Aylık arşivler: Mart 2015

BU ANLASMA BIR KUMAR -TERCUME: RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=bu-anlasma-bir-kumar-3003151200

Bu anlaşma bir kumar

SONER YALÇIN yazdı… Cemaat’in bu sırlarını bilmiyordum: KİM BU DECCAL? Din­ci ik­ti­da­rın ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya dö­ken kitap, DECCAL DİNDARMIŞ
bu-anlasma-bir-kumar-3003151200_m2.jpg

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

30.03.2015 20:22 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

İsrail TV’sinin 3 kafadarı sunucu Yaacov Eylon, Ronen Yaari ve Ortadoğu uzmanı, Arap ülkeleri siyasi yorumcusu Oded Granot İran ile nükleer anlaşma konusunda şu yorumlarda bulundu:

Kerry: Anlaşma olup olmadığı henüz belli değil. Önümüzdeki günlerde bileceğiz. Kim bu anlaşma içeriğinde neler olduğunu bildiğini iddia ediyorsa hiç bir şey bilmiyor demektir.

Yaari: Anlaşma halen pazarlık safhasındadır ve Filistinliler Haa’daki mahkemeye devlet olarak kabul edilmeleri için müracaat etmekle en büyük hatayı işlediler.

Yaacov Eylon: Teşekkürler Ronen. Şimdi de Arap Ülkeleri siyasi yorumcumuz Sayın Oded Granot’a dönelim . Aslına bakarsanız nerdeyse kafamız karışmak üzere . Bir taraftan kötü bir anlaşma var derken diğer bir taraftan da Cenevre’den gelen haberlere bakılacak olursa; ABD dış işleri Bakanı john Kerry (sesini taklit ederek) "ANLAŞMA YOK ve İran’ın nükleer silahları olmayacak" demektedir. Ne oluyor burada?

Oded Granot : Bakın bizim aslında Amerikan sağ basın kaynaklarına itibar etmemiz gerekiyor. Wall Street Jurnal gibi… Bugünkü yayınında oldukça ilginç bir anlaşma metni ile okurlarının karlısına çıkmakta ve bana kalırsa bu anlaşmaya oldukça tehlikeli bir KUMAR derim. Bu anlaşma bir takim kabullenmelere ve umutlara dayanmaktadır. Bundan daha fazlasına değil…

Peki İran ile yapılması düşünülen anlaşmanın 4 esas maddesi ne diyor:

BÜYÜK KUMAR –İRAN İLE NÜKLEER ANLAŞMA TASLAĞI

-İLK ON SENE: Uranyum üretimi sıkı kontroller ile sınırlanmakradır.

-BU SÜRE ZARFINDA: Amerikalılar ile İran arasındaki ilişkilerin ısınacağı ve bu süre zarfında da İran’daki yönetimin değişmesi ihtimali umudu taşımaktadır.

-İKİNCİ ON SENE: Uranyum zenginleştirilmesi yenilenecek. Bu sefer sınırlama olmadan.

-İran bir senelik bir ara süre verme hakkına sahip olarak bu anlaşmayı bozma imkanı alacak ki karşı taraf ABD tepki verebilsin.

Bu "kumar"a ise Kissinger : Diplomatik çabalara hürmetimle birlikte bu anlaşma ile adeta İran’a Nükleer silah edinme serbestisi verilmekte ve bundan sonraki adımda ise Nükleer silahların engellenmesi için diplomatik yollar ile mücadele edeceğimiz, başka yollar ile nükleer silahların kullanılmasını önlemekle uğraşacağımızdan endişe ediyorum demektedir.

Oded Granot: Bu konuya nokta koyabilmek için iki küçük saptama yapmam gerekiyor.

Öncelikle İsrail’in yaptırımların işe yaradığı konusundaki iddiası var. Bu konuda Kerry’nin söylediklerinden çok Hamanei’nin ofisinin başkanı Ali Natek Nuri’nin neler dediğine bakmak lazım.

Alı Natek Nuri bugün "Kasamız tamtakır Bunun sebebi de petrol fiyatlarındaki düşüştür" demiş. Ve kasaları boş ise bunu kullanarak neticeye gitmek gerekmez miydi?

Bu yaptırımlar ile ilgili olanı idi.

İkinci mesele ise bir çok yorumcu ABD’de İran meselesi ile meşgul iken ve sadece Nükleer mesele ile değil, İran bağlantılı başka konularda da ama ne ellerindeki füzelerden ne de İran’ın bir terör ülkesi olduğundan bahsetmiyorlar.

Bu akşam ise Kerry "İran’ın karışması Yemen’in düşmesine sebebiyet vermiştir" demiş. Ve işte İran’ın aslında Nükller silah çabasının yanı sıra, terör ve füzeler ile ilişkisinin açık delili ABD Dışişleri Bakanı’nın ağzından itirafı.

Çeviri: Rafael Sadi

Odatv.com

İKİ YÜZLÜ ABD DÜNYASI // Ahmet Kılıçaslan Aytar


İKİ YÜZLÜ ABD DÜNYASI

ABD emperyalizmi BM İnsan Hakları Bildirgesi ve BM’in aşırıcılık, ayrımcılık ve terörizmle mücadele ilkeleri ve konvansiyonları gözardı ederek çıkarları peşinde koşuyor, şiddete ve güvensizliklere yol veriyor, kanlı savaşlara neden oluyor.

*
Emperyalizm ve bölgesel işbirlikçileri, son zamanda ziyadesiyle etnik ve mezhebi terörizmi destekliyor.
Bir yanda teröristler güvenlik güçleri ve istihbarat örgütlerinin desteği ve göz yummasıyla, mesela Suriye ve Irak’a taşınıyor ve insan avcılığına girişiliyor.
İslam’da yasak olan her türlü tecavüz, işkence ve kan dökme eylemleriyle dünyaya İslam korkusu yayılıyor.
Öte yanda kan,gözyaşı,yoksulluğun ceremesi Suriye ve Iraklılara biniyor.
Bölge bunların üzerinden ve Suriye ve Irak’tan itibaren yeniden resmedilmeye çalışılıyor.

*
ABD emperyalizminin Rusya’nın hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı iddiası arasında gelişen mücadele Avrasya, Ortadoğu ve Afrika’da işte bu minvalde genişleyerek sürüyor.
İki kutuplu dünya ve soğuk savaş döneminde, toplam sıfır ile sonuçlanan bir stratejik oyun yürütülüyor.
Kayıp-kayıp temelinde dünya güç dengeleri kuruluyor ama insanlık kaybediyor, kaybediyor, kaybediyor…

*
ABD, "Rusya’nın saldırganlığına" karşı koymak için ekonomik ilişkileri sınırlamış, her türlü stratejik bağ kurma fikrinden vazgeçmiştir.
Bir taraftan ‘Intermarium’ denilen Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki potansiyel çatışma alanında yeni bir strateji oluşturuluyor ve NATO askeri varlığını Doğu Avrupalı ülkelere konuşlandırıyor.
Öte yandan İslam faktörü ile Rusya’nın federalleştirilmesine katkı konulması öngörülüyor!
Nitekim Türkiye, Rusya Federasyonunun İslam dini ile ilgili bölgelerinde İslam toplumları üzerinden üretim ve milli gelir artışını teşvik eden politikalarıyla yayılıyor.
Tıpkı Ortadoğu’daki İslam ülkelerinde olduğu gibi İslâm ülkelerinin sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte İslâmcı bir medeniyeti kurma iddiasıyla yeni nufuz alanları açılmaya çalışılıyor…
Rusya mezhep savaşlarına yöneltiliyor.

*
İsrail’in güvenliği ise ABD’nin Ortadoğu barışı ve terörle mücadele stratejisini belirliyor.
İsrail ile Filistinliler arasında sağlanacak iki devletli barış anlaşması için İran’ın nükleer silah ele geçirmesinin önlenmesine çalışılıyor.
Ya mezhep ayrılıkları ve kavgaları?
Suriye’de ve Irak’taki mücadelenin bir noktasından itibaren ön cephedeki ortakların desteklenmesiyle bölgede kök salmış aşırılık ideolojisi ve mezhepsel- siyasi ayrılıkların önüne geçilmesi öngörülüyor.

*
Afrika Burnu’nda Somali, karşısında Arab yarımadasının batı ucunda Yemen aynı deniz yolu güzergahlarını, Aden Körfezini ve körfezin Kızıldeniz’e açılan Mendeb Boğazını öte yanda Hint Okyanusunun Afrika’ya uzanan şeridinde Afrika ile Asya, Kızıldeniz’den Avrupa’ya tüm deniz yollarını kontrol ediyor.
Elbette ABD böylesine hakim bölgenin peşinde Somali’nin ve Yemen’in istikrarına son derecede önem veriyor!

*
Bütün krizlerde ortak olan özellik hemen dikkat çekiyor.
ABD emperyalizmi müthiş bir ikiyüzlülükle gayri meşru çıkarlarını temin etmek için diğer ülkeleri önce baskı altına alıyor, sonra mezhepler ve etnik yapılar üzerinden insan hakları ve özgürlükleri suistimal ediyor, nihayet dönüp onları bu ilkeleri ihlal etmekle suçluyor…

*
İki yüzlülük her noktadan sırıtıyor.
Neden Ukrayna’da, Suriye’de, Irak’ta ve Yemen’de ve anılan her yerde yaşanan krizlerde "ulusal uzlaşı" yöntemleri konuşulmuyor?

*
Çünkü ikiyüzlülüğe kaptırılan paça bireyden toplumlara giderek artan oranda sevgiyi, aşkı, dostluğu,arkadaşlığı, vefayı,dayanışma, paylaşmayı çürütüyor.
İnsanlık can çekişirken hayatın içi doldurulamıyor, insani duyguların yerini toplumsal katılık alıyor.

*
Nitekim,bugün Türkiye’de "Yurtta barış, dünyada Barış" ilkesinin yerinde işbirlikçi Erdoğan’ın düşüncesi bulunuyor.
Erdoğan, Suudi Arabistan önderliğinde Yemen’e yapılan saldırıların ardından Başkan Obama ile bir telefon görüşmesi yapıyor.
Sonra "İran bölgeyi domine etme gayreti ve çalışması içindedir. Buna tahammül etmek mümkün değil. IŞİD terör örgütü bir yerden çıkıyor bakıyorsunuz onun yerine Şia yerleşiyor. İran’ın Yemen’den ,Suriye’den ve Irak’ta ne kadar gücü varsa çekmesi lazım" diyor.
İki ülke arasında düzelmeye yüz tutan ilişkiler altüst oluyor.

*
İran Dışişleri Bakanı C.Zarif "Türkiye ile çeşitli alanlardaki stratejik ilişkilere önem vermeye saygı duyuyoruz. Mevcut durumda, tüm ülkelerin bölgede istikrarın sağlanması ve güvensizliğin önlenmesi için çaba göstermesi gerekir. Stratejik hatalar, iddialı politikalar ve kendi hayallerindeki yöntemleri uygulayarak telafisi mümkün olmayan zararlara neden olan kişilerin, sorumluluk politikalarını benimseyerek bölgede huzur ve yakınlığı oluşturmak için mevcut potansiyeli kullanmaları daha iyi olur" uyarısında bulunuyor.

*
W.Shakespeare’da "Tanrı size bir yüz vermiş, siz kendinize bir tane daha yapıyorsunuz" diyor.

30.3.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Mare Monte Beceriksizliği (1/2) … Prof. Dr. Ata ATUN


Devletimiz ve devletin neredeyse tüm kurumları maalesef dökülüyor.

Uzun vadeli plan yapmak yok, zaten böylesi bir mantık hiç yok.

Büyük boyutta planlama yapmak diye bir alışkanlığımız da yok.

Hükümetin aldığı kararlar, Bakanlıkların uygulamaları hep günü birlik olaylara yönelik ve çoğu da art niyetli. Bazıları popülizme yönelik, bazıları da yasaklamaya. Araştırma yapmak ise hak getire. Yasaklama zaten yeteneksiz idareciler için en kolay çözüm. Yaşanan olayın köküne inmek ve sorunu çözmek yerine, yasaklama getirerek sorunu çözdüklerini zannederler.

​Girne’de halen uygulamada olan imara yönelik “Emirname” de bu ülkenin yüz karalarından bir tanesi. Emirname, ilgili konuda yasa yapılana kadar uygulanacak geçici kurallar demektir gerçekte. O yüzden de bir Emirname yıllarca uygulamada kalamaz, kalmaması gerekir.

Vakıflar İdaremiz ve adamıza milyonlarca Dolarlık yatırım yapmış olan özel bir şirket arasındaki Mare Monte oteli ile ilgili yaşanan soruna her yönden bakmak gerekmekte gerçekte. Eğrisiyle doğrusuyla.

Nedense bu konularda “Vurulan abalı” hep yatırımcı şirketler.

Bizim devlet kuruluşlarımızın ve bürokratlarımızın hiçbir suçu, ihmali veya da iş bilmezliği yok sanki. Hepsi de adeta sütten çıkmış ak kaşık. Genelde her şey devlet tarafında doğru yapılmış veya yapılmakta ama yatırımcı şirket illaki devlete, vatandaşa ve ülkeye kazık atmak peşinde havası verilmek isteniyor. Ve her zaman, her benzeri olayda bu tür mesajlar gönderiliyor kamuoyuna.

Bürokratlarımız yasaların kendilerine tanıdığı dokunulmazlığın arkasına saklanıp hiçbir iş yapmıyorlar, inisiyatif de almıyorlar. Tek bildikleri ve kusursuz olarak yaptıkları iş, vatandaşı kendileri için çalıştırmak, işleri vatandaşa yaptırmak, iş çıkmaza girdiğinde de vatandaşı veya da yatırımcıyı suçlamak ve de grev yapmak. Bildikleri başka bir şey yok.

Hiçbir zaman birileri çıkıp da, bürokratlarımızın deneyimsizliği, vurdumduymazlığı, iş bilmezliği ve inisiyatif almak cesaretleri olmadığı için işler sarpa sardı, çıkmaza girdi yatırımcılar bu adaya geldiklerine geleceklerine bin pişman demek cesaretini göstermiyor nedense. Hep suçlu yabancı yatırımcılar, bürokratlarımızın ise asla ve kat’a hiçbir konuda zerre kabahati yok!

Mare Monte konusu da beceriksizliğin, deneyimsizliğin ve iş bilmezliğin sonucunda, kullanım kaybına uğradığımız, ekonomimizi gelirlerinden mahrum ettiğimiz, istihdam kaybı yaşadığımız, hazinemizin vergi gelirin göz göre göre mahrum kaldığı yüz karası bir olay ve hala daha devam ediyor. İnanılmaz bir vurdumduymazlık ve yönetim beceriksizliği gerçekte.

Bir dönemin, her yönü ile önde gelen oteli ve tatil köyü olan Mare Monte, altın kumlu plajı, kusursuz hizmet veren restoranı, odalarının ve iç dekorunun güzelliği ile ünlüydü. Geçen gün çok sevdiğim ve takdir ettiğim gazeteci bir arkadaşımın köşesinde yazdığı gibi, diskosu da gençlerin gözdesiydi. Dolup dolup boşalırdı hem otelin kendisi, hem restoranı, hem de diskosu.

Zaman içinde rekabete dayanamayan, kendini yenileyemeyen ve devletin hemen hemen her kuruluşunda olduğu gibi yüksek yüksek ücretlere ve verimsiz çalışmaya dayanamayan Mare Monte kapılarını kapatmak zorunda kaldı ve çürümeye terk edildi.

Terk edilişle, yok oluş süreci de başladı güzelim Mare Monte otelin. Zamanın acımasız kemirgenleri, süreç içinde bir dönemin starı Mare Monte’yi yedi bitirdi ve harabeye çevirdi.…. (Devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

30 Mart 2015

OBAMA VE ERDOGAN IHVAN ESBASKANLARI – RAFAEL SADI – ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=obama-ve-erdogan-ihvan-esbaskanlari—2903151200

ABD yönetimine yakın bir kaynaktan ilginç iddialar:

Bugün ilginç bir gündü…

Oldukça ilginç ve eski bir dostum beni ziyaret etti.

Söz konusu arkadaşım değişik ülkelerde ticari yatırımları bulunan ve çevresinde oldukça iyi tanınan bir şahıs olup Eski Edirnelidir ve uzun zamandır da Amerika’da ikamet ediyor.

Ortadoğu ve ABD ilişkileri adeta uzmanlık alanı ve komplo teorileri üretmekte de bayağı usta.

Varsayımlarının çoğu zaman içinde haklılığını kanıtlamışsa da bir çok çevrede pek de taraftarı yoktur. Ben taraftarı değilim ama söylediklerini de dikkate almamazlık etmek istemiyorum. Bu dostum aynı zamanda ABD yönetimi ve bir çok senatör’e yakınlığı ile de bilinmektedir.

Arkadaşımın az uçuk şeyler söylediğini bilmeme rağmen sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Hani Seksenler dizisindeki komşu kadının dediği gibi "valla ben söylemiyorum. Komşular öyle diyor" cinsinden.

Arkadaşın ismi mahfuzdur.

Der ki; ülkeler kendi menfaatleri için bazı devlet adamlarını satın alırlar , desteklerler ve yönetimlere gelmelerine yardımcı olurlar ki istedikleri manevraları ve adımları atabilsinler ve işlerini görebilsinler. (Eh bu çok uçuk değil olabilir diyorsunuz ilk duyduğunuzda)

MOSHE DAYAN MİLLİ KAHRAMAN Mİ YOKSA

Peki kimler bu kategoride diye sorduğumda ise tarihteki örneklerinden dem vuruyor ve en başta Moşe Dayan ismini fısıldamıyor adeta haykırıyor. 73 Yom Kıppur Savaşında İsrail’in adeta tuzağa düşmesindeki en önemli adam olduğunu ve Barış adına İsrail’in bu savaşı kaybetmesi gerektiğine inandığı için ABD’nin arzusu ile bu savaşın kaybedeni olma öncülüğüne soyunduğunu iddia ediyor.

Benzer iddialar İsrail Medyasında da Golda Meir için söylendi ama kanıt tabii ki yok."Sakın ha kanıt arama kimse bulamaz" diyor.

Recep Tayyip Erdoğan Davos’ta "Van minüt" çekerken Şimon Peres ile aynı patron için mi çalışıyorlardı, ABD için mi?

ERDOĞAN VE OBAMA İHVAN EŞBAŞKANLARI

İkinci patlattığı isim ise Şimon Peres onun da sebebi Barış adına ve İsrail’i OSLO batağına sürükleyen adam olarak adlandırıyor. Eh bu konuda da çok benzer iddia duydum ama bu kişinin satılmış bir hain olabileceğine inanmak çok zor ama Barış adına bazı pazarlıklar içinde olması tabii ki muhtemel.

Obama ve Erdoğan İhvan eşbaskanları mı? Yok artık!

Gelelim Ortadoğu coğrafyası ve günümüz Jeopolitik ortamına.

Eski Türk ve İsrailli şimdilerdeki Amerikalı dostumun ifadesine göre Obama ve Erdoğan ortak ve ikisi birlikte IŞİD’in yaratıcıları.

İkisi de İHVANCI… Ve Ortadoğu’yu bir Sünni havuzuna dönüştürmek istedikleri için mevcut sonuç bu durumda.

Obama ve İhvan ne alaka? Obama aslında Müslüman kanı olan Biri ve Hüseyin olduğunu asla unutmuyor. Ilımlı İslam politikası ile aslında Müslüman Kardeşlerin şubesi hatta lideri olan Erdoğan ile çok müşterek noktası var ve İŞİD en büyük projeleri. "Yoksa IŞİD’e silah veren bir Erdoğan’ın ABD’den veto yememesini nasıl izah edebiliriz" diyor. Tabii ki bölgenin petrol merkezi olması ayrı bir önem veriyor bu iddialara kuşkusuz.

HAMAS’A YILDA 300 MİLYON DOLAR

Hedeflerinin Sünni –İhvancı bir Türkiye , Suriye ve Filistin olduğunu ve bu sebeple de Batı Şeria’da Gazze vari bir Hamas devrimi planladığını Hamas’ın da ardında gizli olmadan üstelik herkesin gözünün içine soka soka Hamas merkez karargahını İstanbul’a taşıttığı ve bu karargah sayesinde Hamas’ın Abu Mazen hükümetini devirme çabalarının aslında İsrail istihbaratınca ortaya çıkarıldığını anlattı ofisimde kaldığı yarım gün boyunca. Gazze Roketsan ilişkisini kendisi de duymuş ve Türkiye’nin Hamas’a yılda 300 milyon dolar yardım ettiğini de vurguladı tabii.

Obama ile Natanyahu arasında gittikçe artan husumetin de iddialarını güçlendirecek kanıtlar olduğuna inandığını anlattı. CIA ve Başkanlık makamı hatta ABD Demokratlarının da İsrail’in karşısında olduğunu hatta ABD Solcu Yahudilerin de kendi rahatlarını düşündükleri için Obama’nın yanında yer aldıklarını izah etti.

Kuşkusuz Natanyahu’nun ABD Temsilciler Meclisinde yaptığı konuşma ve İsrail genel seçimlerinde İsrail Sol’una karşı adeta bir zafer kazanması ve kendisine Siyonist Cephe diyen Herzog-Livni ikilisinin 24 milletvekiline karşın Lıkud partisi olarak 30 milletvekili çıkartmış olmasını gerek Obama’nın gerekse Erdogan’ın başı çektiği İsrail’i dört bir yandan kuşatma ve imha planına vurulmuş en büyük darbe olduğunun da altını çizdi.

Valla ben demiyorum komşular diyor!..

Rafael Sadi

Odatv.com

Erdoğan’ın parmağıyla gösterdiği üst akıl nedir biliyor musunuz RAFAEL SADI -ODATV


http://odatv.com/n.php?n=erdoganin-parmagiyla-gosterdigi-ust-akil-nedir-biliyor-musunuz-2703151200

Erdoğan’ın parmağıyla gösterdiği üst akıl nedir biliyor musunuz

SONER YALÇIN yazdı… Cemaat’in bu sırlarını bilmiyordum: KİM BU DECCAL? Din­ci ik­ti­da­rın ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya dö­ken kitap, DECCAL DİNDARMIŞ
erdoganin-parmagiyla-gosterdigi-ust-akil-nedir-biliyor-musunuz-2703151200_m2.jpg

Rafael Sadi yazdı

MÜTHİŞ BULUŞ! İNGİLİZCE KONUŞMANIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. NASIL MI? TIKLAYIN!
facepaylas.png twitterpaylas.png googlepaylas.png

27.03.2015 16:28 Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

1906 yılında inşa edilmiş olan Edirne Sinagogu 5-6 yıllık restorasyon sürecinden sonra dün muhteşem bir tören ve yaklaşık 100 kadar davetlinin katılımıyla yeniden açıldı.

Tören’e çok sayıda İsrail vatandaşı da iştirak etti. Kuşkusuz bu İsrailli vatandaşların çoğunluğunu özellikle eski Edirneli ailelerin İsrail’e göç etmiş çocukları teşkil ediyordu.

Açılışa Başbakan yardımcısı ve son haftanın açıklama yıldızı Sayın Bülent Arınç da iştirak etti ve oldukça sevimli gelen açıklamalarda bulundu.

Şöyle ki.

1-ARINÇ: YAHUDİLERİN, MÜSLÜMANLAR KADAR HAKKI VAR

Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç ise bir Müslüman’ın ne kadar hakkı varsa, Yahudi ve Hristiyanların da hakkı olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Son yıllarda İsrail hükümetiyle ilişkilerimizdeki sorunlar sebebiyle ülkemize yönelik suçlamalar getirdiğini, aynı şekilde maalesef bazı grupların da Türk Musevi Cemaatini suçladığını üzüntüyle gözlemliyoruz. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki devletler arası ilişkilerle, toplumlar arasındaki ilişkiler birbirinden ayrı olarak değerlendirmelidir. Yahudilerle aramızdaki bağ, İsrail ile başlamış bir bağ değildir. Ülkemiz dünyanın farklı bölgelerinde zulüm görmüş Yahudilerin ihtiyaç duyduklarında sığınacakları bir huzur limanı olmuştur. Gerek İspanya’dan gerek 1930’lardan Nazi Almanya’sından gelen Yahudiler bu toprakları vatandaşları olarak kabul etmiş, tarih ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olmuş ve ülkemize çok katkılarda bulunmuştur. Bu vatanda bir Müslüman’ın ne kadar hakkı varsa, bir Yahudi’nin, bir Hıristiyan’ın başka inanç grubunun da o kadar hakkı vardır."

2-Salondaki Musevilere seslenerek Türkiye’de yaşamak istediklerinde kendilerini karşılayacak olan 78 milyon insan olduğunu söyleyen Arınç, "Türk Musevi Cemaati ülkemizin ayrılmaz bir parçası ve eşit paydaşıdır. Bugün açılış münasebetiyle dinleme fırsatı bulduğumuz ve çok da hoşuma giden Türk Sanat Müziği makamları kullanılarak icra edilen Maftirim adlı sinagog ilahileri de kültürlerin ne kadar iç içe geçtiğinin, birbirimizden et ve tırnak gibi ne kadar ayrılmaz olduğumuzun adeta göstergesiydi. Ben yurt dışından gelenler için bir temennide bulunayım. Eğer buraya gelmek isterseniz, Türkiye’de yaşamak isterseniz, sizi kucaklayacak 78 milyon insan var" dedi.

NEDEN SEVİNEMİYORUM

Peki ben neden sevinemiyorum neden bu ifadelerin samimi olabildiğine inanamıyorum?

Bir taraftan Sayın Arınç’ın hemen yanı başında oturan Edirne Valisi Dursun Alı Şahin (Dikkat ederseniz kendisine Sayın demedim ve demeyeceğim de) (Bunu da Sayın Arınç’tan öğrendim) daha bir kaç ay önce yaptığı basın açıklamasında ”Büyük Kinle söylediğini” beyan ettiği ve bu sinagog’un sadece müze olarak kullanılacağını sinagog olarak kullanılmayacağını ifade etmesinin ardından kopan gürültüleri hepimiz hatırlıyoruz .

Vali: Müslümanları katleden eşkıyaların Sinagoglarını yapıyoruz.

Manşetlerini hatırlamak isteyenler ODATV arşivlerini ziyaret edebilirler. Haberleri sadece ODATV’de yayınlanmadı bütün medya’da yer almıştı.

Dünkü Arınç söylemi sanki bir şeyleri düzeltmek onarmak için söylenmiş gibiydi. Bana daha çok uluslararası baskılardan etkilenilerek bu açılış olayının denk getirilerek Dünya’ya bizim Yahudiler ile bir sorunumuz yok mesajı vermekti. Ki sanırım ben hariç buna inanan az değil. Zararın neresinden dönersen kardır. Sayın Arınç gelmeyebilirdi, Sayın olamayan Vali de ben burayı ibadete açmıyorum demekte de ısrarcı olabilirdi.

ÜST AKIL NEDİR

Ha bir de daha 10 gün önce Türk Tv lerinde Yahudileri Sadece İsrailli olanlarını değil hepsini Türk Vatandaşı Yahudileri de kapsayan ve Siyon Protokollerini aratmayacak ifadelerini izlediğimiz Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Bey’in zehir zemberek suçlamalarını izlemenizi tavsiye ederim.

Diyor ki:

Altını çizerek söylüyorum sanmayın ki bunlar şahsıma yönelik operasyonlardır. Sanmayın ki bu operasyonlar girişimler hükümet ya da belli bir partiye yöneliktir. Arkadaşlar bu operasyonun veya operasyonların tamamı Türkiye’ye Türkiyenin varlığına birliğine huzur ve istikrarına en önemlisi de Türkiye ekonomisine ve Türkiyenin bağımsızlığına yönelik operasyonlardır.

Daha önce de ifade ettim tüm bu atılan adımların arkasında bir ÜST AKIL vardır.

Gündeme oturdu onlar. Sordular bana bu ÜST AKIL kimdir diye.

Bunu sizler araştıracaksınız. Ve ne olduğunu da biliyorsunuz kim olduğunu da biliyorsunuz. Bunları siz inceleyeceksiniz. Siz araştıracaksınız.

(https://www.youtube.com/watch?v=GoeIzSxHofQ)

İyi de Cumhurbaşkanı Yahudi lafı etmedi bile ne demeye üzerime alınıyorum suçluymuş gibi neden gocunuyorum diyebilirsiniz.

Haklısınız.

Şayet ATV televizyonu Cumhurbaşkanının bu söylemi ile açtı ÜST AKIL haber videosunu ve araştırmasını yayınlanmasaydı bu konuşmayı önemsemeyebilirdim bile.

Dünya’yı yöneten bu ÜST AKIL’ın kim olduğunun iddiasını izlerseniz tüyler ürpertici bir iddia ile karşı karşıya olduğunuzu ve hedeflenen parmakla gösterilenin Yahudiler olduğunu anlarsınız.

Bu videoya bir de Türk yahudi düşmanlığının babası Cevat Rifat Atilhan’ın ideolojisini öve öve bitiremeyen sözüm ona belgeselin Devlet televizyonu TRT tarafından yayını da ortaya DEVLET ELİ ile planlı programlı bilerek ve isteyerek gerçekleştirilen bir durum olduğu ortaya çıkıyor.

(https://)

(http://i.ytimg.com/vi/BahVqAwKg3M/hqdefault.jpg)

Hal böyle iken ve dinler arasında hatta mezhepler içinde bile nifak sokmayı hedefleyen bu çalışmaları ile Sayın Arınç’ın söylemlerini ne yazık ki samimi bulamıyorum.

Allah herkesin gönlüne göre versin ne diyebiliriz ki .

Ben çok sevinemedim…

Rafael Sadi

Odatv.com

YEMEN’E GİDENİ GELİR Mİ SANDIN // Ahmet Kılıçaslan Aytar


YEMEN’E GİDENİ GELİR Mİ SANDIN

Siyonizmin gücü Kapital küresel kapitalizmi, ABD’nin İsrail’in güvenliğine yönelik taahhüdü Ortadoğu’yu belirliyor.
Bu çerçevede İsrail ile Filistinliler arasında sağlanacak iki devletli barış anlaşması destekleniyor.
İran’ın nükleer silah ele geçirmesinin önlenmesine ilişkin çabalar sürdürülüyor.
Ön cephedeki ortaklar desteklenerek İslamcı teröristlerle mücadelede, Ortadoğu’da kök salmış aşırılık ideolojisi ve mezhepsel-etnik ayrılıklar yok edilmeye, nihayet Suriye ve Irak’ın yeniden resmedilmesine çalışılıyor.

*
Bu sırada arka fonda, ABD Savunma Bakanlığı gizliliği kaldırılan 1987 tarihli "İsrail ve NATO Ülkelerine İlişkin Kritik Teknolojik Değerlendirme" başlığını taşıyan bir rapor açıklamaktadır.
Rapor, daha o tarihte İsrail’in nükleer teknolojisinin ABD’nin Los Alamos, Lawrence Livermore ve Oak Ridge laboratuvarlarıyla eşit düzeyde olduğu belirtiyor.
Açıklamanın ABD ve Rusya ilişkilerinde soğukluk yaşandığı, İran ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandığı haberlerinin geldiği, Ortadoğu’da aşırılık ideolojisi ve mezhepsel-etnik ayrılıkların yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde yapılması dikkat çekiyor…

*
Arkadaki fonda sıra, ön cephedeki ortakların Mısır/ Kahire’de henüz düzenlediği Arap Birliği 143. Dönem Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda,
Arap ülkelerine karşı güvenlik tehditlerinde hızlı askeri müdahaleyi gerçekleştirmek üzere "Birleşik Arap Gücü" kurulmasına ilişkin kararı beliriyor.

*
Fonun önünde ise görevinden istifa eden Cumhurbaşkanı Hadi Mansur’un Husilerin son günlerde birçok noktada ilerlemeleri, en son Aden’e girmelerinden sonra BM Güvenlik Konseyi ve Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’nin askeri kolu Ada Kalkanı Güçlerini müdahalede bulunmaya çağırması üzerine,
Ön cephe ortakları; Suudi Arabistan liderliğinde, işte Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Mısır, Sudan, Fas, Ürdün ve Pakistan Yemen’e ortak hava saldırısı düzenliyor…

*
Yemen Afrika Burnu’nun karşı yakasında Arab yarımadasının batı ucundadır.
Afrika Burnunda Somali ile birlikte aynı deniz yolu güzergahlarını, Aden Körfezini ve körfezin Kızıldeniz’e açılan Mendeb Boğazını öte yanda Hint Okyanusunun Afrika’ya uzanan şeridinde Afrika ile Asya, Kızıldeniz’den Avrupa’ya tüm deniz yollarını kontrol ediyor.
Elbette ABD böylesine hakim bölgenin peşinde, bölgedeki ülkelerin ve Yemen’in de istikrarına son derecede önem veriyor!

*
Ön cephenin güçlü ülkesi Türkiye de istikrarın sağlanmasında önemli bir görev yükümleniyor.
Ama ne görev? Başbakanlığa bağlı Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA); İslam dünyası sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte sürdürülebilir gelişim, birlik, karşılıklı işbirliği çerçevesinde teknik ve sosyal faaliyetlerde çalışmalar ve birlik gayesinde ortak refleksler geliştirmenin koordinasyonunu sağlıyor.
Bu sayede AKP hükümeti, ABD’nin desteğiyle Osmanlı deneyiminden geliştirdiği islamcı politikasına Arap İslam coğrafyasında ve Yemen’de de topyekün siyaseti, ekonomiyi ve sosyo-kültürel yapıyı dönüştürmeye çalışıyor.
Yemenli aktivistlerle birlikte bireysel dini duyguları ağır basan insan tipi yerine siyasal anlamda dini arayışları öne çıkaran ve partileşmeye inanan nesiller yetiştiriliyor.
Yeni nesillerin amacı ise sonuçta Afrika Boynuzunu ve Arabistan yarımadasının batı ucunu ABD’ye sunmaktır…

*
Yemen’in kuzey ve kuzeydoğusunda İran’dan ekonomik ve askeri destek alan Şii Zeydiler ve operasyonel gücü Husiler bulunuyor.
"Zeydî" Hazreti Muhammed’in torununun torunu olan Zeyd’in yolundan gidenlere deniyor.
730′ da Zeyd, uğradıkları dertleri ve çektikleri sıkıntıları Emevî Halifesi Hişam’a anlatabilmek için Irak’ın Kûfe’den Şam’a gidiyor fakat hakarete uğrayıp kovulunca Kûfe’de kendisini destekleyenlerle beraber Emeviler’e isyan ediyor, savaşta alnına saplanan bir okla da can veriyor.
Yakınları cenazesini savaş meydanından kaçırıp bir nehir yatağına gömüyor ama Emeviler cenazeyi çıkartıyor ve çırılçıplak darağacına asıyor.
Cesed Hişam’ın emriyle darağacında tam dört yıl asılı kalıyor.
Bugün Zeydilik Şia’nın kollarından "Beş İmam Şiası" olarak biliniyor…

*
O kadar yıldan sonra bugün Yemen’de Zeyd’in yolundan gidenler "Husî İsyanı "ile Aden çevresinde Güney Yemen adı altında bağımsız bir devleti yeniden kurmayı amaçlayan Sünni aşiretler ki büyük kısmı El Kaide, İŞİD gibi terör örgütlerine destek veriyor; hükümetin otoritesine sekte vuruyor.
Ve Yemen’de Zeydilere destek veren İran ile Sünnilerin kontrolündeki merkezi hükümetin destekçisi ve arka planda Güney Yemen bağımsızlık hareketi ile teması olan Suudi Arabistan arasında bir vekâlet savaşı yürüyor…

*
Çünkü Yemen, Doğu Afrika kıyılarını kontrol etmesi yanı sıra Suudi Arabistan’ı güneyden çevreleyen bir coğrafyadadır.
Bu bakımdan Kızıldeniz- Arap Denizi- Basra- Hürmüz çizgisi doğrultusunda işleyen enerji hatlarını da kontrol ediyor.
O yüzden Suudi Arabistan ile birlikte Körfez ülkelerinin de güvenliğinde önem arzediyor.
Suudi Arabistan, Yemen’in Sünnilerin kontrolünde kalmasını istemektedir ve uzun zamandır Yemen Ordusu’nun Şii Zeydiler üzerine düzenlediği operasyonlara destek veriyor.
Türkiye ise Sünni taraflara başta silah olmak üzere işte yukarıdaki türlü lojistiği sağlıyor…

*
Yemen’in coğrafyası, vekâlet savaşının yarattığı iktidar mücadelesi, El Kaide ve İŞİD’in faaliyetlerini arttırması, Güney Yemen hareketinin siyasal ayrılıkçılık yönündeki eğilimi güçlendiriyor olması, Ortadoğu’nun çeşitli coğrafyalarında görülen Sünni-Şii çatışması derken;
Enerji hatlarının ve Doğu Afrika kıyılarının kontrol edilmesi herşeyden önce İsrail’in güvenliğini beklemede bırakıyor…

*
Üstelik herşey çok sıkışık bir bölgesel konjonktürde gelişiyor.
Suudi Arabistan ile Yemen’de vekalet savaşında olan İran’ın ABD ile sürdürdüğü nükleer görüşmeler, esasen ABD-Rusya arasındaki güç dengesini belirleyecek Ukrayna Krizi’nin Baltık’tan Karadeniz’e, Hazar’a ve Ortadoğu’ya kadar olan bölgedeki rolü üzerinden cereyan ediyor.

*
Rusya gerçeği ve İran’ın nükleer silah edinmesi durumunda İsrail’e ve genel olarak Arap dünyasına musallat olmasının nasıl engellenebileceği Nükleer görüşmeleri etkiliyor.
Ama İran’ın imajı BM’nin yaptırımlarıyla dünya kamuoyu nezdinde büyük zararlara uğramıştır.
Ekonomi daralmış, halk sıkıntılara düşmüş, nihayet hakim dini ideolojinin lideri A.Hamaney ile Cumhurbaşkanı H. Ruhani arasında ABD ile ilişkilerinin normalleşmesi çerçevesinde farklı düşünceler oluşmuştur.
İki lider arasında gelişen ayrışma ülkenin siyasi katmanlarına yayılmakta, yönetimde hem ideolojik, hem de kişisel hesapların çelişkileri keskinleşmekte, doğrusu yaptırımlarla İran rejiminin zayıflatılması planı bir güzel işlemektedir ki,

*
Ön cephedeki ülkeler Ortadoğu’da aşırılık ideolojisi ve mezhepsel-etnik ayrılıkların yok edilmesi kapsamında ve İran’ın bu zor şartlarında Yemen’e saldırı düzenliyor…
Suriye Cumhurbaşkanı Esad, "Batı sömürgecilik dönemine ait tutumunu devam ettirdikçe ve Rusya, Suriye, İran gibi iç işlerine müdahale edilmesine izin vermeyecek ülkeler var olduğu sürece, Batı’nın bu tarz saldırıları devam edecek" diyor ve Rusya’nın ülkesinde büyük bir askeri üs kurabileceğini açıklıyor.

28.3.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Mehmet Altan’ın Kıbrıs Yanılgısı (3/3) …. Prof. Dr. Ata ATUN


15 Kasım 1967 tarihinde Grivas komutasındaki Rum Milli Muhafız Ordusunun Geçitkale (Köfünye) ve Boğaziçi (Ayios Theodoros) köylerine saldırmasından sonra Türkiye’nin ağır protestosu ve müdahale kararı ile karşılaşan Makarios, silah zoru ile Kıbrıslı Türkleri adadan yok edemeyeceğini anlayarak strateji değiştirmiş ve kendi tarafında ekonomik gelişmeye hız verirken, Kıbrıslı Türklere de ekonomik baskı ve ambargo uygulamaya başlamıştı.

​Dünya Bankasından Kıbrıs Cumhuriyetine verilen hibe ve kredilerden Kıbrıslı Türklerin payına düşen yüzde 30’luk kısmının, yüzde sıfır faiz ve 20 yıl vade ile Rum yatırımcılara verilmesine başlanmasından sonra 1970’li yılların başında, Maraş’ta başlayan otel inşaatı, apartman ve ev inşası furyasından sonra Mağusa Rum Belediyesi, izinlerin verilmesi ve yapılan inşaatların kontrolü için bir İnşaat Mühendisi istihdam etmek gereksinimini duymuş ve yerel Rumca ile İngilizce gazetelere “İnşaat mühendisi alınacaktır” başlığı ile ilan vermişti. “Rumca, İngilizce veya Türkçe dillerinden herhangi ikisini iyi konuşan ve yazan” diye başlıyordu bu ilan… Söz konusu ilanı Türkçe gazetelere vermek gereğini duymadı Mağusa Rum Belediyesi ne hikmetse.

Kıbrıslı Türklerin işsizlikten kırıldığı bu dönemde ilanı gördüm ve Rumların Kıbrıslı bir Türkü istihdam edebileceğini düşünerek -veya etmek zorunda kalacağına inanarak- başvurumu yaptım.

55 Kayıt numarası ile Kıbrıs Cumhuriyeti Mimarlar ve Mühendisler odasına kayıtlı olmam, imza hakkımın bulunması, istenilen 3 dilden 2 buçuğunu konuşup yazabilmem ve en önemlisi de o dönemde koskoca Maraş ve Mağusa’da bu ilana başvurabilecek kıstaslardaki kişinin sadece Rumların ünlü zengin ailesi Lordos’un oğlunun olması beni çok cesaretlendirmişti. Aile şirketlerinin Belediye’den bile büyük bir yapıda olması nedeniyle Lordos’un oğlunun başvuracağını sanmıyordum…

Tahminim doğru çıktı ve başvuran sadece ben oldum. Aranılan tüm evsafa sahiptim ve işe alınmamam için de hiçbir neden ve de engel yoktu. Maaşı da aylık 108 Kıbrıs lirasıydı. Rahmetlik Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Muavini Dr. Fazıl Küçük ile Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı rahmetlik Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş bile o dönemde 60 Kıbrıs Lirası maaş alırken benim 108 Kıbrıs Lirası maaşlı bir işte çalışmamı- o günlerde- rüyamda bile görsem inanmazdım.

Mağusa Belediyesi tarafından ilan edilen “İnşaat Mühendisi mevkiine başvuru” tarihinin bitiminden sonraki ilk iş gününde Mağusa Belediyesi’ne gittim ve başvurumla ilgili olarak Belediye Reisini görmek istedim. Beni Belediyenin ilgili birime yönlendirdiler.

Mevkiinin Belediye Başkan Yardımcısı veya da İdari Amiri olduğuna inandığım bir kişi beni karşıladı ve konuşmak için odasına kabul etti. Sıcak ve samimi bir sohbet ortamında çaylar kahveler geldi. Adının Bambos olduğunu hatırladığım kişi sözlerine, gayet sevinçli ve mutlu bir şekilde “Giriye Anton (Atun bey), sen aradığımız her evsafa sahipsin, seninle çalışmak bizim için büyük bir zevk olacaktır” diye başlayınca, benim yelkenler suya indi ve yüzde yüz işe alındım duygusuna kapıldım. O dönemde 4-5 yaşında kaliteli bir araba 250 Kıbrıs Lirasına satılıyordu. 2 aylık maaşla güzel bir arabayı satın alabileceğimin hayalini kurdum hemen.

Sonra ağzından bal akarak sözlerine devam etti Bambos; “Biliyorsun Bay Glafkos Klerides (Dönemin Rum Cemaat Meclisi Başkanı) ile Bay Rauf R. Denktaş (Dönemin Türk Cemaat Meclisi Başkanı) adada yaşanan sorunlara bir çözüm bulmak için görüşmeler yapmaktalar. Görüşmeler bitsin, bir çözüme ulaşılsın, sen hemen gel ve işine başla” dedi ve beni kibarca kapı dışarı etti. Aslında hala bekliyorum müzakerelerin bir çözümle sonuçlanmasını. İlk işim bir yolunu bulup Mağusa Belediyesine gidip işe başlamak olacak, öbür dünyada olsam bile.

Sayın Mehmet Altan, 1974 öncesi yaşamımızla ile ilgili düşüncelerini, herhalde tekrardan gözden geçirir ve duyduklarının doğruluğunu da araştırır bu yazdıklarımdan sonra. Tabii yazım bir şekilde eline geçerse…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

27 Mart 2015

%d blogcu bunu beğendi: