YEMEN’E GİDENİ GELİR Mİ SANDIN // Ahmet Kılıçaslan Aytar


YEMEN’E GİDENİ GELİR Mİ SANDIN

Siyonizmin gücü Kapital küresel kapitalizmi, ABD’nin İsrail’in güvenliğine yönelik taahhüdü Ortadoğu’yu belirliyor.
Bu çerçevede İsrail ile Filistinliler arasında sağlanacak iki devletli barış anlaşması destekleniyor.
İran’ın nükleer silah ele geçirmesinin önlenmesine ilişkin çabalar sürdürülüyor.
Ön cephedeki ortaklar desteklenerek İslamcı teröristlerle mücadelede, Ortadoğu’da kök salmış aşırılık ideolojisi ve mezhepsel-etnik ayrılıklar yok edilmeye, nihayet Suriye ve Irak’ın yeniden resmedilmesine çalışılıyor.

*
Bu sırada arka fonda, ABD Savunma Bakanlığı gizliliği kaldırılan 1987 tarihli "İsrail ve NATO Ülkelerine İlişkin Kritik Teknolojik Değerlendirme" başlığını taşıyan bir rapor açıklamaktadır.
Rapor, daha o tarihte İsrail’in nükleer teknolojisinin ABD’nin Los Alamos, Lawrence Livermore ve Oak Ridge laboratuvarlarıyla eşit düzeyde olduğu belirtiyor.
Açıklamanın ABD ve Rusya ilişkilerinde soğukluk yaşandığı, İran ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandığı haberlerinin geldiği, Ortadoğu’da aşırılık ideolojisi ve mezhepsel-etnik ayrılıkların yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde yapılması dikkat çekiyor…

*
Arkadaki fonda sıra, ön cephedeki ortakların Mısır/ Kahire’de henüz düzenlediği Arap Birliği 143. Dönem Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda,
Arap ülkelerine karşı güvenlik tehditlerinde hızlı askeri müdahaleyi gerçekleştirmek üzere "Birleşik Arap Gücü" kurulmasına ilişkin kararı beliriyor.

*
Fonun önünde ise görevinden istifa eden Cumhurbaşkanı Hadi Mansur’un Husilerin son günlerde birçok noktada ilerlemeleri, en son Aden’e girmelerinden sonra BM Güvenlik Konseyi ve Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’nin askeri kolu Ada Kalkanı Güçlerini müdahalede bulunmaya çağırması üzerine,
Ön cephe ortakları; Suudi Arabistan liderliğinde, işte Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Mısır, Sudan, Fas, Ürdün ve Pakistan Yemen’e ortak hava saldırısı düzenliyor…

*
Yemen Afrika Burnu’nun karşı yakasında Arab yarımadasının batı ucundadır.
Afrika Burnunda Somali ile birlikte aynı deniz yolu güzergahlarını, Aden Körfezini ve körfezin Kızıldeniz’e açılan Mendeb Boğazını öte yanda Hint Okyanusunun Afrika’ya uzanan şeridinde Afrika ile Asya, Kızıldeniz’den Avrupa’ya tüm deniz yollarını kontrol ediyor.
Elbette ABD böylesine hakim bölgenin peşinde, bölgedeki ülkelerin ve Yemen’in de istikrarına son derecede önem veriyor!

*
Ön cephenin güçlü ülkesi Türkiye de istikrarın sağlanmasında önemli bir görev yükümleniyor.
Ama ne görev? Başbakanlığa bağlı Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA); İslam dünyası sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte sürdürülebilir gelişim, birlik, karşılıklı işbirliği çerçevesinde teknik ve sosyal faaliyetlerde çalışmalar ve birlik gayesinde ortak refleksler geliştirmenin koordinasyonunu sağlıyor.
Bu sayede AKP hükümeti, ABD’nin desteğiyle Osmanlı deneyiminden geliştirdiği islamcı politikasına Arap İslam coğrafyasında ve Yemen’de de topyekün siyaseti, ekonomiyi ve sosyo-kültürel yapıyı dönüştürmeye çalışıyor.
Yemenli aktivistlerle birlikte bireysel dini duyguları ağır basan insan tipi yerine siyasal anlamda dini arayışları öne çıkaran ve partileşmeye inanan nesiller yetiştiriliyor.
Yeni nesillerin amacı ise sonuçta Afrika Boynuzunu ve Arabistan yarımadasının batı ucunu ABD’ye sunmaktır…

*
Yemen’in kuzey ve kuzeydoğusunda İran’dan ekonomik ve askeri destek alan Şii Zeydiler ve operasyonel gücü Husiler bulunuyor.
"Zeydî" Hazreti Muhammed’in torununun torunu olan Zeyd’in yolundan gidenlere deniyor.
730′ da Zeyd, uğradıkları dertleri ve çektikleri sıkıntıları Emevî Halifesi Hişam’a anlatabilmek için Irak’ın Kûfe’den Şam’a gidiyor fakat hakarete uğrayıp kovulunca Kûfe’de kendisini destekleyenlerle beraber Emeviler’e isyan ediyor, savaşta alnına saplanan bir okla da can veriyor.
Yakınları cenazesini savaş meydanından kaçırıp bir nehir yatağına gömüyor ama Emeviler cenazeyi çıkartıyor ve çırılçıplak darağacına asıyor.
Cesed Hişam’ın emriyle darağacında tam dört yıl asılı kalıyor.
Bugün Zeydilik Şia’nın kollarından "Beş İmam Şiası" olarak biliniyor…

*
O kadar yıldan sonra bugün Yemen’de Zeyd’in yolundan gidenler "Husî İsyanı "ile Aden çevresinde Güney Yemen adı altında bağımsız bir devleti yeniden kurmayı amaçlayan Sünni aşiretler ki büyük kısmı El Kaide, İŞİD gibi terör örgütlerine destek veriyor; hükümetin otoritesine sekte vuruyor.
Ve Yemen’de Zeydilere destek veren İran ile Sünnilerin kontrolündeki merkezi hükümetin destekçisi ve arka planda Güney Yemen bağımsızlık hareketi ile teması olan Suudi Arabistan arasında bir vekâlet savaşı yürüyor…

*
Çünkü Yemen, Doğu Afrika kıyılarını kontrol etmesi yanı sıra Suudi Arabistan’ı güneyden çevreleyen bir coğrafyadadır.
Bu bakımdan Kızıldeniz- Arap Denizi- Basra- Hürmüz çizgisi doğrultusunda işleyen enerji hatlarını da kontrol ediyor.
O yüzden Suudi Arabistan ile birlikte Körfez ülkelerinin de güvenliğinde önem arzediyor.
Suudi Arabistan, Yemen’in Sünnilerin kontrolünde kalmasını istemektedir ve uzun zamandır Yemen Ordusu’nun Şii Zeydiler üzerine düzenlediği operasyonlara destek veriyor.
Türkiye ise Sünni taraflara başta silah olmak üzere işte yukarıdaki türlü lojistiği sağlıyor…

*
Yemen’in coğrafyası, vekâlet savaşının yarattığı iktidar mücadelesi, El Kaide ve İŞİD’in faaliyetlerini arttırması, Güney Yemen hareketinin siyasal ayrılıkçılık yönündeki eğilimi güçlendiriyor olması, Ortadoğu’nun çeşitli coğrafyalarında görülen Sünni-Şii çatışması derken;
Enerji hatlarının ve Doğu Afrika kıyılarının kontrol edilmesi herşeyden önce İsrail’in güvenliğini beklemede bırakıyor…

*
Üstelik herşey çok sıkışık bir bölgesel konjonktürde gelişiyor.
Suudi Arabistan ile Yemen’de vekalet savaşında olan İran’ın ABD ile sürdürdüğü nükleer görüşmeler, esasen ABD-Rusya arasındaki güç dengesini belirleyecek Ukrayna Krizi’nin Baltık’tan Karadeniz’e, Hazar’a ve Ortadoğu’ya kadar olan bölgedeki rolü üzerinden cereyan ediyor.

*
Rusya gerçeği ve İran’ın nükleer silah edinmesi durumunda İsrail’e ve genel olarak Arap dünyasına musallat olmasının nasıl engellenebileceği Nükleer görüşmeleri etkiliyor.
Ama İran’ın imajı BM’nin yaptırımlarıyla dünya kamuoyu nezdinde büyük zararlara uğramıştır.
Ekonomi daralmış, halk sıkıntılara düşmüş, nihayet hakim dini ideolojinin lideri A.Hamaney ile Cumhurbaşkanı H. Ruhani arasında ABD ile ilişkilerinin normalleşmesi çerçevesinde farklı düşünceler oluşmuştur.
İki lider arasında gelişen ayrışma ülkenin siyasi katmanlarına yayılmakta, yönetimde hem ideolojik, hem de kişisel hesapların çelişkileri keskinleşmekte, doğrusu yaptırımlarla İran rejiminin zayıflatılması planı bir güzel işlemektedir ki,

*
Ön cephedeki ülkeler Ortadoğu’da aşırılık ideolojisi ve mezhepsel-etnik ayrılıkların yok edilmesi kapsamında ve İran’ın bu zor şartlarında Yemen’e saldırı düzenliyor…
Suriye Cumhurbaşkanı Esad, "Batı sömürgecilik dönemine ait tutumunu devam ettirdikçe ve Rusya, Suriye, İran gibi iç işlerine müdahale edilmesine izin vermeyecek ülkeler var olduğu sürece, Batı’nın bu tarz saldırıları devam edecek" diyor ve Rusya’nın ülkesinde büyük bir askeri üs kurabileceğini açıklıyor.

28.3.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: