Aylık arşivler: Haziran 2014

TARİH : RODOS VE ONİKİ ADA’NIN İTALYANLARCA İŞGALİ


RODOS VE ONK ADA’NIN TALYANLARCA GAL.pdf

HUKUK DOSYASI : ESKİ TÜRK CEZA HUKUKUNA DAİR NOTLAR I. – SUÇLAR VE CEZALAR


ESK TRK CEZA HUKUKUNA DAR NOTLAR I. – SULAR VE CEZALAR.pdf

DUYURU : Uluslararasi Sempozyum


Hollanda’ya Türk işçi göçünün 50’inci yılı kutlamaları, Türkiye-Hollanda İlişkileri Sempozyumu ile başladı.

*Merkezi Ankara’da bulunan Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu ile Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi’nin organizasyonu muhteşem geçti.

*Türkiye’den 60 akademisyenin, Almanya, Ukrayna ve Azerbaycan ve Hollanda’dan 180 konuğun katıldığı sempozyum büyük ilgi topladı.

*Katılımcılara hediye edilen İlhan Karaçay’ın ‘Göçün 50’inci yılı’ kitabı sempozyuma damgasını vurdu.

Sempozyum%20Katilimcilari%202.JPGSempozyum%20katilimcilari%201.JPG2-%20irfan%20Nasrattinoglu'dan%20Veyis%20Gungor'e%20plaket.jpg

AMSTERDAM (ÇAYPRESS),- Hollanda’ya Türk işçi göçünün 50’inci yılı kutlamaları çerçevesinde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan sempozyum muhteşem geçti.
Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi ve Merkezi Ankara’da bulunan Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu’nun ortaklaşa organize ettikleri “Hollanda’ya Türk İşgücü Göçünün 50. Yılında Uluslararası Türkiye-Hollanda İlişkileri Sempozyumu ve Karma Türk Sanatları Sergisi”ne Türkiye’den 60 akademisyenin, Almanya, Ukrayna ve Azerbaycan ve
Hollanda’dan 180 konuk katıldı.

Akademisyen, gazeteci, sivil toplum temsilcileri, düşünce ve kanaat önderlerinin bildiri sundukları sempozyum, program açılışı ve protokol konuşmalarıyla başlayıp, beş ayrı oturum halinde icra edildi.

Program’da, T. C. Halk Kültürü Araştırmaları Merkezi tarafından, Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör’e Türk kültürüne hizmet ödülü de verildi.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör, 2014 yılının Türkiye ile Hollanda arasında imzalanan ilk misafir işçi anlaşmasının 50’inci yıldönümü ve 2014 yılının aynı zamanda Tüırkiye – Hollanda diplomatik ilişkilerinin de 402’nci yıldönümü olduğuna dikkat çekti.
Güngör konuşmasında,”Bu sempozyumda bir çok katılımcı Türkiye Hollanda ilişkilerine parmak basarken, önemli bir farklılığın da, bildiri sunacak olan bilim adamlarının arasında, Hollanda’da yetişen 3’üncü nesil Türklerin de olmasıdır. Genç akademisyenler Hollanda Türkleri’nin yani kendi sorunlarıyla ilgili bildiriler sunacaklar. Bu sempozyum, bu gençlere böyle bir imkan ve fırsat hazırlıyor. Onları Türk bilim dünyasıyla tanıştırarak, düşüncelerini Türk dünyasına iletme fırsatı veriyor” diye konuştu ve bu sempozyumun aynı zamanda Hollanda Türkleri’nde bir dönüşümün de sembolünü oluşturduğunu belirtti.

Veyis Güngör, İlhan Karaçay’ın, ‘Hollanda’ya Türk Göçünün 50’inci Yılı’ kitabını katılımcılara hediye olarak sunacaklarını belirtti. Karaçay’ın kitabı sempozyuma damgasını vurdu.

Veyis Güngör’den sonra, T. C. Halk Kültürü Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. İrfan Nasrattinoğlu da yapmış olduğu konuşmasında, Kurum olarak yıllardır eski Sovyetler Birliği’ndeki ülkeleri ziyaret edip, o ülkelerde programlar yaptıklarına dikkat çekti ve şöyle devam etti: ”Bir kısım arkadaşlarımız, ‘ Batı ülkelerinde de neden programlar yapmıyorsunuz’ sorusunu yönelttiler. Biz de, Bulgaristan’dan başlayıp, Romanya, Moldova, Belçika ve bugün de Hollanda’da Türk işçi göçünün ellinci yılında bu sempozyumu, Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi ile birlikte gerçekleştirmekteyiz. Türkiye, Ukrayna, Azerbaycan ve Almanya’dan aramıza katılan akademisyenler göç ve Türk kültürü ile ilgili hazırladıları bildirileri siz değerli sempozyum üyelerine takdim edeceklerdir. Önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın değişik ülkelerinde bu tür çalışmalarımız devam edecektir.”

IMG_3389.JPG

Rotterdam%20Baskonsolosu%20Togan%20Oral.jpgVeyis%20Gungor.jpg

T.C. Rotterdam Başkonsolsu Togan Oral yapmış olduğu konuşmasında, katılımcılara Hollanda Türkleri hakkında spesifik bilgiler sundu. Türkler’in Hollanda’da sayılarının beşyüzbine ulaşmış olduğunu belirten Oral şöyle devam etti: ”Türkler’in Hollanda’da bulunuşlarının 50’nci Yılı. Hollanda’ya gelen insanlarımız Anadolu’da tarladaki işlerini bırakıp bizim şu anda sempozyum yaptığımız bu büyük binaların bulunduğu şehre geldiler. Artık bu insanların üçüncü kuşaktan olan gençlerimiz bugün sizlere bilimsel bildiriler sunacaklar. Bu olay bile tek başına Hollanda’da Türk insanının başarısıdır. Türk Dünyası ulu bir çınardır. Bu çınarın kökleri orta Asya’ya uzanır. Semerkant’a, Buharaya. Bu çınarın kökleri Selanik’ten, Üsküp’ten en önemlisi de Anadolu’dan beslenmektedir. Bu millet berebarinde getirmiş olduğu değerlerle gitmiş olduğu ülkelerin medeniyetinin değerleriyle birleştirip, zenginleştirmekte ve kendine bir yaşam biçimi oluşturmaktadır.

Hollanda’daki insanınımız elli yıl önceki düşüncesi, bir kaç yıl çalışıp hemen geri dönmekti. Üç yıl, beş yıl en fazla. Ancak hikaye böyle gelişmiyor. Türk insanı hırslı, çalışkan. Günde sadece sekiz saat değil belki oniki saat, on altı saat çalışmıştır. Ancak bu noktada bir eksiklik vardır. Ne biz, ne onlar ne de içinde bulundukları ülkelerin bu insanlarla ilgili herhangi bir planları, politikaları olmamıştır. Bunu kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Kimsede bir plan yoktu. Ve şartlar bu insanları buraya adeta mahkum etmiştir. Çünkü sevecekleri torunları burada, çocukları burada. İşte bu gerçeklerden hareketle insanımız daha çok içe kapalı bir hayat tarzı geliştirerek mutlu olmayı denemiştir. Tabiiki bu demek değildirdir, içinde bulundukları toplum ile ilişkide bulunmuyorlar. Diğer ülkelerin diplomatları bizim bu ülkede insamızla ilişkilerimizi adeta kıskanmaktalar. Çünkü Türk devleti artık insanımızla iç içedir. Onların acıları ve sevinçleriyle birlikteyiz.

Hollanda yetkilileri Türkler’in bu organize olmuş halinden gayet memnunlar. Bir eleştiri de var elbette. Türk toplumunun fazla içeri kapanık olması ki, bu yıllar önce Türklerin birarada yaşama refleksinden kaynaklanmaktadır. Ama yeni yetişen genç nesilerimizle, ulu çınarın köklerinden beslenerek, Hollandalı Türkler olarak toplumun içinde hakkıyla yer alacaklardır. Bu yönde örneğin eğitim alanında çok bariz bir gelişme var.

Kızlarımızın yüzde 40’ı üniversite eğitimi almaktadır. Evet bu benzeri toplantılar Hollanda’daki Türk toplumunun gelişimine katkıda bulunmaktadır.’

Sempozyumda bir bildiri sunan Drs. Mehmet Tütüncü de kendi göç hikayesinden örnekler verdi. Tütüncü şunları söyledi: ‘Elli yıllık göçün, kırk yılını bilinçli olarak yaşadım. Göç tarihinin canlı şahidiyim. İlk yıllarda en çok çektiğim zorluk, sokakta Türkçe konuşan kimse yoktu. Sadece annemle, babamla Türkçe konuşuyorduk. Yıkllar sonra Amsterdam Üniversitesine yazıldım. Benim zamanımda Üniversitede okuyan Türk çocuklarının sayısı binde bir di. İki yıl önce Hollanda Türkiye ilişkilerinin 400. Yılını kutladık. Bu çerçevede bir çok etkinlik oldu. Biz örneğin Prens ve Paşa adında bir kitap hazırladık. Göçün 50. Yılında da bu ve benzeri çalışmaların devam etmesi gerekir. Ancak yılın yarısına geldik, ciddir bir etkinlik olmadı. Bugünkü etkinlik, 50. Yıl kutlamalarına örnek teşkil etmektedir. Bunun için İrfan Nasrattinoğlu hocaya bizi böyle bir Sempozyumu organize etmeye teşvik ettiği için kendisine teşvik ederim.’

Sempozyum’da T. C. Lahey Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Ünver, “Göç ve Kimlik Bilinci Bağlamında Hollanda’da Din Hizmetleri"; Rotterdam Üniversitesi Öğretim görevlisi Prof. Dr. Özcan Hıdır,"Göçün 50. Yılında Hollanda’da Entegrasyon ve (Dini) Özgürlük Tartışmaları Bağlamında Türkler"; Hacettepe Üniversitesinden Prof.Dr.Meliha Demet Ulusoy “Tarih Bir Anahtar Olabilir mi? Entegrasyon ve Exchange Teorileri Bağlamında Türkiye -Hollanda İlişkilerinin Analizi”; Kastamonu Üniversiteinden Prof.Dr.Ali Rafet Özkan, “Reform Sürecinde Avrupa’da Din Hürriyeti Mücadelesi”; Vrije Universitesi Öğretim Görevlisi Dr. Arslan Karagül ,“Göç ve Hollanda’da Din ve İlahiyat Eğitimi”; Hacettepe Üniversitesinden Yrd.Doç.Dr.Nilüfer Demir ,“Küreselleşme, Çokkültürlülük; Göç ve Çelişkiler”; Almanya’dan Dr. Latif Çelik, “Mehter Müziğinin Avrupa Bando Takımlarındaki İzleri” olmak üzere göç ve Türkiye Hollanda ilişkileri alanında 52 bildiri sunuldu.

Sempozyumda sunulan bildiriler önümüzdeki aylarda kitap olarak yayınlanıp, geniş kitlelere ulaştırılacak.

Program’da ayrıca Cemile Didem Özışık Kahkia, Elif Özdoğlar, Valida Pashayeva, Melek Şahan, Özlem Uslu, Çağrı Yalçın, Funda Yeşilyurt ve Hacer Yılıkoğlu koleksiyonundan oluşan ve Türk halk kültürünü konu alan Karma Türk Sanatları Sergisi katılımcıların beğenisine sunuldu.

http://www.turkevi.org

HİNDİSTAN DOSYASI : MODI Tsunamisi


Hindistan, bilindiği gibi doğal afetleriyle, ‘tsunami’leriyle de ünlü bir ülke. Ancak, geçen Mayıs ayında yapılan parlamento genel seçim sonuçlarının açıklanması, ülkede bilinenden/ alışılandan çok daha farklı bir ‘tsunami’, bir ‘siyasi tsunami’ yarattı! Milliyetçi eğilimiyle tanınan ‘BJP- Bharatiya Janata Partisi’ 543 sandalyeli parlamentonun (Lok Sabha) yarıdan fazlasını, 282 sini kazandı ve 70 yıla yaklaşan Hint demokrasisinde , son 30 yıldır asla görülemeyen bir başarı elde etti; Hindistan’da güçlü bir tek parti iktidarı olasılığı doğmuştu! Ülkenin Kuzeybatısındaki Gujarat eyaletinin uzun zamandır yöneticiliğini (chief minister) yapan ve bölgenin ekonomik gelişimini ülke ortalamasının üzerinde gerçekleştirdiği kabul edilen, yabancı sermaye yatırımlarına ‘daha şefkatli’ yaklaşan Sayın Narendra MODI’nin karizması ve vaatleri ‘tsunami’nin en önde görünen sebebi idi! Geleneksel kesime göre de, alt kesimden/ kasttan ‘bir çay satıcısının oğlunun’ toplumun kaderini belirleyen bir kariyere ulaşması, mistik boyutta ‘adeta bir mucize’ gibi algılanıyordu.

Seçim sonuçlarıyla oluşan bu ‘siyasi tsunami’ doğal olarak beraberinde ‘kırılmalar’ da getirmekteydi ki bunların başında, ABD ulusal güvenlik danışman yardımcısı Benjamin RHODES’in 16 Mayıs tarihinde resmi adresinden -@rhodes44- gönderdiği tweet mesajı gelmekteydi.(*)RHODES mesajında -ABD’nin, Hindistan seçimlerindeki tarihi zaferi için BJP’yi kutluyor ve yeni hükümet ile çalışmaya hazır olduklarını bildiriyordu. Çok geçmeden, bir kaç dakika sonra da yine aynı adresten ‘POTUS’un (:Prime Of The United States of America) daha sıkı ‘karşılıklı işbirliği için’ Sayın Narendra MODI’yi Washington’da ağırlamak istendiği mesajı gönderilmişti! Oysa, Sayın MODI’nin yöneticiliğini yaptığı (chief minister ) Gujarat eyaletindeki dinsel kökenli olaylar nedeniyle, ABD 2005 tarihinden bu yana Sayın MODI ile temastan daima kaçınmakta, ABD’ye girişi engellenmekte hatta vize verilmemekteydi.

Bilindiği gibi Gujarat olaylarında 790 müslüman ve 254 hindu kökenli Hint vatandaşı hayatını kaybetmişti ve Narendra MODI olayları ‘engellememekle’ itham edilmişti. (Kendisinin bu ithamları daima reddetmesine ve Parlamento bünyesinde kurulan bir komisyonun kendisini aklamasına rağmen.)

POTUS’un daveti ‘tsunaminin’ son halkası değildi ve RHODES muhtemelen henüz bilgisayarını kapatmamışken, Sayın MODI yemin törenine davet edilecek misafirleri açıklamaktaydı ki; davetliler arasındaki SAARC yöneticilerinin arasında, böyle bir seremoniye davet edilen, ‘ilk defa bir Pakistan lideri’ Sayın Nawaz SHARIF te vardı. Sayın SHARIF, iki günlük gecikmenin ardından muhalif düşünce sahiplerinin –ve belki silahlı kuvvetlerin de- isteksizliğine rağmen daveti kabul edecek ve Yeni Delhi’de, 130 Hektar alan kaplayan, 340 odalı tarihi başkanlık konutunda; Rashtrapi Bhavan’da yapılan yemin töreninde bulunacaktı. Bu, Sayın NAWAZ için kolay bir karar olmasa da, davete katılmamak ‘yanlış bir mesaj’ olarak düşünülebilirdi, katılmamakla ‘Penelope’un örgüsünü hatırlatan’ ilişkilere olumlu katkı sağlanmış olmayabilirdi. Zaten, yemin seremonisi sonrası, Yeni Delhi’den ayrılırken gazetecilere; her iki ülkenin de ekonomik kalkınma ve canlanma içinde olduğunu, ancak barış ve güvenliğin de uluslar için kaçınılmaz birer zorunluluk olduğunu söyleyecekti! Basın toplantısını izleyenler; Gujarat olaylarının, Kabil Hint büyükelçiliği saldırısı ve LoC ihlallerinin halının altına, Kashmeer konularının yanına mı süpürüldüğünü merak etmekte; bir kısmı da 19 Şubat 1999 tarihindeki Hindistan başbakanı Sayın VAJPAYE’nin tarihi ‘Delhi- Lahor yolculuğu’nu ve Sayın SHARIF’in kendisini Pakistan sınırında karşılamasını hatırlamaktaydılar!

07 Nisan’da başlayan ve 12 Mayıs tarihinde sona eren seçimlerde oy kullanan –yarım milyardan fazla- seçmenin, 1616 bölgesel ve ulusal parti arasında seçim yapmasındaki/ tercihte bulunmasındaki

birinci motivasyon, Sayın MODI’nin ABD ile uzlaşması veya Pakistan ile ilişkilerin normalleşmesi miydi? Bazı seçmenler için bu belki yeterli olabilirse de, seçmenlerin çok büyük çoğunluğu için birinci öncelik ‘kesinlikle ekonomi’ idi. BJP/ Sayın MODI de seçim temasını ‘minimium government, maximium governance!’ mottosu üzerine kurmuş ve liberalizasyonun genişlemesiyle artacak yabancı sermaye yatırımlarının büyümeyi de arttıracağını savunmuştu! Ekonomik büyüme, daha önce, 2000-2010 yılları arasında yüksek bir hız kazanmış – yıllık ortalama %9 olmuştu- ancak sonrasında büyüme yavaşlamış ve enflasyon yükselmişti. 2013-2014 döneminde –Mart ayı sonunda- GDP’deki büyüme %5’e inmiş olsa da bu oran pek çok ülkeyi kıskandıracak yüksekliktedir.

Büyümedeki ‘oransal yavaşlama’ Hint iş camiasının/ Odaların BJP’yi destekleme nedenlerinden birisiydi ve Sayın MODI’nin Gujarat eyaleti ekonomi yönetimindeki gibi “yabancı sermayeye daha müşfik bir yaklaşım” bekliyorlardı. Henüz seçimler başlamadan, kamuoyu yoklamalarının yapılmaya başlandığı Mart ayından itibaren, Hindistan borsasının yükselişi bu konudaki umutlarının varlığına, hatta yüksekliğine işaret ediyordu.

Hindistan, BM nüfus istatistiklerine göre 2011 yılında 1.21 milyar nüfusuyla dünya nüfusunun %17.5 oranına karşılık geliyor ve ikibinden fazla da etnik grubun yaşadığı bir ülke. Nüfusun yüzde ellisinden fazlasının 25 yaşın altında, yüzde altmışbeşten fazlasının ise 35 yaşın altında olması, doğal olarak beraberinde istihdam sorunlarını getiriyor ve istihdamı zorlaştırıyor. STK’larının etkinliği de eklendiğinde ekonomik konulardaki ajandanın ‘istihdam’ üzerine yoğunlaşmasını mutlak öncelik yapıyor ve hükümet politikalarında ‘emek-yoğun yatırımlar’ daima önceliğini koruyor, desteklenmeyi bekliyor. Sayın MODI hükümetinin de tercihi bu yönde, ancak; büyüme oranının tekrar yükselmesi, yabancı sermaye yatırımların artması için ‘sosyal risk taşıyan’ bazı radikal kararlar almaya da niyetli görünüyorlar. ‘Vergi oranlarının konsolidasyonu -eyalet ve ulusal vergi farklılıklarının uniform hale getirilmesi-‘, doğrudan veya dolaylı da olsa ‘devlet yardımlarının/ sübvansiyonların kısılması’, sosyalist dönemi hatırlatan ve işçi çıkarılmasını neredeyse imkânsız hale getiren ‘katı iş yasalarının’ revize edilmesi ve daha önce kararı alınmış ancak henüz uygulanmayan akaryakıt zammı (%100 civarında) bu riskli kararların başında gelmekte. Kamuya ait sınai ve ticari kurumların özelleştirilmesi, günümüzde toplam fonların %10’unu (yaklaşık 100 milyar USD) bulmuş olan riskli fonların –ve bankacılık sisteminin- ıslah edilmesi ve özellikle ‘savunma sanayiine yönelik’ ama tüm sektörleri kapsayabilecek yabancı sermaye düzenlemeleri, enerji dağıtım ağının düzenlenmesi, merkez bankası reformu da ajandanın en önde gelen başlıkları arasında. Durum, mitolojideki ‘Tanrı Şiva’nın yayını çekmek kadar zor’ görünse de, Sayın MODI sahip olduğu seçmen desteği, beşeri kaynakları ve muhteşem diasporası ile ‘güç, kahramanlık ve erdemi temsil eden’ Rama’dan çok daha az güçlü görünmüyor.

(*) @rhodes44 May 16 – After the largest democratic election in history, US congratulates the BJP for its victory and looks forward to working closely with new gov.

(*) @rhodes44 May 16 – In their call, POTUS invited Narendra MODI to visit Washington at a mutually agreeably time to further strengthen our bilateral relationship.

www.moneycontrol.com

www.thinkindia.in.com

– economictimes.indiatimes.com

http://www.eastasiaforum.org/2014/05/31/can-modi-make-indias-dreams-reality/

http://www.eastasiaforum.org/2014/05/08/stop-the-fear-mongering-over-modi/

http://www.aspeninstitute.org/

DUYURU : ADALET BAKANI DİKKATİNE /// Cezaevi’nde çocuk mahkumlara işkence yapılıyor LÜTFEN GEREĞİN İ YAPIN !!!


B-11 adı verilen, Adana Ceyhan M Tipi Cezaevi Çocuk Koğuşu’nda, Pozantı Cezaevi’nde yaşananlara benzer bir şekilde çocukların dövüldüğü, taciz ve tecavüz vakalarının yaşandığı ortaya çıktı.

Adana’da Pozantı cezaevinde çocuklara uygulanan vahşetin ardından bu kez Adana Ceyhan M Tipi Cezaevi’nin Çocuk Koğuşu’nda çocuklara dayak, taciz ve tecavüz vakalarının yaşandığı ortaya çıktı!

CHP Tekirdağ Milletvekili, Kadın ve Çocuk Hakları İnceleme ve İzleme Komisyonu Sözcüsü Candan Yüceer ile Bursa Milletvekili ve aynı komisyonun üyesi Sena Kaleli, B-11 adı verilen, Adana Ceyhan M Tipi Cezaevi Çocuk Koğuşu’nda incelemelerde bulundu. CHP’li vekiller, buradaki sosyal hizmetler uzmanından, tecavüze uğrayan F.O. hakkında bilgi alırken, diğer çocuk mahkumlar ve ceza infaz memurlarıyla da görüşerek rapor hazırladılar.

Koğuşta şiddet ve tecavüz

Hürriyet’ten Umut Erdem’in haberine göre, raporda, F.O. ve çocuk cezaevindeki diğer koşullar hakkında şu tespitler yer aldı: “F.O. 15 yaşında. Yoksul bir ailenin çocuğu. Okula gitmiyor. Uyuşturucu satmaktan 4 yıl ceza aldı. Olay koğuşta taciz ve şiddetle başladı. Koğuştaki 4 kişi darp edince, ‘Beni koğuştan alın’ talebinde bulundu. Talep kabul görmedi. Daha sonra tuvalette, koğuştaki arkadaşının tecavüzüne uğradı. Kameralara durumu işaretle anlatmaya çalışsa da idare önlem almadı. Koğuşta sürekli şiddet gördü. Son tecavüz olayından sonra bağırınca şikâyetçi oldu ve tek kişilik hücreye konuldu. Burada iki hafta kadar kaldı. Ancak ne psikolojik ne de sosyal bir yardımda bulunuldu. Tecavüz olayı ortaya çıkınca tahliye oldu.”

Cezaeviyle ilgili tespitler

Milletvekilleri, raporda cezaeviyle ilgili şu tespitlere de yer verdi: “Koğuştaki mahkum sayısı 8 ile 20 arasında. 2 genç koğuşunda 7 kişi var. Aile hekimi üç gün geliyor. Toplam 227 personelin hizmet verdiği cezaevinde, iki sosyal hizmet uzmanı, iki psikolog ve iki öğretmen var. Günde iki saat sıcak su veriliyor. Çocuk koğuşu B-11’de beş mahkum var. Çocuklardan üçü 17, ikisi 16 yaşında. İki katlı olan her koğuşun kendi havalandırması, banyo ve tuvaleti var. Alt katta tuvalet banyo ve mutfak, üst katta ranzalar bulunuyor. Kamera yalnızca alt katı izliyor. Bina çok eski.”

ÖZEL BÜRO NOTU :2014 YILINA GELDİK HALA CEZAEVLERİNDE ÇOCUKLARIMIZI KORUYAMIYORUZ. BU NASIL BİR CEZAEVİ YÖNETİMİDİR ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL. HİÇ Mİ KONTROL EDİLMEZ, HİÇ Mİ ÖNLEM ALINMAZ ? BURADAN TÜM DEVLET YÖNETİCİLERİNE SESLENİYORUZ. LÜTFEN TÜM TÜRKİYE’DE BULUNAN ÇOCUK CEZAEVLERİNİ KONTROL EDİN VE ÇOCUKLARA MUSALLAT OLANLARI TESPİT EDİP BU TÜR MAHKUMLARI AYRI BİR YERDE İSLAH EDİN, GEREKİRSE AĞIR CEZALAR VERİN. O ÇOCUKLARIN TÜM BEDENİ VE ZİHNİ DEVLET GÜVENCESİ ALTINDADIR. SİZLERİN ÇOCUKLARINA AYNI MUAMELE YAPILSA DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIRSINIZ AMA KONU FAKİR AİLELERİN ÇOCUKLARI OLUNCA NE YAZIK Kİ HİÇ BİR ŞEKİLDE ÖNEM VERİLMİYOR VE SAVSAKLANIYOR. ÇOCUK CEZAEVLERİNDE GARDİYANLAR VE DİĞER GÖREVLİLERİN ÇOCUK PEDAGOJİSİ VE ÇOCUK PSİKOLOJİSİ EĞİTİMİNDEN GEÇİRİLMELERİ İÇİN LÜTFEN GEREKLİ AYARLAMALARI YAPIN. YOKSA BU KONUYU ÖZEL BÜRO OLARAK AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE GÖTÜRECEĞİZ.

DEĞERLİ ÜYELERİMİZ SİZLERDEN DE BEKLENTİMİZ LÜTFEN BU KONUYU TÜM İRTİBATLARINIZA VE SOSYAL MEDYA ÇEVRENİZE DUYURMANIZDIR. EĞER HEP BİRLİKTE DEVLET GÖREVLİLERİNİ FAX VE POSTA YAĞMURUNA TUTARSAK BAKARSINIZ KAPLUMBAĞA HIZINDAKİ BÜROKRATİK OLİGARŞİ HAREKETE GEÇER. BİZ BU MAILI AYNI ZAMANDA BAZI DEVLET KURUMLARINA DA YOLLUYORUZ. BİR SÜRE BEKLEYECEĞİZ, BAKALIM DEVLET BABA KÜÇÜK ÇOCUKLARI İÇİN NE YAPACAK ??

ABD EMPERYALİZMİ VE ABD’NİN ULUSLARARASI YALANLARI /// MUTLAKA OKUYUN VE OKUTUN !!!


" Vietnam’ı işgal etmeyeceğiz. Halkına zulmeden bir iktidara karşı Vietnamlıları koruyacağız… ”

Nixon, 1975

Vietnam’da 1.8 milyon insan öldü !

” Niyetimiz Afganistan’a barış, adalet ve özgürlük götürmektir…”

Bush,2001

Afganistan’da 730.000 insan öldü !

” Niyetimiz Irak’taki kimyasal silahları imha etmek, Irak’a barış, adalet ve demokrasi götürmektir… ”

Bush, 2003

Irak’ta 2 milyon civarı insan öldü !

” ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları için Suriye’ye müdahale edeceğiz… ”

Obama, 2013

…?…

KAMPANYA : Hayvana İşkence Kabahat Değil, Suç Sayılsın !!! /// LÜTFEN DESTEK !!!


KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Halihazırda yürürlükte olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na göre bir hayvana işkence yapmak, şiddet uygulamak ve öldürmek hala SUÇ DEĞİL KABAHAT!

Bu şu demek: bir hayvana tecavüz eden, işkence yapan ve acımasızca öldüren bir sosyopatın bu eylemi adli siciline işlenmiyor! Kabahat olarak adlandırılan bu insanlık suçlarının cezaları ise komik para cezaları!

Yasaların boşluğunu fırsat bilen katillere son olarak Eskişehir’de bir yenisi eklendi. Bir psikopat kedisinin karnını deşip saatlerce acı çekmesini videoya alıp yayınladı. Düşünün ki bizler bu tip ruh hastası katillerle aynı sokaklarda yürüyor, aynı iş yerinde çalışıyor, aynı apartmanda oturuyoruz. Bugün masum bir kediye bunu yapan kişilerin yarın çocuklarımıza ve bizlere aynı şeyleri reva görmesinin önünde kim duruyor? HİÇ KİMSE.

Mevcut yasalarla DEVLET HALKINI KORUYAMIYOR.

Bu sebeple yetkililerden artık bu çağdışı yasaları değiştirip DERHAL hayvana işkence ve tecavüzü suç kapsamına almasını, bu tip suçları işleyen kişilere CAYDIRICI cezalar vermesini talep ediyoruz.

UNUTMAYIN BUGÜN HAYVANA UZANAN KANLI ELLERİN YARIN BEBEKLERE, ÇOCUKLARA VE HATTA YETİŞKİNLERE UZANMASI SADECE AN MESELESİDİR.

%d blogcu bunu beğendi: