Aylık arşivler: Kasım 2014

Polis Örgütüne Siyaset Karıştırmak … Prof. Dr. Ata ATUN


Gene birileri polisin sivile bağlanması fikrini alttan alttan dürtüp, yapay da olsa gündem yaratmaya çalışıyor.

Neredeyse yüzde 33 eksik olan, yani üçte biri fiilen görevde bulunmayan bir kadroyla görev yapan, canla başla çalışan, nöbet ve devriye yükü iki misline çıkmış polisimizi şaibe altında bırakmak için bir takım kesimler elden geleni yapıyor, özel biçilmiş kaftan gibi provokasyonlar bile planlayıp sahneliyorlar, polisin kural dışı davranışlara nasıl tepki vereceğini bildikleri için.

Maksat koro halinde dört beş koldan saldırarak polisi gözden düşürmek.

15 Kasım Cumhuriyet Bayramında resmi geçit yapılırken, katılımcılar kendi gönülleri ile bu kutlamaya gelerek yılların özlemi bir coşkuyu kutlarken, tören alanında “Yurt ödevimiz barış, vicdani ret hakkımız!” içerikli bir pankartı açmak tam bir provokasyon. Provokasyondan da öteye oraya kutlamalara katılmaya gelmiş coşkulu halka karşı yapılmış bir hakaret. Yaşanan olayın tersi düşünülürse, törene coşkuyla katılan bayrağa, askere ve vatana bağlı kişiler, hep birlikte bu pankart açan kişilere saldırıp linç etselerdi kim suçlu olurdu. Pankart açan kişiler mi, linç edenler mi, yoksa -müdahalede yetersiz kaldı bahanesiyle- Polisimiz mi?

Sorumluluk dönüp dolaşıp, bol bir demagoji ile gene bir takım art niyetli ve polisi yıpratmak isteyen kişiler tarafından polise yüklenirdi, aynen pankart olayında olduğu gibi.

Bir tane Allah’ın kulu da çıkmadı ve pankart açanlara demedi "Sizin ne hakkınız var törene gelenleri ve törene katılanları taciz etmeye ve keyiflerini kaçırmaya" diye. Tam tersi oldu. Tepki gösteren vatandaşlarla, Polisimiz suçlu iskemlesine oturtulmaya, provokasyon yapanlar da sütten çıkmış ak kaşık gibi haklı bulunmaya çalışıldı.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramında yapılan törende açılan pankart, oraya kendi gönülleri ile gelen kişilerin duyduğu coşkuya destek veren “Mehmetçik ve Mücahit gururumuzdur”, “Vicdani redde hayır…” sözlerini içeren, Kurtuluş Savaşı’nı nasıl ve kimlerin kazanarak Cumhuriyeti kurduğunu hatırlatan, 1974’de kimlerin savaşarak bu toprakları özgür vatan haline getirdiğini vurgulayan ve destekleyen pankartlardı. Pankartı açanlar da törene oldukları yerden katılan eski mücahitler ve bu topraklara alın terini, kanını akıtmış, özgürlük için her tür fedakarlığı karşılık beklemeden yapmış kişilerdi.

Bu iki benzer törende açılan pankartları aynı kefeye koymak, "polis 29 Ekim’de açılan pankarta göz yumdu da 15 Kasım’da açılan pankarta niye göz yummadı" demek ve bunu polemik haline getirmeye çalışmak elmalarla soğanları aynı kefeye koymaya benziyor.

Vatandaşımız Polise siyasetin karışmasını veya da karıştırılmasını hiç istemiyor.

Bu konuyu kime sorduysam önce yüzlerinden bir endişe dalgası geçiyor, sonra da "yıllar içinde oluşturulmuş polisteki disiplini ve düzeni kesin bozarlar" diye yanıtlıyorlar beni.

Belli ki siyasilerin polise karışmasını ve müdahale etmesini istemiyor insanımız. Zaten devletin, Polisimizin giderlerini karşılamadığı, maaşlarını ödemediği, araç gerecine devlet bütçesinden para vermediği, benzinini dahi koyamadığı bir pozisyonda olduğunu bile bile bazı kişilerin, -tüm bunları kendileri karşılıyormuş gibi- "Polis sivile bağlasın" gibi boylarından büyük laf etmeleri abesle iştigal.

“Devleti, işe gitmeden ay sonu bir çuval para alan müşavirlerle doldurdular, şimdi de aynısını Poliste yapacaklar, yoldan geçene rütbe verip makam verip üst düzeyde görevlendirecekler. Hem polisin düzeni, bilgisi, becerisi ve disiplini bozulacak, hem de her hükümet değiştiğinde bol miktarda polis müşaviri çıkacak ortaya…” diyor insanımız.

Bu öngörülerinde de haklılar. Siyasiler polisimizden de, askerimizden de uzak durmalılar.

Ki, “Askerliği kısaltacağız”, “bedelli askerliğin önünü açacağız” dediler, yıllardır 100 civarında firari ve bakaya sayısı 2014 yılında 266 oldu aniden. Nedeni de işte bu "Ucuz halkçı”, yani popülist siyasiler…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

1 Aralık 2014

İsrail’in gelecek Genel Kurmay Başkanı, General Gadi Eizenkot olarak belirlendi odatv


http://odatv.com/n.php?n=yeni-genelkurmay-baskani-o-isim-3011141200

yeni-genelkurmay-baskani-o-isim-3011141200_m.jpg

İsrail’in gelecek Genel Kurmay Başkanı, General Gadi Eizenkot olarak belirlendi

İsrail Savunma Bakanı Moşe Bugi Yaalon’un uzun süren karar sürecinden sonra Başbakan Netanyahu kararını verdi. Gelecek Genel Kurmay Başkanı: Gadi Eizenkot.

Gelecek Genel Kurmay Başkanının kimliğini ilan etmekten kaçınılan sürecin ardından 28 Kasım 2014 Cuma günü akşamı karar alındığı öğrenildi. Cumartesi günü resmen ilan edilen karar göre gelecek Genel Kurmay Başkanı Tüm General Gadi Eizenkot olacak.

Başbakan Netanyahu, hali Hazırda görevde olan İsrail Savunma Kuvvetler Genel Kurmay Başkanı Beni Gantz’ın görev süresinin dolmasına sadece 6 hafta kalmış olması ve gelecek Genel Kurmay başkanının henüz tespit edilmemiş olması nedeniyle özellikle ordu üst kademelerince eleştirilmişti. Mevcut genel Kurmay Başkanının yerine geçecek olan Genel Kurmay Başkanı adayının yetiştirilmesi ve mevcut durumlar hakkında bilgilendirilmesi; hatta yeni görevine başlamadan önce bir dinlenme süresi geçirmesi için gekeren zamanın Başbakan tarafından bekletilerek heba edildiği, bu durumun orduya zarar verdiği iddia edilmişti.

HALEF SELEF

Bu durum Savunma Bakanı Moşe Bugy Yaalon içinde pek onurlu olmayan bir durum olarak ifade edilmekteydi. Kasım ayı başında Yaalon Genel Kurmay Başkanlığına aday Generaller, Eizenkot, Yair Nave ve Yair Golan ile görüşmüştü. Yair Golan Genel Kurmay Başkanlığı Yardımcılığına atandı. Gadi Eizenkot ise hali hazırda Genel Kurmay Başkanı Beni Gantz’ın yardımcılığı görevini sürdürüyor.

Yeni atanan Genel Kurmay Başkanının 15 Şubat’ta görevi devir alması bekleniyor. İki Generalin yan yana görevde olması ise Yeni Genelkurmay Başkanı’nın göreve hazırlanmasında oldukça kolaylık sağlayacağı da belirtiliyor.

GENEL KURMAY BAŞKANI GADİ EİZENKOT KİMDİR

İsrail Ordusunun 21. Genel Kurmay Başkanı Gadi Eizenkot’un biyografisi ise şöyle:

1960 Tiberya doğumlu. 1978 yılında İsrail Savunma Kuvvetlerine katıldı. Golani Birliği komutanı olarak görev yaptı. Hayfa Üniversitesi Devlet Yönetimi dalı doktora sahibi ve ABD Askeri Koleji mezunu olup evli ve 5 çocuk sahibidir. Herzlia da ikamet etmektedir.

1. Ürdün savaşında :51. Bölük’te genç bir subay.

2. Oslo anlaşması çerçevesinde İSK’nin Batı Şeria şehirlerinden çekilmesi Tul Karem Bölük Komutanı.

3. İSK’nin Güney Lübnan’dan çekilmesi esnasında:Başbakanlık ve Savunma Bakanı Ehud Barak Ordu sekreteri.

4. İkinci İntifada (2003-2005) Yehuda Ve Şomron Birliği Komutanı.

5. İkinci Lübnan savaşı esnasında : Genel Kurmay Başkanlığında operasyonlar bölümü başkanı.

6. Yolsuzluk suçlaması nedeniyle yargılandı ve beraat etti. Ancak Devlet ombdusmanı tarafından eleştirildi.

7. Güçlü Kaya operasyonu esnasında Genel Kurmay Başkan yardımcısıydı.

Rafael Sadi

Odatv.com

PUTİN GELİYOR // Ahmet Kılıçaslan Aytar


PUTİN GELİYOR

Almanya Şansölyesi A.Merkel’in,"Başka bir dünyada yaşıyor"dediği Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye-Rusya Üst Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısına katılmak üzere Türkiye’ye geliyor.
Putin’in, ABD Dış İlişkiler Konseyi Ortadoğu uzmanı S.A. Cook’un "Türkiye’yi tıka basa mideye indiren cumhurbaşkanı" olarak tanımladığı Recep Tayyip Erdoğan’la iki ülke ilişkilerinin yanı sıra, doğalgaz ve Suriye gibi konuları değerlendireceği bildiriliyor.

*
Sovyetler Birliği’nin ve ideolojisinin bitişi, hem Rusya’nın yeni kimliği ile yüzleşmesine yol açmış, hem de Batı’yı Rusya’yı yeniden algılama sorunuyla başbaşa bırakmıştı.
Batı’nın bir kısmı komünizmin çöküşüyle hiçbir şeyin değişmediğine, Rusya’nın Batı düşmanı Sovyetler Birliği’nin farklı bir yüzü olduğuna inanırken,
Bir kısmı da Rusya’nın Avrupa demokrasileri arasında yer alacağını bekliyordu.

*
Başlangıçta Rusya’nın iç politika yetersizliği,Çeçen Savaşı ve komünizm karşıtı reformcuların kitlesel desteğinin az olması, iyimser beklentilerinde Batı’yı hayal kırıklığına düşürdü.
ABD ise Soğuk Savaş’ın galibi ve tek lider oluşunun üstünlüğüyle, dış politikasında NATO’yu genişletiyor, Yugoslavya’nın bombalanması,Irak Savaşı süreçlerinde Rusya’nın kimlik belirsizliğini yararına kullanıyordu.

*
Batı Boris Yeltsin’e güveniyordu ama o daha ikinci başkanlık dönemi bitmeden görevini bırakmak zorunda kalmıştı.
Bu çerçevede V Putin, Batı ile ekonomik fayda getirebilecek ilişkiler isteği ama asıl önceliği Batı’nın Rusya’yı dikkate alması, Rusya’nın nüfuz alanlarını tanıması ve eski Sovyet ülkelerine karışmamasını sağlamak üzere Devlet Başkanı oldu.

*
Nihayet ABD’nin Kosova’nın bağımsızlık ilanına öncülük etmesi ve bu bağımsızlık ilanının dünyanın hiçbir yerinde hiçbir ülkeye emsal teşkil etmeyeceği açıklaması karşısında,
Putin güçlenmiş Rusya’nın lideri olarak Kosova’nın bağımsızlığı için verilen çabalara ve NATO’nun genişlemesine karşı çıktı, Batı’nın ayakları suya erdi…

*
Bugün Putin, Kırım ve Ukrayna krizinde bu bölgenin Avrasya Birliği Projesi’nin Avrupa ayağı ve Karadeniz Havzası’na açılan bir kapı olma niteliğini esas alıyor.
Kırım’ın Rusya Federasyonu’na katılması dolayısıyla Batı’ya, "SSCB’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi ardından Batı’da bize karşı oluşan hırsın ve tek kutuplu dünyanın sağırlık döneminin sözde değil uygulamada sona ermesi gereklidir" çağrısında bulunuyor.
Kırım’ın özgür iradesini açıklamasında Kosova bağımsızlığının tanınmasının emsal alındığı iddiasındadır, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasıyla ilgili "Bağımsızlık bildirgeleri,iç yasaları ihlal edebilir. Ancak bu,uluslararası hukukun ihlal edildiği anlamına gelmez" beyanında bulunan ABD mektubunu şahit gösteriyor…

*
Kırım’ın Rusya’ya katılma kararı ve Ukrayna krizi, ardından ABD’nin 500 milyar dolarlık karşılıklı ticaret hacmi bulunan Avrupa Birliği ülkeleri ile Rusya arasında çözülmesi oldukça zor karmaşık sorunlar yaratmayı başardığı bir süreçte bulunuluyor.
Yaptırımlar ve Devlet Başkanı Putin’in sert hamleleri Rusya’yı ekonomik olarak zayıflatırken, toplumsal çöküşü hedefliyor.
Ne ki Putin Rusya’sı , uluslararası sistemi oluşturan Avrupa-Atlantik odaklı işleyişe karşı, Soğuk Savaş döneminde sahip olduğu güce erişebilmenin yolunu sistemsel işleyiş ve rekabet çerçevesinde arıyor.
Avrupa-Atlantik hegemonyasını sorguluyor, söyleminde SSCB dönemine öykünüyor ve o yolda uygulamalar yapıyor.
Yakın çevre politikası ve Avrasyacı dış politika kalıpları doğrultusunda çok kutupluluk söylemini meşrulaştıracak yeni bir bölgesel yapılanma oluşturma çabasını gösteriyor.

*
Şansölye Merkel’in onun için "başka bir dünyada yaşıyor" demesi, Putin’in Rusya’nın ulusal egemenliğine verdiği değeri,bu uğurda savaşmaya hazır olduğu anlamına geliyor.
Nitekim ABD’nin yeni dünyayı uluslar ötesinde inşa edeceği fikrinin tartışılmasına yol açılmış, hele Rusya’nın Avrupalı ulusların egemenliğini ikinci sınıf olarak tanımlaması bu tartışmaları daha da pekiştirmektedir.

*
Putin karmaşık politik, sosyal ve ekonomik değişimlerin yaşandığı bu dönemde, çok yönlü diyalogun önemli bir mekanizması olan Arap Birliği’nin rolüne de önem veriyor ve ortaklığını sağlamlaştırarak yeni jeopolitik dengede güçlenmeyi hedefliyor.
Cenevre II Barış Konferansının başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen Suriye Devlet Başkanı Esad, şu anda uluslararası kamuoyundan önemli ölçüde bir meydan okuyuşa muhatap olmuyor.
Bu noktada Esad Rusya’dan aldığı güçlü destekle ilgili "Rusya’nın uluslararası arenada oynadığı önemli rol, çok kutuplu bir Dünya’nın yaratılmasına olanak tanımaktadır. Yine Rusya tarafından uluslararası hukuk ve adaletin korunmasına yönelik olarak aktif bir biçimde yürütmekte olan politika ise bağımsızlığını ve egemenliğini savunan ülkelerin çıkarlarına uygun düşmektedir" diyor…

*
"Başka bir dünyada yaşayan" Putin ziyareti öncesinde Türkiye’nin dış politikada bağımsız karar alma yeteneğine dikkati çekiyor.

*
Türkiye, Batı’nın tarihi bir hatasıyla ve İslam coğrafyasında da sahneye konan siyasi mizansenin ortağıdır.
Barışın ve adaletin dini inanışlar üzerinde inşa edilmesine dayanan ve sadece ekonomi değil, siyasal, kültürel ve sosyal boyutları da kapsayan Siyasi İslam Konseptini öngörüyor.
Bu uğurda İslamcı değer yargıları üzerinden islamcı burjuvazi oluşturulmuş, Recep Tayyip Erdoğan Ortadoğu uzmanı S.A. Cook’un tanımıyla "Türkiye’yi tıka basa mideye indiren cumhurbaşkanı" yapılmış,
Sonra buna denk kendi sivil toplum örgütleri, sendikaları, medyası ve anında harekete geçebilecek kamuoyu oluşturma mekanizmalarıyla bir parti-devlet kurulmuştur. Şimdi Erdoğan, Putin’i bekliyor…

*
Ne ki Erdoğan, Kırım’ın Rusya’ya katılma kararı ve Ukrayna krizi başladığından beri Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara farklı şekillerde katılmaktadır.
Azerbaycan ile Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ve Trans Anadolu Projesi’yle somutlaşan,son derecede stratejik önemi olan enerji projelerinin küresel pazarların himayesine, işbirliği ve güvenlik ağına katarken,
ABD’nin Rusya’dan geçen hatlara bağımlılıklarının kaldırılması, alternatif ihraç yollarının bulunması sürecine taşeron olunmuştur,Rusya’nın bölgedeki jeopolitiğini yıkıma uğratmaya yönelik hamleler geliştirmiştir.

*
Ya da Erdoğan’a bağlı sivil toplum örgütleri; Başkan Putin’in,"Batı ültimatom ve yaptırımlar dili kullanıyor. Devlet egemenliği kavramı aşındırılıyor. Neden istenmeyen rejimler, bağımsız politika yürüten veya başkalarının çıkarları yolunda duran ülkeler istikrarsızlaştırılmaya çalışılıyor, anlayamıyoruz. Bu tür çabalar gizli servisler, sivil toplum kuruluşları ve sözde yumuşak güç mekanizmalarıyla yapılıyor. Görünüşe bakılırsa tüm bunlar, bazı ülkelerde demokrasi olarak kabul ediliyor ama umarız, bizim ulusal meşru çıkarlarımız dikkate alınır, kimse bizim işlerimize karışmaz. Biz bu meydan okumalara uygun bir şekilde tepki veririz" dediği yönde,
Rusya’nın toplumsal ve siyasal yaşamını ekonomik,siyasi ve askeri yaptırımların ötesinde etnik ve dinsel gerilimlerle karşı karşıya bırakıyor.

*
Rusya Kırım’da, Dağıstan’da, Astrahan ,Hantı-Mansi Özerk Bölgesinde, Volgograd, Rostov ve Başkurdistan’da, İnguşetya, Çeçenya, Nijnii Novgorod ve Perm’de giderek sistematikleşen etnik ve dini gerilimleri hissediyor.

*
Erdoğan Suriye İç Savaşının barışa evrilmesi halinde yargılanacağının da billincindedir.
Uluslararası yargıdan kaçabilmek için önünde biricik ihtimal Esad rejiminin düşmesidir, teminen sınır boyunca uçuşa yasak bölge,güvenlikli bölge oluşturulması,insani yardım diye Suriye içlerine sızıp rejimi düşürmenin hesabını yapıyor.
Ama Devlet Başkanı Putin,"Suriye İç Savaşında tek taraflı olarak tüm günahlardan Esad rejiminin suçlanması, teröristlerin yaptıkları zulüm, muhalif güçler ve komşu ülkeler tarafından işlenen insani hukuk ihlallerinin göz ardı edilmesi kabul edilemez" noktasındadır.

*
Erdoğan’ı tıka basa doyurmaktan tükenmiş durumda olan Türkiye’nin Putin’in ziyaretiyle, ancak Rusya’nın sebze,meyva,et,süt,balık ürünleri pazarında oluşan boşlukları dolduracağı anlaşılıyor.

30.11.2014cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

AKP’li Milletvekili bu konuşmayı paylaştı: İsrail haritadan silinmeli ODATV


http://odatv.com/n.php?n=israil-haritadan-silinmeli-2911141200

israil-haritadan-silinmeli-2911141200_m.jpg

AKP’li Milletvekili bu konuşmayı paylaştı: İsrail haritadan silinmeli

AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, Diyarbakır Ulu Cami imamı Mehmet Sait Yaz’ın, İsrail ve Yahudiler hakkında yaptığı konuşma görüntülerini kendi sosyal medya hesabından paylaştı. AKP’li vekil İçten’in paylaştığı videoda Yahudilerin "düşman" olarak ifade etmesi ve Yahudilere saldırıyı teşvik etmesi dikkat çekti.

AKP Diyarbakır Milletvekili İçten’in paylaştığı videoda Diyarbakır Ulu Cami imamı Mehmet Sait Yaz, şunları söyledi:

"Yeryüzünde Müslümanların en azgın, vahşi düşmanı Yahudilerdir. Bunu kim diyor, Allah diyor. Asla Yahudiler ve Nasrailer sen onların dinlerine tabi olmadığın sürece onlar senden razı olmazlar. Yeryüzünde bütün anlaşmaları bozan 17 tane peygamberlerini katleden Yahudiler, yıllar yılı bizim ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’yı işgal etmiş ibadete kapatmış adeta müdminlerle kıblelerin arasına duvar örmüştür."

‘BİZİM YERİMİZE ONLAR ŞEHİT OLUYOR’

Orada namaz kılan Müslümanlara ateş açıldığını ifade eden Diyarbakır Ulu Cami imamı Mehmet Sait Yaz, "Gazze İslam aleminin öncü birliklerinin yeridir. ilk mevzilerdir. Eğer Gazze düşerse Mekke de gider Kabe de gider. Bizim yerimize onlar şehit oluyor. Filistinliler bizim dinimize kurban oluyor. Onlar öncü birlikler. Ya biz. Biz uykudayız. Biz uyuyoruz" diye konuştu.

AVRUPA’YI ELEŞTİRDİ

Öldürülen Filistinli çocuklara ve kadınlara Avrupa’nın sessiz kalmasını eleştiren Mehmet Sait Yaz, "İsrail yapınca meşru ama bazı Müslüman örgüt diyelim kendilerine öyle isim takmışlar onlar yapınca terörist ve katil. Evet, biz öyle bir kitaba inanıyoruz ki biz öyle bir dine mensubuz ki Müslüman olarak asla masum insanları öldüremeyiz" dedi.

‘İSRAİL HARİTADAN SİLİNMELİ VE SİLİNECEKTİR’

Mehmet Sait Yaz, "Bende buradan ilan ediyorum diyorum ki" diyerek şu provokatif sözleri sarf etti: "Eline silah almış Müslümanların katline azmetmiş karar almış bütün Yahudiler yok edilmeli. İsrail haritadan silinmeli ve silinecektir Allah’ın izni ile. Dualarla sağlayamadığımız birliğimizi İsrail vahşetiyle sağlayacak. Ve Müslümanlar İsrail’e hücum edecek Yahudiye, Yahudi kaçacak delik arayacak."

İşte o tartışma yaratan konuşma:

Odatv.com

YAHUDİ DEVLETİ İLE TÜRKİYE // Ahmet Kılıçaslan Aytar


YAHUDİ DEVLETİ İLE TÜRKİYE

1.6 milyon hristiyan ve müslüman Filistin asıllısı olan İsrail’in Knetset’i, Çarşamba günü devleti bölgesel bir devlet şeklinde değil tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi, etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan kanun tasarısının görüşülmesine hazırlanıyor.
Bu çerçevede son dönemde yaşanan kargaşa ortamını da dikkate alan Başbakan Netenyahu, kamu düzenini sağlama gerekçesiyle İç Güvenlik paketini yürürlüğe koyuyor.

*
AKP Hükümeti de 6-7 Ekim Kobane eylemlerinin ardından kamu düzenini sağlama gerekçesiyle iç güvenlik paketini TBMM’ye sevketmiştir, yargı paketinin ise bu hafta yasalaşması bekleniyor.

*
İç Güvenlik paketi, İsrail karşıtı eylem girişiminde bulunanlara yönelik ağır yaptırımlar içeren 8 maddelik bir plana dayanıyor.
Terör eyleminde bulunduğu için gözaltına alınan kişilerin vatandaşlıkları ve oturma izinleri iptal edilirken, hakkında verilen hapis cezasını tamamlamalarının ardından, İsrail dışındaki yerlere gönderilmesini,
Terör eylemi gerçekleştirenlerin evlerinin 24 saat içinde yıkılmasını öngörüyor.
-Terör gerçekleştirenlerin cenazeleri ailelerine teslim edilmeyecek,törensiz defnedilirken, akrabaların kabre yaklaşmasına izin verilmeyecektir.
-Provokatörler, taş atanlar ve yüzleri maskeli kişiler,Filistin bayrağı kaldıranlar haklarındaki yargı süreci tamamlanana kadar tutuklu kalacak,
-Terörü destekleyen yayınları basan matbaalar kapatılacak,
-Suç işledikleri kesinleşen terör eylemcilerinin suçun işlendiği günden itibaren 10 yıl süresince ehliyetleri ve sosyal hakları alınacaktır.
-Teröristlerin aileleri sosyal medya, herhangi bir yayın veya medya aracılığıyla yakınlarına desteklerini açıklamaları halinde vatandaşlıkları iptal edilecek ve Gazze’ye gönderilecektir.
-İş sahiplerine,polisten çalışanları hakkında terörden açılan bir emniyet dosyası olup olmadığını öğrenme imkanı sağlanırken,hakkında dosya açılmış çalışanların, tazminatsız işten çıkarılması sağlanacaktır.

*
İsrail tasarısı, "Politik İslami Sistem" olarak takdim edilen ve "kafirleri öldürüp dünyaya İslamı empoze etmeyi hedeflediğini"iddia eden,
Mesela, dünyadaki en son Yahudiyi öldürüp bir İslam devleti kurmaya çalışan "İslam Tugayları" nın bir bölüğü olan HAMAS, Müslüman Kardeşler, Hizbullah ve bir çok İslamcı terör örgütüyle kuşatılmış İsrail toplumunda;
Yaşanan kargaşa ortamı nedeniyle iş bulmakta zorlanan Filistin asıllı İsrail vatandaşlarının bu tasarı ile durumunun zorlaşmasına rağmen,
Her ideoloji,her siyasi duruş tarafından halkın güvenliği önceliğinde terörle mücadelenin hedeflenmiş olduğu şeklinde değerlendiriliyor.

*
Türkiye’de Başbakan Davutoğlu’nun ‘Kamu güvenliği her şeyden önemli’ söylemi ile savunduğu, Avrupa demokrasilerine dayandırdığı ve bir reform olarak sunduğu;
Fakat Esnaf ve Sanatkârlar Sürası’nda "Esnaf ve sanatkâr demek, ticaret yapan, alan – satan sırf ekonomik faaliyette bulunan insan demek değildir. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir, gerektiğinde de şefkatli kardeştir" diyerek toplumsal çatışmayı, linçi teşvik eden ve ‘Gezi Parkı darbedir’ düşüncesinde bir Cumhurbaşkanı’nın,
Ya da 4 eski bakanla ilgili yolsuzluk iddiaları üzerindeki çalışmalarına yayın yasağı getiren bir Meclis Komisyonu’nun bulunduğu bir ülkede,
AKP hükümetinin tasarı ile sadece terör örgütü, paralel yapıyla mücadeyi ve mensuplarını cezalandırmayı hedeflemediği fakat polise cezasızlık esasının getirilmesiyle ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğünü ve demokratik hakları kısıtlamayı ya da devlet şiddetini yasal dayanağa kavuşturmayı hedeflendiği savunuluyor.

*
Mesela, polisin gözaltı işlemini yapmasından sonra,derhal Cumhuriyet Savcısı’ndan talimat almak, savcının yakalama nedenini öğrendiğinde ‘gözaltına alın’ talimatı vermezse şüphelinin derhal serbest bırakılması zorunluluğu kalkıyor.
Savcıya verilen yetki polise bırakılıyor, kişi 24 saate kadar gözaltında tutulabiliyor, 24 saatlik gözaltı sürecinde savcıya sadece bilgi vermek yeterli olurken, 24 saatin sonunda savcı gözaltı kararını 48 saat daha uzatabiliyor, bu suretle şüpheli 4 güne kadar hakim karşısına çıkmadan gözaltında kalabiliyor.
Bu durum terör örgütü ya da paralel yapının eylemlerinin ötesinde tüm eylemleri kapsarken, herkesin ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğünün baskıya alınacağı anlamına geliyor.

*
TCK’da yakıcı ve patlayıcı madde olarak değerlendirilen molotof kokteyli,tasarıda saldırı silahı olarak değerlendiriyor.
Bu suretle polisin molotof kokteyli kullanılan eylemlere silahla müdahale etme yolu açılıyor, polis öldürdüğü biri için "Elinde molotof kokteyli vardı" şeklinde beyanda bulunması halinde cezadan sıyırıyor.

*
Ya da TCK’ya göre yüzü kapalı eyleme katılma durumunda eylemcilere 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir, yüzün gazdan etkilenmemesi için yüzün kapatılması durumunda ceza verilmezken,
Yeni düzenleme de maskeyle yüzünü kapatarak eyleme katılmanın kapsamı genişletiliyor, cezası 2,5 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasına çıkartılıyor.
Bu madde her türlü toplantı ve gösteri özgürlüğünün baskı altına alınmak istendiğini düşündürüyor.

*
Jandarma teşkilatı tümüyle İçişleri Bakanlığı’na bağlanırken,bu suretle devletin iç güvenlik teşkilatı tamamen hükümetin emrine geçiyor.
İktidar kolluk üzerindeki egemenliğini sağlamlaştırıyor ama hak ve özgürlükler "AKP Faşizmi " nin eline geçiyor.

*
TBMM’nin temel kanun olarak görüşeceği "Yargı Paketi"nin de bu hafta çıkması bekleniyor.
Kanun teklifiyle, "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" da polisin yetkileri artıyor, ‘Kuvvetli Şüphe’ yerini ‘Makul Şüphe’ ye bırakıyor.
Bugünün CMK’sında, gözaltı için makul şüphenin aranacağı konusu "Kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığı", tutuklama için "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular" şekline eşitleniyor.

*
Terör ve paralel yapıyla keskinleşen mücadelede Yargı Paketi olumlu görülse de, kişiye veya iktidara yakın olanlara özgü özel düzenlemelerin araya serpiştirildiği teklif ve tasarılarla asıl amacın gizlendiği gözden kaçmıyor.
Mesela, Yargıtay’ın daire sayısı 38’den 46’ya, Danıştay’ın 15’ten 17’ye çıkarılırken, iktidarın idari yargıdaki davalarını ayarlama ve kapatma amacı taşıdığı savunuluyor.
Bu suretle ekonomik değeri yüksek olan liman özelleştirmeleri, havaalanları gibi imtiyaz sözleşmeleri konularının da yürütmenin iradesi doğrultusunda sonuçlanmasının önü açılıyor.
Yasa ile hükümetin Yargıtay’da çoğunluğu sağlamayı hedeflediği, Ceza mahkemelerinin ihtisaslaştırılması yönündeki düzenlemedeki amacın gizli özel yetkili mahkeme oluşturmak olduğu da ileri sürülüyor.

*
Başbakan Netenyahu hükümeti, İç Güvenlik paketiyle Yahudileri ve Yahudi Devleti’nin güvenliğini ve esenliğini,
AKP hükümeti ise İç Güvenlik paketi ve Yargı Yasası ile Türkiye’yi Türklerden korumayı,üst kimlik olarak tanımladığı İslam’a teslim etmeyi hedefliyor…

28.11.2014cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Polis Teşkilatı’nda Oynanan Oyunlar … Prof. Dr. Ata ATUN


Sınırlarımızı koruyan ve dış güvenliğimizi sağlayan Güvenlik Kuvvetlerimizin çökmesi ve geleceğini sıkıntıya sokmak için oyunlar oynanır da, iç güvenliğimizi sağlayan polisimizi yıpratmak ve gözden düşürmek için oynanmaz mı?

Elbet aynı kişiler perde gerisinde aynı çirkin oyunları polisimiz için de oynamakta.

Sessiz ve derinden faaliyet göstererek.

Amaç polisi yıpratmak ve içte kaos ile güvensizlik yaratmak. Sonrasında KKTC’yi yıkmak daha da kolay olacak, elbet güçleri yeterse.

Ülkede "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası" yok.

"Bilişim Suçları Yasası" yok.

"Özel Güvenlik Yasası" yok.

Terörü suç sayan ve ceza öngören yasa yok.

Toplum Polisi (Polis Çevik Kuvveti) düzenleyen yasa yok.

Devriye hizmetlerini düzenleyen yasa yok.

Bunlar yok ama ahkam kesmek var.

Gerçekte günümüzde polisin halkın hizmetinde olacağı ve personelin rahat çalışacağı hiçbir yasa yok. Tam tersine Polis Örgütüne çirkin politikayı bulaştırılmak için her yol deneniyor siyasilerimiz tarafından.

Genel Müdür vekaleten atandığı için müdür seviyesindeki subaylar Genel Müdür olabilmek için siyasilerle flört ettikleri gibi, bazen de biraz öne çıkabilmek için bilgi bile sızdırdıkları oluyor. Sızdırdıkları bilginin kendilerine fayda sağladığını zannederken Polis örgütüne ve halka zarar verdiklerinin farkında bile değiller maalesef.

Poliste personel sıkıntısı var, hem de had safhada. Özellikle de üst düzey subay kesiminde, uzmanlaşmış deneyimli subay eksikliği çok fazla.

3 bin kişilik kadro var ama fiilen çalışan ve görev yapan polis sayısı 1937. Son 6 yıldır hiç polis alımı yapılmamış. Dolayısıyla ivedilikle polis alımı yapılması ve bu bin kişilik açığın mümkün olduğunca kapatılması gerekiyor.

Polisimizde, çağdaşlaşan suçlara ve suç işleme yöntemlerine paralel olarak yeni birimler açılması gerekiyor ama bir türlü bu birimler açılmıyor, açılamıyor. Yeni birimler açılmadıkça ve yeni istihdamlar yapılmadıkça da mevcut çalışanların yükü iki üç misli artıyor.

Polisimizde personel sıkıntısına ilaveten araç sıkıntısı da büyük boyutlarda. 460 tane araç kadrosu var ama kağıt üstünde 327 araç olduğu gözüküyor. Bunların da sadece 165 tanesi yürüyebilir ve görev yapabilir durumda. Kurumda eksik olan araç sayısı 295.

Çok acil olarak polisimizin 50 tane çeşitli tip ve boyda araca gereksinimi var bugün. Yineleyelim; Polisimizin gerçekte 295 tane çalışabilir, faal araca ihtiyacı var ve bunlar halkımızın iç güvenliğini sağlamak amacı ile kullanılacak.

Şeffaflık için karakollarımızın kameralarla donatılması gerekiyor. Halkın güvenliğini sağlamak, suçluların tespiti ve takibi için beş şehrimizde MOBESE sisteminin kurulması, şehirlerin giriş çıkışlarına ve ana caddelere takip kameraları konması artık olmazsa olmaz şart oldu. Ancak bu şekilde mevcut personelin yükü azaltılabilir. Kamera sistemini ise ülkemizdeki üniversitelerimiz, ellerindeki teknoloji ve beyinlerindeki bilgi ile rahatlıkla kurabilir.

Devlet yönetmek ahkam kesmekle, "polis sivile bağlansın" gibi mali kaynaktan yoksun ucuz halkçılık söylemleri ile olmuyor. Polis sivile bağlandığında, bırakın personelin maaşını, emeklilik ikramiyesini ve diğer giderlerini, polisin kullandığı araçların yakıtının, silahının ve cephanesinin bile bütçeden ödenemeyeceği gerçeğini halka söylemekten kaçınan siyasilerimiz ahkam kesmekten vazgeçemiyorlar.

Yönetim kapasitesi ve irade gerekiyor kalıcı ve sürekli bir devlet akışı sağlayabilmek için…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

28 Kasım 2014

İran’da bin yıllık sinagog tekrar açıldı RAFAEL SADI -ODATV


http://odatv.com/n.php?n=iran-yahudiler-icin-bakin-ne-yapti-2711141200

Edirne Valisi sinagogu açtırmayacağını söylerken

İran’da bin yıllık sinagog tekrar açıldı


27.11.2014 09:20

Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

%d blogcu bunu beğendi: