CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ : Bir bilim adamı olarak Ekmel Bey


Ekmel Bey’in akademik kariyeri

Ekmel Bey’in adaylığının açıklanmasının ardından özellikle Atatürkçü kesimde “Kim bu Ekmeleddin İhsanoğlu? Kendisini tanımıyoruz bile…” sızlanmaları başladı.

Halbuki, Ekmel Bey İslam Konferansı Örgütü gibi 57 üyesiyle Birleşmiş Milletler’den sonraki ikinci büyük hükümetlerarası kuruluşun dokuz yıl genel sekreterliğini yapmış, üstelik bu görevinden daha yeni, iki yıl önce, ayrılmış birisi. Üstelik, çalışmalarıylla bütün dünya tarafından tanınan ve takdir edilen bir akademisyen.

Bu yüzden, Ekmel Bey’i tanımayanlar suçu onda veya onu aday gösterenlerde değil kendi “cahillik”lerinde aramalıdır.

Öyleyse bir bilim adamı olarak Ekmel Bey’in çalışmalarını bir inceleyelim. Sonuçta bilmemek değil öğrenmemek ayıp.

Bir kimyager olarak Ekmel Bey

Ekmel Bey’in bilim adamlığını iki dönemde incelemek gerekiyor. İlki bir “kimya doktoru” olarak çalışmaları, ikincisi bir “bilim tarihi profesörü” olarak araştırmaları…

Ekmel Bey artık tüm Türkiye’nin bildiği gibi 1943’te Kahire’de doğmuş bir Türk vatandaşı. Mısır’ın El Ezher’den sonraki en iyi üniversitesi sayılan Ayn Şems Üniversitesi’nde Kimya okumuş. İngilizce eğitim verilen bu bölümden 1966’da “pekiyi” derecesiyle mezun olduktan sonra El Ezher Üniversitesi’nde organik kimya yüksek lisansı yapmış.

1970 yılında Türkiye’ye gelerek Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde yine organik kimya alanında doktorasını bitirmiş.

1975-77 yıllarında İngiltere’nin önde gelen üniversitelerinden Exeter’de yine organik kimya üzerine post-doc (doktora sonrası araştırmalar) yapmış.

Ancak Ekmel Bey’i dünya çapında ünlü yapan bu “kimya kariyeri” değil, bilim tarihine merak salarak bu alanda yaptığı araştırmalar.

Ancak biz önce Türk Dili ve Edebiyatına yaptığı katkıları da anlatalım.

Nâzım Hikmet’i Arapçaya ilk çeviren Ekmel Bey!

Ekmel Bey, El Ezher’de yüksek lisans yaparken, babasını yitirmesi üzerine ailesini de geçindirmek zorunda kalır. Bu nedenle bir yandan eğitimini sürdürürken bir yandan da mezun olduğu Ayn Şems’te Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okutmanlık yapar. Kürsü, babası İhsan Efendi tarafından 1951’de kurulmuştur.

Babası aynı zamanda, Mısır Kraliyet Arşivi’ndeki Türkçe yazma ve basma kitapların kataloglanmasında yıllarca çalışmıştır. Ekmel Bey, bu çalışmayı da devam ettirir.

Bu süreçte, Ekmel Bey’in Mısır toplumuna Türk edebiyatını tanıtmak için büyük bir çabaya giriştiğini görüyoruz. Bu sadece “ev geçindirme” amaçlı bir mesai değildir. Zira, Fen Fakültesi’ni dereceyle bitirmiş biri olarak pek çok iş teklifi almıştır. Ancak bunları elinin tersiyle iter. Kim bilir, belki de Türkiye ve Türkçe üzerine çalışmalar yaparak “gurbet hasreti”ni bir nebze olsun dindirebilmektir amacı.

Ekmel Bey, bu dönemde Abdülhak Hamid, Tevfik Fikret, Mehmed Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl gibi şairlerin birçok eserini Arapçaya çevirir. Türk edebiyatıyla ilgili incelemeler yayınlar. Son çalışması 1970’te yayınlanan Türk Hikayeleri Antolojisi’dir. Aziz Nesin’den Sait Faik’e 13 Türk yazarın birer öyküsünün yer aldığı bu derleme, Mısır Kültür Bakanlığı tarafından, Müsteşar Necip Mahfuz’un önsözüyle yayınlanır. (Mahfuz, yıllar sonra 1988’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk Müslüman yazar olacaktır.)

Ekmel Bey’in yaptığı bir başka ilginç çeviri çalışması ise Nâzım Hikmet ile ilgilidir. 1968’de çevirisini yaptığı Ferhad ile Şirin isimli eseri muhtemelen Arapçada ilk Nâzım eseridir.

Aslında Ekmel Bey’in Mısır’da Türk Dili ve Edebiyatı üzerine yaptığı bu çalışmalar, aleyhinde yapılan pek çok propagandayı yanıtlayacak önemdedir.

Birincisi, Mısır’da gurbet ellerde, Türklüğünü yitirmemiş, hatta Türklüğü Mısır’a anlatma çabasına girişmiştir.

İkincisi, Türk edebiyatının “sol” ve “sağ” olarak göbekten ikiye bölündüğü, iki tarafın da birbirinin eserlerini okumaktan imtina ettiği bir dönemde, Necip Fazıl’dan Nâzım’a, Aziz Nesin’den Mehmed Akif’e çok geniş bir yelpazede yazarın eserlerini Arapçaya çevirmiş olmasıdır. Anlaşılan Ekmel Bey, Mısır’da yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’deki ideolojik kamplaşmanın dışında konumlanmış, “sol” ya da “sağ” değil, “Türk” kimliğiyle çalışma yürütmüştür.

Türk Bilim Tarihi çalışmalarının öncüsü

İngiltere’deki çalışmaları sırasında, Müslümanların, özellikle de Türklerin dünya bilimine katkılarının küçümsendiğini, hatta hiç bilinmediğini görmüş olacak ki, Ekmel Bey, Türkiye’ye döndükten sonra çalışmalarına bir kimyagerden öte bir bilim tarihçisi olarak devam etmeye karar verir. Ekmel Bey’in Türk Bilim Tarihi’ne ilişkin çalışmaları saymakla bitmez. Bu kısa yazımızda Ekmel Bey’in bütün çalışmalarına yer vermemiz mümkün değil. Bırakın kitap ve makalelerini listelemeyi, aldığı fahri doktoraları yazmak bile bize ayrılan yeri tamamen bitirecektir.

Ekmel Bey, tabiri caizse Türk Bilim Tarihi çalışmalarının son 40 yıldaki en önemli ismidir. Üç önemli kurum onun tarafından sıfırdan yaratılmıştır: İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Kürsüsü, Türk Bilim Tarihi Kurumu ve Bilim Tarihi Müzesi.

En büyük başarısı İKÖ bünyesinde bir Bilim Tarihi Enstitüsü oluşturulmasını sağlamaktır: İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA). IRCICA’nın İKÖ bünyesinde kurulması hem araştırmalara daha fazla kaynak sağlamak hem bütün Müslüman devletlerin arşivlerinden yararlanabilmek hem de dünya çapındaki bütün Müslüman bilim adamlarının çalışmalarını koordine edebilmek açısından önemlidir.

IRCICA merkezinin Türkiye’de yer almasını sağlamak ise bir başka “zafer”dir. Çünkü o güne kadar İslam Bilim Tarihi genellikle Araplarla sınırlandırılmış, Türk bilim adamlarının katkıları “Müslümanlık” ortak paydasında eritilerek ikinci plana atılmıştır. Ekmel Bey, IRCICA’yı Türkiye’de kurarak aslında bir başka dogmayı daha yıkmakta, İslam Bilim Tarihindeki Arap hegemonyasını kırarak Türklerin katkılarının da araştırılmasını sağlamaktadır.

Ekmel Bey’i tanımamak Türk Bilim Tarihi’ne ilgisizlikten

Ekmel Bey’in Türk Bilim Tarihi üzerine çalışmaları daha önce de belirttiğimiz gibi saymakla bitmez. Pek çok Atatürkçünün “Ekmeleddin İhsanoğlu da kimmiş, tanımıyoruz.” diye yakınması aslında Türk Bilim Tarihi’ne ilgisizliğin, bu konudaki cahilliğin, daha doğrusu bu konuyu önemsememenin acı bir sonucudur. Burada iğneyi değil, çuvaldızı da kendimize batırmalıyız.

Maalesef, Atatürkçülerin Osmanlı Bilim Tarihine bakışı “Matbaayı 200 yıl geç getirdik” ve “Hezarfen Ahmet Çelebi’yi idam ettirdik”ten ibarettir. Nedense, yüzlerce yıl dünyanın en büyük, eknomik ve askeri açıdan en güçlü ülkesinin “bilimsel” olarak da en önde olmadan bunu nasıl gerçekleştireceği Atatürkçülerin hep üzerinden atladığı bir olgu olmuştur. İşte Ekmel Bey’in çabası Türklerin Bilim Tarihi’ndeki yerini hak ettiği şekilde vermek olmuştur.

Ekmel Bey, Türk Bilim Tarihi denince sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada akla ilk gelen isimlerden birisidir. Onlarca kitabının yanında, yüzlerce makalesi ve araştırması bulunmaktadır. Aklınıza gelebilecek bütün tarih ya da sosyal bilimler dergilerinin arşivlerini inceleyin, Toplum ve Bilim’den Türk Tarih Kurumu’nun Belleten’ine, Atatürk Araştırma Merkezi’nin Erdem’inden Tarih ve Toplum’a, Doğu Batı’dan Türkiye Günlüğü’ne, üniversite dergilerinden Kültür Bakanlığı yayınlarına kadar hemen hemen hepsinde makaleleri yayınlanmış birisidir. Türk Bilim Tarihi’yle ilgili herhangi bir yazı yayınlamak isteyen dergilerin ilk başvurduğu yazarlardan birisidir Ekmel Bey.

Ve dünya çapında o kadar önemli bir akademisyendir ki, Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefesi Birliği’nin (IUHPS) başkanlığını yürütmüştür. Hatta bu kurum tarafından adına dört yılda bir verilen bir ödül oluşturulmuştur: “İhsanoğlu Altın Madalyası”.

Bilim Tarihi alanında onlarca uluslararası kuruluşun yönetiminde, dergilerin yazı kurullarında yer alan Ekmel Bey, herhangi bir Bilim Tarihçi değil, Bilim Tarihi’nin dünya çapındaki öncülerinden birisidir.

Ekmel Bey Tayyip sayesinde İKÖ Genel Sekreteri olmadı

Ekmel Bey’in bir bilim adamı olarak çalışmalarını elimizden geldiğince özetlemeye çalıştık. Bir gazete yazısında elbette ki çalışmalarına bütün boyutlarıyla yer vermek mümkün değil. Ancak meraklı okurlarımız gerek İhsanoğlu’nun kişisel internet sitesi www.ihsanoglu.com’dan gerekse IRCICA yayınlarından Ekmel Bey’in on binlerce sayfa tutan öncü çalışmaları hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilir.

Ancak yeri gelmişken, çok önemli bir meseleye daha açıklık getirmekte fayda var. Ekmel Bey’in İKÖ Genel Sekreterliğine AKP tarafından getirildiği gibi büyük bir yanlış anlaşılma ve çarpıtma söz konusu. Halbuki Ekmel Bey, 1970’lerden beri Türk ve İslam Bilim Tarihi üzerine dünya çapında bir uzman olarak ve 1980’den itibaren bir İKÖ kuruluşu olan IRCICA’nın kurucu başkanı olarak zaten İKÖ camiası tarafından tanınan ve sevilen birisidir.

2004’teki İKÖ Genel Sekreterliği seçimlerine elbette Türkiye bir devlet olarak Ekmel Bey’i desteklemiştir. Türkiye Devleti’nin zaten vermesi gereken, hatta iktidarda kim olursa olsun vereceği, bu desteği “AKP’nin adayıydı” diye yorumlamak art niyetten ve Ekmel Bey’in 40 yıllık Bilim Tarihi çalışmalarına saygısızlıktan başka bir şey değildir.

Özgür Erdem’in yazısı:
http://goo.gl/Y0XPzq

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: