İSRAİL DOSYASI /// Serdar Kaya : Peki Türkiye kimlerin İsrail’i ?


http://serbestiyet.com/peki-turkiye-kimlerin-israili/

Bugünlerde sürekli İsrail’den söz ediyoruz. Ama bazı soruları sormak nedense pek aklımıza gelmiyor:

İsrail çok sayıda masum insanın ölümüyle sonuçlanacağı belli olan saldırılarda bulunmaktan neden çekinmiyor? İsrail halkının çoğunluğu bu saldırıları nedendestekliyor? Hatta bazı İsrailliler bu saldırıları nasıl oluyor da kutlayabiliyorlar? Kimi İsrailli siyasetçi, akademisyen ya da din adamlarının Filistinlileri tamamen dehümanize eden ve katledilmelerini sıradanlaştıran beyanlarda bulunmaları nasıl mümkün olabiliyor?

Bu çerçevedeki konularda sıklıkla bahisler açsak da, spesifik olarak bu nedensel sorgulamalarda bulunmuyoruz. Zira, pek çok diğer konuda olduğu gibi bu konuda da zihnimizde sorular değil, cevaplar var. Yani, İsraillilerin Filistinlilere karşı nasıl bu denli acımasız olabildiklerini merak etmiyoruz, çünkü bu sorunun cevabını bildiğimizi zannediyoruz.

Öteki = Kötücül

Türkiye’de İsrail ve Siyonistler hakkında yapılan yorumların ezici bir çoğunluğu, doğruluğundan çok fazla şüphe edilmeyen bir kötücüllük varsayımı üzerine oturuyor. Bu yaklaşıma göre, İsrailliler (ve hele de Siyonistler) son derece kötücül kimseler… Dolayısıyla da, Filistinli kadın ve çocukları öldürmekten çekinmiyor, Gazze’ye bombalar düştüğünde kutlamalar yapıyor ve sürekli Filistinlilerin hak ve hayatlarını hiçe sayan sözler sarf ediyorlar.

Bu yaklaşım her zaman bu şekilde ifade bulmasa da, İsrail’e yönelik tavır ve eleştirilerin tamamına yakını bu özcü varsayımın izlerini taşıyor. Yani, yaşanan tartışmalardaki asıl sorun aslında Yahudilere nisbetle yapılan Hitler ve Holokost övgüleri değil. Asıl sorun, her etnik kimliğe doğuştan gelen kimi özellikler atfetmek suretiyle bu gibi nefret söylemlerine temel teşkil eden özcü algılar taşıyor olmak. Türkiye’deki yaygın İsrail eleştirileri, bu türden (ve aslında gayet tipik olan) bir antisemitizm içeriyor. ABD’nin İsrail’e askeri yardımlarda bulunması ya da Batılıların Filistinlilerin hayatı konusunda nisbeten daha duyarsız davranmaları gibi gerçeklikler ise, sadece bu önyargıları teyit etme (ve daha geniş kategoriler altında genelleme) işlevi görüyor.

‘Biz ve onlar’

Sosyal psikoloji alanında yapılan kimi deneyler, Öteki addettiğimiz kimliklere kötücül nitelikler atfetmemizin aslında önemli ölçüde kendimiz ile ilgili bir durum olduğunu ortaya koyuyor. Şöyle ki, insanlar “Onlar kötü” diyerek aslında “Biz iyiyiz” demeye çalışıyorlar. Bu çaba, doğrudan insan doğası ile ilgili. Zira, insanlar, kendilerine olumlu nitelikler atfetme ihtiyacındalar. Bu nedenle de, “Onlar kötü, ama biz de pek iyi sayılmayız” gibi yorumlar aynı derecede yaygın değil.

Konunun bu yönü dikkate alınırsa, Türkiye’de antisemitizmin aslında sadece Yahudi değil, Türk ve müslüman kimlikleri ile de ilgili olduğunu görmek kolaylaşır. Zira, Yahudi kimliği, yapısı gereği, hem Türk hem de müslüman kimliği içinden ötekileştirilmeye müsaittir. Hatta, şunu da belirtmek gerekir ki, Türk ve/veya müslümanların Yahudilere karşı olumsuz tavırlar geliştirmeleri için Türklük ve/veya müslümanlıktan (ve de Yahudilikten) aynı şeyi anlamaları da gerekmez. Aslolan, kimliklerin içeriklerinden ziyade, kimleri “biz” ve kimleri “onlar” başlığı altında kategorize edecek şekilde anlaşıldıklardır.

Filistinliler ‘biz’den mi?

Filistinlilerin kimliği bu noktada kritik bir yerde duruyor. Zira, Filistinliler Türk kimliği içinden bakıldığında “onlar” kategorisi içinde yer alırken, müslüman kimliği açısından “biz” durumundalar. Peki, bu durumda Filistinlileri nasıl bir yere koymak doğru olur?

Bu soruyu cevaplandırma adına, Suriyeli sığınmacılar önemli bir örnek teşkil ediyor. Zira, İsrail-Filistin çatışmasını öncelikle bir Yahudi-müslüman ihtilafı olarak algılamak, Filistinlileri “biz“, İsraillileri ise “onlar” kategorisinde değerlendirmeyi kolaylaştırıyor. Suriyeli sığınmacıları ise, Türk kimliğimiz ile algılıyoruz – ki ülkelerimiz arasındaki sınır da zaten milli bir sınır.

Dolayısıyla, Türkler ile Suriyeliler arasındaki ilişkilerin etnik algılarla şekilleniyor ve kolaylıkla şiddet doğurabiliyor olması çok şaşırtıcı değil.

Bazı sorular

(1) 2013 yılının Mayıs ayında Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde başları taşlarla ezilerek öldürülen Suriyeliler bunu hak edecek ne yapmışlardı?

(2) Suriyelilerin şehirlerimize gelmelerinin hemen ardından, boyutları azımsanamayacak bir öfke, nefret ve hatta şiddet ortaya çıktı. Suriyelilerin açtıkları işyerleri ve Suriye plakalı otomobiller tahrip edildi. Bu tavırlar, Suriyelilerin hırsızlık yaptıkları ve kadınları taciz ettikleri gibi bir dizi argümanla gerekçelendirildi. Bunlar, dünyanın farklı yerlerindeki ırkçı azınlıkların gerekçeleriyle tamamen örtüşüyordu. Özetle, Suriyelileri pek sevemedik… Bu noktada şu soru önemli: Suriyeli Arapları, Filistinli Araplardan bu denli farklı algılıyor olmamızın nedeni ne olabilir? Ya da, Filistinlileri bu kadar “sevmemizin” nedenlerinden biri de, bugüne dek Türkiye’ye pek gelmemiş olmaları olabilir mi?

(3) Şayet dünya üzerinde İsrail-Filistin ihtilafı gibi bir ihtilaf hiç varolmasaydı, Filistinli Araplar ile Suriyeli Arapları algılayış şeklimiz arasında herhangi bir ciddi fark olur muydu?

(4) Haberlerde bir İsraillinin bir Filistinliyi kafasını taşla ezerek öldürdüğünü öğrensek, tepkimiz ne olur? Peki ya, İsraillilerin Filistinlileri asit kuyularına atmaya başladıklarını öğrensek? Kan beynimize sıçrar mı? Bir Türk, Suriyeli bir sığınmacıyı aynı şekilde öldürdüğünde aynı derecede büyük bir tepki vermiyorsak, bunun nedeni ne olabilir?

(5) Müslümanların mazlum durumda oldukları her katliamı (şartlarını inceleme ihtiyacı dahi hissetmeksizin) soykırım olarak nitelendirmeyi çok seviyoruz. Eğer soykırım ve diğer insanlık suçları konusunda gerçekten bu denli hassas isek, 2003′ten bu yana Darfur’da devam etmekte olan soykırımın (ve aslında bölgede işlenen akla gelebilecek her türlü suçun) en büyük sorumlusu olan Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir‘in 2008 yılında Türkiye’de ağırlanması neden çoğumuzu rahatsız etmedi? Şayet şartlar daha farklı olsaydı, tepkiler yine böyle cılız kalır mıydı? Mesela, Sudanlı müslümanlar, ülkenin hıristiyan cumhurbaşkanı ve hakim sınıfı tarafından bu denli uzun bir süre boyunca soykırıma uğratılsalar, Sudan’ın Netanyahu’su olan böyle bir cumhurbaşkanını yine resmi olarak Çankaya’da ağırlar mıydık?

(6) Darfur’daki trajediye bu denli kayıtsız kalırken, Arakan ya da Urumçi konusunda epey hassasız. Bu durum, haksızlıklar konusunda seçici bir algıya sahip olduğumuz anlamına gelmiyor mu? Şayet durum bu ise, bazı Batılıların kendilerini Filistinlilerden ziyade İsraillilere yakın hissetmelerini eleştirmeden önce bir kez daha düşünmemiz gerekmez mi? Dünyanın farklı yerlerinde an itibariyle yaşanmakta olan mazlumu-müslüman-olmayan-trajedilerin ne kadarından haberdarız? Peki ya zalimi müslüman olan trajedilere ilgimiz ne seviyede?

(7) Batı ülkelerindeki pek çok şehirde Filistin’e destek adına geniş katılımlı yürüyüşler düzenlendi. Türk ya da müslüman olmayan insanlara yönelik zulümleri kınayan kaç büyük yürüyüş düzenlendi bugüne dek Türkiye’de?

(8) İsrail-Filistin çatışmasının kızıştığı dönemlerde Avrupalılar tepkilerini müslüman komşularına yansıtsalar, bu tavrı nasıl yorumlardık? Bu gibi dönemlerde Türkiyeli Yahudilerin sürekli hedef haline geldiklerinin ne kadar farkındayız?

Bir Türk, bir Suriyeli, bir Yahudi…

Sosyal psikolojideki Optimal Ayırtedicilik Teorisi, farklı grup aidiyetlerinin farklı sosyal bağlamlarda nasıl belirginlik kazandığı üzerinde durur. Samuel Huntington, Medeniyetler Çatışması adlı kitabında bu konuyu şu örnekle izah eder: “Biri Alman diğeri Fransız iki Avrupalı, baş başa iken birbirlerini Alman ve Fransız olarak tanımlarlar. Biri Alman diğeri Fransız iki Avrupalı ile biri Suudi biri Mısırlı iki Arap karşılaştıklarında ise, kendilerini Avrupalı ve Arap olarak tanımlarlar.”

Huntington’ın verdiği örnek, elbette Türkiye ve Orta Doğu için de geçerli. Bir Türk, bir Suriyeli ve bir İsrailli aynı masada oturduklarında, Türk ve Suriyeli, kendilerini müslüman, İsrailliyi ise Yahudi olarak görmeye daha meyillidir. İsrailli masadan kalktığında, ayırtedicilik, müslümanlıktan milli kimliğe kayar. Yani, müslümanlığın önemi azalırken, Türklük ve Suriyelilik belirginlik kazanır. İlgili Suriyeli, masadan kalksa ve yerine bir başka Türk otursa, bu sefer de iki Türkün bulunduğu bir ortamda Türklük önemsizleşir ve yerini daha yerel çekişmelere bırakır. Siyasi partiden futbol takımlarına, sosyoekonomik statüden cinsiyete dek pek çok aidiyet, insanların birbirlerini farklı algılamaları için fazlasıyla yeterlidir. Kaldı ki, aynı siyasi partinin içinde de farklı birimler, kanatlar, klikler, düşünceler vardır. Ve aslında çoğu insan yalnızdır. Ama insanların çoğu bunu fark etmez ve ait olduklarını zannettikleri grup kimlikleri ile kendilerini oyalarlar.

Biz kimlerin İsrail’iyiz?

Yeniden başa dönelim: İsrail devleti neden bu kadar acımasızca kan döküyor? İsraillilerin çoğu neden devletlerini destekliyor, hatta bu katliamları kutluyorlar?

Öncelikle şunu belirtmek gerekli: İsrail devletinin gerçekleştirdiği katliam, dünyada nadir rastlanılan bir acımasızlık örneği değil. Devletlerin acımasızlığı, ne yazık ki istisnadan ziyade kural durumunda. Kendi tarihimize de bakarsak, sadece son yüzyıl içinde dahi İsrail’in yaptıklarından hiç geri kalmayacak türlü zulüm örneklerine rastlayabiliriz. Kendi tarihimizi bu düşünceyle yeniden gözden geçirmek, İsrail’in yaptıklarını mazur göstermez. Ama insanların neden başkalarının zulmünü daha kabul edilemez bulduklarını anlamaya yardımcı olabilir.

İsraillilerin çoğunun devletlerini desteklemeleri de büyük ölçüde bununla ilgili. Yani İsrailliler, bu delice şeyleri, istisnai derecede kötücül olduları için yapıyor değiller. 90′lı yıllarda Türk ordusunun PKK’ya yaptığı saldırıları televizyon karşısında haber alan Türkler neden “Oh olsun” diyor idilerse, onlar da aşağı yukarı aynı sebeplerden ötürü öyle yapıyorlar. Ya da, Türkiyeliler, Suriyeli sığınmacılara neden utanç verici şeyler yapıyorlarsa, onlar da aşağı yukarı aynı sebeplerden ötürü benzeri tavırlar sergiliyorlar. Ya da, Türk sanatçılar neden İstanbul’da Arap turist görmek istemediklerini söylüyorlarsa, oradaki entelijansiya da benzeri sebeplerle Filistinlilerden pek hazzetmiyor. Türkler onyıllarca ailelerinden, öğretmenlerinden ve genel manada çevrelerinden Kürtler hakkında neler duyarak büyüdülerse, onlar da Filistinliler hakkında daha da kötü şeyler duyarak büyüdüler. Neticede bir zamanlar Türkler nasıl Kürtleri dehümanize ettilerse, onlar da bugün itibariyle Filistinlileri insan olarak görmüyorlar.

Yani, kötücül bellediğimiz İsrailliler de aslında tıpkı bizim gibi acınacak durumdalar. Ve bizim bir zamanlar Kürtlere, bugünlerde de Suriyelilere yaptıklarımızın kimi zaman azını, kimi zaman fazlasını onlar da Filistinlilere yapıyorlar.

Yani aslında bir tane İsrail yok. Bir insanın teröristi bir başkasının özgürlük savaşçısı olduğu gibi, bir insanın devleti de bir başkasının katili, zalimi, işkencecisi… Dolayısıyla, her şeyden önce, “Biz kimlerin İsrail’iyiz?“, “Kimlerin soykırımcısıyız?” diye sormak gerekiyor. Eğer kendimize bu şekilde bakmayı başarabilirsek, İsrail’de olan biteni de çok daha makul bir düzlemde algılayabiliriz. İsraillilere zannettiğimizden çok daha fazla benziyoruz çünkü.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: