Gön: ATA ATUN … 29 Ekim, 31 Ekim, 3 kasım ve 5 kasım Tarihli KÖŞE YAZI’larım


Bu akşam, 27 Ekim pazartesi, çok acil olarak yurt dışına gideceğim için;29 Ekim, 31 Ekim, 3 Kasım ve 5 Kasım tarihli yazılarımı ekte size bu akşamdan gönderiyorum.

Günü gelen yazımı , belirtilen günde yayınlamanızı rica ederim.
Ben AY/GUN/SENE sistemini kullandığım için, yazılarımın başındaki tarihi lütfen Ay/Gün/Sene olarak okuyarak değerlendirmenizi rica ederim.

Örneğin 10.29.14-Rumların Yanlış Stratejisi-1-KIBRIS kodlu yazım 29 Ekim günü çıkacak gazetede yer alacak olup 4 serilik yazının , 1.bölümüdür.

Yazılar, ekte ve aşağıdadır.

Yardım ve anlayışınıza teşekkür eder,

Sevgi ve Saygılarımı sunarım.

Prof. Dr. Ata ATUN
GSM : +90 – 533 881 1111
E-mail: ata.atun veya ataatungmail.com
Twitter: @ataatun
Facebook: Ata Atun

Web: http://www.ataatun.org

*-*-*-*-*-*-*-* 29 Ekim 2014 Çarşamba günü yayınlanacak Yazım *-*-*-*-*

Rumların Yanlış Stratejisi (1/4)

Yakın tarihe baktığım vakit Kıbrıslı Rum yöneticilerin veya da politikacıların, bazı çok kritik dönemlerde basiretlerinin bağlandığını ve yapılmaması gereken çok vahim hatalar yaptıklarını gözlemliyorum. Yaptıkları "Vahim hata" ise hep aynı; "Türkiye’yi yok saymak."

Nedense politik havanın kızıştığı çok kritik dönemlerde Türkiye’yi yok sayarak bir takım kararlar alıyorlar ve gelecekte ne olabileceğini iyice araştırmaya gerek duymadan da bu buram buram kahramanlık tüten (!) kararları doğrultusunda korkusuzca adımlar atıyorlar. Kendilerine olan güvenleri de tavan yapıyor…

Onlara göre adanın 44 mil, yani 71 km kuzeyinde "Türkiye" adlı bir devlet yok ve bölgede kendileri istedikleri gibi at oynatabilecekler. Eğer bir şekilde bu yok saydıkları devlet sesini çıkarırsa, Avrupa’daki destekçileri hemen müdahale edip kendisini susturacaklar ve küllü su gibi yerine oturması için zorlayacaklar.

Geçen haftalar içinde Rumların son lideri Anastasiadis de aynı hatayı yaptı. Hep birlikte göreceğiz, gerisin geriye nasıl müzakere masasına oturduğunu ve siyaseten neleri kaybettiğini. Yaptığı stratejik hatanın bedelini ödemek, elindekinin bir kısmını da kaybetmek zorunda kalacak aynen geçmişte abilerinin, atalarının yaptığı gibi.

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkan 20 bin kişilik Yunan Ordusu’nun hedefi Ankara’ya kadar tüm batı Anadolu topraklarını ele geçirmek ve Samsun’dan İskenderun’a kadar çizilen bir çizginin batısını Yunanistan topraklarına katmaktı, İstanbul dahil olmak üzere…

Bu macera çok değil 3 yıl sürdü ve Yunan ordusu yüzde 90 oranında kayıp verdi. 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’den geriye dönüş gemilerine sadece hayatta kalabilen 2 bin kişi binebildi. Yunanlılar bu vahimden de öteye hatalı politik kararın sonucunda yaşananlara "Küçük Asya Felaketi" adını verdiler. Yunanistan’da mahkemeler kuruldu ve gerçek sorumluların yerine, günah keçileri asıldı. Yunanistan’ın kaybı, 18 bin genç, hazinenin boşalması, moral yıkıntısı, ekonomik çöküntü, işsizlik ve yıllar süren yokluk ve açlık oldu. Yunan halkı, Türkiye’yi yok saymanın bedelini çok ağır ödedi.

Aynı stratejik ve politik hatayı 1963 yılında da yaptı Rumlar… Makarios kendine çok güvendi. BM içindeki 3. blok olan Bağlantısız grubunun tam desteğini alacağını sanarak Türkiye’yi yok farzetti ve küçük bir askeri operasyonla Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlayabileceğini, kendinin de tarihe geçecek bir Helen kahramanı olacağını sandı.

Bu ütopik düşüncelerle daha önceden hazırlattığı Akritas planı uyarınca Türklere karşı bir çok cephede aynı anda saldırılar başlattı. Askeri dehaya sahip kurmaylarının yaptığı hesaba göre Kıbrıslı Türkler bu çok cepheli saldırılara ancak 45 dakika dayanabileceklerdi ve adanın tümünü de 45 dakika gibi bir zaman dilimi içinde ele geçireceklerdi.

Bu stratejik hatalarının bedelini çok ağır ödediler. Kıbrıslı Türkleri 45 dakikada temizleyemedikleri gibi Kıbrıslı Türklerin adanın çeşitli yerlerinde kendi yönettikleri ve silahları ile korudukları, kendi kurallarının geçerli olduğu bölgeler tesis etmelerine neden oldular. Kıbrıslı Türkler bu bölgeler içinde, kurdukları mini devletin tüm idari birimlerini hayata geçirdiler ve Türkiye’nin de parasal, ekonomik, askeri, kültürel ve çok yönlü desteği ile 1974 yılında gerçekleştirilen Mutlu Barış Harekatı’na kadar tam 11 yıl, Rumların tüm saldırılarına karşı koymayı başardılar.

16 Ağustos 1974 gecesi Mutlu Barış Harekatı bittiğinde, Türk askeri adanın kuzeyindeki topraklarda varlığını 11 yıl sürdürmüş olan bir Kıbrıs Türk Devleti bulmuştu, eksiksiz tüm birimleri ile birlikte…. (Devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

29 Ekim 2014

T.C. ve KKTC’de Yüksek Öğrenim ile ilgili Resmi kuruluşlar ve Üniversitelerin Etik kurulları, Ata Atun intihal ile ilgili herhangi bir akademik bulguya rastlamamıştır.

*-*-*-*-*-*-*-* 31 Ekim 2014 Cuma günü yayınlanacak Yazım *-*-*-*-*

Rumların Yanlış Stratejisi (2/4)

Makarios, bu yanlış politik kararın ve stratejik hatanın bedelinin çok ağır olduğunu anlamıştı ama uzaklardan adayı karıştırmaya ve Türkiye’yi yok saymaya devam eden Yunanistan’daki yönetimin başında olan kişiler, namı diğerle askeri cunta ve sivil danışmanları hala daha anlamamışlardı.

Tarihten de ders almamış olan bu kişiler, aradan 4 yıl geçtikten sonra yeni ve büyük bir hata daha yaptılar, Türkiye’yi yok sayarak. Bunun da bedeli hem Yunanistan, hem de Kıbrıs Rum Yönetimi için çok ağır oldu.

General Grivas, Yunanistan’dan gönderilen Tümen’e çok güveniyordu. O yüzden adayı Türklerden bu tümenin yardımı ile nasıl temizleyeceğinin planlarını en ince ayrıntısına kadar yapmıştı. Nede olsa Türklerden bir kuyruk acısı vardı Grivas’ın. 9 Eylül 1922 tarihinde arkasına bakamadan İzmir’den ayrılan Yunan ordusunun içindeki birasteğmenolan Grivasyenilgiyi hiç hazmedememişti. Şimdi Kıbrıslı Türklerden "Küçük Asya Felaketi"nin intikamını almanın zamanı gelmişti. Zaten kendini, güçlü, dokunulmaz ve yenilmez bir komutan olarak görmüştü hep.

Grivas, 15 kasım 1967 tarihinde, kerhen de olsa Makarios’un da onayını alarak, Türkiye’yi yok sayma gafleti içinde, adadaki Yunan Tümeninden aldığı takviye güçle Geçitkale (Kofunie) ve Boğaziçi (AyiosTheodoros) köylerine saldırdı. Amacı Türk kontrolü altındaki Lefkoşa-Larnaka-Limasol kavşağını ele geçirmek ve Türk direnişini kırmaktı.

Tepeden tırnağa silahlı 2 bin kişilik Rum ve Yunanlı komandolardan oluşmuş askeri güce karşı sayıları 100’ü bile bulmayan Mücahitler mermilerinin sonuna kadar direndiler. Uzun çarpışmalardan sonra köye girmeyi başaran Grivas güçleri 32 Mücahidimizi şehit etti, kimini vurarak, kimini de üzerine mazot döküp canlı canlı yakarak…

Türkiye’yi yok sayıp başlatılan bu saldırının bedeli çok ağır oldu. Türkiye Yunanistan’a savaş ilanı içeren bir Nota verdi. BM bu konuda karar alıp, Yunanistan’dan gönderilmiş Komando tümeninin adada yasada aykırı bir şekilde bulunduğunu, yani adayı işgal ettiğini belgeledi. (Paragraph 25 of the U.N. Secretary-General’s Report S/8322 of 3 January 1968 to the U.N. Security Council.)Türkiye’nin verdiği notanın ağırlığını kaldıramayan Yunanistan, adadaki Yunan Tümenini geri çekmeyi kabul etti. Grivasve Yunan Tümeni 8 Aralık 1967 ile 16 Ocak 1968 tarihleri arasında BM gözetiminde adayı terk ettiler. Makarios her iki köye verdiği zararı ödemeyi ve katledilen mücahitleri tazmin etmeyi kabul etti ama sonra sözünde durmadı.

Rumların ve Yunanlıların "Türkiye’yi yok saymak" inatları burada da bitmedi. Yunanistan’da iş başında bulunan askeri cunta ve Kıbrıs’taki uzantıları, 15 Temmuz 1974 tarihinde de "Türkiye’yi yok saydılar" ve Makarios’u devirerek Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ni kurmak, arkasından da bu sefer daha gerçekçi hazırladıkları "İphestos Planı" içeriğince adayı Türklerden temizlemek amacı ile bir darbe düzenlediler.

Darbe başarıya ulaştı ve Yunanistan’daki askeri Cunta ertesi gün EOKA’cı katil NikosSampson’u Cumhurbaşkanı ilan etti. 17 Temmuz günü akşamı da NikosSampson, adanın tek televizyon kanalı olan "Kıbrıs Radyo Yayın Korporasyonu"ndan yaptığı konuşmada "Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ve Yunanistan’la birleştiğini" yani yüzyılların ülküsü olan Enosis’i gerçekleştirdiğini ilan etti.

Adanın garantörü olan Türkiye, bu duruma seyirci kalmadı ve 1960 Anayasası’nın Ek I., Madde 4’ün kendisine verdiği yetki ile bu uluslararası yasalara aykırı statü değişikliğine müdahalede bulundu.

Darbeden tam 31 gün sonra Türkler adanın kuzey bölgesinde, adanın neredeyse üçte birine eşit bir alan üzerinde 23 Aralık 1963 sabahı "Genel Komite" adı altında kurdukları kendi yönetimlerini meşrulaştırdılar. Adanın güneyinde kalan Kıbrıslı Türklerin de tümü, Rumlarla yapılan görüşmeler sonucunda adanın kuzeyine göç ettiler….(Devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

31 Ekim 2014

T.C. ve KKTC’de Yüksek Öğrenim ile ilgili Resmi kuruluşlar ve Üniversitelerin Etik kurulları, Ata Atun intihal ile ilgili herhangi bir akademik bulguya rastlamamıştır.

*-*-*-*-*-*-*-* 3 Kasım 2014 Pazartesi günü yayınlanacak Yazım *-*-*-*-*

Rumların Yanlış Stratejisi (3/4)

Bu 3 örnekte de görüldüğü gibi, Kıbrıslı Rum yöneticiler "Türkiye’yi yok sayarak" attıkları her adımdan sonra bir şeyler kaybettiler, kazanım elde edecekleri yerde. Hem de geri dönüşü olmayan kayıplar oldu bunlar.

Şimdi aynı hatayı Rum lider NikosAnastasiadis yapıyor. Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen, Türkiye’yi yok sayarak tek yanlı Münhasır Ekonomik Bölge ilan eden Anastasiadis, Türkiye’yi bu sulardan atmaya çalıştı, ABD, İngiltere ve AB’ye güvenerek. Herkesin kendi yanında duracağını sandı ama gene çok yanıldı.

Türkiye’nin I. (1958) ve II. (1960) Deniz Hukuku’na göre ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgesi III. (1982) Deniz Hukukunu imzalamadığı için halen geçerli. ABD de III. Deniz Hukuku’nu imzalamadığı için Türkiye’yi haksız bulamıyor. Aksi takdirde kendisi de kendi konusunda haksız duruma düşecek.

Uluslararası Deniz Hukukuna göre Kıbrıs Rum tarafı Türkiye ile Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzalamadığı müddetçe yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge ilanı tek taraflı statüsünde kalacak.

Anastasiadis’in bu yanlış siyasi davranışının sonucunda, ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgenin tek yanlı olduğu ve Türkiye ile imzalaşmadığı müddetçe geçerli olamayacağı ortaya çıkacak. ABD ve İngiltere konuya taraf olmazken, AB’de kerhen konuya taraf olacak ve Türkiye aynen 1974 Barış Harekatı sonrasında nasıl adanın üçte birini ele geçirdiyse bu defa da 1958 yılında ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgenin geçerli olduğunu kabul ettirecek. Söz konusu sularda da doğalgaz ve petrol araması meşrulaşacak. Kıbrıs Rum tarafının gözle görülür bir kazancı olmayacak ve söz konusu Münhasır Ekonomik Bölgeyi Türkiye ile paylaşmak zorunda kalacak.

Yakın gelecekte olabilecekler;

  • Sıcak savaş çıkmayacak ama Rumlar gerginliği devam ettirmeye çalışacak.
  • Kıbrıs Rum tarafının AB’nin ve BM’nin baskısı, ABD’nin de ara buluculuğu ile gerçekte var olmayan bir kazanç açıklaması ile masaya geri dönecek veya da geri dönmenin yollarını arayacak, bu amaçla araya aracılar koyacak.
  • Kıbrıs Rum Yönetimi tek yanlı ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgeyi Türkiye ile paylaşmak zorunda kalacağını çok iyi kavrayacak.
  • Çıkacak doğalgazı, müzakereler bitsin veya bitmesin Kıbrıslı Türklerle paylaşmak zorunda olduğunu anlayacak ve bu doğrultuda adım atmak zorunda kalacak.
  • Kıbrıs Rum Yönetimi, her konuda olduğu gibi, geçmişte yaşananları ve sonuçlarını da göz önüne alarak bundan böyle bölgede atacağı her adım da Türkiye ile istişare etmesinin kendi faydasına olacağını anlayacak ve o şekilde davranacak.

Uzun gelecekte gerçekleşecek olan, günümüzde belki de bir hayal gibi gözükmesine rağmen Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın Türkiye ile bir "Federasyon" veya da yeni bir çeşit ortaklık kurmak düşünceleri olacak.

Bu iki ülkenin geçmişteki kısır çekişmeleri bir kenara itip, Türkiye ile bir araya geldiklerinde ekonomik, politik ve askeri büyük bir gücün içinde yer alacaklarının ve bölgedeki düşmanlıkların da sona ereceğinin farkına vardıkları zaman, Federasyon veya da benzeri bir ortak devletleşme yönünde girişimler başlatacakları kesin. Bunun benzerini Mısır devlet başkanı Cemal Abdül Nasır, PanArabizm felsefesi ile 1958 yılında Suriye ile birleşerek "Birleşik Arap Cumhuriyeti"ni kurmayı denemişti….(Devam edecek)

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

3 Kasım 2014

T.C. ve KKTC’de Yüksek Öğrenim ile ilgili Resmi kuruluşlar ve Üniversitelerin Etik kurulları, Ata Atun intihal ile ilgili herhangi bir akademik bulguya rastlamamıştır.

*-*-*-*-*-*-*-* 5 Kasım 2014 Çarşamba günü yayınlanacak Yazım *-*-*-*-*

Rumların Yanlış Stratejisi (4/4)

Rumların ve Yunanlıların sonuncusu olarak addedilebilecek son yılların en büyük stratejik hatası da, Kıbrıs Rum Yönetiminin bir kahraman edası ile ve de intikam almak amacıyla Türkiye-AB müzakereleri sürecinde 6 başlığı dondurması, Fransa’yı da başlık dondurması yönünde teşvik etmesi oldu.

Sonucu tam bir fiyaskoydu bu stratejinin.

Süreç Türkiye’nin aleyhine değil, Rumların aleyhine işledi…

Kıbrıslı Rumlar, Yunanlılarında desteği ile Türkiye-AB müzakereleri sürecinde 6 başlığı dondurmak düşünceleri, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak ve Türkiye’nin "Aman ne olursunuz başlıkları açın, ben de ne isterseniz yapmaya hazırım" diyeceği hesapları üzerine inşa edilmişti ve Türkiye’den, gerek Kıbrıs konusunda gerekse başka konularda büyük tavizler almayı hedefliyorlardı. Sonuçta çok fena yanıldıkları ortaya çıktı.

Aradan geçen 12 yıl içinde başlıkların dondurulmasının, Türkiye’deki yöneticilerin (AK Parti Hükümeti’nin) pek de umurunda olmadığını ortaya çıkardı. Bu süreç içinde Türkiye’deki yöneticiler "AB’ye üye olmak çok önemli değil" düşüncesini benimsediler ve Türk halkının da AB’ye üye olmak isteği ise yüzde yetmişlerden yüzde 20’lere indi.

Başlık dondurma stratejisi çok yanlıştı aslında.

Kıbrıs Rum Yönetimi tam tersine bir davranışla, başlıkların derhal açılmasını ve en kısa zamanda da kapatılarak Türkiye’nin AB’ye girişini hızlandırmak yönünde çaba harcamalıydı, Kıbrıs konusundaki mevcut durumu çözmeyi ve kendi lehine döndürmeyi hedefliyor idiyse…

Eğer başlıklar dondurulmayıp 3-4 yıl içinde Türkiye AB üyesi bir devlet haline gelseydi, aynen diğer üye ülkelerin yaptığı gibi Brüksel’e egemenliğinin yüzde 70 veya 80’nini devretmek zorunda kalacaktı. Türkiye ile Yunanistan arasında 1982 yılından beri yaşanan Ege Sorunu ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ile yaşanan toprak ve Münhasır Ekonomik Bölge sorunu, kısa bir süre içinde Avrupa Birliği’nin istediği ve öngördüğü şekil ve biçimde çözülecekti. Türkiye de Brüksel’in gerek Ege, gerekse de Kıbrıs konusunda ön gördüğü çözümlere de itiraz edemeyip uygulamak zorunda kalacaktı. Bundan sonra da Ege’de, Kıbrıs adasında ve münhasır ekonomik bölgede bu gün yaşanan olayların hiç biri yaşanmayacaktı.

24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda Kıbrıslı Rumların "OXI" oyu kullanması da bir başka büyük ve tarihi hata oldu. Evet deselerdi, adanın yönetimini Kıbrıslı Türklerle paylaşacaklardı ama bunun karşılığında Türkiye yeni kurula ak devleti ve onun Münhasır Ekonomik Bölgesini tanımak zorunda kalacaktı.

Davutoğlu’nun iki devletli önerisi, Kıbrıs Rum Yönetimine bir ihtardır. "Aklınızı başınıza almazsanız hem adanın üçte birini ebediyen kaybedeceksiniz ve KKTC de tanınan bir devlet olacak, hem ben gene gelip 1958 yılında ilan ettiğim Münhasır Ekonomik Bölgemde araştırma yapacağım" demek istemektedir Davutoğlu. Tabii anlayana.

Davutoğlu’nun bu sözlerini çok ciddiye almak gerekmektedir.

Hiç bir ülke bir diğeri için ne evlatlarını tehlikeye atmak ister, ne de Türkiye gibi bölgenin politik, ekonomik ve askeri bir gücünü karşısına almak… DolayısıylaAnastasiadis’in başından beri yalnız kalacağı ortadaydı. Anastasiadis yardım ve destek için şimdi kapı kapı dolaşacağına, müzakere masasından kalkmadan ve Türkiye ile dalaşa girmeden önce bu ziyaretleri yapıp destek alıp alamayacağının tespitini yapsaydı çok daha iyi olurdu.

Ekonomik sıkıntıları çözmekte başarılı olamayan Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Anastasiadis’inönüne konan ekonomik veriler çok kötü. Son 2 yıldır en ufak bir gelişmenin olmadığı Kıbrıs Rum ekonomisinde İpotek yasası ile yeni bir kaos da kapıda bekliyor Anastasiadis’i. Bundan kurtulmak için hayali bir düşman yaratıp dikkatleri oraya çekmeyi şimdilik başardı ama birkaç hafta sonra bu sorun küllü su gibi yerine oturacak olan Rum lider, gene ekonomik sorunlarla baş başa kalacak.

Bir olasılıkla da 2018 seçimlerinde yeterli halk desteğini bulamayacağı için aday bile olamayacak Anastasiadis.

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

5 Kasım 2014

T.C. ve KKTC’de Yüksek Öğrenim ile ilgili Resmi kuruluşlar ve Üniversitelerin Etik kurulları, Ata Atun intihal ile ilgili herhangi bir akademik bulguya rastlamamıştır.

10.29.14-Rumların yanlış Stratejisi-1.doc

10.31.14-Rumların yanlış Stratejisi-2.doc

11.03.14-Rumların yanlış Stratejisi-3.doc

11.05.14-Rumların yanlış Stratejisi-4.doc

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: