Günlük arşivler: 4 Ağustos 2014

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Jandarma’nın kulağına teftiş !


İçişleri Bakanlığı, yasadışı telefon dinleme iddialarının kamuoyuna yansımasıyla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı’ndan sonra Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’nda da teftiş başlattı.

Özellikle, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait olduğu anlaşılan TIR’lara yönelik Adana’da İl Jandarma Komutanlığı’nca gerçekleştirilen ve iç siyasi tartışmalara neden olan operasyonda jandarma istihbarat birimlerinin etkili olduğu yönündeki iddialar sonrasında İçişleri Bakanlığı önemli bir adım attı.

Adana’daki olayın ardından bazı üst rütbeli jandarma görevlileri, haklarında başlatılan soruşturma kapsamında görevden el çektirilirken, İçişleri Bakanlığı adli kolluk uygulaması kapsamında kendisine bağlı olarak faaliyet gösteren Jandarma Genel Komutanlığı’nın istihbarat birimini mercek altına aldı. İçişleri Bakanı efkan ala’nın onayı doğrultusunda, bakanlık Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı’ndan görevlendirilen iki Mülkiye başmüfettişi, emniyettekine benzer biçimde faaliyet gösteren Jandarma İstihbarat Başkanlığı’nın kayıtlarını incelemeye aldı. Bakan Ala’nın onayına göre, müfettişler jandarma istihbaratın geriye dönük 2011 – 2014 tarihleri arasındaki “son üç yıllık” dönemini teftişi başladı.

Talimat Ala’dan
Müfettişlerin, teşkilat şemasında Jandarma Genel Komutanı’na doğrudan bağlı olan İstihbarat Başkanlığı’nın gerek merkezde, gerekse taşradaki birimlerinde gerçekleştirdiği telefon dinlemelerine yönelik işlemler başta olmak üzere yardımcı istihbarat elemanı kullanılması ve istihbarat ödeneklerinin kullanımının uygun olup olmadığını inceledikleri belirtildi. Milliyet’e bilgi veren İçişleri Bakanlığı yetkilisi, geçmişte pek örneği olmayan Jandarma İstihbarat Başkanlığı’nın denetlenmesi talimatının bizzat Bakan Ala’dan geldiğini belirtti.

AK PARTİ DOSYASI /// DR. BEŞİR DOSTER : Nereden Nereye ??


ABD Başkanı Obama, aylardan beri Recep Tayyip Erdoğan’ın telefonlarına çıkmıyormuş. Başbakan, Abdullah Gül’den başlayarak, dışişleri bakanlığının her kademeden bürokratlarını aracı olarak kullanmasına rağmen, karşı tarafta ne ses var ne de cevap. R. T. Erdoğan zor durumda, sitemkâr, sıkıntılı…

Bitmedi. Almanya Başbakanı Merkel, Avusturya’nın başbakanı ve dışişleri bakanı, Erdoğan’ın geçtiğimiz aylardaki Almanya ve Avusturya ziyaretlerinde sözlerini sakınmadan, hatta yüz yüze, “Lütfen ülkemize gelmeyin. Halkın huzurunu bozuyorsunuz” dediler.

Uzak Asya’nın, Yakın Doğu’nun, Balkanların ve bilumum İslam ülkelerinin en büyük lideri olduğu, yandaşlarınca yazılıp söylenilen Türk başbakanının düştüğü duruma bakar mısınız? Daha da önemlisi, Türk başbakanının Müslüman ülkelerde bile muhatabı yok.

Günümüzde Suriye’de, Mısır’da, Libya’da Türkiye’nin büyükelçisi yok. Musul’daki maslahatgüzarımızdan iki aydır haber alamıyoruz. İsrail – Filistin sorununda arabuluculuğu Mısır yürütüyor. İsrail devleti ve yurtdışındaki etkin Yahudi lobileri Türk başbakanına verdikleri madalyaları geri istemeye başladılar. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, bugün sınır komşularıyla olan dostça ilişkilerini amansız bir düşmanlığa çevirdi. Devletler değil, kanlı çetelerdir artık müttefiki ve muhatabı.

2014 yılında dışişlerimizi kimin ve hangi kurumun yönetip yönlendirdiği belli değil. Kısaca, Ahmet Davutoğlu mu, Hakan Fidan mı? Türkçesi; hariciye vekâleti mi, Milli İstihbarat Teşkilatı mı?

1920’li yıllarda Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış genç Cumhuriyet, son derece saygın bir devletti. Gerek bölgesinde, gerekse tüm dünyada saygınlığı, güvenilirliği vardı. Savaştığı düşmanlarıyla dost olmuştu. Ülkesinin hem doğusunda hem batısında oluşturduğu antlaşmalarla öncü devletti. Lider ülkeydi, gücü vardı, itibarı vardı. Batılı devletlerin siyaset adamları, aydınları, yazarları, Türkiye’yi sık sık ziyaret eder, Türk Devrimi’ni izlemeye, anlamaya çalışırlardı. Keza, doğunun kralları, şahları ülkemize gelir, Türk Devrimi’ni ülkelerinde uygulayabilmenin yollarını, yöntemlerini öğrenmeye çabalarlardı.

Cumhuriyet’le ve Cumhuriyet’in kurucularıyla hesaplaşmayı siyasetinin temeli ve hedefi sayan R. T. Erdoğan, şimdi cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi açıkhava toplantılarında bile ABD Başkanı Obama’nın, telefonlara çıkmamasını adeta yana yakıla anlatmaya başladı. Bu tablo düşündürücüdür ve üzücüdür. Dahası, ülke yönetiminin 2014 yılında iflas ettiğinin tartışmasız belgesidir, itirafıdır.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde böylesine perişan ve çaresiz olmamıştır. Şimdi, R. T. Erdoğan’ın şunu bilip öğrenmesinde, öğrenip uygulamasında yarar var:

Tam yarım asır önce İsmet İnönü, Kıbrıs görüşmelerinden sonra ABD’den Türkiye’ye dönerken, uçakta gazetecilere “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini bulur” demişti. ABD yöneticileri, İsmet Paşa’nın bu çıkışı üzerine hop oturup hop kalkmışlardı o günlerde. Çünkü İsmet İnönü, eski bir asker olmasının yanında, diplomatik yetenekleri yüksek bir devlet adamıydı. Dünya dengelerini değerlendirmesini bilen, uzak görüşlü bir liderdi.

İşte o eski “sarhoşlar”, işte bu yeni ayıklar…

DİN & DİYANET DOSYASI /// VİDEO : DİNCİ ŞARLATANLAR DİN NASIL SEVDİRİLİR GÖRSÜN


VİDEO LİNK :

NEDEN MÜSLÜMAN TOPLUMU GERİ DE BATI TOPLUMU İLERİ /// İŞTE CEVABI /// Trinity Koleji Kütüphane si, Dablin, İrlanda


TWITTER MUHABBETLERİ : TAYYİP’İN G…NÜN GILLARI TAYYİP’E SAHİP ÇIKTI /// YOLSUZLUK YAPTIYSA BİLE .. ..


TARİH : İnsanlık Tarihinin Gördüğü En Büyük 16 Şehir


Şehirler: İnsan uygarlığının merkez üsleri. Milattan önce Eriha, 600’lerde o zamanki adı ile Konstantinapolis, 20. yüzyılda New York, gerek coğrafi konumları, gerek tarımsal kapasiteleri, gerekse kültür merkezleri olmaları ile dünyanın en büyük şehirleri olma ünvanına sahip oldular. Her biri kendi zamanının en gelişmişi idi ancak doğal afetler ya da savaşlar sebebi ile bu ünvanı başka şehirlere devretmek zorunda kaldılar.

Tarihçiler Tertius Chandler, Gerald Fox, ve George Modelski insanlık tarihinin gördüğü en büyük 16 şehri bizler için seçmiş.

1. Eriha

Milattan önce 7000 yıllarından 2000 sakini ile Eriha uygarlığımızın gördüğü ilk büyük şehir.

Filistin‘in Batı Şeria bölümünde Ürdün Nehri yanında yer alan bu yerleşim alanı, aynı zamanda tarihin en çok işgal edilen toprak parçası olabilir.

Ölü Deniz’inin yakınlarında yer alan şehir Ürdün Nehrinden gelen sular ile çölün ortasında adeta bir vaha gibi. Bu verimli topraklarda yetişen opobalsamum bitkisinden elde edilen balsam dönemin petrolü idi ve bu da şehrin büyümesine olanak sağladı.

Eriha aynı zamanda Eski Ahit’te "Palmiye ağaçları şehri" olarak da anılır.

2. Uruk

Milattan önce 3500 yılına geldiğimizde 4000 kişilik yerleşimi ile büyük Sümer şehri Uruk’u görüyoruz. Gılgamış Destanı’na da ev sahipliği yapan şehir en büyük zenginliğini de Gılgamış’ın hükümdarlığı sırasında yaşadı. Hükümdar surları yaptırmış, ticareti sağlamlaştırmış, üretimi arttırmış, Uruk’u döneminin en muhteşem şehri haline getirmişti.

Fakat bölgesel mücadeleler şehrin ihtişamını sürdürmesine izin vermedi ve milattan önce 2000 yıllarında Uruk tarihin tozlu sayfaları arasına karıştı.

3. Mari

Mari, bugünkü ismiyle Tel el-Hariri, milattan önce 2500 yıllarında tam 50.000 vatandaşa sahipti.

Verimli Mezopotamya topraklarının ortasında bulunması onu kereste, tarım ürünleri ve seramik ticaretinin merkezi haline getirdi. Bu dev şehir önce Sümer krallarına sonra Amori krallarına ev sahipliği yaptı hatta bu krallardan birinin şehirde 300 odalı dev bir sarayı da bulunmaktaydı.

Ne yazık ki Mari, Babil kralı Hammurabi tarafından milattan önce 1759 yılında yağmaladı ve sonra terk edildi.

4. Ur

Milattan önce 2100 yılında Basra Körfezi’nin en önemli limanına sahip olan Ur, 100.000 şehir sakinini barındırıyordu.

Bu liman özellikle değerli metallerin ve taşların yani dönemin lüks ürünlerinin ticaretinin yapıldığı önemli bir merkezdi.

Giderek zenginleşen Ur, kuraklıklar ve akarsuların yön değiştirmesi sonucu yavaş yavaş terkedildi ve milattan önce 500’e gelindiğinde artık ölü bir şehirdi.

Tevrat’a göre İbranice’nin yaratıcısı İbrahim, Ur´da doğmuştur. Bu sebeple Ur kutsal bir şehir olarak varlığını devam ettirdi ancak insanlar orada yaşamak yerine ölülerini gömmeyi tercih ettiler.

5. Yinxu

Yinxu 120.000 vatandaşı ile milattan önce 1300 yıllarında zirveye oynadı.

Huan Nehri üzerinde eski bir köy olan Yinxu, Shang Hanedanı’nın başkenti olarak yeniden doğdu. Şehir Zhou Hanedanlığı’nın başlangıcı ile terk edilecekti.

Bu büyük şehir aynı zamanda öküz kafatası ya da kaplumbağa kabuğu üzerine yazılan ilk Çin yazısı örneklerine de ev sahipliği yapıyor.

6. Babil

Milattan önce 700 yılına geldiğimizde ünlü Babil şehrini görüyoruz. Bugün bu kelime bize çöküş ve kibiri anımsatıyor olsa da Babil zamanının en görkemli kentiydi.

İncil’de Babil’le ilgili en ünlü hikaye Babillilerin cennete erişecek bir kule yapmaya girişmeleri ancak bu fikirden hiç de hoşlanmayan Tanrının kentin sakinlerine ayrı ayrı diller göndermesi sonucu anlaşamazlık yaratarak kulenin yapımını engellediği şeklindedir.

İnanç ne olursa olsun Babil milattan önce 538 yılına kadar prestijin, gücün ve zenginliğin başkenti oldu.

7. Kartaca

Akdenizin ünlü şehri Kartaca milattan önce 300 yılında 100.000 vatandaşı ile liderliğe oynuyordu. Gerçi Roma ile savaşları bu liderliğin kısa sürmesine neden oldu. Milatan önce 146 yılında Romalılar tarafından ele geçirilen şehir hakkındaki kayıtlar papirüs üstüne yazılması sebebi ile yanıp kül oldu.

Bu arada belki bilmiyorsunuzdur bu iki şehir arasında 1985 yılında bir barış anlaşması imzalandı ve Roma ile Kartaca arasındaki 2100 yıllık çatışma sembolik de olsa sona erdirildi.

8. Roma

Başlangıçta mütevazi bir İtalyan köyü olan Roma, milattan sonra 200 yıllarına geldiğinde 1.200.000 vatandaşı ile dünyanın en büyük şehri olmuştu.

Büyük bir askeri nizam ile yönetilen bu imparatorluk şehri Avrupa ve Akdeniz’in dört bir tarafından gıda ve vergi toplayabildiği için bu dev büyüklüğe ulaşabildi.

Ancak her yükselişin bir çöküşü olduğu için Roma da çok dayanamadı. 273 yılına gelindiğinde şehrin nüfusu 500.000’e düştü ve ufukta karanlık çağlar uzanıyordu.

9. İstanbul

600 yılına geldiğimizde şimdiki adı ile İstanbul o zamanki adı ile Konstantinopolis’i görüyoruz. Bu tarihlerde şehrin nüfusu 600.000 idi. Henüz aşılamayan duvarları ve güçlü donanması ile dünyanın başkenti sayılabilecek şehir Bulgarların, Perslerin ve göçebelerin saldırılarına uğruyordu.

618 yılında Pers savaşları ile başetmeye çalışan ve Mısır‘da getirtilen buğdayın kesintiye uğraması sonucu Konstantinopolis’in nüfusu onda birine düştü.

10. Bağdat

İslam’ın altın çağının merkezlerinden biri olan Bağdat, 900 yılında 900.000 vatandaşı ile gerçekten devasa bir şehirdi. Sanırız "Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz" atasözü de bu yıllardan miras kaldı.

Şehir zenginliğin olduğu kadar bilginin de merkezi idi. Dünyanın çeşitli coğrafyalarından gelen tüccarlar ve bilim adamları burada hem mallarını hem bilgilerini değiş tokuş ettiler. Hatta modern tarım tekniklerinin paylaşılması ve yayılması bu günlere dayanır.

1250’deki Moğol istilasına kadar altın çağını sürdüren Bağdat 350 yıllık ihtişamını ne yazık ki kaybetti.

11. Kaifeng

Çin‘de 4 kanalın birleştiği noktada bulunan Kaifeng coğrafi avantajı sayesinde 1200’lü yılların en büyük şehri oldu. Yaklaşık 1.000.000 kişiye ev sahipliği yapan şehir Moğollardan korunmak için 3 sıra duvar ile çevrelenmişti. Buna rağmen kolay pes etmeyen göçebelerin saldırılarından yılan halk 1234 yılına gelindiğinde şehri terk etmeye başlamıştı.

Kaifeng ayrıca Çin’in en eski Yahudi yerleşkesidir.

12. Pekin

1500 yılına geldiğimizde yine bir Çin şehri Pekin’i görüyoruz. Pekin şimdiki nüfusunun habercisi olacak şekilde tam 1.000.000 vatandaşa sahipti. Pekin’in yöneticileri artan nüfusu beslemek için tüm ülkeden gıda olarak toplanan vergileri saklamak amacı ile Jingtong depolarını inşa ettiler.

Bu dev şehrin gereksinimleri o kadar fazlaydı ki ısınma ihtiyacını karşılamak için etraftaki tüm ormanlar kesildi ve bu da coğrafyada yerine konamayacak hasarlara ve değişikliklere sebep oldu.

13. Ayutthaya

Ayutthaya Tayland’a 400 sene başkentlik yaptı ancak özellikle 1700’lü yıllarda 1.000.000’u aşkın nüfusu ile doğunun ticaret merkezi konumundaydı.

Dünyanın en kalabalık ve görkemli şehirlerinden biri olan Ayutthaya, ne yazık ki komşu Burma’dan gelen istilacılara dayanamadı ve 1767 yılında başkent ünvanını Bangkok’a devretmek zorunda kaldı.

14. Londra

1825 yılında üzerinde güneş batmayan imparatorluğun başkenti Londra’da tam 1.350.000 kişi yaşıyordu. Tüm dünyadan sömürülen zenginliklerinin taşındığı bu kent inanılmaz bir göç dalgasına da sahne oluyordu. Üstelik gelir dağılımı arasında da uçurumlar vardı bu da suç patlamasına sebep oldu.

1829 yılında ilk defa tam zamanlı bir polis teşkilatı oluşturuldu ve bu teşkilata hala o zamanın Başbakanı Robert Peel’den esinlenilerek Bobbies deniliyor.

15. New York

20- yüzyılın başlangıcında dünyanın en büyük şehri ünvanı okyanus ötesine taşınmıştı. 1925’te New York’ta tam 7.774.000 kişi yaşıyordu. Üstelik bu şehir coğrafi yetersizliklere meydan okurcasına dikey genişliyordu.

1929’daki Büyük Buhran başlangıcına kadar şehre pek çok gökdelen yapıldı ve New York hemen hemen bugünkü görünümüne kavuştu. Ama bu geleceğe yükselen gökdelenler şehri de ünvanını çok yakında devredecekti.

16. Tokyo

Japonya 1950’lere kadar 2. Dünya Savaşının getirdiği finansal zorluklarla uğraşıyordu ama çok da uzun sürmeyen bu dönemin sonunda, 1968’de Japonya’nın başkenti Tokyo’nun nüfusu 20.500.000’e ulaşmıştı.

Bu dünyanın dışından gibi görünen binaları, minik yaşam alanları ve inanılmaz teknolojisi ile Tokyo bugün başka bir gezegene ait gibi duruyor.

Ama tarih tekkerrür ediyor ve Tokyo’nun bu ihtişamını kime devredeceği sorusunun cevabı hala muallakta.

AK PARTİ DOSYASI : 1991’den 2014’e Tayyip demokrasisi !


AKP iktidarından önce, seçimler yaklaştığı zaman siyasi parti liderleri televizyonda tartışırdı. AKP iktidarıyla birlikte televizyonlar yalnızca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık hale geldi.

AKP iktidarından önce, seçimler yaklaştığı zaman siyasi parti liderleri televizyonda tartışırdı. AKP iktidarıyla birlikte televizyonlar yalnızca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık hale geldi.

Sözcü, 1991 Genel Seçimleri öncesi TRT’de yapılan seçim program ile 10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi’nde AKP Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın tek başına yandaş gazeteci Mehmet Barlas’la katıldığı programın görüntülerini yan yana koyarak Türkiye’de AKP iktidarıyla birlikte medyanın ve demokrasinin geldiği noktayı gözler önüne serdi.

1991 yılında TRT’de yapılan programda Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Erdal İnönü; hem seyircilerin sorularını yanıtladı hem de kendi aralarında tartıştı.

Recep Tayyip Erdoğan ise 12 yıldır, siyasal baskı ve ekonomik kıskaçla yandaşlaştığı televizyon kanallarında yandaş gazetecilerin kendi siyasetine uygun sorularını yanıtlıyor. Muhalefetin sesini duyurabileceği ekran sayısı ise yok denecek kadar az.

İşte 1991 yılında TRT’de yayınlanan o programın görüntüleri:

VİDEO LİNK :

%d blogcu bunu beğendi: