Aylık arşivler: Temmuz 2015

ÇÖZÜM SÜRECİ NEREYE // Ahmet Kılıçaslan Aytar


ÇÖZÜM SÜRECİ NEREYE

PKK’lı Murat Karayılan "Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından, 1924’ten sonra dışlanan Kürtler ve İslamcı kesimlerden, bugün İslamcı kesim devlette ve hükümette etkili bir güç haline gelmiştir. Bunda Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin rolü vardır. Bu çerçevede Türkiye toplumu kendini yeniden biçimlendirmek zorundadır" diyordu.

*
Türkiye demokratikleşme ile birlikte karşılaştığı kadim Kürt Sorunu ve devletin dini kullanmaya başlamasıyla kendini gösteren, Anayasa ve tüm yasaların anlamını yitirdiği, hukuka dayalı değil, "de facto" Siyasal İslamcılık Sorunu ile kuşatılmış bir durum arzediyordu.

*
Siyasal İslamcılık iktidardadır; inananlarının ne modern cumhuriyetçi kurumlara, ne tüm güçleriyle hukuka dayanan bir devlete, ne ordu ya da polis gücüne, ne ekonomik fonksiyonu düzenleyen yasalara, ne de bilimsel veya kültürel gelişime ihtiyaçları bulunmuyordu.
Bu nedenle vatandaşların temel hakları inkâr edilerek vahşi liberalizme, gerici dogmalara, yasaklara ve baskılara yol veriliyor,
Üstelik, toplumun içinde bulunduğu devasa bilimsel ve kültürel uçurum Siyasal İslamcılığın her durumda kendi adına tuttuğu pozisyonları yönlendirmede başarılı olmasına yol açıyordu…

*
Öte yanda Kürt Sorunuyla farklı ideoloji, görüş ve inançta Kürtlerin demokratikleşme perspektifinde kurumsal kimlikleri esasında birlik ve dirliklerini teminen ortak dille siyasal nicelik ve niteliklerini kazanması talebi ile karşı karşıya bulunuluyordu.
Kürtler Cumhuriyetin ulusçu ve üniter esasına; belediyelerin yönetimlerinde uyguladıkları örgütlü toplum,demokratik katılım,ekolojik yaklaşım ve toplumcu ekonomi modelinden yükselttikleri konfederal ulus, anayasa ,siyaset ve vatan konsepti ile direniyordu.

*
Bu gücü, tıpkı bireyin kimlerle birlikte ya da ayrı yaşamaya karar verme özgürlüğünde olması gibi halkların da başka uluslarla birlikte ya da ayrı yaşamaya karar verebileceği, birlikte yaşam ve ayrılma hakkının taraflarca garantiye alındığı noktada Kürt ulus haklarından aldıkları iddiasındaydılar.
Bir gelecekte Türkiye’de nufusun dörtte birini, toprağın üçte birini kapsayan alanda ve İran,Irak,Suriye’de bölünmüş Kürdistan’da kendi içindeki çeşitli gruplar yönünden kendisinden başka egemen gücü, kendi üstünde de başka egemenliği kabul etmeyen bir ulus devleti öngörüyorlar…

*
Başkan Obama’nın, IŞİD’le mücadele stratejisini, NATO zirvesinde ülkelerin IŞİD’i yenilgiye uğratmak için yaptığı işbirliği taahhüdü oluşturuyor.
Buna göre hava saldırılarına ve havadan yardıma destek sağlanacak, yerel güçlere danışmanlık yapılacak ve istihbarat paylaşılacaktır.
Ancak Avrupa kamuoyunun kara harekâtına destek vermeyeceği düşünüldüğü için Ortadoğu’nun güvenliğini bölge ülkeleri sağlayacaktır.

*
Obama’nın stratejisinin açıklanmasıyla birlikte, bölge ülkelerinin hemen hepsinin Türkiye ile farklı nedenlerle sorunlar yaşaması, özellikle Kürdistan Sorunu konusunda nasıl bir siyasal görünümün oluşacağı sorusu gündeme geldi.

*
Bu yüzden Türkiye hükümeti, "Kürt Hareketini HDP ekseninde siyaset ile PKK terör örgütünü ayrıştıran" yeni bir stratejiyi öne sürdü, buna ilişkin bir taslağı HDP’ye verdi.
Taslağa göre, hükümet ilk aşamada İzleme ve Koordinasyon Kurullarını hayata geçirecekti.
İkinci adımı Şubat’da gerçekleşmesi planlanan PKK’nın geri çekilmesi oluşturuyordu.
Geri çekilmeye bağlı olarak PKK’nin Türkiye’ye karşı silah kullanmaktan vazgeçtiğini açıklaması, geri dönüşlerin sağlanması, geri dönenlerin rehabilitasyon ve topluma kazandırılması, PKK’lıların tamamı değil ancak bazı isimlerine aktif siyaset yapma olanağının sağlanması yolunda yasal idari adımların atılması öngörülüyordu.

*
O sırada, IŞİD Kobane’ye saldırmaya başladı.
Sınır hattına özel harekatçılar yerleştirildi ve sınır özel bir askeri alan haline getirildi.
Gerek IŞİD’in Kobani’ye saldırıları gerekse sınır ötesi tezkerenin meclisten geçmesi üzerine HDP/BDP siyasi kanadından ve PKK terör örgütünden eylem çağrıları yapıldı.
Her yerde protesto gösterileri yapılıyor,onlarca vatandaş hayatını kaybederken,çok büyük maddi zarar oluşuyordu.

*
Durum vahimdi, hükümet durmaksızın,"Kobani’yi yöneten PYD, bizim için PKK’dır."
"PYD’ye silah verilirse, PKK’nın eline de geçer. Kobani’ye silah sevkiyatına karşıyız"
"Kobani’ye Türkiye’den silah ve orada savaşacak olanlar için koridor açmayız."
"Bizim için PKK neyse IŞİD’ de odur. İkisine de karşıyız "
"Türkiye üzerinden PKK’ya başka ülkelerden silah ve savaşçı sevkiyatına izin vermeyiz" açıklamalarıyla ortalığı ayağa kaldırıyordu.

*
Dışişleri Bakanı M.Çavuşoğlu "Peşmerge’nin Kobani’ye geçmesi için yardımcı oluyoruz. Kobani’nin düşmesini hiç arzu etmedik" açıklaması yaptı.
PKK karşısına bir yandan Batı’nın desteğini, diğer yandan da Türkiye’nin desteğini elinde bulunduran Mesud Barzani’nin KDP’si ve peşmergelerinin,"İŞİD terörüyle mücadele" görünümü altında Kobani’ye yerleştirilmek istendiği anlaşıldı.
Suriye’de AKP-KDP- ABD bloku, farklı amaçlar güderek bir tek cephe oluşturmaya çalışıyordu.

*
Fakat bölgede demokratik siyasete,barışa ve çözüme inanan yapının birbirine samimiyetiyle birlikte müzakere temelli çabalar yara aldı.

*
Şimdi seçim sonrasında âkıbeti tartışılmaya başlanan HDP’nin,HDP milletvekillerinin ve Çözüm Süreci’nin PKK’nın saldırıları ve TSK’nın içeride ve dışarıdaki PKK hedeflerine yönelik operasyonlarıyla bittiği tartışılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Bu ülkede milli birliğimize, kardeşliğimize kast edenlerle, bir çözüm sürecini devam ettirmek mümkün değil " sözleri ise bu tartışmayı daha ileri bir noktaya taşıyor.

*
Başbakan Davutoğlu, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda atılacak adımların devam edeceğine, ancak İmralı’ya gidiş, Kandil temaslarından oluşan yöntemin değişebileceğine işaret ediyor.
"Muhataplarımız değişebilir ama hedefimizi değiştirmeyiz" diyor.

*
HDP cephesinden yapılan açıklamalardan ortaya çıkan ortak mesaj ise çözüm sürecinin devam etmesinin istendiğini ortaya koyuyor.

*
Bazen hem dertliler arasında süreçler biraz da böyle ilerliyor.
Kopma noktaları yaşanıyor, geçiş aralıkları oluşuyor.
Süreç bir sonraki sefer kopma noktalarına yol açan başarısızlıklar neyse onların üzerine gidilerek devam ediyor…

31.7.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Müzakerelerde Neler Oluyor (1/3) … Prof. Dr. ATA ATUN


Akıncı ile Anastasiadis arasında sürmekte olan görüşmeler ve Rum tarafından basınımıza aksayan haberler, özellikle de toprak konusunda varıldığı iddia edilen mutabakat veya da fikir birliği, vatandaşlarımızı bayağı ürkütmüş durumda. Gidişatta bir yanlışlık olduğu kesin. Rum lider Anastasiadis’in kendisi veya da tepki almamak için söyleyemediklerini dile getiren Rum kaynakların yaptıkları açıklamalar, gerçekte iki lider arasında konuşulanları ve görüşülenleri yansıtmadığı gibi, tamamen bilgi çarpıtma amaçlı.

Daha isim konusunda bile anlaşmaya varılabilmiş değilken toprak ve yönetim konusunda nasıl olur da anlaşmaya varılmış anlamak mümkün değil. Sayın Akıncı kurulacak veya da oluşturulacak yeni devletin adının “Birleşik Federal Kıbrıs” olacağını söylerken Anastasiadis bunu yalanlamakta ve devletin adının “Kıbrıs Birleşik Devletleri” olacağını söylemektedir.

İşin ilginç yanı, Anastasiadis, en zor konuların mülkiyet ve devletçiklerin toprak büyüklüğü olduğunu söylerken, BM müktesebatında geçen siyasi eşitliğin temelini oluşturan yönetimden, dönüşümlü başkanlıktan, Bakanlar Kurulu’nun oluşumundan, Meclisten, Senatodan, Meclis ile Senatoda karar alma yönteminden, egemenlikten, vatandaşlıktan, dışta temsiliyetten ve benzeri egemenlik ile yönetimi içeren konulardan hiç bahsetmiyor olması.

Belli ki Rumlar hem kendi vatandaşlarını hem de bizim aramızdaki bazı iyi niyetli kişileri kandırmak peşindeler. BM’nin son 50 yıl içinde geliştirdiği Kıbrıs müktesebatına uygun olarak ve de onlarca kez BM ve Güvenlik Konseyi raporlarına geçmiş şekli ile iki bölgeli, iki toplumlu, siyaseten eşit, politik olarak da eşit haklara sahip iki kurucu devletten -Rumların anladığı şekli ile de eyaletten- oluşan Federal Devletin terk edildiği ve mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kabuk değiştirerek veya makyaj yaparak oluşacak yeni devlete Kıbrıslı Türklerin katılacağı açıklaması tam bir uydurma gibi. Kıbrıs Türk halkının böylesi bir çözüme “Evet” demesinin mümkün olmadığını Mısır’daki sağır sultan bile bilmekte. Türkiye’nin ise böylesi saçma bir çözümü ağzına bile almayacağı ise herkesin malumu.

Kendi kendilerine gelin güvey olanların bilgilerini tazeleyelim; Adada yüzyıllardır varlığını sürdüren her iki halkın kendi kurucu devletlerinin kimliğini ve varlığını koruması ve bu kurucu devletlerin topraklarının da, içinde yaşayan halkın ekonomik varlığını sürdürebilir boyutta olması gerektiği merhum Cumhurbaşkanımız R. R. Denktaş ile Makarios arasında 1977 yılının ilkbaharında imzalanan I. Doruk Anlaşması’nın 3. Maddesinde yer almaktadır. Bu mutabakatı içeren ortak açıklamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim tarafından toplantı sorasında yapılmasından hemen sonra da BM’nin Kıbrıs ilkesi olarak kayda geçmiştir.

O günden sonra da “Kıbrıs Sorunu”nunun çözüm temelinde iki bölgelilik ve bölgelerin üzerinde yaşayan halkın ekonomik varlıklarını sürdürebilir büyüklükte olacağı prensibi değişmez kural olarak yer almaktadır. Bölgelerin toprak büyüklüğü, I. Doruk Anlaşması’nın içeriğince ve de özellikle 3. Maddesi uyarınca, önce verimlilik ve halkın geçimini sağlayacak büyüklükte ve alt yapıda olmasını, coğrafik olarak devletçiğin güvenliğini sağlayabilir şekilde sınırlarının belirlenmesini ve kıyı yapısı ile uzunluğunun coğrafik konumu ile bağdaşıyor olması kıstaslarını içermektedir.

Bu prensip, BM kararları, BM Genel Sekreteri Raporları ve Güvenlik Konseyi kararları içinde kısaca “iki kesimlilik (Rumlara göre bölgelilik) ve iki toplumluluk” olarak tanımlanmakta, içeriği de her toplumun sınırları belirlenmiş kendi bölgesi içinde mülkiyet ve nüfus çoğunluğuna sahip olacağı ilkesinden oluşmaktadır.

Özellikle de mülkiyet konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2010 yılında kararını açıkladığı Demopulos vs Türkiye Davasında, 35 yıldır KKTC toprakları içinde yer alan Rumlara ait mülkleri kullanan kişilerin, söz konusu süre içinde taşınmazlarla manevi bir bağ kurmaları nedeni ile mülk üzerinde eski mal sahibinden çok daha fazla bir hakka sahip olduklarını belirtmesi gerçekte mülkiyet konusunda nihai kararın söz konusu malın ilk sahibinde değil, son kullanıcısında olduğunu ortaya koymaktadır..… (devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

31 Temmuz 2015

İŞTE PEŞREV İŞTE MEYDAN // Ahmet Kılıçaslan Aytar


İŞTE PEŞREV İŞTE MEYDAN

Başbakan Davutoğlu, IŞİD’e karşı açılan savaşı; Türkiye’nin Suriye ile sınırı yakınında artık IŞİD’i görmek istememesi, onun oradan çekip gitmesi gereğine bağladı.
Kara Kuvvetlerinin gönderilmeyeceğini, askeri operasyonların sınırı aşmadan ve sonuç alınıncaya kadar tank, topçu ateşi ve hava bombardımanıyla sürdürüleceğini söyledi.

*
Bir süre önce ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun havadan, Suriye’de PKK bağlantılı Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı Halk Savunma Güçleri ve Özgür Suriye Ordusu’na bağlı bazı grupların da karadan destek vermesiyle IŞİD kontrolündeki sınır kasabası Tel Ebyad Kürtlerin eline geçmişti.
Kürt Halk Savunma Güçleri’nin Tel Ebyad’ı almasıyla, IŞİD’in merkez üssü Rakka’nın Türkiye sınırı ve Cerablüs’e ya da Kobane Bölgesi ile bağlantısı kesildi, Cizire ve Kobani kantonları birleşti.
Geriye Efrin Bölgesinin de bu kantonlara birleştirilmesi kaldı ki, bu Türkiye’nin Suriye sınırında bir baştan diğerine yeni bir Kürdistan devletçiğinin doğmakta olduğunu gösterdi.
ABD, Suriye’yi devletçiklere bölerken bu kez müttefik olarak yanına PKK/PYD’i almıştı …

*
Başbakan Davutoğlu, o gün canlı yayında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile paylaştıkları "Suriye’de Şerlerin Kaynağı Esad’dır" inancında,Türkiye ile Halep arasındaki koridorun kapanmamasını istedi.
"Türkiye, Halep ile irtibatını kesecek gelişmeleri engellemek için gereken tedbirler alır" derken,

Erdoğan tamamlıyor, "Halep,Kobane’den daha önemlidir" diyordu…

*
Çünkü Halep; muhalif Ulusal Koalisyonun yapısını oluşturan ılımlı muhalefet ile Esat rejiminin dengelenmesinde stratejik önemdedir.
ABD Suriye bataklığından çıkamayacağını bildiği için direkt olarak askeri faaliyette bulunmuyor ama Suriye’de iki tarafın dengelenmesi görevini,
koordinasyonunda bulunan ve Ortadoğu pazarından hisse kapmanın peşinde olan Türkiye ve o’na eşlik etmek üzere başına diktiği ulusal koalisyonun hamisi Fransa ile birlikte yürütüyor…

*
Suriye Cumhurbaşkanı B.Esad," Suriye’de askeri savaşa eş zamanlı olarak medyatik ve psikolojik bir savaş yürütülüyor. Suriye muhalif ve yandaşlar arasında coğrafi olarak bölünmüş, dini ve etnik akımlar arasında dağıtılmış bir yer olarak tanıtılıyor ve bu düşüncenin yurtiçi ve yurtdışında pekiştirilmesi hedefleniyor" diyor.
Bu noktadan muhalif kanatta Suriye merkezinden Ortadoğu coğrafyasına yeni düzenlemeler yapma iradeleri çıkıyor.
Bu iradeler çerçevesinde koalisyon bünyesinde bir yanda İsrail ve Suudi Arabistan arasında ittifak, diğer yanda Fransa ve Türkiye ittifakı arasında görüş ayrılıkları oluşuyor.
Esasen ABD koalisyon ortakları arasında " iyi polis-kötü polis" oyunuyla rotayı belirliyor.

*
Bu aşamada İsrail ve Suudi Arabistan ittifakı, Suriye devlet topraklarında dörtte üç oranında azaltma yapılmasını öngörüyor ve rejim değişikliği istemiyor.
Çünkü muhaliflerin devleti yönetebilecek bir iradesinin olmadığını ve bunun İsrail’in güvenliğine aykırı olduğu düşünülüyor.
Üstelik İsrail ve Suriye arasında yapılacak muhtemel bir barış anlaşmasında "Yahudi Devleti"ni tanıyabilecek yegane oluşumun rejiminin BAAS partisi olduğu gerçeği de kabul ediliyor.

*
O yüzden İsrail ve Suudi Arabistan ittifakı; Suriye topraklarını İsrail’e komşu bölgeler, Şam dolayları ve Akdeniz sahilleri ile sınırlı kalmasını öngörüyor.
Türkiye- Fransa ittifakı ise Türkiye topraklarının bir kısmını da kaçınılmaz olarak kapsayacak, Irak ve Suriye Kürdistan’ından oluşan birleşik bir Kürdistan’ı,
IŞİD örgütü kontrolünde bulunan Irak Sünni coğrafyasında İsrail- Suudi Arabistan çıkarlarına olan Suriye sahra topraklarını kapsayacak bir Sünni devletinin kurulmasını istemiyor.

*
Fransa-Türkiye ittifakı giderek Suriye Kürtleri partisi YPG/PYD güçlerinin bertaraf edilmesini, teminen ABD’yi Suriye’de rejim değişikliği şeklinde ilk başlarda düşünülen proje üzerine çekmeye çaba gösteriyor; Müslüman Kardeşler Teşkilatını Şam’da iktidara getirmeyi öngörüyor…
Bu suretle Türk hükümeti "Bölgeyi kazanırsak petrolü de kazanırız" hayaliyle, geliştirilecek ekonomik ilişkiler üzerinden Suriye Kuzey’inin ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin Türk ekonomisine bağlanacağını düşlüyor…

*
Ne ki, Suriye rejim ordusunun direnci ve İran ile yapılan nükleer anlaşma, ABD’nin bölgede İŞİD ve benzeri terör örgütleriyle mücadelede İran’ın da dahil olması gibi bir düşünceyi geliştirmiş,
ABD’ de Suriye’de daha meşru bir hükümetin iktidara getirilmesi fikri oluşmuştur.

*
Şimdi Türkiye’nin bombardıman ve top atışına tuttuğu Suriye’nin kuzeyindeki alanda IŞİD’e karşı savaşan Kürt güçleri,
Daha dün, İŞİD’in Suriye’de üssüne dönüşen Rakka ve ülkenin ikinci büyük kenti Halep arasında bulunan otoyol üzerindeki Sirin kasabasını kontrolüne almıştır.
Bu suretle askeri ikmal yolu kapatılmış, IŞİD’in Halep’le bağlantısı kesilmiştir.

*
Suriyeli muhalif grupların Halep merkeziyle bağlantısı ise Leyramon bölgesiyle Handerat arasında kalan 4 kilometre genişliğinde dar bir koridor vasıtasıyla devam ediyor.
Rejim ordusu ve muhalifler karşılıklı füzelerle bu koridora sahip olmaya çalışıyor, uzun ve orta menzilli silahlarla süren çatışmalarda yer yer karşılıklı sızmalar ve sıcak çatışmalar yaşanıyor.
Şimdiyse, Suriye muhalif askeri güçleri Türkiye’nin hava, topçu ve tank ateşinin desteğiyle Halep’i Esad rejiminden tamamen almak için saldırıyor…

*
Esasen Suriye muhalif askeri güçleri Kuzey Suriye’de oluşturulan Kürt koridorundan başka, Sünni Araplar için Orta Suriye’de bir koridor hazırlıyor ki;
Bu koridorun Irak Sünni Arap bölgesiyle birleşmesi öngörülüyor…
Bugün İŞİD kontrolünde olan bu alanın önünde-sonunda terörle mücadele eden güçlerce İŞİD’ ten geri alınacağı düşünülüyor.
Halep’in düşürülmesiyle, Esad rejiminin başkent Şam ile Akdeniz arasındaki alana sıkışması, sonuçta ABD’nin ve İsrail’in öngördüğü Esad’ın zayıflamasıyla Suriye’de daha meşru bir hükümetin iktidara getirilmesi hedefleniyor.

*
Bu noktada ABD koalisyon güçlerinin, Fransa’nın desteği ile bölgenin en güçlü askeri gücü olan Türkiye’yi İŞİD’le mücadeleye yönlendirirken,
Erdoğan ve Davutoğlu iktidarının ağzına kaşıkla bal verildiği çok açık anlaşılıyor.
Bu bal "olası bir erken seçimde milliyetçiliğin ivmesiyle elde edilecek AKP’nin tek başına iktidarı" ya da " bölgeyi kazan- petrolü kazan" ödülü müdür?
Çünkü Davutoğlu, daha dün dünyada reddedilen siyasetini, bugün "Türkiye’de son 13 yılda bir başarı hikayesi yaşanıyor. Aslında bu başarı hikayesi İŞİD ideolojisinin antitezidir.Suriye için Türkiye hep ılımlı bir muhalefete dayalı dönüşüm istedi. İŞİD ise Suriye toplumunun önce ayrışmasını sonra da çoğulculuğa izin vermeyen bir yapı istiyor" ifadesiyle,
Bir kez daha yüzyıllık Osmanlıcılık hayallerinin gerçekleşmeye yüz tuttuğunu mu sanıyor?

*
Ama Rusya, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin terörle mücadele yöntemlerinin ve Suriye ve Irak’taki hava saldırılarının uluslararası hukuka dayanması ve BM kararlarıyla desteklenmesi gereğine işaret ediyor.

Suriye yönetimi ise İran’ın IŞİD örgütüne karşı mücadele konusunda ABD ile işbirliğini kabul etmeyeceğini ama ABD’nin Şam ve Lazkiye kentlerine saldırı düzenleyebileceğini öngörüyor.
Bu çerçevede Suriye, ABD askeri güçlerini Suriye topraklarında uzak tutabilecek Rus S-300 füze başlıklarını almak için Rusya’yı sıkıştırıyor.
Rusya’nın son dönemde Suriye ordusuna verdiği, "BUK" uçaksavar füze bataryalarının, Türk F-16 uçaklarını Suriye semalarında görüldüğü anda bu sistem tarafından havalı tüfek standındaki ördekler gibi vuracağı öne sürülüyor ki;
Bu Türkiye ile Suriye’nin arasında geri dönüşü olmayan savaşın sınırında olunduğu anlamına geliyor.

*
Meydan, Türkiye ve Suriye’nindir…

29.7.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Bellapais Felaket Yaşıyor (2/2) … Prof. Dr. Ata ATUN


Adamıza Anadolu’dan suyun getirilmesini her kes alkışlamaktadır. Bu su sayesinde adanın binlerce yıl çektiği kuraklığın biteceğini, tuzlanan yer altı suyumuzun tekrar içilebilir hale geleceğini herkes bilmekte ve böylesi görülmemiş bir projeyi hayata geçirenlere de şükranlarını sunmaktadır.

Ada içinde gerekli olan ana su boruları döşenirken uygulanan yöntem ise çok vahşi ve çağ dışı. Elli sene evvelki yöntem uygulanmakta maalesef. Merkezi İhale Komisyonu nasıl bir ihale açmış, bu ihalenin koşullarının nasıl bu denli çevre düşmanlığı içermesine izin verilmiş, gerçekten anlamış değilim. Bugün itibarı ile Beylerbeyi Girne anayolunun neredeyse 2 kilometre uzunluktaki kısmı kazılmış, boruları döşenmiş ve üstü toprakla örtülmüş durumda ama halen daha asfaltlanmamış halde. Niye şartnamede yolun kazılması, boruların döşenmesi üstüne toprağın örtülmesi ve üzerinin asfalta kaplanması iki günle sınırlandırılmamakta ve çevredeki insanlara, hayvanlara ve bitkilere tam bir çevre felaketi yaşatılmaktadır anlamak gerçekten çok zor.

Yoldan araçlar geçerken kalkan tozun haddi hesabı yok. Yöredeki evlerde yaşayan insanlar herhalde 100 yılda solumadıkları tozu bu bir-iki hafta içinde solumuşlardır. Yolun kenarındaki ve bahçelerdeki birbirinden güzel ağaçların renkleri maalesef yeşilden krem rengine dönüşmüş durumda bu kalkan tozdan dolayı. Yöredeki evlerin üzerine asgari 20 yılda düşecek olan toz ve kir, bu bir-iki hafta içinde düşmüş. Bu evlerin içlerini görmedim ama berbat durumda olduklarını hayal edebiliyorum.

Bin bir zorlukla kurduğumuz ve yaşatmaya çalıştığımız devletimizin memurlarının hazırladıkları yol kazımı ve boru döşeme şartnamesinde çevreye, insanlara, evlere, hayvanlara ve bitkilere bu denli zarar verecek müteahhitlik işlemlerini düşünememeleri ve koruyucu tedbirler almamaları asla kabul edilebilecek bir uygulama değildir. Devlet yol kazımı ve boru döşeme işini daha ucuza mal edecek diye çevreye ve ekonomimize bu denli zarar verecek bir uygulamayı işleme koymaması gerekmekteydi.

Şartname ve kontrat uyarınca yüklenici firma işin kolayına kaçıyor normal olarak. Yolun baştan sonra tümünü bölüm bölüm kazacak, boruları koyacak ve üstünü toprakla örtüp iş bitene kadar da öylece bırakacak. Haftalarca sonra iş bitince de bir kerede baştan sona tümünü asfalt dökecek! Şartnamede yazan ve istenen böyle maalesef. Bu geçen süre içinde çevrede korkunç bir felaketin yaşanacağı ne müteahhidin ne de Merkezi İhale Komisyonu’nun umurunda olmamış bugüne değin. Merkezi İhale Komisyonu en düşük ihaleye odaklı maalesef ve ucuz fiyattan dolayı, korkunç bir çevre felaketinin yaşanacak olması onları pek ilgilendirmiyor anlaşılan.

Her konuya maydanoz olan Çevre Dairemizin olaydan haberi bile yok sanırsam. Halen daha KKTC’nin fauna (hayvan varlığı) ve flora (bitki örtüsü ve varlığı) haritasını çıkarmamış olmalarına rağmen ahkam kesmekte üzerlerine yoktur, bu dairemizin ve elemanlarının. Yetkimiz yok deyip her türlü sorumluluktan kaçmayı çok iyi bilirler ama yol kazımı konusunda oturup yönetmelikler yaratmamışlardır bugüne değin.

Kendilerini davet ediyorum, bu yazım bilgilerine geldikten sonra lütfedip klimalı odalarından çıkıp Beylerbeyi’ne gelsinler ve yaşanan çevre felaketini gözleri ile görüp, bundan sonraki yol kazısı gerektiren işler için insanlara ve çevreye felaket yaşatmayacak kalıcı tedbirler alsınlar. Hatta ben söyleyeyim; çözümlerden bir tanesi, kazılan her 50 metrelik yol uzunluğunda yapılması gerekli işlerin 2 gün içerisinde bitirilmesi, üzerinin kurallara uygun olarak sıkıştırılarak örtülmesi ve asfaltlanması koşulunun ihalelere konması olmalıdır.

Sıkıntılar bu kadarla sınırlı değil işin ekonomik yönü de tam bir ticari felaket. Her gün onlarca, yüzlerce turisti Bellapais Manastırına taşıyan otobüsler bu yoldan geçemedikleri için Manastıra gelen giden yok. Yıllardır ve sadece yaz aylarında geçimini bu turistlerden sağlayan çevre esnafı maalesef sinek avlıyor ve kepenk kapatmak üzere. Merkezi İhale Komisyonu’nun bağlı olduğu Maliye Bakanlığı ise bu konuda araştırma bile yapmak gereğini duymadı, gelip esnafla konuşmadı, “yol kazım işleri nedeni ile trafik durdu, işleriniz kötüleşti, sizler için neler yapabilirim” diye bir girişimde bile bulunmadı. Sene sonu gelince vergileri dayayacak bu kan ağlayan esnafın yüzüne ve vergisini de isteyecek….

Çok merak ediyorum, devletimiz ve memurlarımız ne zaman yüzlerini halka dönecekler ve halka hizmet için o mevkilerde bulunduklarının farkına varacaklar…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

29 Temmuz 2015

BOZACININ ŞAHİDİ ŞIRACI // Ahmet Kılıçaslan Aytar


BOZACININ ŞAHİDİ ŞIRACI

Türkiye, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKYB) alanında bulunan PKK hedeflerini bombalıyor.
Başbakan Davutoğlu’nun görüştüğü IKBY Başkanı M. Barzani, PKK ile Türkiye arasındaki gerginliğin ‘bu kadar tehlikeli bir noktaya gelmesinden’ kaygısını: Gerginliğin daha fazla artmaması gereğini: Sorunları çözmek için tek yolun barış olduğunu: Türkiye’nin barış sürecinin başarılı olması için elinden geleni yaptığını: Gücü yettiğince bu yöndeki çabalarının devam edeceğini söylüyor.

*
İlginç bir "Bozacının Şahidi Şıracı" oyunu oynanıyor.

*
PKK’yı da içine alan Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK), Kürt hareketinin Türkiye ve Avrupa’da siyasi işleyişiyle ilgili kararları alan siyasal ve yönetsel yapısıdır.
Stratejisi terör ve şiddet ile etnik fay hatlarını harekete geçirmeye, derinleşerek bağımsız bir devlet kurmaya dayanıyor.
Kürt Sorunu’nun çözülmesi için Türkiye’den;
Abdullah Öcalan’ın özgür bir sıfatla müzakerelerde yer almasını:
Özel harekâtçı güçlerin geri çekilmesi, askeri ve siyasi alana dönük operasyonların kesinlikle durdurulmasını:
Kürt halkının Demokratik Türkiye ulusunun bir parçası olarak anayasal statüye sahip olmasını:
Kürt diline her alanda özgürlük verilmesini:
Kürt halkının kendi kimliğiyle demokratik toplumsal örgütlenmesini geliştirilmesini:
Demokratik siyaset yapılması ve Kürtlerin kendilerini özgürce ifade etmesi için tüm engellerin kardırılmasını talep ediyor.

*
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Kürtçü sivil toplum kuruluşlarını tek çatı altında topluyor.
HDP ise merkeziyetçi yönetime karşı çıkan ve yerel yönetimlerde en ücradaki evlere kadar örgütlenmiş, devletin ulus bağlantısından kopmuş Kürtlerin;
Etnik, kültürel ve dini faktörler altında kendi yönetim biçimini bizzat belirleyen DTK’nın yerel parlamentoya dönüşmesi,
Demokratik Özerkliğin bu merkezden yaygınlaştırılmasının önünün açılması talebini TBMM’den seslendiriyor.
Üstelik, 7 Haziran Genel seçimlerinden sonra güç tabanını genişletmiş, hükümetin çözüm sürecinde ilerleme kaydetmemesine karşı özerklik yönünde daha geniş adımlar atmak üzere gücünü pekiştirmiştir…

*
KCK, DTK, HDP ve PKK taleplerini ivmelemek üzere Irak ve Suriye’deki savaşı parça parça Türkiye’ye taşımaktadır.
Hepsi Öcalan’ın PKK’nin silah bırakmasında karar mercii olduğunun ısrarcısıdır.
Bu yüzden "Çözüm Süreci" ve "Dolmabahçe Mutabakatı" üzerinden hükümete etnikçi baskı uygulamıştır.
Talepler karşılık bulmayınca, KCK "baraj yapımı ve karakol-kalekol inşaatlarının durdurulması, TSK’nın terörle mücadele kapsamındaki faaliyetlerine son vermesi"ni istemiş ve ateşkes sürecini sonlandırmış,
Ardından PKK’ya Diyarbakır’da polise, Adıyaman, Kilis ve Niğde’de askere operasyon düzenletilmiştir.

*
Şimdi, bunca baskıdan sonra Türkiye, IKYB alanında bulunan PKK hedeflerini bombardımana tabi tutuyor.
Böylece sözde barışı, demokrasiyi, birlikte yaşama kültürünü ve halkın huzurunu öngören Çözüm Süreci balonu patlamış bulunuyor.

*
Herşey AKP iktidarının, ABD desteği ve pan islamcı Osmanlıcı vizyonuyla, Sünni ile Şii dünyası arasında karşılıklı bağımlılığı zayıflatmayı öngören bir stratejiyi izlemesiyle başladı.
Hükümet "Bölgeyi kazanırsak petrolüde kazanırız" hayaliyle, Suriye Kuzey’inin ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin geliştirilecek ekonomik ilişkiler üzerinden Türk ekonomisine bağlanacağını öngörüyordu.

*
IKYB Başkanı M.Barzani ise "Kürdistan’ın Bağımsızlığı" hedefliyor,
AKP iktidarının Osmanlıcılığı ya da farklı kimliklerin ve farklı inançların bir ulus devletle değil, Ortadoğu’da devletler konfederasyonu sistemi içinde bir arada yaşayabilecekleri,
Bu suretle Türkiye’nin bölgenin ya da Suriye ve Irak Kürdistanı’nın ekonomik kaynakları üzerinde egemen olunacağı senaryosunda "işbirlikçi olmuş" rolü oynuyordu.

*
KCK; M. Barzani’yi mütemadiyen AKP’nin Kürtlere karşı yürüttüğü özel savaş politikasının destekçisi olmak ve Kürt Birliğine zarar vermekle,
Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olumsuz tutum sergilemekle suçluyordu ki;
Aslında M.Barzani "bal gibi" Ortadoğu’da çizilen yapay sınırların, Suriye ve Irak’ta kan akıtılarak yeniden çizildiği öngörüyor,
Kuzey Suriye’de de IKYB’nin kontrolünde Akdeniz’e açılan bir Kürt koridoru oluşturulduğunu sezinliyordu.

*
Bu yüzden, Türkiye’nin de stratejisi doğrultusunda merkezi hükümeti zayıflatmak için Sünni BAAS Partisi liderleriyle işbirliği yaptı.
IŞİD’in varlığına itiraz etse de Musul’un düşmesindeki rolüyle Irak’ın fiili olarak üçe bölünmüş halinin sürmesini,
Sonra yeniden başkan olması durumunda 2 yıl içinde Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmeyi hedefledi.

*
AKP iktidarı ise etnik ve mezhebi unsurları Türk siyasetinin merkezine taşımaktan: Güvenlik ve yargı bürokrasisini yok etmekten:Türkiye’nin bölgesinde lider olması hedefini ve ekonomiyi risk etmekten bir beis duymuyor,
Sanki İŞİD ve IKYB ile petrol gelirlerine müştereken konmanın, kaçak petrolden, tarihi eser kaçakçılığından, silah satışlarından, uyuşturucudan, Irak ve Suriye kaynaklarının talanından kazanmanın doyasıya sevincini yaşıyordu!

*
KCK, "Büyük Kürdistan Devleti" yolunda,önce herşeyi ile bağımsız bir devlet olmanın şartlarına haiz olan IKYB’ deki ve Kuzey Suriye’deki gelişmeleri beklemenin sabırsızıydı.
Türkiye ise Kürt Yutseverler Birliği, Goran Hareketi, Kürdistan İslam Birlik Partisi ve İslami Toplum Partisi üzerinden Barzani ailesinin petrol gelirleri ve harcamalarda şeffaf davranmadığı ve yolsuzluklara gömüldüğü iddiaları yoluyla, M.Barzani’nin iktidar üzerindeki tekelinin kırılmasını umuyordu.

*
Şimdi Türkiye PKK mevzilerini bombalarken;
Suriye’de Cumhurbaşkanı B.Esad’ın "Onları vurduğunda terörizm, bizi vurduğunda devrim diyorlar "göndermesi altında bir şaşkınlık yaşanıyor.
AKP, hiç olmazsa tek başına iktidar olmak için HDP’ nin kredisini bitirmeyi öngörüyor.
YCHP "Geçmişin bedelini kim ödeyecek" diye soruyor,sonra o bedelin faili meçhule kalacağı anlaşılıyor.
Ne gam? Çünkü o "elimizi taşın altına koyuyoruz" diyor!
MHP, Yargıtay’a çağrıda bulunarak HDP’nin kapatılmasını talep ediyor.
HDP bir türlü terörle ilgisini kesip, TBMM’ de demokratik siyasetin temsilcisi olamıyor…

*
"Bozacının Şahidi Şıracı" oldukça…

27.7.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Bellapais Felaket Yaşıyor (1/2) … Prof. Dr. Ata ATUN


Türkçesi Beylerbeyi olan Girne’deki Bellapais köyünün doğru adının “Abbaye de la Paix” olduğu ve Fransızcaya kıyasla daha kaba vurgulara sahip olan İtalyanca nedeni ile de, adayı diktatörce seksen yıldan fazla yöneten Venedikliler tarafından Bellapais’e dönüştürüldüğü iddiaları da var.

Kıbrıs adasının en güzel ve en huzurlu yerlerinden bir tanesi Beylerbeyi. Beşparmak dağlarının eteğinde, çeşit çeşit ağaçların, yeşilliklerin içinde, hemen hemen hiçbir sertliği olmayan suyu, serin ve tozsuz havası ile tam bir Cennetten köşe adeta. İnsanoğlunun yaptığı yollar ve evler doğa ile iç içe ve uyumlu. Hangisinin daha baskın olduğu belli bile değil.

Son iki haftadır Beylerbeyi’ni Girne Merkezine bağlı yol üstünde yapılmakta olan yeni su borusu döşeme çalışmaları, bölgede tam bir çevre felaketi yaratmış durumda.

Kazı makineleri ve kamyonlar Beylerbeyi’ni Girne Merkezine bağlı yolu adeta işgal etmiş. Yörede yaşayan insanların araçlarına geçiş verilmiyor. Müteahhit şirket sadece kendi çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteriyor. Sırf 15-20 metrelik dikkatli bir geçiş için, araçlar Beylerbeyi manastırının doğu tarafından Ozanköy’e, oradan da Girne yoluna çıkmaya zorlanıyor, daracık ve köy içi yollarından. Kaybolan onlarca kişinin şikayetini bizzat ben kulaklarımda duydum. Duymadıklarım herhalde bunun 15-20 katı sayıda.

Müteahhit firma işin kolayını seçmiş kendisine.

Koca koca kamyonlar, kazıcının (ekskavatör) arkasında duracağına kazılan hendeğin hemen yanında durarak yaklaşık 6.5 metrelik yolun 4 metresini işgal etmekte, hızlı çalışmak ve üstlenilen işi en kısa zamanda yapabilmek için. Bu nedenle de sadece tek yönlü olmak kaydı ile kamyonun yanından geçmesine izin verilen araçlar, kamyonu sıyırırcasına geçmek zorunda bırakılmakta. Halbuki kamyon kazıcının arkasında dursa, araçlar çok daha kolay geçecek ama bu seferde kazılan toprağı kamyona yükleme işi asgari 5 saniye uzayacak. Herhalde bu da yüklenici firmanın işine gelmiyor ki, dönüş yolunda her bir aracı ortalama 5 kilometre dolaşmak zorunda bırakacak şekilde trafiği yakındaki köyün içlerine yönlendirmekte. Günlük ortalama 450 aracın bu yolu kullandığını varsayarsak sadece harcanan benzin miktarı ortalama 250 litre yani günlük 900 TL tutuyor. Bu boşa harcanan para maalesef bizim milli hazinemiz ve sanayiye, ekonomiye, halka hizmete dönüşeceğine fazladan yakıt ithalatına neden olmakta. Dolayısıyla trafiğin aksaması bir yana Beylerbeyinde yaşayan vatandaşlarımız, -toplu taşımacılık olmamasından ötütü- işlerine veya alış veriş merkezlerine gidebilmek için Ozanköy’ü dolaşmalarından ötürü bu süreç içinde her ay ceplerinden ekstra olarak 27 bin TL ödemek zorunda bırakılmışlardır.

Kabahat sadece yüklenici firmada değil elbette… Devlet, halkın sağlığını ve rahat yaşamını düşünmek ve ihale koşullarını da bu gerçekleri göz önüne alarak hazırlamak zorunda.

Veya da koca koca kamyonlar kullanılacağına, daha küçük boyuttaki kamyonetler kullanılabilir çıkan toprağı yüklemek ve geçici olarak belli bir yere taşımak için. Böylesi bir uygulamada yolun 4.5 metresi değil, daha az bir kısmı işgal edilmiş olur ve trafiği de yakındaki köylerin içine yönlendirmeye gerek kalmaz.

Merkezi İhale Komisyonu nasıl bir ihale açmış, bu ihalenin koşullarının nasıl bu denli çevre düşmanlığı içermesine izin verilmiş gerçekten anlamış değilim. Bugün itibarı ile anayolun neredeyse 2 kilometre uzunluktaki kısmı kazılmış, boruları döşenmiş ve üstü toprakla örtülmüş durumda ama halen daha asfaltlanmamıştır. Niye şartnamede yolun kazılması, boruların döşenmesi üstüne toprağın örtülmesi ve üzerinin asfalta kaplanması iki günle sınırlandırılmamaktadır. (Devam edecek…)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

27 Temmuz 2015

EŞKİYANIN GECE NE YAPACAĞI BELLİ OLMAZ // Ahmet Kılıçaslan Aytar


EŞKİYANIN GECE NE YAPACAĞI BELLİ OLMAZ *

Suriye/El Rai’de mevzili IŞİD örgütü, 5 militanını beraberindeki yaralılarının tedavisi için devamlı kullandıkları Çobanbey beldesi yolundan Kilis’e yolladı.
Bu kez Türk askeri geçişe izin vermedi, bir süre sonra da IŞİD, El Rai karşısında Türk topraklarında yığınak yapan TSK unsurlarına ateş açtı.
Bir astsubay öldü, 2 uzman çavuş yaralandı…

*
Türkiye Suruç’ta İŞİD, Ceylanpınar’da PKK terör saldırısı sonrası teyakkuzdaydı.
Saldırı sonrasında angajman kuralları çerçevesinde sabaha karşı IŞİD’e yönelik ilk sınır ötesi operasyonunu yaptı.

*
Gün boyunca Suruç ve Ceylanpınar saldırısında "Ölenlere rahmet, yaralılara şifa, yakınlarına baş sağlığı" dilekleri, Türkiye-Suriye sınırında Kobani’de yaşananlar, yurt genelindeki şiddet olayları ve IŞİD’le mücadele gündemiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu, MİT Müşteşarı H.Fidan, Emniyet Genel Müdürü C.Lekesiz, Genelkurmay Başkanı Org.N.Özel ve adamları güvenlik toplantıları düzenliyordu.

*
Halbuki bu insanların hepsi ABD desteği ve Osmanlıcı vizyonlarıyla Sünni ile Şii dünyası arasındaki karşılıklı bağımlılığı zayıflatmayı öngören bir stratejinin arkasından gitmişti.
Bölgeyi kazanan petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını da kazanır hayaliyle, Suriye Kuzey’ini ve Irak Kürdistan Bölgesi’ni yurt topraklarına katma heveslisiydiler.
Bir gün olsun vizyonlarının etnik ve mezhebi unsurları siyasetin merkezine taşıdığını, Güvenlik ve yargı bürokrasisini yok ettiğini, Türkiye’nin bölgesinde lider olması hedefini çürüttüğünü, ekonomiyi çökerteceklerini öngöremediler.

*
Petrol gelirlerine konmak, kaçak petrolden, tarihi eser kaçakçılığından, silah satışlarından, uyuşturucudan, Suriye kaynaklarının talanından kazanmak,
Ama pastayı Kürtlere yedirmemek için uzun süre Özgür Suriye Ordusu şemsiyesi altında Nusra Cephesi, Müslüman Kardeşler örgütü, IŞİD’le birlikte Suriye’de Alevi ve Kürt köylerine yapılan saldırılara Türkiye’yi ortak ettiler, ülkeyi bu günlere getirdiler.

*
Onlara ne güzel günlerdi!
Türkiye’nin sınır hattına yakın oluşturduğu angajman kurallarının uygulandığı alan, sınırın Suriye tarafının yaklaşık 15 km. içlerine kadar ulaşıyordu.
Toprak Suriye toprağı idi, rağmen sınıra yaklaşan uçak ve helikopterler Türk jetleri tarafından engelleniyor, bu bölgeye yaklaşan Suriye kara birlikleri ise Türkiye tarafından angajman kuralları ihlâli bahanesiyle taciz ediliyor ya da topçu ateşiyle vuruluyordu.

*
Suriye ise Türkiye ile gereksiz bir cephe açmanın anlamsızlığından yanaydı.
Türkiye’yi bir başka ülkede savaş çıkarmak suçu yükleyerek daha geride olan hatları korumayı,
Giriş yapan Özgür Suriye Ordusu, Nusra Cephesi, IŞİD örgütü ve Ahrar Şam militanlarını , en hayret vericisi de İŞİD’le birlikte savaşa katılmak isteyen Başbakanlığa bağlı Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı şemsiyesi altında sivil toplum ve yardım kuruluşlarının militanlarını kendi sahasında karşılama stratejisi uyguluyordu.

*
Militanlar angajman kurallarının hüküm sürdüğü alanda Türkiye’den elini kolunu sallaya sallaya girip-çıkıyor, bölgeye sokulan tüm silah, ekipman,araç-gereç ve yardım Özgür Suriye Ordusu’na bağlı örgütlere pay edilirken, Türkiye toprakları üzerinde bir çok il ve ilçe moral depolanan,tedavi hizmetlerinin yapıldığı bir alana dönüşmüştü.

*
Halbuki, İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin ekonomiden siyasete, bölgesel ve küresel etkileri olacak bir anlaşma ile sonuçlanmaya ilerliyordu.
İran’ın dünya politikasına eklenmesi ve Ortadoğu’da istikrarın oluşması benzeri fikirler tartışılıyor ve Ortadoğu’da kartların yeniden dağıtılmaya başlandığı hissediliyordu ki;
ABD, bölgede siyasi çözüm için Ortadoğu’daki gücü Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtmanın yolunu oluşturuyor, Suriye’yi ve Irak’ı adım adım "Balkanlaştırıyordu."

*
İsrail’in hedeflerine en uygun biçimde Suriye; Sünni, Alevi ve Kürtler lehinde, Irak ise Kürt, Sünni ve Şii’ler lehinde devletçiklere bölünmeye-yazıyordu.
Ortadoğu’da Suudi Arabistan- İran ekseninde, NATO’nun desteklediği Suudi Arabistan liderliğinde Sünni Arapların "Ordulaşma"sı sağlanıyor,
Hem İsrail’in müttefiki Arap’ların, hem de İsrail’in İran Şii Ordusuna karşı güvenliği teminata alınıyordu.

*
Ama bakınız, çıkarları söz konusu olduğunda ABD müttefiklerini nasıl da satıyordu?
Beklenmiyordu ama ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun havadan, Suriye’de PKK bağlantılı Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı Halk Savunma Güçleri ve Özgür Suriye Ordusu’na bağlı bazı gruplarının karadan destek vermesiyle IŞİD kontrolündeki sınır kasabası Tel Ebyad Kürtlerin eline geçiverdi.
ABD, Suriye’yi devletçiklere bölmeye-yazarken,bu kez müttefik olarak yanına PKK/PYD’i almakta sakınca görmüyordu!

*
Kürt Halk Savunma Güçleri’nin Tel Ebyad’ı almasıyla, IŞİD’in merkez üssü Rakka’nın Türkiye sınırı ve Cerablüs’e ya da Kobane Bölgesi ile bağlantısı kesildi.
Cizire ve Kobani kantonları birleşti, geriye Efrin Bölgesinin bu kantonlara birleştirilmesi kaldı.
Bu suretle Türkiye’nin Suriye sınırında bir baştan diğerine yeni bir Kürdistan devletçiği ortaya çıkıyordu…
Bu devletçik ile Kuzey Irak Kürt Bölgesi yönetiminin bağımsızlık talebi örtüşünce;
Türkiye’nin güvenlik toplantılarını düzenleyenler "Ne ummuş, ne bulmuş" olmanın şaşkınlığına düşüverdiler…

*
Halbuki, bunlar 2015 seçimlerinden sonra AKP-HDP arasında süregelen çözüm sürecinin bir adım öteye geçeceği bir siyasal işbirliği öngörüyordu.
Ülkenin anayasal-toplumsal yapısının, iki partinin tabanlarının ve küresel-bölgesel dinamiklerin desteğiyle başkanlık-özerklik pazarlığıyla değişeceğini tasarlıyorlardı.
Rejimin değişmez unsurları parlamentoda, olası referandumlarla, Abdullah Öcalan’ın oluruyla ve siyasal iktidarın hamleleriyle alt üst edilecekti ki;

*
Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere bir yanda Suriye İç Savaşında yükümlenen ve hepsi birer uluslararası hukukun suç saydığı roller,
Bir yanda desteklenen İŞİD ve benzeri örgütlerin hızla iflasa sürüklenmesi,
Öte yanda Kürtlerin Suriye, Irak ve Türkiye’de önlenemez yükselişleri,üstelik 2015 seçimleri ardından iktidarlarını kaybetmekle hepsi dayanılmaz bir paronoyaya girdiler…

*
O paronoya ile Erdoğan’ın "Kürt Sorunu yoktur" ifadesi, "Dolmabahçe Mutabakatını" yok sayması ardından,
PKK/KCK yapılanması baraj yapımı ve karakol-kalekol inşaatlarının durdurulması, TSK’nın terörle mücadele kapsamındaki faaliyetlerine son vermesi talebiyle ateşkes sürecini sonlandırdı.

*
Halbuki ABD, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO’daki müttefikleri ile tam bir işbirliği içinde olmasını ve IŞİD’e karşı mücadele edenler arasında fark yaratan tek güç olan Kürtlerle işbirliği yapmasını istiyordu…
Açılım devam etmeliydi, İncirlik Batılı hava kuvvetlerine açılmalı,Türkiye IŞİD’e karşı mücadelenin odağında yer almalıydı…

*
Nitekim, dün Türkiye’nin işte o namlı isimleri ard arda güvenlik toplantıları düzenlerken,
ABD Başkanı B.Obama, BBC’ ye verdiği mülakatta İran ile yapılan nükleer anlaşmanın bölgede oluşturduğu fırsatları konuşuyordu.
"Suriye’ye yabancı savaşı akışını durdurmak için Türkiye ve Ürdün başta olmak üzere bölge ülkeleriyle birlikte çalışıyoruz. Yabancı savaşçıların geçişinin engellenmesinde ilerleme sağladık" diyordu ki;

*
Türkiye, İŞİD’in Suruç ve Çobanbey saldırıları ardından, Suriye topraklarında IŞİD’e yönelik ilk sınır ötesi operasyonunu düzenledi, Türkiye’nin İŞİD’le olan münasebeti kesildi.
"Ya Mazallah" Türkiye İŞİD’e açık hedef mi oluyor endişesi büyüdü.

*
Erdoğan ve adamları için geriye en güvenilir yol olarak muhtemel bir erken seçimde AKP’nin hiç olmazsa tek başına iktidar olmasından başka çare kalmamıştır.
Şimdi hiçbiri iktidar alternatifi olmayan K.Kılıçdaroğlu, D.Bahçeli ve S.Demirtaş’tan birini yanına çekmesi halinde, belki daraltılmış seçim çevreleri ile birlikte seçim barajını düşürmek AKP’yi tek başına iktidar yapabilir mi arayışı sürdürülüyor…
Yoksa HDP’nin PKK terör örgütü ile içli-dışlı olması bu partinin kapatılması ve seçime girememesi mi öngörülüyor?

*
Bir başka fasıldır ama yoksa, Türkiye; Suriye ve Irak’ daki devletçik oluşumları gibi bir uygulamaya tutuluyor da, Ortadoğu Konfederasyonu lehinde bölünüyorsa?
Kesin olan biricik gerçek, Türkiye’nin ruhunu kaybetmiş olması ve bu adamlarla her geçen gün tükenmekte olduğudur.

25.7.2015

*Eşkiyanın gece ne yapacağı belli olmaz/ İ.İnönücleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Vatandaşlık Yasasını Durdurmak …. Prof. Dr. Ata ATUN


İnsanlar art niyetli olunca yasayı da durdururlar, uygulamayı da.

Geçmiş CTP BG-DP UG hükümetinin işbaşına geldikten sonra “üzerinde çalışma yapıyoruz” diyerek halen yürürlükte olan “Vatandaşlık Yasası”nı askıya almaları ve uygulamasını durdurmaları mevcut kurallara ve anayasamıza aykırı bir davranıştır. Hiçbir hükümetin yürürlükte olan bir yasayı durdurma yetkisi yoktur ve böylesi bir davranış alenen suç işlemektir. Geçmiş hükümet de bu suçu işlemiştir.

Günümüzde, vatandaş olmanın tüm kriterlerine uyan ve vatandaş olmak için senelerce önce başvurusunu yaparak halen daha vatandaşlık bekleyen binlerce insan bulunmaktadır. Sudan bir gerekçe ile bu kişilerin yasal haklarını askıya almaya ve bekletmeye hiçbir hükümetin yetkisi yoktur. Yenisini yapıyorum diyerek mevcut yasayı durdurma yetkisi de yoktur hükümetlerin.

Vatandaş olmanın tüm kriterlerine uymuş ve vatandaş olmak için senelerce önce başvurusunu yapmış olan kişileri, kendilerini haksız yere beklettikleri ve vatandaş olma haklarından mahrum ettikleri için Ağustos 2013- Temmuz 2015 yılları arasında görevde bulunmuş olan CTP BG-DP UG hükümetini yürürlükte olan Yabancılar ve Muhaceret Yasasını mevcut yasalara ve anayasaya aykırı olarak durdurdukları ve işlemez hale getirdikleri için dava etmelerini ve tazminat talebinde bulunmalarını öneriyorum.

Bu ülkede ırkçılık yapmaya, ırk ayırımında bulunmaya ve vatandaş olmak hakkını elde etmiş kişileri “Yeni yasa hazırlığı yapıyoruz” gibi saçma sapan ve kurallara aykırı bir gerekçe ile bundan mahrum etmeye hiç kimsenin ve hiçbir hükümetin hakkı yoktur.

KKTC Meclisi’nde programı okunmuş ve güvenoyu aldığı vakit icraata başlayacak olan CTP-UBP koalisyonunun Ömer Kalyoncu Başbakanlığındaki hükümetinin ilk işi yürürlükte olan mevcut yasalarımıza aykırı olarak bir evvelki hükümet tarafından uygulaması durdurulmuş “Yabancılar ve Muhaceret Yasasını” derhal uygulamaya koyması ve son 2 yıldır değerlendirme bekleyen vatandaşlık başvurularını ivedilikle sonuçlandırması gerekmektedir. Vatandaş olmayı haketmiş kişileri vatandaş yapmaktan niye korkuluyor pek de anlamış değilim. Vatandaş kendisine hizmet verecek esnaf, zanaatkar beklerken, turizm sektöründe hizmet verecek eleman bulunamazken, ekonominin canlanması için nüfusa gereksinim varken ve de askerlik süresini kısaltmak için gençlere ihtiyaç duyulurken 2 yıl gibi çok uzun bir süre vatandaşlıkların askıya alınmasını anlamak mümkün değil. Ülkemizde halen yaşamlarını sürdüren ve burasını vatan addetmiş kişileri de hayatlarından bezdirmek için niçin bu denli zorluklar çıkarılmakta, bunu da anlamakta zorluk çekiyorum.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde, KKTC gibi üniversite eğitimi almış kişilerin nüfusa oranının dünya ortalamasının üstünde olduğu bir ülkede böylesi ırkçı, kafatasçı ve gerici bir düşünce ve uygulamanın yürürlükte olması anlaşılır bir şey değil. İnsan hakları konusunda mangalda kül bırakmayanlar, onlarca insanın öldüğü terör eylemini bile alkışlamak için yüzlerine liberal maskesi takan kişiler, vatandaşlık konusuna gelince dünyanın en ırkçı ve ırk ayırımı yapan kişiler oluyorlar. KKTC’de doğan çocukların doğum kâğıtları üzerine ırkçı, ayırımcı ve faşist bir uygulama olarak tanımlanacak şekilde yaklaşık 10 cm genişliğinde kırmızı renkte koskoca bir mühürle “KKTC Vatandaşı değildir” kaşesinin vurulması, KKTC için “yüz karası” bir uygulamadır.

Böylesi çirkin bir uygulamayı düşünen, yaratan ve uygulamaya koyan hastalıklı beyinleri kınıyorum. Bu kişiler hayatları boyunca bu utancı alınlarında taşıyacaklardır. Hep birlikte göreceğiz ki, ileriki yıllarda bu çirkin davranış, bu insanlık dışı ve insan haklarına aykırı uygulama, KKTC’deki okullarda okutulacak olan tarih kitaplarına, KKTC halkı olarak utanç duyacağımız kınanılması gereken bir uygulama olarak geçecektir.

Kalyoncu Başbakanlığındaki CTP-UBP hükümeti bu utanç verici uygulamaya derhal son vermeli ve vatandaşlık hakkını kazanmış kişilerin başvurularını, hiç gecikmeden ve bekletmeden uygulamaya koymalıdır.

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun ve Ata Atun II

http://www.twitter.com/ataatun

24 Temmuz 2015

41. YILDA KIBRIS MÜZAKERELERİ // Ahmet Kılıçaslan Aytar


41. YILDA KIBRIS MÜZAKERELERİ

Kıbrıs sorunu ile ilgili BM girişimiyle 2014′ te başlatılan müzakereler, bir süre verimsiz ve ucu açık devam etti.
Bugün müzakereleri yürüten KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in 2004 referandumunda Annan Planı’na verdikleri destek; Kıbrıs’ta müzakerelerin bir federatif çözümle sonlanması beklentisine yol açıyor.
Bu kritik süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1974 Harekâtı’nın 41. yıldönümü vesilesiyle KKTC’ye bir ziyaret gerçekleştirmiş bulunuyor.

*
Türkiye olası bir anlaşma ile Birleşik Kıbrıs’ın; siyasi eşitlik temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı olmasını,
BM ve AB üyesi olarak tek uluslararası hukuki kimliğe ve Kıbrıslı Türkler ile Rumların eşit ve tek egemenliğe sahip olmasını,
Federasyonun iki tarafta eşzamanlı referandumda onaylanma sonucu ortaya çıkmasını,
Federal Anayasa’nın Birleşik Kıbrıs’ın iki eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşacağını belirtmesi ve bunu güvence altına almasını istiyor.

*
Müzakere süreci, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin doğalgaz arama faaliyetleri için çalışmalara başlamasına Türkiye’nin kayıtsız kalmaması üzerine Rumların barış müzakerelerinden çekilmesiyle sona ermişti.
Zaten Rumlar da, uluslararası tanınmışlığı kullanarak avantaj elde etmek için müzakere sürecinde kabul edilemez şartlardan biri olan kendi egemenliğini kabul ettirme konusunda direnmekteydi ki; iddia ettikleri egemenliği kabul etmek "Kıbrıs sorununun" ortadan kalkması demekti…

*
Çünkü;
Birincisi; Kıbrıs’ta taraflar arasında sorun, 1960 Ankara Anlaşmasına rağmen Rumların 1963 Akritas Planının uygulanması ısrarından doğuyor.
Ankara Anlaşması Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliğini, idareye etkin katılımını, aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlüklerini, Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesini, Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında 1960 Kıbrıs Ortaklık Devletini garantiliyor.
Oysa Akritas Planı, Rumların Türkleri zayıflatarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a birleştirilmesini amaçlıyor…

*
İkincisi; 1968’den beri iki kesimin müzakerelerinde ortak devlet, toprak, mülkiyet hakları ve askeri düzenlemelerle ilgili hiç bir uzlaşma sağlanamamıştır.
Rumlar, BM ve AB’de Kıbrıs’ın yasal hükümeti ve temsilcisi olduklarını kabul ettirmiş, Türkler azınlık konumuna itilmiş, üstelik 2004′ te Kıbrıs adına Kıbrıs Rum Yönetimi AB’ye katılmıştır.

*
Üçüncüsü; Kıbrıs, NATO’nun Stratejik Konsept Belgesinde önemli bir merkezdir.
Hem Türkiye, hem mevcut iki devletli haliyle Kıbrıs; Stratejik Konsept Belgesinde "AB üyesi olmayan NATO ülkesi" olarak anılmakta, NATO için sorun olmaktadır.
Bu durumda Türkiye, NATO’nun AB üyesi olmayan müttefiki olarak Avrupa güvenliğine katkısı için öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına dahil edilmesi gerektiğini savunmakta,
Fakat AB üyesi Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına girmesini, Türkiye de Kıbrıs’ın NATO’ya girmesini engellemektedir.
Bu karmaşa, ancak Kıbrıs Türk ve Rum kesimlerinin birleşme şartlarında anlaşmaları halinde ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin NATO’ya ,Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına üye olmasıyla çözülebilecektir…

*
Dördüncüsü; BM’nin müzakerelerden sonuç alınması yönündeki ısrarının nedeni, Doğu Akdeniz doğalgaz rezervlerinin Avrupa’ya transferi ihtiyacıdır.
Bu noktada Türkiye adanın birleşmemesi halinde bir kesimin adanın tümünü temsil ediyormuş gibi görülmesinin Avrupa değerlerine aykırı olduğunu savunuyor.
Nitekim Türkiye ve KKTC; İsrail’in teşvikiyle Rum yönetiminin Doğu Akdeniz’de doğalgaz sondajına başlaması ardından "Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması"nı imzalamış, benzer arama çalışmaları yapması önündeki engeli kaldırmıştır…

*
Bu noktada ülkeler arasında işbirliğinde Doğu Akdeniz’de önemli miktarda bulunan hidrokarbon kaynakları katalizör bir güç olarak devreye giriyor.
ABD ve AB’nin Enerji Güvenliği için öngördüğü Avrupa pazarlarına ulaşan enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi kapsamında, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz’de bulduğu doğalgazın Avrupa’ya nakli konusunda atılan adımlar, giderek hız kazanıyor..

*
Önce, Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının az maliyet ve hızlı getiri sağlamak kaydiyle Avrupa’ya satılabilmesi için komşu ülkelerin mevcut boru hatlarının kullanılması düşünülmüştür.
Ama Türkiye’nin bu alanda bulunan gazda KKTC’nin de payı olduğu tezi, Güney Kıbrıs’ın Türkiye ile KKTC sorunu ve İsrail-Türkiye’nin mevcut kopuk ilişkileri yüzünden Türkiye’deki boru hatlarından faydalanılamıyor.

*
Bu durumda Rum gazının İsrail gazı ile birleştirerek İsrail üzerinden ya da gemilerle nakliyatını sağlamak alternatifi düşünülmeye başlanmış,Türkiye devre dışı bırakılmaya çalışılmıştır.
Bu kez, Türkiye’nin dahil olmadığı hiçbir denklemin ekonomik anlamda istenilen sonuçları getirmeyeceği gerçeği taraflar arasında sorun oluşturmuştur.

*
Önce, Kıbrıs sorununda kesik olan müzakere süreci KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın "Türklük" yerine "Kıbrıslılığı" ön plana çıkaran vizyonuyla kaldığı yerden yeniden başlatılmış bulunuyor.
Sonra ABD’nin, İsrail’i "NATO üyesi olmayan Büyük Stratejik Ortak" statüsüne almasıyla birlikte,
Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail enerji bakanları doğalgazı Avrupa’ya taşıyacak yeni bir doğalgaz boru hattının planlarını AB ile görüşüyor.
Türkiye’nin by-pass edilerek İsrail, Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan’ın offshore sahalarının bağlanmasıyla oluşturulacak Doğu Akdeniz Boru Hattı ile gazın Mısır’dan ya da Yunanistan üzerinden diğer Güney Avrupa ülkelerine ulaştırılması öngörülüyor.
Enerji Alanında İşbirliği çerçevesinde Doğu Akdeniz’de deniz bölgelerinin sınırlarını belirleme konusunda görüşmeler yapılıyor.

*
Türkiye ise bölgesel gerçeklik ve konjönktür çerçevesinde Kıbrıs sorununun çözüm yolunda motive ediliyor.
Mayıs 2015’te Kıbrıs’ta yeniden başlayan toplumlararası müzakerelerde şu ana kadar özlü konularda fazla yol alınmış değildir.
Ama müzakere zemininin tesis edilmesi, Yunanistan-Türkiye ve toplumlar arasında güven yaratıcı önlemlerin hayata geçirilmesine çalışılıyor…
Mesela, Türkiye yazılı ve görsel medyasında Kıbrıs ile ilgili tek bir konu dahi gündem olmuyor…

*
1974 Harekâtı’nın 41. yıldönümünde, Rum Lider Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın göreve gelmesiyle müzakerelerde yeni bir fırsat penceresi açıldığını söylüyor.
Rum kesiminin felsefesini, Yunanistan’daki cunta rejiminin 1974’te Ada’da gerçekleştirdiği darbeyi de eleştirerek,
"Geçmişte işlenen suçları tanımak için hep birlikte olgunluk ve cesaret kazandık. Demokratik anayasamızı korumamız gerektiği sırada bunu yapmadık.İki halk arasında gerekli olan köprüleri kurmak için de elimizden geleni yapmadık. Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin propagandasına ve planlarına kurban gitmesine izin verdik" ifadesiyle açıklıyor.

*
Bu noktaya bir mim koymak gereklidir.
Çünkü Türkiye açısından sorun; Ankara Anlaşmasıyla Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliğinden idareye etkin katılımında,
Aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlüklerde,
Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesinde,
Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında 1960 Kıbrıs Ortaklık Devletinin garantilenmesi, mülkiyet, toprak gibi konularda zarara uğramak tedirginliğidir…

*
Siyasi bakışında üst kimlik olarak "İslam’ı", "Türklüğü" ise bir alt kimlik olarak benimseyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yüzden Kıbrıs’ı Yunanistan’dan (hii,tövbe tövbe) özel olarak esirgiyor!
"KKTC’nin ve adanın enerji kaynaklarıyla ilgili politikalarımızdan taviz vermemiz söz konusu değildir. Bölgede çıkarılacak herhangi bir kaynağın tüm ada halkının olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Oradan çıkarılacak kaynağın kullanılmasında ve uluslararası piyasalara ulaştırılmasında kilit ülke Türkiye’dir" diyor.

*
Ama seçimde iktidarının mutlak çoğunluğu kaybeden ve yeni hükümet kurma çalışmaları yapılırken, Erdoğan’ın belirlediği İslamcı ve yayılmacı dış politikasının,
İran ile yapılan nükleer anlaşmanın Ortadoğu’da oluşturacağı yeni konjoktür çerçevesinde yeniden şekillendirileceğine,
Türkiye’nin Kıbrıs ve olası başka unsurlarla birlikte çok pahalı bir fatura ödeme riski ile karşı-karşıya kalacağına dikkat çekmek gerekiyor.

23.7.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Kıbrıs’ın Aslanları ve Fareleri (2/2)


Yıllardır süregelen müzakerelerde konuşulanları doğru değerlendirmemin, Rum siyasilerin tavırlarının ne manaya geldiğini doğru olarak kestirmemin ve öngörülerimin hep doğru çıkmasının nedeni, hep bu yıllarda edindiğim deneyim ve gözlem ile dağarcığımı doğru bir şekilde doldurmam nedeniyledir.

Televizyon ekranları ile radyolarda dile getirdiğim öngörülerim bugüne değin hep doğru çıktı. Özellikle de 2008 Şubatında yapılacak olan Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, o dönemde Rumların Cumhurbaşkanı olan Tasos Papadopulos’un kaybedeceğini, Temmuz 2012 tarihinde, daha seçimlere 7 ay kala öngörmem, TV ekranında dile getirmem ve bu düşüncemin arkasında seçimler yapılana kadar durmam bunun en güzel örneklerinden bir tanesini oluşturmaktadır.

1970-1974 yılları arasında Gazi Mağusa’nın şimdi kapalı Maraş olarak tanımlanan bölgesinde değişik Rum müteahhitlerin inşaatlarında çalışırken sadece Kıbrıslı Türk olduğum için 4 kez işime ve birlikte çalıştığımız tüm Kıbrıslı Türk işçi ve ustabaşıların işlerine hiçbir gerekçe göstermeden son verildi, bölgenin EOKA’cı sorumlularından gelen talimat üzerine.

Rum Milli Muhafız Ordusunda (RMMO) askerlik görevini asteğmen ve mavi bereli komando olarak yapmış bir Rum yönetici vardı son çalıştığım yerde. Biz Kıbrıslı Türkleri aşağılamaktan büyük zevk alırdı. Bana, “biz selam verirken ayağımızı en sert şekilde yere vururuz taşları kırarcasına” derdi, “düşmanlarımıza kendilerini nasıl ezeceğimizi göstermek için…” Tabii düşman diye kastettiği de bizdik. Bakışlarında muzaffer bir komutanın edası vardı hep. Kendini aslan zanneder, bizi de bir lokmada yutulacak fare gibi görürdü, sayımız kendilerine kıyasla dörtte bir oranında olduğu için.

1963 yılının meşum Aralık ayında savunmasız insanların yaşadığı Lefkoşa’nın Küçük Kaymaklı bölgesine saldırmışlar, kaçmayı başaramayan silahsız insanlarımızı, çocuk kadın, yaşlı demeden katletmişler, evleri ve camimizi yakıp yıkmışlardı. “Küçük Kaymaklı’yı kanlı aldık, ancak kanla veririz. Erkekseniz gelin alın” derdi bize hep mağrur bir aslan edası ile.

Düşmez, kalkmaz bir Allah’tır” sözünü boşuna söylememişler.

Kahraman Türk Ordusu 15 Ağustos 1974 günü Mağusa’ya gelince sarılıp kucaklaşmış, 96 yıllık hasretin son bulması nedeni ile de ağlaşmıştık. Ertesi günü benim rehberliğini yaptığım birliğin Maraş kentinde yaptığı silahlı operasyonda ele geçirilen Rumların arasında, ayağında postal ve askeri pantolon, üstünde ise beyaz atleti ile söz konusu kendini adanın aslanı zanneden Rum Yönetici de vardı. Asker olduğu anlaşılmasın diye üniformasını, silahını ve o çok öğündüğü mavi beresini fırlatıp atmış, postalları ile pantolonunu değişecek zamanı ise bulamamıştI.

Kimliklerinin kayıta geçirilmesi amacı ile ifade vermek üzere ifade yerine getirildiğinde, beni masa başında yüksek rütbeli bir Türk subayının yanında oturur görünce, yüzü değişmişti. Beni orada gördüğüne inanamamıştı belli ki. Bizlere amirlik ve aslanlık taslayan, canı istediğinde de bizlere Türk olduğumuz için hakaret ederek işten kovan adam, önümde başı eğik ve süklüm püklüm durmaktaydı.

Önce yüzünü bir hayret dalgası sarmıştı. Sonra da yüzü ezik ve mahcup bir hale dönüşmüş, gözlerini de yalvaran bakışlar kaplamıştı. Çok acınacak bir haldeydi bir zamanların aslanı. Roller değişmiş, aslan ben, fare de o olmuştu şimdi. Yüzünün beni görünce aldığı şekli ve bakışlarını yaşamım boyunca hiç unutmadım, unutamadım.

20 Temmuz 1974 günü başlayan ve fiilen 16 Ağustos 1974 günü biten Mutlu Barış Harekatı ve Kıbrıslı Rumlarla ilgili bir çok hatıralarım var, pahası ve kıymeti biçilmez gerçek ve yaşanmış hatıralar.

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

22 Temmuz 2015

İSLAMÎ CİHAD LİDERİ TÜRKİYE’DE OLDUKÇA // Ahmet Kılıçaslan Aytar


İSLAMÎ CİHAD LİDERİ TÜRKİYE’DE OLDUKÇA

B.Obama, Başkan olurken ABD’nin aşırı güçlü askeri-endüstriyel merkezi, milliyetçiliği ve ırkçılığını besleyen kültürel emperyalizmi ve doymayan şirketlerinin neden olduğu ‘şeytani güç’ imajından rahatsızdı.
Alenen ABD’yi dönüştürme konusundaki radikal fikirlerini açık etmedi ama kendisini hep bir vatansever olarak gösterdi.

*
Bugün Başkan Obama’nın, geride bıraktığı altı yıllık mirası;
Libya’da, Mısır’da, Suriye, Irak, Yemen’de anarşi ve iç savaşlardır.
Ortadoğu’da çıkarları doğrultusunda Rusya’yı ayağa kaldırmak, bu suretle ABD Ulusal Güvenlik Stratejisindeki en önemli faktör olarak Çin’in Ortadoğu’nun yerini alması öngörüsünü sağlayamamaktır.
Dünya’yı Ortadoğu’da beslediği İŞİD terör örgütünün tehditi ile karşı karşıya bırakmaktır.
Erdoğan’ı İslamcı eğilimlerinde cesaretlendirerek cihatçı kesimlere lider etmiş olmaktır.

*
Ne ki İran’ın nükleer programına ilişkin müzakereler ekonomiden siyasete, bölgesel ve küresel etkileri olabilecek bir anlaşma ile sonuçlanmıştır.
Şimdi İran’ın dünya politikasına eklenmesi ve Ortadoğu’da istikrarın oluşması benzeri fikirler tartışılıyor ve Ortadoğu’nun kartları yeniden dağıtılıyor…

*
Öncelikle Başkan Obama’nın, ‘şeytani güç’ imajını değiştirmek üzere ABD’yi dönüştürme konusundaki fikirleri yönünde politika üretmesinin önü açılmıştır.
Çünkü İran ile yapılan anlaşma, tam da ABD’nin, Rusya ve Suudi Arabistan’ın önünde dünyanın bir numaralı petrol üreticisi olduğu zamana denk gelmiştir.
Artık ABD’nin Ortadoğu petrolüne ihtiyacı yoktur, halâ ilgilenmesinin sebebi ise doların tedavülde kalması isteğidir.

*
Anlaşma, elbette kırk yıldır ikili ilişkilere sahip olmayan İran ve ABD arasında ilişkileri tesis eden bir adım olarak yorumlanamaz.
Çünkü bir tarafta İsrail; anlaşmayı "Dünya için tarihi bir hata" şeklinde değerlendirmekte,
Öte yanda İran; hem nükleer başlıklar ve bombalar ile donatılmış İsrail’i bütün bölge ülkelerinin varlığını tehdit eden terörist bir ülke olarak tanımlamakta,
Hem İsrail ve Suudi Arabistan’ı bütün İslam ülkelerinde terörist grupları örgütleyip beslemekle, Ortadoğu’da yeni devletçikleri organize etmekle suçlamaktadır…

*
Yine de anlaşmanın henüz başlangıcında güçler ilişkisinde önemli değişiklikler olmadan, güvenlik alanında IŞİD’le ortak mücadele gibi bazı işbirliği girişimleriyle ikili ilişkilerin şekilleneceğinin belirtileri alınıyor.
İsrail-Filistin arasında çevre ülkeleri de kapsar bir barış planının yürütülmesinin kolaylaşacağı,
İran’ın, özellikle İsrail’i ve bölgeyi ateşe sürükleyecek bir politika yürütmekten alıkonulacağı umudları yeşeriyor.
İran’ın İslam devrimini yayma çabasından vazgeçmesi halinde Filistin’de, Lübnan’da, Suriye, Irak ,Yemen ve Bahreyn’de etkisini sürdürmesi kaçınılmaz görünüyor…

*
Bu noktada Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov’un "Türkiye ve Suudi Arabistan’ın, kötü ilişkilere sahip olduğu Suriye ile çabalarını birleştirmesinin gerçekçi olmadığının farkındayım. Ancak IŞİD ile mücadele ederken, gerçeklikten ziyade gerekliliğe öncelik verilerek hareket edilmelidir" ifadesiyle hem Türkiye,hem Suudi Arabistan’ı IŞİD ile mücadele koalisyonuna çağırmasının büyük önemi vardır.
Devlet Başkanı Putin’in Rusya’nın Suriye’ye olan desteğinde bir değişiklik olmayacağı, Suriye halkının istekleri doğrultusundaki siyasi çözümleri destekleyeceği açıklaması da dikkat çekiyor.
Bu Rusya’nın Esad’ı demokratik olarak seçildiği yedi yıllık dönemde destekleyeceği anlamına geliyor…

*
Bununla birlikte Rusya’nın Türkiye ve Suudi Arabistan’a İŞİD terör örgütü ile birlikte mücadele edilmesi teklifi:
Birincisi; Türkiye’nin Suriye’de İŞİD ve diğer terörist guruplara verdiği desteği kesmesi, Türkiye’nin Suriye’de yenilmiş olduğu ve Kürtlerin kuzey Suriye’deki etkisinin zayıflatılmasıyla ilgilidir.
İkincisi; Rusya’nın terörizm ile mücadele eden Mısır, Libya, Cezayir, Suudi Arabistan ve Kuveyt başta olmak üzere terörizmden zarar gören bölgesel ve küresel ülkelerin çoğuna önderlik yapması ve terörizmden yaka silken bu ülkelerin desteğiyle birlikte Türkiye ve Suudi Arabistan’dan tutumlarını değiştirmelerini öngörüyor.
Üçüncüsü; Suriye’nin konumunun güçlendirilmesini, yeni müttefikler kazanmasını kapsıyor.

*
Üstelik Amerika da İran’ın Suriye konusunda daha yapıcı bir rol almasına karşı çıkmayacağını, İran’ın müdahalesinden memnun olabileceğini hissettiriyor.
Hatta Başkan B.Obama, Suriye’deki sorunların Rusya, Türkiye ve diğer ilgili ülkelerin desteği olmadan çözülemeyeceğini, İran’ın da Suriye görüşmelerinin bir parçası olması gerektiğini söylüyor…

*
Yoksa, ABD dış politikasının Ortadoğu hengamesi sırasında Washington’un uzun süredir önem vermediği Rusya’nın savunma ve güvenlik alanlarında öncelikli istikamet haline gelmesi, yerini işbirliğine mi bırakıyor?
Öyleyse ABD, Batı Avrupa ve Ortadoğu’da konuşlanmış birliklerini Uzak Asya’ya kaydırmayı sürdürebilecektir, fakat Ortadoğu’nun güvenliğini de başka bir şekilde sağlayacağı anlaşılıyor…

*
Mesela, seçimde iktidarının mutlak çoğunluğu kaybeden ve yeni hükümet kurma çalışmaları yapılırken, Erdoğan’ın belirlediği Türk dış politikasının,
İran ile yapılan nükleer anlaşmanın Ortadoğu’da oluşturacağı yeni konjoktür çerçevesinde yeniden şekilleneceğini görmek gerekiyor.
Erdoğan’ın Türkiye’nin bölgeyi nüfuzu altına alma hayallerinin, Müslüman Kardeşlere ve IŞİD terör örgütüne desteğinin sonuna gelinmiştir.
Ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki yenilgisinin, olası başka unsurlarla pahalıya mal olacağını da söylemek gerekiyor…
Özellikle PKK ve İŞİD terör örgütlerine azami dikkat gerekiyor.

*
Filistin Devleti’nin uluslararası tanınma meselesi, ABD-İran anlaşmasının imzalanmasının ardından halledilecektir.
Filistin Devleti’nin tanınması, Filistinlilerin on yıllardır peşinden koştukları topraklarına dönme haklarına son vermektedir ama başka fırsatları sunuyor;
ABD ve Suudi Arabistan, bu yeni ülkenin ekonomisi geliştirmek için yatırımlar yapmaya hazırlanıyor…

*
Geriye, ABD-İran arasında sürdürülen görüşmelerin ilan edildiğinden beri İsrail ve onunla gizli müzakereler yürüten Suudi Arabistan kalıyor.
İki ülkenin işbirliğinin bir ürünü olarak, ABD’nin Arap Ligi himayesinde, fakat İsrail kumandasında Ortak Arap Savunma Ordusu kurulmuştur.
Bu suretle İran, Ortadoğu’da nüfuz ettiği alanlarda karşısında Sünni Arapların oluşturduğu bir savunma örgütü bulacaktır.
Nitekim halihazırda İsrailli pilotlar "Ortak Arap Savunma Ordusu" adına Suudi bombardıman uçaklarını kullanarak Yemen’de savaşıyor!

*
Ne ki Suudi Arabistan siyasal alanda, Körfez ülkelerinin demokratikleştirilmesi, İran rejimini ılımlılaştırma mücadelesini sürüklerken,
Rusya ile büyük ekonomik anlaşmalar ve işbirlikleri imza ederek yeni bir siyaset biçimine yöneldiğinin işaretlerini de veriyor.
En önemli sorun, İsrail ve Suudi Arabistan’ın bağımsız Kürdistan ve Suriye ile Irak toprakları üzerinde Sünni Araplar için bir koridor oluşturma çabasının,
Bu yolla Türkiye’yi, İran’ı, Irak’ı ve Rusya’yı zayıf düşürme siyasetinin nereye varacağıdır?

*
Ortadoğu için bir diğer alternatifi ABD Dışişleri Bakanı J.Kerry "Kongre anlaşmayı öldürürse, İran’daki nükleer tesisler denetlenmeyecek, İran’a yaptırım uygulanmayacak ve yeni müzakereler de olmayacak. Bu durumda ABD her zaman İran’a karşı, tek yanlı önlem kararları alabilir" ifadesi ile açıklıyor!

*
Ortadoğu’da İŞİD terör örgütü ile yeni mücadele yöntemlerinin geliştiği ve Türkiye’nin Suriye’de yenilgisinin anlaşıldığı bir sırada, Erdoğan’ın desteklediği IŞİD terör örgütü Şanlıurfa/ Suruç’u kana bulamıştır.
Çünkü yılanın başı halâ oradadır, o’nun zihniyetinden hesap sorulmadığı, bedel ödettirilmediği, kirli iktidarından uzaklaştırılmadığı sürece bu ülkeye ve bölgeye istikrarın gelmesi olası değildir…

21.7.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

SiyasetMeydani (Cevap 2) Türkiye’nin bağımsız bir ülke olduğu doğrumu, yalan mı?


Sayın Gürbüz BeyYanlış anlamışsınız. Bir kere orada gayrimüslimler gibi bir konu geçmiyor. Ya sizde Yahudilere teslim olup boyun eğip kurtulacaksınız yada Hristişyan olup kurtulacaksınız Bunun başka çıkışı yok diyor. Burada ekonomi çıkarlar.diğer konuların tümü devre dışı kalyor.
İslamı terk edip Yahudi ya da Hristiyan olmadıkça onların size düşmanlığından kurtuluş yoktur deniliyor. Yani bizler islam dinini terk etmedikçe gizli ve açık düşmanlıkları devam edecektir. Bizim farklı şekillerde izaha çalıştığımız soğuk ve sıcak savaşların tümü 1) Müslüman olmamızdandır.2) Türk olarak Müslümanlığı canını ortaya savunan en büyük düşmanları da Müslüman Türklerdir. Çünkü İslam alemini bu duruma Türkleri yenerek düşürmüşlerdir ve Türkler ya onların dinlerine girmeden ya da tamamı öldürülüp temelli ortadan kaldırılmadan kendilerini rahat kabul etmeyeceklerdir. Allah bu Ayet ile aranızdaki gerçek savaş sizin müslüman olmanız ve onlarında Müslümanları imha etme gayretlerinin asla sona ermeyeceği için bu büyük savaşa hazırlanın demektir.Bunu anlayamayanlar bundan sonrada anlayamayacaklardır..

Bakara 120
(Medenî 87)
Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
Nisâ 160
(Medenî 92)
Yahudilerin yaptıkları zulümden, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmelerinden, menetmelerinden dolayı kendilerine (daha önce) helal kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık.
Mâide 51
(Medenî 112)
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.

Bu durumda anlamamız gereken gerçeğin özeti. hazır ol cenge eğer istersen sulh-ü salah demektir.
A.D.Şimşek

19 Temmuz 2015 22:58 tarihinde Grbuz Guvendag <gurbuz1943> yazdı:

Kıymetli Ahmet Bey,

Sizin bana gönderdiğiniz ayeti ben söyle anlıyorum.Müslümanların çevresinde ki gayri Müslümler,müslümanlar a karsıdırlar ve onlara cesitli oyun oynarlar.
Müslümanlar da bu oyuna düsmemelidir.

Simdi gelelim saadete.
Su anda Gayri Müslümler hangi oyunu oynuyorlar?Müslümanları nasıl fitne icine sokuyorlar,müslümanları çökertmek icin hangi medya programı hazırlamıslar,
hangi kültür programları geçerli,ekonomik olarak sistem leri ne?Siyasetleri ne?
Icerde hangi adamlar onlara çalışıyor?Askeri acıdan hangi güçlere sahipler ?

Tüm bunlara karsı Müslüman Türkler hangi politikaları izlemeli.
Siz ,cami kapısında dilenci mantığı ile bu islerin cözüleceğine inanıyorsanız,diyecek
bir sey yok.

Bakın camilerde ki bazı vaizleri,söyle konuşuyor.Bu dünya önemsiz,siz calısmayın,paranız varsa ,helal haram demeden bize verin bizde bunları Kuran-ı Kerim Kursları acarak değerlendirelim.Zeka tınızı bize verin.Peki bu imamlar,
Müslümanlara karsı kurulan tuzakların farkında degilmi?Niye paraları bu tuzakları yıkmak icin harcamıyorlar?
Dünya önemsiz ise,niye para istiyorlar.
Kuran-ı kerim öğrenmek parayla mı olacak?
Müslümanım diyen ,Kuran-ı Kerim bilenler ,bilmiyenlere parasız öğretmiyorlar?
Kuran-ı Kerim öğrenmek icin para gerekiyorsa,müslümanlar cok para kazanmalıdır.

Tanıdıgım genç bir kız,internetten binlerce harften ibaret japon dilini internetten öğrendi ve Japonya da yüksek tahsil yaptı.
Insanlar ,gercekten inanmış ise azm eder ve Kuran-ı Kerim i öğrenir.

Yanlısları surda,Dünya yı cok sevmeyeceksin.Bu dünyada,ahlaklı çalışacak,helal kazanacak,onunla da hayrını yapacaksın.

Altının ,değerini ölcmek icin mihenk tası .bir cok hastalığı bulmak icin cihazlar ve testler vardır.
Siz ,Müslümanlara karsı yıkıcı gruplar var oyunlar var deyip,ülkemizdeki bir kac grubu suçluyor;
bu arada esas yıkıcı,kendini gizliyen,Müslüman ,Türk görünümlü düsmanları da ,
Truva atının içinde gizliyorsunuz.
Burada tam Lawrens taktiği uygulanıyor.
Osmanlı kötü,Ada Krallığı ve Davudiler iyi deyip,Arabları kör kuyuya atma planı isliyor.
Paralel yapı kötü,peki Vahailer iyimi?

Kuran -ı kerim de Allah ”Adil ”olun diyor.

Bugün ,Ankara da Bahcelievlerde bir cafe de oturuyordum.
Arkamdaki masada gençler vardı.
Gencin birisi,bir Anadolu sehrinde tarikat merkezine gittiğini ,salvar giydiğini,
ve sakal bırakıp 3 ay kaldığını söylüyordu.
Ve ,burada Allah dostları ile görüştüğünü,Allah katına cıkmıs imamlar la karsılastıgını,bir takım olağan üstü olaya sahit olduğunu anlatıyordu.

Allah nedir? Insan nedir?Allah katı neresidir?

Sonsuz küçük ile sonsuz büyük arasında,bir yaradılısın ortasında yasıyan insan,
Allah katına nasıl cıkar?Yüce Allah yaratıcıdırAllah madde aleminde olamaz.
Allah ,protonların içinde olmaz.Allah ,yıldızlar da bulunmaz.O,mekandan ayrıdır.

Allah ın dostu nasıl olunur?
Bu genc,salih ameller isliyerek ve ibadetle Allah katına çıkılabileceğine inanıyordu.
O zaman ,cennet cehennem kavramlarına ne gerek var.Bu kisiler yüce yargı kuruldu da bunlara diplomamı verildi?
Bu tarikat merkezinde ki imamlar gecimlerini nasıl sağlıyordu?
Para nerden geliyordu?
Buraya yardım eden zenginler ,parayı nerden kazanmıs?
Kazandıkları helal mi,harammı?
Buraya verilen paralar da haram varsa,haram parayla Allah katına cıkılmaz.

Ali imran ,191 ve 192 de yüce Allah mealen”
Akıllarını işletenler ,ayakta,yatarken Allah ı anarlar ,gökte ve yerde yaratılanları düşünürler ,diyor.
Rusya nın güçlü uçakları,Global gücün ucak gemisi ni düşünüp,Allah nelere kaadir desem ,Allah ı anmış olurum.
Fleming,peynir küfünden ,pensilin bulmus,Alman bilgini ,Sögüt ağacı kabuğundan
aspirini yapmış,Allah ım ne büyüksün dediğim zaman da Allah ı anıyorum.
Su Müslümanlara bak,su veya bu sekilde,Gayrimüslümler,Allah ın nimetlerinden
yararlanırken ,sadece yatıp,zikir yaparak ayakta kalmaya çalısıyor ve gayri Müslümlere kölelik yapıyor dediğim zaman da Allah ı anmıs oluyorum.
Allah ım cok ilginc,akıl verdiğin bir takım adamlar ,aklını kullanamıyor dediğim zaman da Allah ın yarattığı bu düzeni görmüş ve onu anmıs oluyorum.

Ben Liselerde Fizik,matematik,Kimya ögretmenligi yaptım.

15-16 yasındaki imam-hatip öğrencisine ,siz Fatiha suresini bile anlatamazsınız.
Kainat ve insan ın Yüce yaratıcısı,ne demektir?

Kainat dediğiniz zaman ,Yıldızları ,atomu ,Kuantum u anlatmalısınız.
Insan dediğiniz zaman da insan ı beyinden alıp ,kalp atışını,sindirim sistemini ,toplum yaşamını,tarihi,kültürü,dili ,sehri,medeniyeti
anlatmalısınız.

Sizin o kutsallastırdığınız ,siyasilerin tümü bir araya gelse bu isin içinden cıkamaz.
Yüzbinlerce laf kalabalığından,Kuran-ı Kerim in bir ayeti bile çıkmaz.
Milyonlarca sivrisinek bir araya gelse bal arısı ailesi yapamaz.
Yüzbinlerce cahil dinci bir araya gelse,gercek alimi anlıyamaz ve seçemez.
Gur-Buz

On Sunday, July 19, 2015 12:26 AM, "ahmet dogan Simsek ahmetdogan.simsek [SiyasetMeydani]" <SiyasetMeydani> wrote:

Sayın Gürbüz BeyŞu ya da bu şekilde siz bir Müslümansınız. Kuar’ın Allah dan olduğunu kabul eder ona itiraz etmezsiniz. Bu yüzden Size verilecek cevabı bu ayetin verdiğine inanıyorum.Ayrıca bana laf düşmez diyede düşünüyorum.
Bismillahirrahmanirrahim

Bakara 120
(Medenî 87)
Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

18 Temmuz 2015 23:33 tarihinde Grbuz Guvendag <gurbuz1943> yazdı:

Sayın Ahmet Bey,

Mahallede on kabadayı var,siz ,yahu benim kabadayım iyi öbürleri kötü diyorsunuz.
I.dünya savası öncesini bırakalım,II.dünya savasına bakalım.
61 milyon insan hayatını kaybetmiş.
Sebeb,dünya pazarlarını paylasma cabasıdır.
Anglo grubu kazanan taraf oldu.
TC ,tarafsız görünsede ,Almanya ya Krom sagladıgı ve Anglo tarafında yer almadığı icin cezalandırıldı.Ve büyük bir Ambargoya maruz kaldı.
Biz den yumurta bile almadılar.

Hitler orduları ,Edirne sınırındaydı ve her an TC nin işgali söz konusuydu.

Atlantik Organizasyonu,bize,Sovyet işgali karsısında ,Güney cephesini savunma görevi verdi ve biz sadece 2-3 gün Sovyetlere karsı savunma yapabilecektik.
Sadece ,Kara ordusu vardı.
Neymis,bagımsız olmamısız.
Elciliginde calıstıgınız,dünyanın 3. üretim gücü Almanya bile hala bağımsız
değil.

Bagımsız ,olunamaz,sadece bağımsızlık yolunda ilerleme olur ,oda,

Calısmakla olur.

Plajda ,binlerce insan bir noktaya kum tanesi atsa,düzgün ,planlı ev yapma
sansı milyar da bir ihtimal olabilir.

Milyonlarca cahil halk bir araya gelse,bir lider seçse ,bu secimden akıllı,egitimli,aydın lider çıkma ihtimali 100.000 de bir olabilr.
Kurbagalar calıssa ,Kus olamazlar.
Ben CHP tutkunu değilim.Fakat CHP bağımlı,Millet partisi bağımsız demenin
anlamı yok.
Sen Finlandıya elçiliğinde calıstın ,Finlandıya ajanısın ,ben Avusturya elciliğinde
calıstım ,Avusturya ajanı değilim demenin de anlamı yok.
Su türbanlı ,cok temiz,bu bası acık cok kötüde denemez.

Insanın , beyninden ne geçtiğini ,hangi arzuları hissettiğini bilemeyiz.
Kimin nefsine hakim olduğunu ,kimin olamadığını da bilinmez.
Fakat,dünyamız da büyük bir yozlasma olduğu bir gercek.
Global Sermaye acımasız.
Hem Global Sermayeden yana olacaksın ,hemde ahlak dan bahsedeceksin.
Hem ,faizle para toplıyacaksın hemde faize karsı olacaksın.
Hep duality(Celiski) olacak.hem imandan bahsedeceksin.

Burdan ,kafası beyni karışık insan yapısı cıkar.
Cahil adamlar kitlesinden,bagımsız adam da ,toplumda olmaz.
Gur-Buz

On Saturday, July 18, 2015 3:18 PM, "ahmet dogan Simsek ahmetdogan.simsek [SiyasetMeydani]" <SiyasetMeydani> wrote:

Sayın Gürbüz BeyFutbol takımlarını sayar gibi siyaset oyununda oynayan oyuncuları saymak ile futbol hastası olmuş insanları, futbol hastalığından kurtaramazsınız ki, Bu işi bütün dünyaya yaygınlaştırıp alt tarafı çocuklar için bir eğlence olan futbol hastalığını yayarak insanların belki %90 a yakınının beyin kapasitesinin çok önemli bir tarafını bu oyuna çekerek dünyayı yönetenlerin oyunlarını algılama imkanından tüm insanların benzer oyunlar ile üst akla ulaşma ve Kaf dağında yaşayan masal devini öldürmek için hangi kalelerde gizli olduğu bilinmeyen can fanusunun içindeki o devin kalbini o fanusu kırarak yok edebilesiniz.
Masallar dahi boşuna anlatılmış değillerdir. Şimdi hayata gelmiş olan bir zamanların geleceğinin insanlarına bir uyarı olarak o şifreleri çözmedikçe hepiniz deccalilerin kölesi kalmaya mahkumsunuz mesajını dahi okumak dan anlamaktan irfan ile yorumlamaktan aciz bırakılmışız. Oyun sizin anlattıklarınızın çok üzerinde. Halkın güç yetirebileceği işler değil. Halkın içinden çıkacak üst akılların şifresini çözecek kabiliyetlerin desteklenmesi yerine halkı oyuna sürerseniz Futbol takımları gibi, Kimi PKK spor kimi DAİŞ spor. Kimi liberal spor, kimi CHP spor. MHP spor. Sisi Spor. Beşer Spor. Saddam Spor, Putin Spor,. Kralice Elizabeth spor ve saymakla bitmeyecek takımların bir birlerini ve hakemleri suçladığı bir kaos dışında bir yere varamazsınız. Putbol gibi takım hastalıklarına düşmüş insanlarında ulan bu futbolu insanlığı oyuna yönelmek le esiretmek amaçlı kim kurdu sorusunun dahi cevabını soramazsınız ki cevabı bulasınız. Hadi buldunuz diyelim oda isimlerden bir isimdir. Zaten ölmüştür ve oyun insanlıkla oynamaya devam etmektedir. Aldığımız eğitimler, dikkat ediniz adı üstünde eğitimdir. Kendi oyunlarımızı yazabilecek kabiliyet öğrenimi bunun içinde yoktur. Eğitim kişiyinerede çalıştıracaksan ona eğitmektir. Biz süngü talimi ileeğitildik. Düşmanın nükleer füzelerini süngünün ucu ile yakalayıp bir geri çeleriz.Gönderen ülke berhava olur zannına mahkum bireğitimden geçtik.
Fen liselerinde zeki çocuklar ayıklanıp yurt dışındaki efendilere iyi maaşlı köleler oldular ve onları güçlendirdiler. Diğerleri ne oldu biliyor musunuz. Bir genç doktor hanım anlatmıştı. Yurt dışına gitmeyi kabul etmeyip Tıb fakültesine devam etmiş. Tıb fakültesinde yıllarca diğer arkadaşların benim seviyeme gelecekleri zamanı bekledim ve onlarda benim halime geldikten bir süre sonra hepimiz mezun olduk diye bana anlatmıştı. Bu ne demektir biliyor musun. 6 yıllık tıb fakültesinde beş yıl arkadaşlarının kendisine yetişmesini beklemek yerine Yut dışı teklifini kabul etse idi o beş yılda bir tıb mezununun belkide 15- 20 yıl önüne geçecekti. Ama alıştırıldığı hayat da çalıştığı laboratuvarlar da kendi ülkesinde olmadığından vatanına dönse vardığı durumdan amelelelik etmeye dönüşecek ve ülkesine hem yardım edemeyecek hemde kibirli sözde bilim adamı müsvetteleri tarafından da dinlenmeyeceği için çürüyüp tüm gelişmiş kabiliyetlerini körelmeye terk etmek zorunda kalacaktı.
Bir kaç bin kişilik düşmanlarımız tarafında eğitilip silahlandırılmış acımasız ve ahlaksız PKK ya da DAİŞ’e karşı o bölgedeki yirmi milyona yakın sınırın iki tarafındaki Müslüman Kürtler hiç bir şey yapamıyor. Saygın Aşiret lideri ve dini açıdan da çok saygın bir Şeyhin Torununu kaçırıp kendilerine teslim olup kendi taraflarına aşireti ile birlikte geçmesi ve ödeyemeyeceği kadar büyük bir mebla isteniyor. Masal anlatmıyorum.Olayı bilen ve yaşayan bir kaynak kişi den söz ediyorum. (isim açıklanamaz) Sonunda dedikleri kısmen yerine getirilip tamamı getirilemeyince önce kaçırılan çocuğa tecavüz ediliyor. Sonrada erkeklik organı dibinden kesilip dindar ve Müslüman aşiretine teslim ediliyor. O çocuk şimdi kızların hayran hayran bakıp aşık boylu boslu Arslan gibi bir yiğit olduğu halde bütün çileleri kendi içinde ve bilen yakınlarının acıları ile birlikte yaşıyorlar. Sizin eleştirdiğiniz en kötü Müslüman kişiler dahi bu PKK kılıklı düşman kafir ve zındıklarının yaptığı alçaklıkların bir parçasını dahi yapmaktan Allah dan korkarlar. Sizde kafirin kamçısı görevini yüklenip Müslümanlara vuruyorsunuz. Bu Türklerinde tamamını yok oluşa götürüyor. Bir kısmı Çin de bir Kısmı Sovyet Rusyasında bir kısmıda Türkiyede ayyaşlar eş cinseller lezbiyenler rüşvetçiler ahlaksızlar oldukları için bazı makamlara getirilip PKK gibi yapıları destekleyip kendi dünyalık keselerini doldurmak derdindeler. Zatı Aliniz bu kötülerden değilsiniz ama onlara çalıştığınızın farkında da değilsiniz. Bir kaç gündür tüm melanetlerin kurgulayıcıları tarafından yapılan bir haber ile rezil edilen Cüppeli hoca konusuna girmedim.
Çünkü girecek olsam koskoca sömürge ve ihanet medyası ile kavgaya güç yetiremem. İşin aslınıda tam bilmiyorum. Ama habere baktım. Cüppeliye isnat edilen çirkin bir haber var. Ama daha çirkini başka bir yerden alınıp sanki bu doğruluğuna değil çarpıtılma olduğunu düşündüğüm habere başka yerden alınıp ilave edilmiş erkek spermi temiz midir necis midir tartışması da öyle yazılmış ki adeta kadının insan tohumu yemesi yutması havyar yemek gibi kadına zevk verir demeye getirilip onuda Cüppelinin sırtına yükleyecek şekilde yazıya katmışlar. Bu haber kullanılıp müslümanlar dahi diğer kafir ve müşrikler gibi önce insan tohumu yemeye alıştırılsınlar sonra dünyada bazı yerlerde olduğu gibi çokları bebekleri yemeye başlasınlar ve sonunda yamyamlığı doğal kabul etmeye başlasınlar deneylerinin başlangıcı bir habere benziyor. Daha doğrusu İslam aleminde başlangıcı, yoksa bazılarında zaten sürüp giden yamyamlığa dönüşmüş hali de yaşanıyor.
İnternette alışılmadık görüşleri ve yazıları dolaşan Sayın Remzi Aktaş(Araştırmacı-Mühendis-USA Bilim Kulübü Üyesi).Arkadaşımızın son yazılarından biri olan
DÜNYA’YI DEHŞETE DÜŞÜRECEK,DECCAL VE MEHDİ SAVAŞLARI:(Türk ve İslam alemini,Yüksek teknoloji ve Psikolojik savaştan korumak)

Başlıklı yazısını da dikkate alarak okumanızı tavsiye ederim. Artık eloktronik manyetik, subluminal telkinler ve bu telkinler ile yönlendirici hipnoz konularına da dikkatinizi çekmek isterim. Daha fazlasını osöyleyemiyor. Kariyeri zarar görür. Ben söylemiyorum. adım deliye çıkr birdaha söyleyebildiklerimi dahi yazamaz olurum diye.
İşler o kadar basit değil.
Selam ve Saygılarımla
A.D.Şimşek
18 Temmuz 2015 10:02 tarihinde Grbuz Guvendag <gurbuz1943> yazdı:

Bagımsız değiliz diye TC ordusuna ,Türk milletine ,Türk aydınlarına saldırmak ,sadece bir Global Gücün emirlerine göre hareket etmektir.
Rahmet li Erbakan Hoca,Almanyada eğitim almıştı ve Islam Birligi
düşüncesi ile yola cıktıgında,kendisine karsı Global Gücün olusacak tepkisini
göremedi.

Almanya,I.dünya savasına Osmanlıyı savas a sokarken ,Petrol sahalarına girmeyi planlamıstı.
Kendi çıkarı icin bizi bitirdi.

Önceki yıllarda bazı sol cu kesimler ki bunlar Sovyet rejimini ve Mao düzenini savunurlardı,Bagımsız Türkiye ideolojisini kullanırlardı.
”Bagımsız Türkiye ” sloganı ağızlarında idi.
Neymis efendim,Davudi-Anglo Gücün kontrolünden kurtulacağız ve Sovyet düzenini
kabul edip ve bağımsız olacakmışız.

Bagımsız ,bilim adamlarınız,güclü ekonominiz,silahlı gücünüz , yoksa,bagımsızlıkta hayaldir.
Dinimiz bile bağımsız değil.Gayrimüslümlerin görüşlerini bize Islami diye sunuyorlar.
Bu dünya önemsizmis,ahret icin çalışmalıymıs.Dünya da haram -helal anlayışı yoksa,adaletten uzak,yagmacı bir zihniyetle yaşanırsa,ahrete nasıl gidilir?

Osmanlının,Yunanistan ı 300 sene yönetmesini gururla anacaksınız,bizim üzerimizde, 1700 yıllarından beri baskı kurmus ,Global güçlerin baskısını da
beğenmediğiniz Siyasi gruplara yıkacaksınız.

TC,II.dünya savasına girmedi.Savası kazanan Gücler savaş sonrası ,prensiplerin
bize uyguladılar.Bundan normal bir sey olmaz.
Mısır ı işgal edersen ,kuralı da Osmanlı koyar.Fransa ,Mısır ı işgal ettiyse orayı,Osmanlıyı yıkmak icin kullanır.
TC nin yapacağı bir sey varmıydı?
Ekonomi zayıf,agır is makineleri yok.Sanayii hak getire.Petrol yok.Okul,Üniversite yok.
Ekonominizi söyle olacak,egitiminiz böyle olacak,askeriyeniz Atlantik ittifakı icinde
bulunacak:”Aglama Duvarı Devletini ” kuruyoruz,bunu kabul eden ilk ülkelerden
olacaksınız.Adaları Yunanlılara verdik kabul edeceksiniz ,karayolları projenizi,Californiya düzenine göre yapacaksınız dediler ve yaptık.

1948 de Global gücle yapılan eğitim anlaşmasında,hakim kişinin bu ülke elcisi
olduğunu bilen kac kisi var?

Su anda ,TC de uygulanan milyonlarca imam hatipli yetiştirme projesi,Global güc
tarafından hazırlanan bir projedir.Mesleki-teknik eğitim bu ülke de uygulanmayacaktır.Bu proje dincilerin politikası değildir.

Bir siyasininin ,Dünya Banasından gelen oglu ,isi yönetiyor.Hala anlamıyormusunuz?
ITÜ lü solcu bir genc,”Egitim Üretim içindir ” seklinde bir kitap yazmıstı.Cocugun
canına okudular.
Ben solcu değilim,fakat gercekten önemli bir yazıydı.
Kapitalist Global gücün makalelerini okuduğum zaman hayret etmiştim.
Adamlar bir sosyal konuyu islerken bunu hem kapitalist ,hem sosyalist acıdan inceliyorlar.Fakat ,Islami acıdan incelemiyorlar.
Islami bir görüs acısı olduğunu kabul etmiyorlar.
Bir kişi solcu olsun ve Günes var desin.Bu adam dedi diye Günesin varlığını kabul etmiyecekmiyiz?

Bagımsızlık ,ancak bilincli calısmakla olur.
Nerde bağımlıyız,nerde bağımsızız,ona bakmalı.
Kore ,bağımsız olmaya çalışıyor.Olamıyor.Cin bile bağımsız değil.
Rusya ,bile tam bağımsız olamıyor.
Petrol fiyatlarını kırıp ,onu zor durumda bıraktılar.
Iran ,anlasma yapmak zorunda.
Bize ,Libya yı çökert dediler ,çökerttik ,elimize bir sey gectimi?
Suriye yi yık dediler.
Sebeb ,Suriye de bulunan 250Trilyon m3 Dogal Gaza ,Batının el koyma isteği.
Cünki,15 sene icinde bir Buzul cagı bekleniyor.
Avrupa çökecek.Yeni Kıtanın Kuzeyi donacak.
Enerji gerekli ve simdiden hazırlık var.
Bizde kullanılıyoruz.
Icimizdeki ,yabancı ajanlar da harıl harıl Almanya icin calısıyor.

Siz ,Almanya nın ,orda calısmaya gitmis ,isçilere kanca atmadığını mı sanıyorsunuz?
Bulgaristan dan gelen Türklerin arasına Bulgar istihbaratı sızmıştı.
Yunanistan dan gelen Türklerin arasına Yunan istihbaratı sızdı.
Rusyadan gelen güzellerin bir kısmı Rus ajanıydı.
Suriye den gelen lerin arasında ,Suriye istihbaratı da vardır.
Herkes akıllı da biz mi aptalız.
Ahmet bey,samimi Islam ı ,Kuran-ı Kerimi inceler ,evvela insandan put yapmazsanız,Bagımsız olursanız.
TC de bağımsız olmaya baslar.
Bağımsız ülke ,bağımsız vatandaşlar ile olur.
Gur-Buz

On Friday, July 17, 2015 6:38 PM, ZEKI SAHIN <zekisahin> wrote:

Değerli Üstad,İşaret ettiğimiz hususlarda mutabakat halindeyiz. Bu gizli sırları başkalarına da öğretmek için Yüce Allah Sulean Peygambere yardımlagörevli Cinler gibi Internet Cinini bize hizmete amade kılmış elhamdülillah…
Selam ve saygılar.

Android’de Yahoo Mail’den gönderildi

SiyasetMeydani (Cevap 2) Türkiye’nin bağımsız bir ülke old uğu doğrumu, yalan mı?


Kıymetli Ahmet Bey,

Sizin bana gönderdiğiniz ayeti ben söyle anlıyorum.Müslümanların çevresinde ki gayri Müslümler,müslümanlar a karsıdırlar ve onlara cesitli oyun oynarlar.
Müslümanlar da bu oyuna düsmemelidir.

Simdi gelelim saadete.
Su anda Gayri Müslümler hangi oyunu oynuyorlar?Müslümanları nasıl fitne icine sokuyorlar,müslümanları çökertmek icin hangi medya programı hazırlamıslar,
hangi kültür programları geçerli,ekonomik olarak sistem leri ne?Siyasetleri ne?
Icerde hangi adamlar onlara çalışıyor?Askeri acıdan hangi güçlere sahipler ?

Tüm bunlara karsı Müslüman Türkler hangi politikaları izlemeli.
Siz ,cami kapısında dilenci mantığı ile bu islerin cözüleceğine inanıyorsanız,diyecek
bir sey yok.

Bakın camilerde ki bazı vaizleri,söyle konuşuyor.Bu dünya önemsiz,siz calısmayın,paranız varsa ,helal haram demeden bize verin bizde bunları Kuran-ı Kerim Kursları acarak değerlendirelim.Zeka tınızı bize verin.Peki bu imamlar,
Müslümanlara karsı kurulan tuzakların farkında degilmi?Niye paraları bu tuzakları yıkmak icin harcamıyorlar?
Dünya önemsiz ise,niye para istiyorlar.
Kuran-ı kerim öğrenmek parayla mı olacak?
Müslümanım diyen ,Kuran-ı Kerim bilenler ,bilmiyenlere parasız öğretmiyorlar?
Kuran-ı Kerim öğrenmek icin para gerekiyorsa,müslümanlar cok para kazanmalıdır.

Tanıdıgım genç bir kız,internetten binlerce harften ibaret japon dilini internetten öğrendi ve Japonya da yüksek tahsil yaptı.
Insanlar ,gercekten inanmış ise azm eder ve Kuran-ı Kerim i öğrenir.

Yanlısları surda,Dünya yı cok sevmeyeceksin.Bu dünyada,ahlaklı çalışacak,helal kazanacak,onunla da hayrını yapacaksın.

Altının ,değerini ölcmek icin mihenk tası .bir cok hastalığı bulmak icin cihazlar ve testler vardır.
Siz ,Müslümanlara karsı yıkıcı gruplar var oyunlar var deyip,ülkemizdeki bir kac grubu suçluyor;
bu arada esas yıkıcı,kendini gizliyen,Müslüman ,Türk görünümlü düsmanları da ,
Truva atının içinde gizliyorsunuz.
Burada tam Lawrens taktiği uygulanıyor.
Osmanlı kötü,Ada Krallığı ve Davudiler iyi deyip,Arabları kör kuyuya atma planı isliyor.
Paralel yapı kötü,peki Vahailer iyimi?

Kuran -ı kerim de Allah ”Adil ”olun diyor.

Bugün ,Ankara da Bahcelievlerde bir cafe de oturuyordum.
Arkamdaki masada gençler vardı.
Gencin birisi,bir Anadolu sehrinde tarikat merkezine gittiğini ,salvar giydiğini,
ve sakal bırakıp 3 ay kaldığını söylüyordu.
Ve ,burada Allah dostları ile görüştüğünü,Allah katına cıkmıs imamlar la karsılastıgını,bir takım olağan üstü olaya sahit olduğunu anlatıyordu.

Allah nedir? Insan nedir?Allah katı neresidir?

Sonsuz küçük ile sonsuz büyük arasında,bir yaradılısın ortasında yasıyan insan,
Allah katına nasıl cıkar?Yüce Allah yaratıcıdırAllah madde aleminde olamaz.
Allah ,protonların içinde olmaz.Allah ,yıldızlar da bulunmaz.O,mekandan ayrıdır.

Allah ın dostu nasıl olunur?
Bu genc,salih ameller isliyerek ve ibadetle Allah katına çıkılabileceğine inanıyordu.
O zaman ,cennet cehennem kavramlarına ne gerek var.Bu kisiler yüce yargı kuruldu da bunlara diplomamı verildi?
Bu tarikat merkezinde ki imamlar gecimlerini nasıl sağlıyordu?
Para nerden geliyordu?
Buraya yardım eden zenginler ,parayı nerden kazanmıs?
Kazandıkları helal mi,harammı?
Buraya verilen paralar da haram varsa,haram parayla Allah katına cıkılmaz.

Ali imran ,191 ve 192 de yüce Allah mealen”
Akıllarını işletenler ,ayakta,yatarken Allah ı anarlar ,gökte ve yerde yaratılanları düşünürler ,diyor.
Rusya nın güçlü uçakları,Global gücün ucak gemisi ni düşünüp,Allah nelere kaadir desem ,Allah ı anmış olurum.
Fleming,peynir küfünden ,pensilin bulmus,Alman bilgini ,Sögüt ağacı kabuğundan
aspirini yapmış,Allah ım ne büyüksün dediğim zaman da Allah ı anıyorum.
Su Müslümanlara bak,su veya bu sekilde,Gayrimüslümler,Allah ın nimetlerinden
yararlanırken ,sadece yatıp,zikir yaparak ayakta kalmaya çalısıyor ve gayri Müslümlere kölelik yapıyor dediğim zaman da Allah ı anmıs oluyorum.
Allah ım cok ilginc,akıl verdiğin bir takım adamlar ,aklını kullanamıyor dediğim zaman da Allah ın yarattığı bu düzeni görmüş ve onu anmıs oluyorum.

Ben Liselerde Fizik,matematik,Kimya ögretmenligi yaptım.

15-16 yasındaki imam-hatip öğrencisine ,siz Fatiha suresini bile anlatamazsınız.
Kainat ve insan ın Yüce yaratıcısı,ne demektir?

Kainat dediğiniz zaman ,Yıldızları ,atomu ,Kuantum u anlatmalısınız.
Insan dediğiniz zaman da insan ı beyinden alıp ,kalp atışını,sindirim sistemini ,toplum yaşamını,tarihi,kültürü,dili ,sehri,medeniyeti
anlatmalısınız.

Sizin o kutsallastırdığınız ,siyasilerin tümü bir araya gelse bu isin içinden cıkamaz.
Yüzbinlerce laf kalabalığından,Kuran-ı Kerim in bir ayeti bile çıkmaz.
Milyonlarca sivrisinek bir araya gelse bal arısı ailesi yapamaz.
Yüzbinlerce cahil dinci bir araya gelse,gercek alimi anlıyamaz ve seçemez.
Gur-Buz

On Sunday, July 19, 2015 12:26 AM, “ahmet dogan Simsek ahmetdogan.simsek@gmail.com [SiyasetMeydani]” <SiyasetMeydani@yahoogroups.com> wrote:

Sayın Gürbüz BeyŞu ya da bu şekilde siz bir Müslümansınız. Kuar’ın Allah dan olduğunu kabul eder ona itiraz etmezsiniz. Bu yüzden Size verilecek cevabı bu ayetin verdiğine inanıyorum.Ayrıca bana laf düşmez diyede düşünüyorum.
Bismillahirrahmanirrahim

Bakara 120
(Medenî 87)
Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

18 Temmuz 2015 23:33 tarihinde Grbuz Guvendag <gurbuz1943> yazdı:

Sayın Ahmet Bey,

Mahallede on kabadayı var,siz ,yahu benim kabadayım iyi öbürleri kötü diyorsunuz.
I.dünya savası öncesini bırakalım,II.dünya savasına bakalım.
61 milyon insan hayatını kaybetmiş.
Sebeb,dünya pazarlarını paylasma cabasıdır.
Anglo grubu kazanan taraf oldu.
TC ,tarafsız görünsede ,Almanya ya Krom sagladıgı ve Anglo tarafında yer almadığı icin cezalandırıldı.Ve büyük bir Ambargoya maruz kaldı.
Biz den yumurta bile almadılar.

Hitler orduları ,Edirne sınırındaydı ve her an TC nin işgali söz konusuydu.

Atlantik Organizasyonu,bize,Sovyet işgali karsısında ,Güney cephesini savunma görevi verdi ve biz sadece 2-3 gün Sovyetlere karsı savunma yapabilecektik.
Sadece ,Kara ordusu vardı.
Neymis,bagımsız olmamısız.
Elciliginde calıstıgınız,dünyanın 3. üretim gücü Almanya bile hala bağımsız
değil.

Bagımsız ,olunamaz,sadece bağımsızlık yolunda ilerleme olur ,oda,

Calısmakla olur.

Plajda ,binlerce insan bir noktaya kum tanesi atsa,düzgün ,planlı ev yapma
sansı milyar da bir ihtimal olabilir.

Milyonlarca cahil halk bir araya gelse,bir lider seçse ,bu secimden akıllı,egitimli,aydın lider çıkma ihtimali 100.000 de bir olabilr.
Kurbagalar calıssa ,Kus olamazlar.
Ben CHP tutkunu değilim.Fakat CHP bağımlı,Millet partisi bağımsız demenin
anlamı yok.
Sen Finlandıya elçiliğinde calıstın ,Finlandıya ajanısın ,ben Avusturya elciliğinde
calıstım ,Avusturya ajanı değilim demenin de anlamı yok.
Su türbanlı ,cok temiz,bu bası acık cok kötüde denemez.

Insanın , beyninden ne geçtiğini ,hangi arzuları hissettiğini bilemeyiz.
Kimin nefsine hakim olduğunu ,kimin olamadığını da bilinmez.
Fakat,dünyamız da büyük bir yozlasma olduğu bir gercek.
Global Sermaye acımasız.
Hem Global Sermayeden yana olacaksın ,hemde ahlak dan bahsedeceksin.
Hem ,faizle para toplıyacaksın hemde faize karsı olacaksın.
Hep duality(Celiski) olacak.hem imandan bahsedeceksin.

Burdan ,kafası beyni karışık insan yapısı cıkar.
Cahil adamlar kitlesinden,bagımsız adam da ,toplumda olmaz.
Gur-Buz

On Saturday, July 18, 2015 3:18 PM, “ahmet dogan Simsek ahmetdogan.simsek [SiyasetMeydani]” <SiyasetMeydani> wrote:

Sayın Gürbüz BeyFutbol takımlarını sayar gibi siyaset oyununda oynayan oyuncuları saymak ile futbol hastası olmuş insanları, futbol hastalığından kurtaramazsınız ki, Bu işi bütün dünyaya yaygınlaştırıp alt tarafı çocuklar için bir eğlence olan futbol hastalığını yayarak insanların belki %90 a yakınının beyin kapasitesinin çok önemli bir tarafını bu oyuna çekerek dünyayı yönetenlerin oyunlarını algılama imkanından tüm insanların benzer oyunlar ile üst akla ulaşma ve Kaf dağında yaşayan masal devini öldürmek için hangi kalelerde gizli olduğu bilinmeyen can fanusunun içindeki o devin kalbini o fanusu kırarak yok edebilesiniz.
Masallar dahi boşuna anlatılmış değillerdir. Şimdi hayata gelmiş olan bir zamanların geleceğinin insanlarına bir uyarı olarak o şifreleri çözmedikçe hepiniz deccalilerin kölesi kalmaya mahkumsunuz mesajını dahi okumak dan anlamaktan irfan ile yorumlamaktan aciz bırakılmışız. Oyun sizin anlattıklarınızın çok üzerinde. Halkın güç yetirebileceği işler değil. Halkın içinden çıkacak üst akılların şifresini çözecek kabiliyetlerin desteklenmesi yerine halkı oyuna sürerseniz Futbol takımları gibi, Kimi PKK spor kimi DAİŞ spor. Kimi liberal spor, kimi CHP spor. MHP spor. Sisi Spor. Beşer Spor. Saddam Spor, Putin Spor,. Kralice Elizabeth spor ve saymakla bitmeyecek takımların bir birlerini ve hakemleri suçladığı bir kaos dışında bir yere varamazsınız. Putbol gibi takım hastalıklarına düşmüş insanlarında ulan bu futbolu insanlığı oyuna yönelmek le esiretmek amaçlı kim kurdu sorusunun dahi cevabını soramazsınız ki cevabı bulasınız. Hadi buldunuz diyelim oda isimlerden bir isimdir. Zaten ölmüştür ve oyun insanlıkla oynamaya devam etmektedir. Aldığımız eğitimler, dikkat ediniz adı üstünde eğitimdir. Kendi oyunlarımızı yazabilecek kabiliyet öğrenimi bunun içinde yoktur. Eğitim kişiyinerede çalıştıracaksan ona eğitmektir. Biz süngü talimi ileeğitildik. Düşmanın nükleer füzelerini süngünün ucu ile yakalayıp bir geri çeleriz.Gönderen ülke berhava olur zannına mahkum bireğitimden geçtik.
Fen liselerinde zeki çocuklar ayıklanıp yurt dışındaki efendilere iyi maaşlı köleler oldular ve onları güçlendirdiler. Diğerleri ne oldu biliyor musunuz. Bir genç doktor hanım anlatmıştı. Yurt dışına gitmeyi kabul etmeyip Tıb fakültesine devam etmiş. Tıb fakültesinde yıllarca diğer arkadaşların benim seviyeme gelecekleri zamanı bekledim ve onlarda benim halime geldikten bir süre sonra hepimiz mezun olduk diye bana anlatmıştı. Bu ne demektir biliyor musun. 6 yıllık tıb fakültesinde beş yıl arkadaşlarının kendisine yetişmesini beklemek yerine Yut dışı teklifini kabul etse idi o beş yılda bir tıb mezununun belkide 15- 20 yıl önüne geçecekti. Ama alıştırıldığı hayat da çalıştığı laboratuvarlar da kendi ülkesinde olmadığından vatanına dönse vardığı durumdan amelelelik etmeye dönüşecek ve ülkesine hem yardım edemeyecek hemde kibirli sözde bilim adamı müsvetteleri tarafından da dinlenmeyeceği için çürüyüp tüm gelişmiş kabiliyetlerini körelmeye terk etmek zorunda kalacaktı.
Bir kaç bin kişilik düşmanlarımız tarafında eğitilip silahlandırılmış acımasız ve ahlaksız PKK ya da DAİŞ’e karşı o bölgedeki yirmi milyona yakın sınırın iki tarafındaki Müslüman Kürtler hiç bir şey yapamıyor. Saygın Aşiret lideri ve dini açıdan da çok saygın bir Şeyhin Torununu kaçırıp kendilerine teslim olup kendi taraflarına aşireti ile birlikte geçmesi ve ödeyemeyeceği kadar büyük bir mebla isteniyor. Masal anlatmıyorum.Olayı bilen ve yaşayan bir kaynak kişi den söz ediyorum. (isim açıklanamaz) Sonunda dedikleri kısmen yerine getirilip tamamı getirilemeyince önce kaçırılan çocuğa tecavüz ediliyor. Sonrada erkeklik organı dibinden kesilip dindar ve Müslüman aşiretine teslim ediliyor. O çocuk şimdi kızların hayran hayran bakıp aşık boylu boslu Arslan gibi bir yiğit olduğu halde bütün çileleri kendi içinde ve bilen yakınlarının acıları ile birlikte yaşıyorlar. Sizin eleştirdiğiniz en kötü Müslüman kişiler dahi bu PKK kılıklı düşman kafir ve zındıklarının yaptığı alçaklıkların bir parçasını dahi yapmaktan Allah dan korkarlar. Sizde kafirin kamçısı görevini yüklenip Müslümanlara vuruyorsunuz. Bu Türklerinde tamamını yok oluşa götürüyor. Bir kısmı Çin de bir Kısmı Sovyet Rusyasında bir kısmıda Türkiyede ayyaşlar eş cinseller lezbiyenler rüşvetçiler ahlaksızlar oldukları için bazı makamlara getirilip PKK gibi yapıları destekleyip kendi dünyalık keselerini doldurmak derdindeler. Zatı Aliniz bu kötülerden değilsiniz ama onlara çalıştığınızın farkında da değilsiniz. Bir kaç gündür tüm melanetlerin kurgulayıcıları tarafından yapılan bir haber ile rezil edilen Cüppeli hoca konusuna girmedim.
Çünkü girecek olsam koskoca sömürge ve ihanet medyası ile kavgaya güç yetiremem. İşin aslınıda tam bilmiyorum. Ama habere baktım. Cüppeliye isnat edilen çirkin bir haber var. Ama daha çirkini başka bir yerden alınıp sanki bu doğruluğuna değil çarpıtılma olduğunu düşündüğüm habere başka yerden alınıp ilave edilmiş erkek spermi temiz midir necis midir tartışması da öyle yazılmış ki adeta kadının insan tohumu yemesi yutması havyar yemek gibi kadına zevk verir demeye getirilip onuda Cüppelinin sırtına yükleyecek şekilde yazıya katmışlar. Bu haber kullanılıp müslümanlar dahi diğer kafir ve müşrikler gibi önce insan tohumu yemeye alıştırılsınlar sonra dünyada bazı yerlerde olduğu gibi çokları bebekleri yemeye başlasınlar ve sonunda yamyamlığı doğal kabul etmeye başlasınlar deneylerinin başlangıcı bir habere benziyor. Daha doğrusu İslam aleminde başlangıcı, yoksa bazılarında zaten sürüp giden yamyamlığa dönüşmüş hali de yaşanıyor.
İnternette alışılmadık görüşleri ve yazıları dolaşan Sayın Remzi Aktaş(Araştırmacı-Mühendis-USA Bilim Kulübü Üyesi).Arkadaşımızın son yazılarından biri olan
DÜNYA’YI DEHŞETE DÜŞÜRECEK,DECCAL VE MEHDİ SAVAŞLARI:(Türk ve İslam alemini,Yüksek teknoloji ve Psikolojik savaştan korumak)

Başlıklı yazısını da dikkate alarak okumanızı tavsiye ederim. Artık eloktronik manyetik, subluminal telkinler ve bu telkinler ile yönlendirici hipnoz konularına da dikkatinizi çekmek isterim. Daha fazlasını osöyleyemiyor. Kariyeri zarar görür. Ben söylemiyorum. adım deliye çıkr birdaha söyleyebildiklerimi dahi yazamaz olurum diye.
İşler o kadar basit değil.
Selam ve Saygılarımla
A.D.Şimşek
18 Temmuz 2015 10:02 tarihinde Grbuz Guvendag <gurbuz1943> yazdı:

Bagımsız değiliz diye TC ordusuna ,Türk milletine ,Türk aydınlarına saldırmak ,sadece bir Global Gücün emirlerine göre hareket etmektir.
Rahmet li Erbakan Hoca,Almanyada eğitim almıştı ve Islam Birligi
düşüncesi ile yola cıktıgında,kendisine karsı Global Gücün olusacak tepkisini
göremedi.

Almanya,I.dünya savasına Osmanlıyı savas a sokarken ,Petrol sahalarına girmeyi planlamıstı.
Kendi çıkarı icin bizi bitirdi.

Önceki yıllarda bazı sol cu kesimler ki bunlar Sovyet rejimini ve Mao düzenini savunurlardı,Bagımsız Türkiye ideolojisini kullanırlardı.
”Bagımsız Türkiye ” sloganı ağızlarında idi.
Neymis efendim,Davudi-Anglo Gücün kontrolünden kurtulacağız ve Sovyet düzenini
kabul edip ve bağımsız olacakmışız.

Bagımsız ,bilim adamlarınız,güclü ekonominiz,silahlı gücünüz , yoksa,bagımsızlıkta hayaldir.
Dinimiz bile bağımsız değil.Gayrimüslümlerin görüşlerini bize Islami diye sunuyorlar.
Bu dünya önemsizmis,ahret icin çalışmalıymıs.Dünya da haram -helal anlayışı yoksa,adaletten uzak,yagmacı bir zihniyetle yaşanırsa,ahrete nasıl gidilir?

Osmanlının,Yunanistan ı 300 sene yönetmesini gururla anacaksınız,bizim üzerimizde, 1700 yıllarından beri baskı kurmus ,Global güçlerin baskısını da
beğenmediğiniz Siyasi gruplara yıkacaksınız.

TC,II.dünya savasına girmedi.Savası kazanan Gücler savaş sonrası ,prensiplerin
bize uyguladılar.Bundan normal bir sey olmaz.
Mısır ı işgal edersen ,kuralı da Osmanlı koyar.Fransa ,Mısır ı işgal ettiyse orayı,Osmanlıyı yıkmak icin kullanır.
TC nin yapacağı bir sey varmıydı?
Ekonomi zayıf,agır is makineleri yok.Sanayii hak getire.Petrol yok.Okul,Üniversite yok.
Ekonominizi söyle olacak,egitiminiz böyle olacak,askeriyeniz Atlantik ittifakı icinde
bulunacak:”Aglama Duvarı Devletini ” kuruyoruz,bunu kabul eden ilk ülkelerden
olacaksınız.Adaları Yunanlılara verdik kabul edeceksiniz ,karayolları projenizi,Californiya düzenine göre yapacaksınız dediler ve yaptık.

1948 de Global gücle yapılan eğitim anlaşmasında,hakim kişinin bu ülke elcisi
olduğunu bilen kac kisi var?

Su anda ,TC de uygulanan milyonlarca imam hatipli yetiştirme projesi,Global güc
tarafından hazırlanan bir projedir.Mesleki-teknik eğitim bu ülke de uygulanmayacaktır.Bu proje dincilerin politikası değildir.

Bir siyasininin ,Dünya Banasından gelen oglu ,isi yönetiyor.Hala anlamıyormusunuz?
ITÜ lü solcu bir genc,”Egitim Üretim içindir ” seklinde bir kitap yazmıstı.Cocugun
canına okudular.
Ben solcu değilim,fakat gercekten önemli bir yazıydı.
Kapitalist Global gücün makalelerini okuduğum zaman hayret etmiştim.
Adamlar bir sosyal konuyu islerken bunu hem kapitalist ,hem sosyalist acıdan inceliyorlar.Fakat ,Islami acıdan incelemiyorlar.
Islami bir görüs acısı olduğunu kabul etmiyorlar.
Bir kişi solcu olsun ve Günes var desin.Bu adam dedi diye Günesin varlığını kabul etmiyecekmiyiz?

Bagımsızlık ,ancak bilincli calısmakla olur.
Nerde bağımlıyız,nerde bağımsızız,ona bakmalı.
Kore ,bağımsız olmaya çalışıyor.Olamıyor.Cin bile bağımsız değil.
Rusya ,bile tam bağımsız olamıyor.
Petrol fiyatlarını kırıp ,onu zor durumda bıraktılar.
Iran ,anlasma yapmak zorunda.
Bize ,Libya yı çökert dediler ,çökerttik ,elimize bir sey gectimi?
Suriye yi yık dediler.
Sebeb ,Suriye de bulunan 250Trilyon m3 Dogal Gaza ,Batının el koyma isteği.
Cünki,15 sene icinde bir Buzul cagı bekleniyor.
Avrupa çökecek.Yeni Kıtanın Kuzeyi donacak.
Enerji gerekli ve simdiden hazırlık var.
Bizde kullanılıyoruz.
Icimizdeki ,yabancı ajanlar da harıl harıl Almanya icin calısıyor.

Siz ,Almanya nın ,orda calısmaya gitmis ,isçilere kanca atmadığını mı sanıyorsunuz?
Bulgaristan dan gelen Türklerin arasına Bulgar istihbaratı sızmıştı.
Yunanistan dan gelen Türklerin arasına Yunan istihbaratı sızdı.
Rusyadan gelen güzellerin bir kısmı Rus ajanıydı.
Suriye den gelen lerin arasında ,Suriye istihbaratı da vardır.
Herkes akıllı da biz mi aptalız.
Ahmet bey,samimi Islam ı ,Kuran-ı Kerimi inceler ,evvela insandan put yapmazsanız,Bagımsız olursanız.
TC de bağımsız olmaya baslar.
Bağımsız ülke ,bağımsız vatandaşlar ile olur.
Gur-Buz

On Friday, July 17, 2015 6:38 PM, ZEKI SAHIN <zekisahin> wrote:

Değerli Üstad,İşaret ettiğimiz hususlarda mutabakat halindeyiz. Bu gizli sırları başkalarına da öğretmek için Yüce Allah Sulean Peygambere yardımlagörevli Cinler gibi Internet Cinini bize hizmete amade kılmış elhamdülillah…
Selam ve saygılar.

Android’de Yahoo Mail’den gönderildi

Kıbrıs’ın Aslanları ve Fareleri (1/2) …. Prof. Dr. Ata ATUN


Bugün 20 Temmuz 1974 günü başlayan ve fiilen 16 Ağustos 1974 günü biten Mutlu Barış Harekatı’nın 41. yıldönümü. 15 Ağustos 1974 günü akşamüzeri Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı Mekanize Birliğin Gazimağusa’ya gelişini, kendilerini bizi kandırmak için Türk bayrağı taşıyan Rum ordusu sandığımızdan girdiğimiz silahlı çatışmayı, birkaç saat evvelsine kadar çatıştığımız Rum ordusuna mensup askerlerin silahlarını bırakarak mevzilerinden kaçışını ve sonra da Ankara’dan Sancaktarımıza (bölgenin askeri komutanı) gelen kriptolu telsiz talimatı ile kapıları açarak 96 yıllık hasreti sona erdiren kucaklaşmayı unutmam mümkün değil.

Böylesi güzel ve onur duyulacak, Türk tarihine altın harflerle geçmiş tarihi bir olayı fiilen yaşadığım için kendimi çok şanslı addediyorum. Bizim bu topraklarda özgürce yaşayabilmemiz için canlarını feda etmekten çekinmeyerek şehitlik mertebesine ulaşmış Kıbrıslı Türkleri, Mücahitlerimizi ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını saygı ile anarken, bizi tutsaklıktan ve soykırımdan kurtarıp, onurlu ve özgür bir yaşam sağlamak için mücadele vermiş olan Türk Mukavemet Teşkilatımıza, Mücahitlerimize, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne şükranlarımı sunuyorum.

1963-1974 yılları arasında yaşadığımız soykırımda çektiklerim(iz), 15 Temmuz 1974 günü Yunanistan’ın Kıbrıs adasını ilhak etmek için yaptırdığı darbede yaşadıklarım ve 5 gün sonra da Türk silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği Mutlu Barış Harekatı’nın benim üzerimde bıraktığı izler hiç de silinecek gibi değil.

Soykırım yıllarında Mağusa’dan Lefkoşa’ya giderken, Rum Milli Muhafız Ordusunun ana yollarda kurdukları barikatlarda durdurulup, kızgın güneş altında saatlerce asfalt üzerinde ayakta durmaya zorlanmamızı ve en aşağılayıcı bir şekilde darp edilerek, dipçikle başımıza ve göğsümüze vurularak üstümüzün ve otobüsün aranmasını, Rum köylerinin tümünde elektrik, su ve asfalt yol varken, Türk köylerinde ve Kıbrıslı Türklerin karma yaşadıkları köylerdeki Türk bölgelerinde bunların hiç birisinin olmamasını ve de Kıbrıslı Türklerin kasten işsiz bırakılarak göçe zorlanmasını unutmam mümkün değil.

Rumların çoğunluk oldukları ve ülkeyi yönettikleri bir yerde, Rumlarla birlikte yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu sonradan fark ettim, kendilerini tanıma ve gerçek yüzlerini görme şansına sahip olduğum için!

1970-1974 yılları arasında Gazimağusa’nın şimdiki kapalı Maraş bölgesinde, çok iyi eğitimli olmama rağmen iş bulamadığım için önce düz işçi sonra da kalfa olarak Rum müteahhitlerin yanında çalışırken Kıbrıslı Rumların yetişme tarzlarını, kültürlerini, düşüncelerini, milliyetçilik anlayışlarını, Kıbrıslı Türklere nasıl baktıklarını, hangi gözle gördüklerini ve ne gibi haklara layık gördüklerini çok iyi gözlemlemiş ve öğrenmiştim. O kötü yıllarda adadaki nüfus oranı bizim aleyhimizeydi. Rumlar 450 bin kişi iken bizler ancak 120 bin civarındaydık ve bölük pörçük adanın çeşitli yerlerine dağılmış yaşıyorduk. Lefkoşa, Mağusa, Girne, Larnaka, Limasol ve Baf gibi kasaba büyüklüğündeki şehirlerde Türk ve Rum bölgeleri vardı. Türklerin çoğunluğu kendi bölgelerinde yaşamlarını sürdürürken, geri kalan Kıbrıslı Türkler ise adanın çeşitli yerlerine dağılmış, karma veya sadece Türk olan köylerde ikamet etmekte, geçimlerini de tarımla sağlamaktaydılar.

Yıllardır süregelen müzakerelerde konuşulanları doğru değerlendirmemin, Rum siyasilerin tavırlarının ne manaya geldiğini doğru olarak kestirmemin ve öngörülerimin hep doğru çıkmasının nedeni, hep bu yıllarda edindiğim deneyim ve gözlem ile bilgi depomu doğru bir şekilde doldurmamdan kaynaklanır…

(Devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

20 Temmuz 2015

SiyasetMeydani Re: Eğitim


Kıymetli Zeki Sahin Bey,

Toplumumuzun Sosyal Psikolojisine baktığımız zaman ,büyük bir celiski (Duality )
icinde olduğunu görüyoruz.
-Bu dünya önemsiz diyenler halka Zikir makinesi hediye ediyorlar,zenginlere ,ise
paramatik makinesi aldırıyorlar.
Bes lira icin insanlara eziyet ediliyor.

-Ben elestiri yaptığım zaman ,sen bilmezsin konusma diyorlar.Ayet acıklaması yapmaya
calısıyorum.Sen anlamazsın diyorlar.
Ben Merhamet sahibi yüce,güc sahibi Allah vardır ;Hz.Muhammed son peygamber diyorum.Buda mı yanlıs oluyor.

Bazı insanların ,din konuşmaları,sacmalıklarla dolu.Biz Yüce Allah dediğimiz zaman yanlıs ,bu nasıl is?
-Devamlı ,din i amaclı para toplanıyor.Gelir var,gider var,fakat hesaplar ortada yok.
Dürüstlük hesap vermeden gecer.
Yüce Allah her seyi cok ince hesapla yapandır.O zaman Allah ın kanunları na niye
uyulmıyor.

-Efendim ,türban giyen kadınlar dürüst.Bol ibadet yaptığını gösterenler doğru,
gösterişli camiler yaptıranlar cennetlik diyorlar.Bunları diyenler ,
kendilerini geleceği bilen zannediyorlar.kendilerine tapıyorlar.Put oluyorlar.
-Bir plajda ,binlerce insan gelse ,gelişi güzel kumları atsa bunun sonucunda,düzenli ev olusması milyarda birdir.Hatta sıfır ihtimaldir.

-2 milyon imam hatipli öğrenci eline zikir makinesi alsa,bununla günde 10.000 kere zikir yapsa ,bunların neticesinde bir savaş ucagı olması ihtimali milyarda
bir bile değildir.

-Bin sene önceki Islam alimlerinin bugünkü bilim ve teknolojiyi görmeleri mümkün değildi.Ve onların yorumları da tabiiki eksiktir.
Kelebekten ten Kus gelişmez.Kelebek kusu planlıyamaz.
Gecmisteki alimlerde geleceği yorumlıyamaz.

-Yüce Allah ,geleceği bilen değil ,Gelecegi planlıyandır.Kader ve Kaza onun kararı ile olur.
Yüce Allah,yarattıgı her seyi en ince matematik hesaplara,biyolojik,kimyasal ve fiziksel kurallara göre planlamıştır.Burda ,birde bizim anlayamadığımız bir
yapı da vardır.
Insan ,her seyi bilemez.Gücü yetmez.

Insan da en ince hesaplara göre yasamalıdır.
Gösteris icinde (ortodoksi),hesapsız,bilim dısı yasamamalıdır.

Bugün ne yazıkki ,cami sevaptır mantığı ile israf binaları yapılıyor.
10.000 kisinin yasıyacagı bir camii 1 milyona mal olacaksa buna gösteris icin
50 milyon harcanıyorsa bu israftır ve israf haramdır.

Kısacası ,Allah ın ismi 99 değildir.Belki de yüzlercedir.

-Yüce Allah ı,Onun Yarattıklarını ,Kuran-ı Kerim i anlıyamıyanlar,secimle ,
Islam ı anlayan,yasıyan ,kalbi iman dolu adamı lider secemezler.
Kertenkele ,yılan ı ,yılan kusu planlıyamaz.
Insan ,ileri teknoloji yapabilir.
Yüksek teknoloji eğitimi yapanlar Ust seviye uçak yapabilir.
Egitimsiz insan lar,sadece tabiatı yıkar.
Gur-Buz

On Saturday, July 18, 2015 4:48 PM, “ahmet dogan Simsek ahmetdogan.simsek@gmail.com [SiyasetMeydani]” <SiyasetMeydani@yahoogroups.com> wrote:

Değerli Zeki BeyBu dedikleriniz benim aklımın erdiği yetmiş yıl gerilerde kaldı.
Kimse bir şeyi gidip imama danışmıyor. Herkesin elinde bir cep telefonu hem arkadaşları ile konuşuyor hemde eski Noter yada Mahkeme katipleri gibi hızla bir sürü mesaj yazıp gönderiyorlar. Ben bu şekildeyazan bir kaç yeni yetme kızları görünce eve geldim ve kendi kız torunuma bazı kızların bu şekilde hem yanındaki ile konuşup hemde eli otomatik olarak hızla mesajlar yazan kızlara rastladığımı bunu nasıl başarabildiklerini sordum.
Cevap. Biz hepimiz öyle yapıyoruz zaten dede.
Oldu şaştım kaldım. Artık bu sözler mazide CHP kafasının halkı aşağılamakta kullandığı sözler olarak İstanbul sömürge medyasının telkin ile yaygınlaştırdığı sözler olarak kaldı. Şimdi çevremizde gördüğümüz bir sürü iyi diyemeyeceğim. Ömrünün yarısı ideolojik eğitimle geçmiş sözde bilim adamlarının çoğu o geri kafalı olmak ile suçlanan kişilerin yemeyip içmeyip okutmaya çalıştığı kişiler. Hemde çoğu biz cahil kaldık bunlar bari kalmasın diye okutulan halkın, halka tepeden bakarak sanki onlardan değilmiş gibi görüntü vermeye çalışan uydurma kimlik gösterisi ile adeta ben tam batılılaştım havasında nerede ise bende Türklük de, Müslümanlık da kalmadı diye iftiharla gezen ve aslını inkara kadar yönelen haram zadeler olmaktan bizzat harami olmaya terfi etmiş kişilere dönüştüler.
Bu yüzden zaten dini bir kaç sure ile birde namaz kılmayı öğrenebilmiş halkın temsil ettiği zannı ile kendi halinde bilgisiz kalmış ama yanlış eğitilerek de sapıklaştırılamamış halkı bir kenara rahat bırakarak düşünmeye başlasak sanırım çok daha başarılı olarak bazı gerçek sonuçlara ulaşıp hal ne ise de bizler nasıl bu kadar dünyadan habersiz ve cahil yetiştirildik. Neden zamanında araştırma geliştirme amaçlı kabiliyetlerimize göre dallarda yetiştirilip daha ilerisini aramaya kendisini adamış insanlar olmadık diye düşünmek ve bunun hiç olmazsa ekonomi eskiye göre çok düzelmiş olduğu için bu gibi araştırmalara yönlendirmek amaçlı kurumları ve kurumlar üzerinden muhalefetin laf etmekten başka işe yaramayan siyasileri de dahil bütün etkili ve yetkili siyasileri de kamçılayarak gayrete getirip çalıştırmaya çalışmamız lazımdır. Bedevi köylü yada garibanlarımızın yapabileceği tek şey varki onlarda onu imkanları dahilinde yapmaya çalışıyorlar. Çocuklarını okutmak. Ama okuyanların ne işe yaradığı ise eline verilen diploma ile iş bulmaya yeterli gelmiyor. Bunun sorumlusu da çocuğunu canını dişine takarak çocuğunu okutan dindar yada dinci denilen garibanlar değil. Bu düzeni adam gibi adam yetiştirmek amaçlı kurmamakta ısrar eden sömürge gizli devleti ile arkasındaki dünya güçleridir. Siyasiler dahi bürokrasiyi esir almış zihniyetlerin mahkumu olarak, onların çizdiği sınırlardan çıkamıyor iseler bu yetiştirecek adam ve yetişmiş adam yokluğundan değil yetişmiş adamlarında, adam yetiştirecek ortam ve düzen bulamadıkları için kendi gelişimlerini ilerletmek üzere yurt dışına gidip bir daha da gelecek ortam bulamayışlarından dır. diye düşünüyorum.
Gelişmenin önündeki engelleri saymaya kalkar isek liste uzar ve halkın cahilliği bu listenin en sonunda ve en masumu olarak kalabilir. Halkı suçlamak malum bazı kıssalarda yüz kişinin yapacağı işi yüz tane adamın hiyerarşik düzeni içinde 99 tanesinin birinciden 99’uncuya kadar bir birlerinin bir üst amiri yüzüncünün de işçi olduğu bir düzene benzer. Yüzüncülerin işçiliği ciddi bir düzen yoksa ordan buraya taşı sonrada buradan oraya taşırsın sistemi gibi boşa kürek çekmek olur. İnsanları verimli şekilde çalıştırması gerekenlerin beş para etmez adamlar oluşu suçu yüzüncüye atarak sorumluluk kabul etmeyişlerinin ve bu düzenin böyle gelip böyle devam edeceğini zannedenlerin avuntuların da harcanmış ve harcanacak on yılları asla kurtaramaz.Bu Türkiye de avare kasnak gibi boşa dönen bir çarkın bilinçli olarak Türkiyeyi ileride yerine kurulacak devlet taslağı tam hazırlandığında Mevcut TC. Devleti’nin kolayca imha edilecek kıvama getirmek amaçlı kurulmuş bir düzendir olarak görüyorum. Birazda bu açılardan bakıp tehlikeyi halka bakarak yok sanmak ve halkı suçlamak ile asla savuşturamayacağımızı anlamaya başlasak çok yararlı olur. Halkların kendi içlerindeki davranışlar kültürler dinler farklı olsa da çok fazla farklılıklar göstermezler.
Selam ve Saygılarımla
A.D.Şimşek

18 Temmuz 2015 12:24 tarihinde ZEKI SAHIN <zekisahin> yazdı:

Değerli Dostlar,Bizim saf ve bakir Anadolu çocuklarının kimini “binbirgece masalları” kimisini de – yüzde doksan dokuzu uydurma – “evliya menkıbeleri” ile uyuttular. Bunların hiç birisinde “üretmek” ve “işbirliği” ve “fenni araç-gereç” bahsi geçmez… Ana tema maddi ya da manevi gücü elinde tuttuğu vehmedilene kayıtsız ve şartsız itaat edilmesi telkin olarak işlenir.
Bu alçaltıcı eğitimle yetişenlerin en makbul tutulanı da “otorite” tarafından görevlendirilme lutfuna mazhar olmuş “watchdog” hizmetinde bulunanlardır.
Saygılarımla.

Android’de Yahoo Mail’den gönderildi

Yan: Re: UNITED-TURKS Türkiye’nin bağımsız bir ülke oldu ğu doğrumu, yalan mı?


Bagımsız değiliz diye TC ordusuna ,Türk milletine ,Türk aydınlarına saldırmak ,sadece bir Global Gücün emirlerine göre hareket etmektir.
Rahmet li Erbakan Hoca,Almanyada eğitim almıştı ve Islam Birligi
düşüncesi ile yola cıktıgında,kendisine karsı Global Gücün olusacak tepkisini
göremedi.

Almanya,I.dünya savasına Osmanlıyı savas a sokarken ,Petrol sahalarına girmeyi planlamıstı.
Kendi çıkarı icin bizi bitirdi.

Önceki yıllarda bazı sol cu kesimler ki bunlar Sovyet rejimini ve Mao düzenini savunurlardı,Bagımsız Türkiye ideolojisini kullanırlardı.
”Bagımsız Türkiye ” sloganı ağızlarında idi.
Neymis efendim,Davudi-Anglo Gücün kontrolünden kurtulacağız ve Sovyet düzenini
kabul edip ve bağımsız olacakmışız.

Bagımsız ,bilim adamlarınız,güclü ekonominiz,silahlı gücünüz , yoksa,bagımsızlıkta hayaldir.
Dinimiz bile bağımsız değil.Gayrimüslümlerin görüşlerini bize Islami diye sunuyorlar.
Bu dünya önemsizmis,ahret icin çalışmalıymıs.Dünya da haram -helal anlayışı yoksa,adaletten uzak,yagmacı bir zihniyetle yaşanırsa,ahrete nasıl gidilir?

Osmanlının,Yunanistan ı 300 sene yönetmesini gururla anacaksınız,bizim üzerimizde, 1700 yıllarından beri baskı kurmus ,Global güçlerin baskısını da
beğenmediğiniz Siyasi gruplara yıkacaksınız.

TC,II.dünya savasına girmedi.Savası kazanan Gücler savaş sonrası ,prensiplerin
bize uyguladılar.Bundan normal bir sey olmaz.
Mısır ı işgal edersen ,kuralı da Osmanlı koyar.Fransa ,Mısır ı işgal ettiyse orayı,Osmanlıyı yıkmak icin kullanır.
TC nin yapacağı bir sey varmıydı?
Ekonomi zayıf,agır is makineleri yok.Sanayii hak getire.Petrol yok.Okul,Üniversite yok.
Ekonominizi söyle olacak,egitiminiz böyle olacak,askeriyeniz Atlantik ittifakı icinde
bulunacak:”Aglama Duvarı Devletini ” kuruyoruz,bunu kabul eden ilk ülkelerden
olacaksınız.Adaları Yunanlılara verdik kabul edeceksiniz ,karayolları projenizi,Californiya düzenine göre yapacaksınız dediler ve yaptık.

1948 de Global gücle yapılan eğitim anlaşmasında,hakim kişinin bu ülke elcisi
olduğunu bilen kac kisi var?

Su anda ,TC de uygulanan milyonlarca imam hatipli yetiştirme projesi,Global güc
tarafından hazırlanan bir projedir.Mesleki-teknik eğitim bu ülke de uygulanmayacaktır.Bu proje dincilerin politikası değildir.

Bir siyasininin ,Dünya Banasından gelen oglu ,isi yönetiyor.Hala anlamıyormusunuz?
ITÜ lü solcu bir genc,”Egitim Üretim içindir ” seklinde bir kitap yazmıstı.Cocugun
canına okudular.
Ben solcu değilim,fakat gercekten önemli bir yazıydı.
Kapitalist Global gücün makalelerini okuduğum zaman hayret etmiştim.
Adamlar bir sosyal konuyu islerken bunu hem kapitalist ,hem sosyalist acıdan inceliyorlar.Fakat ,Islami acıdan incelemiyorlar.
Islami bir görüs acısı olduğunu kabul etmiyorlar.
Bir kişi solcu olsun ve Günes var desin.Bu adam dedi diye Günesin varlığını kabul etmiyecekmiyiz?

Bagımsızlık ,ancak bilincli calısmakla olur.
Nerde bağımlıyız,nerde bağımsızız,ona bakmalı.
Kore ,bağımsız olmaya çalışıyor.Olamıyor.Cin bile bağımsız değil.
Rusya ,bile tam bağımsız olamıyor.
Petrol fiyatlarını kırıp ,onu zor durumda bıraktılar.
Iran ,anlasma yapmak zorunda.
Bize ,Libya yı çökert dediler ,çökerttik ,elimize bir sey gectimi?
Suriye yi yık dediler.
Sebeb ,Suriye de bulunan 250Trilyon m3 Dogal Gaza ,Batının el koyma isteği.
Cünki,15 sene icinde bir Buzul cagı bekleniyor.
Avrupa çökecek.Yeni Kıtanın Kuzeyi donacak.
Enerji gerekli ve simdiden hazırlık var.
Bizde kullanılıyoruz.
Icimizdeki ,yabancı ajanlar da harıl harıl Almanya icin calısıyor.

Siz ,Almanya nın ,orda calısmaya gitmis ,isçilere kanca atmadığını mı sanıyorsunuz?
Bulgaristan dan gelen Türklerin arasına Bulgar istihbaratı sızmıştı.
Yunanistan dan gelen Türklerin arasına Yunan istihbaratı sızdı.
Rusyadan gelen güzellerin bir kısmı Rus ajanıydı.
Suriye den gelen lerin arasında ,Suriye istihbaratı da vardır.
Herkes akıllı da biz mi aptalız.
Ahmet bey,samimi Islam ı ,Kuran-ı Kerimi inceler ,evvela insandan put yapmazsanız,Bagımsız olursanız.
TC de bağımsız olmaya baslar.
Bağımsız ülke ,bağımsız vatandaşlar ile olur.
Gur-Buz

On Friday, July 17, 2015 6:38 PM, ZEKI SAHIN <zekisahin@yahoo.com> wrote:

Değerli Üstad,İşaret ettiğimiz hususlarda mutabakat halindeyiz. Bu gizli sırları başkalarına da öğretmek için Yüce Allah Sulean Peygambere yardımlagörevli Cinler gibi Internet Cinini bize hizmete amade kılmış elhamdülillah…
Selam ve saygılar.

Android’de Yahoo Mail’den gönderildi

NÜKLEER ANLAŞMA VE ORTADOĞU // Ahmet Kılıçaslan Aytar


NÜKLEER ANLAŞMA VE ORTADOĞU

İran ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve Almanya’nın yaklaşık iki yıldır sürdürdüğü Tahran’ın nükleer programına ilişkin müzakereler ekonomiden siyasete, bölgesel ve küresel etkileri olabilecek tarihi bir anlaşma ile sonuçlandı.
Bir anda dünyaya "İran’ın dünya politikasına eklenmesi" ve "Ortadoğu’da istikrarın oluşması" gibi fikirler yayıldı.

*
Anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi’nin, ABD Kongresi ve İran Parlamentosunun onayından sonra yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Ancak ABD Kongresi’nin İran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlayan ama nükleer altyapısına dokunmayan anlaşma formülünden rahatsız olduğunu kaydetmek gerekiyor…

*
Anlaşma ile İran nükleer enerjiyi kullanma hakkını kabul ettirmiş, nükleer silah elde etmeye çalışmadığını kanıtlamıştır.
Batı’nın ağır yaptırımlarının iptali İran’ın kendi doğal kaynaklarını kullanmasına ve ekonomik olarak ayağa kalkmasına ve Ortadoğu’da etki gücünü arttırmasına neden olacaktır.

*
ABD ise İran’ın nükleer programını ertelemiş, sıkı bir denetim mekanizmasını kurma olanağını yakalamıştır.
Üstelik bu anlaşmanın tek alternatifinin de İran’a askeri saldırı olduğu anlaşılmıştır.

*
Anlaşmanın 40 yıldır ikili ilişkilere sahip olmayan İran ve ABD arasında ikili ilişkileri tesis eden bir adım olarak yorumlanması güçtür.
Çünkü bir tarafta, İsrail; anlaşmayı "Dünya için tarihi bir hata" şeklinde değerlendirmekte,
Öte yanda İran; hem 400 nükleer başlık ve bomba ile donatılmış İsrail’i bütün bölge ülkelerinin varlığını tehdit eden terörist bir ülke olarak tanımlamakta,
Hem de Suudi Arabistan’ı bütün İslam ülkelerinde terörist grupları örgütleyip beslemekle suçlamaktadır.
Bu yüzden ABD ve İran’ın kısa vadede normal diplomatik ilişkilere sahip olamayacağı öngörülmelidir.

*
Fakat güçler ilişkisinde önemli değişiklikler olmadan, başlangıçta güvenlik alanında IŞİD’le ortak mücadele gibi bazı işbirliği girişimleriyle ikili ilişkilerin şekilleneceğini düşünmek gerekiyor.
Başta İsrail-Filistin arasında çevre ülkeleri de kapsar bir barış planının yürütülmesinin kolaylaşacağı,
İran’ın, özellikle İsrail’i ve bölgeyi ateşe sürükleyecek bir politika yürütmekten alıkonulacağı gibi bir umud yükseliyor.
İran’ın İslam devrimini yaygınlaştırmaktan vazgeçmesi halinde Filistin’de, Lübnan’da, Suriye, Irak ve Bahreyn’de etkisini sürdürmesine yol verilmesi kaçınılmaz görünüyor.

*
Nitekim ABD, bir süredir Ortadoğu’daki gücü Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtmanın yolunu oluşturuyor.
1955′ te Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’ya nüfuz etmesini önlemeye yönelik olarak NATO’nun bir uzantısı olarak kurulan "Bağdat Paktı"nın yeni bir açılımla hayata geçirildiğine ilişkin belirtiler gözleniyor.
Bu kez İran; hem SSCB’nin o dönemki rolünü üstlenmekte, hem de Ortadoğu’da nüfuz ettiği alanlarda karşısında Sünni Arapların oluşturduğu, arkasında NATO’nun olduğu bir savunma örgütünü buluyor!

*
İşte, 26. Arap Birliği Zirvesi’nde barışa yönelik bölgesel bir güvenlik tehdidi durumunda devreye girmek üzere birleşik bir Arap gücü kurulmasında mutabakat sağlanmıştır.
Bu suretle Ortadoğu’da Suudi Arabistan- İran ekseninde, NATO’nun desteklediği Suudi Arabistan liderliğinde Sünni Arapların "Ordulaşma"sı sağlanırken,
Hem İsrail’in müttefiki Arap’ların güvenliği, hem de İsrail’in İran Şii Ordusuna karşı güvenliğinin teminat altına alınması öngörülüyor.

*
Üstelik ABD, Hürmüz Boğazı’nda İran’ı caydırmak ve körfez ülkelerini korumak için donanmalarına yüklediği ve operasyonel hale getirdiği Füze Savunma sistemiyle birlikte konuşlandırdığı tüm serilerinde Patriot bataryalarını,
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Küveyt, Katar, Umman’a sağladığı veri bağlantılarıyla birleştirilen, İsrail ve Türkiye’de konuşlandırılan füze savunma sistemleri ve patriot sistemleriyle "tek tetik" oluşturan ve bölgedeki kendi sistemine entegre ettiği füze kalkanını Rusya’ya yönlendirerek daha güvenilir ve işlevsel hale getiriyor…

*
Bu noktada bir NATO üyesi olarak Türkiye, hem askeri anlamda Sünni ve Şii eksenindeki ordulaşma sürecinde potansiyel arabulucu olabilme,
Hem de ekonomisi büyük oranda petrol ithalatına bağlı olan ve yaptırımlar nedeniyle büyük ekonomik sıkıntı çeken İran için hidrokarbon kaynaklarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasında alternatifsiz olması hüviyetiyle kilit ülkedir.

*
Ne ki, bir diğer alternatif ise giderek İran’ın İsrail’in denetiminde olan Suriye, Irak ve Türkiye Kürdistan’ı ile kuracağı stratejik birlikteliklerde,
Kürdistan kaynaklarını da yanına alarak, kendi savunma çerçevesi ve yeterli stratejik- asimetrik tamponları kapsamında Türkiye’yi çok rahatlıkla by-pass edebilme gücüdür.

*
Bu halde İran, İsrail’in yayılma politikasını belirleyen ve "Nil Nehri’den Fırat’a kadar" sloganıyla belirlenen mitinin önünü güya kesmiş olmakla, kıyamete kadar kendini avundurabilir…

17.7.2015

" Efendim, Ramazan Bayramı iyi umutlarınıza, esenliğinize ve hepimizin gönencine vesile olsun."
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Bayram Hatıralarım … Prof. Dr. Ata ATUN


Bütün okuyucularımın RAMAZAN BAYRAMI’nı, halkımızın arasındaki diğer adıyla da ŞEKER BAYRAMI’nı kalben kutlarım. Herkese sağlık, mutluluk ve başarılar dolu nice bayramlara vesile olsun bu güzel bayramımız.

Bayram deyince aklıma, II. Dünya Savaşı’nın yoklukları ve sıkıntılarının azalmış olsa da hala daha uzantılarının kırıntılarının devam ettiği 1950’li yıllardaki bayramlar geliyor.

Bayramlarla ilgili hatıralarım içindeki ilk izler, biraz bulanık da olsa, el öpüp dönemin madeni paraları olan kuruş, yarım şilin, çifte şilin ve annemle babamdan aldığım kağıt mavi beş şilinler…

İkinci ama çok net hatıra da, köyde, (Ergazi) rahmetli Tevfik amcamın evinin avlusunda kurulmuş çok büyük ve çok uzun bir sofra. Üzeri rahmetli Pembe yengem ve rahmetli Emine yengemin kendi elleri ile yaptıkları bin bir çeşit yemeklerle dolu davetkar sofra… Mis gibi yemeklerin ve taş fırında sabahın erken saatlerinde pişirilmiş ekmeklerin, çöreklerin ve pilavunaların kokusu sokaklara kadar yayılırdı.

En büyükten başlamak üzere, başta Karpaz’ın Hoc a efendisi Rifat dedem ile Ayşe nenem olmak üzere, amcalarım, yengelerim ve yeğenlerim, büyükten küçüğe giden bir düzenle toplaşırdık sofranın etrafına.

Bayram şayet yaza denk gelmişse, yemek sonrası arabalara doluşur, doğru boğaza denize girmeye giderdik. Bayram İlkbahar veya Sonbahara rast gelmişse Kantara’ya giderdik. Kışın ise güneşin ılık ışıkları altında bahçede otururduk.

Büyüklerimiz neşe içinde sohbet ederken, biz çocuklar bir odada veya bahçede toplanır, oyunlar oynardık. Akşamları ise en büyük keyif beyaz bir perde üstüne gölgeleri yansıyan ve birbirleri ile konuşan Hacivat ile Karagöz’ü seyretmek olurdu. Benim sıram geldiğinde, bir keresinde -elektrik olmaması nedeni ile- perdeyi aydınlatmak için kullandığımız mum devrilmiş ve perdeyi tutuşturmuştu.

Tabii sabah topladığımız kuruşlar ve şilinler, rahmetli Mustafa amcamın yönettiği Kooperatif Bakkaliyesinde çoktan şekerlemelere ve çakuletlere (Çikolata) dönüşürdü.

Akşam illaki sinemaya gidilirdi. Bütün çocuklar toplanır, köy otobüsüne biner ve rahmetli Fuat dayı bizi çevre köylerdeki hangi sinemaya götürürse o sinemaya giderdik. Cebimizde kırıntıları kalan bayram harçlıkları ile de Regis marka dondurma yerdik. Filmi seyreder miydik emin değilim. Maksat gezi olsun, farklı bir yere gidilsin ve tahta çubuk üzerine monte edilmiş dondurma yemek olsundu gerçekte…

Sonraki yıllarda taşındığımız Mağusa ve Lefkoşa bana bitmeyen büyüklükteki köyler gibi gelirdi. Hiç bu iki büyük köyün en son evine ulaşamamıştım bir türlü. Ne kadar da yürüsem illaki daha uzaklarda gene başka evler bulunurdu. Dolayısıyla çocuk dünyamızda devleştirdiğimiz bu şehirlerin bayramları da ihtişamlıydı.

Mağusa’nın ve Lefkoşa’nın bayramları çok farklıydı. Mağusa’daki bayram yeri, liman ile şehri ayıran surların boyunca, Canbulat kapısından Othello kalesine kadar olan kısımdı. Lefkoşa’da ise bayram yeri Sarayönü’ydü. Salıncaklar, atlıkarıncalar, ikballer, kebapçılar, lokmacılar, şamişiciler ve diğer benzeri esnaf hep oradaydı. Sonraki yıllarda hem Lefkoşa’da hem de Mağusa’da “Bayram yeri” değiştirildi.

Ankara ve İstanbul’daki bayramlarımız ise çok daha değişik gelirdi bize. Yemekler de, tatlılar da, çakuletler de bir farklı güzeldi. Bu iki şehirdeki en büyük olay, sinema seçmek hakkımızın olmasıydı. Hangisini gözümüz kestiyse ona giderdik rahmetlik ağabeyim Bora ile…

O bayramlar daha mı güzeldi, ya da çocukken her şey daha mı güzel gelirdi bilemiyorum ama hem duygusal hem de aile yapısı açısından bugünkünden çok farklıydılar. Eskiden bayramlarda bütün akrabaları dolaşırdık, kaçıncı kuşaktan akraba olduğumuz çok da önemli değildi. Şimdi çevreme bakıyorum da, sülale kavramını sınırlamış, küçük aile kavramına geçmişiz. Aile bağlarımız kendi yakınlarımız ile kısıtlı kalmış. Sadece 1. kuşak akrabalar kendi aralarında bayramlaşıyor. Bazı ailelerde ise sadece evde kimler yaşıyorsa onlarla bayram kutlaması yapılıyor, hepsi o kadar. Ve sonra da, ya TV karşısına geçiliyor ya da bilgisayar. Yaşam hızlı bir şekilde bireyselleşiyor ve sanallaşıyor biz farkına varmadan…

İyi Bayramlar diliyorum, yazımı okuyan tüm okuyucularıma ve dostlarıma, arkadaşlarıma…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

17 Temmuz 2015

KUR’AN’IN GERÇEKLERİ/13


MILLI MUCADELE”DE VE KURULUŞTA BÜYÜK SOMUT ÇELİŞKİ

BUGÜN ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLER İLE MİLLET ÇOĞUNLUĞUNUN DURUŞLARI YENİ DEVLETİN KURULUŞUNDA YER ALAN BU SOMUT ÇELİŞKİLERDEN KAYNAKLANMAKTADIR

KUR’AN’IN GERÇEKLERİ/13


Sayın Cüneyt Bey,

Hatırlıyorsam Kanal A da Bir Bayan prof. u izlemiştim.

Bu bayan ,Ortadoguda,Arab Milliyetciliginin ve Baas ın tamamen ,Beyrut Global Güc Üniversitesince hazırlanan bir program olduğunu ve bu milliyetçiliğin tamamen
Global Gücün çıkarına göre sekillendigini söylemisti.

Türkiye ye gelirsek bizde de Milliyetçilik,Egitim ,Kültür ve Din de tamamen batı çıkarlarına göre şekillenmistir.

Mesela,Türk milliyetciligi yerini ülkücülük aldı.Sol ile mücadele Türk milliyetciligi
olarak sunuldu.Amac Rusyadaki Sol düzeni yıkmaktı.

Din yine Batı çıkarlarına göre sekillendi ,amaç yeşil kusak projesi ile Rusyanın
gelişmesini engellemekti.Ayrıca,tüketici Islam düzeni kurulmak istendi.

4 Hanım alan,üretmiyen ve devamlı harcıyan ,toplumda yağmacı bir Burjuva oluşturma gayreti icinde ,kadını baskı altına alan bir toplum yapısı öngörüldü.

Bu toplum yapısı ,Teknolojiye ulasmıyacak ve batı ile rekabet etmiyecekti..
Bakın son haberlere,Bir Petrol Prensi,32 Milyar dolarlık ,bir yardım fonu kuruyor.

Kendi ülkesinde ,bilim ve teknoloji merkezleri kurmuyor.
Cölde Günes enerjisi üretim merkezleri üzerine arastırma yapmıyor.

Global Güc ise ,kaya gazı Petrol ve Dogal gaz calısmaları ile Petrol fiyatlarını
asagı düşürdü.

Rusya ,karadenizde,denizaltı filosunu yeniliyor.
Biz ise Camlıcaya Gösteris camisi yapıyoruz.Rusya bu camiyi görüp korkacakmıs.
Kelebekler bile bu mantığa gülmeyecek kadar akıllıdır.

Güneydoguda ,çeteciler ile mücadele eden TC ordusu nun ,gücünü kırma emri,
yine Global Kapitalizmden geldi.
Irak ve Suriye planlarını uygularken TC ordusu bir engel görüldü.

Sizin yaptığınız calısma,”Hür Türk Kültür seferberliğini ” başlatmakta önemli bir
ilerlemedir.

Kendi Dinimizi,Egitimimizi,kültürümüzü hic bir dıs cıkara hizmet etmeden
değerlendirmeliyiz.

Islam dinini,bir takım gryupların çıkarı için değil ,Yüce Allah ın tebliği acısından anlamaya çalışmalıyız.
Allah size adil olmanızı öğütlüyor emrini,tüm olarak ,evrensel manada anlamalıyız.

Parti,tarikat ,cemaat gibi çıkarcı yapılardan uzaklaşmaya çalışmalıyız.

Sagmıs ,solmus bunlar bizi ilgilendirmemeli.

Kuran ı Kerimi ve Hz.Muhammed in hayatını özgürce inclemeliyiz.

Yazılarını zı izliyorum.
Allah size kuvvet versin.
Gur-Buz

On Tuesday, July 14, 2015 10:46 PM, Cuneyt Sasmaz <cesuryorum@gmail.com> wrote:

Teşekkürler Gürbüz bey…


İslam dinine en büyük hizmeti Atatürk vermiştir.
600 sene “Padişah”ın, 300 sene de “Halife”nin kulu olan toplum, “Allah”ın kulu yapılmıştır.

%d blogcu bunu beğendi: