Aylık arşivler: Ocak 2015

ALI BABACAN 1915 TEKLIFIMIZI REDDETTI -RAFAEL SADI ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=ali-babacan-1915-teklifimizi-reddetti-3001151200

ali-babacan-1915-teklifimizi-reddetti-3001151200_m.jpg

Ali Babacan 1915 teklifimizi reddetti



12

Rafael Sadi yazdı : Ali Babacan 1915 teklifimizi reddetti

30.01.2015 23:01

Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

BİTMEZ TÜKENMEZ AMERİKAN ENTRİKACILIĞI // Ahmet Kılıçaslan Aytar


BİTMEZ TÜKENMEZ AMERİKAN ENTRİKACILIĞI

Kobane’de Suudi Arabistan ve Katar’ın finansörü olduğu, Türkiye’nin koordine ettiği, Müslüman Kardeşler çizgisindeki Irak İslam Partisi’ nin lideri Tarık el Haşimi’ye bağlı IŞİD ile PKK/PYD gibi iki gücün çatışmasından İŞİD geri çekildi.
Kobane kuşatması ve sonuçları Suriye İç Savaşı ve radikal dini terör örgütleri ile mücadelede taraflara uygun veriler sundu.
ABD, Suriye ve Irak’ta radikal güçlerle mücadele stratejisi doğrultusunda yerel silahlı güçlerle işbirliği, hava saldırılarında küçük ve hareketli hedeflerin tesbiti ve vurulması, istihbarat yetenekleri, askeri harekatın medya ile desteklenmesi ve bilgi harekâtları gibi konuları test etti.

*
Kobani’de çatışmaların bitmesi ardından ABD’nin açıklamaları, savaşın sürprizler ve belirsizliklerle dolu olduğunu gösteriyor.
Nitekim Ortadoğu’nun jeopolitik durumu hızla değişirken, son olarak bölgede faaliyet gösteren terör gruplarının yeni işbirliği içine girmeleri dikkat çekiyor.

*
Yarmuk Şehitler Tugayı, Özgür Suriye Ordusu’nun Güney Cephesine bağlı Suriye’nin Ürdün sınırında ve İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nin İsrail’in güvenliğinde aktif,
Fakat kendisini " Suriye’de hem istibdat hem de radikalizmle savaşıyoruz. Çoğumuz çürük rejim ordusundan ayrılan askerleriz. Çiftçi, işçi, öğretmenler gibi normal insanlarız. Hedefimiz Esad rejimin düşmesi ve Suriye’ye iyi bir geleceğin sağlanmasıdır " ifadesiyle tanıtıyor ve İŞİD örgütü ile işbirliğine girmiş bulunuyor.

*
Yarmuk Şehitler Tugayı’nın, henüz Batılı istihbarat kurumlarının "eğit-donat" programından geçmiş 2 bin profesyonel silahlı militanla takviye edildiği bildiriliyor.
Yarmuk ve İŞİD’in güç birliği yapmasıyla, Ortadoğu’da durumun farklılaşacağı hatta küresel ölçekte tehlikeli süreçlere neden olunacağı konuşuluyor.

*
Birleşmenin bir amacının, ABD ve İsrail istihbaratının Yarmuk örgütünde bulunan kendi sadık adamlarını İŞİD içine sokarak, onu içten yok etmek istediği,
Bir diğerinin, Ortadoğu’da radikal dini grupların bir araya getirilmesiyle, "Hilafet" bayrağı altında sağlanacak motivasyonun getirisiyle Suriye hükümetinin devrilmesinde başarılı olanacağı gibi çeşitli düşünceler bulunuyor.
Fakat terör gruplarının birleşmesi gelişen bazı olaylar doğrultusunda başka olasılıklara ilişkin ipuçlarına da veriyor.

*
Charlie Hedbo saldırısından sonra ABD Başkanı B.Obama terörizm tehdidi ve Suriye krizinin önlenmesi konularında elini güçlendirmiştir.
Gelecek 2-3 ay içinde İran’ın nükleer programı ile ilgili müzakerelerde ikna edici sonuç alınmadığı taktirde yıllardır ambargolar altında ezdiği İran’a yönelik yeni bir yaptırım tasarısı için Kongre’yi hazır tutuyor.
İran’ı siyasal ve ekonomik baskılarla daha çok bunaltarak, Rusya’yı Ortadoğu’da yalnızlaştırmayı ve gerektiğinde İran’a askeri müdahalede bulunmayı öngörüyor.
Bu çerçevede İslamcı terör örgütleriyle mücadelede kontrol ettiği Özgür Suriye Ordusu birliklerinin yeterince eğitimi ve silah takviyesi olmadığı sürece Suriye’deki eylemleri ertelemiştir.
Ama Yarmuk-İŞİD gibi işbirliklerinin sağlanmasına önem veriliyor ve şu dakikada başlıca hedef Irak’ta radikal örgütlere karşı mücadelenin yoğunlaştırılması olduğu görülüyor.

*
Ama Suriye rejimi ile mücadelede yeni bir sahne açılıyor gibidir.
18 Ocak’ta İsrail Suriye’nin güneyinde Golan Tepeleri yakınında Kuneytra bölgesinde Hizbullah konvoyuna yönelik hava saldırısı düzenlemiş,
Hizbullah Hareketi güçleri de Çarşamba günü, Lübnan’ın güneyinde İsrail askerlerine yönelik bir operasyonka karşılıkta bulunmuştur.
Fakat İsrail saldırısının zamanlaması derin bir stratejik boyuta işaret ediyor.

*
İsrail daha önceki saldırılarında HAMAS’ın gücüne muazzam bir darbe vurmuştur,şimdi bu saldırısıyla radikal güçlerle mücadele stratejisinde Hizbullah örgütünü;
İran’ın politikalarının arkasında Irak ve Yemen’deki çatışmalarda çok sayıda askerini ve birçok müttefikini kaybettiğini ve bir siyasi kriz yaşadığını,
Suriye’de Nusra Cephesi ve İŞİD’e karşı açık bir savaş yürütürken, sünnilerin düşmanlığını kazandığını ve Lübnan’da dayanacağı herhangi bir odağın kalmadığını,
Petrol fiyatlarının düşmesinden etkilenen İran’ın , Hizbullah ile İsrail arasında uzun bir savaşı finanse etme gücüne sahip olmadığı esasında kabul ediyor.

*
Bu yüzden İsrail, H.Nasrallah’ın karşılık verme hakkına sahip olduklarını söylemesine rağmen Hizbullah örgütünün siyasi ve askeri açıdan kapsamlı bir savaşa hazır olmadığını düşünüyor.
Nitekim İsrail’in, Hizbullah ile mücadelesinde güvenliği için uzun menzilli füzeler veya uçaksavarlar gibi dengeleri bozacak stratejik silahların taşınması ya da Hizbullah ve İran’ın Golan Tepeleri’nin şartlarını değiştirebilecek faaliyetlere yönelik hazırlıkları kırmızı çizgileridir ve tereddütsüz olarak bu ilkesinin arkasında duruyor.
Çünkü kapsamlı bir İsrail- Hizbullah Savaşı olası görülmüyor, Hizbullah’ın misilleme gücünün ancak dar kapsamlı olabileceği öngörülüyor.
Geriye Golan Tepelerindeki güvenliğin Suriye’de Esad rejiminin elindeki bir koz olduğu gerçeği kalıyor, şimdi Golan tepelerinin güvenliğine Yarmuk-İŞİD işbirliği memur edilmiştir…
Elinde Golan Tepelerinin güvenliğini bir koz olarak kullanan Cumhurbaşkanı kuşatılmak isteniyor.

*
Nasıl? Yarmuk- İŞİD örgütlerinin Ürdün’de de terör grupları arasında propaganda çalışmaları başlattığına ve Ürdün’de petrol yataklarına saldırmak için hazırlıkta bulunduğuna ilişkin bilgiler alınıyor.
Suriye-İsrail ve Suriye-Ürdün sınırında durum gergindir, giderek ısınıyor.
Yarmuk ve İŞİD örgütlerinin Golan Tepelerine ve Ürdün’e saldırmaları halinde HAMAS ve Hizbullah’tan önemli zarar görmeyeceği öngörüsüyle İsrail ve Ürdün’ün Suriye’ye, Esad hükümetini devirmeye yönelmesi, radikal dinci örgütlerin buna destek vermesinin planlanmakta olduğu düşünülüyor.

*
Ne o? ABD Ortadoğu’da kendi küresel liderliğini pekiştirir demokrasiyi kurmakta, nasılsa başkalarının eli armut toplamaktadır…

31.1.2015cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Vatandaşı Saygılı olan Ayakta Kalır … Prof. Dr. Ata ATUN


Ticaret, herkesin yapabileceği bir iş değil.

Önce müşteriyi, eski tabirle “Velinimet” olarak görmek gerekiyor başarılı olmak için.

Sonra da vatandaşa saygılı olmak ve bulunulan ülkenin ticari ahlakını bilmek gerekiyor.

Bulunan ülke diyorum çünkü KKTC’de yaşıyoruz ve bizim piyasamızda Kıbrıslı Türk insanının kültürü ve alışveriş alışkanlıkları geçerli. Başka bir ülkenin alışkanlıklarını zorla empoze etmeye çalışmak hem hoş değil, hem de müşterinin çıkıp gitmesine ve sonra bir daha da gelmemesine neden oluyor genelde.

Geçen sene yaz başında taşındığım Girne’deki evimde, kablolu telefon hattı olmasına rağmen, mevcut hattın İngiliz döneminden kalmış olması ve KKTC’deki ADSL sisteminin altyapısının da yeterli kalitede hizmet verememesinden dolayı, Wi-Fi sistemi ile internete bağlanmanın en iyisi olacağını düşünerek yerel bir GSM şirketinden “Sim kartlı Modem ve Data hizmeti” satın alarak sorunumuza bir çözüm getirdik.

Internet artık hayatımızın olmazsa olmazı haline geldiğinden ben ve eşim evde olduğumuz zamanlarda bu modem üzerinden internete bağlanıyoruz. Kullanma amacımız da film veya müzik indirmek değil, sadece mail alıp vermek, gazete okumak ve haber sitelerini dolaşmaktan ibaret.

Son 3-4 aydır, 3-7 Mbit arası olması gereken modemin hızı adeta kaplumbağaya dönüştü ve internete girmek bizim için eziyet olmaya başladı. Zaman zaman internet bağlantı sayfası bile açılamaz oldu hızın yavaşlamış olması nedeni ile. Modemini kullandığımız GSM şirketine yaptığımız sayısız iyileştirme ve hız arttırma başvurularımız sonuçsuz kalıp hiçbir şey değişmeyince de, son çareyi sim kartlı modemi iptal edip yerine yerel şirketlerden bir tanesinden Wsdl hizmeti almanın en iyisi olacağını düşündük.

Arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan ve bu işten anlayan teknik donanımlı kişilerden aldığımız bilgiler üzerine iyi olduğuna inandığımız 2 şirkete başvurup bağlantı ücretleri, bakım, teknik servis ve arıza giderimi ile ilgili ön bilgiler aldık. Bir tanesinin personeli, kırık bir Türkçe konuşan bir yabancıydı, diğerinin sahipleri de Türkiye’den adamıza gelip yerleşmiş bir karı-kocaydı.

Son bir görüşme için gittiğimiz ilk şirkette bu sefer Türkçe bilmeyen, orta yaşlı bir İngiliz kadını bulduk karşımızda. Kendisinin her söylediğini kabul etmek ve her istediğini yapmak zorunda olduğumuz bir tavırla bizimle konuşmaya başladı. Benim kültürüme göre son derece saygısızca bir davranışla, kendinin ortaya koyduğu koşullarla bizi sınırlamaya çalışmak istemesi bardağı taşıran son damla oldu. Kendisine “kabul edilemez bir davranış içinde olduğunu, İngiltere’de belki bu tavırlarının geçerli olabileceğini ama burasının KKTC olduğunu ve ticarete devam etmek istiyorsa böyle davranamayacağını, bu nedenle de hizmetini de satın almayacağımı” söyleyip oradan eşimle ayrıldık.

Şirketin sahibi ile konuşmak ve personelinin bu tavrını şikayet etmek için şirketi aradığımda da başka hiçbir seçeneğin yer almadığı yönlendirme sistemi ile (zorla) şirket sahibinin sekreterine bağlandım. Sekreter hanım da, satıcı kadın gibi saygısızdı ve konuyu kendisine anlatmadığım takdirde, şirket sahibi ile konuşamayacağımı -kabul edilemez bir tavırla- söyledi. Müşterilerine böylesine saygısızca davranmayı ilke edinmiş bir şirketin sahibinin de beni aramayacağından emin olmama rağmen konuyu mecburen sekreter hanıma üstü kapalı anlattığım vakit de, telefon numaramı aldı ve “şirket sahibi sizi arayacak” diyerek telefonu kapattı. Tahminim de yanılmadığım zaman içinde doğru çıktı ve beni ne arayan oldu, ne de soran.

Gittiğimiz diğer şirkette ise birinciye kıyasla tamamen farklı bir davranışla karşılaştık. Sevgi dolu hitapları ve güler yüzleri ile şirketin sahibi karı-koca bizleri karşıladı. Aklımızdaki her şeyi güle oynaya konuştuk ve sonunda bütün hizmeti bu sevimli, müşteri dostu karı-kocadan satın aldık…

Şimdi size soruyorum, “Siz olsaydınız ne yapardınız?” Hakareti ve adam yerine konmamayı mı tercih ederdiniz, yoksa güler yüzü ve sevgi dolu davranışı mı?

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

30 Ocak 2015

MOSKOVA’ DAN KOBANE ‘ YE // Ahmet Kılıçaslan Aytar


MOSKOVA’ DAN KOBANE ‘ YE

Rusya’nın girişimiyle Halep ve birkaç bölgede daha ateşkes sağlanması, çatışmaların bölge bölge dondurulması ve bir geçiş hükümetinin kurulması hedefiyle,
Moskova’ da Şam yönetimi ve Cenevre toplantılarında yok sayılan Suriye partilerinin oluşturduğu iç muhalefetin görüşmeleri yapıldı.
Muhalefet,başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere siyasi mahkum ve esirlerin serbest bırakılmasını, Suriye’nin istisnasız tüm bölgelerine gıda yardımı yapılmasını ve bunlara uyulup uyulmadığının denetlenmesi için ortak insan hakları komisyonu kurulmasını da kapsayan 10 maddelik bir planı Şam yönetimine verdi.
Görüşmelere küresel ve bölgesel oyuncuların rejime karşı bir araya getirdikleri, birbirinden çok farklı gruplar ve bireylerden oluşan, o yüzden her bir grubun diğer gruplardan ciddi farklılar gösteren bir takım hak ve iddiaları temsil eden ve İstanbul’ u merkez tutan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu katılmadı.

*
Çünkü, Moskova görüşmeleri öncesinde Suriye rejimi anayasal, kanuni ve meşru sorumluluk olarak güvenliğin tesis edilmesinden birinci derecede sorumlu olduğunu, Suriye’ nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü için BM garantisinde savaşan silahlı güçlere her türlü desteği veren devletlerin desteklerini kesmesini, sınırların denetimi için bir mekanizmanın oluşturulmasını sonra ulusal bir misak çerçevesinde toplumun tüm bileşenlerinin temsil olacağı genişletilmiş bir hükümetle yeni Suriye’ nin siyasi geleceğinin oluşturulmasını istiyordu.
Buna karşılık Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu ise Recep Tayyip Erdoğan’ın desteklediği " geçiş yönetimi kurulduğunda Esad ve arkadaşları yönetimde olmamalıdır, muhalefetin temsilini Ulusal Koalisyon yapmalı, seçimi geçiş yönetimi ve uluslararası gözlemciler yapmalıdır " talebinde bulunuyordu.

*
Nitekim Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu Moskova’da görüşme koşullarının oluşmadığını, müzakerelerin Esad’ ın siyasi rolünü meşrulaştırmaktan öte bir sonuç doğurmadığının kanaatindedir.
Rusya’ nın grupları ya da temsilcileri değil, bireysel düzeyde muhalifleri Moskova görüşmelerine çağırması da eleştiriliyor ve temsiliyetine itiraz ediliyor.
Doğrusu Ulusal Koalisyonda önceliği daha ziyade Mart’ta başlayacak olan ve 3 yılda 15 bin Suriye muhalifi kişinin eğitilmesinin hedeflendiği "eğit-donat" programına ilişkin heyecan önceliği alıyor.
Çünkü hedefin kim olduğu ya da eğitilecek muhaliflerin " IŞİD’le veya rejimle " mi savaşacağına ilişkin herhangi bir açıklık bulunmuyor ve bu belirsizlik dikkat çekiyor…

*
Rağmen Rusya, Moskova görüşmelerinde iki tarafın da istekleri arasında bir arabuluculuk sağlamanın dışında herhangi bir söz vermemiştir.
Ama "Müzakerelerden uzak durmaya karar verenler, tüm müzakere süreci sırasında bir daha etki sahibi olamayacaktır " ihtarında bulunmuştur.
Bu politika Dışişleri Bakanı S.Lavrov’un " ABD ve müttefikleri Soğuk Savaş’ ın galibi olarak uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal ederek kendi iradelerini tüm dünyaya dayatmaya çalışıyor. Halkları "bizimkiler ve diğerleri "olarak kategorize etme pratiği ve jeopolitik oyunlara devam ediyorlar.
Tarihsel deneyim, Rusya’ yı tecrit etme teşebbüslerinin kaçınılmaz bir şekilde ağır sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor.
Rusya yüzünü Pasifik’e döndürmenin 21. yüzyıldaki ulusal öncelikleri olduğunu ve bunun Rusya’ nın doğu bölgelerinin kalkınmasıyla doğrudan ilişkili olduğuna inanıyor" ifadesiyle daha da somutlaşmıştır.
Sonuçta Moskova görüşmeleri Suriye İç Savaşı odağında tarafların birbirinden keskin sınırlarla ayrılmasına yol açış görünüyor.

*
Suriye Cumhurbaşkanı B.Esad ise Amerikan Foreign Affairs dergisindeki röportajında Moskova görüşmelerine ilişkin tavrını şöyle açıklamıştır;
Esad birinci olarak; müzakerelerin sadece hükümet ve muhalefet arasında değil, Suriyeli bütün parti ve varlıklar arasında olması gerekliliğine,sonra nasıl bir çözüm olacaksa anayasa ve siyasi sistem için halk oylamasına başvurulacağına işaret ediyor.
"Halbuki sözü edilen "geçiş sürecini " destekleyecek bir seçim yapılmamıştır, o nedenle Suriye halkının onayını almadığı takdirde herhangi bir siyasi geçiş süreci kabul edilemez "diyor.
İkinci olarak, Moskova görüşmelerinde Suriye rejiminin etki ve güce sahip kurumları ve ordusu olduğuna, görüşülecek şahısların da kitlesel bir alt yapıya sahip bir muhalefetin yerine söz alacağı bir temelde olmasının altını çizerek,
"Eğer verimli bir diyalog yapmak istiyorsak bu diyalogun; hükümet, Suriye halkının çıkarına çalışan anlamında ulusal bir muhalefet ve silahlı gruplar arasında yapılması gerekiyor.
Muhalefet Suriyeli olmalıdır, oysa sözü edilen muhalefet temsilcilerinin aralarında Amerika’nın da bulunduğu Türkiye, Katar veya Suudi Arabistan ya da herhangi bir Batılı ülkenin kuklaları da bulunuyor, bu kuklaları yöneten Fransa, Türkiye ve diğerlerinin ise Suriye’de çözüm istemediklerini herkes biliyor.
O yüzden ulusal muhalefet ile sadece kukla olan şahsiyetlerin birbirinden ayırt edilmesi zorunluluktur " diyor.
Üçüncü olarak, bilhassa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın El Kaide Örgütünün temel ideolojisi olan Müslüman Kardeşler cemaatinin radikal ideolojisine sahip olduğunu,
Erdoğan’ın bu ideolojiye güçlü bir şekilde inandığını, o yüzden Suriye’de IŞİD desteğini sürdürdüğünü, dolayısıyla Erdoğan’ın Suriye’de yaşananlardan bizzat sorumlu olduğunu örnek veriyor.
"Elbette herkesle diyaloga oturacağız, hiç bir şartımız yoktur ama bir sonuca varmak istiyorsak her birine kimi temsil ettiğini sormamız gerekiyor.
Bu çerçevede Moskova’da yapılacak temasları çözüm görüşmeleri değil de diyalog konferansına hazırlık görüşmeleri olarak kabul ediyoruz " diyor.

*
Cumhurbaşkanı Erdoğanise Osmanlı hülyaları ve "Esad rejimini devireceğim" öngörüsünde kapıldığı Suriye politikasını hâlâ sürüklüyor.
Bu politika gereği "Suriye muhalefeti" adı altında kurulan bütün örgütler Erdoğan ve hükümetin kanatları altında eğitiliyor, barındırılıyor, silahlandırılıyor ve Türk askeri teşkilatının bir bölümü haline geliyor, daha sonra IŞİD ve Nusra gibi terör örgütleri teşkilatlarının bir bölümüne dönüşüyor.
Erdoğan, İslamcı vizyonuyla Sünni ile Şii dünyası arasındaki karşılıklı bağımlılığı zayıflatmayı öngören bir strateji izlemekte, sonuçta " bölgeyi kazanan petrolü ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Misak’ı Milli topraklarını da kazanır " hayalini sürükleyerek Suriye ve Irak Kürdistan Bölgesi’ ni petrolüyle birlikte Misak’ı Milli topraklarına katmayı düşlemektedir.
IŞİD’in günlerce Kobane’de Kürtlere saldırısına kulak vermiyor.
O ziyadesiyle Suriye Krizi ve İslamcı terör örgütleriyle yapılan mücadeleyi fırsat bilerek Ortadoğu pazarlarından hisse kapmanın peşindedir.
Kürtlerin tasfiyesinin de üzerinden " Uçuşa Yasak Bölge: Güvenli Bölge: Eğit-Donat " üçlemesiyle belirlediği stratejisi doğrultusunda " Suriye’de 36.paralelin üstünün güvenli ilan edilmesi gerekir " ısrarını sürdürüyor.

*
Davutoğlu "Güvenli bölgenin sınırlarıyla ilgili "Mesela Halep’ in kuzeyinde olması lazım. Çünkü Halep’te hem rejim hem İŞİD saldırıları var. Halep’le Türkiye sınırları arasında olması lazım. İdlib’in Türkiye sınırlarına yakın yerlerinde, aynı şekilde Lazkiye’nin kuzeyinde, yine Haseke’de belli bölgelerde ve şu anki Cerablus bölgesinde, Ayn el-Arap’ta. Bütün bu kuşakta yerleşim merkezlerinin olduğu alanlara göre derinliği değişebilir " diyor.
Halbuki Şanlıurfa/Suruç karşısında Cerablus bölgesi "Kobane Bölgesi"dir…
Şırnak/Cizre’nin karşısında Heseke kentlerinin olduğu bölge "Cizire Bölgesi",
Kilis karşısında İdlip kentlerinin bulunduğu bölge "Efrin Bölgesi"dir, bütün bu bölgelerde yoğunlukla Kürtler yaşıyor.

*
Moskova görüşmelerinin yapıldığı sırada, aylar süren çatışmalardan sonra Suriye Kürt güçleri İŞİD örgütünü Kobane’den söküp atıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, " Kobani söz konusu olduğunda bakıyorsunuz dünya ayağa kalkıyor. Küçük bir yerleşim yeri için bütün dünya işbirliği yapıyor. Ne olmuş? İŞİD oradan çıkmış. Tamam da o bombaladığınız yerleri yeniden kim inşa edecek? O yerle bir olan yerleri kim onaracak? Bunun hesabını yapan yok! Ama kendilerine Halep diyoruz. Halep dediğimizde kimse duymuyor. Niçin Halep’le ilgilenmiyorsunuz? " diyor…

*
Çürümüş Türkiye dış politikasına karşı her gün yeni bir hesap açılıyor…

29.1.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Çipras’ın İşi Zor … Prof. Dr. Ata ATUN


Yunanistan’ın yeni Başbakanı Çipras boşuna seçilmedi.

Yunan halkına duymak istediklerini ve gece rüyalarında görüp uyanınca da gerçekleşmesi için dua ettikleri vaatlerde bulundu.

Deneyimli ve dünya gerçeklerini acı bir şekilde öğrenmiş olan, son 41 yılın Karamanlis ve Papandreu ailelerinin başında olduğu Neo Demokrasi ve PASOK partilerin dönüşümlü olarak Yunanistan’ı idare etmesinden bıkmış bulunan ve ekonomik batağın içinde çırpınan Yunan halkına yeni bir umut kaynağı oldu vaatleri ile.

Gerçekte Çipras’ın yükselişi ve iktidara gelişi bana Hitler’in bir birahanede başlayan politik serüveninin güçlü hitap yeteneği sayesinde yükselişini ve Almanya’nın başına geçiş serüvenini hatırlattı.

1920’li yılların sonunda başlayan ve 1930’lu yılların başlarında yükselişini sürdüren taraftar toplama çabalarının kökeninde bir ekmek almak için neredeyse bir el arabası dolu “Mark”ın gerektiği ekonomik bir çöküntü hakimdi Almanların günlük hayatına. Milliyetçi söylemleri ve deli cesareti Hitler’in önünü açmıştı, yakalanıp hapse sokulmasına rağmen. Hapiste “Kavgam” adlı kitabını yazmış ve çıkışında da “Milli Kahraman” gibi karşılanıp hızla iktidar merdivenini tırmanmıştı.

Çipras popülist vaatlerle, ekonomik bir bataklık içinde çırpınan Yunanistan’ın başına geçti. Son 90 yıldır Yunanlı politikacılar, özellikle de Karamanlis ve Papandreu aileleri seçilmek için popülizmi ilke edindiler ve Yunanistan devletini zenginleştirmek yerine az çalışma, yüksek maaş politikası ile halkı zenginleştirmeyi tercih ettiler. Bu gerçekçi olmayan politikaların sonunda da Yunanistan ekonomisi duvara tosladı ve battı.

Yunanistan’ın hazinesi bom boş. Herhangi bir maden veya petrol gibi, doğalgaz gibi hidrokarbon geliri yok. Sanayisi çelimsiz, tarım üretimi ise çağdışı ve yetersiz. Çipras’ın seçilmek için vaat ettiği fakirlere kira yardımı yapılması, ücretsiz gıda, elektrik ve ısınma hizmetlerinin verilmesi gibi kökeninde nakit paranın yattığı sözleri nasıl yerine getireceği, bu parayı nereden bulacağı seçim programında yok.

Açıkladığı seçim programının içinde para kaynağı olarak sadece zenginlerden, belli gelir diliminden sonra yüzde 95’e varan vergilerin alınacağı var. Fransa böylesi bir uygulamayı yürürlüğe koyup “Zenginler Yasası”nı çıkarınca birçok işadamı ve Gerard Deparieu gibi ünlü sanatçıları Fransa’yı terk etmişti. Böylesi bir yasayı Çipras da çıkarırsa belirli gelir düzeyindekilerin de Yunanistan’dan ayrılabileceği de olasılıklardan bir tanesi.

Çipras’ın II. Dünya Savaşına yönelik Almanya’dan 150 milyar Avro tazminat istemek düşüncesini uygulamaya koyması, büyük bir olasılıkla AİHM’den geri dönecektir, “kuruluşumuz öncesinde yaşananlar bizim görev alanımıza girmez” gerekçesi ile. Zaten girmesi durumunda da Kıbrıslı Türklerin 1963-1974 yılları arasında uğradıkları soykırım nedeni ile Kıbrıs Rum Yönetimine AİHM’de dava açmak kapısı açılmış olur.

Avrupa Birliği üye devletlerinden AB ekonomisine yön veren Almanya, İngiltere, Fransa ve Avusturya gibi devletlerin yöneticileri, kendi vatandaşlarından topladıkları vergilerin, az çalışan, zirziro (Ağustos böceği) gibi gün boyu yiyip içmeği, öğleden sonra siesta yapmayı ilke edinen Yunan halkına hibe olarak verilmesine ciddi şekilde karşı çıkıyorlar. Çipras’ın AB Yöneticileri ve Troyka ile önümüzdeki aylar içinde başının derde gireceği kesin.

Ekonomiyi düzeltmek düşüncesinde olan Çipras’ın çıkış kapılarından bir tanesi de, Yunan halkına yıllardır ezeli düşman olarak tanıtılan Türkiye ile iyi ilişkiler kurması ve neredeyse son 65 yıldır Türkiye düşmanlığı nedeni ile çılgınca sürdürülen silahlanmaya son vermesi olacaktır…

Çipras’ın işi çok zor. Kısa bir zaman içinde “Lafla Peynir gemisinin yürüyemeyeceğini” anlayacak ve AB’ye Avro Bölgesinden çıkmak ve AB’den ayrılmak tehdidine başlayacak… Çıkarı yok.

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

28 Ocak 2015

DİKKATLİ OLMAK ZAMANI // Ahmet Kılıçaslan Aytar


DİKKATLİ OLMAK ZAMANI

Rusya’ nın büyük bir nükleer ülke olması ya da ABD Asya’ ya dönerken Rusya’ nın orada yüzyıllardır olması sonucu değiştirmedi.
Rusya Ukrayna krizinde ABD ve AB’ nin ekonomik ilişkilerini sınırlaması, Japonya’ nın stratejik bağ kurma fikrinden vazgeçmesiyle karşı karşıya kaldı.
NATO "Intermarium" denilen Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki potansiyel çatışma alanında, "Rusya’nın saldırganlığına" karşı koymak için yeni bir strateji oluşturuyor.
Petrolün ucuzlatılmasıyla Ruble’ nin değer kaybetmesi Rusya’ da enflasyona ve uzun vadeli resesyona yol açıyor…
Temsilciler Meclisi ABD Başkanı’ na, "Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması " çerçevesinde yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlanan Rusya’ ya hesap sorulması için çağrıda bulunma yetkisi vermiştir.
Son dakikada ABD Başkanı ve Avrupalı liderler ayrılıkçıların Ukrayna’ nın liman kenti Mariupol’ a düzenlediği roket saldırısından sonra Rusya’ ya yeni yaptırımlar uygulama tehdidinde bulunuyor.

*
ABD; Moskova’ da henüz başlayan Suriye gürüşmelerine Rusya’ nın " Suriye iç savaşında işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin varsa bunları destekleyen ülkelerin paylarını üstlenmeleri " talebinde yaşadığı ayrılığın bahanesiyle katılmıyor.
Gelecek 2-3 ay içinde İran’ın nükleer programı ile ilgili müzakerelerde yeterli sonuç alınmadığı taktirde yıllardır ambargolarla ezdiği İran’ a yönelik yeni bir yaptırım tasarısı için Kongre’yi hazır tutuyor.
Bu suretle, Ortadoğu’ da kimi ülkenin bölünmesini göze alarak Türkiye’ nin önerdiği ve Fransa’ nın desteklediği 35. paralel üstünde " Güvenli Bölge, Uçuşa Yasak Bölge " başlıklarında;
İran’ ı ekonomik,siyasal ve askeri baskılarla daha çok bunaltmayı, ya Rusya’ yı Ortadoğu’ da yalnızlaştırmayı ya da İran’ a askeri müdahalede bulunmayı öngörüyor.

*
Fakat Kırım’ ın ilhakı ve Ukrayna müdahaleleri Rusya’ da ki havayı da hızla değiştirmiştir.
Toplum önderleri Rusya’ nın Soğuk Savaş yıllarında onurunun ve çıkarlarının ayaklar altına alındığı, uluslararası ilişkilerde ülkenin aldatıldığı, iki yüzlülüğe maruz kalındığı ve verilen sözlerin tutulmadığına, sonuçta Batı’nın parçası olmaktan vazgeçildikten sonra Rusya’ nın yanılsamalardan kurtulduğunu ilişkin anlatıyı yaygınlaştırıyor.

*
Marksizm-Leninizm’in yerini alan yeni bir Rus ideolojisi hızla yerleşiyor.
Birincisi: Son yıllarda Soğuk Savaş’ ın ardından yönetim biçimi olarak benimsenen demokrasi ve uygulamalarında yaşanan kaos büyük bir hayal kırıklığı oluşturmuştur.
İkincisi: 11 Eylül’ den sonra ABD’nin " Terörle Küresel Savaş " konseptine uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak bir bakış açısının yakalanmıştır.
Üçüncüsü: Ama ABD önderliğindeki güvenlik ajandası devlet kurma ve rejim değişikliği de dahil olmak üzere demokrasi savunuculuğu alanlarına adım atınca,
Rusya, Batının müdahalelerinden rahatsız olmuş,
Dördüncüsü: Demokrasi yanlısı devrimlerin etkisizleştirilmesi Rusya’nın bölge stratejisinin önemli bir parçası haline gelmiştir.
Beşincisi: Ve Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna krizinde verilen tepkilerle,
Rusya; NATO ve AB’nin eski Varşova Paktı ülkelerini ve hatta eski Sovyet cumhuriyetlerini içine alarak genişlemesi karşısında kollektif güvenlik sözlerinin Avro-Atlantik topluluğun Rus çıkarları pahasına yayılmasının kılıfı olduğunu düşünmeye başlamıştır ki, bu noktadan yeni Rus ideolojisi yükseliyor…

*
Şimdi Rusya’da, bir zaman önce oyunun kurallarını ABD ve AB’ nin belirlediğine ama bugün transatlantik ittifakın bir efsaneden ibaret olduğuna,
NATO’ nun sanıldığı kadar güçlü olmadığına, yeniden süper güç olunduğuna ve Batı’ nın inişe geçtiğine inanılıyor.
Rusya politikalarından geri adım atmıyor ve ABD’ yi ödün vermeye zorluyor.

*
Mesela Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki potansiyel çatışma alanında, ya da " Yakın Çevre " politikasının etki alanını oluşturan Baltık’ da Litvanya, Letonya ve Estonya’ da ilişkilerin gergin bir düzlemde ilerlemesini Batı’ nın yıkıcı politikalarının sonucu olduğuna inanılıyor.
Nitekim bu Baltık ülkeleri de kendilerini Rusya’ nın etkisinden kurtarmak için ABD ile ilişkilerini geliştirme çabasındadır, NATO’ ya ve AB’ ye üye olmaları bu ülkelerin Rusya’nın etkisinden kurtulmasının önemli adımlarını oluşturuyor.
Rusya ise yakın çevre politikasının bir gereği olarak Baltık devletlerini de kontrol etmek istiyor ve bu ülkelerde Rus azınlıkların haklarının kısıtlanması, Rusçanın yasaklanması gibi unsurlarla kendini gösteren Batı kültürünün açıklığını, mağdur azınlıklar üzerinden kendi yararına kullanıyor.

*
Mesela Çek Cumhuriyeti, işte NATO’ya üye olmuş, ABD öncülüğünde bir anti balistik füze kalkanı sistemini topraklarında konuşlandırdığında Rusya’nın alarma geçmesine neden olmuştu.
Oysa Çek Cumhuriyeti’nde siyasi partiler Rus devlet şirketleri tarafından finanse ediliyor, Rus enerji devi Gazprom’un kurduğu Çek firmaları enerji sektörünün önemli bir kısmını ellerinde tutuyor.
Rusya yakın ticari ilişkilerden hareketle Çek Cumhuriyeti’ni yeniden gölgesi haline getirmekte hayli yol alıyor.

*
Ya da Rusya’nın NATO üyesi Bulgaristan’da da etkisi giderek artıyor.
ABD Bulgaristan’da Bezmer ile Novo Selo üslerinde asker bulundurmaktadır, halbuki Bulgaristan Rusya için bölgeyi kontrol altında tutma, "Boğazları geçme", bölgedeki Atlantik ötesi koalisyonlara karşı koyma çabası için büyük önem gösteriyor.
NATO ve AB’ nin Karadeniz’deki genişlemesini kendisine yönelik bir çevreleme politikası olarak gördüğünden, tepkisel bir tavır içine giriyor.
Bu tavrını iktidardaki koalisyonun eski Komünist Partisi üyeleri, istihbaratçılar ve Moskova’ya bağlı iş yapan Bulgar oligarkları eliyle geliştiriyor.

*
Bu noktada Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov " NATO’ nun doğuya doğru genişlemesi, 1975 yılında Helsinki Nihai Senedi ile oluşturulan Avrupa güvenlik düzenine zarar vermiş, tüm Avrupa ülkelerinin Soğuk Savaş’ ın geride bırakılması için 1990 yılında imzaladığım Paris Şartı belgesinden bizi uzaklaştırmıştır.
Şimdi Rusya ve Batılı ülkeler arasında yaşanan gerginliği görüyoruz. Rusya ve Batı arasındaki güven kaybı geri dönülemez bir felaket noktasına yaklaşıyor.
Bu koşullarda taraflardan biri sinir patlaması yaşarsa, gelecek yılları göremeyiz " diyor…

27.1.2015
cleardot.gif

publicize twitter]

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Gaz Yok Avanta Para Var … Prof. Dr. Ata ATUN


Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, tüm olumsuz bulgulara ve raporlara rağmen doğalgaz konusunu elden geldiğince canlı tutmak için her yolu deniyor. Azalmaya başlamış olan Rum halkının desteğini, düşüşten kurtarıp yükselme eğilimine sokabilmek için göz boyamaktan ve sahte mesajlar vermekten başka çaresi yok.

Vatandaşlar İttifakı Başkanı Yorgos Lillikas’ın da Anastasiadis’den pek farkı yok. Olmayan doğalgazı varmış gibi gösterip, Çin’in Kıbrıs’taki enerji sektörüne yatırım yapmak istediğini açıkladı geçen gün. Yıllar önce doğalgaz konusu ortaya çıktığında da “Kıbrıs Rum tarafında 10 bin istihdam yaratacak” diyen de gene bu desteksiz atış yapmayı ilke haline getirmiş politikacıydı.

Zaten bir atasözümüz var “Bozacının şahidi şıracıdır” diye. “Toplumda uygunsuz işleri yapanlar kendi haklılıklarını, benzer kişileri göstererek savunmaya çalışırlar” anlamına gelen bu atasözü adeta bu ikisini tanımlıyor.

Geçen hafta Dünya Ekonomik Formu (DEF) sebebiyle gittiği Davos’ta hiç fırsatı kaçırmadı ve tek taraflı ilan ettikleri sözde Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin adı Amathusa olan 9. Parselinde keşif ve sondaj çalışmaları yapmakta olan ENI şirketinin CEO’su Descalzi’yle de bir fırsat yaratıp görüştü.

Maksadı da aynen TOTAL’a yaptığı gibi bir kemik de ENI’nin önüne atmak ve olası ayrılık fikirlerinden caydırmak olduğundan, bu görüşmenin ana konusunu da ENI’nin de, Fransız TOTAL gibi hiçbir şey bulmayıp, araştırmaya değmez diyerek bölgeden kaçması olasılığını önlemek oluşturdu.

Şimdilik Anastasiadis’in TOTAL’in önüne attığı kemik etkisini gösterdi ve TOTAL şirketinin olumsuz bulguları nedeni ile bölgeden ayrılma kararını yumuşatarak ileriki bir tarihe ertelemelerine yol açtı. TOTAL, bölgeden ayrılırken kapatacağı Kıbrıs ofisinin kapanış tarihini de şimdilik erteledi.

10 ve 11 numaralı parsellerde jeolojik, jeokimyasal ve jeofizik araştırmalarını tamamlayıp bir şey bulmayan TOTAL’ın bölgeden ayrılmayı ertelemesinin gerçek nedeni de, Anastasiadis hükümetinin 10 ve 11. parsellere komşu olan 7 ve 8 numaraları parsellerde mevcut iznini kullanarak araştırma yapmasına yeşil ışık yakması oldu. TOTAL her hangi ek bir ücret ödemeden 10 ve 11. parseller için elde ettiği araştırma hakkı ile ödediği ücreti, bölgeden ayrılmak isteğini öne çıkararak Rumları en zayıf noktalarından vurup 7 ve 8. parsellere saydırmayı başardı. Şimdi TOTAL bölgeden ayrılmayacak ama hiçbir ek ücret de ödemeden 7 ve 8. Parsellerde araştırma yapacak, gerekirse sondaj kuyusu da açabilecek. Her iki taraf da birbirinin önüne iri birer kemik atmış oldu böylece.

Zaten Kıbrıs Rum Yönetiminin doğalgaz konusunu canlı tutmasının ve gündemden düşürmemesinin çok özel bir de nedeni var.

Petrol ve doğalgaz şirketlerinin yaptığı her başvuruya gerekli izinleri verirken, Kıbrıs Rum Yönetimi araştırma ve sondaj ücreti adı altında milyonlarca Avro almakta. Bürokratlara ve Rum siyasilere ödenen rüşvetler de cabası.

Kıbrıs Rum ticari piyasasının ve Kıbrıs Rum yönetiminin, ekonominin dibe vurduğu bu onluksuz günlerinde, hiç çalışmadan ve üretmeden kağıt üstünde verdikleri izinlerle havadan kazandıkları paralar ekonomiye geçici de olsa biraz nefes aldırıyor, iflası biraz daha geciktiriyor.

TOTAL’ın gitmesi, bu avanta gelir kapısının kapanmasına neden olacağından Kıbrıs Rum Yönetimi TOTAL şirketi gitmesin, bölgeden ayrılmasın, olumsuz mesajlar verilmesin ve TOTAL’ın bölgedeki varlığını ökse gibi kullanabilsin diye her türlü tavizi vermekten çekinmiyor…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

26 Ocak 2015

%d blogcu bunu beğendi: