Günlük arşivler: 29 Temmuz 2014

TEKNOLOJİ : Rusya “Tor” Kullanıcılarını Deşifre Edene Ödül Veriyor


Rusya Federasyonu, internette kimliğini gizli tutarak arama yapmayı mümkün kılan “Tor” ağını kullananların ifşa edilmesini amaçlayan bir yarışma düzenleyeceğini açıkladı.

Yarışmayı kazanana 3,9 milyon ruble, yani yaklaşık olarak 110 bin dolar ödül verilecek.

Tor ağı sayesinde kullanıcılar isimlerini gizleyebiliyor ve gönderilen veriler rastgele yollarla iletildiği için veri takibi de zorlaşıyor. Verilerin gönderilmesindeki her bir aşamada ise ek şifrelemeler oluşuyor.

İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesinin haberine göre Rusya, 200 binden fazla “Tor” kullanıcısıyla dünyada beşinci sırada yer alıyor.

Rusya İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bu yarışmayı düzenlemedeki amacın “ülke savunması ve güvenliğini temin etmek” olduğu belirtildi.

Yalnızca Rusya vatandaşlarına açık olan yarışmaya katılmak isteyenlerin 195 bin ruble (yaklaşık olarak 5 bin 555 dolar) başvuru ücreti ödemesi gerekiyor.

Başvuruların internet üzerinden yapılacağı bildirildi. Yarışmaya katılım için son tarih ise 13 Ağustos olarak gösterildi.

Bu ayın başında ülkede çıkarılan bir yasayla internet şirketleri Rusya vatandaşlarının kişisel bilgilerini depolayabilme imkânına kavuşmuştu.

ABD kaynaklı Tor ağının ismi, Amerikan Ulusal Güvenlik Birimi (NSA) ve diğer bazı istihbarat kurumlarından bilgilerin sızdırılmasıyla daha da duyulur olmuştu.

NSA’in gizli belgelerini ifşa eden ve halen Rusya’da sığınma hakkı bulunan Edward Snowden da iletişim için Tor ağını kullanan isimler arasında.

Snowden tarafından açığa çıkarılan belgelere göre NSA ve İngiliz Hükümet İletişim Merkezi (GCHQ) de geçmişte Tor kullanıcılarının kimliklerini deşifre etmeye çalışmıştı.

Tor ilk olarak Amerikan Denizcilik Araştırma Laboratuvarı tarafından tesis edilmiş ve internette gizli bilgiler paylaşmak isteyenler tarafından kullanılmaya başlanmıştı.

Gazze’deki tüneller Hamas için neden çok önemli DORON PESKIN- ODATV.COM


http://www.odatv.com/n.php?n=gazzedeki-tuneller-hamas-icin-neden-onemli-2907141200

Fotoğraf: http://www.odatv.com/n.php?n=gazzedeki-tuneller-hamas-icin-neden-onemli-2907141200

Gazze’deki tüneller Hamas için neden çok önemli


İsrail’in en önemli ekonomi gazetelerinden biri olan Kalkalist yazarı Doron Peskin, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin Gazze’ye saldırıları sırasında gündeme gelen Hamas tünellerini ve "tünel ekonomisi"ni irdeledi.

Mısır sınırındaki kaçakçılık için açılan tünellerle İsrail’e saldırı için açılan tünellerin birbirinden ayrılması gerektiğini hatırlatan Doron Peskin, Hamas’ın bu tünel teknolojisini Hizbullah’tan öğrendiğini ve şimdi ise bu sistemin ihraç edildiğini belirtti.

Suriye-Lübnan sınırında da direnişçilerin aynı sistemi kullanmaya başladığını bildiren Peskin, "Halep’teki direniş liderlerinden birinin anlattığına göre tünel teknolojisini Hamas örgütünden satın almışlar. İşin komik yanı da bu tünelleri ortaya çıkarması gereken güç bu kez karşı tarafta bulunan Hizbullah’tır." ifadelerini kullandı.

TÜNELLERLE ZENGİN OLDULAR

Mısır sınırındaki kaçakçılık amacıyla açılan tünellere de değinen yazar,"2013 senesinde bu tünellerin sayısı 1200’e ulaşmıştı. Bu tüneller aslında Hamas’ın ekonomik olarak güçlenmesine ve Hamas savaşçı grubu olarak "Az-A-Din El Kassam" grubunun da güçlenmesine yaradı." dedi ve bu grubun "hiç bir zaman parasal bir eksiklik" yaşamadığını iddia etti.

Doron Peskin’in yazısı şöyle ediyor:

"Güçlü Kaya Harekatı’nın başlamasından iki hafta kadar önce Hamas siyasi zirvesi Hamas savaşı kolunun 5 adamının cenazesinde bir araya geldiler. Bu ekibin başında da Eski Hamas başbakanı İsmail Haniye bulunuyordu. Yanı başında da Gazze Parlamentosu Başkanı Ahmet Bahar, Mahmud A-Zahar ve Halil Alhaya duruyordu. Bu kişiler siyasi zirvenin seçme isimleriydi. Gerçekten de bu isimlerin bir araya gelmesi oldukça ender bir birliktelikti. Aslına bakacak olursak bu isimlerin bir araya gelmesinin en önemli sebebi cenazelerin kimliklerinden kaynaklanmaktaydı. Hepsi Hamas savaşçı kolunun "Tünel kazı ekibinin" elemanlarıydı. Bu birim aslında çok az bilinmektedir. Ancak Gazzeliler özellikle Hamas’a gönül vermişlerin gözünde birim çoktan bir efsane haline gelmiştir."

HAMAS TOPRAK ÜSTÜNDE MÜCADELE EDEMEYECEĞİNİ ANLADI

Hamas’ın uzun senelerdir İsrail Savunma Kuvvetleri ile toprak üstünde mücadele edemeyeceklerini anladığını ve bu nedenle de "tünel" modelini geliştirmeye karar verdiklerini belirten yazar Peskin, şöyle devam etti: "İnandıkları bu yol ile İsrail’e karşı bir üstünlük kazanabilecekleriydi. Modeli bulan Hamas değil aslında. Bu konudaki teknolojiyi ve bilgiyi Hizbullah’tan aldılar. Hizbullah örgütü bu modeli 90’lı yıllarda geliştirmişti ve Güney Lübnan’da İsrail Hava Kuvvetlerinin havadan olan üstünlüğüne karşı geliştirdikleri bir modeldi. Güney Lübnan’ın altını delik deşik etmişlerdi. Kuşkusuz o zamandan beri Litani nehrinden çok sular aktı ve Hamas ile Hizbullah arasındaki ilişkiler Suriye’deki iç savaş nedeni ile kötüleşti."

Buna rağmen Hamas’ın tüneller birliği ile ilgili bilgileri sakladığını hatırlatan Doron Peskin, bu tünel birliğinde Hamas savaşçı grubundan bir kaç yüz adamının çalıştığını ve bu kişilerin ince elenip sık dokunulduktan, uzun süre de eğitildikten sonra bu birliğe kabul edildiklerini söyledi

Son yıllarda onlarca kişinin bu iş esnasında hayatlarını kaybettiğine değinen yazar, "Bu tatsız ve toprak altında çalışma bazen haftalar boyu da sürebiliyor. Saldırı Tünelleri olarak adlandırılan bu tüneller geçmiştekilerden çok daha geliştirilmişlerdir. Kaldı ki tünellerin inşaatında hafif mekanik aletler kullanılmakta olmasına rağmen de kazıların bir kısmı halen el yardımı ile gerçekleştirilmektedir." ifadelerini kullandı.

SAVAŞ MALZEMESİ TRANSFER EDİLİYOR

Bu tünellerden savaş malzemesi transfer edilebildiğini belirten yazar şöyle devam etti:

"Tünellerin cidarları Sina yarımadasından kaçak olarak getirilen Çimento ile üretilmektedir. Çalışanlar iletişim araçları (Telsizler) ve Elektrik ile donanmışlardır. Ve aslında en önemlisi Tüneller geniş ve içinde normal hareket olanağı sağlamaktadırlar. Eskiden olduğu gibi sadece sürünerek geçmek zorunda değiller artık. Bu tüneller sayesinde savaş malzemesi rahatlıkla transfer edilebilmektedir.

Gazze de sözü edildiği kadarı ile deneyimli bir Hamas kazı ekibi 20 metreye kadar kazı yapabilir. Böylesi bir tünel inşa maliyetinin bir metresi ise yaklaşık 200 dolar olarak hesaplanmaktadır. Son yıllarda El Fetih yetkilileri Gazze Hamas yönetimini Halkın refahının sağlanması için gelen ve yüzlerce milyon dolarlara varan yardım paralarının Tünel kazılması için harcanmasını eleştirmişlerdi. Hatta günden güne kötüleşen Gazze alt yapısının yenilenmesi yerine tünellerin inşası Ramallah Hükümetini endişelendiriyordu.

TÜNELLER "İHRAÇ" ÜRÜNÜ HALİNE GELDİ

Arap basınına göre Hamas savaşçı kolunun faaliyeti olan tüneller aslında bir ”İHRAÇ” ürünü haline gelmişti. Suriye-Lübnan sınırında da Direnişçiler aynı sistemi kullanmaya başlamışlar. Halep’teki direniş liderlerinden birinin anlattığına göre tünel teknolojisini Hamas örgütünden satın almışlar. İşin komik yanı da bu tünelleri ortaya çıkarması gereken güç bu kez karşı tarafta bulunan Hizbullah’tır.

KAÇAKÇILIK TÜNELLERİ İLE KARIŞTIRILMAMALI

Şu anda İsrail Savunma Kuvvetleri ve AMAN’ın (Ordu İstihbarat Birimi) mücadele ettikleri ve ortaya çıkartıp imha edilmeleri için uğraştıkları SALDIRI TÜNELLERİ ile Mısır sınırında bulunan KAÇAKÇILIK TÜNELLERİNİ ayırmak gerekir. Kaçakçılık tünelleri Gazze ekonomisinin önemli bir elemanıydı. Ve bu kaçakçılık sektörü Hamas’ın denetiminde faaliyet gösterdi. Hukuk dışı olan bu sistemden Hamas yetkilileri ve yandaşları bu faaliyetten direkt ceplerine oldukça büyük ve hatırı sayılı paralar indirdiler.

BÜYÜK GELİR KAPISI: KAÇAKÇILIK TÜNELLERİ

Kaçakçılık tünelleri gerek Gazze’ye mal temini gerekse gazze gençleri için bir gelir kapısı idi. Tabii ki aynı zamanda çabuk karlılık isteyen yatırımcılar için de bir yatırım aracı idi. Rafiah bölgesinde iki tür tünel işletmesi vardı. Biri mal geçişi için olan tüneller. Diğeri ise insan geçişi için inşa edilmiş tüneller. Bu da Mısır yönetimince kapatılmış olan Rafiah geçiş noktasına alternatif çözümdü.Tünellerdeki faaliyet arttıkça ve Pazar genişledikçe tüneller konusunda da uzmanlaşma başladı. Akaryakıt ve gaz geçişi için düzenlenmiş tüneller, hafif gıda maddeleri geçişi için yapılmış tüneller ve ağır inşaat malzemesi hatta arabalarında kaçırıldığı tüneller inşa edildi.

2013 senesinde bu tünellerin sayısı 1200’e ulaşmıştı. Bu tüneller aslında Hamas’ın ekonomik olarak güçlenmesine ve hamas savaşçı grubu olarak AZ-A-DİN EL KASSAM grubunun da güçlenmesine yaradı. Bu grup hiç bir zaman parasal bir eksiklik yaşamadı. Gazze halkının ekonomik durumunun aksine durumları daima halktan çok daha iyi idi. Tüneller Sina yarım adasına silah kaçırıldığı iddiası ve endişesi ile Mısır ordusunca imha edildiler.

İRAN’DAN HAMAS’A 250 MİLYON DOLAR

Gazzeli Prof. Adnan Abu Amar , ”Dönen çarkta her geçen gün ağırlaşan ve Gazze’yi simgeleyen ekonomik kriz AZ-A-DİN EL KASSAM’ın ekonomik yetisine herhangi bir darbe vurmuş değildir” demektedir. Günümüzde Hamas’a yapılan yardımların esas’ı KATAR’dan gelmektedir. Katar Az-A-Din El Kassam’a para pompalamaktadır.Her sene Gazze şeridine 100 milyon dolar yardım göndermektedir. Prof. Abu Amar, Hamas’ın gözünde saldırıların başarısının bölgedeki bazı çevrelerde kendilerine olan desteği arttıracağını, hatta İran’ın da Hamas’a yakınlaşmasına bile sebebiyet verebilecektir. İran her yıl Hamas kasasına 250 milyon dolar bağışlamaktaydı.Suriye’deki İç savaş sonrasında 2011 yılında İran ile Hamas arasında anlaşmazlık çıktı ve İran sürekli yardımına ara verdi.

Hamas bu yılın başında Devlet memurlarına maaş ödeyemeyeceğini beyan etti. Ancak Gazzeli siyasi yorumcu Aani Habib ekonomik kriz’in Hamas’ın savaşçı kolunu etkisiz hale getirmeyeceğini ifade etti. "Hamas’ın kendine göre bir Ekonomik mantığı vardır. Onlar usta tüccarlardır " dedi. Habib geçen haftaki bir röportajında "Hamas sürekli bir sıkıntıdan muzdarip değildir. Gelirleri bazen düşer ve bazen temin edilmesi için daha fazla çaba gerektirir, ancak bu kabiliyet asla kaybolmaz." dedi.

OPERASYON YARDIM TOPLAMALARINI ETKİLER

Arap basınına demeç veren bir Hamas yetkilisi Hamas’ın Arap işadamlarından gelen yardımlar ile çark’ı çevirdiğini kabul etti. Hamas yetkilisine göre insanların yardım etmelerinin motivasyonu özellikle Hamas’ın askeri savaşçı koluna yardım etme eğiliminde.

Bu sebeple de İsrail’e "sürprizler" üretip sunmaya devam edebilmeleri için yardım ediliyor.

Bu nedenle GÜÇLÜ KAYA harekatı Hamas açısından oldukça ilginç bir ekonomik fırsattır. Böylece yardım toplama sahnesine çıkabilecekler ve yeni paralar toplayabileceklerdir."

Tercüme: Rafael Sadi

Odatv.com

SURVEILLANCE : New Devices that “talk” to Mind Need Debate, Controls


HAMILTON, Ont., Canada — The recent flap over invasive “X-ray” devices at Los Angeles International Airport that can scan the human body more invasively than ever before is just the tip of a technological iceberg which has been growing for half a century and has now yielded devices literally capable of “broadcasting” directly to the human mind.

Yet, in spite of considerable material published over the past half-century, the arrival of a time when any moderately wealthy person can purchase or have devices made to order that can “talk to” the brain and nervous system, has been met with silence. Indeed, in a response to a 1975 request to the National Security Agency (NSA) for information on mind control devices, the NSA said one responsive document obtained from the Russians by the Defense Intelligence Agency could cause “exceptionally grave damage” to national security if released.

The seminal event in the developments that have produced “electronic mind weapons” was the discovery during World War II that radar technicians could hear the buzz of the radar signal in their skulls, no receiver needed, when they worked in close proximity to an energized antenna. Radar signals are a uniform train of short pulses of microwave signal, and the audible effect matches the pulse rate.

This told scientists that by pulsing a radio signal, it is possible to have the signal interact with the brain and nervous system.

Radar hearing was studied on a grant from General Electric in the early 1960s by scientist Dr. Allan Frey, at Cornell University in upstate New York. Dr. Frey’s work has been reported in several scientific journals, including the Journal of Applied Physiology, 17(4): 689-692. 1962.

Dr. Frey found that a wide spectrum of “carrier” frequencies, (that is, the “spot on the radio dial” of the test signals,) when pulsed, and from about 125 megahertz (lower TV channel range) well up into the microwave region, could cause buzzes or clicks to be heard by the test subject. If a steady train of uniform, short, sharp pulses was aimed at a test subject’s head, a buzz was heard. If a single pulse was transmitted, then the subject heard a pop.

In general, unclassified experiments on human beings lay dormant for the next decade, at least according to information dveloped by a Canadian organization, Citizens Against Human Rights Abuses (CAHRA), has been able to unearth. The pulses needed to place a signal power of about three-tenths of a watt per square centimeter on the subject’s skull in order for the signal to be heard.

For ethical scientists, this power level — about the same as when basking under an infrared heat lamp — indicated caution. Further studies at the cellular level have turned up sensitivities to certain signals far, far below that level. Dr. Ross Adey of the University of California at Riverside, a leading experimenter in this area, has recently warned (http://electric-words.com/adey/adeyindex.html) that “there are important biomedical considerations associated with long term exposure to any environmental factor capable of tissue interactions.”

Other scientists studied “microwave hearing” by means of exposing animals to various combinations of carrier frequency, pulse shape, and power level. The animals were tested at the simplest level for “startle” response, by applying a simple pulse or pulse train to a caged or restrained animal.

More invasive unclassified experiments were performed in which electrodes were implanted into the brains of the animals, in areas of the brain where vision, sound, and other perceptive functions were known to reside. These electrodes measured the response of each perception region to different signal types.

These animal studies found that various perception effects are frequency and power dependent. That is logically to be expected, since the size of the animal and its sensory organs and brain region vary in size. Size affects how much of the power from an incoming signal is absorbed, and absorption is necessary to generate effects.

One of the most notable scientists in the animal exper- imental field was Dr. Jose Delgado, Director of Neuropsychiatry at Yale Medical School in the early 1970s. In a segment titled “Special Assignment” on CNN in 1985, Dr. Delgado demonstrated that by mounting a transmitter on an animal, and having received radio signals converted to stimulating pulses fed to implants in the animal’s brain, behavior can be dramatically altered. A bull apparently intent on challenging an experimenter with a radio transmitter stopped moving toward the experimenter when the appropriate button on a small transmitter was pressed.

While this was not direct radio signal-to-brain technology, it did demonstrate clearly that the brain can be controlled by electrical stimulation. It also, significantly, demonstrated intent. Demonstration of intent is crucial to anyone interested in arousing public interest in getting electronic mind weapons exposed, debated, and controlled.

Three other effects were discovered during these animal experiments: Window effect, bio-amplification, and bio-detection.

Window effect means that, just as with drugs, there is both a minimum and maximum signal level which will cause a desired effect. Bio-amplification is the more significant phenomenon, as what it means in practical terms is that at just the right frequency and pulse shape, a given effect can be produced with very small power levels, far below power levels required to produce heating. Under grants from the government, Dr. Adey studied how electromagnetic (i.e. “radio”) signals interacted with cells down to the molecular level.

Bio-amplification also makes possible signals which do not interfere with radio and TV appliances, and which are extremely hard to detect. Hopping these small signals around in a band of effectiveness makes then virtually impossible to detect.

Bio-detection means that a cell is not simply “stimulated” at a certain signal frequency, but can actually behave according to “modulation” applied to that signal. The old crystal set radios are one of the simplest detectors of “modulation”. When voice is superimposed on a steady carrier frequency, that variation in the signal is called the modulation. The crystal set extracts the voice and causes the attached headphones to reproduce the original voice.

Headphones alone cannot respond to frequencies as high as, say, AM broadcast band signals, and the detector, the crystal or diode, converts the radio signal into a voice signal. Cells can do the same thing. This leads to the next stage in radar-hearing human experimentation: The successful transmission of, first, morse code, and then voice, to a human test subject.

That milestone was apparently been achieved a quarter of a century ago. In the Journal of the American Psychological Association in March 1975, Dr. Don R. Justesen wrote: “Communication has in fact been demonstrated. A. Guy (Note 1), a skilled telegrapher, arranged for his father, a retired railroad telegrapher, to operate a key, each closure and opening of which resulted in a pulse of microwave energy. By directing the radiations at his own head, complex mess- ages via the Continental Morse Code were readily received by Guy.

“Sharp and Grove (note 2) found that appropriate modulation of microwave energy can result in “wireless” and “receiverless” communication of speech. The recorded by voice on tape each of the single-syllable words for digits between 1 and 10. The electrical sine-wave analogs of each word were then processed so that each time a sine wave crossed zero reference in the negative direction, a brief pulse of microwave energy was triggered.

“By radiating themselves with these “voice modulated” microwaves, Sharp and Grove were readily able to hear, identify, and distinguish among the 9 words. The sounds heard were not unlike those emitted by persons with artificial larynxes.”

This early ’70s success forms the basis for the powerful mind weapons that are still classified today. This writer makes no judgement here as to the truth of the allegations of CAHRA’s 300 members, who claim to have been targetted by devices based on technology like this. Pain, manipulation of body parts, and hypnotic effects have all been reported, with a high degree of sameness among those reporting such effects.

However, the experimental results above make it plain that the means to communicate electronically with the brain and nervous system have existed for some time, outside the classified realm.

Audible words may be transmitted, as described above. A more recent technology can be coupled to “microwave hearing” to produce a signal which can carry vocal content which is not consciously audible, but is “audible” to the human mind. This is called “SSSS” or “S-QUAD” or “Silent Sound Spread Spectrum” technology.

The first unclassified patent found by CAHRA is U.S. Patent 5,159,703, by Dr. Oliver Lowery, dated October 27, 1992. This technology converts a hypnotist’s voice to non-consciously-audible ultrasound, which can be sent using microwave hearing, or piggybacked on to commercial broadcast sound. This powerful combination of technologies can be used to apply hypnosis, undetectably over months and years.

Britain’s ITV News Service, in March of 1991, reported the use of ultrasound carried via a commercial FM channel (100 MHz) to entrain the brains of Iraqi troops to pulse rates set to produce despair, during the Gulf War. Clearly both means and motive exist to use technologies developed over the past half-century. But has there also been a motive for criminal use of such devices?

Part II: Maturity – To recap, new devices which can “talk to” the human brain and nervous system are a reality. They have, in their classified form, been a reality at least since Dr. Joseph Sharp’s successful transmission of voice using pulsed microwave radio signals in 1973.

In the first part of this article, scientific research was summarized describing the events which led to Dr. Sharp’s success. The chain of events was begun with the World War II discovery that radar signals can be “heard” buzzing within the skull of technicians working in close proximity to energized equipment.

Studies on animals, and Dr. Allan Frey’s human experiments at Cornell University showed that this phenomenon is both frequency and power level dependent. Also discovered were that (a) cells assist in amplifying radio signals at certain frequencies, and (b) cells can not only respond to a radio signal, but can actually “detect,” that is, “decode” any modulation, such as voice, superimposed on the basic carrier signal.

Finally, brief reference was made to a form of sound conversion, “Silent Sound,” in which both mood setting (“brain entrainment”) signals and ultrasound voice facsimile can be used to undetectably communicate with the human brain. The radio signal or “microwave hearing” phenomenon can carry “Silent Sound,” or, “Silent Sound” can be carried on top of an audible radio or TV sound broadcast.

This capability to carry inaudible “voice” or “mood” signals sets the stage for undetectable and repetitive hypnosis. Although the full details remain classified, the British ITV wire service received reports that the U.S. military used Silent Sound, piggybacked on FM broadcasts to Iraqi troops, to set them up for a quick surrender.

To this point, then, we can see that the potential for extremely invasive, undetectable, and unethical use of these technologies exists. Being undetectable and easy to suspend when witnesses are present, the world’s justice systems can offer no remedy should the equipment be used against citizens in their homes and communities.

The question now is: “How likely is it that the unethical, involuntary, aggressive or voyeuristic use of these technologies has happened, is happening, or may be happening, by those who possess these devices?”

To evaluate this likelihood, one must answer this question: “Why would anyone use invasive, silent electronic equipment to both cause pain and discomfort, or, to read the state of mind, including said-to-self vocal thoughts and images, on a non-volunteer subject?”

One word sums the answer up quite thoroughly: “MKULTRA.” MKULTRA was originally a collection of 149 psychological warfare and interrogation experiments commissioned in the 1950s by the CIA. These experiments were spurred into existence by the “brainwashing” tactics used on Korean POWs, which involved torture, sensory deprivation, and drugs.

MKULTRA planners decided that for brainwashing and other types of “mind control” activity, it was essential that involuntary test subjects be used. (No doubt, too, that volunteers for such horrible experiments would be nearly impossible to recruit.)

Among CAHRA members, and a parallel organization named ACHES-MC (Advocacy Committee for Human Experimentation Survivors – Mind Control), are severely and seemingly permanently mentally damaged survivors of the kidnap/institutional/drugging/torture forms of MKULTRA activity.

Most of the survivors’ torment ceased shortly after the exposure of the non-electronic atrocities, by the U.S. Senate Select Committee on Intelligence hearings, chaired first by Senator Frank Church, then by Senator Inouye in the late 1970s. None of the perpetrators of those atrocities were ever brought to trial.

However, even though the perpetrators were not punished, and the neuro-electromagnetic experiments were not brought to light, the MKULTRA experience demonstrates undeniably that a modern, “civilized,” western country which places a high value on freedom, still harbors a motive pool capable of unspeakable cruelty.

Add to the MKULTRA experience the continuing revelations of individuals who prey on children (Jeffrey Dahmer and John Wayne Gacy, for example) and it becomes clear that once invasive electronic devices fall into the hands of society’s “baddest apples,” the devices will be used in the worst possible ways. That is historical certainty, not speculation.

To sum up: We have shown that both the means and the will do exist, and have existed for some time, to carry out what the 300 members of CAHRA and ACHES-MC report.

But there is even more cause for concern: The basic technologies to inject long-term silent hypnosis (which can be used to generate hypnotic body pain) and to read sub-vocalized word-thoughts and even images seen by the target’s eyes, can be bought or had built by the average millionaire. Not all “millionaires” are entirely ethical or altruistic.

Here is a list of technologies and their characteristics which can be had by the wealthy at this point in time:

  • Through-wall, through-clothing, undetectable passive radar scanners from Millivision Corp., Northamptom, Mass. This item also allows perpetrators to see if witnesses or test equipment is set up, and allows the perpetrators to shut down, rather than be detected.
  • Radar-based life detectors, used for rescue and law-enforcement, but also available to stalkers and pedophiles. Can also “illuminate” a dwelling’s indoor areas for the radar scanners above, for better visibility.
  • Simple “brain rhythm entrainment” machines, which are transmitters pulsing at rates which can alter moods without the target realizing a signal is aimed at them. (The first of which was used during the Korean War, the Russian “LIDA” machine.)
  • Involuntary voice-to-skull transmitters, capable of forcing a neighbor to listen to inescapable sounds while trying to sleep.
  • Modified telephone voice converters, making a hypnotist’s voice inaudible to the target’s hearing sense, but still audible to certain parts of the mind. Can be transmitted using the pulsed microwave voice-to-skull transmitters. This “silent sound” equipment can also be transmitted over cable TV to the intended target, or over the target’s favorite radio channel.
  • For the more determined aggressive device owner, a ruse involving less-than-ethical doctors can be set up where the new Applied Digital Solutions Inc. satellite-trackable implants can be surreptitiously placed during surgery for other conditions, resulting in the whereabouts of the targetted individual being known at all times to the perpetrator. This type of atrocity lends itself more to large organizations like government agencies or defense and intelligence contractors; and for such agencies this is not difficult to arrange.

What can be done? What should be done? – CAHRA is a non-profit organization, meaning, by law anyone speaking or writing on behalf of CAHRA may not attempt to influence legislation either directly or indirectly by way of influencing voters. CAHRA’s role is to supply information to others, that others may independently take action they see as appropriate.

Speaking here as Eleanor White, world citizen, and not as an agent of CAHRA, I suggest that the European Parliament’s resolutions passed on January 28, 1999, be also passed by the U.S. Congress and the Canadian Parliament. Excerpts from those resolutions follow: Resolution adopted by the European Parliament, 28.1.99 Environment, security and foreign affairs A4-0005/99.

Calls on the European Union to seek to have the new ‘non-lethal’ weapons technology and the development of new arms strategies also covered and regulated by international conventions.

Calls for an international convention introducing a global ban on all developments and deployments of weapons which might enable any form of manipulation of human beings.

Impetus for making such resolutions can be derived from a speech by Jean-Pierre Changeux, of the Paris Pasteur Institute, published in the prestigious scinetific journal Nature in January, 1998: “But neuroscience also poses potential risks, he said, arguing that advances in cerebral imaging make the scope for invasion of privacy immense. Although the equipment needed is still highly specialized, it will become commonplace and capable of being used at a distance, he predicted. That will open the way for abuses such as invasion of personal liberty, control of behaviour and brainwashing. These are far from being science-fiction concerns, said Changeux, and constitute “a serious risk to society”.

It is hoped the reader will take away from this article the need to get this matter of weapons-capable electronic devices on to the agendas of those we elect and pay to defend our nations from involuntary experimentation and atrocities.

Eleanor White is an engineer and technical advisor to the Ontario-based Citizens Agaionst Human Rights Abuses. Source: New Devices that “talk” to Mind Need Debate, Controls Written by Eleanor White Vol. 6, No. 1289 – The American Reporter – March 16, 2000

RELATED READING:

* A Practical Survival Guide to OSEH
* Directed-Energy Harassment Defense
* Electronic Harassment
* Electromagnetic fields from non-ionising electromagnetic radiation: discussion
* Electromagnetic fields and public health
* Electronic Surveillance Project
* Microwave Harassment and Mind control Experimentation
* Artificial Telepathy 101
* War at Home by Brian Glick
* David Lawson’s Investigation Into Organized Stalking
* Innocent Texas Citizen Targeted With Deadly Electronic Weapons
* Targeted Individuals [TIs] Direct Energy Weapons, Mind-Control and the CIA Torture Matrix
* Directed Energy Weapons (DEW) and Targeted Individuals (TIs)
* Video: Pain Ray Zaps Through Windows, Fries Sailors
* Scalar Wars
* Beam Me Up Some Power
* Out-of-Synch Satellite and Terminal Programs Cost Pentagon Millions



AVRUPA BİRLİĞİ YAPISAL FONLARININ TÜRKİYE’DE KULLANIMI : KARDELEN TIBBİ ATIK YÖNETİM SİSTE Mİ PROJESİ


DÖKÜMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ARAŞTIRMA DOSYASI : ÇAĞDAŞ TOPLUMLARDA HAYVAN HAKLARI VE REFAHI


ADA TOPLUMLARDA HAYVAN HAKLARI VE REFAHI.pdf

PSİKOLOJİK SAVAŞ DOSYASI : ULUSLARARASI GÜÇ MÜCADELESİNDE PSİKOLOJİK SAVAŞIN ROLÜ


ULUSLARARASI G MCADELESNDE PSKOLOJK SAVAIN ROL.pdf

TEKNOLOJİ DOSYASI : SAVAŞIN DÖNÜŞÜMÜNDE TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN ETKİSİ


SAVAIN DNMNDE TEKNOLOJK GELMELERN ETKS.pdf

%d blogcu bunu beğendi: