Aylık arşivler: Eylül 2014

İsim isim Suriye’de savaşan örgütlerin listesi -ROI KAIS- TERCUME RAFAEL SADI /ODATV


http://www.odatv.com/n.php?n=isim-isim-suriyede-savasan-orgutlerin-listesi-3009141200

isim-isim-suriyede-savasan-orgutlerin-listesi-3009141200_m.jpg

İsim isim Suriye’de savaşan örgütlerin listesi



8

30.09.2014 20:06

Karakter boyutu : font_02.gif font_04.gif

Rum AP Milletvekili Sapıttı … Prof. Dr . Ata ATUN


Rum AP Milletvekili Sapıttı

Rumların ve Yunanlıların geçmişten gelen Türklere karşı olumsuz bakış ve duyguları, gerek Kilisenin ayinlerde, gerekse de Eğitim Bakanlıklarının tarih kitaplarına çıkmamak üzere ektikleri "Türk düşmanlığı tohumları"yla, 21. yüzyıla girmiş olmamıza rağmen halen azalmış değil.

Sizi Rum zannedip söyledikleri ile Türk olduğunuzu fark edip söyledikleri arasında taban tabana zıtlıklar var. Biri içten gelen gerçek duygular, diğeri de yapmacık, göstermelik olanı.

2003-2004 Annan Planı görüşmeleri döneminde ortak çalışma ve barış kültürünü aşılamak için ABD’ye davet edilen Kıbrıslı Türk ve Rum kadınlar arasında yer alan bir kadın okurumun bana, açık adı ve soyadı ile emil vasıtasıyla yazılı gönderdiği bir anısı, Rumların yüreklerindeki bu olumsuz duygunun hangi boyutta olduğunu gözlerimin önüne sermişti.

Kendi aralarında sürdürdükleri bir sohbet sırasında, söz konusu okurumun çok iyi düzeyde Rumca bildiğinin farkında olmayan Rum katılımcı kadının, okurumun yüzüne baka baka ve gülümseyerek, yanındaki Rum arkadaşına Rumca hitaben "fırsatını bulunca bunların hepsinin ……….eceğiz" sözleri, okurumdadüş kırıklığıyla beraber travma yaratmış, arkadaşı olarak geçinen Rum kadınının da içindeki gerçek düşünceleri ortaya koymuştu. Okurum, "binlerce kilometreyi boşuna geldiğimi o an fark ettim" diye sonlandırmıştı bana gönderdiği mesajını.

Bir taraftan Rum Ortodoks Kilisesinin dikenli vaazları, diğer taraftan da Rum Eğitim Bakanlığının olumsuz yöndeki çabaları ile Kıbrıslı Rumların beyninde Türk ve Türkiye düşmanlığı artık paranoya haline dönüşmüş, en üst düzeyde görev yapan Kıbrıslı Rum’dan, en alt düzeydekine kadar.

DİSİ’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki temsilcisi AP Milletvekili EleniTheoharus’un, Avrupa Parlamentosunda Türkleri ve Türkiye’yi kötülemekten başka bir işi yok. Son 6 senedir Avrupa parlamentosunda yaptığı konuşmalara bakıyorum, Parlamento Başkanına ve Komiserlere (Bakanlara) hitaben yazdığı mektup veya dilekçeleri okuyorum, hepsi de istisnasız Türkler ve Türkiye aleyhine. İçleri de gerçek olmayan varsayımlar ve hurafelerle dolu. Bir tanesi olsun Kıbrıslı Rumların sosyal veya da ekonomik çıkarları ile ilgili değil. Ya kafası basmıyor, ya bilgisi yeterli değil, ya da içindeki paranoya aklını başından almış.

Bayan Theoharus, belli ki iç tribünlere oynuyor ve Avrupa Parlamentosunda bulunuş amacı da hiç durmadan Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin aleyhine konuşmak, gerçek olmayan hayali savlar öne sürmek ve Avrupa Parlamentosunda Türk düşmanlığını yaymak ve Kıbrıslı Türkler ile Türkiye’yi tanımayan yeni üyeler üzerinde olumsuz etki yaratmak.

Geçen hafta yaptığı konuşma tam bir yüz karası. İçinde karalama var, uydurma var, iftira var ve de kafadan atma var.

BayanTheoharus konuşmasında, hiç sıkılmadan ve de yüzü kızarmadan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "KKTC’de İslam Devleti kurma çabası" içerisinde olduğunu, KKTC’deki ibadet yerlerinin, kendi kullandığı kelimelerle, "mantar gibi çoğaldığını" ve bir diğer deyişle, KKTC’nin "İslami tehdit altında" olduğunu savunuyor.

Hatırlatalım; Kıbrıs’ın güneyinde yaşayan Rumlar-ve Türkler- 23 Nisan 2003 tarihinden itibaren KKTC’ye/Rum kesimine geçmek istediklerinde sınır kapısında "Muhaceret Formu" doldurmak zorundalar. Yaptığım araştırmada bayanTheoharus’un, son birkaç yıl içinde KKTC’ye hiç giriş yapmadığını tespit ettim.

Şimdi sormazlar mı adama; İnsan hiç gitmediği bir yer ile ilgili nasıl değerlendirme yapabilir, konuşma yapabilir ve de ileriye dönük kesin bir saptamada bulunabilir? Demek art niyetli olunca, bunların hepsi yapılabiliyor, hayal gücü çalıştırılarak…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.twitter.com/ataatun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

1 Ekim 2014

T.C. ve KKTC’de Yüksek Öğrenim ile ilgili Resmi kuruluşlar ve Üniversitelerin Etik kurulları, Ata Atun intihal ile ilgili herhangi bir akademik bulguya rastlamamıştır.

SIRÂDIN ALTINDA CEHENNEM VAR //Ahmet Kılıçaslan Aytar


SIRÂDIN ALTINDA CEHENNEM VAR

ABD’nin Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün ve BAE ile IŞİD’in Suriye’deki merkezlerine, kontrol ettiği petrol rafinelerine ve diğer kritik noktalara sürdürdüğü hava saldırıları devam ediyor.
Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nde bulunan savaş gemilerinden Tomahawk füzeleriyle, havadan avcı ve bombardıman uçaklarıyla vurulan İŞİD’in uğradığı zarar ise belirsizliğini koruyor…

*
Rojava’da PKK yanlısı Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Halk Savunma Güçleri (YPG), İŞİD saldırısı altında bulunan Kobane’nin yalnız bırakıldığına dikkat çekiyor.
"Şimdiye kadar bombalanan yerler, İŞİD çetelerinin tedbir alarak boşaltmış olduğu ve savaşın çok uzağında kalan yerlerdir. Bunun Kobane etrafındaki çetelere darbe vurmadığı ve hiçbir etkisinin olmadığı açıktır" deniyor.
YPG sözcüleri,"Eğer uluslararası koalisyon gerçekten Kobane bölgesindeki İŞİD merkezlerini vurmak istiyorsa ve darbe vurma isteminde ciddiyse, biz de uluslararası koalisyona yardımcı olmaya ve kendileriyle koordineli çalışmaya hazırız" açıklaması yapıyor.

*
Ancak bu yöndeki beklentilerinin karşılanmadığını,aksine Batı’nın ve Türkiye’nin güçlenmesine göz yumdukları İŞİD ile "düşman" gördükleri YPG’nin savaşmasından memnun olduklarını,bu suretle iki gücün birbiriyle savaşarak zayıf düşmelerini ve Rojava’da Kürt hareketinin boğulmasını istediklerini,
Irak’ta İŞİD’e karşı savaşan Mesud Barzani’nin de Rojava Kürtlerine herhangi bir destekte bulunmadığını söylüyorlar.

*
Bu sırada Washington’da düzenlenen "Ortadoğu’da Yeni Kürt Realitesi: Riskler, Beklentiler ve Fırsatlar" konulu Konferans, Kürt-Amerikan ilişkilerinde kritik bir eşiği ifade ediyor.
Katılımcılar, İŞİD’in Şengal’den sonra Kobane’ye saldırması ve YPG’nin direnişinde, Obama yönetiminden Kürt politikası konusunda stratejik bir değişiklik yapmasını beklemek için henüz çok erken olduğu söylüyor!

*
Ama "Çözüm süreci" başlıklı oturumda konuşmacıların hepsi sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi Türkiye’nin Rojava’ya yönelik tavrına bağlıdır,diyor.
Nitekim,KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın, AKP hükümetinin adım atmaması halinde, Eylül sonunda ateşkesi bitirebilecekleri açıklamasında, süre bitiyor…
Bu sırada,ilk kez ABD Merkez Komutanlığı’dan savaş uçaklarının,İŞİD’in eline geçmesi istenmeyen bir sınır kapısını vurduğu bilgisi geliyor.

*
Halbuki ABD, Kobani çevresindeki IŞİD güçlerini vurmaya etkili bir şekilde devam etse;
Kürt nüfusunun katliama uğraması önlenir,Türkiye’ye sığınmacı akını kesilirdi.
İŞİD saldırılarından Türkiye’yi sorumlu tutan PKK’nın çatışmasızlık durumu ve barış sürecini bitirme yönündeki tehditleri sona erer,
Türkiye’nin PKK tehlikesini de ileri sürerek güvenli bölge talebi zayıflardı…

*
O halde,ne oluyor?ABD, Kobani’de İŞİD’i vurmaya devam eder ve Suriye Kürtlerini kurtarırsa;
Birincisi; İŞİD terör örgütünün bölgeye verdiği büyük zararda örgüte sınırlarını açan, her türlü desteği veren ülkelerin payları ve sorumlulukları ortaya çıkar,bu durumda İŞİD’le mücadeleye katılan koalisyon güçlerinin eli daha işin başında zayıflar.

*
İkincisi;yakın gelecekte olası İsrail-Filistin Barış Anlaşmasını takiben yapılacak İsrail- Suriye arasında bir barış anlaşması da zarar görür.
Çünkü, İsrail-Suriye arasında bir barış anlaşması, İsrail’i bir Yahudi Devleti olarak tanıyacak Laik Araplara, yani mevcut BAAS rejimini gerekli kılıyor.
İsrail-Suriye arasında olası bir barış anlaşmasının şartlarından biri ise her iki tarafın birbirlerinin iç işlerine karışmaması olmalıdır.
Bu yüzden Suriye’nin İsrail’in azınlıkları olan Filistinliler, İsrail’in Suriye azınlıkları olan Kürtler ile yek diğerine zarar veren temaslarını kesmeleri gerekiyor.
O yüzden Batı’nın İŞİD’i,Türkiye ve dostu Barzani’nin gözünün içine baka baka Rojava Kürtlerini zayıflatıyor…

*
Türkiye’nin İŞİD’le mücadeleye girmesiiçin Recep Tayyip Erdoğan’ın, "Üç önceliğinde, 1) Uçuşa yasak bölge ilanı. 2) Güvenli bölge ilanı. 3) Eğit-donat " şartları,
Ve esasen Suriye Cumhurbaşkanı Esad’ın düşürülmesi ile ilgili mutabakat gerekiyor.

*
Çünkü,Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan;
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın,"Şahsi çıkarları için ülkesinin tümünü feda eder. Çok şey satın alıp satarak Filistin davasını sözde destekleyerek, Arap ve İslam arenasında kendilerine yer bulmaya çalıştı. Efendilerinin kendilerine biçtikleri rolü aşıp, kendilerine izin verilenin çok ötesine gitti. Bu rolden geri adım atması gerekiyordu. Ama Suriye’nin rolünde ısrar etmesi sıkıntı yaratmıştır. Bu nedenle Suriye davası, o’nun için siyasi açıdan sıkıntı yaratan ölüm- kalım meselesi haline geldi" ithamı,

*
Ve yeni bir uluslararası hukukun oluşmasının alt yapısını oluşturmak üzere Rusya ve Çin’in "Suriye’de tek taraflı olarak tüm günahlardan Esad rejiminin suçlanması, teröristlerin yaptıkları zulüm ve muhalif güçler tarafından işlenen insani hukuk ihlallerinin göz ardı edilmesi ve bu durumun BM Genel Kurulu’nda tek taraflı kararlarla kabul ettirmek istenmesi doğru olmaz" görüşü sırâdındadır.
Ama bu sırâdın altında 3.Dünya Savaşı cehennemi bulunuyor…

*
Erdoğan, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın, AKP hükümetinin adım atmaması halinde, Eylül sonunda ateşkesi bitirebilecekleri açıklamasında,
PKK’yı; Birleşmiş Milletler Teşkilatı uhdesindeki "Devletler Hukuku"yla tutuyor.
Devletler Hukuku’na konu oluşturan unsurları bağımsız devletler, yetkileri sınırlı devletler, devlet niteliği kazanmamış topluluklar, ulusüstü örgütler, uluslararası örgütler oluşturuyor.
Bu yüzden Kürtler, Devletler Hukuku’nun kapsamında değildir,ateşkesin terk edilmesi halinde bunca mücadelenin siyasi kazanımlarını da kaybetmek tehditindedir.

*
Erdoğan için öncelik Kobane’yi katletmek,ardından Rojava’yı işgal etme planıdır.
Gerisi, PKK’nın bu gelişmeler karşısında siyasal statüsü ve mücadelesinde güçlenmesi için,mesela Rusya ile yeni ilişkiler gerçekleştirmesi,
Recep Tayyip Erdoğan’ın ise Türkiye’nin İŞİD terör örgütüne müdahale etmesi şartı olarak bu süreçten yara almadan çıkması ,bunun için önceliklerinin ve Esad rejiminin düşürülmesine ilişkin mutabakatı bekleme süresidir.

*
Nasılsa Recep Tayyip Erdoğan’ın her durum karşısında entipüften bir planı bulunuyor.
Bu planı BM 69.Genel Kurul kürsüsünde bir eliyle "Rabia "işareti yaparak açıklamıştır!
"Gerçekten dünya 5’ten büyük diyorsak BM Güvenlik Konseyi’nin adil bir çizgiye getirilmesi gerekir" derken,aksi taktirde diğer ülkeler ortaya gelmek suretiyle kendi Birleşmiş Milletlerini kurar, demeye getiriyor.
Yani ürettiği İslamcı taassup ve radikalizmden cesaretle,dünyayı İslamcılıkla bölmekle tehdit ediyor!

*
Topun, hep ABD’de olduğu anlaşılıyor.

30.9.2014cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

ISRAIL GUNDEMI BU GUNLERDE:)) HASTURTV+ODATV


Antisemitizmde İranı bile solladık Bursa Milletvekili Doç.Dr. Aykan Erdemir TBMM'de düzenlediği Basın Toplantısında Yahudilerin yeni yılını kutladı. 2014 yılının Türk Yahudileri bu topraklarda yaşadıkları en zor yıllardan biri olduğunun altını çizdi. http://www.hasturktv.com/arsiv/6892.htm

Israel Hasturk

Antisemitizmde İranı bile solladık

Bursa Milletvekili Doç.Dr. Aykan Erdemir TBMM’de düzenlediği Basın Toplantısında Yahudilerin yeni yılını kutladı. 2014 yılının Türk Yahudileri bu topraklarda yaşadıkları en zor yıllardan biri olduğunun altını çizdi.

http://www.hasturktv.com/arsiv/6892.htm

http://www.odatv.com/mob_n.php?n=abd-polisi-ile-tayyip-erdogan-birbirine-girdi-2909141200

http://www.odatv.com/mob_n.php?n=abd-polisi-ile-tayyip-erdogan-birbirine-girdi-2909141200
http://www.hasturktv.com/dunyada_bugun/6889.htm


Suriye direnişi rehberi: Kim kimdir?
3 senedir süren Suriye iç savasında direnişçiler bugün her zamankinden daha fazla bölünmüş durumda. %20 si uluslararası Cihat örgütünün bir kolu olan Aşırı Sünni İSLAM DEVLETİ örgütüne bağlı, sayıları 120 bin kadardır.
HASTURKTV.COM

http://www.librakitap.com.tr/content/view/445/219/

Osmanlı İmparatorluğu’nun Kapitalistleşme Tecrübesi ve Telif Haklarının Gelişimi
Libra Kitapçılık ve Yayıncılık 2008 yılında kuruldu. Şirketin iki faaliyet alanından biri sosyal bilimler alanında Türkiye ile ilgili özgün araştırmalar yayınlamaktır., Çalışmada, Swedberg’in kapitalizmi anlama modeli rehberliğinde, Osmanlı kapitalistleşme tecrübesi değerlendirilmiş ve telif hakları…
LİBRAKİTAP.COM.TR|EKLEYEN: ADMİNİSTRATOR

http://www.odatv.com/mob_n.php?n=yahudiler-chpyle-barisiyor-mu-2609141200

http://www.odatv.com/mob_n.php?n=yahudiler-chpyle-barisiyor-mu-2609141200

http://www.odatv.com/mob_n.php?n=yahudiler-chpyle-barisiyor-mu-2609141200
MAVI MARMARA SAVASCISI ISID ‘E KATILMIS VE MAVI MARMARA’DAM GAZI OLARAK KURTULURKEN ISID SAVASCILIGI ESNASINDA ABD HAVA SALDIRISI SONUCU HAYATINI KAYBETTI.

BU OLAY BILE MAVI MARMARA YOLCULAIRNIN HANGI KAFA YAPISINDA OLDUGUNU GOSTERMEYE YETER DE ARTAR BILE.

Devamını Gör

Gazete manşetleri : Milli Gazete (26-09-2014)
Milli Gazete gazetesinin 26-09-2014 tarihli manşet sayfası
GAZETEOKU.COM

Rusya-AB-Doğalgaz Üçgeni … Prof. Dr. Ata ATUN


Rusya-AB-Doğalgaz Üçgeni

Enerji, tüm kaynaklarını hoyratça kullanılıp tüketmiş olan Avrupa için çok önemli. Buna karşın, Rusya için Avrupa Birliği’nin, Ukrayna yüzünden Rusya’ya yaptırım uygulaması ve gaz alımını durdurması çok da önemli değil.

Bunun için birkaç neden birden var.

AB, doğalgaz alımını durdursa bile, Rusya’nın Hindistan ve Çin ile yapmış olduğu yeni anlaşmalar nedeni ile ürettiği gazını satmakta şimdilik hiç bir sorunu yok.

İkinci ve önemlisi ise Rusya ile BP’nin yakın ve çıkara dayalı ilişkisi.

Doğalgazın Avrupa’ya satışının organizatörü ve başoyuncusu olan BP aynı zamanda da Rusya’da önemli olarak addedilecek işler yapmakta. Ne BP Rusya’ya kazık atabilir, ne de Rusya BP’den vazgeçebilir.

AB’nin Rusya’ya alternatifsiz olarak bağımlı olmasının önüne geçmek için yıllar önce başlatılan çalışmalar Azeri gazının AB’ye ulaşması şeklinde sonuçlandı ve "Güney Gaz Koridoru" olarak adlandırıldı.

Azerbaycan’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde yer alan ve Bakü’nün 60 km. güneyinde bulunan Şahdeniz sahasından ikinci faz doğalgazın çıkarılmasının temelleri daha geçen hafta atıldı. Bu temel aynı zamanda "Güney Gaz Koridoru"nu reel olarak hayata geçirmenin ilk adımı ve aşaması.

Yunanistan sınırına kadar 1841 km uzunluğunda olan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı’nın (TANAP) yapımına ise, herhangi bir aksilik çıkmazsa, gelecek yıl ilkbahar aylarında başlanacak. TANAP’ın devamı olan Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP) ise 870 km. ve İtalya sahillerinde son buluyor.

"Güney Gaz Koridoru"nun Rusya için bir tehdide dönüşmesi şimdilik uzak bir olasılık. Avrupa Birliği’ne faydası, alıcı fazlalığı ve seçme şansı yaratması. Ama Azeri gazının Avrupa Birliğinin doğalgaz gereksinimini tümden ve tek başına karşılaması olanaksız ve zaten böyle bir durumda da Rusya, Azerbaycan üzerinden buna izin vermez.

Şimdilik yapılan zamanlama takvimine göre Şahdenizi doğalgazının, Türkiye-Yunanistan-Arnavutluk-İtalya güzergahından Avrupa’ya ulaşması ancak 2018 yılı sonlarında gerçekleşebilecek. Hedef ise ilk yıl bu hattan 16, 2023 yılında 24 ve 2026 yılında da 31 milyar metreküp gazın Avrupa’ya akması. Yıllık artış miktarının, yaklaşık 4 milyar metre küp civarında olacağı öngörülmekte.

Her yıl Türkiye, kendi topraklarından geçecek olan bu hattan, yıllar içinde orantısal olarak artacak şekilde, ilk başta 6 milyar metre küp doğalgaz satın alımı yapacak. Proje Türkiye için çok önemli. Türkiye’ye siyasi ve strateji güç kazandırırken, 50 milyar dolarlık da katma değer yaratacak. AB’nin gelecekte enerji problemi yaşamaması konusunda Türkiye artık önemli bir rol üstlenmiş durumda.

AB ve Türkiye, günümüzde enerji gereksiniminin büyük bir kısmını bölgedeki tek kaynak olan Rusya’dan karşılıyor. Bu nedenle de günümüzde AB’nin ve Türkiye’nin Kafkasya ve Asya politikaları, büyük oranda Rusya’yı gücendirmeme seviyesinde.

BP’nin yaptığı kapsamlı araştırmaya ve yayınladığı raporda göre, Avrupa’nın geleceğe dönük olarak doğalgaz gereksinimi artış, üretimi de azalma göstermekte.

Günümüzde AB, Rusya’ya göbeğinden bağlı. Bu nedenle de Ukrayna konusunda pek de yaptırım içeren adımlar atamıyor. Eğer AB’nin Rusya’ya böylesi bir enerji bağımlılığı olmasaydı, Ukrayna konusunda daha farklı, şahince ve yaptırımcı davranabilirdi…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

29 Eylül 2014

T.C. ve KKTC’de Yüksek Öğrenim ile ilgili Resmi kuruluşlar ve Üniversitelerin Etik kurulları, Ata Atun intihal ile ilgili herhangi bir akademik bulguya rastlamamıştır.

BAŞKOMUTAN DEDİ Kİ // Ahmet Kılıçaslan Aytar


BAŞKOMUTAN DEDİ Kİ

Ülkeler; ABD Dışişleri Bakanı J.Kerry’nin, " Türkiye de IŞİD’e karşı koalisyona katıldı ve ön saflarda yer alacak" ifadesinin açılımı;
Suriye Cumhurbaşkanı Esad’ın, "Terör gruplarıyla yıllardır devam eden savaşımızı tüm kararlılığımızla sürdürüyoruz. Terörle mücadelede uluslararası çabaları da destekliyoruz.
Ancak terörle mücadele, yalnızca askeri operasyonlarla başarıya ulaşmaz. Ülkeler ayrıca terör oluşumlarına her türlü desteğin durdurulması yönünde alınan uluslararası kararlara da riayet etmelidir" açıklamasıyla,
Krizini dünyaya ihraç etme potansiyeliyle Suriye’de tüm günahlardan tek taraflı olarak Esad rejiminin suçlanması, teröristlerin yaptıkları zulüm ve muhalif güçler tarafından işlenen insani hukuk ihlallerinin göz ardı edilmesi ve bu durumun BM Genel Kurulu’nda tek taraflı kararlarla kabul ettirilmek istenmesi sırâtında duruyor.

*Recep Tayyip Erdoğan, "Üç önceliğimizde mutabakat gerekiyor. 1) Uçuşa yasak bölge ilanı. 2) Güvenli bölge ilanı. 3) Eğit-donat " diyor ve ekliyor,
"Suriye’deki rejim meşru değildir. Ya Barack’ın açıklamasıydı ya Biden’ındı: ‘rejime karşı gereğinin yapılması "gibi bir ifade kullanılıyor!"

*
BM 69. Genel Kurulunda Rusya Dışişleri Bakanlığı, Suriye ve Irak’ta IŞİD terör örgütünün saldırılarına katı ve uzlaşmaz bir direnç gösterilmesi,teröristlere karşı güç kullanımı dışında bölgedeki çatışmaya özel diyalog ve ulusal uzlaşma yoluyla adil bir çözümün sağlanması, Suriye krizinin siyasi yolla çözümü gerekir" açıklaması yapıyor.

*
Pentagon, IŞİD terör örgütü ile başarılı bir mücadele için yalnızca hava saldırılarının yeterli olmadığını Irak ve Suriye’de kara harekâtı gerektiğini bildiriyor.
ABD, Irak’taki peşmergeler gibi IŞİD’e karşı savaşmak üzere Suriye’de gücü arttırılan Özgür Suriye Ordusu’nu düşünüyor.
Genelkurmay Başkanı M.Dempsey, İŞİD’le mücadelede Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırında oluşturulacak olası bir tampon bölgeye ilişkin,
"Tampon bölge,belli bir noktada mümkün olabilir ama şu anda bu bizim kampanyamızın bir parçası değil" diyor…

*
Bu çerçevede,şimdi Haziran 2012’de,TSK’nın görev uçuşu için Malatya/Erhaç Meydanı’ndan kalkış yapan bir uçağının, Suriye bölge suları üzerindeki hava sahasında uçaksavar ateşiyle düşürülmesini,
Sonra Mart 2014’te Suriye’ye ait iki adet MIG-23 savaş uçağından birinin Türkiye hava sahasına girmesi üzerine TSK’nın hava devriye görevinde bulunan iki F-16’dan biri tarafından füzeyle vurularak Suriye topraklarına düşürülmesi günlerini hatırlamak gerekiyor.

*
Dünyada saldırı ve savunma sistemleri satışlarındaki anlaşmalarda sistemlerin kullanımı ve denetimi gizli anlaşmalarla belirleniyor.
Türkiye-Suriye arasında 1998’de yapılan Adana Mutabakatı, iki ülkenin saldırı ve savunma sistemlerinin birbirlerini tanıma elektroniklerine ve yazılımlarına imkân tanıyor.
Bu koordinatları önceden belirlenmiş güzergâhta seyreden iki ülke uçaklarının da tüm saldırı ve savunma birimlerinde karşılıklı teşhis edildiği anlamındadır.Ülkelerarası silah balansı ancak sağlanıyor.

*
Fakat Türkiye’nin İsrail ile çeşitli askeri anlaşmaları ki,
2 temele; ilki üçüncü ülkeler ile yapılan anlaşma hükümlerini engelliyor,
İkincisi,bu hükümlerden hareketle sistemlerin istenildiği zaman güncelleştirilmesine dayanıyor.
Bilhassa Hava Savunma Sistemlerinin füzelere ve savaş uçaklarına duyarlılıklarını oluşturan birbirlerini tanıma elektronikleri ve yazılımları belirli periyodlarda yeniden tanımlama yapmaya yönelik ayarlanıyor.

*
Çünkü İsrail, Ortadoğu’da ABD ve Rusya kökenli saldırı ve savunma sistemlerinin odağındadır,yaptığı ikili anlaşmalarda dost-düşman yazılımlarını tanıması gerekiyor.
Mesela,Suriye’nin saldırı ya da savunma sistemlerinin yazılımlarını Fransa yapmaktadır,fakat İsrail;
ABD- Rusya arasındaki askeri anlaşmaların gizli hükümleri sonucunda sağlanan uyumluluk ve teknolojik bütünlük sayesinde bölgesel silahlanmada kendi güvenliğini oluşturuyor…

*
Ne ki Rusya, uzun zamandır ABD/NATO’nun Füze Savunma Sistemi projesini, ABD ile yaptığı Anti- Balistik Füzeler Anlaşması hükümlerince izin verilenin dışında ülkelerin topraklarında geliştirmek istemesine karşıdır ve ABD’nin Anti- Balistik Füzeler Anlaşmasından çekilmesini önermektedir.
Öte yanda Rusya, 2008’de batı yanlısı Mihail Saakaşvili yönetiminde NATO üyesi olmak isteyen Gürcistan’ın ayrılıkçı bölgeleri Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlık ilanları, ardından Güney Osetya’yı yeniden merkeze bağlamak için düzenlediği operasyona müdahale edip ,NATO’nun doğu yönünde genişlemesini engellediğinden bu yana belirlediği yeni esaslarda yürüyor.

*
Yeni esaslar; Sovyetler Birliği zamandaki yakın çevrede ilgi alanları oluşturma doktrininin, bugün uluslararası hukuka saygı,ABD’nin tek kutuplu dünya düzenine karşı çıkma,diğer ülkelerle dostluk ilişkilerini geliştirme,tüm Rus vatandaşlarının her yerde çıkarlarını korumak esasları çerçevesinde uzak çevreyi de kapsayan yeni doktrinini belirliyor.
O yüzden yeniden Soğuk Savaş yaşanıyor ki,bu uluslararası istikrar ve güvenliğe ara verilmesi anlamına geliyor.

*
Kimse bölgesel silahlanma balansıyla ilgili bir şey söyleyemiyor.
Neden Suriye’nin Rusya imalatı Füze sistemleri Türk uçaklarını sık sık ve dakikalar boyunca kilitliyor?
Lütfen, bir an kendinizi uçağınıza düşman füzesi kilitlenen bir pilot gibi düşünürmüsünüz?

*
Sonuçta, uluslararası bir suçlu durumuna düşme potansiyelli Recep Tayyip Erdoğan benzer korkuyla,
Ne Esad’ın NATO üyesi olan Türkiye’ye misilleme yapamayacağı, bu suretle NATO’nun ittifak sözleşmesi gereğince BM Güvenlik Konseyi’ni bypass ederek Suriye’ye askeri müdahaleyi hukuki açıdan haklı gösterecek meşru müdafaa hakkını kullanmasına fırsat verip-vermeyeceğini,ne de BM ya da NATO’ya inanıp-inanmayacağını bilmiyor.
O yüzden, "Suriye’deki rejim meşru değildir. Ya Barack’ın açıklamasıydı ya Biden’ındı: ‘rejime karşı gereğinin yapılması "gibi bir ifade kullanılıyor!" diyor…

*
Ama bir büyük sorun da, Recep Tayyip Erdoğan’ın önce Kobane’yi katletmek,ardından Rojava’yı işgal etme planını yürütmek üzere,IŞİD terör örgütü ile PKK’ye yakınlığı ile bilinen Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Kobane’de savaşı sürerken, Kürt siyasetinden art arda gelen sert açıklamalarda beliriyor.KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, AKP hükümetinin adım atmaması halinde, Eylül ayı sonunda ateşkesi bitirebileceklerini söylüyor.

*
Ne gam? Recep Tayyip Erdoğan’ın her durum karşısında bildiği tek bir planı bulunuyor.
Nitekim, eliyle "Rabia "işareti yaparak BM 69.Genel Kurul kürsüsünde bu planı açıklamıştır;
"Gerçekten dünya 5’ten büyük diyorsak BM Güvenlik Konseyi’nin adil bir çizgiye getirilmesi gerekir"diyor.
Aksi taktirde diğer ülkeler ortaya gelmek suretiyle kendi Birleşmiş Milletlerini kurar demeye getiriyor.

Ürettiği İslamcı taassup ve radikalizmden cesaretle,dünyayı İslamcılıkla bölmekle tehdit ediyor.

*
Kefen giymiş, seferberlikte Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan!

28.9.2014cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

DECCAL GENEL KURULDAYDI // Ahmet Kılıçaslan Aytar


DECCAL GENEL KURULDAYDI

Başkan Obama, Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulunda dünyanın savaş ve barış arasında bir kavşak noktasında olduğunu söylüyor.
"Mezhepçiliği ve aşırılığı reddetmek, Ortadoğu insanlarının görevidir"diyor ve "Medeniyetler çatışması söylemini" reddediyor.
Ardından BM Genel Kurulunda konuşma sırası YeniTürkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’dadır.

*
Recep Tayyip Erdoğan bir zaman ABD’nin verdiği destekle,Kemalist bir esas olan ve nihai amacı dini bireyselleştirmek ve kamusal hayatta görünürlüğünü sınırlamak anlamında lâikliği reddeden kişidir.
Eğitildiği "İslam tarihinin ışığında müminler, kendi sorunlarını ancak şeriatın tesisi aracılığıyla oluşacak ve onunla başarı şansı bulacak bir İslami ideoloji oluşturmak suretiyle çözebileceklerdir " öğretisi ile Yeni Türkiye’yi, Osmanlı’nın egemen olduğu İslam toplumlarının bir parçası olarak algılıyor.

*
Ne ki,bu öğreti uygulamada ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin dört çıkarı "Güvenlik, Refah,Değerler ve Uluslararası Düzen" in bir çerçeveye alındığı "yeni dünya konsepti"yle çatışmaktadır.
İslamcı ülkeler uyum kapasitelerine verilen teşvike rağmen, hem ekonomilerinin rekabetçi baskılara ve diğer serbest piyasa güçlerine dayanabilecek bir ekonomi varlığı içinde olmasını temin edememiş, hem de demokrasi bağlamında hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarını güvenceye alamamıştır.
O yüzden, İslamcı ülkelerin çevre ülkelerle birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştiremedikleri, fikir ayrılıklarını müzakere ve barış görüşmeleriyle çözmekte eksik kaldıkları,
Aksine uygulamalarıyla kitlelerini Batı tipi düzenin Müslüman halklara her türlü zulme maruz bıraktıkları fikrinde yetiştirdikleri ve İslami Cihad ateşini körükledikleri, bugün bütün yönleriyle anlaşılmış bulunuyor.

*
Eee,işte İslamcı ülkeler kan gölünde yüzerken, o gün bu sonucun oluşmasına katkı veren Başkan Obama,bugün "Medeniyetler çatışması söylemini" reddediyor…Çünkü dünyada İsrail-Filistin arasında yeni bir barış planının merkezlenip, çevresinde dünyaya yayılma potansiyelli süren sorunların çözülmesine,
El Kaide, El Nusra, İŞİD ve benzeri cihadçı radikal örgütlerin tasfiyesinden başlayıp, İslamcı siyasetin lağvedilmesine ve geniş Ortadoğu’da barışın gerçekleştirilmesine ihtiyaç bulunuyor.
Sonra Trans-Atlantik,Trans-Pasifik’te de barış gerekiyor…

*
Çünkü, gelişmiş ülke ekonomilerinin gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini yalnızca bir kaynak ve pazar olarak görmelerinin sonuna gelinmiştir.
ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin Güvenlik, Refah, Değerler ve Uluslararası Düzen bileşenleri çerçevesinde tek küresel sistemde;
Birbirine bağlı yapıda ve ilgileri farklı ülkelerin "genel ekonominin gündemi " içinde benzer yaklaşımlarda değil, kendilerine en uygun seçeneğin yükümlülüklerini üstlenecekleri yeni bir dünyaya gidiliyor.

*
Ortadoğu barışının ardından,elbette Trans-Atlantik,Trans-Pasifik’te de barış için meşruiyeti ve güvenilirlik sorunu ile tartışılan BM Güvenlik Konseyinin,
Ulusal çıkarları için ayrıcalıklı pozisyonlarını dünya siyasetinin belirleyicisi yapan mevcut statükonun,
Uluslararası hukukun üstünlüğünün küresel sistem ağlarına yeniden yansıması,
Sonra dünyayı düzenleyen IMF,Dünya Bankası,Dünya Ticaret Örgütü,NATO ve AB gibi gerek ekonomik gerek siyasi kuruluşların yeniden biçimlendirilmesiyle küresel güvenlik,istikrar ve gelişmenin sağlanması kurgulanıyor.

*
BM üyesi ülkeler,12 Mayıs 1965’te Atina’da,BM Kuruluş Anlaşmasında yer alan temel insan haklarına ve insanların onur ve değerlerine saygı duyulması kuralı gereğince,
Haklar’ın yanı sıra insanların yalnızca fiziksel ve maddi gereksinimlerini değil aynı zamanda entellektüel,ahlaki ve sosyal gereksinimleri de olduğu ve ancak söz konusu gereksinimler karşılandığı taktirde haklarından gerçek anlamda yararlanabileceklerinden hareketle, Atina Yasası’nı ya da Uluslararası Ahlâk Yasasını kabul etmişti.

*
Bu çerçevede bütün ülkeler insanların,"İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"nde belirtilen geri alınamaz haklarından tümüyle yararlanmalarını sağlayan ahlaki ve kültürel koşulları oluşturmaya katkıda bulunmak,
İnsan onuruna saygı göstermek ve korumak, her bireyin kendi adına karar verme hakkına sahip olduğunu kabul etmek,
Ahlak dışı, dürüst olmayan ya da insan onuru ve dürüstlüğüne zarar verebilecek herhangi bir etkinlik ya da taahhüte katılmamak,
Gerçek anlamda diyalog kurmak için gereken ahlaki, psikolojik ve entelektüel koşulları oluşturmak benzeri amaçlarda ortaklaşması gerekiyor.

*
Halbuki bugün, bir yanda farklı entellektüel gelenekler,siyasal ve tarihsel durum,toplumsal gelişmeler ve koşullarıyla küresel sermayenin karşısında insanın ihtiyaçları ve sorunlarına bir biçimde ilişiklenmiş Marksist materyalist teoriden gelişen ahlâkın,
Öte yanda, yüzyıllardan gelen analitik felsefe ve pragmatizme dayanan kapitalist ahlâkın öngördüğü toplum bilim ve devlet teorileri çatışıyor.

*
Bu noktada ABD, Rusya ve Çin’in çatışması, eğer materyalizm kapitalizmin aksine herkesin dikkat ettiği genel değerlerin bulunduğu ahlaklı bir toplum olacaksa, Marksist ahlak bilim bir taraftan burjuva ahlak biliminin kazanımlarını kabul ederken,diğer taraftan bunu köklü bir eleştiriye tabi tutarak açmazlarını göstermeye çalıştığı noktadan çıkıyor.
Bu Rusya ve Çin’in kapitalist toplumculuğa karşı, "İnsanlığın Kurtuluşu"nu gösteren olmazsa olmaz ahlâk olarak kabul ediliyor.
Bu çatışmada " dinler ve öğretileri" tartışmanın konusu bile olmuyor.
Zaten BM Güvenlik Konseyinin 5 ülkesi, farklı görüşlerine rağmen, dünyadaki barış koşullarını bu çerçevede geliştirmeye çalışıyor.
O yüzden Başkan Obama "Medeniyetler Çatışmasını" reddediyor.

*
Ve 69.Genel Kurulda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin dört çıkarı "Güvenlik, Refah,Değerler ve Uluslararası Düzen" in bir çerçeveye alındığı yeni dünya konseptine karşı konuşuyor.

*
Sağ eliyle "Rabia" işareti yapıyor,"Mısır’da halkın oylarıyla seçilmiş iktidar darbeyle indirilirken BM’de ülkeler bunu izliyor ve darbeyi yapan meşrulaştırılıyor.
Demokrasi diyorsak sandığa sahip çıkalım. Yok demokrasi değil de darbeyi savunacaksak, bu BM niye var diye merak ediyorum.
Birleşmiş Milletlerden ve uluslararası kurumlardan umutlarını kesen kitleler, çaresizlik ve umutsuzluk içinde terörün tuzağına düşüyorlar.
Gerçekten dünya 5’ten büyük diyorsak BM Güvenlik Konseyi’nin adil bir çizgiye getirilmesi gerekir"diyor.
Aksi taktirde diğer ülkeler ortaya gelmek suretiyle kendi Birleşmiş Milletlerini mi kurar demeye getiriyor?

*
Bir zaman kapitalist ahlak’ın bir değnekçisi olarak Ortadoğu’nun Arap İslam ülkeleri rejimlerine musallat olmanın vebalini taşıması yetmezmiş gibi,
Şimdi ürettiği İslamcı taassup ve radikalizmden cesaretle,dünyayı İslamcılıkla bölmekle tehdit ediyor.

*
Başkan Obama, İŞİD radikalizmine 3 yıl ömür biçiyor, ya fikir babası paralelleri?

26.9.2014

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

%d blogcu bunu beğendi: