Günlük arşivler: 17 Ağustos 2014

Rumlara Güvenmek … Prof. Dr. ATA ATUN


Rumlara Güvenmek

İçinde bulunduğumuz Ortadoğu’nun yanma ve Kıbrıs adasının da birleşmesi/birleştirilmesi süreci içinde Rumlarla, Birleşmiş Milletler’e(BM) veya da Avrupa Birliği’ne (AB) ne kadar güvenebiliriz, ne kadar güvenilirdirler veya da güven duyabilir miyiz konusu bence çok önemli ve tartışılması gereken bir konu.

Bu hassas konuyu çok iyi anlamalı ve kendi aramızda çok iyi tartışmalıyız. Dünyanın herhangi bir yerinde olduğu gibi, özellikle de adamızda "Barış içinde" yaşamanın olmazsa olmazı olan "Güven"in adanın yerlileri olan Kıbrıslı Türklerde ve Rumlarda hangi düzeyde olduğunu, nasıl bir düşünce tarzı olduğunu ve ne kadarının gerek Kıbrıslı Rumlarda, gerekse de Avrupa Birliği’nde ve de Birleşmiş Milletler’de bulunduğunu çok iyi bilmek ve idrak etmek gerekiyor.

Yakın geçmişimiz Kıbrıslı Rumlara, Avrupa Birliği’ne ve Birleşmiş Milletler’e ne kadar güvenebileceğimizin örnekleri ile dolu.

Birleşmiş Milletler’in ve BM Barış Gücü’nün, 1963-1974 yılları arasındaki adada yaptığı uygulamalardan hiç de güvenilir olmadıklarını ve Rumları her fırsatta desteklediklerini anlamamak için kör ve aptal olmak gerekiyor.

15 Kasım 1983 tarihinde, masumane bir şekilde Cumhuriyetimizi ilan etmemizin arkasından daha 2 gün bile geçmeden, sanki de, İsrail’in Gazze’de yaşayan masum Filistinlilerin katletmesine benzer şekilde, Rumların binlercesini öldürmüşüz gibi hemen toplanıp, insanlığın yüz karası 541 numaralı ve bizleri dünyadan izole eden, ambargolar altına sokan kararı aldı Birleşmiş Milletler. Bu asrın ortalarına doğru insanlığın yüz karası olan bu kararı, dönemin politikacılarının ve yöneticilerinin kınayacağından hiçbir şüphem yok.

Aynı Birleşmiş Milletler, Gazze’de İsrail tarafından öldürülen 2 binden fazla Filistinliye rağmen hala daha toplanmış ve İsrail’i kınayan veya da yaptırım uygulayacak bir kararı bile almış değil. İşte böylesine taraflı ve güvenilir olmayan bir kuruluş bu…

Evvelki gün devlet töreni ile Taşkent şehitliğinde toprağa verilen kardeşlerimiz de, 1974 Mutlu Barış Harekatında İkinci Harekat başladığı vakit ister istemez yılana sarılır gibi Birleşmiş Milletler askerlerine güvenip silahlarını teslim etmelerinin bedelini, alçakça Rumlar tarafından katledilerek canları ile ödediler. Silahsız insanları, masum Türkleri kurşuna dizmek sadece Rumlara özgü bir davranış.

Kıbrıslı Rumlar bu kalleşçe ve insanlık dışı davranışlarını, Mağusa’daki Atlılar, Muratağa, Sandallar köylerinde de yaptılar. Bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden hepsini alçakça kurşuna dizdiler.

Baf’ta bir türlü ele geçiremedikleri Türk mahallesine, Kıbrıslı Türklerin ateş kes koşullarında silahlarını aynen Taşkent’te olduğu gibi Birleşmiş Milletler Barış Gücüne teslim ettikten sonra girip, her biri ayrı ayrı Mücahit komutanı olan kahraman Çakırlar kardeşleri ve diğer mücahitleri kurşuna dizdiler. Ne Birleşmiş Milletlerin savaş ile ilgili kurallarını dinlediler, ne de savaş esirleri ilgili uluslararası yasayı.

Zaten aynı kalleşliği 1964 yılında da yapmışlardı Rumlar Baf’ta. Esirler takas edildikten sonra, Türk mahallesine zırhlı saldırı aracı haline dönüştürdükleri paletli dozerlerle saldırmışlardı.

Arpalık (AyiosSozomenos) katliamı bunların en acı olanlarından biridir. Türkeli köyündeki savunmasız kardeşlerimizi, kurşuna dizip alelacele gömmüşlerdi.

Rumlara güvenilemeyeceğini ve bir arada barış içinde yaşanılamayacağını ispatlayan bu örneklerden en az 50 tanesini anılarıma ve bilgilerime dayanarak aklımdan sayabilirim, internete veya ansiklopedilere veya da tarih kitaplarına bakmama gerek kalmadan.

Kıbrıslı Türkler olarak Avrupa Birliğine güvenmek veya da güvenebilmek için ise hiç bir elle tutulur nedenimiz yok. AB, 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan Annan Planı referandumunda Kıbrıs Türk halkına yalan vaatlerde bulunarak,utanmadan kandırdığı gibi, verdiği sözlerin hiç birini tutmadı.

Bugüne değin Avrupa Birliğinin her hangi bir kuruluşundan veya da organından Kıbrıslı Türkler lehine çıkmış herhangi bir karar bile yok. AB’nin 5 yıl içinde vermeyi vaat ettiği mali yardımın toplamının 2 katından fazlasını, bırakın beş yıl içine yayarak vermeyi, Türkiye her yıl KKTC’ye yardım olarak göndermekte, altyapı giderlerimizi de ayriyeten karşılamakta…

Güvenebileceklerimizin Rumlar, BM ve AB olmadığı açıkken, kime güvenebileceğimiz de kesinkes belli. İyi ki anavatanımız Türkiye var, iyi ki Türk Silahlı Kuvvetleri yanı başımızda. Yoksa halimiz Gazze’deki Filistinlilerden daha beter olacaktı şimdiye…

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata

http://www.twitter.com/ataatun

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

18 Ağustos 2014

BÜYÜK KÜRDİSTAN ORDUSU NİYETİNE // Ahmet Kılıçaslan Aytar


BÜYÜK KÜRDİSTAN ORDUSU NİYETİNE

Ukrayna’nın Baltık’tan Karadeniz’e, Hazar’a ve Ortadoğu’ya kadar olan bölgedeki rolü, ABD-Rusya arasındaki güç dengesini belirleyecektir.
Avrasya’da değişmekte olan bu mekanizmaya meydan okumak üzere ABD ve AB; Rusya’ya ardarda ekonomik,siyasi ve askeri yaptırım paketleri açıyor.

*
AB üyeleri Ukrayna krizinde nasıl bir yaklaşım sergilenmesi konusunda bölünmüştür.
Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkeler Rusya ile olan ekonomik ilişkileri doğrultusunda yaptırımların ağırlaştırılmasına muhalefet ediyor.
Avusturya,Lüksemburg, Bulgaristan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Slovakya gibi küçük ülkeler Rusya’ya yaptırımların artmasını kendi çıkarları için tehlikeli görüyor.

*
Nükleer programı nedeniyle büyük petrol ülkesi İran da yıllardır yaptırıma tabi tutuluyor.
Nihayet ABD, İran ile 5+1 grubu arasında 24 Kasım’a uzatılan müzakerelerde nükleer silahın geliştirilmesini sonlandıracak kesin anlaşmanın sağlanacağı umudundadır ya da bu süreyi çıkarları doğrultusunda değerlendirmeyi istiyor !

*
Teminen,İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu gözetiminde, 5+1 grubuna nükleer programının kesin olarak barışcıl amaçlar taşıdığını ispat edecek bir mekanizmayı yürüttüğünü ikna etmesi durumu karşılığında,
Dayatılan tek yanlı yaptırımların ortadan kaldırılması, İran’ın uluslararası enerji piyasalarına ulaşması için işbirliği yapılması,
Irak da yeni kurulacak hükümette Sünnilerin belli bir dengede tutulması karşılığında Irak-Şam İslam Devleti ( IŞİD) örgütü vasıtasıyla Irak’ın idari yapısının değiştirilmemesi taleplerine olumlu ve erken yaklaşıyor.

*
İran’dan petrokimya sanayii mamulleri alımı, başka sanayii mamülleri ve yedek parçanın sevkedilmesi yasakları geçici olarak kaldırılmıştır.
İran; ABD, AB,Çin, Japonya ve Güney Kore şirketlerine açılmış,
ABD, bu suretle İran’ı yaptırımsız statünün üstünlüklerine inandırmak, nükleer programı konulu görüşmelerde uyuşmalara razı ettirmek,
Yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte ABD ve AB şirketlerine büyük bir pazarın açılmasını sağlamış bulunuyor.

*
Daha önemlisi ise ABD; Rusya ile arasındaki hegemonya dengesini yeniden oluşturmak üzere,
İran’a yaptırımları kaldırmakla Rusya’nın İran piyasalarından çekilmeye zorlanmasını, İran’ın petrol piyasalarına yeniden girişiyle birlikte Rusya’ya uygulanan yaptırımların sağlamlaştırılmasını, sonuçta Rusya jeopolitiğinin yıkılmasını hedefliyor.

*
Ya,IŞİD nâm kiralık katiller çetesi?
ABD’nin liderliğinde Suudi Arabistan,Katar,Türkiye gibi "Suriye Dostları"nın desteği ve yönlendirmesiyle IŞİD;
Önce Suriye’de Esad rejimine karşı muhalif güçlerle taktiksel işbirliği yapmış, bölgedeki otorite boşluğundan faydalanarak Sünni güç bloğu oluşturmuştur.
Bu sırada bir kısmı Esad rejimi baskısından ve Irak Merkezi hükümetinin zayıflığından faydalanarak Suriye’den Irak’a kaçmış ve Suriye’deki kayıpları telafi etmek için Irak’ta silahlı eylemlerde bulunmaktaydı ki;
Sonra Irak’ta," Sünnileri"; Kürtler ve Şiilere karşı dengeleyecek bir karşı ağırlık yaratmaya ve Irak’ın güç-gelir paylaşımına dayalı bir federalizme doğru idari yapısını değiştirmeye görevlendirildiler…

*
O sırada Irak Merkezi Hükümet’i, IŞİD’e karşı Sünnilerin yaşadığı bölgede yürüttüğü mücadelede eksikti.
Sünni halk üzerinde kurulan baskı, IŞİD’in süren operasyonları karmaşık etnik ve dini gruplar arasında ayrışmalara hız verdi.
Irak her saat daha fazla siyasi karmaşaya ve istikrarsızlığa boğuldu…
Üstelik ABD, İsrail ve Türkiye Kuzey Irak’ta Kürtlerin kendi kaderlerini belirlemek üzere bağımsız ve liberal bir Kürt Devletine ışık yakmıştı ki,
Liberal bir Kürt Devleti olasılığına karşı siyaset yürüten diğer Kürt grupları da kendi jeostratejilerini inşa etmenin arkasına düştüler…

*
Doğrusu IŞİD, Irak’ın idari yapısını değiştirmeye zorlarken,öte yanda hem Rusya,hem İran’ın jeopolitiğini de sarsıyordu.
Rusya,"Irak’taki durumdan derin endişe duyuyoruz. Krizi yenmeye,ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğünü korumaya çabalayan Irak hükümetine destek gösteriyoruz" diyordu.

*
İşte, ABD; Irak’da yeni kurulacak hükümette Sünnilerin belli bir dengede tutulması karşılığında IŞİD vasıtasıyla Irak’ın idari yapısının değiştirilmemesi taleplerine olumlu yaklaştı.
Şimdi IŞİD’e karşı, 9 Ağustos’tan beri ABD’nin hava operasyonları,14 Ağustos’tan beri Sincar bölgesine indirilen İngiliz SAS komandoları operasyon sürdürüyor.

*
Bu operasyonlar IŞİD’in Irak Kürt Bölgesel Yönetimine yönelmesi halinde petrol alanlarının ve güzergahlarının korunmasını sağlıyor.
IŞİD ilerlemesine ve Kürt bölgesi enerji kaynaklarını risk edecek hamlelere karşı,Irak’ta Maliki’nin Başbakanlığının ABD-İran uzlaşmasıyla sona ermesi ardından, merkezi Irak yönetimi ile Barzani güzel bir ortak tavır sergiliyor.

*
Fakat dikkat çekici gelişme, IŞİD’in yarattığı tehlikeler karşısında;Kuzey Irak’tan bağımsızlıkçı Kürt hareketinin silahlı birimi Peşmerge güçlerinin,
Türkiye’den PKK’nın silahlı kanadı Halk Savunma Güçleri’nin (HPG),
Suriye’de Demokratik Birlik Partisi (PYD) Halkçı Koruma Birliklerinin ortaklık temeli atmasıdır.
Bu ortak silahlı kuvvet, "Kürt Savunma Güçleri" olarak algılanıyor.

*
"Kürt Savunma Güçleri", ABD’nin 2011’de çekildiği Irak’a, Ağustos 2014’te yeniden dönmesinin sözkonusu olmadığı bir durumda,
Kürt bölgesi ve enerji kaynaklarını riske atacak hamlelere karşı arkasında bırakacağı bir kuvvet olarak düşünülüyor.
Daha ötesi KCK Yürütme Konseyi Eşbakanlığı "Kürt Savunma Güçleri"nin bugün sadece Kürtlerin değil, Ortadoğu halklarının meşru gücü haline geldiği açıklamasında görülüyor.
40 yıl Türk Silahlı Kuvvetleriyle süren terör mücadelesindenn sonra "Kürt Savunma Güçleri"nin yükseldiği;
Bir azınlık grubun isyancıları olarak kazandıkları uluslararası meşruluk, elbette dikkat çekiyor!

*
ABD,IŞİD’le savaşan Kürt Savunma Güçlerine silah yardımı başlatmıştır.
AB Kürt Savunma Güçlerine yapılacak silah yardımı kararını tek tek üye ülkelere bırakmıştır;Kürt Savunma Güçleri’ne oluk gibi silah akıyor!

*
Bu noktada;
ABD ve AB silah yardımını, neden Merkezi Irak Hükümetine değil, doğrudan doğruya Kürtlerin Savunma Güçlerine yapıyor?
ABD’nin, İran ile 5+1 grubu arasında 24 Kasım’a uzatılan müzakerelerde nükleer silahın geliştirilmesini sonlandıracak kesin anlaşmanın sağlanacağına ilişkin temiz bir inancı var mıdır?
Yoksa,bu sürede bölgenin petrol tedarikçisi olarak kalması, Kürt bölgesi ve enerji kaynaklarını riske atacak hamlelere karşı arkasında bırakacağı bir silahlı kuvvetin hazırlanmasını mı sağlıyor?
Kürt Savunma Güçleri,yarın "Büyük Kürdistan" bağlılığı ile Türkiye, Irak, Suriye ve İran hükümetlerine sorun oluşturmayacak mıdır?
Kürtler, yarın sağa dönse "ABD" yi, sola dönse "Rusya"yı yanıbaşında bulmayacak mıdır?

*
Yeni Türkiye’nin kurucu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve parti-devletinin ana muhalefeti YCHP,yavru muhalefeti Genel başkanları kendi âlemlerinde, Genelkurmay Başbakanı Necdet Özel ve tüm kurmay heyeti ebedî arazidedir…
..

17.8.2014
cleardot.gif

cleardot.gif

cleardot.gif
cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

%d blogcu bunu beğendi: