Aylık arşivler: Mayıs 2015

Derinya Kapısı (1/2) … Prof. Dr. Ata ATUN


Derinya Mağusa’nın eski sınırları içinde kalmış olan bir Rum köyü. Hemen yakınında da Paralimni adlı bir başka Rum köyü var.

Bir dönem Paralimni köyünün geçmişini çok iyi araştırmıştım zira köyde yaşayan Rumların soyadları dikkatimi çok çekmişti. Kimininki Karaosman, kimininki Davulcuoğlu, kimininki Karamustafa, Zilingir (Çilingir) ve benzeri Türkçe isimlerdi. Bulgularım ilginçti. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerine adaya Yunanistan’dan gelen misyoner papazların çalışmaları, bitmeyen savaşlar, Balkan harpleri ve Türklerin vergi vermek yerine askere alınmasından kurtulmak için bu köyün sakinleri topluca din değiştirmişler ve askere gitmek yerine vergi vermeyi tercih etmişler. O dönemlerde askere giden erkekler ya hiç geri gelmiyorlarmış, ya da 8-10 sene sonra köyün yolunu hatırlarlarsa ve hayatta kalabilmişlerse geri dönebiliyorlarmış. (Referansım, 1973 yılında Paralimni’de yaşayan yaşlı köylülerle yaptığım konuşmalar)

Derinya ise içimi sızlatan bir Rum köyü. Anılarımda güzel bir yeri yok.

​1974, Mutlu Barış Harekatı’nın son günlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri Mekanize Birliği Mağusa’ya ulaştıktan sonraki gün, rehber ve çevirmen olarak üzerine çıktığım tanklardan bir tanesi Mağusa-Derinya yolunda Derinya istikametinde ilerlerken, Maraş’tan kaçan ve önümüzde giden onlarca Rum otomobilini ve arkamızda sıra sıra dizilmiş elliden fazla Rum aracını uzun uzun seyretmiştim. Yüzlerinde panik ve korku vardı. Bizi geçemedikleri gibi ne yapacaklarını da bilmiyorlardı ama arkamızdan geliyorlardı. Tank komutanına rica etmiştim, “bu gidenler sivil halktır sakın ateş etmeyelim” diye. O da beni dinlemiş, belli bir yere kadar geldikten sonra tankın namlusunu havaya kaldırmış ve tankı sağa çekerek durdurmuştu. Tankın namlusu havaya kaldırılınca, “Ben savaşa hazırım. Ateş ederseniz ben de ateş eder, ilerlerim” demekmiş, bu olaydan sonra öğrendim. Panik halde hepsi geçip gittiler, bizim tarafa hiç bakmadan… Ne var ki, aradan birkaç gün geçtikten sonra kendiliğinden oluşmuş sınırın öte tarafındaki Rum Milli Muhafız Ordusunda görev yapan askerler, bisikleti ile bize doğru gelmekte olan bir mücahidimizi roketatar ile vurarak şehit etmişlerdi. Hiç anlayamamıştım bir bisikletliye niye roketatarla saldırdıklarını. Hala daha da anlamış değilim.

Derinya kapısı bana aynı zamanda “1963-1967 yılları arasında Kıbrıslı Türklere uygulanan UTANÇ BARİKATLARI’nı da hatırlatır hep. Güneşin altında bizi saatlerce bekletirler, iç çamaşırımıza kadar aşağılayıcı bir şekilde üstümüzü arardı Rumlar, küfrederek, aşağılayarak ve de söverek…

Derinya ile ilgili hatırımdaki bir başka olay da, seneler evvel sınırlarımızı delmek için bir gösteri ve girişim yapılmasıydı Derinya sınır kapısının Rum tarafında kalan kısmında.

Bu olay 14 Ağustos 1996 günü yaşanmıştı. Rumlar kendi taraflarında Mağusa’nın Türk Silahlı Kuvvetler tarafından kurtarılmasının 22. yılında protesto amaçlı bir eylem yapmışlardı ve eylemin son saatlerinde ağzında sigara olan, ki daha sonra sigara izmaritinde yapılan analizde içinde uyuşturucu olduğu saptanmıştır, Solomos Solomu adlı bir Rum, sınırı izinsiz olarak geçmiş ve sınırda direk üzerinde asılı duran bayrağı indirmeye çalışmıştı. Sınırda nöbetçi Türk askerinin “Dur” ihtarını dikkate almadan ilerlemiş, nöbetçinin ihtar olarak havaya ateş etmesine aldırmamış ve direkte asılı duran Türk Bayrağını indirmek için direğe tırmanmaya başladığında da boynundan vurularak ölmüştü.

Bu haksız girişiminin ve yasalara aykırı olarak sınırı delmenin bedelini hayatı ile ödeyen Solomu’nun konusunu Kıbrıs Rum Yönetimi bilinçli olarak, içinde Rum ve Yunanlı hakimlerin de yer aldığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürmüş ve Türkiye’yi yaklaşık 370 bin Avro ödemeye mahkum ettirmişlerdi, hem suçlu hem de güçlü oldukları halde….. (Devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

1 Haziran 2015

ERMENİSTAN VE GÜNEY KIBRIS ORTAK TATBİKATI //Ahmet Kılıçaslan Aytar


ERMENİSTAN VE GÜNEY KIBRIS ORTAK TATBİKATI

Ermenistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi askeri alanda işbirliği için 2015 planını imzaladı.
Askeri alanda işbirliği için uzlaşan iki ülkenin savunma bakanları, ortak tatbikat düzenlemek için anlaşmaya vardı.
Ermenistan ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasında 2012’de askeri işbirliği planı imzalanmıştı.
Taraflar arasında sağlık, turizm, havacılık, ekonomi, eğitim, sanayi ve askeri alanlarda işbirliğine dair 20’den fazla anlaşma bulunuyor.

*
Ancak ortak bir askeri tatbikat yapılıyorsa ortada bunu gerektiren bir kriz senaryosu bulunmalıdır.
Eğer bu tatbikat savaş uçaklarının kullanılacağı bir senaryoyu kapsıyorsa, düşman kuvvetleri ya da tehdit unsurlarını içeriyor olmalıdır.
O yüzden söz konusu haberin, son dönemde yaşanan pek çok iç ve dış gelişmeyi Türkiye-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-Ermenistan ilişkileri potansiyeli üzerinden gözden geçirilmesi gerekiyor…

*
Rusya’nın kendi açısından en zorlu bölge olarak kabul ettiği Kafkasya politikasında, enerji kaynakları açısından Azerbaycan ön plana çıksa da, siyasi bağlamda dikkat Gürcistan üzerinde yoğunlaşmıştır.
Ermenistan ise gerek siyasi gerek ekonomik açıdan Moskova’ya bağlıdır.
Bölgeden geçen boru hatları ve enerji koridorları etnik ve toprak sorunlarıyla örtüşüyor,boru hatlarının yönü sorunların çözümünde oluşan bloklaşmalarla paralel şekilde gelişiyor.
Bu anlamda Batı-Doğu (Bakü, Tiflis, Ankara-Washington) ve Kuzey-Güney (Moskova, Yerevan, Tahran) bloklaşmaları oluşmuştur.
Bölgedeki dengeler ve bloklaşmalarda Rusya’nın bölgede tek dayanağının Ermenistan olması, Ermenistan’ın ise yer altı kaynaklarına ve transit yollarına sahip olmaması yüzünden bütün projelerden by-pass edilmesi gibi konular Rusya-Ermenistan ilişkilerini belirliyor.

*
Rusya ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin genel olarak Ermenistan’ın Rusya ile dayanışma politikası çerçevesinde yürütülmesi yüzünden,Ermenistan’ın iki komşusu Türkiye ve Azerbaycan ile sorun yaşaması sonucu ortaya çıkıyor…
ABD ve Rusya’nın sorunlara yaklaşımdaki çifte standartlar yüzünden, mesela Dağlık Karabağ ve işgal altındaki Azerbaycan toprakları sorununun çözümü, Rusya’yı dengeleme misyonu Türkiye ve Azerbaycan’a verildiği için beklemeye kalıyor…

*
Ermenistan SSCB’nin yıkılışından itibaren Rusya’nın Güney Kafkasya politikasının temel dayanağını oluşturmaktadır ama bulunduğu izolasyondan ve Rusya’ya olan zorunlu bağımlılıktan kurtulmaya da çok istemektedir.
Bu hevesle yakın zamanda Ermenistan’ın NATO üyeliği, hatta Batı ile entegrasyonunu arttırması pek mümkün görülmese de bir kısım Ermeni siyasetçinin Ermenistan’ın bugüne kadar izlediği zorunlu Rusya temelli politikanın sakıncalarını dile getirmesine neden oluyor.
Bu heves Ermenistan’ın Rusya bağlılığını kırmaya kapı aralıyor.

*
O yüzden, Türkiye-Ermenistan arasında imzalanan protokollerle gündeme gelen, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarını terk etmesi şartına bağlı olan Türkiye-Ermenistan yakınlaşması hedefi Ermenistan’ın 1915 olaylarıyla ilişkin söylemine tosluyor.
Türkiye’den tazminat ve toprak talebi baş ağrıtıyor…

*
Kıbrıs sorununda kesik olan müzakere süreci Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) yeni Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ulusal sol dış politika yerine daha radikal ve "Kıbrıslılığı" ön plana çıkaran vizyonuyla kaldığı yerden yeniden başlamıştır.
Ancak Lefkoşa’da, Yunanistan Başbakanı A.Çipras, Mısır Cumhurbaşkanı A.El Sisi ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı N.Anastasiadis’in, "Enerji Alanında İşbirliği" çerçevesinde Doğu Akdeniz’de deniz bölgelerinin sınırlarını belirleme konusunda yaptıkları görüşmeler dikkat çekiyor.
Ülkelerin bölgesel işbirliğinde Doğu Akdeniz’de önemli miktarda bulunan hidrokarbon kaynaklarının katalizör bir güç olarak devreye girdiği anlaşılıyor.

*
Nitekim ABD’nin Enerji Güvenliği için öngördüğü, Avrupa pazarlarına ulaşan enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi kapsamında, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de bulduğu doğalgazın Avrupa’ya nakli konusunda adımlar atılıyor.
Önce İsrail ve Güney Kıbrıs doğalgazını az maliyet ile hızlı getiri sağlamak kaydiyle Avrupa’ya satabilmek için komşu ülkelerin mevcut boru hatlarının kullanılması düşünülmüştür.
Ama Türkiye’deki boru hatlarından faydalanılamamış, çünkü Türkiye’nin bu alanda bulunan gazda KKTC’nin de payı olduğu tezi, Güney Kıbrıs’ın Türkiye ile KKTC sorunu ve İsrail-Türkiye’nin mevcut kopuk ilişkileri buna imkan vermemiştir.

*
ABD’nin, yakın bir süre önce İsrail’i "NATO üyesi olmayan Büyük Stratejik Ortak" statüsüne almasıyla birlikte,
Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail enerji bakanları bir süre önce doğalgazı Avrupa’ya taşıyacak yeni bir doğalgaz boru hattının planlarını AB ile görüşmüşler,
"ENOSİS- Kıbrıs’ın Yunanistan’a Bağlanması İdeali" çerçevesinde Türkiye’nin by-pass edilerek İsrail, Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan’ın offshore sahalarının bağlanmasıyla oluşturulacak Doğu Akdeniz Boru Hattı ile gazın Mısır’dan ya da Yunanistan üzerinden diğer Güney Avrupa ülkelerine ulaştırılmasını planlanmıştır.

*
Bir diğer ilgili gelişme, nükleer anlaşma konusunda İran ile yürütülen görüşmelerle ABD’nin gelişen ilişkileri doğrultusunda İran’ı kendi sistemine dahil etmek, İran’a bölgesinin konvansiyonel güc olma fırsatı vermek;
O sırada TANAP ve Türk Akımı boru hatları projelerini saf dışı ederek Türkiye’yi bypass etmek,
Bunların yerine İran, Kürdistan ve Azeri enerji kaynaklarını "Büyük Ermenistan İdeali" başlığında Güneydoğu, Doğu ve Karadeniz yönünde yeni bir hat ile Avrupa uluslararası piyasalarına sürmek öngörüsüdür.

*
Böylece merkezinde Türkiye’nin yeraldığı bölge enerji işbirliği alanı değil her türlü çözümsüzlüğün çeşitlendirildiği bir çatışma alanı haline getiriliyor.
Kıbrıs Rum Yönetimi ile Ermenistan ortak tatbikat düzenlemek için anlaşmaya varıyor…

31.5.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

AKSARAY PINARHİSAR OLUR MU // Ahmet Kılıçaslan Aytar


AKSARAY PINARHİSAR OLUR MU

Başkan B.Obama yönetiminin dış siyaseti, ABD’nin dünya liderliğini sorgulanır hale getirmiş, statüko karşıtı devletler cesaretlenmiştir.
O yüzden uluslararası sistemde normları belirleyen ve diğer aktörleri peşinden sürükleyecek bir süper güç eksikliği hissediliyor.

*
Bu noktada Rusya’nın, ABD’nin hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı iddiası Avrasya, Orta Doğu,Orta Asya ‘da mütemadiyen genişliyor.
İki kutuplu dünya ve soğuk savaş döneminde henüz toplam sıfır ile sonuçlanan bir stratejik oyun yürütülüyor.
Kayıp-kayıp temelinde dünya güç dengeleri kuruluyor…

*
Ortadoğu’da siyasi çatışma konusu olan bölgede, Suriye iç savaşından Yemen’e her gelişme mezhep kavgasına indirgenmiştir.
İran, Lübnan’dan Yemen’e Şii nüfus üzerinden etki alanını arttırıyor ve İslam coğrafyasında egemenlik oluşturuyor.
Mezhepsel bir kutuplaşmada karşı tarafta bir Sünni cephesi kurulması gecikmiyor ve Şii eksene karşı Suudi Arabistan liderliğinde Sünni eksen hızla yerini alıyor.

*
Bu sırada Sünni Arapların ilk defa İran’ın çıkarlarına savaş açtığı görülüyor.
Suudi liderliğinde oluşturulan Arap NATO’su, Yemen’de İran destekli Husilerin ilerleyişini durdurmak için saldırıyor.
Dikkat, Arap NATO’su İran’ın zayıflığını gözler önüne mi seriyor, İsrail’den sonra Sünnilerinde gerekirse İran’a karşı askeri bir saldırı yapmaktan çekinmeyeceği mi gösteriliyor?
Yoksa İran nükleer programının müzakeresi paralelinde, ABD ile yakınlaşma ve uluslararası sisteme eklenmek için Suriye ve Yemen dışında Irak ve Lübnan politikalarını da gözden geçirmeye mi zorlanıyor?

*
Bu hercümercde "Millet, ülke, egemenlik" unsurlarıyla belirlenen Türkiye, 7 Haziran’da genel seçimlerine gün sayıyor.

*
Ne ki, ABD İslam coğrafyasında kalıcı, radikal dönüşümler için verdiği savaşımda Türkiye’deki varlığını, bir kısım halkın kanaatleri veya hükümetlerle değişmeyecek denli köklü ilişkiler üzerinden geliştirmiştir.
Devletin en üst yönetimi, özellikle askerle oluşturduğu yakınlığını egemenliğine güvence olarak değerlendiriyor.
Sonuçta Türkiye’nin egemenliği iç içe aşamalarla el değiştirmiş,Türkiye ruhunu kaybetmiş sıradan bir ülke oluvermiştir…

*
İlkin ABD’nin AKP siyasal iktidarına verdiği destekle "Türk Milleti" çerçevesi, esaslı bir islamcı kadro hareketiyle devletin elit kadrolarını oluşturan tüm yapılardan silinmiştir.
AKP iktidarının hareketini kısıtlayan ekonomik dengelerin nasıl olursa olsun yeniden düzenlemesi karşılığında İslam coğrafyasına yönelik politikalarda açık işbirliği ve kurumlaşmalar oluşturulmuştur.

*
Milli İstihbarat Teşkilatı; ABD, İsrail unsurları ve yerli işbirlikçi AKP’nin oluşturduğu yeni devlet bileşkesinde, işte Yeni Türkiye’nin hem siyasetini hem askerini yönetiyor, derin yapının görünen egemeni rolünü oynuyor.
Seçim Güvenliğini dahi burada sinmiş unsurlar sağlıyor.
Hem siyaset kurumları, hem asker Sünni eksende yer almaya teşne olurken "Türkiye’nin ülkesi" her geçen gün kimliksizleşiyor.

*
HDP; Ayrılıkçı Kürtlerin "Serhildan-Sivil İtaatsizlik" eylemlerinden ivmelenen, "Demokratik Türkiye" konseptinde konfederal anayasa,ulus,vatan ve siyaset talebinin sözcüsüdür.
Bugün Türkiye’de Kürt Hareketinin​ kendi anayasası, meclisi, yargısı, maliyesi, türlü resmi görevde gölge eşbaşkanı ve öz savunma gücü bulunuyor.
Anayasası; Demokratik Özerklik ve Kürt toplumunun ekonomi, ​siyasal, ​hukukî, ​öz savunma, sosyo-ekonomi, ekoloji ve diplomasi olmak üzere 8 başlıkla,bugün örgütlülükten yakın gelecekte TBMM çatısı altından gölge devlet olmayı öngörüyor.

*
K.Kılıçdaroğlu ile YCHP; cumhuriyetin kuruluş ideolojisinde yer alan Türk milletinin hiç bir soy, din, mezhep, konum ayrımcılığını içermediği için devrimci, milliyetçi, lâik, cumhuriyetçi, devletçi, halkçı olan ve bu yüzden bağımsızlıkçı, antiemperyalist ve çağdaş karakterinden sonsuz boşanmıştır.
Tüzel kimliğiyle özdeş alameti farikası "6 ok"a, VATAN PARTİSİ’ nin sahiplenmesine aldırış dahi edilmiyor!

*
YCHP sosyal demokrat, sosyalist, kürtçü, cemaatçi, liberal karma ile damarı bulunamayan sanal bir oluşumdur.
Türk ülkesi ile Milletinin varlığı, Türk Devletinin bölünmez bütünlüğüne bağlılık idealinin bitirilmesine işbirlikçilik yapıyor.
YCHP, AKP’nin oluşturduğu merkezin diğer kutbu haline gelmek gibi gelgeç bir misyonu üstlenmiş,
Cumhuriyet’in yok edilen niteliklerine sahip olmak mücadelesi vermek yerine bölüşüm tartışması, sınıfsal sorunlar, kişi hak ve özgürlükleri savunuculuğuna soyunmuş bulunuyor…

*
MHP ise Türk milletinin imkan ve kabiliyetleri ile doğal, kültürel, beşeri değer ve kaynaklarıyla Türk ve İslam dünyasının çekim ve cazibe merkezi olmasına yönelik karakteriyle,yazık ki düzenin kum torbası görevini yapıyor.

*
Bu çerçevede 7 Haziran seçimleriyle birlikte Türk Devletinin "Millet, ülke, egemenlik" unsurlarının tamamı çökertilecektir.
Bu işlem AKP, YCHP ve HDP’nin yüzde 100 katılımıyla son Türk Devletinin nihai olarak ortadan kaldırmasını,
Teminen realpolitik gerçeklerin Türk milletinin hiç bir soy, din, mezhep, konum ayrımcılığı içermeyen idealist taahhütlerine egemen olması için,
Eşit yurttaşlık garantisiyle hiç bir resmi belgede Türklüğün sosyolojik tanımlamasına, devletin bir üst kimlik tasarlama girişimine olanak tanımayan yeni bir Anayasa’nın çıkarılması ile sağlanacaktır.
Bu durum İslam ülkelerinin de Türk Devletinin örneklediği bağımsızlıkçılık, antiemperyalist ve çağdaş karakterden yoksun kalması anlamına geliyor…

*
Üstelik 7 Haziran seçimleri, İç Savaş’ın tüm tarafları dış desteğe dayandığı için Suriye’deki dengenin değişemediği bir durumda yapılıyor.
Denge için ABD Başkanı B.Obama’nın yıllardır kullandığı Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın görevini bırakması gerektiği söylem dilinin,
Ya da ABD’nin Suriye politikasının, ancak 2017 Başkanlık Seçimiyle değişebileceği düşünüldüğünde,
Önce bölgedeki müttefiğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Eset" ile başlayan "Mursi" ile devam eden tüm söylemlerine son vermesi, yeniTürkiye’nin bu çerçevede yeni bir dış politikaya yönelmesi gerekiyor.
Böylesi muhteşem bir "Ego"nun söylemini terketmesi demek, asla Başkan olamaması , "Aksaray’da bir noter ve AkSaray’ın Pınarhisar olması "demektir…

*
Geriye kalan Başbakan Davutoğlu ve muhalefette YCHP, MHP ve HDP’dir ki; yeni Türkiye çirkinliğine bu kombinasyon yakışıyor!
Bu noktada Kemalistlerin motivasyonlarına son bir darbe indirmek için onlara yüzde 3 bile fazladır.
Bu çerçevede 7 Haziran genel seçimleri heyecan vermiyor…

29.5.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Annan Planı Dönemini Hatırladım … Prof. Dr. Ata ATUN


Geçmişte, Annan Planı’nın tartışıldığı döneminde yaşamıştık bu günlerde yaşadıklarımızı. İktidarda, gene sol eğilimli bir partinin çoğunluğunu oluşturduğu bir koalisyon hükümeti vardı.

​Kendilerine “Barış İsteyenler” adını takmış bir takım geçmişi unutmuş vatandaşlarımız, aynen yağmur yağınca ortaya çıkan garavolliler (sümüklü böcek) gibi yıllarca gizlendikleri yerden ortaya çıkmışlar “Barış Engellenemez” diye bağırmaya, gösteriler yapmaya başlamışlardı.

Sanki onlardan başkaları “Barış” istemiyorlarmış, barışı isteyen sadece kendileriymiş gibi… Kendi akıllarındaki, Rum’un boyunduruğu altına girmek ve Rum çoğunluğun içinde Türk azınlık olmak “Barış”tı, özgür, kendi kurduğumuz devletin içinde, Türkiye’mizin garantisi altında yaşamak da “Barış” değildi.

Özgürce, kendi kendimizi, kendi kurduğumuz devletimizin yönetimi altında, kendi topraklarımız içinde yönetmek için verilen çabalar ve uğraş onlar için “Barış” olmadığı için, illaki Rumların idaresi altında yaşamayı “Barış” olarak lanse etmeye çalışıyorlardı o dönemde, bin bir türlü gösteri ve şaklabanlıkla.

ABD, 30 milyon Dolar, Avrupa Birliği de 30 milyon Avro dökmüştü bizim tarafa, Kıbrıslı Türklerin aklını çelebilmek ve Annan Planına “evet” dedirtmek için.

Karen Fogg’un “Hassanları” çıkmıştı ortaya, sahte dernekler, yapay siyasi partiler kaplamıştı ortalığı. Parayla satın alınmış medya kuruluşları ve bazı medya mensupları Annan Planı’nın içeriğine bakıp, neleri getirip neleri götüreceğini incelemeden “Evet” yönünde propagandaya başlamışlardı. ABD ve İngiltere Büyükelçileri, “Evet” yönündeki her mitinge katılıp, diplomatik katkı koyuyorlardı meydanda birikmiş topluluğa.

Parayı kapan, yıllarca sürmüş olan soykırımın pahasına ayakta durmayı başarmış “Kıbrıs Türk Halkını” Rumların boyunduruğu altına sokmak için uğraş vermeye başlamıştı. Ne Mercedesler, evler alınmıştı o paralarla.

Hele bir de, komedi gibi ama gerçekte, hastalıklı beyinlerin içinde nelerin yattığını açığa vuran bir olay yaşanmıştı, gizliden gizliye, öyle çok fazla da basına yansımadan.

O dönemde bir Eğitim şurası yapılmış ve komisyonlardan birinde, oradan buradan çağrılan 30 kişiyle yapay bir çoğunluk sağlanmış, KKTC sınırları içinde Rumca eski yer isimlerinin kullanılması kararı alınmıştı. Sanki de KKTC’nin Cumhuriyet Meclisi’ydi mübarek, alınan karar da “Yasa Gücünde”ydi. Kıbrıs Türküne rağmen ve halkın büyük çoğunluğunun kabul etmediği bu kararı alanlardan bir tanesi, kendine güvenerek, büyük bir iş yapmışçasına gitmiş ertesi gün Karpaz bölgesinde yer alan Sazlıköy’ün meydanına “St. Nicolas Meydanı” tabelasını elleri ile çakmıştı.

“Halka rağmen” kelimesini boşuna yazmadım. Anında tabelayı söktü attı köy halkı ve söz konusu kişiyi de uzun müddet köye sokmadı. Asla kabul etmedi Sazlıköylü’ler, satın alınmış beyinlerin kendi kendilerine gelin güvey olup aldıkları bu kararı.

Önemli olan zirziro (Ağustos böceği) gibi çığırtkanlık yapan azınlığın çıkardığı sesleri değil, sessiz çoğunluğun ne istediğini bilmek.

Bu günleri gördükçe dejavu yaşadığımı sanıyorum, 12 yıl evvelki anılarım canlanıyor birer birer… Belli ki hala da akıllanmamış, geçmişten ders almamış, uğradığımız soykırımı unutmuş, anavatan Türkiye’nin değerini anlayamamış ve Türkiye’nin garantörlüğünün ne demek olduğunu kavrayamamış insanlarımız var ülkemizde, politikacısından sıradan vatandaşına kadar…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

29 Mayıs 2015

ŞEYTAN AMERİKA // Ahmet Kılıçaslan Aytar


ŞEYTAN AMERİKA

Tony Cartalucci, Global Research Küresel Araştırma Merkezi’nde çalışıyor.
ABD Savunma Bakanlığı İstihbarat Ajansı’nın raporlarından ulaştığı, aslında bütün dünyanın bildiği şeyleri deşifre etti.
ABD ve müttefiklerinin Suriye’de Beşar Esad rejimini devirmek için bilinçli olarak IŞİD’i desteklediklerini,
Savunma Bakanlığı’nın 2012’den beri İŞİD terör örgütünün yapılanmasından bilgisi olduğunu yazdı.

*
Yazı, herşeyin Suriye’nin İsrail’e karşı direniş cephesinin en ön saflarında yer alması ve ABD ve İsrail için tehdit unsuru olması noktasından başlıyor.
Buna göre ABD yönetimi 2011’den önce Suriye devletine darbe indirmeye çalışmış ama her defasında başarısız olmuştur.
2011’de ABD ve İsrail, Suriye’de halkı desteklemek bahanesiyle bu kez içeriden Esad yönetimine zorluklar çıkarmaya başlamış,
Bir taraftan da NATO üyesi Türkiye’nin yanı sıra müttefikleri Ürdün ve Suudi Arabistan vasıtasıyla El Kaide terör güçlerini koordine etmiştir.

*
Nihayet ABD; Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye gibi bölge müttefikleri ile dünyanın dört bir yanından teröristleri Suriye topraklarına sızdırmaya ve onları askeri teçhizat, silah ve para ile desteklemeye başlamıştır.
Öyle ki, Türkiye toprakları ve sınırları teröristlerin cirit attığı ve Suriye’ye rahatça geçtiği bir alana dönüşmüştür.

*
ABD Savunma Bakanlığı’nın Haziran 2014’te Musul’un ve Ramadi’nin İŞİD güçlerinin eline düşmesini daha 2012 yılında planladığı ifşa ediliyor.
Irak Kürt Bölge Yönetimi lideri M.Barzani, önce Musul’un merkezi hükümetin kontrolünden çıkarılması için Sünni BAAS’çılarla doğrudan işbirliğindeyken,
Musul’un düşmesinden sonra İŞİD tehditini ileri sürerek en önemli petrol havzasında yer alan Kerkük’ü kontrolüne alıyor.
Cartalucci, bütün bunların Barzani’nin IŞİD’le dolaylı olarak işbirliği yapmasının bir sonucu olduğunu,
Nitekim, Barzani’nin Musul’un düşmesinden bir hafta önce ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye’nin öngörüsüyle Ürdün/Amman’da yapılan bir toplantıda KDP ile temsil edildiğini ve Iraklı Sünni BAAS’çılarla birlikte Musul’un düşüşünün planlandığını bildiriyor.
İşin bu noktası Bağımsız bir Kürdistan’a yol verildiği anlamına geliyor…

*
Bugün IŞİD Irak’ta El Enbar’ın merkezi Ramadi’yi ele geçirmiş, ardından Suriye’nin Tedmür kentini alarak "Irak ve Suriye’deki hakimiyet alanlarını" birleştirmiştir.
Öte yanda Türkiye’nin desteklediği El Kaideci El Nusra Cephesi ve Ahrar el Şam arasında anlaşma yapılmış, kuzeydeki daha küçük İslamcı isyan gruplarının çoğu ve ılımlı Özgür Suriye Ordusu birimleri Fetih Ordusu adlı yeni bir şemsiye örgütle, Suriye kuzeyinde İdlib bölgesinde hükümet ordusunu püskürtmeyi başarmış ve Lazkiye sınırına dayanmıştır.
Şimdi Suriye’deki bu güçlere Türkiye’deki ABD üslerinden hava desteği verilmesi planlanıyor.
Bu nokta ise Suriye’nin kuzeyi ve Irak’ın orta bölümünde bir Sünni Araplar için bir yapılanmaya yol verildiği anlamındadır…

*
Bütün bunlar, İsrail’in Suriye ile ilişkilerini belirleyen 1967 Altı Gün Savaşında ele geçirdiği Golan Tepeleri ve yayılmacı politikalarından gelişiyor ve bu çerçevede büyük bir ABD/İsrail planının işlediğini gösteriyor.

*
Golan Tepelerindeki su kaynakları İsrail- Suriye, İsrail-Filistin arasındaki esas sorunu oluşturuyor.
Su kaynaklarına erişimin olmaması halinde hem İsrail’in, hem de Suriye ve Filistin’in varlığını sürdüremeyeceği biliniyor.
Golan Tepelerinin işgali Suriye ile İsrail arasında iki ülkenin Filistinliler, Sünni Araplar, Kürtler ve diğer azınlıkların sorunlarını da ivmeliyor.
Sonuçta HAMAS, Hizbullah, Müslüman Kardeşler gibi sayısız İslami örgüt ve Kürtler derken, dinci ve etnikçi terörizmle, işte Suriye trajedisi ortaya çıkıyor.

*
Fakat giderek İsrail, dinci ve etnikçi terörle kaynayan bir bölge ile kuşatılırken,güvenliği ve esenliğini her zamandan daha çok ister duruma gelmiştir.
Üstelik Suriye’de BAAS rejimi değişikliğinin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı ve rejimin büyük bir potansiyele sahip olduğu da görülmüştür.

*
Bu durumda, her hâlikârda Suriye ile yapılacak bir barış anlaşmasının BAAS partisi ile yapılacağı gerçekliği ortaya çıkıyor.
Üstelik BAAS partisi İsrail’i bir Yahudi Devleti olarak tanıyabilecek, bölgede Laik Arap Milliyetçiliğine dayanan biricik oluşumdur.
O halde BAAS geleneğinden gelen Iraklı Sünnilere de iktidar gücü vermek gerekmekteydi…

*
O yüzden nükleer programına ilişkin elde edilecek anlaşma ile İran’ın dünya politikasına eklenmesi ve Ortadoğu’da istikrarın oluşması stratejisi oluşturuldu.
Ağır yaptırımların iptali halinde İran’ın kendi doğal kaynaklarını kullanacağı, ekonomik olarak ayağa kalkacağı ve Ortadoğu’da etki gücünü arttıracağı düşünüldü.
Şimdi Ortadoğu’daki gücü Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtmanın yolu örülüyor.
Bu sayede güya "bir taşla iki kuş vuruluyor" ve ABD, Suriye İç Savaşını Rusya ile çözmeye çalışır ve Ortadoğu’yu Rusya ile paylaşma fikrini sürdürürken, bu fikirden vazgeçmiş bulunuyor…

*
Ama bu stratejinin başarısı için Viyana’da Batı’nın her türlü misafirperverliği ile gözü açılmaya çalışılan İran’ın 5+1 grubu ile sürdürdüğü görüşmelerde nihai anlaşmaya varılması ve ardından göstereceği tutumu önem kazanıyor.
İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması ve İran’ın nükleer faaliyetlerini denetleme meselesinde ABD’nin talepleri, nihai anlaşma taslağını hazırlama yolunda göze çarpan en ciddi engel olarak görülüyor.

*
ABD Başkanı Obama’nın, nükleer müzakerelerde yönetiminin kararlarını Kongre üzerinde güçlü nüfuzu olan İsrail lobileriyle eşgüdümde tutmak çabası eleştiriliyor.
Obama tüm seçenekler masada derken, nükleer anlaşmaya vardıkları takdirde İran’ın terörü desteklemesi ve İsrail’i tehdit etmesi gibi sorunların geride kalacağını iddia ediyor.
İran bu iddiaya, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun teyid ettiği üzere nükleer programının tamamen barışçıl ve sivil amaçlı olduğu,
Ama Ortadoğu’da bölgesinde nükleer silahı olan, bölgeyi ve hatta tüm dünyayı tehdit eden tek rejimin İsrail olduğu teziyle karşılık veriyor.
Üstelik İran’ın muhalifi ülkeler İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye ve diğerleri gerilimi sürekli üst düzeyde tutuyor, ABD bu koalisyonun ahengini bir türlü tutturamıyor.

*
Doğrusu herşey ABD’nin kirli, kanlı, dehşetengiz ayak oyunları ve Ortadoğu’da kimi bölünmeleri göze alarak, yazık ki radikal terör örgütleri eliyle Suriye kuzeyinde ve Orta Irak’ta birleşik bir Sünni Arap kuşağı oluşturulması öngörüsünün gerçekleşmesi hayaline dayanıyor.
Doğrusu hiçbir şey, Suriye’nin genelinde sabit kalan dengeyi değiştirmiyor,çünkü iç savaşın tüm tarafları dış desteğe dayanıyor.
Dış desteğe dayanan yeni askeri çabalar çatışmaları daha da şiddetlendiriyor, savaşı uzatıyor ve daha kanlı hale getiriyor…

*
İnsan olan "Yaşasın Amerika" diyemiyor…

27.5.2015

cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Yurttaş Yapmama Yasası … Prof. Dr. Ata ATUN


CTP-DP koalisyon hükümeti içinde yer alan İçişleri Bakanlığının hazırladığı “Yurttaşlıkla ilgili yasal düzenlemelere getirilmek istenen yeni kriterler” veya diğer adı ile “Yurttaşlık Yasa Tasarısı “ gerçekten de basına yansıdığı gibiyse, getirilmek istenen kriterler tam bir yüz karası.

Buna kafatasçılık da diyebilirsiniz, ırkçılık da…

Böylesi zorlaştırılmış vatandaşlık kriterleri Avrupa Birliği’nde bile yok.

​Kendi ülkesinde yıllarca çalışıp, emekli olduktan sonra ülkemize gelip yerleşerek hayatlarının sonbaharını huzur içinde yaşamak isteyenlere çıkarmadığımız engel, yaşatmadığımız zorluk kalmamış. Ülkemizde çalışıp para kazanmıyorlar, tam tersine yaşamları için gerekli olan parayı kendi ülkelerinden getirip burada harcıyorlar ve ekonomimize de büyük katkıda bulunuyorlar. Ama biz onlara ne bir vatandaşlık veriyoruz, ne de işlerini kolaylaştıracak bir kimlik. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler, başka bir ülkede emekli olup da kendi ülkelerine yerleşmeyi ve hayatlarının sonbaharını geçirmek isteyenlere bütün kapıları sonuna kadar açıyor, ekonomisine katkı koyacağı için. Ama nedense bizim ülkemizin bürokratları ve bazı seçilmiş veya da seçilmemiş siyasiler, bu tür insanları KKTC’ye sokmamak için elden geleni yapıyorlar, sanki de büyük bir marifetmiş gibi.

Bizim ülkemizde ikamet veya çalışma izni almak yerine, deveye hendek atlatmak çok daha kolay, birtakım hastalıklı beyinlerin getirdiği kurallar yüzünden.

Yönetim kadroları içinde yer alan, kendi söylemlerine göre ilerici olan ama gerçekte faşist bir kafa taşıyan bu “hastalıklı beyinler” ikamet izni çıkarılamasın ya da çalışma izni verilmesin diye öylesine kurallar getirmişler ki, gerçekten de inanması çok zor. Nazi Almanya’sının esir kamplarında bile bu denli zor, mantıksız ve eziyet veren işlemlerin yaşanmış olduğunu sanmıyorum.

Daha işin başında, devlet dairelerimizdeki memurlarımız, ikamet veya da çalışma izni için başvuranları hapishane duvarı gibi asık ve meyus bir yüzle karşılıyorlar ve aşağılayarak hitap ediyorlar. Sanki de önemli, çok büyük ve özverili bir iş yapıyorlarmış gibi.

Dünyadaki gelişmiş ülkelerin vatandaşları devletle olan işlerini internet üzerinde, evlerinden veya da iş yerlerinden dışarı çıkmadan, birkaç dakika içinde hallederken, bizde, topraklarımız altın kaplı olduğundan, ikamet veya da çalışma iznini alabilmek veya da yenilemek için en az bir hafta koşmak gerekiyor. Damga pulu, resim, tasdik memuru, fotokopi, pasaport, kira kontratı, kan verme, tahlil yaptırma gibi bir sürü saçma sapan işlemler konuyor ülkemize çalışmak veya da ikamet etmek için gelmiş insanların önüne.

Maliye Bakanlığı işin kolayını bulmuş, her başvurandan bir de kira kontratı istiyor. İşin yoksa Muhaceret dairesinden, hastaneye, oradan laboratuvara, polise, Maliye bakanlığına, fotokopiciye koş, dolap beygiri gibi dön. Açıkçası ülkemizi ikinci vatanları görüp yaşamaya, çalışmaya gelen insanlara eziyet ediyoruz.

Yasalarımız, kurallarımızda bir acayip.

Benim eşime, her KKTC’ye giriş yaptığımızda sadece 90 günlük ikamet izni veriyorlar, pasaportuna da turist vizesi vuruyorlar, evlilik cüzdanını göstermemize rağmen. Nasıl saçma sapan, akıllara ziyan bir yasa yapılmış anlaşılır gibi değil.

Bu nedenle iktidar tarafından Meclise yeni sunulan “Yurttaşlık Yasa Tasarısı” içinde bu saçmalıklar düzeltileceğine, yeni zorlukların şirin bir şekilde eklenmiş maalesef.

Yazıklar olsun böylesine ırkçı, ayırımcı ve kafatasçı düşünceler taşıyan yöneticilere….

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

27 Mayıs 2015

{HaberPOSTA} – Derviş neden geldi? (yorumlu)


Gürbüz Bey

Kemal Derviş ikinci dünya savaşında her tarafı işgal eden ve Türk kökenli Yahudileri özellikle gaz odalarında boğazlayan Almanya’nın Führeri Hitlerin En Önemli diplomatlarından olduğu İçin Ankara merkezli tüm casusluk faaliyetlerinin başında da görevli Ankara Büyük elçisi Von Papen

Franz Joseph Hermann Michael Maria von Papen (29 Ekim 1879 – 2 Mayıs 1969), Adolf Hitler‘in 1933 yılında iktidara gelmesinde önemli rol oynayan Alman devlet adamı ve diplomat. Aynı zamanda 1939-1944 yılları boyunca (Yani 2. dünya savaşı süresince) Türkiye‘deki Alman büyük elçisiydi. İşte bu Büyük elçinin yazılarını yazan sır katibi Bayan sekreter Yahudi idi. Burada dikkati çekmek isterim Hitlerin kendisi de Yahudi melezi idi. İşte bu Alman elçisi Yahudi hanım Türkiye de bir süre birisi ile birlikte yaşadılar. Eğer O kişi Alman istihbaratına çalışan birisi olmasa bu birlikteliğe göz yumulmazdı (muhtemelen bir Türk Yahudi’si) Savaş Bitince Pon Papen Amerikalılara teslim oldu. Sekreter Türkiye de kaldı ve evlendiler. Bir çocukları oldu diğerlerini bilmiyorum.Kemal Dervişin Babası savaş süresince Almanya ile ticaret yapan çok zengin olmuş birisi idi Doğan çocuğun adını Kemal koydular.

ABD de kariyer yaptı dünya bankası başkan yardımcılığına kadar çıktı başkanlık için aday oldu ama vazgeçti. Kaç defa evlendi bilmiyorum Ama Necdet Sezerin anayasa kitapçığı attığı Ecevit hükümeti döneminde CB. Sezerin çıkardığı kriz ile Türkiye battı. Sezer Kemal Dervişi ekonomiden başbakan yardımcısı olarak Ecevit hükümetinin içine paraşüt ile indirdi. Başbakanda daha yetkili bir yardımcı oldu. Gelirken yanında karısı diye takdim ettiği pek çok İslam ülkesinde operasyonlar yapmış Yüksek dereceli CIA ajanı hanımı da getirdi. Kendisi de yüksek dereceli bir ekonomi ve siyaset operasyonları yapan bir operatördü. Eşi dediği CIA yüksek dereceli ajanı son vazifesi olarak Kongre kütüphanesi gizli dosyalar bölümünü yönetiyordu. Oradan bir dosyayı ABD başkanı dahi dışarı çıkarmadan orada okumak zorunda idi. Böyle bir kadın Türkiye de hangi operasyonları yaptı tam bilmiyoruz. Ama Kemal derviş Türkiye’nin bankalarını kendi ülkesine boşaltıp borç para verdi yani kendi paramızı alıp az bir bölümünü bize borç verdi.

Kusura bakmayın ama boşa konuşan birisi değilim ve bende Bir büyük elçilik personeli olarak çalışı 35 yıl sonra 65 yaşında emekli olmuş birisiyim. Sizin her sorunuza yada bilir bilmez sözlerinize her seferinde açıklamalar için onlarca sayfalar yazı yazmam gerekir. Bu yüzden sadece yazınızın başlangıcına cevap verdim ve bütün günümü ve gecemi harcamamak için diğer bölümleri okumadan kapatıyorum. Çünkü bu kadar yorucu emek karşılığı sizin bir şeyler öğrenmenizi nasılsa sağlayamıyorum. Diğer çok sayıda gruptan gelen yazılardan bazılarına da cevap yazmak zorundayım.

Selamlar

A.D.Şimşek

25 Mayıs 2015 20:50 tarihinde Grbuz Guvendag <gurbuz1943> yazdı:

Sayın Düsünen ve yazan arkadaşlar,

Ahmet Bey,
Dervis niye geldi demiş.
Bu soruyu çoğaltabiliriz.

Bir Prof umuz kitap yazmıs.
Osmanlının Sultan Süleyman Dönemini canladırabiliriz demek istiyor.
Aslında ,Sultan Sülyeman Dönemi ,Sarayın ,Dönmelerin hakim olduğu dönemdir.
Sokullu Vezirazam Bosnaktır.
Sultanın Hanımın Türk değil,vir Davudi olduğu söylenir.Su anda ülkemizde
esleri Türk olmıyan yöneticiler var.
Yunanistanda Rumların Basına ,Rum olmıyan bir yönetici ve esi Rum olmıyan
yönetici gelmesi imkan dısıdır.

Bilgi fakiri bazı yöneticilerimiz,Ortadaoguda hakim politika uygulayacağız dediler,Mısıra gittiler,Mısır karıştı.Libya ya gittiler.Kaddafi düzeni cöktü.
Suriye ile dostluk olacak dediler.Suriye bin parça.
Yani biz akıllıyız,Batı aptal.Biz ilerliyecegiz onlar bizi alkıslıyacaklar.
Biz Tank yapacağız ,Rusya 3000 tank yapıyor.
Biz araba yapacağız.Adamlar sürücüsüz araba yapıyorlar.
Kimse aptal değil.
Basörtüsü serbestmis.
Basörtüsü marifet bir sey olsaydı.Irakta ,Bas örtülü kadınlar sokağa düşmezdi.
Suriye de ,Basörtülü ve bizim imamlardan daha iyi arabca bilen kadınlar perisan durumda.Basörtüsü takıp,vatanını savunmuyorsan biraz bos.

Bakın ,bu Isid ciler Türkiye ye de saldırır diyorum.Yok vatanı koruruz diyorlar.

Milleti acımasızca soyan ,haksızlık ,yapan,haketmedikleri kadroları alanlar.
Vatanı niye savunsunlarki?
Onlar için Vatan yağmalanacak toprak parçası.
Milletin Anasına küfr eden Müteaahit vatanı savunmazki.Dünyalıgı var.Ceker gider.

Global Güc,Ortadoguda ,istikrar saglanmazssa,EMPERYALİZM buraya gelmeli diyor.

Eger ,ülkemiz de hukuk calısmazssa,Yolsuzluk yapanlar,yaparız lan ,konuşmayın
derse,TC nin kurtulusu,acaba Irakta Saddam dönemi gibi EMPERYALİZM le mi çözülecek?

Yolsuzluklar,haksızlıklar,adaletsizlikler,Anadolu da Müslüman lığı yıkıp,en son proje Sevr i mi devreye sokmaktır?

Gur-Buz

On Monday, May 25, 2015 3:13 PM, ahmet dogan Simsek <ahmetdogan.simsek> wrote:

Yoruma gerek yok. Yazılanlar aynı ile vaki.Bu seçim batı ile vereceğimiz en büyük meydan muharebesi.
Ya özgür ve güçlü bir devlet olarak tarih sahnesine yeniden çıkacağız.
Yada kaybedip tekrar gizli sömürge hayatı yaşasak da artık sömürge olarak ve batının köleleri olarak yaşadığımızı hepimiz fark edecek biz ne halt ettik diye yakınacağız. Ama yakınmaların çok uzun on yıllar belki asır yada asırlar içinde bu hatamıza yanacağız.
Arkadaşlar şunu açıkça belirteyim ki bu seçim. Batı Dünyası İsrail ve yerli kripto Yahudiler ile milletimiz arasında olacaktır.
Koroyu yönetenin dünya siyonist merkezinin içinde olan Alman Yahudisi Anneden doğan Kemal Derviş derviş olunca Muhalif parti yada grupların tamamı onun konserindeki çalgıcılardan başka bir anlam taşımazlar.
Zafer ya onların yada Türkiye’nin
A.D.Şimşek

  • 25 Mayıs 2015, Pazartesi
    Derviş neden geldi?

Haftabaşı olması nedeniyle ilginç kulisler yazmaya niyetlendim!
Gerçekten hiç ama hiç duyulmayan şeyleri paylaşacaktım!
Son anda vazgeçtim! Bir dostum "Kemal Derviş İstanbul’da! Aydın Bey’in evinde buluşuyorlar!
Pekçok yazar da davetli" diye mesaj atınca durdum!
Bana gelen bilgi doğru mu değil mi bakamadım!
Ama belli ki SEÇİM sandığımızdan daha önemliydi! Dümeni kırıp SEÇİM YAZISI yazmak istedim…
Çünkü kafalar karışık! Nasıl mı?
Açalım biraz! İki yıl önceye gidelim… "Süreci esas bozan şey ne diye baktım… 7 Şubat MİT darbesi… Ben bir darbeyi sezdim. Cezaevi müdürüne ‘Hakan Fidan’ı yalnız bırakmamak gerekir’ dedim. Sözlü yazılı iletişime geçtim…"
Bu kadar mı, değil tabii… "KCK’dan 10 bin kişiyi içeriye aldılar!
Bunu yapan güç MİT’e darbeyi planladı.
Hemen devreye girdim. ‘Bu darbedir’ dedim. Ergenekon’dan farkı yok!
Başbakan (Erdoğan) sıranın kendisine geleceğini gördü. Vatana ihanetten tutuklanacaktı. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması da budur!
Cevat Öneş buna ‘Darbe’ dedi… İlginç değil mi… "Türkiye’de 3 koldan PARALEL DEVLET ÇALIŞMASI var. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her üçü de ANADOLU çıkışlı… CHP ve MHP, Paralel Devletin izdüşümleridir!
Geliştirdiğimiz diyaloğa karşılar! MİT Müsteşarı düşürülmek isteniyor…"
Daha ilginci var! "Fethullah Gülen, NUR HAREKETİNE sızdı.. 120 ülkede okul açmış! Para nereden! Kontrgerillanın eski merkezi Florida’ydı! Yeni merkez ise UTAH’tır! … … orada eğitildi! ….. ve ….
MİT’i hedef aldı…"
Katılırsınız katılmazsınız bu sözler İMRALI SAKİNİNE aitti! Tespitler onun! Silahların gömülmesi için gerekeni yaptığını söylüyor! İnanırsınız inanmazsınız, sizin bileceğiniz bir iş! Ben burada değilim! İki yıl önce söylenen bu sözlerden sonra ne değişti? Bu sorunun cevabını bilmeden ERDOĞAN’a karşı kurulan İTTİFAKI anlamak hiç kolay değil!
İmralı sakininin sözlerinden FETHULLAH GÜLEN ile arasının hiç iyi olmadığını ve devlete karşı bu gruptan saldırı geldiğini, geleceğini çıkarıyoruz!
Peki, geldi mi?
Geldi! Peşpeşe, büyük büyük hem de… Oslo sızdı, 7 Şubat’ta MİT hedefti! Eski ve yeni Müsteşarlar alınacaktı! Gezi patladı. 17 ve 25 Aralık’la devlet ortadan kaldırılacaktı!Direkten dönüldü!
Bütün bunlara rağmen, ESKİ DEVLETE rağmen, Erdoğan barış için yürüdü! Risk aldı! Ancak bir de baktık ki KOBANİ olayları ve 6-7 Ekim isyanı!
45 vatandaşımız öldü! Kimse çıkıp özür bile dilemedi! Sorumlular sustu! 30 Mart seçimleri atlatıldı! Zafer yine Erdoğan’ın oldu! Ve peşpeşe saldıranlar artık "Başka bir elbiseyle" gelme kararı aldı! SANDIKTAN geleceklerdi!
Son hamlelerinden bir öncekini deneyeceklerdi!
İmralı’nın sözleri ortadayken HDP, yani Demirtaş, MİT’e diz çöktürmek isteyenlerle, barışı bitirme amacını taşıyanlarla yanyana geldi! Aydın Bey’in medyası zaten hemen arkasından itiyordu! Kasetle giden Deniz Baykal’dan sonra yerine gelen Kemal Bey, HDP’ye karşı değildi! Bırakın karşı olmayı, yapılan planlar alttan alta işliyordu!
BATI’da CHP oyları HDP’ye gidecek, Doğu’da da AŞİRETLER CHP’ye katılarak kaybedilen oylar buralarda telafi edilecekti! BENENSON, yani Amerikalı şirket, ANADOLU’daki uçan yaprağın haberini alıyor ve gereken stratejiyi belirliyordu! Herkesin bir rolü vardı! Bu seçim öyle sıradan bir seçim değildi! Bu nedenle herkes ama herkes seçimden çok HDP’yi konuşuyordu! Barajı geçer mi, geçmez mi? Demirtaş barajı geçerse Erdoğan’ın grafiği ilk kez aşağıya dönecekti!
Hesapları buydu! Düşmeye başladığında, düşme eğilimi gösterdiğinde asılırlardı!
Burası Türkiye’ydi! ÜST AKIL bunu söylüyordu! "İmralı neden susuyordu?", "HDP’ye söz mü geçiremiyordu?", "Parti elinden kayıp gitmiş miydi?", "Devredışı mı kalmıştı?" yoksa o zaman dediği gibi "BDP ve PKK’nın beni kullanmasına izin vermem!" noktasına mı gelmişti?BİLMİYORUZ! Ama bildiğimiz bir şey var ki HDP Pensilvanya’ya bağlandı!
Sadece bu kadar mı?
Devlet Bey bu yapıdan hiç haz etmemesine rağmen o da ne hikmetse bu yapının elemanlarına arka çıkmaktaydı! CHP zaten içinde barındırdığı bu güçle gidiyordu! Saadet ve Büyük Birlik de gruba atılmıştı!
Milli Görüş oyları için onlara da ROL verilmişti! Kemal Derviş Bey de herkese ROL dağıtan "merkezin" merkezindeydi!
CHP’nin eline MEGAŞEHİR modeli tutuşturarak "BÜYÜK TÜRKİYE’yi biz yöneteceğiz" mesajı veriyordu!
Hiçbir şey tesadüf değildi! Çok ince planlar üzerinden gidiliyordu!
Bakın!
Başörtülü kızlarımız artık hayatın içinde! Okulda da işte de var! Askerin bakışı değişti! Kendi milletini izleyen bir ordudan gözlerini dışarıya çeviren bir anlayışa geçildi! MİT kendi vatandaşlarını değil olası tehlikeleri takip ediyor!
İçeride değil dışarıda mücadele veriyor!
Hükümet içerideki dengelere değil DÜNYANIN dengesinde PAY kapmaya çalışıyor!
Aslında devletle millet Erdoğan döneminde BARIŞTI ! Erdoğan’ın en büyük eseri buydu aslında! Bir kesim bunu anlamakta zorlansa da durum buydu! Zenginleşen ve yayılan Türkiye…
Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar!
Taşlar yerine oturunca CHP gibi parti bile değişmeye başladı! Kemal Bey dağıtmak için gelmişti! Deniz Bey bu nedenle gitmişti! Tabii Kemal Bey neden geldiğini bilmiyordu! Seçtikleri adaylara bir bakın! Neler var neler!
Önceden bunlar mümkün değildi! Sakın partinin kendi başarısı olarak görmeyin bunları! Dışarısı değiştiriyor! Adım adım…
Bu seçimde de HDP üzerinden AK Parti’nin grafiğini aşağıya döndürmek istiyorlar! Ekmelettin Bey de bu nedenle hazırda tutuluyor!
HDP barajı geçer mi geçmez mi bilemem!
Ama KÜRTLER’den nefret eden çok kişi bu partiye oyunu verecek! Papermoon’da kadehlerin HDP için kalktığını yazmıştım!
Önümüzdeki seçimde "Sandıktan ne çıkacak?" diye bakmayın! Geleceğimizin ne olacağına odaklanın!
BAŞKANLIK, nüfusunun yüzde 70’i milliyetçi-muhafazakar olan ülkenin kendisini doğrudan yönetmesi anlamına gelecek! Aksi, DIŞARISININ isteği formatta yola devam…OYUN BUDUR! Dönün başa!
Aydın Doğan Bey ile, Kemal Derviş’le, CHP ile, MHP ile, HDP ile, BBC ile, CNN ile, New York Times ile, bu kesimin yazarları ile, gazeteleri ile, televizyonları ile, İstanbul sermayesi ile karşı karşıyayız!
Yani BARONLAR ile ANADOLU çarpışacak!
Onlar kazanırsa kullanışlı bir ülke olarak kalacağız! Görünürde BÜYÜK ama onlara çalışan sistem ile adım atacağız! Anadolu kazanırsa MÜSLÜMAN DÜNYADA ele geçirilmeyen tek ülke olarak yolumuza devam edeceğiz! SANDIK, geleceğine SAHİP ÇIKARSA bölgede tsunami olur!
Korkuları bu!
İSLAM DÜNYASI’nı kendi hesapları için yönetecek biri aranıyordu!
Bulduklarını da sandılar! Ama TÜRKLER için birinin çıkacağı düşünülmüyordu!
Bu nedenle KOALİSYON büyük! "İTTİFAKTAKİLER bunu biliyor mu?"
Doğrusu kestiremiyorum!
Tek bildiğim Türk, Kürt kim varsa kaderinize sahip çıkın! Geleceği birlikte kurun!
Yoksa?
Maalesef yoksa’sı yok! NOT DÜŞEYİM istedim!
İnşaallah günün birinde "DEMİŞTİM" demem!
PARANIN SAHİPLERİ Türkiye’nin ÇOK İLERİYE GİTTİĞİNİ düşünüyor!
Düne kadar kararı bunlar verdi!
Şimdi de sandıktan çıkacak kararı belirlemeye çalışıyorlar!
Anadolu’nun bağrından çıktığını iddia edenler Anadolu’ya karşı!
Bir anlamda MİLLİ ile YABANCI KONTENJANINDAN MİLLİ olanların kapışması!
Ne dersiniz? Ergün Dilerhttp://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2015/05/25/dervis-neden-geldi

%d blogcu bunu beğendi: