Günlük arşivler: 7 Ağustos 2014

PKK DOSYASI : Güneydoğu anadolu’da neler oluyor ?



Son bir yıldır PKK ne kadar halkın içinde ise devlet o kadar geriye, binalara çekilmiş durumda. Bundan dolayı, artık Türk Ordusunun bölgeden ne zaman çekileceği tartışmalarını duymanız normal olduğu gibi, bir lokantada sizin bölge dışından geldiğiniz anlaşıldığında Türkiyeden mi geldiniz? sorusu ile karşılaşmanız mümkün.

Moral üstünlük tamamen PKKya geçmiş durumda. PKK gerilla alanları ilan etmiş, buraya girmeye çalışan Türk birliklerine ateş ediyor, Genelkurmay Başkanlığı ise meşru müdafaa kapsamında ateş ettiklerini açıklıyor.

Gece saat 02.00da Cudi Dağında görüntü alan subay, Tugay Komutanına sormadan ateş etmiyor. Asker ve polis üzerinde korkunç bir barışı provoke etmeyin baskısı var. Öte yandan PKK terörü devam ediyor. Terör örgütü, en seçkin köy korucularını şehit ediyor, evlerini basıyor, bombalıyor. Terör örgütü kentlerde asayiş dediği gruplar ile terör estiriyor. PKKya yakın belediyeler araçlarla dağdaki PKKlılara yemek taşıyorlar. KCK, kaymakam ve vali atamış durumda. PKK mahkemeleri çalışıyor. Bölgede ekonomi, arazi alım satımı dâhil PKKnın kontrolünde. Üstelik AKP Hükümeti yeni tavizler vermeye hazırlanıyor. Kuzey Iraktan gelecek petrol boru hattının gelirlerinin PKKlı belediyeler ile paylaşılması, eğitimde belediyelerin görev üstlenmesi gibi tavizlerin verilmesi için hazırlanılıyor. PKK üst yönetimini de kapsayacak bir devlete karşı işlenen suçlar konusunda çıkarılacak af ile PKKlıların serbest bırakılması çalışmaları için de zaman kollanıyor

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI : MİT’te ‘paralel istihbarat’ tasfiyesi


MİT içinde paralel yapı mensubu olan 50’ye yakın meslek memuruyla ilgili soruşturma başlatıldı. İddialara göre, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olarak atanması durumunda Hakan Fidan Dışişleri Bakanı olarak kabineye alınacak

Devlet içinde başlatılan paralel yapı soruşturması Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) uzandı. Emniyet ve ordu içinde tahkikatlar devam ederken benzer bir soruşturmanın MİT içinde yapıldığı öne sürülüyor.

MİT, emniyet/ordu/yargı/mülki idareye göre Gülen hareketinin görece daha seyrek olduğu kurumlardan biri. Teşkilatın ilk açılımı Sönmez Köksal zamanında olmuştu. Ancak özellikle AK Parti iktidarları döneminde çok sayıda meslek memurunun kuruma alındığı belirtiliyor.

7 Şubat soruşturması sırasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı almaya giden paralel yapı elemanlarının asıl hedefi Fidan’ı tutuklatmaktı. Fidan’ın tutuklanması sonrası MİT, Cemaat yapılanmasının kontrolüne geçecek ve emniyet istihbarat kökenli polisler yönetime el koyacaklardı. Ancak Fidan’ın ifade vermeye gitmekten son anda vazgeçmesi tüm oyun planını bozmuştu.

MİT ile Emniyet arasındaki rekabet özellikle KCK tutuklamaları sırasında zirveye çıkmıştı. Emniyet içindeki paralel yapının KCK maskesi altında MİT’i ele geçirme planı, hükümetin durumu son anda fark etmesiyle önlenmişti.

‘Bu birimi kapatın’

Yıllar önce bir MİT görevlisi ironik bir anekdot anlatmıştı. Bir bayramlaşma esnasında departmanları dolaşan eski Müsteşar Emre Taner, bir kapının önünde durup sakin bir edayla ‘siz hangi işleri takip ediyorsunuz’ diye sorar. Departman şefi ‘Biz irticai faaliyetleri ve F.Gülen’i takip ediyoruz’ şeklinde cevap verir. Bunun üzerine Emre Taner, ‘Biliyorum ama bunca zaman takip ettiniz ne oldu? Bakın ne kadar ileri gittiler. En iyisi siz burayı kapatın’ der.

Bu olaydan günümüze Gülen hareketine bakışta radikal değişim oldu. Güvenlik bürokrasisi bir yana kurumlarının yardımcı olmak için seferber olduğu bir yaklaşımdan mücadele edilmesi gereken ‘iç tehdit’ haline dönüştü. Dün el üstünde tutulan ‘hizmete’, bugün topyekün mücadele kararı verildi.

Memurlar kızağa çekildi!

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre, MİT içinde paralel yapı mensubu olan 50’ye yakın meslek memuruyla ilgili soruşturma başlatıldı. Yenimahalle’deki riyasette istihbarat elemanı olarak görev yapan personelin bu statüden alınarak alt görevlere verildiği iddia ediliyor. Ana karargahtaki tasfiyeye yönelik benzer bir durumun bölge başkanlıkları yaygınlaştırılacağı öne sürülüyor.

Teşkilatla ilgili bir diger gelişme ise riyasette oluşturulan İstihbarat Koordinasyon Kurulu’yla ilgili. Son dönemde bu kurula Emniyet’ten çok sayıda personelin geldiği ancak bunların neredeyse tamamının paralel yapıya mensup oldukları iddiasıyla kurumlarına gönderildikleri ifade ediliyor. Yeni dönemde bu kurulun, bakanlıklardan gelen temsilcilerle yeniden yapılandırılacağı ve paralel yapının tasfiye edileceği söyleniyor.

MİT Müsteşarlığı Muammer Türker’e

MİT için dile getirilen bir diğer iddia, Hakan Fidan’ın bakan olacağı yönünde. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olarak atanması durumunda Hakan Fidan’ın büyük olaslıkla kabineye Dışişleri Bakanı olarak gireceği konuşuluyor. Hakan Fidan’ın müsteşarlıktan ayrılması durumunda ise daha önce de MİT için ismi geçen MGK Genel Sekreteri Muammer Türker’in buraya atanacağı belirtiliyor. Türker, PKK’nın ‘devrimci halk savaşı’ ilan ettiği ve yoğun çatışmaların yaşandığı dönemde Hakkari Valiliği yapmıştı.

Müsteşar Yardımcısı kim olacak?

Bunun yanında 50 günlük bir tatile çıkan Müsteşar Yardımcısı M.D.’nin durumu başka bir soru işareti oluşturuyor. M.D.’nin emeklilik yaşı gelmiş ancak hükümet İmralı’da devam eden müzakerelerde koordinasyon görevini yürüttüğü için görev süresini uzatmıştı. Geçmişte Emre Taner için de benzer bir durum yaşanmıştı. Taner’in görev süresi 4 defa uzatılmış, Habur sonrası 2010’da emekli olmuş ve yerine Hakan Fidan atanmıştı. Bunun yanında Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen müsteşar yardımcısının ayrılmasıyla müsteşar yardımcılığı boşalmış bulunuyor.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Türkiye’de Kuraklık ve Yakıcı Etkileri*


Dr. Tuğba Evrim Maden

Araştırmacı

ORSAM Su Programı

temaden

Artan nüfus ve şehirleşme, iklim değişimi, sanayi ve tarım faaliyetleri, su kaynakları üzerinde baskı yaratıyor. Özellikle ülkemizin de içinde bulunduğu yarı kurak – kurak bölgelerde bu baskı yoğun olarak hissediliyor.

Dünyada gerçekleşen yıllık ortalama yağış miktarı 1050 mm iken Devlet Su İşleri’nin (DSİ) resmi rakamlarına göre Türkiye’ye yılda ortalama 643 mm yağış düşüyor. Üstelik düşen yağış miktarı da ülkemiz coğrafyasında eşit olarak dağılmıyor. Zira Türkiye, her ne kadar su kaynakları açısından zengin bir ülke olarak algılansa da, gerçekte su zengini bir ülke değil.

Dünyanın önde gelen su uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Malin Falkenmark, 1989 yılında, doğal sistemin ihtiyaçları göz önünde bulundurarak bir çalışma yaptı. Ülkelerin toplam nüfusu ile toplam su kaynağı potansiyelini orantıladı ve nüfusun su kaynakları üzerindeki baskısını işaret eden bir indeks hazırladı.

Falkenmark’ın adıyla anılan indekste, kişi başına düşen yıllık su miktarında eşik değer 1700 metreküp olarak belirlendi. Bir ülkedeki su miktarı bu değerin altına düştüğünde, su sıkıntısının başlayacağı ifade ediliyor. Eşik değer, 1000 metreküpün altına indiğinde, o ülkenin su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağı; 500 metreküpün altına düştüğünde ise kronik su kıtlığı yaşanacağı belirtiliyor.

Falkenmark İndeksi’ne göre 2013 yılında Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı 1600 metreküp. Bu rakam uyarınca, günümüzde Türkiye’de su sıkıntısı yaşandığı söylenebilir. 2023 yılında Türkiye nüfusunun 100 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Yapılan hesaplamalara göre 2023’te kişi başına düşen su miktarı 1125 metreküpe inecek ve Türkiye, su kıtlığı yaşayacak.

Türkiye’nin su sorunu

DSİ’nin 2013 rakamlarına göre ülkemizde su kaynaklarının yüzde 72’si tarım, yüzde 14’ü içme suyu, yüzde 14’ü sanayide kullanılıyor. Projeksiyonlara göre 2023 senesinde tarımda sulama ve içme suyu amacıyla kullanılan su miktarı iki katına, sanayi üretiminde kullanılan su miktarı ise üç katına çıkacak.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de nüfus artışı ve buna bağlı artan gıda ve enerji ihtiyacı, su kaynakları üzerinde baskı yaratıyor. Küresel iklim değişiminin su kaynaklarına etkisi de artık inkar edilemez bir gerçek olarak kendini gösteriyor.

Türkiye, resmi açıklamalara göre, 2014 itibarıyla 1961’den bugüne kaydedilen en kurak yılı yaşıyor. Kuraklığın etkileri, bilhassa büyük şehirlerde su talebinin karşılanmasında zorluklara yol açıyor; suyun en yoğun kullanıldığı tarım sektörünü de doğrudan etkiliyor. Özellikle, kuru tarım ürünlerinin üretim miktarındaki düşüş, hububat ve diğer gıda fiyatlarında artış meydana getiriyor.

Ülkemizde yüzey sularının (yani nehirler ve göllerin) yetersiz olduğu bölgelerde, sulama için yeraltı sularının kontrolsüzce kullanılması, bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Kaçak/yasadışı kuyu kullanımı önemli bir mesele. Kaçak kuyularla ilgili yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen, kaçak kuyu kullanımı ile ilgili sorun bir türlü çözülemiyor.

Kaçak kuyularla birlikte yeraltısularının denetimsiz ve yoğun kullanımı; kuyuların kuruması, zemin çökmeleri ve yeraltı suyunun beslediği (göl veya nehir gibi) diğer kaynakların küçülmesi veya yok olmasına sebebiyet veriyor. Son yıllarda Seyfe Gölü (Kırşehir, Mucur) ve Meke Gölü’nün (Konya, Karapınar) kuruması, bu duruma örnek verilebilir.

Su ve enerjinin karşılıklı bağımlılığını temel aldığımızda, Türkiye’de üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 22’si sudan (hidroelektrik) elde ediliyor. Hidroelektrik Santralleri’nin (HES) en büyük özelliği ve tercih edilme nedenlerinden biri de ani talep veya kesinti esnasında, 3-5 dakika içinde tam kapasite devreye girebilmesi, tam güce erişebilmesi veya kapatılabilme imkânıdır. Bu avantaj, HES’lerin diğer enerji santrallerinden (termik, nükleer vb.) en büyük farkını yaratıyor.

Kuraklık nedeniyle baraj rezervlerinin su seviyelerinde meydana gelen düşüşler, hidroelektrik üretimini de sıkıntıya sokuyor. Devam eden kurak süreç, gelecek yıl içinde baraj rezervlerinin eski seviyelerine ulaşmasını geciktiriyor ki bu durumda bazı HES’lerden elektrik üretilememesi dahi söz konusu olabilir.

Kuraklık Türkiye kadar içinde bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasında da su, gıda ve enerji sıkıntısı ile kendini gösteriyor. 2010’da dünya genelinde yaşanan ve özellikle tahıl ihraç eden ülkelerin üretim kapasitelerine darbe vuran kuraklık, devamında büyük oranda tahıl ithal eden Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde gıda fiyatları, özellikle ekmek fiyatlarını artırdı. 2011 yılının başından itibaren Arap coğrafyasında meydana gelen ayaklanmaların nedenleri arasında, kuraklık ve sonuçlarının da yer aldığı dile getiriliyor.

Çözüm önerileri

Türkiye’de bu yıl yaşanan kuraklığın, hidrolojik kuraklığa dönüşüp gelecek yıl da su kaynaklarına etkisinin sürmesinden kaygı duyuluyor. İklim değişikliğinin ilk kurbanı su kaynaklarıdır. Yapılan çalışmalarda, önümüzdeki yıllarda Türkiye genelinde sıcaklıkların 2,5 -3,5 derece artacağı ve yağışların yüzde 25-35 oranında azalacağı tahmin ediliyor. Bu değişim, Türkiye’nin su bütçesini olumsuz yönde etkileyecek ve yaşanacak su sıkıntısını arttıracaktır.

Muhtemel su sıkıntısına karşı acilen önlemlerin alınması ve planların yapılması hayati önem taşıyor. Bu doğrultuda, arz odaklı su yönetiminden ziyade talep odaklı yönetime (su talebini sınırlayarak su kaynaklarını verimli kullanılması, su tasarrufu için kurumsal ve yönetsel yapının hazırlanmasına) odaklanılması gerekiyor. Sürdürülebilir su kaynakları yönetiminin, artık yeni yağış rejimleri, kurak dönemler ve yeni iklimsel şartlarla mücadele edecek ve uyum sağlayabilecek esneklik ve güçte olması bir zorunluluk.

Türkiye’deki şehir şebekelerinde suyun, kaynaktan evlere ulaşana kadar uğradığı kayıp miktarı ortalama yüzde 50 civarında. Eskimiş ve yıpranmış su şebekelerinin yenilenmesi veya onarılmasıyla, şebekelerden su kaybı en aza indirilebilir.

Büyük şehirlerin artan su ihtiyacı ile kuraklık şartları birleştiğinde, su talebinin karşılanmasında zorluklarla karşılaşılıyor. İçme suyu amacıyla inşa edilmiş barajların kapasitesi yetersiz kaldığında, İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirler için başka havzalardan su transferi gerçekleştiriliyor. Havzalararası su transferi esnasında, donor (kaynak) havzanın gelecek dönem su ihtiyacının hesaplanması en önemli kriterlerden olmalıdır. Havzalararası su transferi projesinin sürdürülebilirliği açısından ayrıca çevre, tarım, toplum ve ekonomi politikaları ile entegre edilmesi de şarttır.

Su kaynaklarının büyük bir kısmı tarımdaki sulama faaliyetlerinde tüketiliyor. Sulama yöntemlerinde, su tasarrufu sağlayan modern sulama teknikleri yaygınlaştırılmalıdır. Söz konusu teknikler (yağmurlama, damla sulama vb.) sayesinde su kaybı yüzde 5-20 arasında kalıyor. Klasik sulama yöntemlerinde çok daha yüksek seviyelere çıkıyor. Son yıllarda ülkemizde bu konuda çiftçilere modern sulama tekniklerini uygulamaları için çeşitli teşvik ve kolaylıklar sağlanıyor. Bu durum, su tasarrufu için atılmış önemli bir adımdır; uygulamalar mutlaka denetlenmeli ve takip edilmelidir.

Ayrıca, atık suyun arıtılıp tekrar kullanılması, çatılarda veya yüzeyde toplanan yağmur sularının depolanıp “yağmur hasadı” yöntemiyle tarımda tüketilmesi için yapılan çalışmalar da su tasarrufu için önemlidir.

Suyun tasarruflu kullanılmasında en önemli etken şüphesiz kullanıcılardır. Türkiye’nin su zengini olmadığı ve her bireyin/hanenin yapacağı su tasarrufunun büyük ve olumlu sonuçlar doğuracağının anlaşılması, kullanıcıların bilinçlenmesinde anahtar noktadır. Medya, okullar, özel veya devlet kurumlarının yürüteceği farkındalık projeleri yoluyla bu bilginin anlatılıp yayılması sağlayabilir.

*Bu yazı 2 Ağustos 2014 tarihinde Al Jazeera Türk-Görüş’te yayınlanmıştır.

AKP’YE BÖYLE POLİTİKACI YAKIŞIR /// FIRILDAKLIK ŞAMPİYONU SÜLEYMAN SOYLU /// SİYASETİN SİS İ’Sİ :))


VİDEO LİNK :

KÜRT SORUNU DOSYASI /// YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK RİSKLERİ : BAĞIMS IZ KÜRT DEVLETİ’NİN KURULMA İHTİMALİNİN DOĞURABİLECEĞİ SORUNLAR


YRMBRNC YZYILDA TRKYE’NN GVENLK RSKLER.pdf

OY KULLANACAKLARA SON HATIRLATMA /// BÖYLE BİR CUMHURBAŞKANI MI İSTERSİNİZ ???


ESKİ LİDERLER İLE TAYYİP ERDOĞAN ARASINDAKİ FARK /// ATA’YA DUYULAN SAYGI


ESKİDEN LİDERLER ATA’YA SAYGI İLE GİDERDİ

PADİŞAH 1. TAYYİP İSE CUMHURİYETİ KURANLARA DEMEDİĞİNİ BIRAKMADI

ATA’MIZA VE 2. CUMHURBAŞKANIMIZ İNÖNÜ’YE HALKIN HUZURUNDA “AYYAŞ” DEDİ.

%d blogcu bunu beğendi: