FETULLAH CEMAATİ DOSYASI /// NEDİM ŞENER : FETHULLAH GÜLEN VE POLİS


• Işık Evleri’nde "altın nesil" mi yetiştiriliyor?
• Ünal Erkan, polis atamalarının yapıldığı akademiye neden baskın yaptı?
• Emniyetteki "F tipi örgütlenme" nasıl deşifre edildi?
• Cemaatten olmayanlar polis okullarından atıldı mı?
• 28 Şubat öncesinde yayınlanan kasette Fethullah Gülen, cemaate hangi mesajları iletiyordu?
• Polis raporlarında tehdit algısı nasıl değişti?
• Fethullah Gülen Cemaati nasıl örgütlendi?
• Dershaneler neden önemli?
• Hangi komünist fikirlerden yararlanıldı?
• Operasyonu polisler mi engelledi?
• Adil Serdar Saçan, operasyonu hangi polislerden gizli yapmaya çalıştı?
• Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Necati Altıntaş savcıdan hangi ricada bulundu?
• Emniyetteki "F Tipi örgütlenme" listesinde hangi isimler yer alıyordu? "FETHULLAHÇI POLİSLER ÖZALTIN PROJESİYDİ"

Bedrettin Dalan: Harp Akademileri’nin daha eleştirel, daha ulusal, daha milli çıkarlarını öne alan tavn ile yavaş yavaş Türk Silahlı Kuvvetleri son 20-25 yıl içerisinde oldukça güzel bir yere geldi. Bir Türk ordusu haline dönüştü. Eskiden … yoktu. Silahlı Kuvvetler, dışarıdan gelen isteklere Türklüğün penceresinden de bakmaya başladı. Tabii bu uluslararası dengeler açısından fevkalade kötü oldu. Özellikle Turgut Özal’ın kışkırtmasıyla, yavaş yavaş Amerikax Silahlı Kuvvetler’den ürkmeye başladı. Bir alternatif yapmaya kalktılar. Silahlı Kuvvetler’in karşısına polisi dikmeye kalkıştılar.

Bu rahmetli Özal’ın projesiydi. Amerika ile beraber yaptıkları projeydi. Ben o zaman uyardım. Bakın sarımsağın karşısına soğanı dikiyorlar. Fethullah Hoca’yı da onun içine yerleştirdiler adamlarını da. 20-30 tane de Fethullahçı öğrenciyi Amerika’ya gönderip eğitim yaptırıp Polis Akademisi’nin içerisine hoca olarak sürdüler.

Levent Ersöz: Sayın başkanım hangi… devam ediyor?

Bedrettin Dalan: Bana tartışma eden tek şey, sonunda kapışacaksınız, oraya gelmeden önce… Levent Ersöz: Siz ne yapacaksınız, biz ne yapacağız? Polis ne yapacak? Bedrettin Dalan: Bunları bilmeden önce tabloyu göremezsiniz."

Bu görüşme tutanağı, Ergenekon davası ekleri arasında yer alıyor. Görüşme, bir zamanlar Turgut Özal’a çok yakın isimlerden ve Anavatan Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalan ile Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz arasında geçiyor.

Dalan, içinde bulunduğu Anavatan Partisi’nin Genel Başkanı Turgut Özal’ın, askerin ağırlığı karşısına polisi dikme çalışmasının ayrıntılarını işte böyle anlatıyor. Dalan, projenin Özal ve Amerika tarafından hazırlandığını, polisin içine Fethullah Gülen’e yakın isimlerden oluşan bir grubun5 yerleştirilmesi ve ABD’de eğitime gönderilmesinin de bizzat Özal’ın karan olduğunu belirtiyor.

Fethullah Gülen ile adı, en fazla yan yana geldiğinde tartışma yaratan kurum Türk polis teşkilatıdır. Polis açısından Fethullah Gülen olayının iki yönü bulunuyor.

Birincisi, Emniyet Müdürlüğü antetli belgelere yansıyan, Fethullah Gülen ve Işık Evleri konulu, istihbarat ve araştırma belgeleri. Diğeri ise, Emniyet içindeki Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın polisler konusu.

Emniyet’in Fethullah Gülen’le ilgili hazırladığı gizli belgelere geçmeden önce, Emniyet içinde, adına kimi yayın organlarında "Fethullahçı polisler" ya da "Emniyet’te F tipi yapılanma" olarak nitelenen örgütlenmeyle ilgili birkaç notu aktaralım.

"Fethullahçı polisler" ya da "Emniyet’te F tipi yapılanma" tanımları kimi basın organları ve siyasetçilerin ağzından düşmüyor.

Bu konuda birçok kitap ve binlerce gazete haberi yayınlandı.

Ergenekon dosyası eklerinde, Fethullah Gülen’in veya ona bağlı olanların isimlerinin geçtiği belgeler arasında Emniyet Müdürlüğü antetli olanlar oldukça fazla yer tutuyor.

İlki 1992 tarihini taşıyan raporlar 2006 yılına kadar uzanıyor. Bu belgelerin içeriğini tek tek açıklamadan önce Emniyet içinde Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın olanlar, belli kesimlerin deyimiyle "Emniyet’teki Fethullahçılar" ya da "Emniyet’te F Tipi yapılanlanma" ile ilgili değerlendirmeleri anımsatalım.

Bu değerlendirmelere göre, Fethullah Gülen Cemaati’ne bağlı polislerin ilk eğitim yerleri daha orta öğrenimde başlar. "Işık Evleri" adı verilen öğrenci evlerinde lise ya da yüksek öğrenim sırasında nerelere ginneleri gerektiği telkin edilir.

1980’li yılların ortalarından itibaren eğitim yoluyla bürokrasi içine girmeye başlayan "Işık Evleri" müdavimlerinden polislik mesleğine girecekler, 1987-1991 yıllarında polis akademisi, polis koleji, polis okulları ve bazı daire başkanlıklarında etkili olmaya başladı.

1987 yılında başlayan bu örgütlenme, 1991 yılında bakanlık ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki değişiklikler sonrası, kısmen açığa çıkarıldı ve bazı isimler aktif görevlerden uzaklaştırıldı.

Bu konuda en önemli çalışma Ünal Erkan’ın Emniyet Genel Müdürlüğü zamanında yapıldı.

Ünal Erkan’ın Emniyet Genel Müdürü olduğu 1991 yılında Personel Daire Başkanlığındaki kura yolsuzluğu sonrası, görevlendirdiği müfettişlerin yaptığı inceleme sonucu ortaya çıkan ve Fethullahçı yapılanma diye adlandırılan oluşumla ilgili çalışmalar, bu konuda gerçekleştirilen en tutarlı araştırmalardan biri olarak değerlendirildi.

Ancak çalışmayı yapan Polis müfettişleri İzzet Sezgin Şener ve Ahmet ‘in bu görevden sonra meslek hayatlarında karşılaşmadıkları sorun kalmadığı dilden dile dolaşıyor.

O dönemde Emniyet’te üst düzey makamda bulunan bir görevli olayı şöyle anlatıyor:

"Bu müfettişlerin biri soruşturmayı bırakmak mecburiyetinde kalırken, İzzet Sezgin deyim yerindeyse ‘yaşarken öldü’.

Her devirde iktidara yakın olmayı başanııış, iktidarlar yıpranmaya başladığında muhtemel iktidara oynamayı ilke edinmiş Fethullahçı yapılanma, yılların istihbarat uzmanı İzzet Sezgin’in bir göreve atanmasını engelledi. O kadar ki, çocuklarının dahi bir işe yerleştirilmesine sanki bilinmeyen güçler mani oldu. Bu duruma kahrolan Sezgin felç geçirdi ve hayatını yarı sakat olarak sürdürmeğe çalışıyor."

O zamanlar tespit edilen listenin gerçeği yansıttığı konusunda yetkililer hemfikirdi. Ancak tespit edilen isimler o yıllarda akademi son sınıfa alınıp 8 aylık bir eğitimle mezun edilen ve "özel sınıf" denilen emniyetçiler ile lisan kursu adı altında yurtdışına gönderilen kaymakamlar ve diğer bürokratların bir kısmı zaman içinde izlerini kaybettirmeyi başardı.

Zaman zaman bazı polisler hakkında "Fethullahçılık" iddiasıyla davalar açıldı, ancak bunlar bürokratik rekabet şeklinde kamuoyuna yansıyan kavgalar arasında sonuçsuz kaldı. Bu konuda haklarında dava açılanların büyük bölümü ise beraat ettiler.

Bu arada, Fethullah Gülen de bu davaları örnek göstererek, yurt içi ve yurt dışında, kendisine sürekli iftira atıldığını ve hepsinde de mahkemelerce aklandığını bu örnekleri üzerinden savunmaya çalıştı.

Emniyet içindeki yaygın yöntemlerden biri de "mesleki rekabet" nedeniyle polislerin birbiri hakkında "Fethullahçı" suçlaması yaparak listeler hazırlanmasıdır.

Durum, gerçekten de suyun bulanmasına ve kimi çevrelerin yorumuyla, cemaatin adamlarının faaliyetlerini gizlemelerine yaradı. Böylece düzmece ve şişirilmiş listelerin arasında yer alarak "kamufle" olan cemaate yakın kişiler, bir yandan da bu listelerin kamuoyuna sızmalarında etkili oldular.

Gerçekte herhangi bir yapılanmayla ilgisi bulunmayan, hatta Emniyet teşkilatında sevilen ve sayılan görevlilerin adının da listelerde yer almasının, Fethullah Gülen yanlılarına malzeme sağladığı şeklinde yorumlar yapılmaya devam ediyor.

Hatta Fethullahçı olarak tanımlanan kişilerin bundan da azami olarak yararlandığı iddia ediliyor. Kendileriyle ilgisi olmayan fakat toplumun saygı duyduğu isimlerin Fethullahçı diye tanınmasına kendileri de büyük destek verdiği konuşuluyor. Çünkü bu şekilde cemaate yakın olanlar gözden uzak kalabileceklerdi. Dahası böylesi bir durum, gözden uzak olacağı gibi, "Emniyetin tanınmış, sevilen ve büyük yolsuzluk, mafya ve mali operasyonlarında görev yapmış saygın isimleri Fethullahçı olduğuna göre, demek Fethullahçılar zararlı değil, ahlaklı kişilermiş" imajının5 oluşmasında katkı sağlayacaktı.

1990’larda bu listeleri hazırlayan üst düzey bir Emniyet yetkilisi, adı listeye giren ama Fethullahçı olmayan meslektaşından yıllar sonra sıkı bir azar işittikten sonra şu itirafta bulunuyordu:

"Müdürüm ne deseniz haklısınız. Emniyet içindeki Fethullahçılara yönelik operasyon için altı kişilik bir ekip görevlendirdik. Bu kişiler araştırmaları yapıp, listeleri de oluşturdular. Sonradan ikisinin cemaatin adamı olduğunu anladık ama iş işten çoktan geçmişti."

Fethullahçı örgütlenme, kayıtlara göre, her meslek grubunda, sorumlu kişiler tarafından koordine ediliyordu.

Yapının, İstanbul’da ve belki de ülke genelindeki etkili kişisi bir işadamıydı. Yardımcı durumundaki kişisi ise, adı AKP iktidarı ile duyulmaya başlanan bir başka işadamıydı. Bu işadamları İstanbul’daki üst düzey bürokratları ziyaret ettiklerinde de büyük bir saygıyla karşılanıyorlar.

Emniyetle ilgili işleri yürütme görevi ise Ankara’da bir başka işadamı -gerçek adı O. Ö. olan ama Ö diye bilinen kişi- tarafından yürütülmektedir. Üst düzey bir kamu yöneticisinin kayınpederi olan ve Maltepe civannda işyeri bulunan bu kişi Emniyet içinde "Fethullahçı" olarak bilinenler tarafından büyük saygı görüyor.

Emniyet’teki bazı üst düzey atamaları herkesten önce bilen Ö’nün bürosunun yakınındaki bir lokantada yemek yiyenler, buraya bazı Emniyet
yetkililerinin sıklıkla gelip gittiğine tanıklık ediyorlar.

Uzun yıllardır "Altın Nesil" yetiştiriyoruz felsefesiyle etki alanını genişleten grubun, özellikle Emniyet içindeki mensupları arasında kısmen de olsa bölünmeler yaşandı. Bu parçalanmanın bir kısmı, AKP zamanında göreve gelmeleri ve aynı makamlara talip olmaları nedeniyle makam hırsından kaynaklandı. Bu "mağdur" gruptaki polislerin diğerleri hakkındaki yorumu şöyleydi:

"Bu hırslı kişiler, pek çok kamu kurumunda etkin göreve gelmelerinden sonra demokratik bir çalışma görüntüsü altında yapılan ve kendilerinden olmayan kilit mevkilerdeki kişileri bertaraf etmeye yönelik suçlamalar ve iftira atılması sürecine girdiler. Organizasyonun hukuksuz ve vicdanın kabul etmeyeceği, ihbar mektubu atma, iftira, ısmarlama operasyon ve benzeri talimatlarıyla hareket etmek istemeyen, kanunlara ve vicdani kanaatlerine uygun hareket etmek isteyen "Fethullahçılar", çeşitli gerekçelerle dışlanarak görevlerinden uzaklaştırıldı. Münferiden yapıldığı intibaı verilen uygulamalarla kendilerinden olmayan ve bu birimlerde yapılacak kanunsuzlukları açığa çıkarabilecek kişiler, yıllara yayılan bir programla yavaş yavaş uzaklaştırılmaktalar."

Bugün Polis Akademisi ve Polis Koleji de dahil eğitim ve personel birimlerinin tamamına yakınının Fethullahçılar’ın denetiminde olduğu yazılıp çiziliyor.

Değerlendirmelere göre, Özal zamanında özellikle Eğitim Daire Başkanlığı’nı, Ankara, İzmir ve İstanbul Polis kolejlerinin yönetim kadrolarını öncelikle ele geçiren organizasyon, bu kilit yapıyla sürekli Emniyet içinde kadrolarını genişletme olanağını buldu. İddialara göre, Emniyet’in ilgili birimlerine alınacak yeni personel ile Emniyet içindeki terfi, yurtdışı görevlendirme ve benzeri sınavlarda da iş şansa bırakılmıyordu. Başarılı olması istenen belirli yerlerden referanslı isimler dershane ve benzeri yerlerde kursa alınıyor, çıkması muhtemel (!) sorular üzerinden eğitim programına tabi tutuluyorlardı. Bu arada, dışarıya bilgi sızma olasılığı da göz önüne alınıyor ve yedek sorular da hesaba katılarak tamamlanan eğitim programlarıyla seçilmiş kişilerin sınavı kazanmaları sağlanıyordu.

Polis şûraları da cemaat için her zaman büyük önem taşıdı… 2003 yılında yapılan şûranın önemine ise ayrıca vurgu yapılıyor. Zira, Emniyetteki Fethullahçı örgütlenme ile ilgili şikâyetler doğrultusunda çalışma yapan mülkiye müfettişlerince bazı önemli bilgilere ulaşılmış ve belirlenen görevlilerle ilgili bir liste hazırlanmıştı. Ve listede adı bulunan görevliler bu şûrada terfi alamamışlardı. İlgili mevzuat gereği mayıs ayının ilk haftasında toplanan şûra, terfileri onaylayıp ilan ettikten bir hafta sonra şûra üyeleri tekrar toplantıya çağırılmışlar ve "Fethullahçı" listedeki isimlerin tamamına yakını ikinci bir kararla terfi ettirilmişlerdi. Şûranın, mevzuat gereği yılda bir defa toplanabileceğini ve o toplantının da sonuçlandığını söyleyen 11 kişilik üyeden ikisi bu gerekçeyle ikinci şura kararlarına muhalefet şerhi koymuşlardı. Biri eski, diğeri ise o dönemde görevde bulunan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı iki üyenin de 1991 soruşturmasını yürüten müfettişlerin yaşadıklarına benzer talihsiz olaylarla karşı karşıya kaldıkları söyleniyor.

Bu konuda aktarılan bilgilere göre, kararlara şerh koyan ve istihbaratın başarılı bir personeli olarak bilinen eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı emekliye ayrılmış, oğlu ise bir süre sonra kadrosuzluk gerekçesiyle istihbarat hizmetlerinden çıkarılmıştı. Görevdeki üye ise, ardı arkası kesilmeyen asılsız ihbar mektuplarıyla yıldırılmaya çalışılmış, 2005 yılında görevinden alınmış ancak, yargı kararıyla tekrar göreve iade edilmişti.

Polis içinde Fethullah Gülen’e yakın görevlilerin durumuyla ilgili en ilginç yazıyı 25 Nisan 2008 tarihinde Hürriyet yazarı Yalçın Bayer kaleme aldı.

"Polis Şûrasına Dikkat" başlığını taşıyan yazıda Bayer şunları yazıyordu:

"Polisin içindeki Fethullahçı yapılanma artık herkesin bildiği bir olgu… Herkes onlardan korkuyor! Özellikle, İstihbarat, Organize Şube ve Terörle Mücadele Şubesi’nde F. Gülencilerin ne kadar etkili olduğunu anlatmak için Hrant Dink cinayeti ile müfettişler ve dolayısıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik soruşturmalara bakılırsa, bağlantı kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Neyse konu bu değil.

Polis Şûrası’nın gelecek toplantısına bakalım. Anımsayanlar bilir… 1986 yılında F. Gülencilerin baskısıyla Turgut Özal lise ve üniversite mezunlarına doğrudan Polis Koleji’ne girme imkânı tanıdı. Bunlara Emniyet içinde ‘özel sınıf’ deniliyor. Hepsinin Fethullahçı olduğu herkes tarafından biliniyor.

O yıl koleje giren cemaatin çocukları, dokuz aylık eğitimden sonra göreve başladılar. Hem de üst rütbeden…

Bu kişiler Anayasa Mahkemesi’nin Dışişleri mensupları için verdiği bir karardan yararlanarak askerlik sürelerini rütbelerine de saydırmayı başardılar. Ve bugün o gençler, polis teşkilatının en önemli şubelerinde Daire Başkan Yardımcılığı rütbesine kadar çıktılar.

Şimdi sıra Daire Başkanı olmalarına geldi.

Ama bunun için küçük bir pürüz var. Polis Şûrası kararı ile II. sınıf emniyet amirinin I. sınıfa çıkması için dört yıl beklemesi gerekiyor. Gelenekler böyle…

Fakat ‘özel sınıf’ polislerin bekleme süresi üç yılını doldurdu. Yani geleneklere göre bir yıl daha beklemeleri gerekiyor. Ancak Polis Şûrası, dört yıllık bekleme süresini dikkate alarak atamaları onaylıyor.

Ama ‘özel sınıfın’ acelesi var.

‘Özel sınıf’ öğrencileri, siyasiler nezdinde girişimlerde bulunuyor ve gelenekleri bir kenara bırakıp üç yıl bekleme süresinin yeterli olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar.

Başbakan’a kadar rahatlıkla ulaşan ‘özel sınıf’ öğrencileri İçişleri Bakanı’na, oradan da şûra üyelerine etki edebiliyorlar.

Sonuçta istediklerini elde ederlerse, sayıları 100’ü geçen ‘özel sınıf’ polisler, birinci sınıf emniyet amiri olacaklar. Böylece hepsine Daire Başkanlığı yolu da açılmış olacak. Böylece zaten kilit noktalardaki başkan yardımcılıkları yerine etkili konuma gelecekler."

Yazıda sözü edilen polisler 2008 yılındaki şûradan istediği sonucu alamadı. Ancak "özel sınıf" denilen bu polisler, bu yıl kanundan gelen haklarını alarak 1. Sınıf Emniyet Müdürü olarak, teşkilatın yönetiminde görev aldılar. 2009 yılında yapılan Polis Yüksek Şûrası sonrası bu özel sınıfların çok büyük bir kısmı 4 yıldızlı 1. sınıf emniyet müdürü olarak şimdi önemli görevlere atanabilecek konuma geldiler.

Böylece, onlar da daha önce terfi etmiş ve şu anda görev bekleyen 1065 1. sınıf emniyet müdürü ile birlikte, il emniyet müdürlüğü, daire5 başkanlıkları ve polis okulları müdürlükleri olmak üzere aktif görev yerlerinden birine talip olacaklar…

Ayrıca emekli kimi polislerin ifadelerine göre, yakın dönemde Emniyet içindeki önemli birimlerde, özellikle istihbarat ve kaçakçılık dairelerinde görev yapan cemaat dışından görevliler, olağan görüntülü nedenlerle buralardaki görevlerinden birer ikişer uzaklaştırıldılar.

Ne var ki, rahatça güçlendikleri ve etkili görevlere geldikleri AKP iktidarında Fethullahçı olarak nitelenen Emniyet görevlileri arasında da bölünme baş gösterdi. Emniyetteki sayılarının artması ve kilit noktalar olarak değerlendirilen dairelerin önemli bir kısmının cemaatin kontrolüne girmesi bazı sorunlan da beraberinde getirdi. Sayılarının az olduğu dönemde güçlü şekilde birbirlerine sahip çıkan cemaat mensupları, sayının artmasıyla birlikte çatışmaya, rekabete ve hatta birbirlerini karalamaya giriştiler. Anlatılanlara göre, büyük "abilerin" ağırlığını koyması sonucu adaylardan biri göreve atanınca, bu görev için kendini daha uygun gören diğer adaylar rahatsızlıklarını dile getirmeye başladılar. Bu "kayırma"dan rahatsızlık duyan kimi görevliler, maaşlarından her ay düzenli olarak yaptıkları "himmet" ödemelerinden "soğuyor" ve cemaat toplantılarına katılım konusunda artık eskisi kadar hassas davranmıyorlardı.

Ayrıca yine anlatılanlara göre, samimi inanç sahibi görevliler çeşitli operasyonlarda izlenen yöntemlerden dolayı da vicdani açıdan rahatsızlık duyuyorlardı. Bu noktada özellikle, belli yerlere gönderilen isimsiz ihbar mektupları veya elektronik posta mesajları ile hazırlığı başlayan operasyonlar, "altın nesil" yaratılacağına inananlarda da büyük hayal kırıklığı yaratmaya başlıyordu. Nitekim, gelinen noktayı sorgulayanların çalıştıkları birimlerden uzaklaştırılmaya başladıkları, bunlardan bazılarının yargı kararıyla görevlerine olmasa da memuriyete iade edildikleri çeşidi yollarla kamuoyuna yansıyordu.
YIL 1991…

POLİSTE FETHULLAH GÜLEN OPERASYONU

Fethullah Gülen’in sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile ilişkisi 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesine, Özal’ın Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı dönemine kadar gidiyordu. Darbe sonrası askerlerin yönetimde olduğu dönemde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında Gülen’i açıkça destekleyen Özal’ın Ekim 1989’da Cumhurbaşkanlığı köşküne çıkması ve Süleyman Demirel-Erdal İnönü’nün kurduğu DYP-SHP hükümeti dönemi Fethullah Gülen için de birçok değişikliğin başlangıcı oldu.

İşte, özellikle Emniyet içindeki Fethullahçılık iddiaları o dönemde Türkiye gündemine girmeye başladı.

Emniyet içindeki Fethullah Gülen grubuna yakın kişilerin ilk ortaya çıkarılması ise, 1991 yılının Haziran ayında dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’nin, Ünal Erkan’ı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne atamasıyla başladı.

Erkan göreve gelir gelmez en fazla Polis Akademisi’yle ilgili şikâyetlerle karşılaşmıştı.

Daha önce, Polis Koleji’nden mezun olanların devam edebildiği Polis Akademisi’nin ilk ve son sınıflarına, yapılan bir düzenleme ile dışarıdan da öğrenci alınmasından yakınılıyordu.

Mezun olacak "Fethullahçı polislerin," Emniyet’in istihbarat, personel, muhabere birimleri ile polis okullarına atanacakları ihbar edildi.

Erkan kendine iletilen bir ihbar üzerine, Polis Akademisi’nde saat 24.00’te yapılan mezuniyet kura çekimine katılma kararı aldı. Kura çekimi yaptıran görevlileri masadan kaldıran Erkan mezunların listesine göz attı ve listedeki bazı isimlerin karşısına işaret konulduğunu gördü. Bir şeyi daha fark etti Ünal Erkan: masanın altında iki ayrı kura torbası bulunuyordu. Torbalardan birinin içinde Emniyet’in istihbarat, personel, polis koleji gibi önemli görev noktaları bulunuyordu…

Diğer torbada ise karakollar ve diğer sıradan görev yerleri vardı. Listede adının karşısında işaret bulunanlar tek tek incelendiğinde hepsinin daha önce ayarlanmış torbadan kuralarını çektiği ortaya çıktı. Öğrencilerin Akademi’ye girişlerini araştırdığında ise, yüzde 90’ının kolej kökenli olmadığını, son anda yapılan düzenlemeye göre Akademi’ye birinci sınıftan veya son sınıftan katılanlar olduğu ortaya çıktı. İfadeleri alınan bu öğrenciler "Biz Karşıyaka Semti’nde Fethullah Gülen Hocaefendimizin açtığı Işık Evi’nde toplanırız. Orada eğitim alırız… " cevabını verdiler. Ünal Erkan, Karşıyaka’daki adrese baskın yaptırdı. Verilen bilgilerin doğruluğu ortaya çıktı. Evde Fethullah Gülen’e ait kitaplar, video kasetler ve başka bazı yayınlar bulundu. Geniş çaplı bir operasyon başlatıldı.

Erkan o günleri Çağın Polisi isimli dergiye şöyle anlatıyordu:

"Polis mesleğinde haksızlık yaparsanız, polisi resmen şoke edersiniz. Hiçbir alanda haksızlık yapılmamalı ama, polis mesleğinde hiç haksızlık yapılmamalıdır. Gerek terfilerde, gerek okullara öğrenci alınırken asla senden benden ayrımına gidilmemelidir. Polis akademisi gibi ülkeye idareci yetiştiren eğitim ve öğretim yuvasında asla kayırma olmamalıdır.
Kura çekimi sırasında kayırmacılık yapılacağı yönünde duyum almıştım. İlgili genel müdür yardımcısı arkadaşımı uyardım. Konuyu takip ettim. Bir arkadaşıma, öğrenci velisi gibi, akademiye telefon ettiriyordum. Gün boyunca çekilmesi gereken Akademi mezuniyet kuraları gecenin 24’üne5" kadar hâlâ çekilmemişti. Nihayet kuralar çekilmeye başladı diye haber aldığımda, yanıma emniyet genel müdür yardımcısı Ümit Erdal’ı alarak sivil bir taksiyle Akademi’ye gittim. Bizim kolejde okuduğumuz Anıttepe’deki binanın kütüphane olarak kullanılan salonunda bir heyet tarafından kura çekimi işleminin sürdüğünü gördüm.

Yeni mezunlar içeri tek tek alınıyordu. Başkanın önündeki masanın altındaki sehpalarda birkaç tane torba bulunuyordu. Her bir torbada istihbarat, kaçakçılık, trafik gibi birimler için lazım gelen sayıda kura kağıtları vardı. Geri kalanlar da ayn bir torbadaydı. İçeri giren yeni mezun, eğer kayırılacak eleman ise özel olarak hazırlanmış torbadan kura çekiyordu. Gariban ise yani herhangi bir kayıranı yoksa masa üstündeki torbadan kura çekiyordu. Kadrolaşma ve gruplaşma anlayışı çirkindi. Üstelik önceden ilgili görevlileri ikaz da etmiştim. Orada gördüklerimizi bir tutanakla tespit ettirdim ve soruşturma açıldı elbette. Polis teşkilatında haksızlık olursa, polis başkasına haksızlık yapmayı hak sayar diye endişeleniyorum. Şimdi bunları anlatalım ki, bir daha olmasın."

Ünal Erkan’ın sözünü ettiği gelişmelerle ilgili olarak Ergenekon belgeleri arasında yer alan belgelerden ilki 1992 yılına ait.

Polis Teftiş Kurulu Başkanlığı’na sunulan bu fezlekede adı geçenlerle ilgili olarak açılan ilk soruşturma için takipsizlik kararı verildi. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne "Fethullah Hoca’nın talebeleri" adlı 28.09.1992 tarihli bir yazı ile ayrı bir soruşturma açıldı. Bu yazıyla ilgili karar da 6 yıl sonra, 20 Mart 1998 tarihinde takipsizlik kararıyla sonuçlandı. Ergenekon dosyasında bulunan ve Ankara Polis Akademisi’nde 1988-1991 yılları arasındaki gelişmeleri değerlendiren yazı ve fezlekelerin cemaatten ayrılan R.Y. isimli öğrencinin ihbanyla başladığı anlaşılıyor.

İşte o yazı. ÇOK GİZLİ 10.03.1992

TEFTİŞ KURULU BAŞKANLIĞINA

Em.Gnl.Md.Polis Başmüfettişliğinin 24.10.1991 gün ve 91/316-12 sayılı yazısı. Em.Gnl.Md.Polis Başmüfettişliğinin 04.03.1992 gün ve 439/92 sayılı yazısı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulunun 91/312-12 sayılı yazılarında belirtilen konular üzerinde sürdürülen çalışmalarda; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan illegal "Fettulah Hoca’nın talebeleri" adlı örgütün, tüm Türkiye genelinde olduğu gibi, Teşkilatımız içinde de örgütlendiği, özellikle hareket noktası olarak seçtiği Polis Kolejleri, Polis Akademisi ve Polis Okulları içindeki faaliyetlerinin, Teftiş Kurulu’ndan gelen yazıya bağlı olarak askıya aldıkları, buna rağmen sempatizan kadroları ile bağlarını zayıflatmamak için toplantı ve çalışmalarını yoğun olarak sürdürdükleri ve51 illegaliteye son derece bağlı kaldıkları gözlenmiştir.

Elde edilen bilgiler doğrultusunda yapılan takip-tarassut ve tahkikatlarda, Ankara Polis Koleji öğrencilerinin %50’sine yakın bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olarak üzerindeki ajıtasyon çalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler.
Örgütün yapılanmadaki temel stratejisine bağlı olarak, devlet dairelerinin önemli yerlerine yerleşme planını, en tabandan uygulamaya koymaları teşkilatımızda da gözlenmektedir. Gelecekte Emniyet Teşkilatı’nın bürokratlarını oluşturacak Polis Koleji öğrencileri için, koleje seçimden itibaren her aşamada sistematik bir çalışmanın yürütüldüğü görülmektedir.

Örgütün tüm yurt sathında çeşitli görünümler altında kurulu bulunan vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen zeki, çalışkan öğrencilerin meslek okullarına yerleştirilme planından Polis Kolejleri de payını almıştır. Bu öğrenciler Polis Kolejleri’ne geldiklerinde hiyerarşik sıra içinde sınıf, dönem ve okul imamları ve kadrolarının denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitilmektedirler. Sınıfların ve okulun kendi bünyesinde sorumlu imamlarının olmasına rağmen, örgüte karşı asıl sorumlu olan dışarıdan bir üniversite öğrencisidir. Örneğin: Ankara Polis Koleji 3. sınıflar sorunlusu SBF Kamu Yönetimi 3. sınıf öğrencisi A.A., buna bağlı olarak yine soyadı tespit edilemeyen Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Tank . . . ? Gazi Üniversitesi Arap Dili öğrencisi S. Ö. Polis Koleji’nin ve Akademisi’nin sorumlularıdır.

Cumartesi ve pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına katılmaktadırlar. Genelde Polis Koleji ve Polis Akademisi öğrencilerini birbirleri ile karşılaştırmamaya özen gösteren idareci kesim öğrencilerin Abidinpaşa Tıp Fakültesi Caddesi Şadırvan sokak adresinde bulunan Terzi S.B.’nın dükkânında sivil elbise giymelerini ve daha sonra toplantı evlerine gitmelerini sağlamışlardır. Yapılan bu toplantılarda masumane sohbet ve çay partilerinden sora Nur Külliyatı ile ilgili kitapların okunması ve açıklamaları yapılarak Fetullah GÜLEN’in kaset ve videoları seyredildiği, öğrencilerin konulara olan yatkınlığına göre değişik gurup toplantılarına katıldıkları gözlenmiştir.

Ankara’da:

– Dikmen Sokullu,
– Abidinpaşa,
– Cebeci,
– Keçiören,
– Yenimahalle,
– Demetevler’de, teşkilata mensup kişilere ait evler ile bu işler için kamufle edilmiş eğitim evleri mevcut.

Sağlık Koleji öğrencilerinin ise, Demeteveler 12. cadde … sokaktan köşede bulunan ev ve Örnek Mahallesi Faik Suat caddesi 7. sokaktaki51 yerleri kullandıkları tespit edilmiştir.

Polis Akademisi ve Polis Koleji öğrencileri ile bağlantılı oldukları sanılan şahısların adresleri aşağıya çıkarılmıştır.

Hukuki konularda kendilerine yardımcı olan Avukat A. B. isimli şahsın yazıhanesine sık sık gidip geldiği gözlenmiştir.

Fethullah GÜLEN grubunun Ankara liderlerinin, Atatürk Anadolu Lisesi Din dersi öğretmeni K.Ö. isimli şahsın olduğu, Fethullah GÜLEN ile direk irtibatı olduğu, emir ve direktifleri kendisinden aldığı, Ankara ili ve ilçelerinde, örgütlenme çalışmalarını yönettiği, haftanın değişik günlerinde il dışında düzenlenen toplantılara katıldığı, özellikle esnaf kesiminin toplantılarına katılarak esnaf üzerinde sempati uyandırdığı böylece maddi çıkar teminini kolaylaştırdığı kendisinden habersiz hiçbir işin yapılmadığı, kendi görüşleri doğrultusunda faaliyet gösteren evler, okul ve pansiyonların bütün iaşe giderleri, harcamalarının kendisi tarafından yapıldığı, zengin esnaflar ile para toplamak amacıyla yapılan toplantılara Himmet toplantısı adının verildiği, bu tip toplantılara bizzat kendisinin iştirak ettiği, taraftarlarınca kendisine Ankara’nın Valisi dendiği, amaçlarını hizmet için önlerine çıkabilecek engelleri aşmak amacıyla değişik kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaştıkları, işlerini yaptırabilmek için rüşvet ve hediyelere başvurdukları söylenmektedir.

Kamu kurum ve kuruluşlarına kendi fikirleri doğrultusunda bulunan şahısları yerleştirmede tavassutta bulundukları, başarı elde ettikleri, telefon irtibatlarını asgaride tuttukları, önemli haberleşmelerde kurye kullandıkları, Azarbaycan’a gruplar halinde kendi fikir ve düşüncelerini empoze edebilecek nitelikli elemanlar gönderildiği, kendi örgüt mensupları arasında söylenmektedir.

Yapılan araştırmalar sırasında Geçit Sokak Cebeci Ankara adresinde arkadaşları ile beraber kalan Komiser Yardımcısı İ.K.’nün muhtelil zamanlarda diğer illerden yanına gelen aynı fikir ve düşünceleri paylaştığı arkadaşları ile sohbetler yaptığı duyumlanmıştır. Konuların müfettişlerce araştırıldığının duyulması, özellikle konuyu gündeme getiren müstafi Polis Akademisi öğrencisinin kendisini koruyabilmek için müfettişlikte vermiş olduğu ifadeleri, örgüt taraflarına aktarmış olması çalışmalarımız sırasında sık sık karşımıza çıkmış ve hareket imkanımızı kısıtlamıştır.

Her ne kadar ifadelerde belirtilen konuların doğruluğu tartışılmaz bir gerçek ise de bunların delillendirilmesi zaman içerisinde mümkün olacağı kanısı ile her türlü takip ve tarassuta devam edilmektedir.

Gereğini bilgilerinize arz ederim.

DAĞITIM:
Gereği:

Ank. Em. Müdürlüğü’ne Bilgi Teftiş Kurulu Başkanlığı’na

TEFTİŞ KURULU FETHULLAHÇI POLİSLERİ TESPİT EDİYOR

Polis Teftiş Kurulu, hazırladığı raporla Emniyet içinde Fethullah Gülen grubuna yakın polisleri isim isim belirlerken, onlara dışarıdan yardımcı olanları da şu fezlekeyle belirledi:
B.05,EGM,0,06,01/15-92

Em. Gn. Müd. Polis Teftiş Kurulu Ankara

POLİS TEFTİŞ KURULU BAŞKANLIĞINA FEZLEKE

a) Törerle Mücadele Kanununun 1. Maddesinde belirtilen cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuku, sosyal, laik ekonomik düzenini değiştirmek, Türk Devletinin ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek.

b) Görevin yerine getirilmesinde Siyasi Düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, Emniyet mensupları arasında bu yolda ayrım yapıcı, tutum ve davranışlarda bulunmak

Suç Yeri ve Tarihi: Ankara Polis Akademisi 1987-1991 Tarihleri arasında.

Davacı (Müşteki): R.Y . .. Mamak/ANKARA adresinde oturur.

Sanıklar

1- Prof. Dr. A.Ş Polis Akademisi öğretim üyesi.
2- Prof..Dr. R.K Polis Akademisi öğretim üyesi.

TAHLİL:

Yapılan inceleme ve soruşturma sonucu elde edilen bilgi ve delillere göre;

Müşteki, tanık R.Y. 1987 yılında Polis Akademisi’ne girmiştir. Okula girdikten sonra geçmişte olduğu gibi dini vecibelerini yerine getirmeye devam etmiş, bilahere okulda bulunan örgüt organizasyonuna mensup dini inanç ve esasları temel kabul edip faaliyet gösteren kişiler tarafından kendisine yaklaşılarak, kişinin bazı zaaflarından da yararlanılarak söz konusu grubun içersine dahil edilmiştir.

Bu grubun içersine girdikten sonra, eğitim çalışmalarına katılmış ve okulun son sınıfına kadar aynı grubun içersinde faaliyetine devam etmiştir. Zaman içersinde malum grubun sorumlularıyla ters düşmesi üzerine bu teşkilat tarafından dışlanmış ve okul idaresinin de söz konusu grubun görüşlerine yakın hareket etmesi sonucu, okulu bitirme sınavlarına bir gün kala disiplin puanlarını düşürmek suretiyle okuldan atılmıştır.

Bunun üzerine İdare Mahkemesi’ne başvurmuş, aynı zamanda da Emniyet Teşkilatı’nda 1991 Temmuz’unda geniş çaplı bir yönetim değişikliğinin olması üzerine, okuldaki faaliyetler hakkında bir ihbar mektubu yazarak çeşitli makamlara başvurmuştur.

Müşteki R.Y. gerek tarafımıza verdiği ifadede gerekse kendi el yazısıyla yazdığı mektuplarda, Polis Akademisi başta olmak üzere, Emniyet teşkilatının birçok kademesinde bulunan şahısların R.Y. grubunun görüşleri doğrultusunda faaliyet gösterdiğini açıklamıştır.

Bu örgütlenmenin yapılanması eğitim faaliyetleri ve illegalitesi hakkındaki hususlarda itiraflarda bulunmuş. R.Y.’ın verdiği bilgiler ışığında itiraf ve mektuplardaki konular üzerinde tarafımızdan geniş bir araştırma çalışması yapılmış ve ifadelerinin doğruluğu elde edilen belge ve tanık6 ifadelerinden anlaşılmıştır.

Elde edilen bilgi ve verilere göre operasyona yönelik daha geniş bir inceleme ve tespitin yapılması amacıyla, makamın emirleri üzerine konu İstihbarat Daire Başkanlığına aktarılmış, bu birimin yaptığı araştırmalarda da R.Y. tarafından verilen bilgilerin doğru olduğu saptanmıştır.

R.Y.’ın ifadesinde belirttiği ve devre imamı İ.K. ile birlikte gittiği Demetevler ve diğer semtlerdeki değişik amaçlarla kullanılan konutların, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın tespitlerinde de yer aldığı anlaşılmaktadır.

Devletin temel nizamını dini inanç ve esaslar üzerine oturtmak amacıyla faaliyet gösteren ve stratejik amacına ulaşmak için bir örgüt yapılanması içersine giren, siyasi iktidarı bir ihtilal hareketiyle ele geçirmek için teorik ve pratik eğitim aşamasına giren bu örgütün, temel hareket noktası Said-i Nursi tarafından kurulan ve onun çeşitli fonksiyonlarından biri olan Fetullah GÜLEN tarafından organize edilmektedir.

Teori bir siyasi hareket için gereklidir. Amaca ulaşmak için pratiğin esas hareket noktası olarak kabul edilir. Bu grubun nihai hedefi olan siyasi iktidarı ele geçirmek amacıyla çeşidi örgütlenme birimlerine girdiği gözlenmektedir. Örgüt içersinde çalışmış R.Y.’ın da ifade ettiği gibi mevcut durumdaki amacın hedefe ulaşacak ve Devlet kademesindeki belli kadrolara yeterli eleman yetiştirmek olduğu ifade edilmektedir. Bu amaçla, Devlet’in varlığının temel koruyucusu ve kollayıcısı olan Emniyet Teşkilatın’da da amaca uygun bir örgütlenmeye gidildiği müşahade edilmektedir.

Başta Emniyet Teşkilatı’nın gelecekte lokomotifi olacak olan ve teşkilata yön verecek, amir kadrosunu yetiştiren polis Akademisi’nde illegal bir yapılanmaya gidildiği, kademe kademe mezun olan örgüt görüşüne göre militan veya sempatizan durumuna getirilen kişilerin, teşkilattaki diğer eğitim kurumlarına atanarak, uzun vadeli bir program uygulanmaya koyduğu gözlenmektedir. Yine akademi son sınıfta branşlar uygulanmaya koyduğu gözlenmektedir. Yine akademi son sınıfta branşlar ayırımında, bu gruba mensup öğrencilerin daha çok siyasi kışıma ayrıldığı belirtilmektedir.

Polis Akademisi’nde genellikle üyesi olan A.Ş., İ.T., R.F., C.Y., A.T., A.K., İ.B., M.K., R.K., B.C., H.İ.O., Emniyet Müdürü A.Ö. ve A.E.’den oluşan bir teorisyen kadronun bulunduğunu, bu kişilerin şeriat düzeninin daha iyi olduğunu empoze ettiklerini bütün tanıklarca ifade edilmiştir. Bu teorisyen kadrosuna okul idarecisi durumunda olan H.B.E. ve İ.T.’ın yardımcı olduğu belirtilmektedir.

Öğretim üyelerinden sanık durumunda olan, İ.Y.T., A.Ş., R.F., B.C., A.K., H.İ.O., R.K. ve C.Y.’nun ders konularının işledikleri sırada mevcut6: rejimi yererek şeriat düzenini övmek suretiyle hoş göstermeye çalıştıklarını ifadesine başvurulan, H.B., E.G., C.K., İ.Ç., S.Y., E.B., K.Ö., L.S., F.R.A., A.T., S.Y., A.T., M.İ.Y., C.A., E.M., A.T., A.U., L.C.Y., adlı tanıklar tarafından açıkça ifade edilmektedir. Yine tanık ifadelerinde bu öğretim üyelerinin öğrenciler arasında ayırım yaptığı, derslerle ilgisi olmasa bile sürekli şeriat düzenini övmeye gayret sarf ettiklerini belirtmiştir.

Her ne kadar sanık sıfatı ile ifadesine başvurulan söz konusu öğretim üyeleri iddia ve isnatları reddetseler bile, tanık ifadelerine göre, verdikleri sırada şeriat düzenini savunduklarını öğretim üyelerinin din ve felsefi inanç ayırımı yaptıkları hususu, açıkça görülmektedir.

R. Y/m ifadesinde, şeriat düzenin kurallarının daha iyi, T.C. kanunlarının ve nizamlarının derme çatma olduğunu belirten öğretim üyesi kişiler haklarında tanıklık yapabilecek aynı dönemlerde akademide okumuş, şahısların tanık olarak bilgilerine başvurulmuş, söz konusu tanıkların tamamına yakını R. Y.’ın ifadelerini doğrulamıştır.

Müşteki Tanık R.Y. ifadesinde bu örgüt tarafından tehdit edildiğini, İstihbarat Daire Başkanlığı’nda görevli A.T.’le karşılaştığını, A.T.’in kendisine cemaati karşısına almaması gerektiğini söylediğini, bu örgüt hakkında yazmış olduğu mektuptan haberleri bulunduğunu belirttiğini, kendisinin de bu teşkilatın gücünden korktuğunu, çünkü bu örgütün kendisini okuldan attırdığını, ifade etmiştir.

A.T.’in uyarısı üzerine endişeye kapıldığını, ne yapmam gerekiyor diye sorduğunda da, A.T.’in notere giderek, önceki yazdığı ihbar mektubunun yalandan ibaret olduğu konusunda tutanak tanzim ettirmesi gerektiğini belirttiğini, bunun üzerine A. T.’in Altındağ Emniyet Amirliği’ndeki Lojmanlar’da bulunan evine giderek, A. T.’le birlikte ihbar mektubunu inkar eden bir rapor yazdıklarını, bilahere Maltepe semtinde bulunan 18. Noter’e birlikte giderek bu raporu "ifade beyannamesi" başlığı altında noter katibine yazdırdıklarını ifade etmiştir. Daha sonra alınan bilgiler üzerine Ankara 18. Noter’e tarafımızdan müracaat edilerek, bu belge elde edilmiştir.

Noterde A.T.’le birlikte yaptıkları belge, müşteki tanık R.Y. tarafından A.T.’in evinde el yazısıyla yazılarak, müfettişliğimize sunulan belgedir.

(EK: 8)

Bu durum R.Y.’ın ifadesinin doğruluğunu belgeleyen bir husustur.

A. T.’in, R.Y.’ın nişanlısının evine gitmesi müştekiyi "Cemaati karşına alma" diyerek dolaylı olarak tehdit etmesi, kendi evinde ihbar mektubuna neler yazmıştın diyerek defalarca sorduktan sonra, tutanak düzenletmesi bilahare resmiyet kazandırmak için birlikte notere gidilmesi ve önceden62 belirlenip, ayarlandığı anlaşılan noter katibine belge tanzim ettirilmesi A.T.’in anılan grupla bağlantısını açıkça ortaya koymaktadır.

Bahse konu teşkilatla bağlantısı olmayan birinin kendisini ilgilendirmemesi gereken bir konuda, bu kadar aktif davranması düşündürücüdür. A.T.’in gizli kalması gereken hususların açıklığa kavuşmaması için böyle bir faaliyet göstermesi dikkate şayandır. Kaldı ki talimatlı olarak alınan ifadesinde, sorulan soruyu senaryo olarak nitelendirmekte ve R.Y.’la birlikte noterde düzenlettiği belgeyi ifadesine eklemektedir. Bu da göstermektedir ki A.T., bahse konu grubun bütün faaliyetleri konusunda bilgi sahibidir ve ilgilidir.

Bu sebeple Sanık A.T. de diğer sanıklar gibi belirtilen suçu işlemiş bulunduğu mevcut bilgi ve delillere göre subuta ermektedir.

Müfettişliğimizce soruşturmanın derinleştirilmesi üzerine söz konusu grup içersinden rahatsız olanlar olmuş, R.Y.’ın ifadesinde belirttiği örgütün yayın organı olan Zaman gazetesinde soruşturmayı yürüten müfettişler aleyhine "Komplocular ne yapmak istiyor" başlığı adı altında iftira ve isnatlarda bulunulmuştur.

Genel Müdürlüğümüzce Genel Müdür adına yapılan açıklama ile müfettişlerin soruşturmayı usulüne uygun ve hukuk kuralları içersinde yürüttüğüne dair haber ile iddialar tekzip edilmiştir.

R.Y.’ın ifadesine göre, bahse konu örgütün Fetullah GÜLEN’in görüşleri doğrultusunda hareket ettiği, mevcut T.C. Anayasa ve düzenini değiştirmek isteyen yerine şeriat düzenini hakim kılmak arzusunda olan ve bunu bir ihtilalle gerçekleştirmek isteyen, bu amaçla eğitim yapan, yurtlar açan, dershane adı verilen evlerde eğitim yaptıran, bu yurtların altında karate kursu adı altında yakın döğüş öğreten eyleme dönük pratik eğitim yaptıran bir örgüt olduğu ifade edilmektedir.

Söz konusu örgütün amacına ulaşmak için ve bir örgüt niteliği kazanmak için hiyerarşik ölçüler içersinde gerek sivil gerekse Emniyet Teşkilatı’nda örgütlendiği elde edilen bilgilerden anlaşılmaktadır.

Bu amaçla, Fettullah GÜLEN’in genel sorumlu, buna bağlı bölge sorumluları, bunların altında da il sorumlulan olduğu anlaşılmaktadır.

Vali diye adlandırılan il sorumlularının altında birçok kurum ve alanda örgütlenmeye gittikleri müşahade edilmektedir.

Genel bir teşkilatlanma, illegalite, sorumlu tayini, Görev bölümü, aidat toplanması şakirde dedikleri mensuplarına kod isim verilmesi yayın faaliyeti, üyelere para cezası uygulanması mensuplarının kişisel haklarını müdahale, teorik ve pratik eğitim yaptırılması gibi hususların uygulanması tam anlamıyla ideolojik literatürde illegal bir örgütlenmenin varlığını ortaya koymaktadır.

Örgütün koyduğu kurallar çerçevesinde de Emniyet teşkilatında illegal bir örgütlenmeye gidildiği, elde edilen bilgilerden anlaşılmaktadır. Fettullah GÜLEN’e bağlı olarak İç Anadolu bölge sorumlusu K. Hoca’nın, bu şahsa bağlı olarak da Polis Akademisi’nde İ.T. ve H.B.E.’ ün adı geçmektedir. Yine öğretim üyeleri olarak A.Ş., İ.T, R.F., C.Y., A.T., A.K., İ.B., M.K., R.K., B.C., H.İ.O., A.Ö.’ in yer aldığı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde de M.T. ve S.T.’nun bulunduğu yine Polis Akademisi öğrenci kesiminde 3. ve 4. sınıflar sorumlusu olarak Kom. Yrd. C.M., 1. ve 2. sınıflar sorumlusu olarak da Kom. M. E.’ın bunların altında da 4. sınıflar sorusu Devre imamı İ. K., buna bağlı olarak olarak para sorumlusunun M. K., yardımcı imamın İ.Ö., kitap sorumlusunun Z. A., yine bunların altında yardımcı imama bağlı olarak siyasi sınıf imamının M. S., Adli Sınıf imamının A.K. D., Trafik Sınıfı imamının Z. K., İdari Sınıf imamının M.K.’ın sorumlu olarak görev aldığı alınan ifade ve belgelerden anlaşılmaktadır.

T. C. Anayasası’nın demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan illegal "Fettullah Hoca’nın Talebeleri" adlı örgütün, ülke genelinde olduğu gibi, teşkilatımız içersinde örgütlendiği bu sebeple devlet güvenliğini ilgilendiren bir faaliyetin akamete uğratılması ve suçluların fiillerinin subuta erdirilmesi amacıyla yapılacak operasyondan sonra, yukarıda bahsedilen meslek mensuplarının suçları kanıtlanmış olacaktır.

İşbu (38) sahifeden oluşan (4) nüsha olarak tanzim edilen bu fezleke (133) parça ekleriyle birlikte dizi pusulasına bağlanarak sunulmuştur.
Arzederim. 28.08.1992

İSTİHBARATTAN FETHULLAH GÜLEN İN DİYALOG ÇABALARINA VURGU

Mahkemeye gönderilen bu fezleke nedeniyle davalar açıldı. Ünal Erkan, dokuz ay sonra Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne atandı.

1992 yılında cemaatle ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Daire Başkanlığı’nca başlatılan soruşturma sonucunda konu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne intikal ettirildi. Ancak raporda geçen kişilerle ilgili teknik, belgesel ve ideolojik değerlendirmeye havi ilave argümanlar sağlanamadığından DGM takipsizlik karan verdi. Aradan geçen zaman içinde o dönemde görevden el çektirilenler davalar açarak hemen tamamı Emniyet’e, kritik noktalardaki görevlerine geri döndüler.

Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın toplumda kanaat önderi olarak görülen kişilerle, aydınlarla yakınlaşması olumlu sonuçlarını gösterecekti. Turgut Özal’ın 1993 yılında ölümünün ardından Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesi, Fethullah Gülen için yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı.

En önemlisi Demirel’in başbakanlığı döneminde bürokrasi içinde mücadele edilen Fethullah Gülen’in destekçileri rahat bir nefes alabilecekti.

Fethullah Gülen-Tansu Çiller görüşmesi 30 Kasım 1994 tarihinde gerçekleşti.

Böylece Fethullah Gülen, Adnan Menderes’in 35 yıl önce Nur Cemaati’nin lideri Said-i Nursi ile görüşmesinden sonra bir başbakan ile yüz yüze görüşen ilk cemaat lideri unvanına sahip oldu. Cemaatin desteğinin peşinde olduğu iddia edilen Çiller’in, Gülen ile anlaştığı iddiaları ortaya atıldı. Gülen bu konudaki rahatsızlığını dile getirdi. Ardından Gülen, 1995 yılı ortalarına kadar "herkese eşit mesafedeyim" mesajı vermek için tüm siyasi liderlerle görüştü. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Hikmet Çetin, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş ve Aydın Menderes ile bir araya gelen Fethullah Gülen, 1995 yılı Ağustos ayında da Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile görüştü. Gülen, bu turlarla da tüm parti liderleri ile yüz yüze görüşen ilk cemaat lideri oldu.

Fethullah Gülen grubunun artık bir tehlike olarak görülmemesinden vazgeçilmiş olmasından mı, tehlike arz etmemesinden mi, devletin bakışının değişmesinden midir, yoksa cemaate bağlı kişilerin Emniyet teşkilatında etkili görevlere dönüşünün etkisinden midir bilinmez, İstihbarat Dairesi Başkanlığı, bu kez de 1996 ve 1998 yılları arasında Gülen Hareketi hakkında olumlu görüşler içeren kitapçık ve bültenler yayınladı.

İstihbarat Dairesi Başkaniığı’nın 1999 tarihli "İslam’da Mezheplar, Tarikat ve Dini Akımlar-İDB yayınları No.53" sayılı kitapçıkta, Nur grubu içinde en geniş bölüm, liderliğini Fethullah Gülen’in yaptığı gruba ayrıldı.

Ülkenin yoğun terör eylemleri içinde olması nedeniyle İstihbarat’ın aktif terör gruplarıyla uğraşması ve o dönemde şiddet dışı kaldığı için Fethullah Gülen örgütlenmesinin boyutunu görememesi ya da küçük rütbelerde de olsa İstihbarat ve benzeri birimlerde yer almaya başlayan cemaat mensuplarının etkisiyle raporda, Fethullah Gülen ile ilgili şu değerlendirmelere yer verildi:

"Mahkeme tarafından hakkında takipsizlik kararı verildikten sonra 1989 yılından itibaren İzmir, Ankara, İstanbul illerinde tekrar vaazlar vermeye başlayan Gülen’in günümüzde yazmış olduğu çeşitli kitaplarla da faaliyetlerini devam ettirdiği gözlenmektedir. Akyazılılar Vakfı ve Türkiye Öğretmenler Vakfı gibi kuruluşlarla başlayan faaliyetler, günümüzde hayata geçirilen çok sayıda dernek ve şirket aracılığıyla çok daha geniş bir yelpazede sürdürülmektedir. İlk önceleri öğrencileri barındırmak amacıyla açılan evler, zamanla yerini yurtlara daha sonra özel okullar ve üniversite hazırlık dershanelerine bırakmıştır. Eğitim konusundaki çalışmaları kapsamında özel kolejler açmaya başlayan söz konusu grup bu( sahadaki başarılarıyla faaliyetlerini yurtdışına da taşıma imkanı bulmuş ve böylece de büyük çoğunluğu Orta Asya Cumhuriyetleri’nde olmak üzere 200’e aşkın özel okulu faaliyete geçirmiştir. Ülkemiz içerisinde açmış olduğu özel kolejlerin yanı sıra hemen hemen her ilde açılan üniversite hazırlık dershaneleri de yoğun bir eğitim faaliyetleri içerisinde olduğu gözlenen grubun eğitim alanında yurtiçi ve yurtdışında büyük başarılar elde etmesi halkın büyük ölçüde bu eğitim kurumlarına rağbet etmesine de neden olmuştur."

Raporda, Sızıntı dergisinin bu grubun en eski yayın organı olduğu, buna ilave olarak günümüzde iki gazete, bir dergi, bir televizyon ve çeşidi radyo istasyonlarının yine bu grubun görüşleri doğrultusunda faaliyeüerini sürdürdüğü kaydedildi. Gülen’in son dönemlerde toplumun bütün kesimleriyle diyalog kurmakta sakınca görmeyen yaklaşımları ve gençlik içinde gözlenen radikal kaymalara karşı almış olduğu tavırlarıyla da dikkaüeri üzerine topladığı ifade edilen raporda, değişik görüşlere sahip kesimleri aralarındaki düşmanlıkları bir tarafa bırakarak diyalog ortamı oluşturma gayretlerinin de kamu oyunda yankı bulduğu ifade ediliyordu.

Raporda, Fethullah Gülen için övgü dolu şu sözler de yer alıyordu:

"Toplumun her kesimini kucaklayıcı tavrı, davranışları, yaklaşımı nedeniyle dini motifli terör örgütleri ve radikal dini kesimler tarafından çok büyük eleştiri ve hakaretlere maruz kalan Fethullah Gülen, bu kesimler tarafından demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin savunuculuğunu yapmakla da suçlanmaktadır. Ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği bilinen grup genelde, eğitim düzeyi yüksek şahıslardan oluşmaktadır. Kendi amaçlarını, devlet kademeleri için imanlı bir gençliğin yetiştirilmesi olarak açıklayan grubun, siyasi yelpazede ağırlığını demokratik parti çizgisini takip eden sağ partilerden yana koyduğu da bilinen hususlar arasında yer almaktadır."

İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nın Temmuz 1998’de yayınladığı 70 numaralı aylık bültende de Fethullah Gülen grubunun toplumun tüm kesimleriyle diyalog kurma çabasında olduğuna dikkat çekiliyordu.

Bültende şu görüşler dile getiriliyordu:

"… 1970’li yıllarda başlamış olduğu çalışmalarını, çizgisini hiç değiştirmeden günümüze kadar getiren Fethullah GÜLEN’in, bilhassa son dönemler itibariyle, geniş açılımlar sergilediği ve toplumumuzdaki bütün kesimlerle diyalog kurma yönünde çaba sarfettiği gözlenmektedir.

Son olarak; TÜRKİYE GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI bünyesinde yürütülen ve değişik görüşlere sahip olan kesimleri birbirine6′ yakınlaştırma yönündeki gayretleri de bu doğrultudaki yaklaşımlarının bir sonucudur.

F. GÜLEN, ılımlı İslami yorumları, dini değerlerin siyasal hedeflere alet edilmemesi yolundaki telkinleri ve farklı kesimlerle diyalog arayışlarının yanı sıra bilhassa Papa başta olmak üzere Yahudi ve Hristiyan din adamları ile kurduğu irtibatlar nedeniyle de, dini motifli terör örgütleri ve radikal dini gruplarca yoğun biçimde eleştirilmiştir.

Şu anki durum itibariyle ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği bilinen grup, genelde eğitim düzeyi yüksek şahıslardan oluşmaktadır. Kendi amaçlarını, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya çapında önemli bir devlet olma potansiyeline sahip olduğu gerçeğinden harekede, eğitim faaliyetleri ile bu sürece katkı sağlama ve bunun gerçekleşmesi için de ülkede toplumsal barışa hizmet etme olarak açıklayan grubun siyasi yelpazede ağırlığını Demokrat Parti çizgisini takip eden sağ partilerden yana koyduğu da bilinen hususlar arasında yer almaktadır.

Yurtdışında ve yurtiçinde açılan eğitim kurumları çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin mali giderlerinin kurulan şirkeüer vasıtasıyla karşılandığı bilinmektedir. Her il ve ilçenin durumuna göre yurtdışındaki bir ülkenin veya ülkelerdeki birkaç okulun tüm masraflarını karşılayacak şekilde planlamalar yapıldığı ve masrafların bu şekilde taksim edilmek suretiyle yurtiçinden karşılandığı bilinmektedir.

Son dönemde kamuoyunda önemli tartışmalara yol açan 8 yıllık eğitim ve türban konusundaki uygulamalarla ilgili olarak da, bu tarz meselelerin dinin aslından olmayıp teferruat olduğu, dolayısıyla da bu konuların toplumsal huzur ve barışı zedeleyecek ölçüde tırmandırılmasının zararlı olacağı görüşünü savunan F. GÜLEN Grubu’nun, geleneksel ılımlı tavırlarına uygun olarak tutumunu devam ettirdiği gözlemlenmiştir.

Gruba ait ülkemizde faaliyet gösteren eğitim öğretim kurumlarından bazıları aşağıda belirtilmiştir:

İzmir Yamanlar Fen Lisesi, İstanbul Fatih Koleji, İstanbul Safiye Sultan Kız Lisesi, Mersin Yıldınmhan Lisesi, Ankara Samanyolu Lisesi, Van Serhat Lisesi, Denizli Server Lisesi, Erzurum Aziziye Lisesi, Erzincan Otlukbeli Lisesi, Eskişehir Ertuğrul Gazi Lisesi, Sakarya Işık Lisesi, Manisa Şehzade Mehmet Türk Lisesi, Aydın Nizami Erkek Lisesi, Fatih Üniversitesi.

Ayrıca yurtdışında; Özbekistan’da (17) eğitim kurumu ve (1) dil merkezinin bulunduğu, Türkmenistan’da (1) üniversite, (13) ortaöğretim kurumu ve (1) dil merkezinin olduğu, Kazakistan’da ise (30) lise ve (1) üniversite, ABD, Kamboçya, Malezya, Bangladeş, Gürcistan, Kırgızistan, Irak, Romanya, Moldova, Ukrayna, Azerbaycan, Tacikistan, Arnavutluk, Fas ve Pakistan gibi ülkelerde okullarının bulunduğu bilinmektedir."

28 ŞUBAT SÜRECİ VE SONRASI FETHULLAH GÜLEN

1997 yılı 28 Şubatı’nda yaşanan ve "postmodern darbe" olarak nitelenen süreçte, "irticai akımlar"la ilişkili birçok grup hakkında davalar açıldı. Bunlardan biri de Fethullah Gülen ve grubuyla ilgili açılan davaydı.

Fethullah Gülen ve cemaati 28 Şubat 1997 tarihine kadar büyük bir sorunla karşılaşmamıştı.

Başbakan olduğu dönemde sorunlar yaşanmasına rağmen, Süleyman Demirel’in 1993 yılında başlayan cumhurbaşkanlığı dönemi, cemaat açısından rahat faaliyet gösterilen bir dönemdi. Ancak askerlerin rahatsızlığı vardı. Fethullah Gülen o günleri ve üzüntüsünü şöyle anlatıyordu:

"O dönemde birçok kişi geçmişiyle tenakuza düşen bir tavır sergiledi. Demirel, bizim okullar için zamanında 30 tane imzasız açık mektup verdi. Özal’ın başlattığı devlet geleneğini sürdürdü. Ama sonra bizi üzen bir beyanatı oldu, Kurtul Altuğ’la konuşmasında ‘devlet için tehlikeli’ dedi. İnsan üzülüyor tabii. Daha sonra telefonla konuştuk, sesi sopsoğuktu. Belki bilemedi gerçekleri. Bu iş bitti diye inandırdılar onu. Aynı şeyi Cindoruk da yaptı. Geçmişte, 2000’lerin başında bizim avukatlığımızı istedi. Herhalde vermeyince böyle oldu. Ama ben yine de kimseye kırgın değilim."

Fethullah Gülen hakkında açılan davaların tamamından, 2008 yılına kadar verdiği hukuki mücadele sonucunda beraat etti.

Ancak o dönemde ortaya çıkan bir kaset kafaları ve ortalığı çok karıştırdı. Diyalog ve hoşgörü temalı Fethullah Gülen Hareketi’nin başındaki isim devleti ele geçirmekten söz ediyordu.

Akıllarda yer eden ve daha sonra hakkında açılan davanın iddianamesinde de kendisine isnat edilen suçlara dayanak oluşturan ve ATV kanalında yayınlanan o konuşmasında şu görüşleri dile getiriyordu Gülen:

"Arkadaşlarımızın mevcudiyeti İslami geleceğimiz adına bu işin garantisidir. Bu açıdan adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyeüer şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ülkelerde garantimizdir. Bizim varlığımızın bunlar nabzıdır.
Zayiata meydan vermeyin.

Daha bunun neye ihtiyacı var, nasıl takviye edilmeli, bu denmeli, sürekli o araştırılmalı, daha bir takviye edilmeli, fakat mevcuttan da bir ölçüde taviz verilmemeli derken yani fevkalade korumaya alınmalı, katiyyen zayiata meydan verilmemelidir. Bu açıdan bizim ister bu dairede, ister diğer dairede arkadaşlarımızın korunması çok önemlidir. Bu koruma mevzuunda işte arz ettiğim gibi belki işin esnekliğinden istifade edilebilir.

Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın.

Bu açıdan, bir taraftan bu kanun ve kuralları kullanma, biraz önce anlattığım esneklik içinde, diğer taraftan bir kanun ve kural adamı olma6′ imajını uyarmak, yani harfiyen riayet ediyor bunlar denmeli, denmeli ki muntazam terfilerin arkasında bir ölçüde bu vardır. Ve sizin ileriki dönemde daha hayati, daha önemli yerlere gelmenizin arkasında da bu vardır. Yani sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, iş de bu iki müessesede olduğu gibi hayati dinamik bir kısım müesseselerde söz konusudur. Ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma ve eğer dönülüp gelinecekse yara alınmadan, hissettirmeden dönüp geriye gelme meselesi geleceğimizin adına çok esaslı hususlardır.
İstikbale yürümek için sistemin püf noktalarını keşfedin.

Hâlâ bu sistem devam ediyor. Bu sistem içinde arkadaşlarınız istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse bu sistemin püf noktalanın keşfetmeleri lazım. Hava boşluğu gibi, bu meselenin bir yanıdır. Bir diğer yanı da ister adliyede, ister mülkiyede, arkadaşlarımızın gittikleri yerlerde daha rahat iş yapmalan, tutulmaları, kaymakam iseler vali olmalan, sıradan bir hakim iseler takdir olunan bir hakim olmaları… , siyasi güçlerle ve bize yüzde yüz ters olan insanlarla açık bir diyalogumuz olmasa bile böyle çatışmamak. Fakat az buçuk aynı cephe sayılabilecekler, yani duygu ve düşüncelerimize, siyasi mülahaza ile bile sıcak bakan ve bizi terk etmeyen bir çevre içinde mülahaza edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah’tan bu günkü manası ile DYP’sine kadar uzanan bir siyasi yelpazedir. Bu insanlarla çatışmadan, onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide münasebet tesisinde yarar vardır.

Kaynakça
Kitap: ERGENEKON BELGELERİNDE FETHULLAH GÜLEN VE CEMAAT
Yazar: NEDİM ŞENER

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: