Aylık arşivler: Nisan 2014

İNANILMAZ BİR YETENEK /// YENİ BİR VAN GOGH MU DOĞUYOR ?? /// Ku rşun kalemle yaratılan harika


16 yaşındaki ressam Shania McDonagh (ABD)yarışmaya girdiği yapıtı -balıkçı James Fennell ‘in karakalem portresi- ile…

Adamın saç ve sakallarındaki ayrıntılı çalışma gerçekten hayranlık verici..

Shania is wonderful young artist.

And THIS, a portrait entitled "Coleman," is the stunning work of art that helped her win the first place award. No, it's not a photograph.

İLETİYİ PAYLAŞAN D. ALİ ERCAN VE ZEKİ ŞAHİN BEYE TEŞEKKÜRLER

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Irak Kürt Bölgesel Yönetiminde Gözlemler : Hükümet Kurma Sürecinde Son Durum


Oytun Orhan

Araştırmacı

ORSAM

Bilgay Duman Araştırmacı

ORSAM

Irak’ta parlamento seçimleri yapılıyor olsa da Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) iki seçim heyecanı birden yaşanmaktadır. Parlamento seçiminin yanı sıra sadece IKBY il meclisi seçimleri gerçekleşmektedir. Irak Kürt siyaseti açısından parlamento seçiminden ziyade yerel seçimlerin daha büyük önem taşıdığı görülmektedir. Genel seçim partiler arasındaki güç dengesini görmek ve merkezi hükümette daha fazla pay almak için önemli olsa da bütün Kürt partilerin ortak görüşü merkeze karşı birlikte hareket etme yönündedir. Esas rekabet ise yerel seçimlerde yaşanacak gibidir. Bu nedenle Kürt partiler yerel seçimlere daha fazla odaklanmış durumdadır.

21 Eylül 2013 tarihinde gerçekleşen IKBY parlamento seçiminden bu yana Bölgesel Hükümet kurulamamıştır. Sorunun temelinde, seçimden ikinci olarak çıkan Gorran ile üçüncü parti konumuna düşen KYB’nin bakanlıkların paylaşımı konusunda aralarında rekabet yaşanması olmuştur. KYB, Gorran’ın Peşmerge ve Maliye Bakanlıklarına almasına kesinlikle karşı çıkmıştır. KYB, dört kritik bakanlık olarak gördüğü Peşmerge, İçişleri, Maliye ve Doğal Kaynaklar Bakanlıklarından en az birinin kendisine verilmesini istemiştir. KYB özellikle Peşmerge ve İçişleri Bakanlıklarından birini almak istemiştir. Ayrıca KYB, hükümet görüşmelerinin tek partilerle değil, ortak görüşmeler yoluyla yapılması talebinde bulunmuştur. Ancak 17 Nisan 2014 tarihinde seçimin galibi KDP ile seçimin ikincisi Gorran Partisi hükümet kurma konusunda anlaşmıştır.

Seçimlerden yaklaşık 8 ay sonra yapılan bu anlaşma hükümet kurma sürecinde kritik bir aşama olmuş ve hemen ardından hükümete katılması konusunda KDP, Kürdistan İslami Cemaati’ni (Komala) ikna ederek, hükümete katılım konusunda anlaşma sağlamıştır. 28 Nisan 2014 tarihinde yapılan toplantı neticesinde Kürdistan İslami Birliği (Yekgirtu) de dört bakanlık alarak hükümete girme konusunda anlaşmıştır. Bu durumda sadece KDP, KYB’yi hükümete katılım konusunda ikna edememiştir. İslami Birliği ile yapılan toplantının ertesinde aynı gün içinde KDP ve KYB arasında görüşmeler yapılmıştır, ancak henüz uzlaşmaya dair bir sinyal ortaya çıkmamıştır. Ancak 6 ay içinde sadece bir kez toplanabilen Meclis, 29 Nisan tarihinde bir araya gelerek Meclis Başkanı, Yardımcısı ve Genel Sekreterini belirlemeyi başarmıştır.

KYB toplantıya katılsa da KYB’nin 18 milletvekili Meclis Heyeti’nin seçildiği oylamayı boykot ederek oy vermemiştir. Yapılan toplantı sonucunda Meclis Başkanlığı’na Gorran Partisi’nden Yusuf Muhammed Sadık, Başkan Yardımcılığı’na KDP’den Cafer İminki, Meclis Genel Sekreterliği’ne ise Komala’dan Şeyh Fahri seçilmiştir. Pazar günü yapılacak toplantıda ise KDP’den Neçirvan Barzani’ye de hükümet kurma görevinin verilmesi beklenmektedir. Bu durumda hükümet resmen kurulmasa da partiler arasında bakanlıkların dağılımı konusunda anlaşıldığı ortaya konmaktadır ve böylece hükümet kurma süreci başlatılmış olacaktır. Neçirvan Barzani’ye hükümet kurma teklifi verildikten sonra 45 gün içerisinde hükümetin kurulması gerekmektedir.

30 Nisan seçiminden bir gün önce hükümet kurma konusunda adım atılmasının arkasında bu durumun seçim propagandası için kullanılmasının yattığı konuşulmaktadır. KYB’ye göre Gorran, KDP ile anlaşarak hükümet kurup, KYB’ye karşı avantaj sağlamaya ve böylece KYB’nin oyunun düşürülmesine gayret göstermektedir. Ancak diğer bir görüşe göre, KYB’nin hükümette istediğini alamadığını ortaya koyacak şekilde seçim öncesinde hükümete girmesi, oylarını düşüreceğinden KYB seçim sonrası hükümete girecektir. KYB’nin 30 Nisan seçimlerinin kendi lehine olacağını düşündüğü için yeni güç dağılımı üzerinden hükümet pazarlıklarına devam etmek istediği görülmektedir. Diğer partiler ise hükümetin 6 ay önce gerçekleşen seçim sonuçlarına göre belirlenmesini istemektedir. Bu nedenle seçimin hemen öncesinde KYB hariç partiler anlaşmış ve süreç başlatılmıştır. KYB’nin seçimlerden güçlenerek çıkma beklentisi iki nedene dayanmaktadır. Birincisi Irak parlamento seçiminde IKBY seçiminden farklı olarak Kerkük başta olmak üzere KYB’nin açık ara güçlü olduğu yerlerin de dahil olacak olmasıdır. İkinci neden ise Gorran’dan KYB’ye oy kaymasının olacağı düşüncesidir.

Zira Gorran kuruluşundan itibaren KDP-KYB ittifakı ve güç dağılımına dayalı sisteme meydan okuyarak ve eleştirerek değişim beklentisi halktan destek bulabilmiştir. Ancak şimdi en fazla eleştirdiği KDP ile anlaşmış ve hükümete girerek sistemin önemli bir parçası haline gelmiştir. Gorran her ne kadar KDP ile yaptıkları anlaşmada sistemde köklü değişimlere neden olacak başlıklarda anlaşıldığını ve dolayısıyla eski sistemin parçası olmadıklarını iddia etse de halk durumu bu şekilde görmeyebilir ve tepki oyları eski sahibi KYB’ye dönebileceğini söylemek mümkündür. Bu durumda KYB’nin göstereceği tavır Irak genel siyasetinde de Kürtler açısında belirleyici bir rol oynayabilir. Özellikle il meclisi seçimlerinde Gorran ve KYB arasında yaşanacak çekişme ve sonrasında ortaya çıkacak tablo dikkatle takip edilmelidir.

ARAŞTIRMA DOSYASI /// 2014 Irak Parlamento Seçimleri : Siyasi Haritanın ve Beklentilerin Analizi ( İNGİLİZCE VE ARAPÇA)


2014 Irak Parlamento Seimleri … Siyasi Haritann ve Beklentilerin Analizi (ARAPA).pdf

2014 Irak Parlamento Seimleri … Siyasi Haritann ve Beklentilerin Analizi (NGLZCE).pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : Irak ve Suudi Arabistan Arasındaki Anbar Gerginliği


Firuze Yağmur Gökler

Araştırma Asistanı

firuzegokler

Irak ve Suudi Arabistan arasında Saddam Hüseyin zamanında problemli olan ilişkiler, 2006 yılında iktidara gelen Nuri El- Maliki hükümetiyle de halen devam etmektedir. Geçtiğimiz haftalarda da Irak Başbakanı Nuri El-Maliki Anbar’da yaşanan ve birçok kişinin ölümüne, bölgeden göç etmesine neden olan ve ülke güvenliğini de etkileyen gelişmelerden sonra, Suudi Arabistan’ı bölgedeki şiddeti desteklemekle suçlamıştır.

Anbar Krizi

28 Aralık 2013 tarihinde terörizmi desteklediği suçlamasıyla El-Irakiye Bloğu Sünni milletvekili Ahmed Alvani’ye yönelik bir operasyon gerçekleştirilmiştir. Bu operasyon esnasında milletvekilinin kardeşiyle birlikte korumaları, Nuri El- Maliki’ye bağlı özel timler tarafından öldürülmüş ve Alvani de tutuklanmıştır. Bu olay ve bu olaydan önce yaşanan bazı gelişmeler, Anbar’da sıcak gelişmelerin ve çatışmaların yaşanmasına neden olmuştur.

Sünni milletvekili Ahmed Alvani’ye düzenlenen operasyon öncesine baktığımız zaman, bölgede yaşanan gelişmeler bize olayların neden buraya geldiğini göstermektedir. Sünniler Irak’ta bürokrat, ordu görevlisi ve öğretmen olarak hizmet vermiş, Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesiyle de Sünni Arapların ülkedeki pozisyonları daha da güçlenmiştir. Fakat Sünni Araplar, 2003 ABD işgali sonrasında Saddam döneminin sona ermesi ve 2006 yılında Maliki yönetimindeki Şii bir hükümetin başa gelmesiyle kendilerinin ayrımcılığa maruz kaldıklarını dile getirmiş ve bu durumdan şikayetçi olmuşlardır. Irak’ın en büyük vilayeti olan ve nüfusunun çoğunluğunu Sünni Arapların oluşturduğu Anbar’da da hükümetin bu tutumuna karşı bazı gelişmeler meydana gelmiştir. Son bir yıldır Sünniler Anbar vilayetinin Ramadi kentinde kendilerine yönelik yapılan baskı ve ayrımcılığı protesto etmek için kamplar kurmuşlar ve milletvekili Alvani de hükümete yönelik bu protestolara destek vermiştir.

Maliki yaşanan bu gelişmelerden sonra, protesto kamplarının ve protestoların düzenlendiği bölgenin El- Kaide liderliğinin merkezi haline dönüştüğünü ileri sürerek, milletvekili Alvani’yi El-Kaide terör örgütüne destek vermekle suçlamış ve kampın dağıtılacağı uyarılarında bulunmuştur. Maliki’nin bu açıklamalarından sonra, ordu protestoları dağıtmaya başlamış ve Sünni milletvekili Alvani’ye yönelik operasyon düzenlenmiştir. Yaşanan bu gelişmeler Anbar’da son birkaç aydır şiddetli olayların yaşanmasına ve tırmanmasına sebep olmuştur.

Özellikle Felluce ve Ramadi kentlerinde Sünni protestocular ve Irak Güvenlik Güçleri arasında günlerce süren ölümcül çatışmalar meydana gelmiştir. Maliki bölgede durumu yatıştırmak amacıyla orduyu çekmiştir. Ordunun bölgeden çekilmesi Irak Şam İslam Devleti militanlarının Ramadi ve Felluce’de kontrolü ele geçirmesini kolaylaştırmıştır. Daha sonra Irak ordusu Ramadi’de kontrolü ele geçirse de, Felluce hala IŞiD güçlerinin elinde bulunmaktadır. Yaşanan bu olaylarda bilanço ise çok ağır olmuştur. Anbar vilayetinde meydana gelen olaylarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, birçok kişi yaralanmış ve 300 bine yakın kişi ise göç ederek, bölgeyi terk etmiştir.

Irak ve Suudi Arabistan’ın İlişkileri ve Anbar Krizine Yansımaları

Saddam Hüseyin döneminde iyi olmayan Irak-Suudi Arabistan ilişkileri, Maliki hükümetiyle de olumlu yönde seyretmemiştir. Birkaç kez diplomatik anlamda ilişkilerin geliştirilebilmesi için her iki ülke girişimlerde bulunsa bile, işler istenildiği şekilde ilerlememiştir. Irak ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler hep karmaşık ve hassas bir seyirde seyretmiştir.

Suudi Arabistan Krallığı Şii Irak hükümetini her zaman güvenilmez olarak görmüş hatta Irak’ı İran ajanı olmakla suçlamıştır. Bu yüzden Suudi Arabistan ve Irak arasında siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkiler her zaman düşük düzeyde seyretmiştir. Suudi Arabistan iki ülke başkentleri Riyad ve Bağdat arasında direk uçuşlara müsaade etmemiş, iki ülke arasında doğrudan ticarete izin vermemiştir. Krallık Irak’ın Riyad’da faaliyetlerini ve görevlerini yerine getirmesine izin verirken, Bağdat’ta büyükelçilik kurmayı ise reddetmiştir.

Irak hükümeti de Suudi Arabistan’ı birçok kez kendi ülkesinin güvenliğini tehdit etmekle suçlamıştır. Irak, direnişçilerin Suudi Arabistan’dan geldiğini söylemiş ve bu konuda Krallığı suçlamıştır. Irak Dışişleri Bakan yardımcısı Labeed Abbawi birçok dini kuruluşun ve din adamlarının insanları Cihad adına Irak’a gidip savaşmaları için cesaretlendirdiklerini dile getirmiş ve Suudi hükümeti suçlamıştır.

Her iki ülkenin birbirlerine yaklaşımlarını ve ilişkilerini asıl etkileyen faktörler bölgedeki terörizm ve mezhepsel kutuplaşmadır. Bu iki nedenden ötürü iki ülke birbirine güvenmemiş, birbirlerini kendi ülke ve bölge güvenliğini tehdit etmekle suçlamışlardır. Irak Suudi Arabistan’ı kendi ülkesindeki Sünni radikal gruplara arka çıkmakla suçlarken, Suudi Arabistan ise Irak’la İran’ın ilişkisinin bölgedeki Sünni Müslümanları tehdit ettiğini dile getirmiştir.

Her iki ülke birbirlerini mezhepsel farklılıklarına dayanarak tehdit olarak görseler bile, birkaç kez ilişkilerin iyileştirilmesi için hamlelerde bulunmuşlardır. 2012 yılında Suudi Arabistan Irak’ta büyükelçilik açacağını söylemiş ve bu Iraklılar tarafından hoş karşılanmıştır. Aynı şekilde iki ülke arasında güveni arttırmak için Irak Suudi Arabistan ile tutuklu mübadelesi imzalamıştır. Fakat atılan bu adımlara rağmen Suudi Arabistan’ın hala Bağdat’ta bir büyükelçiliği bulunmamaktadır. Dolayısıyla ne diplomatik, ne siyasi ne de ekonomik ilişkiler istenilen seviyeye gelememiştir.

En son Irak’ın Anbar vilayetinde yaşanan huzursuzluk ortamı da Suudi Arabistan ve Irak arasındaki gerginliği yansıtmaktadır. Irak Başbakanı Nuri El- Maliki, Anbar olaylarında Suudi Arabistan’ın bölgedeki şiddeti finanse ettiğini ve terörist grupları desteklediğini dile getirmiştir. Bu ülkenin Irak’taki bu grupları hem siyasi olarak, hem medya aracılığıyla, hem de para ve silahla desteklediğini söylemiştir. Fransa kanalı France24’e verdiği mülakatta Maliki, Suudi Arabistan’ın Irak’a savaş ilan ettiğini, Irak’a hem Suriye’den hem de doğrudan saldırdığını dile getirmiştir. Irak’ta El-Kaide’yi finanse ederek Şii hükümeti indirmeyi planlamakla suçlamıştır. Maliki, Suudi Arabistan’ı aynı şeyleri Suriye’de de yaparak, Suriye’deki silahlı grupları desteklediğini dile getirmiş bu yüzden bölge güvenliğini de tehdit ettiğini ve küresel terörizmi desteklediğini söylemiştir.

Suudi Arabistan tarafı ise Maliki’nin yapmış olduğu açıklamaların yanlış ve saldırgan olduğunu dile getirmiştir. Ülke olarak kendilerinin açık ve net bir biçimde terörizme karşı olduklarını, hem bölgesel hem de küresel bağlamda terörizmle mücadele ettiklerini söylemiştir. Maliki’nin bu tarz açıklamalar yapmak yerine ülkedeki kaos ve şiddet ortamını sona erdirecek önlemler alması gerektiğinden bahsetmiştir. Aynı zamanda Suudi yetkililer Maliki’yi mezhepsel politikalarla Sünni gruplara karşı yanlış politikalar izlemekle suçlamıştır.

Sonuç

Son beş aydır Irak’ın Anbar vilayetinde yaşanan gelişmeler Irak iç siyasetine damga vurmuştur. Anbar’da yaşanan bu gelişmeler aynı zamanda Anbar içerisinde kutuplaşmalara da neden olmuş ve bölgede gerilim iyice yükselmiştir. Nuri El- Maliki yaptığı açıklamalarda Anbar olayları ile ilgili Suudi Arabistan’ı suçlamıştır. Maliki, Sünni halkın yaşadığı Anbar vilayetinde Suudi Arabistan’ın mezhepsel temellere dayanarak, bölgede terörizmi desteklediğini ve buradaki terör gruplarına yardım ettiğini söylemiştir. Irak ve Suudi Arabistan’ın uzun yıllardır problemli olan ikili ilişkileri Irak’ta yaşanan Anbar krizine yansımıştır. Anbar krizi sonrası iki ülke liderlerinin yapmış oldukları sert açıklamalardan sonra ikili ilişkiler daha da zedelenecektir. Anbar gerginliği sadece ikili ilişkileri değil aynı zamanda bölge güvenliğini de sıkıntıya sokabilir. Bu yüzden bu noktada Irak’ın daha sakin bir tavır takınarak bu meseleye yaklaşması gerekmektedir. Devletlerarası ilişkilerde sakinlik gereklidir ve ülkeler arasında diyalog olması hem ilişkileri daha iyi bir hale sokar hem de uluslararası itibarı sağlamlaştırır. Suudi Arabistan küresel terörizmle mücadele etmek için birçok adım atmış ve yakın bir zamanda terörizmin finanse edilmesini yasakladığını duyurmuştur. Suudi Arabistan’ın bu olumlu hareketinden sonra Irak hükümeti de ortak amaç olan terörizmi bitirmek ya da en azından terörizmin kapasitesini azaltmak için Krallıkla birlikte hareket etmeli ve işbirliği yapmalıdır.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Kadın Günü Vesilesiyle İran’da Kadın Meselesine Kısa Bir Bakış


Pınar Arıkan

ORSAM Danışmanı

Ortadoğu Teknik Üniversitesi

20 Nisan günü İran’da Kadın Günü olarak kutlandı. 8 Mart Uluslararası Dünya Kadınlar Gününün yanında İran’da geleneksel olarak Hz. Fatma’nın doğum günü Kadın Günü olarak kutlanmakta. Evlatların annelerini aradıkları, eşlerin hanımlarına hediyeler aldıkları bu günün kutlamalarına bu yıl İran Dini Lideri Ayetullah Hamenei ile Cumhurbaşkanı Ruhani’nin açıklamaları damgasını vurdu.

Yorumcular tarafından muhafazakar ve reformcu söylemlerin çekişmesi olarak anlaşılan iki liderin açıklamaları, aslında İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri tartışılmakta olan kadın meselesine bakışta iki farklı paradigmayı temsil ediyordu. Bunlar yeni-gelenekselci ve İslamcı/modernist paradigmalardır. Yeni-gelenekselci bakış, kadın meselesinin geleneksel ataerkil yorumunu yumuşatmak çabasındadır. Geleneksel ataerkil yorumlar kadın haklarından ve cinsiyet eşitliğinden bahsetmediği gibi kadının yerinin ev, erkeğin ise toplum olduğuna dair katı bir ayrım yapmaktadırlar. Buna karşı çıkan yeni-gelenekselci düşünce, ‘cinsiyet eşitliği’ni Batılı bir kavram olduğundan dolayı reddetmekle birlikte, ‘cinsiyet tamamlayıcılığı’ kavramını ortaya atmaktadır. Buna göre kadın ve erkek yaratılış itibariyle eşittir, ancak toplumda farklı rolleri vardır. Kadın ve erkeğin farklı rollerinin olması ise kadının erkeğe tabi olduğu veya aralarında eşitlik bulunmadığı anlamına gelmez. Bu görüş, hadis yerine Kur’an’ı referans almakta ve çalışmalarını bilimsel olarak da kanıtlama çabasıyla Batıda yapılmış olan çalışmalara referans vermektedir.

Yeni-gelenekselci bakışa eleştiri olarak ortaya çıkan İslamcı/modernist düşünceye göre Müslüman toplumlarda cinsiyet eşitliği uygulanmalıdır ve cinsiyet eşitliği ile İslam arasında hiçbir zıtlık yoktur. Şeriatın dinamik yorumunu yapan bu görüş, Kur’an’da insanoğlunun kadın ve erkek ayrımı olmaksızın eşit olduğunu, ancak zaman içinde erkekler tarafından yapılan yorumların Kur’an’da beyan edilen cinsiyet eşitliğini yıktığını iddia etmektedir. İslamcı/modernistlere göre kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik, tabii yaratılışlarındaki farkların bir sonucu değil, İslam toplumunda zaman içinde toplumsal olarak inşa edilen bir durumdur. Modern öncüllerle yola çıkan bu görüşü İslami yapan ise düşüncelerini içtihat gibi geleneğin içinden gelen bir araçla ortaya koymalarıdır. Bu düşünceye göre kadınlar pasif bireyler değil aksine Müslüman toplumda özerkliğe ve seçme hakkına sahip aktif bireylerdir.

İran Kadın Günü vesilesiyle 19 Nisan’da kendisini ziyaret eden Seçkin Kadınlar Cemiyeti (Jamiyat-e Banouvan-e Farhikhte) ile yaptığı görüşmede Ayetullah Hamenei’in, yeni-gelenekselci paradigma çerçevesinde kadınlara seslendiğini görmekteyiz. Batılı kavramlara olan eleştiriyi dillendiren Hamanei, kadın meselesinde hata yapmamak için zihni Batının yanlış, klişe ve kemikleşmiş sözlerinden arındırmak gerektiğini söylemiştir. Bir yandan Batı düşüncesinden de haberdar olmak gerektiğinin altını çizerken, öte yandan bu düşüncenin otorite kabul edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Kadın meselesinin aile kavramından ayrı düşünülmesinin anlam kargaşasına neden olacağını ifade eden Hamenei, kadının aile içindeki huzurunun birincil önemde olduğunu ve kadın istihdamının önem sırasında ikinci geldiğini belirtmiştir. Hamenei’ye göre kadın meselesine sağlıklı, mantıklı, doğru ve faydalı bakabilmenin yolu meslek ve cinsiyet eşitliği gibi konularda Batı düşüncesinden tamamen uzaklaşmakla mümkündür. Eşitliğin her zaman adalet anlamına gelmediğini ifade eden Hamenei, adaletin her zaman hak olduğunu eşitliğin ise bazen hak bazen batıl olduğunu belirtmiştir.(1)

Cumhurbaşkanı Ruhani’nin 20 Nisan’da İran Kadın Günü için yaptığı açıklaması ise İslamcı/modernist paradigmanın izlerini taşımaktadır. Ruhani, kadın ve erkek arasında hukuki ve toplumsal eşitliği vurgulamak için kadının toplumdaki varlığından ve yüceltilmesinden duyulan korkuyu İslam’a, dine ve Kur’an’a dayandırmamak gerektiğini söylemiştir. Nitekim İslami prensiplere göre erkeğin birinci, kadının ise ikinci cins olmadığına işaret etmiştir. Kadının emniyetinin sadece evle sınırlı olmadığını, aksine toplumda ve sokakta da emniyetlerinin temin edilmesini gerektiğini belirtmiştir. Kadınlar için fırsat eşitliği, kişi dokunulmazlığı ve sosyal haklarda eşitlik gerekliliklerine vurgu yaparak halen İran’da kadın hakları ve cinsiyet meseleleri konusunda pek çok eksiklik olduğunu söylemiştir.(2)

İran medeni hukukunun evlenme, boşanma, velayet, miras gibi konularda kadına erkekten daha az hak tanıması, kadının çalışma ve ülke dışına seyahatinin eşinin veya kendisinden sorumlu bir erkeğin iznine tabii olması gibi uygulamalar İran’da kadın hakları savunucuları tarafından eleştirilmektedir. Ancak ataerkil devlet yapılanması şeriatın içinden dahi yapılsa yeni yorumları kabul etmeye ve günün koşullarına göre bu yasaları değiştirmeye direnmektedir. Siyasi haklar dahilinde seçme ve seçilme hakkına sahip olan kadının kanunun bir yorumuna dayanılarak cumhurbaşkanı olma hakkından men edilmesi de bir tartışma konusudur. Üniversitenin pek çok bölümünün meslek olarak kadına uygun olmadığı gerekçesiyle kız öğrencilerin buralarda okumaktan men edilmesi yine son yılların kadın hakları konusundaki önemli tartışma konularındandır. Nitekim, bu yıl Kadın Günü vesilesiyle kadınlarla yaptığı görüşmede Ayetullah Hamenei, adaleti tesis etmek için kadının tabiatına uygun olmayan mesleklerin onlara dayatılmaması gerektiğini ifade etmiştir. Bütün bu kararları alan kurum ve mercilerde kadınların ne kadar temsil edildiği ise göz ardı edilmektedir.

Kadının toplumsal yerine dair muhafazakar görüşü temsil eden Ayetullah Hamenei’nin sözlerine karşılık Cumhurbaşkanı Ruhani’nin reformcu açıklamaları, İran’da kadın meselesinin Hatemi hükümetinden sonra yeniden siyasal gündeme taşındığını göstermektedir. Nitekim geçtiğimiz Haziran ayında yapılan seçimlerde kadın hakları konusunda iyileştirme sözü veren Ruhani’den bu yönde daha fazla adım atması beklenmektedir. Ancak İran Rehberinin ve Cumhurbaşkanının açıklamalarını İslam Cumhuriyeti’nin kadın meselesine bakışında 1990lı yıllardan bugüne kadar mücadele içinde olan iki paradigmanın ışığında değerlendirdiğimizde konunun derin kökleri olduğu ve değişimin kolay gerçekleşmeyeceği görülmektedir.

(1) http://www.khabaronline.ir/detail/350227/Politics/1064

(2) http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2014/04/140407_l45_rouhani_women.shtml

MİZAH : ABAZAN BİR GENCİN SİTEMİ :))))))


MİZAH : KLASİK BİR ANNE – KIZ MUHABBETİ :)))))))


%d blogcu bunu beğendi: