori arşivi: istihbarat

21 Aralık 1963 (9) … Prof. Dr. Ata ATUN


İsmail Bedasi kendisine kimin seslendiğini görmek için geri döndüğünde yan yana duran iki adamdan bir tanesi elindeki silahı kendisine doğrulttu ve ateş etti. Bedasi “Ah vuruldum” diyerek Mecidiye sokağa doğru dönüp oradan uzaklaşmak için hamle yapmak isteyince bir el daha ateş etti ve sağ kalçasından vurdu kendisini. Sonra bir el daha ateş etti. Bu merminin nereye isabet ettiğini görmedim, daha doğrusu göremedim.

İsmail Bedasi olduğu yere, yarı yüzükoyun yatar halde, belden yukarısı yüzü koyun, belden aşağısı yan yatmış vaziyette yolun ortasına yıkıldı kaldı. Hiç başka bir hareket yapmadı veya yapamadı. Pantolonunun arka sağ cebinden ve ön kısmında nereden çıktığını bilemediğim bir yerden asfalta kan akmaya başlamıştı. O an mı ölmüştü, yoksa biraz can çekişip mi ölmüştü hiç hatırlamıyorum. Zaten şok olmuştum.

Silahı ile ateş eden adam, yanındaki arkadaşına hemen silahı uzattı. Arkadaşı silahı kaptı, gömleğinin içine koydu, gerisin geriye dönerek Asmaaltı Sokağa doğru koşmaya başladı. Köşede kendisine birisinin verdiği koyu yeşil renkli bir bisiklete binerek saniyeler içinde gözden kayboldu.

Diğeri de yani ateş eden adam, bana taraf koşmaya başladı. Yanımdan geçerken bana fena bir bakış fırlattı ve Mecidiye Sokağa doğru koşmaya devam etti. Köşeye gelince Abdi Çavuş Sokak yönüne yani bana göre sağa dönerek gözden kayboldu. Bir olasılıkla ona da birileri, hemen bölgeden uzaklaşabilsin diye köşe başında bir bisiklet verdi.

Ben hala basamakların üstünde, yaşadığım heyecan nedeni ile dona kalmıştım. Heykel gibiydim… Kemal Deniz bey kapıya kadar geldi ve dışarı bir göz attı. Son derece soğukkanlıydı. Hiçbir telaş gösterisinde bulunmadı, paniklemedi de. Yerde yarı yüzükoyun yatan adama kaçamak bir bakış fırlattı ve “Bedasi’yi kim vurdu acaba” gibi veya da ona benzer sözcükler çıktı ağzından, hepsi o kadar. Sonra da bana döndü ve “Sen hemen arka yollardan eve git. İngiliz Polisleri gelince seni görmesinler. Gördüklerini de kimseye söyleme sonra başın derde girer” diyerek beni girdiğim şoktan çıkardı ve oradan uzaklaşmamı sağladı.

Ben giriş kapısının kenarına bıraktığım bisikletimi kaptığım gibi önce hızla Mecidiye Sokak tarafına sürdüm, oradan Abdi Çavuş Sokağa döndüm, oradan da ara yolların içinden gözden kayboldum. Eve de çok uzak bir yoldan birkaç saat sonra ancak dönebildim.

Döndüğüm zaman bir müddet ağzımı açmadım, daha doğrusu açamadım. Sonra da, 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı sonrasında Gazimağusa’nın ilk Belediye Başkanı seçilecek olan rahmetlik ağabeyim Bora Atun’a gördüklerimi anlatmak amacı ile korka korka, kalbim küt küt atarak yanına gittim.

Ağabeyim herhalde yüzümden ve tavırlarımdan olağan dışı bir şeyler olduğunu veya da sıra dışı bir olay yaşadığımı anlamış olmalı ki, her zaman ki şakacı yaklaşımını bir kenara bırakıp, gayet ciddi tavırlarla bana ne olduğu sordu.

Konuyu anlatmak için ağzımı açtım ama ne ses çıktı ne de bir seda ağzımdan. Yaşadığım olay kafamda bir sinema şeridi gibi geçiyordu ama kafamın içinde seyrettiğim bu filmi bir türlü sözlere döküp anlatamıyordum. Kekemeye dönüşmüş olsam neyseydi ama tam bir dilsiz olmuştum……

İşte 22 Aralık 1963 gecesi, silah sesleri altında korku ile dolu yaşadığım o dakikalar içinde bir an, 4 yıl önce yaşadığım bu olay sinema şeridi gibi gözümün önünden geçmişti. Kaderde silahla tanışmak, silahla yaşamak ve savaşmak da varmış demek ki, hepsini zamanı gelince sıra ile yaşadım…..

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

8 Ocak 2016

Sevgi ve Saygılarımla

Prof. Dr. Ata ATUN
GSM : +90 – 548 871 1111
E-mail: ata.atun veya ata.atungmail.com
Twitter: @ataatun
Facebook: Ata Atun

Web: http://www.ataatun.org

Reklamlar

Evin en öksüzü babalardır … Prof. Dr. Ata ATUN


Son günlerde okuduğum en gerçekçi yazı diyebilirim. Bana da eşim, Yurdagül Atun gönderdi “bu yazıda babamı ve seni gördüm” diye bir ekleme yaparak. İnternette yaptığım araştırmaya göre başka kişiler de bu yazıyı yayınlamış ve altına adını koymuş ama bu güzel, anlamlı ve gerçekçi yazının yazarının Remzi Karakuş olduğu inancındayım. Yanlış bulgum varsa affola.

“Evin en öksüzü babalardır, en yalnız, en kimsesizi, herkese kimse olurken. Evin direği olurken kendisi direksizdir, dayanacağı kimsesi pek yoktur. Çünkü o hep güçlü olmak zorundadır. O zayıf olamaz Çünkü o kahramandır, o güçsüz olamaz Çünkü o kahramandır, o ağlayamaz Çünkü o kahramandır, hep kahraman olmak, öyle kalmak zorundadır. Yoksa silebilir herkes onu. Küçümser, erkekten bile saymaz.

Batan gemiyi en son terk eden baba iken, uçan bir balonda, fazla ağırlıkların atılması aksi halde balonun düşme ihtimalinin olduğu anlarda, aileden ilk atılacak kişi babadır.

Hayatını ailesine adasa da, ne eşine ne de çocuklarına yaranabilir tam anlamıyla. Kimsesi kalmaz zaten memleketi belli olduğunda. Hani sormuşlar ya adama nerelisin diye. O da demiş henüz evlenmedim diye. Ne ilk ailesine, ne de yeni ailesine yaranamaz, arada kalır. O yüzden ailelerde hep dayılar, teyzeler sevilir ya. Amca hele ki hala pek bilinmez genelde.

Aile içi yetmez gibi, hep annelik yüceltilir onun yanına ayıp olmasın diye babalık da eklenir. Anneler gününün bütün ihtişamına, şatafatına, her yerde vurgulanması ve insanları harekete geçirmesine rağmen, babalar günü unutulur, ya da babalar gününde hatırlanır ve öylesine geçiştirilir.

Evin dış kapı mandalı gibidir çoğu zaman. Evin en yalnızıdır. Bu yüzden en son babalar duymaz mı? Ya saklanır, ya yalan söylenir ya da paylaşma gereği duyulmaz. Bunda elbet hoşgörüsü az babanın da suçu ve katkısı vardır ama yine de ne yapsa yaranamaz, yakınlaşamaz. Belki çocuklarıyla yakınlaşmak ister ama malum ataerkil kurallar, toplum baskısı, utanç duygusu buna engel olur, ne sevdiğini gösterebilir ne de sevilmek istediğini…

Babanın ailede en sevdiği birey kadındır, eşidir. Eşinin ise en sevdiği çocuklarıdır, kendisi değil. En büyük aşk evliliklerinde bile, sevgilisi doğum yaptığında bir anda artık sevgilisi değil, anne olur, kendine biçtiği en büyük rolü olur sevgilisi.

Baba en çok anneyi sever, anne en çok yavrusunu sever, yavrusu ise en çok eşini sever, eşi ise en çok yavrusunu sever. Bu böyle devam eder durur, hayatın kanunu gereği.

Bir yeri acıyan çocuğun hiç babam dediğini duydunuz mu? Babası yanındayken bile anam demez mi?

İyi bir işi olması gerekir, zengin olması gerekir. Çocuklar bile birbirlerini heyecanlandırmak için, iki kişinin omuzlarında daha fazla ileri gitmek için, bakalım kimin babası daha zengindir, derler.

Anne ya da çocuklar işsiz olabilir, kimse bunu çok görmez onlara. Ama baba işsiz olamaz. Düşünün erkek çalışır kadın ev hanımı ise sorun yok ama tersi durumda erkekten bile sayılmaz. Evin geçimini karşılamak zorundadır, hem de şartlar ne olursa olsun. Dışarıda onca karşılaştığı kötülük ve güçlüklerle uğraşırken, eve gelip sığınmak, salmak isterken kendini, evde eşinin kaprislerini çekmek, çocukların sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalır.

Belki ağlamak ister onların yanında, onlarla… Yapamaz!

Evin şerefini, evin namusunu korumak zorundadır. Kızının ilk aşkı kendisi olsa da, büyüyünce kızı artık aldatır babasını ve başka gençlere kayar gönlü. Babasına bin bir naz yapan o kız ise sevgilisinin, eşinin her dediğini yapar. Evde yıllarca babası ile çatışan, özgürlüklerini elde etmeye çalışan, oğlu ise eşinin yanında muma döner. En acısı ise yıllarca gözünden bile koruduğu o güzeller güzeli kızını, gözbebeğini gelir adamın biri alır elinden, gözünden sakladığını başka gözlere verir. Değil birinin ona dokunması yan gözle bile bakmasına dayanamayan baba, teslim eder bir başkasına elleriyle. Üstelik bir de düğün dernek yapmak zorundadır, oynamak zorunda kalır sanki eğlenirmiş gibi.

Yıllarca dışarıda deli gibi çalışırken, bebekken hiç büyümeyeceğini düşündüğü yavrularının değiştiğini bile fark edemez, birey olduklarını. Ona bağımlı iken onlar, bir anda bağımsızlıklarını ilan etmeye başlarlar, küçük bir hayal kırıklığıyla karşılar, yapacak bir şey yoktur.

Bizim gibi toplumlarda, erkek evladından çok kızına değer veren, her şeye rağmen onun için her şeyini feda eden babaların önünde sevgiyle eğiliyorum.

Sizler büyük insanlarsınız…”

(Alıntıdır. http://blog.milliyet.com.tr/evin-en-oksuzu-babalardir/Blog/?BlogNo=492354)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

18 Aralık 2015

Müslüman Dünyası Niye Geri kaldı


MÜSLÜMAN DÜNYASI NİYE GERİ KALDI?

Hz.Muhammed in Vahiy yolu ile kendisine gelen Kuran-ı Kerimi büyük bir mücadele ile yaymaya calısması ile Putlara tapan ve ondan çıkar ve güc saglıyan aileleri rahatsız etti.
Hz.Muhammed ,Medineye hicret edince de burdaki Davudi hakim güçler
rahatsız oldu.
Müslmanlıgın yayılması ve genişlemesi ile işgal edilen topraklarda eni bir burjuvazi dogdu.Bu burjuvazi ile birlkte catısmada başladı.
Hz.Muhammed ve ondan sonra gelen Hz.Ebubekir döneminde manevi bir baskı ile tutulan geniş toplumlarda ,diğer halifeler döneminde muhalif gruplar
yükelmeye başladı.
Kuran-ı Kerim farklı yorumlanmaya başlandı.Bazı ayetler göz ardı edilid ve
Islam dini karmakarışık hale getirildi.
Bunda,Islam karşıtı gruplarında katkısı oldu.

Camii lerin yapılması cok güzel bir sey fakat is Camii yapmaktan cıkmıs
gösterisli ,abartılı yapı yapmaya dönmüs.

Kuran-ı Kerimi anlamak icin okuma,anlamadan,Kuran- ı Kerimin arabcasını
ezberlemeye dönmüs.
Islam ı yasamak ,Islami ritüelleri uygulama haline gelmiş
Allah ı tanıma ve ona biat etme ,öne seyhe sonra Allah a biat etmeye
degismis.
Kısacası,Islam ilk cıktıgı andaki ,sade anlaşılır halnden,karısık bir inanç
siatemi haline gelmiş.
Bir yanda,Islaı bilmiyen Batıcı ayadınlar,bir yanda,Islam düşmanları diğer yanda da,Islam ı bir yobaz düzeni halne getirenler.
Kuran -ı Kerimde gayet acık ayetler var. ”Yarabbi bana bu dünya da da,ahrette
de iyilik ver” deniyor.
Alllah Magfiret sahibi Insanların sahibidir.
Insanlıga hizmet etmek ,Allah a bir ibadettir.Allah ın yarattığı kullara
yardımcı olunuyor.Bu hizmet kötülenemez.

Gur-Buz

Teröre karşı birlik olma zamanı


Sayın Bülent Bey,

Bildim bileli milli birlikten bahsedilir.Fakat o birlikte sağlanamaz.

Seneler önce bir arkadasım bana Ahlak toplumda neden önemlidir diye sormuştu.Pek cevap verememistim.
Bak dedi,toplumda ahlak fertlerin birbirine güvenmesi ni ve birliği sağlar dedi.
Bir grup düşünün burda fertler yalan söylüyor,birbirlerinin haklarını gaspediyor
bu toplumda birlik olurmu?
Bir devlet yönetimi düşünün çarklar bir takım burjuvazi ve zenginlerden yana
çalışıyor.
Bunu yapanlarda ,Birlik ve Beraberlikten bahsediyor.
Olmıyacak bir hikaye.
Bir ülkede ,saf ve cahil halkı kandırmaya yönelik bir siyasi politika var ise bir gün,bu sistem çatırdar.Sahipler ve kulların olduğu bir toplum gelişemez.
Ülkemizde,bir kere gelir ve zenginlik kontrolü yok.Kim nasıl zengin olmuş,Sahipleri nası ortaya cıkmıs ve halk nasıl kulluk yapıyor belli değil.
Ben solcu değilim,fakat hakca,adil bir ekonomik yapıdan yanayım.
Zaten ,Sol düsünce de,kapitalist düşünce gibi ,Davudi bir ekonomik harekttir.

Müslümanlıkda,Adil Ekonomik bir yapıdan söz edilebilir.

Ne yazıkki,dinci cıkarcı kesimler Adil Ekonomik düzeni ağızlarına bile almazlar.

Eger ,devlet yönetiminde yöneticiler acık,temiz ve halkı koruyorsa ,o toplumda,
ortaya cıkan ceteciler destek bulamaz.

Almanya da bir kasabaya gitmiştim.Her yer tertemiz.Yaslı insanlar bile calısyor
okulları ise pırıl pırıl.
Burda ,yola cop atılsa,halk ne güzel bakın bunu yapan ne başarılı is mi yaptı diyecek?

Kısacası ,ahlaklı ,adil bir yöneti birlik ve beraberliği sağlar.
Gur-Buz

On Monday, September 7, 2015 1:55 PM, Bülent Esinoğlu <bulentesinoglu@gmail.com> wrote:

Teröre karşı birlik olma zamanı
BÜLENT ESİNOĞLU
Terörle savaşın, iç siyasete oy olarak yansıtılmaya çalışılmasının bedelini maalesef günahsız güvenlik güçlerimiz ve halkımız ödüyor.
Nasıl ki ekonomik krizlerin nimetlerini birileri toplayınca; zararlar da halka pay edilince, birileri de çıkıp, zararların sosyalizasyonu diyorlar ya, işte öyle bir şey…
Terörün bedelini de maalesef gene halkımız ödüyor.
Terörün OSLO Görüşmelerinden beri silah stokladığını bilmeyen sağır sultan kalmamıştı ama…
Erdoğan bugün çıkmış şu cümleleri söyleyebiliyor.
Çözüm Süreci aslında bunlar tarafından bir ihanetle değerlendirildi… Güneydoğu’da, kısmen doğuda kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler ve çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar. Burada bu süreç içerisinde, güvenlik güçlerimiz tabi ‘herhangi bir çatışmaya, şuna buna girmeyelim’ dediler ama daha sonra anladık ki bu süreç içerisinde bunlar bunu yaptılar”.
Gelin bu cümlenin anlamını teker teker analiz edelim.
Birincisi; bu öyle büyük bir itiraftır ki, devletin en sorumlu kişisinin devletle ilgili işleri doğru değerlendirmediğini gösterir.
İkincisi; terörün çözüm sürecini değerlendirmesinin ihanet olduğunu söylüyor. Terör; ihanetin zaten ta kendisidir. Başka türlü değerlendirme, zaten değerlendirme bile değildir. Terörün süreci başka türlü değerlendirmesi de beklenemezdi…
Üçüncüsü; Silah ve mühimmat stokladılar diyor. Siz değil misiniz? Ordu komutanlarını valilere bağlayan, kışlalara mahkûm eden.
Dördüncüsü; içerisinde, güvenlik güçlerimiz tabi ‘herhangi bir çatışmaya, şuna buna girmeyelim’ dediler Bu cümle de, kendi sucunu gene ordunun üzerine ve ölenlerin üzerine atma gayretini görüyoruz.
Bir de, 400 milletvekili meselemiz var. İnsanlar çok konuşursa çak itirafta bulunuyorlar. Sonra da kalkıp, istediğin kadar tevil etmeye çalış olmuyor.

Sen bu cümleyi hangi maksatla kurarsan kur, içinde 400 milletvekilliği geçtiği sürece; insanlar tek bir şey anlar. PKK ile savaş 400 milletvekilliği içidir.
Önce şunu ifade etmek gerekir. Terörle savaş devlet olmanın gereğidir. Terörle savaşmayan devlet, devlet olarak kalamaz.
Sen terörle savaşmasan bile, terör gelip seninle savaşır.
Terörle savaş; Erdoğan istiyor veya istemiyor ile ilgili bir şey değildir. Onun için bu saray savaşı değildir. Bu vatan savaşıdır.
Bunu birbirinden ayırmak gerekir. Erdoğan olmasa da terörle savaş sürecektir.
Doğrudur. Çözüm süreci terörle mücadeleye çok büyük zarar vermiştir. İtiraf da edilmiştir.
Bu kadar, devletin bekasıyla ilgili, yaşamsal konularda yanlış kararlar alan yönetimlerin, oylarla ödüllendirilmesi asıl felaketimizdir.
Şimdi iç hesaplaşma zamanı değildir. Terörle savaş zamanıdır.
Terörle mücadelede birlik olmak; Türk halkının Erdoğan’a rağmen görevidir. Erdoğan var diye terörün yanında olmak, asıl ihanet budur.
Halkımız, yavaş da olsa, kavramakta ve birlik olma yolunda mesafe alınmaktadır.
Türk halkı bunlara rağmen kazanacaktır.
7.9.2015, bulentesinoglu

Ozel-Buro-Istihbarat SURİYE DOSYASI /// SABAHATTİN ÖNKİBAR : Bu tablo se nin eserin Tayyip Erdoğan !


Kapital,Zenginlik ve Burjuva,

Avrupa nın ,yeni kıtaları bulması ,ona büyük zenginlik kazandırdı.Merkantalizm ,Avrupalı tüccarların desteklenmesi sonucu,bankacılar,Kapitalistler güclendi ve bunların coguda Davudi kayanaklı
oldu.

Fransız devriminin arkasında Davudi sermaye vardı.
Marks ,Davudi sermayeden destek buldu.
Rusya da Kominizm devrimi ,Trocki-Lenin ,Davudi sermayeden destek aldı.

Amac para oyunları ile ,ülke yönetimleri ister sağcı ,ister solcu ister dinci olsun ele geçirmekti.

I.Elizabet ,Günes batmıyan imparatorluğunu kurdu,Davudi başbakanı da,Elzabet I i,
yöneten krallığını kurdu.
Kanuni,Osmanlı imparatorluğunu genişletti,onun üzerinde de Davudiler krallıklarını
kurdular.
Kovboy güc kuruldu,Kovboy gücüde Davudi sermaye yönetir duruma geldi.

Ortadogu petrol seyhleri,Ortadogu politikasını yönetmeye calıstı,bircok ülke siyasetçilerine para dağıttılar,onların arkasında da ,Davudi Sermaye yer aldı.

Iran la bir anlaşma yapıldı buna en cok sevinen de ,Davudi sermaye oldu.

TC de de küçük bir azınlık,Dinci ,ritüeller ile kendi burjuvazisi ni ve Kapitalistleri ni kurma pesinde.Asker ölmüş,vatan satılmış umurlarında bile değil.Kendi sırca
köşklerinde yasama pesindeler.

Aristonun dediği doğru.
Ülkede zenginler,ülkeyi daha cok sömürmek ,güclenmek ve krallar gibi yasamak pesindeler.

Mekkede ,Allah vardır ,birdir ve tektir diyen ,Hz.Muhammed ,putları yıkınca,put
ticaretinden cıkar saglıyanlar,Islam dan cıkar sağlamak pesine düştüler.
Bizans,Pers ,Mısır toprakları ellerine geçince,bu zenginliklere sahip olak isediler.
Bu ,çıkarcılar,Hz.Muhammed in yaşamını özlemediler.
Hz. Aliyi de sehit ettikten sonra ,karsılarında,o ıslam ahlakını savunacak güc de kalmadı.

Müslümanlıgı savunanlar,Islam ın yüksek ahlak prensiplerini yasatmak pesinde değiller,sadece çıkarlarının pesindeler.

Gur-Buz

On Monday, September 7, 2015 1:06 AM, “Digi Security (İşnet) Digi.Security@isnet.net.tr [Ozel-Buro]” <Ozel-Buro-noreply@yahoogroups.com> wrote:

– Suriye dün, yani ABD hücum emrini vermeden ve Tayyip Erdoğan saldırmadan önce barış içinde bir ülkeydi. Bugün, cehennem!

– Suriye’de dün Hıristiyanı-Müslümanı, Alevisi-Sunnisi, Arabı-Kürdü, Dürzisi-Marunisi kardeşçe yaşıyordu. Bugün, pek çoğu birbirine hasım!
– Suriye, dün istikrar adasıydı. Bugün, küçük Irak!
– Suriye, dün Büyük Kürdistan projesine setti. Bugün değil!
– Suriye, dün Kürdistan’ın Akdeniz’e açılamaması için kaleydi. Bugün tünel!
– Suriye, dün Güney sınırımızın güvencesiydi. Bugün, yeni güney komşumuz fiili PKK devleti!
– Suriye, dün tek parçaydı. Bugün, fiilen birkaç parça!
– Suriye, dün Müslüman komşumuzdu. Bugün Haçlı’larla beraber yıkmaya çalıştığımız hasım ülke!
– Suriye, dün dış ticarette en çok artı verdiğimiz ülkeydi. Bugün, tek kuruşluk bir ticari ilişki yok!
– Suriye, dün Ortadoğu’ya açılan kapımızdı. Bugün, sınırlarımızı kapattığımız ülke!
– Suriye ile dün dost iken, Rusya, İran ve Irak’la da dosttuk. Bugün, Suriye ile beraber bu ülkelerin tamamı ile düşmanız!
Burada bir parantez açıp soralım:
Sahi, Türkiye hangi çıkarı adına Suriye’ye hasım oldu ve örtülü bir savaşı başlattı, bilen var mı?
Zerre bir çıkarı yok ise, istikrar adası olan bir ülkeye yani Suriye’ye, Haçlı’nın amaçları ve de Irak -Libya tarumar örnekleri ortada iken nasıl ve niçin saldırır?
Sadece gerekçesiz bu saldırı tutumu bile Tayyip Erdoğan’ın neye ve kime hizmet ettiğini ortaya koymuyor mu?
Altını çizerek yazıyorum, Suriye’deki yıkımın ve ölen on binlerin birinci derecede ki sorumlusu ABD değil, Tayyip Erdoğan ile şurekasıdır!
Bir başka şey daha:
Dünyanın en önemli stratejisyenlerini toplasanız ve Türkiye’yi bölme senaryonuzu yazın deseniz, emin olun Türkiye’nin bugün izlediği Suriye politikasından daha etkili bir şey yazamazlar! Düşünebiliyor musunuz, hem Suriye’de hem de Irak’ta Kürdistan’a karşı olan Esad ile Maliki bugün Türkiye’nin can düşmanları konumunda!
Evet, bugün izlenen Suriye politikası dışında hiç bir şey Türkiye’yi bölemezdi ki, hicap ile yazıyorum artık bölünmede geri sayım sürecindeyiz!
Bahçeli’nin Kerkük tezgahına dikkat!
Kaynağım emin.
Anlattığı şu:
Bahçeli, kongre öncesi panikte ya, hizmetinde olduğu ve yardım talep ettiği malum derin çevrelerden, “imaj atağı yap” önerisini almış ve bir oyun kurulmuş.
Buna göre, Bahçeli, ülkücü taban için özel anlamı olan Kerkük’ü kongre öncesi ziyaret edecek!
Diyeceksiniz ki, tek başına ziyaret imaj oluşturmaya yetmez!
Devamı var dinleyin:
İşte, o ziyaret esnasında bir tiyatro sergilenecek ve bir grup, Bahçeli’yi güya protesto edip heyetine saldıracak!
Kameraların çekeceği o an sürecinde, Bahçeli birden, “One minute” tavrı takınacak, yani onlara meydan okuyup kahramanlık taslayacak ve çok sert mesajlar verip, işte lider böyle olur dedirtecek!
Yemezler, Devlet efendi, ağzınla kuş tutsan, kongreden sonra senin gideceğin yer Çayyolu’ndaki trilyonluk malikanendir!
Öyle, çünkü senin Türk dünyası ya da Kerkük diye bir derdin olsa, bugüne kadar bir kez olsun ağzına alırdın. Şimdi yapacağın kurultay gezisidir!
Şu tabloya bakar mısınız!
PKK, Suriye’de devlet kurdu, Bahçeli’den tık yok. Ondan sonra Kerkük’te bayram namazı imiş!
Yahu, sen 10 yıldır MHP Genel Merkezi’ndeki büyük mescitte bir kez olsun Cuma namazı kıldın mı ki Kerkük’te namaz diyorsun!
Çamlıca camisi bu günahlarınızı örter mi?
Tayyip Erdoğan, bir şeyi iyi biliyor!
İnanç üzerinden yapılacak bütün tartışmalar, kendine artı yazar.
Bunun için de, sürekli yeni yeni inanç konularını gündeme taşıyor ki, bu aralar bu konu Çamlıca’daki cami inşa olayıdır.
Peki ama, Çamlıca’ya cami inşa etmek AKP ya da Erdoğan’ın bu devasa günahlarını örtebilecek mi?
– Suriye’de, Haçlı ile işbirliği yapıp Müslümanları boğazlamak!
– BOP hedefi bağlamında, Büyük Kürdistan’ı adım adım inşa etmek!
– İsrail’i korumak için füze kalkanını Türkiye’ye monte etmek!
– 9 Türk vatandaşının Gazze yolunda, İsrailliler tarafından katledilmesine, fiili, zerre bir tepki vermemek!
– Türkiye’nin en önemli enerji ve ticari partnerleri Rusya ve İran ile hasım olup hedef ülke olmak!
– Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama olayında Kıbrıs’lı Rumlardan bile kötek yemek
– İncirlik’ten kalkan uçaklarla bir buçuk milyon Irak’lı Müslümanın öldürülmesine ortak olmak!
Ahmet Davutoğlu, Barzani’ye “Kak Mesud” diye hitap eder!
Kak Kürtçe’de ağabey anlamına geliyor ve dolayısı ile Mesut ağabey demek istiyor!
Davutoğlu özel yaşamında, Barzani’ye isterse baba da diyebilir, ama Türkiye’nin Dışişleri Bakanı sıfatı ile; “Tepemi attırırsanız Diyarbakır’a da karışırım” deyip Türkiye’yi tehdit eden ABD ajanı bir peşmergeye ağabey diye hitap edemez! Ederse, bu ülkeyi küçük düşürmek olur!
Gelelim konumuza:
Tayyip Erdoğan, Davutoğlu’nu Kak’ına pardon, ağabeyine gönderiyor!
Niçin mi?
Barzani’nin Suriye Kürtlerini sahiplenmemesi için!
Komikliğe bakar mısınız?
Yahu adam, Suriye Kürtlerini bölükler halinde eğittiğini kendi ifade ediyor. İlgilenmemek nerede kaldı! Hal bu iken, bu seyahat neyin nesi?
Hayır, bunu Tayyip’te, derin stratejisti Davutoğlu da biliyor. Lakin, gayeleri iç kamuoyunu manipüle etmek!
Hani, AKP’nin bir şarkısı var ya o misal. Bunların tamamı, “aynı dağın yelleri” yani ABD’nin inzibatları!

__._,_.___

DİNSİZ-İMANSIZ DİNCİLERE…


UYUTMAYA DEVAM EDİN MİLLETİ…

DAHA NE KADAR SÜRDÜREBİLECEKSİNİZ?

Zenginlerin Catısması


Degerli Düsünürler,

Dünyamız da ,yoğun bir güc gösterisi var.Rusya ve Cin ileri derece de silah üretirken,Global gücte,dünya hakimiyetini kaybetmemek için,yeni silah yatırımleri yapıyor.

Rusya ,Suriye deki hegemonyasını yaybetmek istemiyor.Su anda ,dünyanın en güclüpatlayıcısını üretmiş durumda.
Suriyeye,silah ve uck gönderiyor.
TC de bazı politikacılar,Suriye ye müdahale etmek istiyor.Sonunda ,karsısında,Rusya yı bulabilecek.Iste Felaketin başlangıc adımları.

TC ,Devletci Osmanlı devleti yapısın dan,Yerli Burjuvaziye geçmek istedi.
Tanzimat Bildirgesi ,aslında ,Müslüman Tüccarın yok oluş fermanıydı.
Bundan kurtulmak için,cesitli yollar denendi.

Simdi ise ,büyük ölçüde ,Islam ahlakının ,adaletinin dışında ,bir dinci Burjuva ve
Kapitalizm yetistirlmek isteniyor.
Toplumda,haksızlık ,adaletsizlik ve ahlak dışılık had safhaya ulaşmıs durumda.
Güneydogu ceteleri ile mücadele edilmek isten se de,Kara ticarete dayalı ,bir
Kapitalist Burjuva hedewflenmis durumdadır.Belki HDP nin destekçileri,Kurt ırkcılıgı
yapan ,Kürt burjuvazisi olmaktadır.

TC deki,büyük ölcüde ,adaletsiz ekonomiden fışkıran ,Dinci Burjuvazi,bir yandan Islam
ın Temel ahlak kurallarından uzaklaşmış fakat ,dinci ritüellere sığınmış bir dinci
Burjuva oluşturmak pesindedir.
Bundan dolayı ,laik belki mahfilci ,Cumhuriyet kuşağından gelen ,Ticaret ve sanayii,
burjuvazisi istenmiyor.
Dinci Burjuvazi,gelismek için ,Global Davudi sermaye ye muhtac halde iken,onun
kapitalist ahlakını almaya çalışırken ,bir yandan da ,Davudi düsmanlıgı yapabilmektedir.
Burda ikileme düşmüş ve toplumda ruhsal ve düşünce bozzuklugu had safhaya çıkmıştır.

Bir yandan ,par mühim değil diyen bir yandan da ,Batı standardlarında yasamak istiyen
celiskili bir toplum yapısı oluşmuştur.
Toplumda ,dıs güçlerin planları ile hareket eden fakat TC nin celiskisinden güc bulan
çeteci gruplar ortaya çıkmıştır.

Devlet kaynaklarından ,hak -hukuk tanımadan hareket eden Dinci Burjuva ortaya
cıkan dengesiz yapnın sorumlusu olduğunun farkında degilidr.

Toplum da adalet,hak -hukuk ,ahlak olmadan ,toplum huzurunun saglanmıyacagı bilinmelidir.
Gur-Buz

%d blogcu bunu beğendi: