Aylık arşivler: Ekim 2015

SARSAK KOVBOY // Ahmet Kılıçaslan Aytar


SARSAK KOVBOY

İki Amerikan projesi, başta Rusya olmak üzere ilgili bölge ülkelerini yakından ilgilendiriyor.
Birincisi;Rusya’dan geçen hatlara bağımlılıklarının kaldırılması için Hazar ülkelerinin bağımsızlığını, alternatif ihraç yollarının bulunmasını öngören,"Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi",
İkincisi; Ortadoğu ülkelerini belirli ekonomik ve demokratik kriterlerle tava getirmek ve ekonomilerinin bağlı olduğu petrol ve gaz akışının Hürmüz Boğazı ve Doğu Akdeniz su yollarından serbest olarak yapılmasını öngören "Büyük Ortadoğu Projesi" dir.

*
ABD bu projelerini, dünyadaki güvenlik ve istikrarın tek garantörü ve küresel ilişkilerin gidişatını kökten değiştirecek küresel güç olmanın getirisiyle uyguluyor.
Askeri Stratejisini dahi, "Küresel sorunlarda nerede, ne zaman ve nasıl olursa olsun düşmana karşılık vermenin düşmanlarla savaşıp savaşmamaya değil bunun nasıl yapılacağına dair strateji üretme üstünlüğüne yaklaşımların ve kararlılıkların oluşturacağı" esasına dayandırıyor…

*
Ama fütursuzca, BM İnsan Hakları Bildirgesi ve BM’in aşırıcılık, ayrımcılık ve terörizmle mücadele ilkeleri ve konvansiyonlarını gözardı ederek çıkarları peşinde koşuyor.
Başka ülkelere baskı yaparak Washington’ın politikalarını savunmaya zorluyor.
İstemediği rejimi değişikliğine zorluyor, şiddete ve güvensizliklere yol veriyor, kanlı savaşlara neden oluyor…

*
Oluşan gerginliklerin bir ucu Ukrayna’nın, Baltık’tan Karadeniz ve Hazar’a kadar olan bölgedeki rolü üzerindedir.
Bugün Ukrayna, ABD-Rusya arasındaki güç dengesinin nasıl oluşacağını tartıyor.
Avrasya İşbirliği Teşkilatı ile Rusya’nın yeniden eski Sovyet bloku ülkelerini eline geçirme potansiyeli,
ABD’nin Doğu Avrupa ve Kafkasya’yı Rusya’ya mı terk edeceği soruları çok ciddi bir küresel gerginlik olarak gündemi belirliyor…

*
Bilhassa, Kırım’ın referandum düzenleyerek Rusya’ya bağlandığını açıklamasının yarattığı kriz;
Rusya’nın ABD’nin Şubat 2008’de Kosova Meclisi’nde okunan bağımsızlık bildirgesi ardından Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Kosova Cumhuriyeti’nin tanınmasına dayanak yaptığı Başkan George Bush’un uluslararası hukuk yorumunu öne çıkarmasına neden oluyor.
Rusya, Başkan Bush’un "Bağımsızlık bildirgeleri, iç yasaları ihlal edebilir. Ancak bu uluslararası hukukun ihlal edildiği anlamına gelmez" beyanı ile Kırım’ın Rusya’ya ilhakında oluşan çifte standarta dikkat çekiyor.

*
O yüzden ABD’nin ayrıcalıklı pozisyonuyla uluslararası hukuku ulusal çıkarı lehinde dünya siyasetinin belirleyicisi yapan mevcut statükonun değişmesini, bunun BM merkezinden küresel sistem ağlarına yansıtılmasının ısrarını sürdürüyor.

*
ABD ise amacına ulaşmasını engellemek üzere Rusya’nın siyasi ve ekonomik entegrasyon süreçlerini engelliyor,
Rusya’yı bölgedeki kilit aktörlerle çevreliyor,
Bölge halklarının çöken ekonomiler, düşük sosyal standartlar ve terörle karşı karşıya kalması, oluşan istikrarsızlığın Rusya’ya yansımasını öngörüyor vs.

*
Dış desteği kesilen Rusya İmparatorluğun mutlaka dağılacağını düşünüyor.
Ukrayna’nın ise dağılan Rusya’nın Kuzey Kafkasya’dan çekilirken sivil protesto deneyimini Kafkasya halklarına aktarması rölüne soyunduruyor…

*
Gerginliğin bir ucunda Suriye ve Irak krizleri bulunuyor.
Ama Rusya, iç savaşa artık siyasal bir çözüm getirilmesini sağlamak üzere Suriye’de yeni bir cephe açmıştır.
Terörün alt edilmesi ardından yeni Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın alınmasını,
Suriyelilerin ülkelerinde nasıl yaşamak istediklerini kendilerinin müzakere etmelerini,
Alınan bağlayıcı kararın ise BM merkezinde adalet ve ulusal çıkarlara saygı ilkelerine dayalı yeni bir küresel statüye ve yeni bir uluslararası hukuka güncelleştirilmesini amaçlıyor.

*
Rusya, ABD’nin "Büyük Ortadoğu Projesi" çıkarlarını sarsarken,
Ukrayna olaylarının "Rusya’nın, Çin ile yakınlaşarak ABD karşıtı bir blok kurmaya yol alması yüzünden planlanmış bir Moskova’yı batağa çekme operasyonu " olduğu stratejiyi boşa çıkarıyor görünüyor.
Şimdi Moskova ardarda geliştirdiği hamlelerle Washington’ı mı batağa çekiyor?

*
İşte, herkesin dikkati Suriye’de yaşanan gelişmelerdeyken ABD’ye karşı yeni bir hamle gelişiyor.
Ağustos 2008’de Rusya-Gürcistan çatışması sonrası, Rusya’nın askeri ve siyasal koruması altında bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya, Rusya’ya katılmayı öngördüğünü açıklıyor.
Devlet Başkanı L. Tibilov, Rusya’ya katılmayı öngören bir halk oylamasına başvuracaklarını bildiriyor.

*
Moldova, Abhazya ile Dinyester ırmağı ile Ukrayna sınırı arasında uzanan incecik bir alana sahip bir ülke Transdinyester Cumhuriyeti de Rusya’ya bağlanmak yolundadır.

*
Bu suretle kendi halkının isteği doğrultusunda,mesela İspanya’da Bask ve Katolonya bölgelerinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Dağlık Karabağ’ın, Kürdistan’ın önü açılmaya yazıyor.
ABD’nin hilafına ve kimilerine çok ağır sonuçlar yaşatmak üzere yeni bir küresel denge kendini gösteriyor.
Barış’ın da Savaş’ında bedeli ağırdır.

31.10.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Müzakereler 2018’e Sarkacak … Prof. Dr. Ata ATUN


Bugün Rum ve Türk liderler, BM gözetiminde Kıbrıs’ta 1963 Aralığından beri yaşanmakta olan soruna çözüm bulmak için 1968 yılında başlamış olan görüşmelere bir yenisini daha eklemek üzere, ara Bölgede BM tarafından müzakereler için tahsis edilen binada bir araya gelecekler. Bana göre 47 yıldır resmen süren görüşmelerin kronolojisine sonuçsuz bir görüşme daha not edilecek.

Kıbrıs adasında Kıbrıslı Türklere herhangi bir hak vermemek için 47 yıldır ayak sürüyen Rumlar, aradan bunca yıl geçmesine rağmen hiç akıllanmadılar ve gene aynı taktiklerini, Kıbrıs adasını tümü ile ele geçirinceye kadar müzakereleri sonuçlandırmama ilkelerini sürdürüyorlar.

Geçen gün, 23 Ekim 2015 Cuma günü Kıbrıs Rum tarafında yayınlanan Fileleftheros adlı gazetede Kyprianou Hükümetinin Dışişleri Bakanı olan Nicos Roladis’in Kıbrıs müzakerelerinde Rumların kendi lehlerine olan fırsatları nasıl kaçırdıklarına dair çok güzel ve anlamlı, adeta Rum siyasilere ders veren bir makalesi yayınlandı.

Kıbrıs konusuna merakınız varsa veya da perdenin arkasında nelerin olup bittiğini öğrenmek istiyorsanız okumanızı tavsiye ederim. (Makalenin İngilizcesini http://cyprus-mail.com/2015/10/23/rejecting-something-good-to-run-after-something-better/ sitesinden, Türkçesini de yerel bir gazetemizden alıp referans vererek kendi sitemde yayınladığım http://www.ataatun.org/?p=5114 sayfasından okuyabilirsiniz.)

Gidişat, Eide’nin, Anastasiadis’in ve de Akıncı’nın tüm olumlu ve kısa sürede sonuç alınabileceğini vaat eden açıklamalarına rağmen, son 47 yıldır nasıl gelmişse öyle gidiyor görünümünde. Bu gözlemimin ne eksiği var ne de fazlası.

Anastasiadis aynen, 2008 yılında Kıbrıslı Rumların Cumhurbaşkanı seçilen ve 2010 yılına kadar müzakereleri II. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2010 yılından sonra da III. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile sürdüren AKEL’in ruhani Başkanı Dimitris Hristofyas gibi davranmaya başladı.

Sanki de Hristofyas’ın ikizi mübarek. Tamamen aynı stratejiyi uyguluyor. Görüşme yapar gibi gözüküyor ama gerçekte yaptığı hiçbir şey yok. Bütün yaptığı, kendinden önce müzakere masasına oturan Rum liderlerin yaptığı gibi, Kıbrıs adasını tümü ile ele geçirecekleri uygun bir ortamı yakalayan kadar müzakereleri sürüncemede bırakmak.

Anastasiadis, BM Genel Sekreterinin raporlarında ve Güvenlik Konseyinin kararlarında yer aldığı şekli ile iki kesimliliği, iki toplumlu yapıyı, iki egemen ve siyasi eşit kurucu devletin oluşturacağı yeni bir devletin kurulmasından çok uzakta. Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamı fikrinden ve uygulamasından ise iki kere daha çok uzakta. İkisine de ne kendisi ne de Kıbrıslı Rumlar sempatik bakmıyor. Şimdi de maşrappası oldukları Yunanistan’ı da bu işe bulaştırdılar. Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocsias Lefkoşa’ya geldi, iç tribünleri gaza getirmek için gerçeklerden çok uzak laflar etti, açıkçası saçmaladı ve gitti.

Kıbrıs Rum tarafının anlaşmak gibi bir niyeti yok. Garanti verebilirim ki BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide’nin, Rum lider Anastasiadis’in veya da KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ayrı ayrı zaman ve mekânlarda açıkladıklarının aksine 2016 yılının Mayıs ayından önce ne müzakereler bitecek, ne de bir Referanduma gidilecek. Müzakereler, Anastasiadis’in görev süresinin bitim yılı olan 2018’e kadar inişli çıkışlı olarak devam edecek.

Tüm bu gelişmeler ışığında Sayın Akıncı’nın, Rumlara şirin görünmek yerine Türkiye ile masaya oturup Kıbrıs konusunda yeni ve kapsamlı, müzakerelere dayalı olmayan yeni bir değerlendirme süreci başlatması gerekiyor.

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

30 Ekim 2015

Kıbrıs Türk’ü Beceriksiz mi …. Yurdagül ATUN


Kıbrıs Türkü beceriksiz mi

Yurdagül ATUN

Değerli araştırmacı yazar ağabeyimiz Nazım Beratlı’nın son yazısını okuyunca birkaç duyguyu birden yaşıyor insan…

“Öfke, utanç, özeleştiri” gibi hissiyatlarımızın arasında en baskını utanç…

Sayın Beratlı’nın yazısını hatırlattıktan sonra neden utandığımı açıklayacağım;

Şimdi ‘Su Uzmanı’ yok diye kafamıza vururlar değil mi? Var… Bakın yazının başına… Manchester Instıtude of ScienceandTechnology’yi bitirdi, master yaptı, Su mühendisi… Orhun Aşıkoğlu… Adama ilk okul öğretmenliği teklif ettiler, çünkü Allah bilir kimin adamını mühendis alacaktılar su dairesine, çekti gitti İngiltere’de yaşar… Bırakın KKTC’yi, Türklüğünden nefret eder hale geldi… Doktorasını da yarım bıraktı, Türkiye’ye gitmem, diyerek…

Bir örnek daha vereyim mi? Bu ikisinin ablası Bilge Aşıkoğlu… DAÜ’de barınamadı… Adamı yoktu, kimya doçentine fizik dersi ver diye baskı yaptılar. Defolsun gitsin, birine yer açılsın diye herhalde… Gitti ABD’de Kansas üniversitesinde Kimya Profesörü oldu… Şimdi Colarado Üniversitesi’nde çalışır…

Bu ‘Şahap’ın adı kimin adıdır? Biliyor musunuz? Adı, doğduğu günlerde kaybolan eniştemin teyze oğlu Şahap Şemiler’den gelmedir… Kemal Şemiler’in günü olsa, düşünün bakalım neler olurdu! TMT’ysa, TMT yani, UBP ise UBP… Ama çocuk üniversite hocası, Maltepe Üniversitesi Turizm Bolum Başkanı ve Rektör Danışmanı idi, siyasetle ilgisi yok, işini yapıyor. Bunu da sittir edecekler, gitsin İngiltere’de profesör olsun… İsteyen batsın, isteyen çıksın…

Lefkeliler, bu çocukları tanımıyorsunuz… Çünkü, sinsilemizi guruttular! Kabahatleri de iyi eğitilmiş olmak… Lefke’de evleri de vardı, barkları da… Nenemden kalan ev yıkıldı, çocuklar memlekette değiller ki gelip baksınlar. Aç mı bekleyeceklerdi?

Köylü kurnazlara bunları yedire yedire rezil olduk… Sonra da utanmadan, ‘Yetişmiş adamımız yok’ diyoruz! Var… Var ama onlara sahip çıkacak maçası sıkan adam yok…”

Yetişmiş adamımız var gerçekten de… Hem de hiçbir ülkede olmadığı kadar çok var. Yazık ki gerekli şartları sağlayamadığımız için yaşamlarını yurtdışında sürdürüyorlar.

Birkaçı merhum olmuş değerlerimizi hatırlayalım mı?

Tanışma şerefine nail olamadığım ancak aynı soyadı taşımaktan gurur duyduğum kayınpederim Prof. Dr. İ. Hakkı Atun. Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde yıllarca kürsü başkanlığı yapmış, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin kurucu rektörü, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin kurucu Dekanı, 1952 yılında Elazığ’a Veteriner Araştırma Enstitüsünü kuran değerli bir bilim adamı… Dünyanın birçok yerinde imzası bulunan örnek bir Kıbrıslı…

Yine aynı aileden Profesör Rifat Atun… Sağlık sistemleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Atun, dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi’nde bölüm başkanı. Dünyanın pek çok ülkesinde sağlık sistemi üzerinde çalışmaları olan ve önemli başarılara imza atan Profesör Rifat Atun, Harvard Üniversitesi’nde, Küresel Sağlık Sistemleri Bölümü Başkanlığı’nı yürütüyor.

Amerika’da Utah State Üniversitesi’nde görevli Profesör Dr. Bedri Çetiner, mühendislik dünyasında devrim olarak nitelenen, gelen sinyallere göre kendini değiştirebilen “akıllı anten” geliştirmiş. Yaptığı büyük buluşlardan dolayı bir milyon Dolar araştırma ödülü alan Prof. Dr. Bedri Çetiner, Akıncılar köyünde doğan Kıbrıslı bir Türk. Gelen sinyallere göre kendini değiştirebilen anten geliştiren ve dünyada ilk olan bu buluş, mühendislik dünyasında bir devrim olarak görülüyor.

Değerli Hocamız Prof. Vamık Volkan…Viyana’da Dünya Psikiyatri Birliği tarafından Sigmund Freud ödülüne de layık görülen Prof. Volkan, Türk-Amerikan Nöropsikiyatri Derneği, International Society of Political Psychology, American College of Psychoanalysts ve değişik kurumların başkanlığını yaptı. Nobel’den sonra dünyada psikoanaliz dalında önemli çalışmaları olanlara verilen "Mary Sigourney Psikoanaliz Ödülü"ne de layık görülen Volkan, bu ödülü alan ilk Türk bilim insanı.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Sennaroğlu, halk arasında “biyonik kulak” olarak bilinen “koklear ve beyin sapı implantı” ile işitme engellilere derman olmasıyla dünyada ilkler arasına girdi. Prof. Dr. Levent Sennaroğlu da, Eski Bakanlarımızdan Onur ve Nazif Borman’ın oğulları Prof. Dr. Hüseyin Borman gibi mesleğini Türkiye’de sürdüren Kıbrıslı Türk hekimlerimizden.

Değerlerimiz saymakla bitmeyecek… Literatüre geçmiş 19 buluşu olan Rahmetli Prof. Dr. Med. Alpay Kelâmi’yi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde ve Kanada McGill Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Niyazi Berkes’i, değerli siyaset adamı Alpaslan Türkeş’i unutmak mümkün değil.

Bu isimler gibi niceleri dünyanın dört bir köşesinde görev yaparken ve onlarca eğitimli insanımız varken, “beceremeyiz” teslimiyetçiliği canımızı daha da yakıyor. “Niçin kendi bağrından kopanlara dünyanın sağladığı şartları sağlayamıyor bu ülke” sorusunun yanıtını ise “düzgün olmayan düzenin” ana arteri “partizanlıkta” aramak mümkün.

Dünyanın en başarılı ilim adamlarını yetiştiren bu ülke-nüfusa oranlandığında daha iyi anlaşılabilir- birbirinin eteğini çekmekten ve acizlik edebiyatı yapmaktan haz duyar hale gelmiş. Hani fıkradaki misal; Cehennemde, her ülkenin kapısında kaçmasınlar diye zebani bekliyor, Kıbrıslınınkinde yok! Bu durum diğer ülkelerin dikkatini çekiyor, soruyorlar, ‘neden onlara da bekçi koymadınız, ya kaçarlarsa?’ Yanıt, “Onlar kaçacak olduğunda diğer Kıbrıslı ayağından çeker, dolayısıyla gerek yok bekçiye!”

***

Not: Cumhurbaşkanımızın, Turizm Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu’nun yerine Kemal Deniz Dana’nın atanmasını, “turizmden anlamıyor” gerekçesiyle onaylamamasını sosyal medyadan “Sayın Şahalitarımdan ne kadar anlıyorsa, sayınDâna da turizmden o kadar anlıyor” sözleriyle eleştirmiştim ancak her zaman liyakat sistemini savunan biri olarak söylediklerimin yanlış olduğuna kanaat getirdim. Cumhurbaşkanı diğer onaylarında hata yapmış, farklı kıstasları baz almış olabilir ancak biliyorum ki “iki yanlış bir doğru etmez.” İşte o yüzden utandım değerli ağabeyim Dr. Nazım Beratlı’nın yazısını okuyunca…

ERDOĞAN’IN YENİ TÜRKİYE’Sİ VE 1 KASIM // Ahmet Kılıçaslan Aytar


ERDOĞAN’IN YENİ TÜRKİYE’Sİ VE 1 KASIM

ABD, dünyadaki güvenlik ve istikrarın tek garantörü ve küresel ilişkilerin gidişatını kökten değiştirecek enformasyon ve askeri kuvvete, diplomatik nüfuza sahip tek küresel güçtür.
Ne ki enformasyon ve askeri teknolojinin giderek yüksek teknolojiye dayanan alt sistemlerinin çokluğu ve karmaşıklığıyla çok pahalı olan sistemlere ihtiyacı, gücünü tam anlamıyla kullanamamasına neden oluyor…

*
Ama SSCB’nin çöküşünden sonra kendi lehine oluşan düzenin korunması için Rusya ve Çin gibi kendisine rakip olabilecek devletlerin statükoyu delecek davranışlarını da istemiyor.
Rus ve Çin liderlerinin dünyanın artık çok kutuplu olduğu söylemlerinden rahatsız oluyor.

*
Dolayısıyla ABD ile Çin arasında ya da Rusya’nın Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki bölgeden giderek Orta Doğu’da da manevra alanını genişletmeye çalışmasıyla,
İlgili taraflar arasında sıcak bir çatışma çıkması olasılığında geri dönüşü olmayan noktaya yaklaşılıyor.

*
İşte, hem de büyük bir anlaşmazlık Suriye ve Irak’ta yaşanıyor.
Devlet Başkanı B. Esad, Suriye İç Savaşı’nın siyasi çözümünde ABD ve Rusya arasında bir belirteç gibidir.
BM statüsünün değişmemesini isteyenler "Esad’sız", statünün değişmesini isteyenler "Esad’lı" siyasi çözümü zorluyor.

*
Esad’çı Rusya, işlenen hukuk ihlallerinden rejim kadar muhalif tarafların, teröristlerin, bunları destekleyen ülkelerin paylarını üstlenmesini sağlayacak bir mekanizma öngörüyor.
Elde edilecek sonucun BM merkezinde uluslararası hukuka işlenerek yeni bir küresel statü oluşturulmasını talep ediyor.

*
Ne ki, ABD ve müttefikleri öyle kolay kolay BM üzerinden sağladıkları üstünlüklerden vazgeçecek değildir.
O yüzden BM statüsünü değiştirme çabasına yeltenenlere çeşitli senaryolar geliştiriliyor.

*
Mesela,BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2015’de 700 bini aşkın sığınmacının Avrupa ülkelerine ulaştığını açıklıyor.
Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Türkiye’nin 3 milyar euro karşılığında "Sığınmacıları Türkiye topraklarında tutma, Avrupa’ya yeni göç akımlarını önleme, sığınmacılara sosyal yardımda bulunma ve çocuklarının eğitimi için fırsat yaratmaya hazır olduğunu" söylüyor.
Türkiye ile en kısa sürede bağlayıcı anlaşmaya varılamaması halinde sığınmacılarla ilgili durumun "bugünkünden daha zor hale geleceği" uyarısında bulunuyor.

*
Ya da ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde, Suriye ve Irak’ta IŞİD ile mücadelede sahadaki ortakları daha fazla destekleyeceklerini, saldırıları artıracaklarını, bazen de bu tür görevleri karada eylem yoluyla doğrudan kendilerinin yapabileceğini açıklıyor.
IŞİD’e karşı yapacağı saldırıların daha da şiddetleneceğinin altını çizen Carter, özellikle Rakka, Enbar ve Ramadi şehirlerinde saldırıların arttırılacağını belirtiyor…
ABD; Suriye ve Irak’ta teröristlerle savaşan ve "teröristin ılımlısı olmaz" diyen Rusya’ya karşı, desteklediği ılımlı İslamcı teröristlerle birlikte savaşa katılacağını bildiriyor!

*
Bu hengamede Türkiye, dünyanın her yerindeki İslamcı örgütler üzerindeki etkisiyle özgür dünyaya karşı zor oluşturan,
Üstelik Suriye’deki fiillerinden dolayı "insanlık suçu, savaş suçları, dünya barışına karşı işlenen suçlar ve savaşa sebep olmak" suçlarıyla itham edilen Recep Tayyip Erdoğan’ın,
7 Haziran seçimleri sonucu olarak "tek başına iktidarını değil, koalisyonu öngören koreografiyi" elinin tersiyle reddetmesiyle,
Yeniden 1 Kasım’da Genel Seçim’e gidiyor ve herkes "Seçim Güvenliğinden" söz ediyor.

*
Erdoğan ile Türkiye’nin dış politikasında manevra kabiliyeti kalmamıştır.
Ülkenin Erdoğan karşıtı güçlü dinamikleri de Suriye sınırında güvenlikli bir bölge oluşturulmasının, Erdoğan’ın Türk sınırlarını kalbura çevirip ihtaren Avrupa’yı sığınmacılarla abluka altına almasının, sonra 3 milyar euro karşılığında sığınmacıların güvenlikli bölgede iskan edilmesinin ve bir şekilde TSK’nın yurt dışında macera aramasının ya da kısaca Türkiye’nin Suriye-Irak maceralarının karşısındadır.

*
O yüzden Kemalist ideolojiyi partisinden tasfiye edip, Türkiye’yi ABD emperyalizmine doludizgin açan YCHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, " Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz" derken,
Aslında "bu partinin seçmenleri ne yaparsak yapalım,dış politikamızla ilgili taleplerinizin yerine getirilmesinin karşıtlarıdır" demeye getiriyor.
Bir kez daha konjonktüründe ivmesiyle, ABD taleplerini yerine getirmede kendini ispatlamış ve kişisel direnci çok yüksek Erdoğan, seçimlerin rakipsizi durumuna geliyor…

*
Peki ama nasıl?
Bu noktada, ABD’nin, II.Dünya Savaşı’ndan sonra aşama aşama, "Özgür Enformasyon Akışı", "Özgür ve Dengeli Enformasyon Akışı" ardından, küreselleşme süreci ile belirginlik kazanan alternatif nitelikli "Karşı-Akışlar" sürecini geliştirdiği ve bu oluşum üzerinden "Kültürel Emperyalizm" kavramına dayalı "Enformasyonel Emperyalizm"i inşa ettiği şu modern zaman devreye giriyor.

*
Yazık ki, Türkiye modern zamanın "Karşı-Akışlar" sürecinde tek yönlü enformasyonel akışın sahibidir.
Bu "kiminin sattığı, kiminin ise alıp-baktığı bir dünya" ya da "sömürü,kontrol, baskı karşılığı arz etmek" anlamına geliyor.

*
O nedenle, Türkiye’de seçim güvenliği denildiğinde temel olarak eşit oy ilkesini korumak, seçmenin baskıya maruz kalmasını engellemek ve oy sayımının gerçekleşmesi için gerekli olan önlemleri almak,
Ya da nüfus idareleri tarafından seçmen listelerinin düzenlenmesinden, sonuçların YSK’nın kullandığı SEÇSİS adlı programa aktarılması noktasına kadar olan süreç algılanıyor.
Devlet bu süreçle ilgili gerekli her tertibatı elinden geldiğince alıyor.

*
Ancak SEÇSİS sistemine yüklenen seçim sonuçlarının eş zamanlı olarak siyasi partilerin genel merkezlerinde görüntülenmesi ve Adalet Bakanlığının UYAP sisteminde yayımlanması süreci enformasyonel dünyada "Satan’ın" hükmünün geçtiği evredir ki, bu bambaşka bir işlemdir.
O yüzden 1 Kasım Seçim Güvenliği, Türkiye’den ziyade ABD emperyalizmini ilgilendiriyor…

*
Bu yüzden BM statüsünü değiştirme çabasına yeltenenlere karşı Recep Tayyip Erdoğan,1 Kasım’da kıl payı tek başına iktidara yürüyor…

*
Bugün Yeni Türkiye’de Ekim’in yirmidokuzudur.
Yaşasın Atatürk Cumhuriyeti…

29.10.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Fotos Fotiadis’e Yanıt … Prof. Dr. Ata ATUN


Sayın Fotiadis,

Fileleftheros gazetesinde, 24 Ekim günü KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’ya hitaben tam sayfa yayınladığın “sizi tamamen değiştiren nedir?” başlıklı ilanınızı şaşırarak okudum.

Belli ki dünyadan haberiniz yok. Herhalde unutkanlık hastalığına yakalandın veya bunadın ki geçmişi, Kıbrıslı Türklerin 1963-1974 yılları arasında siz Kıbrıslı Rumlarca soykırıma uğratıldığını da iyice unuttun.

Bizler soykırıma uğrarken, sen kırklı yaşların içindeydin ve Kıbrıs Rum tarafında da en zenginlerin arasındaydın. Emlak ve bira işine yeni girmiş, durdurulamaz yükselişin de başlamıştı. Dünya bankasının Kıbrıs Cumhuriyeti’ne hibe ve uzun vadeli çok düşük faizli verdiği kredilerin içinden Kıbrıslı Türklere verilmesi gereken miktardan sen de payına düşeni almış, Kıbrıs adasının kuzey batısında Ayios Nikolaos adlı denize sıfır, 1.3 milyon metre karelik yani bin dönümlük dümdüz bir zirai alanı 1965 yılında servetinin arasına katmıştın. Aslında o araziyi satın alman için devletten aldığın uzun vadeli ve sıfır faizli kredi bize aitti. Belki sen unuttun ama bizler unutmadık.

Kıbrıslı Türklere acımasızca saldıran EOKA’nın da en iyi finansörlerinden bir tanesi olduğun hala hafızalarımızda.

Madem böyle gazetelere ilan verip, bir türlü kökünü kazıyıp adadan yok edemediğiniz Kıbrıslı Türklerin Cumhurbaşkanına seslenmeyi biliyordun da, bizler soykırıma uğrarken dönemin Kıbrıs Cumhuriyeti ve katliamların planlayıcısı Makarios’a ne diye bir paralı ilanla seslenmedin ve demedin “Haşmetmeap Başpiskopos ve Cumhurbaşkanı Makarios. Kıbrıslı Türkler de bu adanın bir parçasıdır. Niye onları acımasızca öldürtüyorsun, niye onların köylerini, evlerini, yurtlarını yakıp yıktırtıyorsun. Niye masum ve sivil Kıbrıslı Türkleri, çocuk, kadın, yaşlı demeden yollardan, tarlalardan, işyerlerinden kaçırtıp, kör kuyuların içine attırıp, üzerlerine sönmemiş kireç döktürüp can çekiştire can çekiştire öldürtüyorsun. Niye biz Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türklerin mallarını yağmalıyoruz. Bu yaptırdıkların insanlığa sığar mı?

Niye bunları biz soykırıma uğrarken Rum siyasilere ve Makarios’a sormadın da, şimdi Akıncı’ya, AB normlarından, kalıcı derogasyonlardan ve Beşparmak dağlarındaki bayraktan bahsediyorsun.

Hiç mi aklına gelmedi size on paralık bir güvenimizin olmadığı ve bu nedenle de AB’den ısrarla derogasyon talebinde bulunduğumuz. Artık bir daha siz Kıbrıslı Rumların insafı altında yaşamak istemediğimizi hala anlayamadınız mı Sayın Fotos?

Beşparmak dağlarındaki bayrağımız sizi rahatsız edip gözlerinizi incitiyormuş. Kendinize bir türlü yediremiyormuşsunuz her gün, yüzünüzü kuzeye döndüğünüzde orada devasa bir KKTC bayrağını görmeyi.

Peki bizlere niye sormadın soykırıma uğradığımız yıllarda tüm Rum Milli Muhafız Ordusu kamplarının ve kışlalarının üzerinde yazan “Molon Lave” (Erkeksen gel al) yazısının ve oarad burada asılı binlerce Yunan Bayrağı’nın bizi incitip incitmediğini? Ne sormadın bize Kıbrıslı Türklere karşı gerçekleştirdiğiniz her kanlı saldırı sonrasında Kıbrıs Radyo Yayın Korporasyonunda (RIK-PIK) yayınladığınız hem Türkiye’yi hem de bizi aşağılayan “Bekledim de gelmedin” şarkısının bizlerin canını yakıp yakmadığını?

Şunu iyice bilin Bay Fotos Fotiadis (photos photiades), sizlere on paralık güvenimiz yok. Bütün güvencemiz Türkiye’dir. Türkiye’nin garantörlüğü bulunmayan ve de fiili ve etkin garantisinin yer almadığı, yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin fiilen adada bulunmasını içermeyen hiç bir anlaşmayı, ister beğenin, ister beğenmeyin asla kabul etmeyeceğiz…

Önce unutmaya ve unutturmaya çalıştığınız 1964-1974 arası dönemi hatırlayın, ardından kendinizi sorgulayın, sonra bizimle konuşursunuz…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

28 Ekim 2015

RUS MÜCADELESİNDE BİR KESİT // Ahmet Kılıçaslan Aytar


RUS MÜCADELESİNDE BİR KESİT

ABD müttefiklerinin enerji kaynaklarını kontrol etmek üzere geliştirdikleri jeopolitikler, bu kaynaklara sahip ülkelerin eski Sovyetler Birliği üyesi olmaları yüzünden Rusya’nın Transkafkasya ve Orta Asya’dan sonra Orta Doğu’da da nufuz genişletme çabalarına yol açıyor.

*
Müttefikler politiklerini insandan geliştirip ulus devletlerin ötesinde dizayn ediyor.
Dünyanın her yerinden insanların mutlulukları için bilgi teknolojilerini talep ettiklerini,
Bilgi teknolojilerini elinde bulunduran gücün de sömürme karşılığında arz ettiğini, karşıtların ise eşitliğin mücadelesini verdiğini öngörüyorlar.

*
Onlara göre Rusya; Sovyetler Birliğinin sığ bir yansıması olarak eşitlik mücadelesindedir.
Sovyetler Birliği insancıl bir projeydi, ne ki siyasi yaşamda ne Batı demokrasisi ne güçler ayrılığı ilkesi ne insan hakları söz konusuydu.
Askeri endüstriyel yapısı ve komünist siyasi tekele dayalı bir sistemi vardı.
Üstelik Sovyet liderleri mukabele amaçlı olarak nükleer silah kullanmayı tartışmış, bu yüzden de Sovyet’in dağılmasına dek dünyanın herkes için daha iyi bir yer haline getirme amaçlı idealistik çabaya müdahil olmakla suçlanmışlardı.

*
M. Gorbachev’in Prestroyka’sı Sovyet insancıl projesinin bir parçasıydı.
Bugünün Rusya’sının ise Perestroyka’dan değil, onun reddinden ortaya çıktığı,
Aslında Rus kültünün,Türk-Moğol Altın Ordu Devleti Han’larının Rus topraklarında baskı kullanarak uyguladıkları ve Rusların o gün benimseyerek bugüne kadar ulaştırdıkları siyasî, idarî yapıyla ilgili "Altın Orda Sistemi-Hükümdar Devlet Sistemi"nden geldiği kabul ediliyor.
Rusya’nın müttefiklere karşı eşitlik mücadelesi bu kandan geliyor.

*
Modern Rusya kendisini refah devleti olarak da konumlandırmıyor.
İşte Rusya, Çar II. Nicholas’ın Başbakan’ı Pyotr Stolypin’e ait "Onlar büyük devrimler peşinde, biz ise Büyük Rusya’nın" sözü peşinden gidiyor…

*
Prof.Dr. Aleksandr Dugin, Rus dış politika danışmanı ve bağımsız Avrasya ülkelerinin özgür iradesiyle çok kutuplu dünyanın bir kutbunu oluşturacak özgün Avrasyacı felsefeye sahip bir birlik projesi olan NeoAvrasyacı akımın önde gelen temsilcisidir.
O, "Rusya, komşu ülkelerin Ukrayna’daki olaylar ile ilgili davranışını dikkatlice izler.
Azerbaycan, Rusya dışında ‘büyük ağabey’ aramaya başlarsa her şey yok olur.
Gürcistan ve Ukrayna yıkıldığı gibi Azerbaycan, Ermenistan ve Moldova da yıkılır.
Moskova ile çatışma yapacak hiçbir eski Sovyet ülkesi, şimdiki sınırlarda devam edemez.
Bu jeopolitik bir kanundur " diyor.

*
Bu yüzden Rusya Devlet Başkanı Putin, "SSCB’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi ardından Batı’da bize karşı oluşan hırsın ve tek kutuplu dünyanın sağırlık döneminin sözde değil uygulamada sona ermesi gereklidir" düşüncesindedir.
Eşitlik mücadesi adına BM merkezinde adalet ve ulusal çıkarlara saygı ilkelerine dayalı yeni bir küresel statü, bunu belirleyen yeni bir uluslararası hukuk talep ediyor.

*
Ama müttefikler de Orta Doğu’da Rusya’nın amacına ulaşmasını engellemek üzere yeni bir strateji geliştiriyor.
Orta Doğu ve Orta Asya’daki siyasi ve ekonomik entegrasyon süreçlerinin engellenmesi,
Rusya’nın bölgedeki kilit aktörlerle çevrelenmesi,
Bölge halklarının çöken ekonomiler, düşük sosyal standartlar ve terörle karşı karşıya kalmasıyla istikrarsızlığın Rusya’ya yansıması öngörülüyor.

*
PKK terör örgütü ise Ağrı, Iğdır ve Ardahan gibi doğu vilayetlerinde de etnik huzursuzluk çıkarmak, Kürt gençliğini silahlandırmak benzeri etkinliklerini artırıyor…
Ağrı-Iğdır-Ardahan üçgeninde saldırıları da geliştirerek Türkiye’nin Ermenistan ile sınır topraklarını kontrol altına almak ve bölgede yaşayan Azerbaycan kökenlileri göçe zorlamayı öngörüyor.
Terör örgütünün bu bölgeyi tamamen kontrol altına alması halinde, Ermenistan’ın bu bölgeyi kendine merkez seçeceği ve faaliyetlerini genişleteceği öngörülüyor.
O yüzden Rus hegemonyasının sürdüğü Güney Kafkasya bölgesi sorun yükleniyor…

*
Özellikle 6- 7 Ekim’de Türkiye iki askeri helikopterle Ermenistan hava sahasını ihlâl edince,
Ermenistan basını, Türkiye’nin Rusya’ya mesaj vermek için bunu yaptığı görüşünü işliyor.
Ermenistan Gümrü’deki askeri üssün Rusya için artık daha önemli olduğu görüşü yaygınlaşıyor.
Ermenistan’ın özellikle İran sınırı Rus askerleri tarafından korunurken, ülkenin hava savunmasında da Moskova yönetimi önemli yetkilere sahiptir.
Yaklaşık 5 bin Rus askerinin görev yaptığı Ermenistan, Rusya’nın Güney Kafkaslar’daki en önemli askeri müttefiki olarak değerlendiriliyor.

*
Nitekim Azerbaycan-Ermenistan sınırında yıllardır devam eden çatışmalar da artık bu çerçevede değerlendiriliyor.
Rusya Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılma niyetinin olmadığı bilinen ve Avrupa Birliği ile siyasi ve ekonomik yakın ilişkiler geliştirmeye başlayan Azerbaycan’a yönelik olumsuz tavrını geliştiriyor.

*
Çünkü, müttefiklerin Rusya’nın Ukrayna merkezli bölgedeki egemenliğini zayıflatmak için Rus ekonomisine daha fazla baskı yaptığı,
Enerji devi Gazprom’un mali kolu GazpromBank’a ve devlet şirketi Vnesheconombank’a ve dünyanın en büyük petrol üreticilerinden Rosneft ve doğal gaz tedarikçisi Novatek adlı Rus şirketlerine finansal destek sağlamayı yasakladığı,
Avrupa Parlamentosu’nun ise Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığını azaltma girişimi olarak,Rus Gazprom şirketinin hem doğalgaz satıcısı,hem de boru hattı sahibi olamayacağı, bunun "Doğalgaz Arz Güvenliği"ne aykırı olduğundan hareketle Rus gazını Karadeniz üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedefleyen Güney Akım projesine ilişkin çalışmaları askıya aldığı bir süreç yaşanırken;

*
Rusya; Türkiye ve Azerbaycan’ın; "Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi"ne fiilen destek vermeleri anlamında,
Müttefiklerin Rusya’dan geçen hatlara bağımlılıklarının kaldırılması, alternatif ihraç yollarının bulunması sürecine taşeron olmalarını ve bölgedeki jeopolitiğini yıkıma uğratmaya çalıştıklarını düşünüyor.
Bu güvensizliğe, PKK terör örgütünün yaptığı eylemler de eklenince iş şirazesinden kaçıyor.

*
Rusya, Ermenistan ile bölgeyi savaş alanına çevirebileceği mesajını veriyor.
Azerbaycan ile Ermenistan arasında çıkabilecek bir savaşın ise Türkiye’yi de içine çekebilecek ve daha da yaygınlaşabilecek bir potansiyele sahip olduğunu görmek gerekiyor…

27.10.2015

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gifcleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Müzakereler aleyhimize mi gelişiyor … Prof. Dr. Ata ATUN


Eylül ve Ekim ayında yayınlanan Rumca gazetelerde yayınlanan müzakereler ile ilgili haberlere göz atarken dikkatimi nüfus konusu çekti. Nüfus ve nüfus oranı konusunda belli ki Rumlar bilinçli bir oyunu tezgahlamaya çalışıyorlar.

Eylül ayından beri Rumlar nüfus konusunu sağlam bir kazığa bağlamak için bilinçli bir uğraş veriyorlar. İşin içine basını da sokmuşlar, masada söyleyemediklerini basın kanalı ile ortaya atıyorlar.

Rumlar ısrarla kurulacak yeni devletteki Rum nüfusunun yüzde 82, Türk nüfusunun da yüzde 18 olmasını istiyorlar. Amaçları da Kıbrıslı Türkleri “Azınlık” olarak lanse etmek ve azınlık haklarına mahkum etmek.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklerin ortaklık payının yüzde 30 olması bir tesadüf değil. Rahmetlik başbakan Adnan Menderes ve rahmetlik Dış İşleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun ileriyi görerek bilinçli bir şekilde ortaya koyarak Yunanistan ve İngiltere’ye kabul ettirdikleri çok kritik ve çok teknik bir yüzdelik. Genel anlayışa göre yüzde 30’un altındaki bir nüfus oranı, “azınlık” olarak kabul edildiği için, Kıbrıs’ta 1960 yılında kurulması kararlaştırılan “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı devlette Kıbrıslı Türklerin azınlık olmasını ve azınlık muamelesi görmelerini önlemek amacı ile Türkiye’nin isteği üzerine anayasaya konmuş bir orantı. Şimdi Rumlar bu orantıyı bozmaya çalışıyorlar, Türkleri azınlık konumuna düşürmek için.

Geçen hafta basında çıkan habere göre, müzakereler sonucunda yeni bir devletin ortaya çıkması durumunda Kıbrıslı Türklerin nüfusu 220 bin olacakmış. Daha fazlasını Rumlar kabul etmiyormuş ve de izin vermeyeceklermiş. KKTC nüfusunun yaklaşık 280 bin olduğunu düşünürsek, geriye kalan 60 bin kişinin yeni kurulacak devletin içinde herhangi bir mülke sahip olmak hakları olmayacağı için hem mülklerini iade edecekler, hem de adayı terk edecekler(miş).

Rumların düşünce ve planı aynen bu şekilde. Mülklerini iade edecek ve adayı terk edecek KKTC vatandaşlarının mülklerine de Rumlar yerleşerek mülkiyet sorununun çözümüne de bir rahatlama getirilmiş olacakmış bu uygulama ile. Hayale bakın siz. Hem pembe, hem büyük, hem de Helen çıkarlarına yüzde yüz gerçekleştirmek amaçlı.

İyi hoş da, adadan açıkçası kovulacak bu 60 bin kişi, toplam nüfusumuzun yaklaşık yüzde 22’sini oluşturmakta. 177 bin kişilik seçmen sayısı içinde de düz matematikle yaklaşık 39 bin kişi etmekte. Eğer Sayın Cumhurbaşkanı Rumların bu teklifini kabul ederse, nüfusumuzla birlikte topraklarımız da azalacak ve de müzakerelerin sonunda Referanduma gidilecekse, daha işin başından Referandum oyları 39 bin HAYIR ve 1 EVET ile başlayacak.

III. Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Hiç kimse benim vatandaşlarımı, şunlar gidecek, bunlara kalacak şeklinde ikiye ayıramaz ve bölemez. KKTC halkı bir bütündür ve tümü de hiçbir ayırım yapılmaksızın yeni kurulacak devletin vatandaşları olacaktır” düşüncesindeydi ve bu düşüncesini de onlarca kez gerek müzakere masasında, gerekse de medya önünde dile getirmişti. “Hiçbir KKTC vatandaşı geri gitmeyecek, mülkiyet konusunu Takas ve Tazminat ile çözüp, hiç kimse de mülkünden de olmayacak” duruşunu ve düşüncesini de 2010 Nisanından başlamak üzere, görevinin sonuna kadar yani 2015 Nisanına kadar sürdürmüştü.

Müzakere masasında neler oldu, neler geçti de Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı vatandaşlarımızın “kalacaklar” ve “gidecekler” şekilde sınıflara ayrılmasını kabul etmeye meyil etti. Nasıl olur, hangi vicdan kabul eder vatandaşlarımızdan bazılarının yıllarını, geçmişini, hatıralarını, evlerini, işlerini, ailesini ve de yakınlarını zorla arkada bırakıp adayı terk etmesini. Eğer çözüm, vatandaşlarımızın bazılarının mağduriyeti üzerine kurulacaksa ve bizi azınlık statüsüne sokacaksa eksik olsun.….

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

26 Ekim 2015

%d blogcu bunu beğendi: