Aylık arşivler: Aralık 2014

Petrol Fiyatları ve Kalitesi … Prof. Dr. Ata ATUN


26 Aralık tarihli “Akaryakıt ve Elektrik Fiyatları Düşmeli” başlıklı yazımda dünya petrol fiyatlarındaki düşüşü rakamsal olarak incelemiş ve okuyucularıma günümüzde akaryakıt fiyatlarının ne kadar olması gerektiğini belirtmiştim.

Söz konusu yazımda “Bugünün serbest piyasa mazot fiyatı olan 0.81 TL/litre baz alınırsa, değişken vergilerin ortalaması ile sabit vergilerin ortalaması alınarak bir maliyet hesaplaması yapılırsa, günümüzde mazotun pompa satış fiyatının 1.53 TL olması gerekmektedir.

Tüm vergilerin sabit olduğu (1.83 TL/lt) ve maliyet fiyatına bakılmaksınız değişmediği bile kabul edilse, günümüzdeki pompa satış fiyatının 1.83 + 0.81 = 2.64 TL/lt olması lazımdır.

Hükümetimiz, dünya spot piyasa mazot fiyatlarının artmasına paralel olarak arttırdığı mazot pompa satış fiyatını, aynı şekilde dünya spot piyasa mazot fiyatları düştüğü vakit aynı oranda yansıtmamaktadır.

Şu anda devletimiz haksız bir şekilde ve de mevcut yasalara, kararnamelere ve tüzüklere aykırı olarak benzin istasyonlarında satılan her litre mazottan 1.90 TL, bence yasal olmayan bir şekilde ek vergi almaktadır. Üstelik haksız olarak tanımlayacağım bu gelir bütçe artışı olarak da gösterilmekte” diyerek mazotun pompa çıkış fiyatının bu gün 1.53 TL olması gerektiğini dile getirmiştim.

Aynı şekilde KIB-TEK’in de kilovatsaat elektrik ücretini neredeyse yarı yarıya aşağıya çekmesi gerektiğini belirtmiştim.

Tabii ne akaryakıt fiyatları düştü, ne de elektrik fiyatları.

Tam tersine hükümetimiz, akaryakıt fiyatlarını güncel olarak aşağıya çekmedikleri için artan bütçe girdisini, “Ekonomi iyiye gidiyor, gelirlerimiz arttı” sözleriyle, sanki de ekonomi iyiye gidiyormuş gibi pazarlayarak doğru olmayan ve halkı yanıltmaya yönelik açıklamalar yapmakta.

Akaryakıttaki ikinci yanlış uygulama ise “Motorin”de.

Ülkemizde bu gün iki cins motorin kullanılmakta. Hava ve doğa kirliliğine katkısı fazla olan ve “yüksek kükürtlü motorin” veya da “kırsal motorin” olarak bilinen 1000 PPM (Parts Per Million – Milyonda Bir Birim-MBB) olarak tanımlanan motorin ve “Düşük kükürtlü motorin” veyaEuro Dizel” olarak bilinen 10 PPM motorin.

Anavatanımız Türkiye 2008 tarihinde aldığı bir kararla 1 Nisan 2011 tarihinde hava ve doğa kirliliğine katkısı fazla olan ve yüksek kükürt içeren 1000 PPM motorinin kullanılmasını ve ithalatını yasakladı, doğasını korumak, hava kirliliğini azaltmak için.

Gelelim, kendimizi dünyanın merkezi ve en akıllısı sanan bizlere.

Doğayı ve çevreyi korumak için gösteriler yapan, platformlar kuran ama icraat yapmayan bizler ne yaptık bu konuda. Kocaman bir hiç.

Biz hala Türkiye’de 2011 tarihinde, Kıbrıs Rum tarafı dahil olmak üzere tüm Avrupa Birliğinde de yıllardır kullanımı yasaklanmış olan 1000 PPM motorini kullanıyoruz. Hala daha elektrik santrallerimiz bu yakıtı kullanarak insanımızı ve havamızı kirletmekte.

Bırakın kullanımın serbest olmasını, bir de bu uygulamanın çok utanç verici ve asla kabul edilemez bir tarafı var.

Devletimizin “Dâhi Bürokratları” öylesine bir FİF (Fiyat İstikrar Fonu) uygulaması yapmışlar ki, iki ürün arasında yani, doğayı ve havayı kıyaslamalı olarak daha az kirleten ve 10 PPM olarak tanımlanan “Euro Dizel”in spot piyasa fiyatı ile doğayı ve havayı kıyaslamalı olarak 100 misli daha fazla kirleten ve 1000 PPM olarak tanımlanan Kırsal motorinin spot piyasa fiyatı arasında veya da adaya giriş fiyatları arasında yaklaşık 2 kuruşluk bir fark olmasına, yani Euro Dizel’in sadece ve sadece 2 Kuruş daha pahalı olmasına rağmen, ‘dâhi bürokratlarımız’ın Euro Dizel üzerine koydukları astronomik FİF vergisi ile Euro Dizel litre başına yaklaşık 40 kuruş daha pahalıya satılmakta.

Açıkçası çevreyi daha az kirleten, neredeyse hiç kirletmeyen diyebileceğimiz Euro Dizel cezalandırılırken, çevreyi ve doğayı acımasızca kirleten Kırsal Motorin ise ödüllendirilmekte…

Ne diyebilirim ki, sadece geliri düşünen ama doğamızın ve havamızın kirlenmesini dikkate almayan bürokratlarımıza…

Tüm okuyucularıma huzur, mutluluk ve başarılarla dolu, sağlıklar içinde yaşayacakları yeni bir yıl dilerim…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

31 Aralık 2014

2015 TÜRKİYE // Ahmet Kılıçaslan Aytar


2015 TÜRKİYE

2015 yılına devletlerin uluslararası güç dengelerinde açık bir kamplaşmadan yana tavır almalarıyla giriliyor.
Yaşam sertleşirken, ABD’nin hegemonya ve güç siyasetine dayalı dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı iddiası gelişiyor.
Bir yanda farklı entellektüel gelenekler,siyasal ve tarihsel durum, toplumsal gelişmeler ve koşullarıyla küresel sermayenin karşısında insanın ihtiyaçları ve sorunlarına bir biçimde ilişiklenmiş materyalist teoriden gelişen ahlâk,
Öte yanda, yüzyıllardan gelen analitik felsefe ve pragmatizme dayanan kapitalist ahlâkın öngördüğü toplum bilim ve devlet teorileri çatışıyor.

*
Bu çatışmada dinler ve öğretileri tartışma konusu bile değildir,2014’te ona ilişkin nihai karar verilmiştir.
ABD, AB, Rusya ve Çin " Medeniyeler Çatışması" çerçevesinde İslamcı siyasetin toplum bilim ve devlet teorisini ve terörünü reddediyor.
İslamcılığın siyaset alanını meşgul eden ideolojisi ve bilumum türevleriyle mücadele planı işliyor, " üç olmazsa beş yıl" limiti veriliyor.

*
Dünya bu gerçeği ile 2015’e girerken, Türkiye’nin payına düşeni;
İlk kez o söylediği için önemlidir, işte Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın "Şahsi çıkarları için ülkesinin tümünü feda eder" ithamında olduğu Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan için açıkladığı,
"Çok şey satın alıp satarak Filistin davasını sözde destekleyerek, Arap ve İslam arenasında kendilerine yer bulmaya çalıştı. Efendilerinin kendilerine biçtikleri rolü aşıp, kendilerine izin verilenin çok ötesine gitti. Bu rolden geri adım atması gerekiyordu. Ama Suriye’nin rolünde ısrar etmesi sıkıntı yaratmıştır. Bu nedenle Suriye davası, o’nun için siyasi açıdan sıkıntı yaratan ölüm kalım meselesi haline geldi" ifadesi belirliyor…

*
Asya-Pasifik sorunları ya da Avrupa-Atlantik’te yaşanan Soğuk Savaş, oralarda kalsın!
Türkiye’yi;Suriye’de herhangi bir rejim değişikliğinin gerçekleşmesinin mümkün olmadığının görülmesiyle Beşar Esad’ın işaret ettiği yönde;
Batı’nın İsrail’in güvenliğine verdiği önem, İsrail ile Filistinliler arasında sağlanacak iki devletli barış anlaşmasının desteklenmesi, İran’ın nükleer silah ele geçirmesini önlemeye ilişkin verilen mücadele aydınlatıyor.
Batı bu gündemi Başkan Obama’nın ağzından "Ülkemizi de tehdit eden İslamcı ideoloji ve teröristlerle Suriye’de ve Irak’taki mücadele stratejimiz ön cephedeki ortaklarımızı destekleyerek bizi tehdit eden teröristleri yok etmeye dayanıyor" ifadesinde açıklıyor.

*
Bu noktadan olmazsa olmaz nitelikli bir ana gündem maddesi 2015 yılı Türkiye’sini belirliiyor…
Herşey,bir zaman önce Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen’in siyasete karıştırdıkları dini inanışlarıyla, ABD ve İsrail’in "İslam’ın siyasal sistem dışına itilmiş olması halinin yalnızca Türkiye’de değil, birçok İslam ülkesinde de toplumsal istikrarı sağlamadığı,ülke dinamiklerini tükettiği" öngörüsüne işbirlikçi kesildikleri, bu uğurda ABD ve İsrail’ın desteğiyle Türkiye’de tüm sistemi kontrol altına almalarından başlıyor.

*
Sonra Türkiye’nin rol modelliği paralelinde Arap Baharı takdimiyle İslam coğrafyası ekonomisinin pazar ekonomisine çekilmesine yönelik yeni bir sermaye birikim modelinin işletilmesi, İslamcı değer yargıları üzerinden islamcı burjuvazi oluşturmak, buna denk devlet yapılanmaları ve rejimin sağlanacağı, kendi sivil toplum örgütleri, sendikaları,medyası ve anında harekete geçebilecek kamuoyu oluşturma mekanizmalarıyla;
Fas,Tunus, Libya, Mısır,Ürdün,Somali,Yemen, Irak,Suriye ve Sudan’ın yeniden biçimlendirilmesi, sonuçta Şii İran’ın Sünni bir blokla dengelenmesi öngörüsüne son verilerek;
Baştan sona taassubun ve Batı düşmanlığıyla dehşetin odağı olduğu anlaşılan İslamcı ideolojinin tasfiye edilmesi gerçeğiyle bugüne geliniyor.

*
Önce,elbette Batı’nın ivmesiyle Mısır’da Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler örgütünün Hürriyet ve Adalet Partisi’nin mensuplarının her türlü siyasi faaliyetden yasaklanmıştır.
Sonra Türkiye’de devlette birbirine paralel bir yapılanma oluşturan Tayyip Erdoğan-Fethullah Gülen güçleri ikilisinden,önce Gülen ve şürekası yapılandığı siyaset alanından birer birer sökülüp atılıyor.

*
Ancak Erdoğan, Gülen ve şürekasını siyasetin yapıldığı alanlardan tasfiye ederken;
Bu kez kendisi emniyette,istihbaratta,merkezi-yerel idarelerde,özerk kuruluşlarda, TÜBİTAK,medya,üniversitelerde tek başına egemen oluyor.
İşte meclisteki çoğunluğuna dayanarak her türlü anti demokratik yasayı çıkarabiliyor,Sulh Ceza Mahkemeleriyle istediğini tutukluyor.
Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’ı denetimine almış, parlamenter yolla dikta rejimine yürüyor…

*
Erdoğan’ın dikta yürüyüşün önünde, Gülen’in henüz tasfiye edilemeyen Anayasa Mahkemesi,Siyasi Partiler,kontra güçler ve TSK’ daki imamları son zarlarını atıyor.
Birincisi, Gülen’in Erdoğan denetimi dışında kalan Anayasa Mahkemesi’nin yolsuzlukla anılan dört eski bakanın Yüce Divan’a gelmesi halinde ya da "Seçim Barajı" konusunda vereceği kararda olası etkinliği endişe oluşturuyor.
İkincisi, Gülen’in yCHP ve MHP’deki potansiyeli; demokrasinin gereği olan Kürt Sorununun çözümünde, tıpkı İskoçya’daki benzeri gibi "HDP’nin ayrılıkçı bir Kürt partisi olarak kalması ve TBMM’de siyasetine devam etmesi fakat PKK’nın kesinlikle tasfiye edilmesi" projesini mütemadiyen akamete uğratmaya çalışıyor.
Üçüncüsü;Kürt Sorunu’nun çözümünü kontra güçler Türkiye’de sınır ilçelerinde şiddete başvurarak huzursuzluğu ve çatışmayı içeri taşımak üzere provoke etmeye çalışırken, bu provokasyonlarda Gülen’in girdisiyle ilgili,
Başbakan Davutoğlu " Özellikle paralel yapılanmanın hangi kanallarla bu olayları daha da abartarak,toplumda huzursuzluk çıkarma çabası içinde oldukları gözümüzden kaçmıyor"diyor.

*
Üçüncüsündeki amaç; Fethullah Gülen’in darbeler öncesi, süreci ve sonrasında bazı tavır ve davranışlarını eleştirenlere verdiği "Aralarında olan vicdanlı ve demokrat kişiler hatırına darbe dönemlerinde bile hiç bir kuruma düşmanca yaklaşmadım ve toptancı bir şekilde yıkıcı eleştirilerde bulunmadım. Bu tavrım darbeleri desteklediğim anlamına gelmez. Kötü ihtimallere tarihin dersi ve sosyopolitik realitelerin ışığı ile bakıyorum. O nedenle iyimserliğime, Ergenekon davalarının demokrasi yanlısı subay çoğunluğu olmasa açılamayacağı ve devam edemeyeceğini şahid olarak gösteriyorum " yanıtındadır.
Gülen provakasyonlar ve kargaşalarla çözüm süreci tıkansın karşılığında, TSK’daki imamlara darbe şartlarını oluşturuyor.

*
Hiçbirinin gerçekleşmemesi halinde, parlamenter yolla dikta rejimine yürüyen Erdoğan’ın önünün;
Mevcut anketler çerçevesinde genel seçimde oyunu yüzde 2′ ler seviyesinde arttırması halinde HDP ‘nin mi,
Yoksa oyunu yüzde 13’ler seviyesinde arttırması halinde yCHP’nin mi,
Ya da nasıl kesileceği sorusu 2015 Türkiye’sini belirliyor…

*
Yeni Yıl’da zorluklar kolayımıza gelsin, efendim…

30.12.2014

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Başbakan Yorgancıoğlu’na Açık Çağrı … Prof. Dr. Ata ATUN


Sayın Başbakanımıza “Düzeltilmeleri” için açık çağrı yapılması gereken konular var.

Bunların vatandaşlarımızdan duyduğumuz şikayet ve serzenişler nedeni ile dile getirilmesi gerekmekte.

Şikayet konusu olanlardan vatandaşa en çok ezgi vereni, zaman kaybına uğratanı ve devletle iş yaptığına yapacağına pişman edeni “Damga Pulu” uygulaması.

Artık bu halkı bezdiren, devlet dairelerinde zaten var olan bürokrasiden bıkmış, bir de işini gücünü bırakıp köşe bucak damga pulu aramaya zorlayan, resmi evraklara damga pulu yapıştırmak uygulamasına son verilmesi gerekmektedir. Akılcı bir yoldan ve devleti vergi kaybına uğratmayacak şekilde.

Örnek almamız gereken anavatan Türkiye, bunu iki şekilde çözmüş.

01.01.2005 tarihinden başlamak üzere damga pulu yapıştırmak suretiyle damga vergisi ödeme uygulamasını kaldırmış ve bunun yerine makbuz karşılığı damga vergisi ödenmesi uygulaması getirmiş. Bazı işlemlerde de, makbuzu da kaldırmış yerine evrak harcı koymuş.

Örneğin vatandaşın “Doğum Belgesi” talebinde, 1 TL Doğum Belgesi ücreti, 10 TL Damga Pulu isteneceğine, Doğum Belgesi çıkarım ücreti 11 TL olarak uygulamayı başlatmış. Vatandaş bu şekilde hem istediği evrakı alabilmekte hem de köşe bucak damga pulu aramaya zorlanmamakta.

KKTC’de de bu uygulama hayata geçirilmeli.

Bunu yapabilecek yasalarımız, yeteneğimiz, inisiyatifimiz ve personelimiz yoksa en azından tüm dairelerdeki vezne ve evrak hazırlayan birimlerde “Damga Pulu” bulunmasını sağlamanız gerekmektedir.

Bunun ötesinde artık e-devlete tam olarak geçilmesi lazımdır.

82 milyonluk Türkiye’de devletle olan tüm evrak işleri internet üzerinden yapılabilirken, bizde hala merkezi hükümetçilik uygulaması yürürlüktedir.

Lefkoşa’da oturmayan birçok vatandaşımız en basit bir evrakı alabilmek için en az 3 kez ve 3 gün arka arkaya aynı daireye gitmek zorunda bırakılmaktadır. Bunlardan en kötüsü, en yıldıranı da, ilgili evrakın işlemleri nihayet bittikten sonra evrakın altına son imzayı atacak bürokratın içeride bulunmaması ve yerine de vekaleten imza atacak birinin olmamasıdır. Beklersiniz, saatlerce beklersiniz ama gelmez ve siz mecburen Mağusalı iseniz Mağusa’ya, Karpazlı iseniz Karpaz’a, Güzelyurtlu iseniz Güzelyurt’a dönmek zorunda kalırsınız. Ertesi gün de tekrar gelirsiniz aynı daireye. Şanslı iseniz evrakınız imzalanmıştır ve sizi bekler. Son imzanın sahibi daha gelmemiş ise gene beklemek zorundasınız…

Gerçekten de çok bıktırıcı ve bezdirici bir bürokrasimiz var. Bunu çözmek ve azaltmak için de hiç kimse uğraşmıyor maalesef.

Vatandaşlık, muhaceret, ikamet, sınav girişi başvurusu ve benzeri konularda istenen belgeler ise hem çok fazla, hem de bazıları çok saçma. KKTC vatandaşı kadından evlenince, yabancı uyruklu kocasını geçindireceğine dair kendisinden taahhüt istenmesi veya da muhtardan birlikte yaşadıklarına dair pullu ve mühürlü evrak getirmesi talebi gibi. Hangi kafadan çıkmış bu saçma fikirler hala anlamış değilim.

Sıradan bir sınava, Kolej sınavına girmek için istenen belgelere bakın;

1. Kimlik veya doğum belgesi
2. Öğrenci Belgesi
3. Banka dekontu
4. İkamet belgesi
5. Başvuru belgesi

Sınava girecek öğrencinin annesi veya da babası toplamda 5 ayrı kurum veya devlet dairesini dolaşmak zorunda bırakılıyor evlatlarının sınava girmesini sağlayabilmek için.

Türkiye’de ise bu uygulama son derece basitleştirilmiş artık. Velilerin daire daire dolaşmasına gerek kalmadan ve beş kuruş da sınav ücreti ödemeden evlatları sınava giriyor.

Sınava girmek için istenen belge sadece ve sadece “Öğrenci Belgesi”. Onu da sınavdan önce ilgili okul öğrencisine, elden ücretsiz veriyor…

Niçin bizde, 280 bin kişilik küçücük bir ülkede, hala bu tür uygulamalar yürürlükte değil.

Galiba sadece konuşuyoruz ama ürettiğimiz hiçbir şey yok….

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

29 Aralık 2015

HİÇ BİR ŞEY KOLAY DEĞİL // Ahmet Kılıçaslan Aytar


HİÇ BİR ŞEY KOLAY DEĞİL

Modern Rusya, 876’da Prens Oleg’in Novgorad kentinin sınırlarının korunamaması ve "Kiev Rus şehirlerinin anası olacaktır" iddiasıyla Kiev’i, devletin başkenti yapmasıyla başlıyor.
Kiev’den itibaren birincisi, 862-1598’de Prens Rurik’ten -Çar Fyodor’a Rurik Hanedanı, ikincisi 1913-1917 ‘de Çar Mihail’den-Çar II.Nikola’ya Romanov Hanedanı’ndan bugünlere;
Hristiyanlık, sayısız işgaller, savaşlar, feodal ekonomiden kölecilik yaşanmadan sınıf mücadelerine geçiş, dünya savaşları, hukuk sistemi, özgün bir kültür ve oluşan algı Rusya tarihini oluşturuyor.

*
Modern Rusya’nın Kiev’de oluşması Ukrayna krizinin esas nedeni sayılıyor.
Rusya modern devlet tarihini Ukrayna’dan başlatırken, Batı bu tarihi gerçekliği arka plana atarak Doğu Avrupa’da kendi çıkarlarına jeopolitik düzen oluşturmaya çalışıyor.

*
Bu noktada,2010’da statüsünü "tarafsız" olarak belirleyen, hiçbir askeri ittifaka katılmayacağını duyuran Ukrayna’da,
Cumhurbaşkanı P. Poroşenko’nun, "ülkesinin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve egemenliği için savaşacağını" açıklaması ardından,
Geçen hafta Parlamento, sekize karşı 303 oyla ülkenin "tarafsız" statüsünün iptaline ve NATO üyeliği yolunda adımlar atmasına onay veriyor…

*
Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov, "Ukrayna’yı kaybettiğimizi kabul etmiyoruz. Amerikalılar için bu çıkarsama, dünyadaki lider konumunu güçlendirmek için önemli. Rusya ve Ukrayna’nın ayrılması mümkün değil, yüzyıllara dayanan tarihsel bağlara sahibiz. Ukrayna halkı uzlaşı ve çıkar dengesi temelinde ülkenin tüm bölümlerinin birleşmesi yoluyla uyumu geri getirmek isteyecektir. Böyle bir Ukrayna devletinde Rusya’ya yönelik yaklaşım fevkalâde olacaktır" diyor.

*
Rusya ve Batı arasında restleşme varoluşsal bir aşamaya girmiştir, taraflar ölüm kalım meselesi olarak gördüğü şiddetli bir siyasal ve ideolojik savaş başlatmış bulunuyor:
Siyasi ve ideolojik savaşın temelini Batı’nın ve Rusya’nın tarihsel birikimleriyle Sovyetler Birliği’nin çökmesinden bu yana bölgesel dinamiklerin de değişmesi paralelinde oluşturulan karşılıklı tehdit algıları oluşturuyor.

*
Sorunun anlaşılması için 1919’da V.Lenin’in,"Silahlı kuvvetler de dahil tüm araçlarla uluslararası burjuvaziyi yıkmak ve devletin tamamen yok oluşu için bir geçiş aşaması olarak Uluslararası Sovyet Cumhuriyetini yaratmak için" mücadele etme amacı güden Komünist Enternasyonel’i kurmasından başlanmalıdır.
1943’te J.Stalin,Komünist Enternasyonel örgütünü lağvederken,müttefiklerin önceliğinin Komünist devrimi değil, Nazi Almanya’sının yenilmesi olduğuna inandırmak istiyordu.
V.Putin ise Batı’nın demokrasiyi yayma politikasına son vereceği umudundaydı ama Batı’nın dünya devrimini destekleyen Komünist Enternasyonel gibi demokrasiyi yayan bir "Demokrasi Enternasyonali" yoktu…

*
Nitekim,neden Avrupa Rusya’nın Soğuk Savaş sonrasında kurulan düzeni engellememesinden hoşnuttu da, Avrupa modelini benimseyenin Rusya değil, Sovyetler Birliği olduğunu unutmuştu?
Neden Avrupalılar renkli devrimlerin ve küresel mali krizin Rusya üzerindeki psikolojik etkisini anlamıyordu?
Neden Rus seçkinlerin bir kısmı Rusya’nın küresel sahneye geri dönmesini istiyor, merkantilizmi Mesihçilikle birleştiriyordu?
Neden Avrupalılar ekonomi, teknolojik gelişme veya askeri harcama kalemlerinde kendilerini Rusya’dan üstün görürken "Zayıfın İsyan" olgusunu görmüyordu?
…derken, Rusya’nın periferisinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan güç boşluğunun Rusya sınırları boyunca birkaç istikrarsız bölgenin doğmasına yol açtığı,
Putin’in bu istikrarsızlığı dış güçlerin Rus devletini zayıflatma girişimlerine bağlayarak bu düşünceden bir tehdit algısı şekillendirdiği bu günlere gelindi.

*
Üstelik, mesela Batı ve Rusya arasında gayri resmi diplomasi ile birbirleri hakkında sahip oldukları olumsuz mitleri iyileştirmek için yapılan ve bir dizi görüşme sonucu sağlanan NATO’nun gelecek 10 yıllık stratejisinin omurgasını oluşturan Füze Savunma Sisteminin oluşturulmasıyla ilgili müzakerelerde "tek tetik" olmanın umudu kalmamıştı…
Mesela, Rusya Avrupa Birliği’ne alternatif gördüğü Avrasya Birliği’ne girmeye ikna edemediği ülkeleri tarafsızlaştırmak suretiyle tehditleri bertaraf ediyor,
bu politikasi güvenliğini mutlaka garantilemese de gerçek ve algılanmış tehditler karşısında daha ne kadar işe yarayacağı da bilinmiyordu.

*
Sonuçta Rusya’nın Kırım’ın ilhakı, Avrupa’nın kıtayı bile yönetemeyeceği gerçeğini ortaya koydu.
Avrupa’nın 21. yüzyılda liderlik yapamayacağı, Rusya’yı kendisine benzetemeyeceği ama Rusya’nın güçler dengesine veya nüfuz alanlarına geri dönüşünü de kabul etmeyeceği anlaşıldı.

*
Kırım’ın ilhakı, önce Soğuk Savaş’tan bu yana Doğu ile Batı arasındaki en ciddi restleşmeyi tetiklemesinin ardından Moskova’nın çok net bir asimetrik üstünlüğe sahip olmasına yol açtı.
Sonra Moskova’nın kısa vadeli asimetrik avantajlarının uzun vadeli yapısal zaafları tarafından gölgelendiği görüldü.

*
Çünkü bir zaman Rusya’nın Avrupa enerji piyasalarına hakim olmayı umduğu Gazprom şirketinin Rus gazını Karadeniz üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedeflediği Güney Akım projesi Avrupa Parlamentosu kararıyla durdurulmuştu.
Rus ekonomisinin belkemiği petrol fiyatı kısa zamanda yüzde 25 düştü.
OPEC’in petrol üretimini kısmama kararının ardından dünya standardı olan Brent Crude fiyatı varil başına 70 doların altına inince,Rus para birimi Ruble, yaptırımların ve düşen enerji fiyatlarının bir araya gelmesiyle en sert düşüşleri yaşadı.
Dolar karşısında ilk defa 50 rublenin altına indi, bu psikolojik eşikti; sosyal medyada "Ruble’nin yakında varille satılacağı " benzeri espriler yapıldı.

*
Yüzde 2’lik daralma,harcanabilir gelirlerin yüzde 2.8 oranında düşmesi bekleniyor.
Enflasyonun bu yıl yüzde 9 olacağı,2015 ‘te yükseleceği tahmin ediliyor.
128 milyar dolar tutarında sermayenin ülkeyi terk edeceği öngörülüyor.

*
Şimdi Rusya Devlet Başkanı V.Putin,"Karşı karşıya kaldığımız sıkıntılar, sadece dış kaynaklı değil. Sadece, uluslararası konjektürle ilişkili yaptırımlar ve şartlarının neden olduğu kısıtlamalarla bağlantılı değil, yıllardır gelişen kendi hatalarımızla da bağlantılı" diyor.
Putin’in başını seçkinlerin son yirmi küsur yıl boyunca ülkenin varlığını para, altın ve elmas olarak Batı’ya kaçırmış olmalarının ağrıttığı anlaşılıyor.
2011’de ABD Maliye Bakanlığı’nın Libya’nın tüm malvarlıklarının dondurulduğuna ilişkin açıklamasının tekrarından endişeleniliyor.

*
Ama Rusya Federasyonunun yanıtı, V.Putin’in güncelleştirilmişini henüz onayladığı, "Tek egemenliğin,tek efendinin olduğu bir dünyanın onu elinde bulunduranlar içinde ölümcül olduğu,tek kutuplu dünyanın kabul edilemezliği yanısıra modern uygarlık için ahlâkî bir temel olmadığı" ana fikrinde Askeri Doktrini’yledir.
Şimdi Rusya Askeri Doktrini’nde ABD ve NATO baş yabancı tehdit olarak ilan edilmiş bulunuyor…
2015 yılını zorluklar bekliyor…

28.12.2014
cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

İSRAİL’DE 25 ARALIK OPERASYONU -RAFAEL SADI- ODATV


http://odatv.com/n.php?n=israilde-25-aralik-operasyonu–2512141200

israilde-25-aralik-operasyonu--2512141200_m.jpg

İsrail’de 25 Aralık operasyonu

En ilginç hediyeler, en cazip fiyatlarla – TIKLAYIN

İsrail’de bakanlar ve çocuklarının da aralarında bulunduğu 30 kişiye yönelik operasyon düzenlendi. Gözaltına alınan isimler "rüşvet ve yolsuzlukla" suçlanıyor.

25.12.2014 23:23

Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

KILIÇDAROĞLU’NUN “SÜLÜN OSMANVARİLİKLERİ” //Ahmet Kılıçaslan Aytar


KILIÇDAROĞLU’NUN "SÜLÜN OSMANVARİLİKLERİ"

15 Haziran 2015 genel seçimlerine süre daralıyor.
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu YCHP’yi genel seçimlere "Bu partiye demokrasiyi getiren kişiyim " iddiası ve "Atatürk’ün kurduğu Halk Fırkası ile bugünkü CHP aynı değil, kendimizi yeniliyoruz " dediği istikamette ve milletvekili aday adaylarını diğer partilerden çok önce belirleyerek hazırlıyor.

*
İnsanlar İl ve İlçe teşkilatlarında bulundukları görevlerinden istifa ediyor, milletvekilliği aday adaylıklarını ilan ediyor.
Adaylar; "CHP Demokrasi Manifestosu"nda, " ‘Lider sultasına son verelim’ diye, açıkça söylüyoruz. Gelin, ‘Siyasal Partiler Yasası’nı değiştirelim. Liderler masanın başına oturup vekil isimlerini alt alta yazıp vatandaşın önüne koyuyorlar. Sonra da ‘Bunlara oy vereceksiniz’ diyorlar. Demokrasi bu değil! Alenen söylüyoruz: Milletin vekillerini, milletin kendisi seçsin. Demokrasi, barış ve huzur mu istiyorsunuz? Gelin, bu uygulamayı değiştirelim, milletin iradesine saygı duyalım" ifadesine rağmen,
Geçmiş seçimlerden aldıkları dersle için için parti liderinin iki dudağı arasında olmanın sıkıntısını yaşıyor,noter görevi yapan seçmenden de bir fayda beklemiyor…
Fakat ne olursa olsun başta Türkiye’ye hizmet aşkı ile onca masraf göze alınıyor ve yollara çıkılıyor.

*
Hatırlayınız, YCHP 30 Mart Yerel Seçimlerinde de Belediye Başkanı ve Belediye Meclis Üyeliği aday adaylığı mücadelesini, diğer partilerden çok önce başlatmıştı.
Sonra ne önseçim,ne hakim nezaretinde temayül yoklaması yapıldı, aday adayları sözde anketler ya da kamuoyu yoklamaları ile aldatıldı.
Genel Merkez pek çok yerde partili olmayan, aday olmanın hiç bir vecibesini yerine getirmeyen,hepsi ithal Belediye Başkan adayları ve Belediye Meclis üyesi adayları belirledi, neden olduğu emek hırsızlığıyla partililerin kırgınlıklara hiiiç aldırmadı.

*
Bu suretle YCHP, birincisi;seçim kampanyaları sürecinde seçmenlerde kalıcı olmak kaydıyla bol bol "Demokrasi Manifestosu"na uyum içinde,demokrat bir kimlikte olduğunun gazını verdi.
İkincisi,seçimlerden yaklaşık 9 ay önce Türkiye’nin bütün il ve ilçelerinde başvurularını yapan aday adayları önce YCHP, sonra sıralamada bir üst sırayı kapmak için sıcak-soğuk, dere-tepe demeden amansız bir yarışa girmiş, partinin adını bir güzel parlatmıştı.
Üçüncüsü,adaylık ve sair ödentileriyle,girdisi-çıktısı kılıfına uydurulan yCHP kasasına, hazineden alınan desteğe yakın 8 milyar lirayı aşkın katkıda bulunulmuş,herkes en azından yiyip-içme yağmasından yararlanmıştı.

*
Aynı hengame "Ekmeleddin İhsanoğlu" nun Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi ya da "Mehmet Bekaroğlu"nun Kadın Kotasına yapılan bir darbeyle Parti Meclisine alınması gibi oldu-bittilerde de yaşandı.
Genel Merkez’in bu tür aldatmaları bir çok seçmende ve adayda ağır bir travmaya neden oldu ki; hiç bir seçmen iyimserliği ya da güzel umutlarına bir an olsun zarar gelmesini istemediği için bugün kimse arkasını dönüp Ekmelleddin İhsanoğlu’na verdiği oy’un şerefini dahi aklına getirmeyi istemiyor,sanki o süreci hiç yaşanmamış kabul ediyor …
Artık Türkiye’de insanlar Demosthenes’in "En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır; çünkü bir insan genellikle arzu ettiği şeyin gerçek olduğuna inanır" ifadesindeki düzeyde olmayı arzu etmiyor.

*
Ne ki,Kılıçdaroğlu’nun ve yCHP’nin sürprizleri de bitmek bilmiyor…
15 Haziran Genel seçimlerine gidilirken,İl ve İlçe teşkilatlarında hizmet aşkı ile onca masrafı göze alıp milletvekiliğine soyunanlar,şimdi bulundukları görevlerinden istifa eder ve aday adaylıklarını ilan ederken,
O Partisinin 18. Olağanüstü Kurultayı’nda "Bana çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil.Partiyi bunlardan temizleyeceğim" ifadesi doğrultusunda yine bildik oyununa başvuruyor.

*
CHP Parti Meclisi yaptığı bir yönetmelik değişikliğiyle,genel seçimlerde adayların belirlenmesi konusunda genel merkeze tüzükte belirtilen kontenjanın üzerinde aday belirleme yetkisi verilmiştir.
Yapılan değişiklikle yüzde 15 olan genel merkezin kontenjanı yüzde 20’ye çıkarılmış ki;
Bu Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun en az 115 civarında adayı belirlemesi ya da YCHP’nin 15 Haziran 2015’te seçilecek tüm milletvekillerinin hepsinin o’nun iki dudağı arasında değil, belki de cebinde olduğunu anlamına geliyor.

*
Bu suretle Kılıçdaroğlu yine,birincisi; seçmenlerine bol bol " yCHP’nin kadar demokrat bir parti" olduğunun gazını verecektir.
İkincisi,bütün il ve ilçelerinde başvurularını yapan aday adayları önce YCHP, sonra sıralamada bir üst sırayı kapmak için sıcak-soğuk, dere-tepe demeden amansız bir yarışına şimdiden girmiş,çalışmayan mevcut milletvekillerinin yerine seçim atmosferine giren Türkiye’de partinin adını bir güzel parlatmaya başlamışlardır.
Üçüncüsü,adaylık ve sair ödentilerle yCHP kasasına yenilmek ve içilmek üzere yüklü bir servet daha akacaktır.

*
Ağır olacak, fakat inanınız,Kılıçdaroğlu’nun yöntemleri Osman Ziya Sülün, nam-ı diğer "Sülün Osman"ı hatırlatıyor.
Sülün Osman 1950 ve 60’lı yıllarda,genellikle şehire yeni gelmiş, saf anadolu insanlarını kandırmasıyla ünlü bir sokak dolandırıcısıydı.
Tramvay, Galata Kulesi, kent meydanlarındaki saatler, şehir hatları vapurları gibi kamu mallarını satarak ya da kiraya vererek efsane haline gelmişti.

*
Şimdi, insanların nasıl oluyor da AKP iktidarı’ndan sonra, yCHP’den demokrasi bekleme aymazlığına saplandıklarını sorgulaması gerekiyor.
Pek çok kişi ‘siyasi partiler var, seçimler yapılıyor’ diye Türkiye’de demokrasi olduğunu sanıyor,oysa tam tersi doğrudur; seçimler demokrasinin gerçekleşmesinin değil, engellenmesinin araçları görev yapıyor.
Bu sayede siyasi partilerde oligarşik yapılar ayaktadır,sömürü, yağma ve talanın sürüp gitmesi olanaklı hale geliyor.

*
En fenası,en rezili,en lanet olası şey yCHP’nin bu kahrolası sistematiğe meşruiyet kazandırmasıdır.
AKP bir şirkettir denirken, yCHP oligarşisi de bir lokma kapmak için hızla şirketleşiyor,elini AKP ustasından öğrendiği üzere halkın cebine sokuyor.
Herşey ağzındadır; insanı,hak’kı,hukuku ve emeği samimi olarak iplemiyor…

*
"Sülün Osmanlara" değil önce kendine inan !

26.12.2014

cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Akaryakıt ve Elektrik Fiyatları Düşmeli … Prof. Dr. Ata ATUN


Benzin istasyonlarında satılan akaryakıt fiyatı ile KIB-TEK’in kilovatsaat fiyatı, akaryakıtta uluslararası spot piyasada oluşan düşüşü gerçek olarak yansıtmamaktadır.

Dünya piyasasındaki verilere baktığımızda, ham petrolün varil fiyatı bugün 57 ABD Doları.

2014 yılı Ekim ayında, çok değil 2 ay evvel 98 ABD Doları,

2013 yılı Ağustos ayında 109 ABD Doları,

2012 yılı Haziran ayında 90 ABD Doları,

2011 yılı Nisan ayında 126 ABD Doları,

Son 4 yılın ortalaması ise yaklaşık 106 ABD Dolarıdır.

Bu da demektir ki son 4 yılda KKTC’de benzin istasyonlarında satılan yakıt ve KIB-TEK’in ürettiği elektrik fiyatları ortalama ham petrolün 106 ABD Dolarlık maliyetine göre şu anki seviyesinde.

Mazot spot piyasa ton fiyatı bugün (1.335 $/Gl) 415 ABD Doları.

2014 yılı Eylül ayında (2.695 $/Gl) 838 ABD Doları,

2013 yılı Temmuz ayında (2.965 $/Gl) 922 ABD Doları,

2012 yılı Mart ayında (3.148 $/Gl) 978 ABD Doları,

2011 yılı Nisan ayında (3.163 $/Gl) 983 ABD Doları. (Kaynak: US Energy Information Administration – http://www.eia.gov/dnav/pet/pet_pri_spt_s1_d.htm)

Son 4 yılın ortalaması ise yaklaşık 930 ABD Doları.

Dünya mazot fiyatlarındaki düşüş son 4 yılın ortalamasına göre yarıdan da fazla ve yüzde 55.

Matematiksel olarak [(930-415) x
100]/930 olarak formüle edebiliriz bu düşüş oranını.

KKTC’de uygulanan vergilendirme sistemine göre ABD Doları 2.30 TL’den maliyet analizi yapılırsa; Mazot alımı CIF (Maliyet, Sigorta, Navlun dahil) 415 ($/ton)/1178 (lt/ton) = 0.35 $/lt veya 0.81 TL/litre olmaktadır.

Bu fiyatın üzerine Sabit Nakliye Bedeli (1.46 krş/lt), Rıhtım harcı, Belediye tartı Ücreti, Turizm Teşvik Fonu (1 krş), Fiyat İstikrar Fonu, Fire masrafı (10 krş/lt), Gümrük vergisi (3 krş/lt) eklenmekte ve toptan fiyatı belirlenmektedir. Toptan fiyatına KDV ve Bayi Karı eklendiğinde pompa satış fiyatı ortaya çıkmaktadır.

Son 4 yılın ortalamasına göre mazotun CIF fiyatını 1.58 TL/lt alırsak bayi satışı 3.41 TL/litre olmaktadır.

Bugünün serbest piyasa mazot fiyatı olan 0.81 TL/litre baz alınırsa, değişken vergilerin ortalaması ile sabit vergilerin ortalaması alınarak bir maliyet hesaplaması yapılırsa, günümüzde mazotun pompa satış fiyatının 1.53 TL olması gerekmektedir.

Tüm vergilerin sabit olduğu (1.83 TL/lt) ve maliyet fiyatına bakılmaksınız değişmediği bile kabul edilse, günümüzdeki pompa satış fiyatının 1.83 + 0.81 = 2.64 TL/lt olması lazımdır.

Hükümetimiz, dünya spot piyasa mazot fiyatlarının artmasına paralel olarak arttırdığı mazot pompa satış fiyatını, aynı şekilde dünya spot piyasa mazot fiyatları düştüğü vakit aynı oranda yansıtmamaktadır.

Şu anda devletimiz haksız bir şekilde ve de mevcut yasalara, kararnamelere ve tüzüklere aykırı olarak benzin istasyonlarında satılan her litre mazottan 1.90 TL, bence yasal olmayan bir şekilde ek vergi almaktadır. Üstelik haksız olarak tanımlayacağım bu gelir bütçe artışı olarak da gösterilmekte.

KIB-TEK (Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu) ise geçmişte petrol fiyatları her arttığında “kaçınılmaz” diyerek kilovatsaat fiyatlarını arttırdığı elektrik ücretini gerektiği kadar aşağıya çekmeyi düşünmemekte, göstermelik bir indirim yapmayı planlamaktadır.

Şimdi bunun tersini düşünüyorum.

Gerçekte düşünmeme de gerek yok çünkü bunu geçmişte bitmeyen grevlerle elektriksiz ve hizmetsiz kalarak bedelini acı bir şekilde ödemiştik Kıbrıs Türk halkı olarak.

Eğer 2011 yılında ham petrol varil fiyatı 57 ABD Dolarıyken, günümüzde de 106 ABD Dolara çıkmış olsaydı, hem elektrik fiyatları, hem de akaryakıt pompa fiyatları ikiye katlanırdı.

Hükümetimizin pompa fiyatlarını, KIB’TEK’in de elektrik fiyatlarını gerçekçi bir şekilde yüzde 55 oranında aşağıya çekmesi gerekmektedir…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

26 Aralık 2014

%d blogcu bunu beğendi: