Günlük arşivler: 29 Kasım 2015

ÖZET // Ahmet Kılıçaslan Aytar


ÖZET

11 Eylül saldırıları ABD önderliğindeki küresel güvenlik ortamında,
Savaşın tanımı, doğası, orduların silahlanması, teşkilatlanması ve eğitiminde hızlı ve radikal değişimine neden oluyor.
Karmaşıklaşan ve geleneksel tanımların dışına taşan, çoğu asimetrik ve konvansiyonel olmayan tehdide karşı,
Devletler artık büyük ve pahalı konvansiyonel askeri birlikler yerine küçük, ekonomik ve politik açıdan az maliyetli çözümlerle istedikleri sonuçları almayı öngörüyor.

*
Nitekim ABD Askeri Stratejisinin esasını, küresel güvenlik ortamındaki sorunlarda nerede, ne zaman ve nasıl olursa olsun düşmana karşılık vermenin düşmanlarla savaşıp savaşmamaya değil bunun nasıl yapılacağına dair strateji üretmeye yaklaşım, kararlılık gösterilmesi ve hakimiyetin tesisi oluşturuyor.

*
Ne ki, ABD’nin tüm dünyada hâkim güç olmak, küresel ilişkileri domine etmek, askeri gücü tek yanlı kendi çıkarlarına kullanmak üzere başka ülkelere baskı yaparak Washington’ın politikalarını savunmaya zorlaması ve rejim değişiklikleri için uğraşması o kadar kolay olmuyor.
Çünkü savaşın doğasının "4.nesil" boyuta evrimi ekonomiden siyasete, teknolojiden uluslararası ilişkilerde bir çok durum karşısında gösterilen kararsızlıklar yüzünden sekteye uğrayabiliyor.

*
Mesela Suriye dış politikası bağımsızlık, işgal durumunda Arap direnişlerinin desteklenmesi ve Filistin’in temel mesele olarak kabul edilmesi ilkesine dayanıyor.
Bu politika başta ABD ve müttefikler olmak üzere Türkiye’nin de Suriye’de rejimi değiştirmek üzere değişen savaşın doğası icabı stratejiler, planlar hatta komplolar düzenlemesine yol açmıştır.
Ama ABD yönetimindeki güçler ortak bir strateji ve kararlılık oluşturamayınca, savaşan güçlere verdikleri tüm desteğe rağmen Suriye düşmemiş, üstelik çok kanlı bir savaşa neden olunmuştur.
Bu durum ABD’nin normları belirleyen ve diğer aktörleri peşinden sürükleyen süper gücünün tartışılmasına yol açıyor.
Bu sırada;

*
Birincisi; ABD’nin İran’ın nükleer programına ilişkin elde ettiği anlaşmayla, ağır yaptırımların iptaliyle İran’ın kendi doğal kaynaklarını kullanmasına ve ekonomik olarak ayağa kalkmasına neden olacağı ve Ortadoğu’da etki gücünü artıracağı kanaati gelişmiş,
İran’ın dünya politikasına katılması ve Ortadoğu’da istikrarın oluşması gibi fikirler yayılmıştır.

*
İkincisi; ABD’nin enerji kaynaklarını kontrol etmek üzere geliştirdiği politikaların, bu kaynaklara sahip ülkelerin eski Sovyetler Birliği üyesi olmalarından hareketle Rusya; Transkafkasya ve Orta Asya’dan sonra Orta Doğu’da da nufuz genişletme çabalarına hız vermiştir.

*
Küresel güvenlik ortamı sonuçta, Rusya ve İran’ın eşitlik mücadesi adına BM merkezinde adalet ve ulusal çıkarlara saygı ilkelerine dayalı yeni bir küresel statü, bunu belirleyen yeni bir uluslararası hukuk talebini ivmelemiştir.
Bu yüzden Ortadoğu’da aşırılık ideolojisi, mezhepsel-etnik ayrılıkların yükseldiği şu sırada Suriye iç savaşına ve Irak’a aktif olarak müdahalede bulunuluyor.

*
Bu noktada Türkiye, ABD ve AB’nin sıkıntılarını yansıtan bir NATO üyesi olmanın ötesinde, İsrail ve Suudi Arabistan liderliğinde sağlanan "Ordulaşma" ya katılan ülkelerin çoğu ve İran Şii Ordusu eksenindeki ülkelerle de dış politikasında sorunlar yaşıyor.
Türkiye’nin bu yalnızlığına, NATO’yu oluşturan Avrupa Birliği ülkeleri de eklendiğinde;
Türkiye’nin kendi savunma çerçevesi ve yeterli stratejik-asimetrik tamponları kapsamında çok rahatlıkla bypass edebilir özellikler taşıdığı anlaşılıyor.

*
Üstelik bu hüviyetiyle Türkiye, Rusya’ya ait bir savaş uçağını düşürmüştür.
Birincisi; Rusya’nın radar ve savunma sistemlerini Lazkiye’ye yerleştirmesiyle elini güçlendirmesine,
İkincisi; Uçağı düşürülene kadar Suriye’nin davetlisi ve müttefiki olarak konumlanan Rusya’nın, artık kendisine saldırı yapıldığı ve bir davasının bulunduğunu ileri sürmesine,
Üçüncüsü; Rusya’nın prestijini pekiştirmek ve uçağının düşürülmesi ile doğan krizi fırsatlara çevirmek için Suriye ve bölgedeki varlığını ve etkisini arttırmasına, teminen siyasi ve askeri girişimlerini hızlandırmasına,
Dördüncüsü; Rusya’nın eğer Suriye’de aşırıcı terör örgütlerinin tasfiye etmesi, ardından "Suriye İç Savaşı’nın Siyasi Çözümü" üzerinden bu ülkede işlenen suçların, savaş hukukunun geçerliliği ve gelişmesindeki öneminden hareketle esaslı bir biçimde kategorize edilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması,
Yeni Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın buradan çıkarılması,
Bu sistematik hukukun BM’de yeni bir dünya statüsü oluşturması hedefinin önü açılmıştır.

*
Üstelik Rusya’nın uygulayacağı ekonomik yaptırımlar ile Türk ekonomisinin ve yaşam kalitesinin darbelemesine,
Hükümet ile Ordu’nun dış politika ve Suriye’ye yaklaşım konusunda hemfikir olmadığı tezine,
Suriye,Irak ve Türkiye’de Kürt sorununun çözümünde her türlü inisyatifin kaybedilmesine,
Hükümete isnat edilen bir çok yolsuzluk dosyasıyla Türkiye’nin rencide edilmesine,
Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İslamcı radikal örgütleri silahlandırıp yönlendirmesi ve Suriye’de savaşa salmasıyla diğer bir devletin iç işlerine müdahale etmesi, başka bir devlet sınırları içinde iç savaş çıkarması,hukuku ihlal edenlerle yardımlaşması,
Bir terör örgütüyle petrol,tarihi eser,uyuşturucu benzeri alım-satım ilişkileri kurulması gibi tezlerle;
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyaseti üzerinden Türkiye’ye ve halkına zarar verme noktasına gelinmiştir.

*
Bugüne kadar Türkiye’ye bunca zarar veren ABD ve müttefiklerinin bu süreçte Rusya ve İran’ı sadece izlemekle yetinmeyeceği kabul edilirse;
Cumhurbaşkanı Erdoğan elinde iki ucu kirli bir değnek taşıyor gibidir ve Türkiye’nin yarınlarının çok zorlu olacağı açıktır.

*
Olsun efendim!
Padişahım çok yaşa…

30.11.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Rusya’nın amacı belli … Prof. Dr. Ata ATUN


Rusya belli ki Suriye’nin geleceğinde etkin bir rol almayı planlıyor ki, kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda Suriye’ye yerleşme amacı ile ilk adımını attı. Bölgede yapay bir sorun yaratarak, Türkiye’nin talebi olan “Uçuşa yasak” bölge uygulamasını önlemenin yollarını arıyor.

Gerçekte Rusya Federasyonu’nun Türk hava sahasını kasten ihlal etmesi, Türkiye’nin hava savunma yeteneği ile NATO’nun bölgesel gücünü ve yeteneklerini sınamak istemesinden kaynaklanıyor. Rusya’nın gerçek hedefi ise çok farklı ve Suriye’ye tüm gücü ile yerleşmek, hava ve deniz sahalarını kontrol altına almak. Bu nedenle de Türk savaş uçaklarının açık bir şekilde ve tüm uyarılara rağmen kasti bir şekilde sınır ihlali yapan Rusya Federasyonu bayraklı SU24 uçağını vurmasını bir gerekçe göstererek hemen Suriye’ye daha fazla askeri güç gönderme kararı aldı.

Bu askeri güç terimi kapsamı içinde kara kuvvetleri, deniz kuvvetleri ve hava kuvvetleri ile konvensiyonel tüm silahlar ve balistik füzeler yer almakta. Rusya halihazırda Suriye’ye en son teknoloji ile geliştirilmiş T-90 tankları ile BTR-80 tipi zırhlı araçlarını ve SU24 savaş uçaklarını göndermiş durumda. Tartus Limanı ise tam bir Rus deniz üssüne dönüşmüş halde. Rusya, Esed rejimine gerektiği kadar askeri destek vermeye başladı ve fiilen Suriye’ye yerleşti.

Türkiye’nin talebi olan “Uçuşa yasak” bölge uygulamasını önlemenin tek yolu uzun menzilli balistik füzeleri bölgede konuşlandırmak. Rusya, S-300 ve S-400 füzelerinin üreticisi ve Lazkiye’de inşası neredeyse tamamlanmış olan Rus hava üssüne S-400 füzelerini konuşlandıracağını açıkladı.

S-400’lerin özelliği, S-300’lere göre daha gelişmiş olması. 400 kilometre uzaktan hedefe kilitlenme yeteneğine sahip olduğu için 400 kilometre uzaklıktaki hedefi nokta atışı ile vurabilme kapasitesine sahip. Yerden 56 kilometre yükseğe kadar çıkabilmekte ve bu nedenle de uzun menzilli balistik füzeleri de havada yakalayıp imha edebilmekte. Karadan karaya ve karadan havaya kullanılabilen, Patriot’lardan çok daha gelişmiş “yok etme” amaçlı bir füze.

S-400’ler Lazkiye’deki üsse yerleştirildiği vakit, kapsama alanı 800 kilometre çapında olacağı için tüm Suriye’nin üzerini bir şemsiye gibi örtecek ve Suriye üzerindeki hava sahasının kontrolünü fiilen sağlayacak, daha doğrusu ele alacak. Bu da açık ve net olarak, Suriye hava sahası içinde Türkiye’ye, NATO’ya veya da örneği daha evvel Irak ve Libya’da oluşturulan “Koalisyon Güçleri”ne ait uçakların ve de sivil havayollarına ait yolcu uçaklarının ancak Rusya Federasyonu’nun izni ile Suriye hava sahası içinde uçabileceği manasına gelmektedir. Bu aşamadan sonra Birleşmiş Milletlerin veya da Koalisyon Güç’lerinin Suriye üzerinde uçuşa yasak bölge ilan etmesi olanaksız hale gelmiş demektir.

Suriye ile Rusya’nın ilişkilerinin zirve yapması, baba Hafız Esed’ın Moskova’da Hava Harp okulunda okuması, önce MIG pilotu sonra da MIG pilot eğitmeni olması ile başladı ve iktidara geldiği 1970 yılından sonra da iyice sağlamlaşıp kökleşti.

(Su konusu ile ilgili yazı serimin 3. ve 4. Bölümleri, güncel konular nedeni ile aralıklı olarak devam edecektir)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

30 Kasım 2015

%d blogcu bunu beğendi: