NİL’DEN FIRAT’A BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ SAFSATASI


07/11/12

NİL’DEN FIRAT’A BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ SAFSATASI – DENİS OJALVO

Kaynak:

http://www.hasturktv.com/yahudilik/4758.htm

Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın A.Ş.

NİL’DEN FIRAT’A BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ SAFSATASI

DENİS OJALVO

Cehalet korkunun, korku da nefretin anasıdır

Ülkemizde, kapağında İsrail’in ve Yahudiliğin sembollerinden olan Hz. Davud’un altı köşeli yıdızı veya Yedi Kollu Şamdanı olan kitaplar, yazarları gerçek bilim insanı olsunlar veya olmasınlar, korkuyla karışık bir merak uyandırdıklarından kolaylıkla çok-satarlar listesine girip hem yazarlarını hem de bu kitapların ticaretini yapanları memnun etmekteler.

Tükenmez bir Altın Madeni

Pekiyi, genelde “Komplo Teorisi” olarak sınıflandırılabilecek bu cins kitaplar günümüzde niye bu kadar moda?

Teferruata girmeden temel sebebin İsrail ve Yahudilere ilişkin konuların herhangi bir riske girmeden siyaseten istismar edilmeye müsait olup iç politika bağlamında oya, dış politika bağlamındaysa uluslararası prestije kolaylıkla tahvil edilebilmesi olduğunu söyleyebiliriz.

Milli düzlemden dînî düzleme

Arap devlet adamlarının İsrail ile olan savaşlarında halklarını teşvik edebilmek için din faktörüne sarıldıklarını, Cihatlar ilan ettiklerini ve Fedayinleri dinsel motifleri kullanarak cepheye sürdüklerini biliyoruz. Bu liderler, Arap ve Yahudi milliyetçilikleri arasında İsrail/Filistin coğrafyası üzerindeki toprak kavgasını, bir Müslüman-Musevi çatışmasına dönüştürmek için ellerinden geleni yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Konuya vakıf akademisyenler haricinde pek az kişinin bildiği önemli bir husus, 25 Eylül 1969 tarihinde kurulan İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ), 21 Ağustos 1969 günü Michael Dennis Rohan isimli Avustralyalı dengesiz bir Hıristiyanın El Aksa Camiinde yangın çıkarmasını Yahudilere mal ederek yaratılan infial temel alınarak kurulmuş olmasıdır. Böylece, Arap liderler, İslam Dünyasını, dinsel dayanışma duygularını istismar ederek İsrail ile olan kavgalarına taraf ettiler.

Vaat edilmiş Topraklar / Arz-ı-Mev’ud

Türkiye’de İsrail ve Yahudi konusuna ilgi duyan aydınların yanılgıya düştükleri hususlardan bir tanesi de “Vaat edilmiş Topraklar”ın yani "arz-ı mevûd"un hudutları ile ilgili olup bu hudutların Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bazı toprakları da kapsadığı konusudur.

Arz-ı mev’ud’un hudutları Tevrat’ta Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafya olarak gösterilmiştir. Gerçekten de, İslam dinince “Hak Kitap” olarak nitelendirilen Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ın Yaradılış/Tekvin Bab 15’te " O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: "Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları (…) senin soyuna vereceğim." denilmektedir.

Aşağıda, Yaradılış Bab 15 temel alınarak Sözde Büyük İsrail’in sınırlarına atıfta bulunan bir haritayı görüyorsunuz.

Hz. İbrahim’in zürriyeti

Ancak, bu coğrafya Tanrı’nın Hz. İbrahim’le yaptığı akit çerçevesinde tüm zürriyetine verdiği topraklardır. Bu toprakları münhasıran Yahudilere mal etmek için Hz. İbrahim’in zürriyetinin sadece Yahudilerden oluştuğunu varsaymak gerekir ki bu yanlıştır. Zira Tevrat’ta da yazılı olduğu gibi bu zürriyet sadece meşru oğlu Hz. İshak’ı değil, Hz. İbrahim’in Mısır’lı cariyesi Hacer’den olan Hz. İsmail dolayısıyla onu ataları olarak addeden ve günümüz Yahudilerinin ataları olan İbranilerle birlikte, Arapları da kapsamaktadır. Hz. İsmail’in baba tarafından yarım kardeşi Hz. İshak, Hz. Yakup’un (İsrail) babasıdır. Bugünkü Yahudiler isimlerini Hz. Yakup’un (İsrail) oğullarından Yehuda’nın payına düşen topraklarda yaşayan İbranilerden almışlardır. Yahudi = Yehuda’lı.

Hz. İbrahim’den 2000 sene sonra onun tek tanrılı dinini Hz. Muhammed sayesinde yeniden keşfeden Arapların Yahudi amca oğullarından bu kadar nefret etmelerinin sebebini anlamak hakikaten güç olmakla beraber bunun Arapların meşhur bir atasözüyle açıklanabileceğini düşünüyoruz: "Aşiretimle birlikte komşu aşirete karşı, amca oğullarımla birlikte aşiretime karşı, kardeşlerimle birlikte amca oğullarıma karşı"…

Günümüz gerçeğinde, Nil ile Fırat arasındaki bu koca coğrafyada kardeşlerin birinin torunları (İsmailoğulları – Araplar), diğerine (İshakoğulları – Yahudiler) aynı toprakların bir kesri üzerinde yaşam hakkını çok görmekte ve onu yok etmeye çalışmaktadırlar.

Arz-ı mev’ud konusunda kavram kargaşası

Arz-ı mev’ud konusunda kavram kargaşasını yaratan başlıca unsur Hz. İbrahim’in zürriyetine vaat ettiği coğrafya ile, Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkardığı ve İsrail topraklarına götürdüğü Yahudilere vaat edilen toprakların sınırları arasındaki farklılıktır.

Burada iki hususun açıklığa kavuşturulmasında fayda var:

1- Yahudilerin 400 sene esaret yaşayıp Hz. Musa önderliğinde terk ettikleri Mısır’a yani Nil Nehri’ne dönmek gibi bir merakları yok ve "El Toprağı"olarak kabul ettikleri Babil Irmağı (Fırat’a) dönmek gibi bir merakları da yok. Babil kralı Nabukadnezzar tarafından günümüz Irak’ındaki Babil’e sürgüne gönderildikleri M.Ö. 586’dan Pers kralı Cyrus (Kuroş/Keyhüsrev) tarafından kurtarılmış oldukları ve M.Ö. 537’ye kadar süren Babil Esareti (Fırat Nehri) esnasında, " Nasıl okuyabiliriz RAB’bin ezgisini el toprağında?" diye ağıt yakanlar gene İsrail Oğulları yani Yahudi halkının kendisiydi.

2- "Arz-ı Israil" olarak bilinen Kutsal Toprakların sınırı ise Güney’de Sina Çölü’dür. 10 Emir’in verildiği Sina Dağı, Sina Çölü’nde olmasına rağmen, Kutsal Topraklar’ın dışındadır. Zira, Tanrı Hz. Musa önderliğindeki İsrailoğullarını esareti tatmış nesillerin Kutsal Topraklara girmemeleri için Sina Çölü’nde 40 yıl dolaştırmıştır. Diğer bir deyişle, orası bir ara istasyon olarak telakki edilmektedir. Kutsal Topraklar’ın Doğu sınırı ise Ürdün Nehri’dir. Tanrı, hikmetini sorguladığı için, Hz. Musa’ya“İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a, ‘Senin soyuna vereceğim’ diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim, ama oraya gitmeyeceksin.”(giremeyeceksin) demişti.

Halkını Ürdün Nehri’nin Doğu yakasına kadar getiren Hz. Musa, Hz. Yuşa*(İngilizce Joshua) Komutasındaki İsrail Oğullarının Kutsal toprakları yabancılardan kurtarmasını göremeden, Ürdün Nehri’nin Doğu yakasında öldü ve orada Tanrı’nın kendisine verdiği ceza mucibince bilinmeyen bir yere gömüldü. RAB, kulu Musa’nın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu’ya (Hz. Yuşa) şöyle seslendi: 2 “Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: