Günlük arşivler: 19 Kasım 2015

TEHLİKELİ SÜKÛNET // Ahmet Kılıçaslan Aytar


TEHLİKELİ SÜKÛNET

Viyana Suriye Zirvesi’nde, Şam ile muhalefet arasında görüşmelerin 1 Ocak itibariyle başlaması ve 6 ay içinde geçiş hükümeti kurulması kararı alındı.
BM denetiminde ateşkes ilan edilecek ve 18 ay içerisinde seçim yapılacaktır.
Devlet Başkanı B.Esad’ın geleceğine ilişkin bir anlaşma ise sağlanamamıştır.

*
Anlaşmanın açık kaldığı aralıktan gündemi, önce ABD Başkanı B. Obama yapıyor.
Başkan, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi için gittiği Filipinler/ Manila’da,
Suriye’de siyasi bir anlaşmaya varılamazsa IŞİD’i yenmenin mümkün olmadığını,
Bu siyasi anlaşmanın sağlanabilmesi için Esad’ın görevi bırakması gerektiğini savunuyor…

*
Suriye Devlet Başkanı B. Esad’ dan karşılık gecikmiyor.
İtalyan Rai’ye verdiği mülakatta IŞİD yenilgiye uğratılana kadar görevini bırakmayacağını söylüyor.
"Suriye’nin birçok bölgesi teröristlerin elindeyken siyasi alanda bir yere varmak mümkün değildir" diyor.
Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov da, Suriye’deki krizin ülkenin Devlet Başkanı B. Esad olmadan barışçıl bir biçimde çözülemeyeceğini söylüyor.

*
Noktayı Manila’da bulunan Rusya Başbakanı D. Medvedev koyuyor.
Batı’nın mantığını, "Bırakın dünya cehenneme sürüklensin, ama biz Rusya ile çalışmak istemiyoruz. Evet IŞİD kötü, ama yok edilmesi için Rusya’yla işbirliği yapmayı gerektirecek kadar değil. Biz Esad’ı sevmiyoruz ve Ukrayna’yı anlıyoruz ama Rusya bunu yapmıyor. Bu nedenle hiçbir işbirliği olmaz. Rusya’ya boykot ilan ettik, onlarla dostluk etmeyeceğiz, onları tecrit edeceğiz" biçiminde özetliyor.

*
Karşılıklı salvolar, bir kaç gün önce Avusturya/Viyana’da Suriye Krizi’nin siyasal çözümüne ilişkin anlaşmanın mürekkebi kurumadan sulandığını gösteriyor.
Doğrusu ABD’nin, Obama’nın başkanlık döneminin sonu olan Ocak 2017′ ye kadar bir sükûnet sürecini işlettiği anlaşılıyor.

*
Çünkü ABD- Rusya arasında Asya’da hegemonya siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışının talebinden kaynaklanan yeni soğuk savaşta;
Rusya, Ortadoğu’da aşırılık ideolojisi ve mezhepsel-etnik ayrılıkların yükseldiği şu sırada
Suriye iç savaşında siyasi çözümü zorluyor.

*
Rusya, "Suriye İç Savaşı’nın Siyasi Çözümü" üzerinden bu ülkede yaşanan trajedide işlenen suçların hem hukukun üstünlüğü, hem de savaş hukukunun geçerliliği ve gelişmesindeki öneminden hareketle esaslı bir biçimde kategorize edilmesini,
Yeni Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın buradan çıkarılmasını,
Bu sistematik hukukun, BM’de yeni bir dünya statüsünün oluşmasına yol açmasını talep ediyor.

*
BM statüsünün değişmemesini isteyenlerin "Esad’sız", statünün değişmesini isteyenlerin "Esad’lı" siyasi çözüm istemesi noktasında ayrışan tarafların,
ABD’nin başkanlık seçimine yürüdüğü böyle bir süreçte sonuca ulaşması pek olası görülmüyor.

*
Ama soğuk savaş "sukunette" devam ediyor.
ABD Soğuk Savaş zihniyetiyle, Asya ve Avrasya’da değişmeye yazan mekanizmaya meydan okumak üzere Rusya’ya ardarda ekonomik,siyasi ve askeri yaptırımları sürdürüyor.
Daha da önemlisi NATO’nun Strateji Belgesinde eski hasmı Rusya’yı stratejik ortak olarak anan ve Avrupa bölgesinin küresel tehditlere karşı korunmasında Füze Savunma Sistemine katılımını isteyen teziyle,
Rusya’nın ABD ve NATO ile yeterli deneyim geliştirdiğini ve belirli bölgede hava savunma sistemi oluşturmak üzere ancak tarafların kendi sistemlerini koruması ve veri değişimine dayalı hukuki bir işbirliğinin kurulması kaydıyla ortaklaşabileceği tezi çerçevesinde sürdürülen müzakereler sonuçsuz kalmış,
Küresel güc dengesini sarsabilme niteliğiyle iki dev nükleer gücün rekabeti ciddi biçimde çok ısınmıştır.

*
ABD müzakereler sürecinde modifiye ettiği yeni Füze Savunma Sistemlerini, şimdilerde Rusya sınırına daha yakın bölgelerde konuşlandırıyor.
Akdeniz’de uçaksavar füze sistemi AEGİS ile donatılmış artan sayıda ABD gemisi endişe uyandırıyor.

*
Rusya Devlet Başkanı V.Putin daha dün, ABD’nin füze kalkanı projesinin gerçek amacının Rusya’nın nükleer potansiyelini etkisiz hâle getirmek olduğunu söylüyor.
"Bizim endişelerimizi görmek istemiyorlar. ABD İran’ın balistik füzelerinden korunmak için Avrupa’ya füze kalkanı yerleştirileceğini söylemişti. Ancak İran’ın nükleer programıyla ilgili sorunun çözülmesine rağmen füze kalkanı çalışmaları devam ediyor.
Rusya, stratejik nükleer güçlerinin potansiyelini artırmak için cevap niteliğinde adımlar atıyor. Füze savunma sistemlerimizi de geliştireceğiz ancak öncelikle her çeşit füze savunma sistemini aşabilecek sistemleri de geliştireceğiz" diyor.

*
Rusya Avrupa’nın ortasında Kaliningrad’da Atlantik Okyanusu’nun önemli bir bölümünü ve tüm Avrupa’yı izleyecek Voronej radar istasyonunu,
Türkiye, Ortadoğu ve Afrika gibi büyük bir alanı tarayan bir benzerini de Karadeniz’in kuzeyinde Krasnodor’da aktif tutuyor.
Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’da Ortak Hava Savunma Bölgeleri’ne ilişkin hazırlanacak olan anlaşmaları imzalayacak olan katılımcı ülkelerin ihtiyaç duyacağı yeni nesil füze savunma sistemlerini tedarik edeceğinin de garantisini veriyor.

*
Ama 27 Ekim’de Bükreş’te Baltık-Karadeniz Topluluğu imzaladığı insan hakları ve uluslararası hukuk ilkeleri doğrultusunda bir belge;
Kırım ve Ukrayna doğusunu işgal altında tutan Rusya Federasyonu’nun saldırgan bir ülke olduğu ve işgalin sona ermesi gerektiği:
Kırım-Tatar özerk ulusal toprağının oluşturulması:
Çeçen-İçkerya Cumhuriyetinin ve Gürcistan’dan koparılan toprakların Rus işgalinden kurtarılması:
Belarus topraklarındaki Rus askeri üslerinin kapatılması ve Rus askerlerinin çekilmesinin talep edilmesi gibi bir dizi karar, Baltık-Karadeniz arasında Doğu-Batı ekseni ısıtmış bulunuyor.

*
5 Kasım’da Bükreş’te toplanan NATO mini zirvesinde ise Polonya, Romanya, Slovakya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Letonya, Litvanya ve Estonya;
Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasının Avrupa güvenliğini tehdit ettiğine işaretle Rusya’dan uluslararası hukuka uymasını, İttifak’tan ise topraklarında kalıcı askeri güç bulundurmasını isteyince hararet daha da artmış gibidir.

*
Bu sükûnet sürecinde Yeni Türkiye ise,
AKP iktidarının "Osmanlı’nın ardından Türkiye’nin İslam toplumlarına Vatikan benzeri ekonomik güç olması projesi"nde "Suriye ve Irak jeopolitiğinde bölgeyi kazanan petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını da kazanır" siyaseti arkasında savrulmaktadır.

*
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Bugün yaşanan insani krizlerin ve terör olaylarının baş müsebbibi Esed rejimidir. Esed, bir devlet terörü estirmektedir. Çok açık ve net söylüyorum; devlet terörü estiren bu kişinin arkasında duranlar, en az onun kadar suçludur" işareti doğrultusunda,

Birincisi; yeni güvenlik konsepti kapsamında PKK’nin Türkiye’ye sızmasını engellemek gerekçesiyle Irak sınırını değiştirmeyi, sınırın 5 kilometre daha ileri götürülmesi için uluslararası destek aranıyor.
İkincisi, Kürtlerin YPG’si öncülüğünde Araplar, Kürtler, Türkmen ve Asuri askeri grupların birlikte yaptığı operasyonları, siyasetine ters bulduğu için,
IŞİD ile mücadele kapsamında ABD ve koalisyon güçleriyle kapsamlı bir operasyona hazırlanıyor.
Suriye’nin Halep kentinin kuzeyinde yer alan Türkiye sınırında bulunan IŞİD’i çıkartmayı, PYD’yi pasifize etmeyi ve bunların yerlerine kendisine yakın gördüğü Özgür Suriye Ordusu’nu yerleştirmek öngörülüyor.

*
Türkiye’nin hamlesi,Soğuk Savaşın bu sükûnet deminde Rusya’nın " bağımsız, tek parça, lâik ve demokratik" esaslarda yeniSuriye kurulmalıdır talebine aykırıdır.
Hamlenin her aşamasında küresel güvenin canlanmasına, dünyada dengeli bir gelişme çizgisinin tutturulmasına karşı bir tehdit oluşmamasına çok özen gösterilmesi gerekiyor.

*
Olsun efendim!
Padişahım çok yaşa!

20.11.2015

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

İz Bırakanlardan: Babam Hakkı Atun (3) … Prof. Dr. Ata ATUN


Prof. Dr. İhsan Doğramacı o yıllarda Hacettepe Tıp Fakültesini ve Hastanesini kurmuş, Tıp Fakültesini ve Hastaneyi yüksek standartta başlatıp devam ettirebilmek için Öğretim üyesi ve görevlilerini seçerken de bayağı titizlenmekte, Ortalama olarak başvuruda bulunan her 30 kişiden sadece bir tanesini uygun görmekte kurduğu üniversite ve hastaneye.

Babam da Doğramacı’nın bu titizliğinden haberdar ancak başvuruyu yaptığı sabah daha üniversite hastanesinden ayrılmadan Prof. Dr. İhsan Doğramacı kendisini odasına davet eder ve “ününüz sizden evvel buraya ulaştı. Yarın Patoloji bölümünün başkanı olarak görevinize başlıyorsunuz, odanız hazırlanmıştır” diyerek başvurusunu onaylar.

Iraklı bir Türkmen olan Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın önünde, babamın Irak’ta o güne değin bilinmeyen bir tavuk hastalığının nedenlerini araştırması, virüslerini tespit etmesi ve hastalığın tanısı koyduğu araştırmanın raporu ile Kıbrıs’ta 1961 yılında kan bankası müdiresi Melihat Hacıburgul ile birlikte ilk kez Kıbrıs’taki Rumların ve Türklerin kan dağılımı araştırması vardır. (Kıbrıslı Rumların kan grubunun Yunanistan’la değil Türkiye’yle uyuştuğunu ortaya koyan bu akademik tıbbi araştırma yayınladığı vakit çok dikkat çekmiş ve Rumlar tarafından örtbas edilmeye çalışılmıştı.)

Hacettepe Tıp Fakültesi patoloji bölümü başkanı olan babam Patoloji bölümünün kuruluşunda büyük emek sarf eder ve aktif olarak çalışmasına önemli katkılarda bulunur. Türkiye’de tüberküloz (verem) hastalığının çeşitlerinin tespit edilmesinde ve aşılarının hazırlanmasında önemli rol oynar.

20 Temmuz 1974 tarihinde başlayan Mutlu Barış Harekatında babam Kıbrıs’tadır. Tıp eğitimindeki bilgilerini kullanarak Mağusa hastanesinde yaralıların tedavisine gönüllü olarak koşar. Mutlu Barış Harekatı’nda arşiv niteliği taşıyacak birçok değerli fotoğraflar çeker ve Mağusa’da yaşanan olayları ölümsüzleştirir.

Mutlu Barış Harekatı sonrasında Ankara’ya dönüşünde Kıbrıs Türk Kültür Derneği’nin Ankara’daki Genel Sekreteri olarak 1975 yılının ilkbaharında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit’le Kıbrıs’ta oluşturulan Türk bölgesinin geleceği ile ilgili görüşmeler başlatır. 1975 yılının Eylül ayında Başbakan Ecevit’e bir yazı göndererek KKTC’de kurulacak sanayinin üniversitelerden oluşacağını söyler ve KKTC’nin üniversiteler ülkesi olması için çalışmaların hemen başlatılmasını talep eder. Dönemin Başbakan Yardımcısı Turan Feyzioğlu Kıbrıs’ın nüfusu az olmasından dolayı bu öneriye olumsuz baksa da İbrahim Hakkı Atun düşüncesinde ısrar eder ve kararlılıkla girişimlerini devam ettirir.

Babam Hakkı Atun’un mektubu ile başlayan Kıbrıs’ın üniversite eğitimi merkezi olması süreci, kararlı tutumu ile nihayet olumlu bir sonuca ulaşır. Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Türk Federe Devleti yetkilileri bu fikri fiiliyata geçirmeye karar verirler ve imzalanan bir protokol ile süreç başlar. T.C. hükümeti KTFD bütçesine yeterli parayı aktarmasından sonra günümüzde Doğu Akdeniz Üniversite’sinin olduğu yere Yüksek Teknoloji Enstitüsü kurulur. Ve yıllar içinde Yüksek Teknoloji Enstitüsü üniversiteye dönüşür ve Doğu Akdeniz Üniversitesi adını alır.

Babam Prof. Dr. Hakkı Atun bu özverili çalışmasından sonra “Kıbrıs adasının üniversiteler adası olmasının fikir babası” olarak kayda geçer ve anılmaya başlanır.

Patoloji bölümündeki başarıları kendisine Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinin (kurucu) Dekanlığını getirir. Birkaç yıl sonra da dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kendisini “Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi”ni kurmakla görevlendirir. Yüksek Öğrenim Kurumu’nun (YÖK) kararından sonra Van Üniversitesini kurmak için yola çıkar ve Doğu Anadolu’nun en iyi üniversitesi olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ni kurarak Kurucu Rektörü olur. Bu görev bir başka gururdur babam için. Hürriyet Gazetesi’nin yazdığı gibi “Elinde bir ibrikle” Van’a gider ve üniversiteyi sıfırdan yaratarak kurar. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi babamın KKTC’ye dönemsinden sonra vefalı davranır ve adını Konferans salonuna vererek ölümsüzleştirir.

1984 yılında, KKTC Cumhurbaşkanı rahmetlik Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş kendisinden Doğu Akdeniz Üniversitesi mütevelli heyetine girmesini ve Teknoloji Enstitüsünden Üniversiteye geçişine yardımcı olmasını ister. Bu talep üzerine KKTC’ye kesin dönüş yapan babam, önce Doğu Akdeniz Üniversitesi Vakıf Yönetim Kurulu üyeliğine sonra da başkanlığına seçilir, Cumhurbaşkanı rahmetlik Rauf R. Denktaş’ın da akdemi konusunda danışmanı olur.

Atun, 1988 yılında Cemaat Meclisi’nin üst katında ilk açılış konuşmasını yaptığı “Yakın Doğu Üniversitesi”nin de bilahare Rektörlüğüne atanır.

Başarıları yurt dışında da dikkat çeker ve babam Prof. Dr. Hakkı Atun 1988 yılının sonunda yayınlanan “Dünya Bilim Adamları” biyografisinde hakkı ile yerini alır…

Başarılarla dolu yaşamı 2009 yılının 13 Kasımında yatağında gece uyurken sessizce son bulur. Vefalı sevenlerinin katıldığı görkemli bir törenle Gazimağusa’da ebedi istirahatgahına defnedilir.

Allah’ın rahmeti üzerinden hiç eksik olmasın, mekanı Cennet’te nurlar içinde yatsın babam.

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

20 Kasım 2015

Tarih, ihtiyatsızlar için merhametsizdir … YURDAGÜL ATUN


Güney Kıbrıs Rum kesiminde aşırı sağcı olarak bilinen yüzlerce ELAM üyesi fanatik gurubun sınır kapılarında, Türk plakalı araçlara taş ve sopalarla zarar vermeleri üzerine bizim solcular avukatlığa soyunarak, KKTC’de Türkiyeli sağ sol grupların arasında yaşanan kavganın haberlerini paylaştı.

Hani “bizim burada da oluyor, ne olmuş” gibilerinden!!!

Kendi milletinin çektiklerini anlama noktasında basiret bulunduran bu kişiler hiçbir şekilde kıyaslanmayacak iki olayı yan yana getirerek, Rumlara karşı antipati oluşmasını önleyeceklerdi ama örnekleri alakasız olunca komik duruma düştüler.

Rumların bu ilki değil. Kaç arabayı darp ettiklerinin, kaç Kıbrıslı Türkün fiziki ve sözlü şiddete maruz kaldıklarını bilen ve Rum yetkililerin bu konuda hiçbir ileri işlem yapmadığını gören bu kişiler hamilik yapacaklar diye, gerçekleri açıklamaktan çekiniyorlar.

Oysa Rumların araçlara zarar vermesi, insanları yaralaması hadisesinin muadili, Kıbrıslı Türklerin Rumlara bu tarz bir yaklaşımda bulunup bulunmadıklarını ortaya çıkarmak olmalıydı.

Sorarım, Kuzey’e geçen kaç Rum’a böyle bir şey yapıldı? Kaç Rum’un aracı tahrip edildi, kendisi sözlü/ fiziki saldırıya uğradı?

Hoşunuza gitmeyecek ama; Hiç!

Nisyanla malul hafızamız 1963-1974 arasını sildiğinden kendimiz unuttuğumuz gibi, çocuklarımıza da anlatmadık.

Onlar öyle yapmadı ama… Hatta tam tersini yaptı… 1963-1974 yılları arasını sildi, Makarios’un 19 Temmuz’da BM’ye, “(Yunanlılar) burada Türkleri de, bizi de öldürecekler, yardım edin” dediğini, Türk askerinin adaya niye geldiğini anlatmadı. Türkiye’yi işgalci olarak nitelendirdi, öyle de belletti çocuklarına.

Çünkü tarih kitaplarına öyle yazdı, müfredata EOKA’cıların mezarlarını ziyareti koydu. Geçmişte değil, günümüzde de böyle. KKTC’nin kuruluş yıldönümünde öğrencilerin öğretmenleriyle birlikte yaptıkları eylemde, çocukların yüz ifadeleri çok şey anlatıyordu. Nitekim, Rumlar lobicilikteki başarılarını bu konuda da gösterdiler ve kendi yazdıkları tarihin sütten çıkma ak kaşıkları olarak çocuklarının Türkiye’ye ve Kıbrıs Türküne nefret duymasını sağladılar.

Biz unuttuk, unutturduk. Hatırlatmaya çalışanları ise ırkçılıkla suçladık, faşist ilan ettik, sistemden nemalanıyorlar iftirasını attık. Oysa Rumlar bu konudaki istikrarlı tavırlarını sürdürmekte beis görmedikleri gibi, “en çözümcü” olduklarını iddia eden liderlerimize dahi aynı tepkiyi göstermekten çekinmediler.

Birkaçını hatırlatalım mı; “APOEL Futbol Kulübü’nün maçından sonra sokaklara dökülen fanatik Rum grupları, KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere saldırdı. Saldırıya uğrayan ve Rum polisine başvuran Kıbrıslı Türkler Rum polisinin ”bölgemiz değil” cevabıyla karşılaştı.

Sağcı Rum ELAM örgütü mensupları KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Limasol’da katıldığı konferansa molotof ve gaz kullanarak saldırı düzenledi.

Lefkoşa’nın Rum tarafında ellerinde Yunan bayrakları ile eylem yapan Rum gençleri KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya ağır şekilde küfrederek, hakarette bulundular.

Birçok araç taşlarla sopalarla zarara uğratıldı, birçok Kıbrıslı Türk canını zor kurtardı.”

Görüldüğü gibi, Rumların öfkesi dinmediği gibi, zamanla daha da bilenmiş. Dolayısıyla
Türk düşmanlığı üzerinden kariyere soyunmakla kalmayıp, kendisini Rum’u savunmaya adamış kişilere yukarıdaki referansları vermemiz, çözüm istemediğimiz anlamına gelmiyor. Çözüm olsun ama iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin garantisinde bir çözüm… Lakin “Türkler, Helen toprağında öleceksiniz” diyen bu kişilerle ortak bir devlet kurmak için gerekli rasyonel koşullara ve sempatiye an itibarıyla sahip miyiz, emin değilim.

Sorun ve ihtiyaçları bahane edip, yeni oluşumlara yelken açma hevesinin gözlerini kararttığı kişilere şu gerçeği vurgulamamız gerekiyor: “Tarih, ihtiyatsızlar için merhametsizdir…”

YURDAGÜL ATUN

%d blogcu bunu beğendi: